Şeker Hastaları Beyaz Pirinç Yiyebilir Mi?

Beyaz pirinci yüksek tip 2 diyabet riski ile ilişkilendirilirken, yayınlanan yeni bir araştırma bunun tam tersini söylüyor. Araştırma, beyaz pirinç tüketiminin daha yüksek tip-2 diyabet riski ile ilişkili olmadığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / En temel gıdalarından biri olan beyaz pirincin şeker hastalarının beslenmesine dahil edilip edilmeyeceği konusunda yoğun bir tartışma var.

İşlenme yoluyla elde edilen beyaz pirincin glisemik indeksi yüksektir. Bu yüzden beyaz pirinç daha yüksek tip 2 diyabet riski ile ilişkilendirilmiştir. Yayınlanan bir araştırma bunun tam tersini söylüyor.

Singapur Ulusal Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen bir araştırma, beyaz pirinç tüketiminin daha yüksek tip-2 diyabet riski ile ilişkili olmadığını ortaya koydu.

Beyaz pirinci diğer besinlerle doğru miktarda tüketmek şeker hastalarında durumu ağırlaştırmaz. Bununla birlikte, beyaz pirinci fazla tüketmek, tip 2 diyabet riskini artırabilir.

Şeker hastaları beslenmelerine beyaz pirinci eklemeden önce mutlaka bir sağlık uzmanıyla konuşmalıdır.

Dr. Sonia Gandhi, şeker hastası olan bir kişi için günlük toplam kilokalorisinin yüzde 40-45’inin karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini söyledi. Buda şeker hastası bir kişi en az 30 gram pirinç tüketebileceği anlamına geliyor.

Porsiyon göre 30 gram pirinç, 20 gram karbonhidrat sağlar. Karbonhidratlar şeker hastaları için gram olarak reçete edilir.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir.

Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Doğum Sonrası Komplikasyonlar: Kadınların Bilmesi Gerekenler

Doğum sonrası, aile genellikle çocuğa odaklanır, annenin sağlığı genellikle arka planda kalır. En son tıbbi yönergeler, annenin doğumdan sonraki üç hafta içinde bir konsültasyona gitmeleri gerektiğini söylese de, birçok anne doğum sonrası konsültasyonunu ihmal eder.

Haber Merkezi / Ancak son dönemlerde yapılan araştırmalar, doğumdan sonra, gebelikle ilgili ciddi tıbbi komplikasyonların ortaya çıkma sıklığına vurgu yapmaktadır.

Doğum sonrası komplikasyonlar en sık ne zaman ortaya çıkar?

Doğumdan sonraki ilk altı hafta en tehlikeli dönemdir; Kadınlar ve eşleri veya refakatçileri özellikle ilk hafta oldukça dikkatli olmalıdırlar. Hamilelikle ilgili komplikasyonlar, doğumdan sonraki bir yıl ortaya çıkabilir: İlk yılın tamamı hassas bir dönem.

En çok kim risk altındadır?

Ancak 35 yaş ve üzerindeki tüm annelerin komplikasyon yaşama olasılığı daha yüksektir. Obez kadınlar ve kalp hastalığı gibi altta yatan tıbbi sorunları olanlar gibi, ameliyat olmuş kadınların komplikasyonları daha fazladır.

En yaygın uyarı işaretleri nelerdir?

Birçok doğum sonrası semptom, daha ciddi tıbbi sorunlara işaret edebilir:

Geçmeyen veya kötüleşen baş ağrıları
Baş dönmesi veya bayılma
100.4 derece veya daha yüksek ateş
Yüzde veya ellerde şiddetli şişlik
Nefes almakta zorlanma

Göğüs ağrısı veya hızlı kalp atışı
Şiddetli mide bulantısı ve kusma
Şiddetli karın ağrısı
Ağır genital kanama veya akıntı
Aşırı yorgunluk

Zor bir hamilelik veya doğum, doğum sonrası komplikasyonları tetikleyen bir anormallikten daha fazlası mıdır?

Evet. Ancak sorunsuz ve kolay bir hamilelik geçiren biri bile tıbbi komplikasyonlar yaşayabilir.

Gebelikte gelişen hipertansif bozukluklar ve diyabet gibi bazı tıbbi durumlar doğum sonrası dönemde riskleri artırabilir, bu nedenle yakın takip gerektirir. Yüksek tansiyonu olan kadınlar, tansiyonlarını izlemek için bir cihaz takabilirler.

Sezaryen doğumlar enfeksiyonlara ve hayatı tehdit eden kan pıhtılarına yol açabilir. Prematüre veya gebelik yaşına göre küçük bebek doğurma durumlarında bebeğin yanı sıra annenin sağlığı da yakından izlenmelidir.

Travmatik bir doğum deneyiminin depresyona, kaygıya ve travma sonrası stres bozukluğuna yol açabileceği belirtilmektedir. Doğum sonrası kontrollerde tüm kadınlar depresyon açısından izlenmelidir.

Riski azaltmak için alınabilecek önlemler var mı?

Hamile değilseniz ve hamilelik planlıyorsanız, doktorunuzla ve eşinizle bir gebelik öncesi konsültasyon planlayın (eşinizin tıbbi geçmişi de önemli olabilir).

Hamile kalırsanız, doğum öncesi bakıma başlayın ve doktorunuzla konsültasyonları atlamayın. Doğumdan sonra, hastaneden taburcu olduktan sonraki ilk iki ila üç hafta içinde takip kontrolü için kadın doğum uzmanınızı veya ebenizi ziyaret edin.

Hamileliğiniz sırasında zorluk yaşıyorsanız veya yüksek tansiyon, diyabet veya obezite gibi sağlık sorunlarınız varsa, önceden var olan tıbbi durumlarınız hakkında doktorunuzla konuşun.

Doğumdan hemen sonra ağlamak normal mi? Hangi psikolojik belirtiler acil tıbbi müdahale gerektirir?

Bazı yeni anneler doğum yaptıktan sonra üzgün hissedebilir, ancak bu genellikle geçici bir durumdur. Üzüntü ve umutsuzluk duyguları devam ederse veya iyi bir anne olmadığınızı düşünüyorsanız veya hayatınız üzerinde hiçbir kontrolünüzün olmadığı konusunda endişelenmeye devam ederseniz yardım isteyin.

Kendinizi veya çocuğunuzu incitme düşünceleriniz veya bir türlü kurtulamadığınız müdahaleci düşünceleriniz varsa hemen yardım alın.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir. Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Yağlı Karaciğer İçin Japon Diyeti

Genel olarak, Japonların daha uzun yaşadığı ve Yağlı Karaciğer Hastalığı (FLD) dahil olmak üzere bir çok kronik hastalıktan daha az muzdarip olduğu ve bunun en önemli sebebinin de beslenme olduğu söylenir.

Haber Merkezi / Fazla yağın karaciğerde depolanması ve iltihaplanma nede olması, karaciğer yağlanması olarak adlandırılır. Karaciğeri kötü etkileyen bir hastalıktır. Şimdi, Japon diyetinin karaciğeri korumaya nasıl yardımcı olduğuna bakalım.

Japon diyeti nedir ve faydaları nelerdir?

Japon diyeti için sağlığı destekleyen yiyecekleri tüketmenin bir diyet diyebiliriz. Tüm besinler açısından zengin ve dengeli bir beslenme. Çalışmalar, Japon diyetini takip etmenin yağlı karaciğer hastalığı da dahil olmak üzere birçok kronik hastalığın görülme sıklığını azalttığını göstermiştir.

Karaciğerdeki iltihaplanmayı önlemek ve karaciğeri korumak için lif, antioksidanlar ve diğer bitkisel besinler açısından zengin sebzeler, meyveler, kepekli tahıllar ve baklagiller açısından zengin bir diyet önerilir. Diyet ayrıca, anti-enflamatuar özelliklere ve kalp koruyucu faydalara sahip mükemmel omega-3 yağ asitleri kaynakları olan balık ve deniz ürünlerini de takip eder.

Midenin yüzde 80’i dolana kadar yemek: Japon mutfağının bir diğer özelliği. Tüketilen kalori miktarını azaltır ve kilo vermeyi destekler. Aşırı yemekten kaçınılır, obezite ve sindirim bozuklukları önlenir.

Japon diyeti yağlı karaciğer hastalığını önlemeye nasıl yardımcı olur?

Bitki bazlı gıdalara vurgu yapan, kırmızı et, işlenmiş gıdalar ve şekerden kaçınan Japon diyeti, karaciğere besin sağlarlarken oluşan hasarı da gidermeye yardımcı olur.

Japon diyetinde ayrıca, pirinç ve erişte gibi karmaşık karbonhidratlar bulunur. Bunlar düşük glisemik indeks seviyelerine sahiptir. Hal böyle olunca sabırla sindirim yapılır ve kan şekeri seviyesi sorunsuz bir şekilde korunur.

Sonuç olarak, yağlı karaciğer hastalığı riski azalır.

Japon diyetinde hangi yiyecekler tüketilir?

Sebzeler: Japon diyetinde sebzelere ağırlık verilir. Sebzeler çiğ, salamura veya yarı pişmiş olarak yenebilir. Turp, patlıcan, fasulye, mantar gibi…

Meyveler: Sebzeler gibi meyveler de Japon diyetinde önemli bir rol oynar. Çilek, şeftali, üzüm gibi mevsim meyveleri daha çok tüketilir.

Tam Tahıllar: Japon diyeti pirinç, arpa, erişte ve tam tahıllar içerir.

Deniz ürünleri: Balık ve deniz ürünleri, Japon diyetinin önemli bir parçasıdır.

Bakliyat: Protein açısından zengin soya fasulyesi ve tofu gibi baklagiller de Japon diyetinde önemli bir rol oynar.

Fermente Gıdalar: Fermente gıdalar sindirim sağlığı için gerekli faydalı bakterileri içeren gıdaları içerir.

Yeşil Çay: Japonya’da geleneksel bir içecek olan yeşil çay, gün boyunca tüketilir. Yeşil çaydaki antioksidanlar sağlığa birçok yönden fayda sağlar.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir.

Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Bilim İnsanlarından Beyin Kanseri Tedavisinde Çığır Açan Buluş

Bilim insanları, beyin kanseri tedavisinde dünyada çığır açacak bir buluşa imza attılar. İlaç, tümör büyümesini geciktirerek, genellikle genç ve nispeten sağlıklı olan hastaların kemoterapi ve ışın tedavisine başlamadan önce bekleyebilecekleri süreyi uzattı. Bu da radyasona maruz kalma ile ortaya çıkabilecek yan etkilerin geciktirilmesine yardımcı olabilir.

Beyin Kanseri Nedir? Kontrolsüz ve sınırsız şekilde çoğalan hücreler, öncelikle tümör adı verilen kitleler oluşturur ve zamanla çevre dokulara, hatta uzak vücut dokularına yayılım göstermeye başlar. Bu durum beyindeki hücrelerde meydana geldiğinde beyin kanseri olarak adlandırılır.

Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden New England Journal of Medicine’de yayınlanan bir çalışma beyinin destekleyici dokusu glial hücrelerde oluşan Gliom tümörlerinin büyümesini geciktiren bir ilacın hastalar üzerinde başarılı olduğunu duyurdu.

Pazar günü yayınlanan makalede Amerikan Servier şirketi tarafından geliştirilen Vorasidenib adlı ilacın sağladığı başarı, beyin tümörü araştırmalarında ‘büyük bir ilerleme’ olarak nitelendirildi.

Deneyin sonuçlarına göre kanserin dört evresinden ilk iki evresinde olan ve düşük dereceli Glial tümör olarak kabul edilen hastalara verilen ilaç, tedaviyi almayan hastalara göre tümör büyümesini engelledi.

Servier, 10 ülkeden 331 hastanın katıldığı çalışmada ilacı her gün kullanan 168 hastada kanserin yayılmadığı medyan sürenin iki yılı aştığını ve ilacın kanserin ilerlemesi ya da ölüm riskini yüzde 61 oranında azalttığını açıkladı.

Çalışmaya göre ilaç, tümör büyümesini geciktirerek, genellikle genç ve nispeten sağlıklı olan hastaların kemoterapi ve ışın tedavisine başlamadan önce bekleyebilecekleri süreyi uzattı. Bu da radyasona maruz kalma ile ortaya çıkabilecek yan etkilerin geciktirilmesine yardımcı olabilir.

Araştırmada yer almayan Yale Kanser Merkezi Direktörü ve Amerikan Klinik Onkoloji Derneği Başkanı Dr. Eric Winer, Wall Street Journal’a verdiği demeçte “Bu, gidişatı değiştirecek bir çalışma” dedi.

İlaçta sağlanan başarı sayesinde şirket, deney sırasında plasebo ilaç kullanan 163 kişiye de tedaviye katılmalarının önerildiğini belirtti.

“İlaç, kan-beyin bariyerini geçecek şekilde tasarlandı”

Meme ve akciğer gibi diğer kanser türlerine yönelik tedavilerde büyük ilerlemeler kaydedilmiş olsa da beyin tümörlerine karşı mücadele çoğunlukla durağan kalmış durumda.

Bu yavaşlığın kaynağında birçok ilacın tümöre ulaşmak için kan-beyin bariyeri olarak bilinen koruyucu damar ve doku tabakasını aşamaması gösteriliyor. Bu da büyük ve masraflı denemelerin yapılmasını zorlaştırıyor.

Servier’in klinik geliştirme başkan yardımcısı Dr. Susan Pandya ise ilaçlarının IDH mutasyonlu proteinleri hedeflediğini ve bloke ettiğini belirterek ilacın kan-beyin bariyerini geçecek şekilde tasarlandığını söyledi.

Boston’daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde nöro-onkoloji merkezi direktörü ve çalışmanın kıdemli yazarlarından Dr. Patrick Wen, “Çok fazla başarısı olmayan çok zor bir hastalık. Bu hastaların denemede başarılı olduğunu görmek gerçekten memnuniyet vericiydi.” dedi.

2. evre gliomları tedavi etmek için doktorlar ameliyatla tümörün mümkün olduğunca büyük bir kısmını alıyor. Daha sonraki aşamalarda tümörün büyüyüp büyümediği takip edilirken bir yandan da ışın ve kemoterapi tedavilerine başlanıyor. Fakat genellikle tümörler tedavi edilemiyor ve sıklıkla yıllar sonra geri geliyor.

New York’taki Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nde nöroloji başkanı ve araştırmanın baş araştırmacısı olan Dr. Ingo Mellinghoff, bu çalışmanın beyin kanserindeki mutasyonları hedef alan “ilk geç aşama” çalışma olduğunu söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kırmızı Muzun Çok Şaşıracağınız Faydaları

Rengini beta karotenden alan kırmızı muzun tadı sarı muza yakındır: Hafif ahududu, çilek ve mango aromaları. Sarı muza göre daha yumuşak olan kırmızı muz, kremsi yapıda ve daha tatlıdır.

Haber Merkezi / Güney Amerika ve Asya’da yetiştirilen bu muz çeşidi meyve olarak yenildiği gibi meyve salataları ve komposto yapımında kullanılır.

Ahududu aroması sayesinde kırmızı ya da mor renk alan bu muz türünün tadı sarı muzla benzer özellik gösterir.

Çikolata, bisküvi, puding ve cips gibi atıştırmalıklara tat vermesin için kullanılan kırmızı muz, una dönüştürülerek pasta yapımında da kullanılabilir.

Kırmızı muzun faydaları:

Kırmızı muz, sarı muzdan daha fazla besin içerir. Bu nedenle bu muzu tüketmek ciddi hastalıkları önleyebilir.

Şeker hastaları kırmızı muz tüketebilir. Kırmızı muzun glisemik indeksi düşüktür. Bu meyveyi günlük olarak sınırlı miktarda tüketmek kan şekerini kontrol altında tutmaya yardımcı olur.

Kırmızı muz potasyum açısından oldukça zengindir. Bu nedenle yüksek tansiyonu olan kişiler bu muzu sorunsuz bir şekilde tüketebilir.

Görme gücü zayıf olan kişiler de bu muzu yemelidir. Çünkü kırmızı muz A vitamini açısından oldukça zengindir.

Kemikleri güçlendiren kırmızı muz, aynı zamanda böbrek taşı oluşumunu da engeller. Kalp hastalığı olanlarda bu muzu tüketebilir.

Faydaları saymakla bitmeyen kırmızı muzun, kanser gibi hastalıklara yakalanma riskini de azalttığı bilinmektedir.

Paylaşın

Yedi Günde 5 Kilo Verebilirsiniz; Peki Nasıl?

Kilo vermek için farklı yöntemler bulunmaktadır. Bunlar arasında sıkı bir diyeti ve her gün egzersizi sayabiliriz. Ancak herkes sıkı bir diyeti uygulayamaz veya her gün egzersiz yapamaz. İşte bu kişiler kilo vermenin kolay yollarını ararlar.

Haber Merkezi / Basit yöntemlerle kilo vermek isteyen biriyseniz bu yazı tam size göre. Çünkü hızlı kilo vermenin harika bir yolu var.

Bir içecekten bahsediyoruz. Kilo vermenize yardımcı olabilecek birçok içecek var. Bunlardan biri de hardal içeceğidir.

Yemeklerimizde kullandığımız bir baharat olan hardal tohumları, küçük gibi görünse de faydaları oldukça fazladır.

Bu faydalar arasında kilo vermeyi de sayabiliriz. Şimdi bu kilo verdiren hardal içeceğinin nasıl yapılacağına ve ne zaman içileceğine bakalım.

Hardal kilo vermeye nasıl yardımcı olur?

Hardal tohumları kalorisi açısından fakir olmasına rağmen lif açısından oldukça zengindir.

İngiltere’deki Oxford Politeknik Enstitüsü tarafından yürütülen bir araştırma, bir çay kaşığı hardal tohumunun vücut metabolizmasını yüzde 25 artırdığını ortaya koydu: Her saat en az 45 kalori yakar.

Ayrıca, hardal tohumlarındaki kompleks lif, sindirim sisteminin sindirimini biraz zorlaştırır. Bu da aşırı enerji kullanımını gerektirir. Yani vücutta depolanan yağlar bu enerjiyi karşılamak için kullanılır. Sonuç olarak, hardal tohumları kilo vermeye yardımcı olur.

Hardal içeceği yapmak için gerekli malzemeler:

1 yemek kaşığı hardal tohumu
1 yemek kaşığı anason
1 yemek kaşığı limon suyu

Öncelikle hardalı ve anasonu kapaklı bir kaba koyun ve 1 su bardağı sıcak su ekleyin, kapatıp 5 dakika demlenmeye bırakın. 5 dakika sonra süzün ve limon suyunu ekleyip karıştırın. Hardallı içecek hazır.

Ne zaman içilir?

Bu hardalı içecek sabah uyandıktan sonra aç karnına içmeli.

Hardal tohumlarındaki besinler

Hardal tohumları lif, C vitamini, K vitamini, tiamin, riboflavin, B6 vitamini ve folik asit açısından zengindir. Ayrıca antioksidanlar ve çoklu doymamış yağ asitleri açısından da zengindir.

Anasondaki besinler

Anason, hardaldan sonra yemek pişirmede kullanılan bir diğer maddedir. Anason, lif, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum ve magnezyum gibi besinler açısından zengindir.

Aynı zamanda güçlü bitki bazlı bileşikler içerir. İştahı keser ve fazla kalori alımını engeller. Anason ayrıca kalp sağlığına iyi gelir ve kanser önleyici özelliklere sahiptir.

Limon

Limon, kilo vermeye yardımcı olan en önemli besinlerden biridir. Limon vücudun metabolizmasını hızlandırır, vücuttaki yağları eritir ve kilo vermeye yardımcı olur.

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir.

Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın

Öğlen Egzersizleri İle Diyabeti Kontrol Altına Alın

Doktorlar, diyabet (şeker hastalığı) hastalarının doğru egzersiz ve doğru beslenme ile şeker seviyesini kontrol altına alabileceğini belirtiyorlar. Yapılan yeni bir araştırma bunu doğruluyor.

Haber Merkezi / Araştırmacılar, öğleden sonra aktif olmanın diyabetli kişilerde kan şekeri seviyesini kontrol etmeye yardımcı olduğunu buldular.

Araştırmayı yürüten bilim insanları, öğleden sonra aktif olanların kan şekerini günün diğer saatlerinde aktif olanlara göre daha iyi kontrol ettiğini söylediler.

Dünyanın en iyi diyabet araştırma merkezlerinden ABD’deki Jaslin Diyabet Araştırma Merkezi’nden bilim insanları, aktif kalma süresinin özellikle kan şekeri seviyesini etkileyip etkilemediğini incelediler.

Araştırma için 2.400 kişi seçildi ve fiziksel aktivitelerini ölçen bir cihazı bellerine takmaları talimatı verildi. Araştırmaya katılan denekler 4 yıl boyunca takip edildi.

Araştırma, öğleden sonra fiziksel olarak aktif olanların, kandaki şeker seviyesini kontrol etmede diğerlerine göre daha başarılı olduğunu buldu.

Egzersizin diyabet hastaları için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyan araştırmada, bazı deneklerin şeker seviyesini kontrol altında tutmak için ilaç kullanmayı bıraktığı da belirtildi.

Paylaşın

Hormon Dengesi İçin Bir Günlük Diyet

Doğru besinler alınmadığı takdirde hormon seviyelerinde dengesizlikler oluşabilmektedir, ki hormonlar bedensel ve benliksel sağlığın korunmasında çok önemli rol oynarlar.

Haber Merkezi / Bu nedenle hormonlarınızı sağlıklı ve dengeli tutmak için uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte dengeli bir diyet uygulamanız gerekir.

Hormonal dengesizlik sorunu olan kişiler bu diyet planını günlük olarak uygulayabilirler.

Sabah

Kahvaltıdan önce tarçın tozunu ılık suda karıştırın ve için. Bazı kuruyemişleri de bu karışımla birlikte alabilirsiniz: 3-4 kuru üzüm, 3-4 Brezilya fıstığı ve 3-4 badem.

Bu, kan şekeri seviyesini düzenlemeye, bağışıklık sistemini güçlendirmeye, insülin artışlarını kontrol etmeye ve tiroid fonksiyonunu iyileştirmeye yardımcı olur.

Öğlen

Öğlen yemeğinden önce, en sevdiğiniz meyveleri üzerine haşhaş tohumu serperek tüketebilirsiniz.

Filizlenmiş mercimeği öğle yemeğinize dahil edin. Filizlenmiş mercimek, bağırsak sağlığını iyileştirir, bağışıklığı artırır, insülin seviyesini dengeler ve kilo vermeye yardımcı olur.

Akşam

Akşam atıştırmalığı olarak bir kakaolu antioksidan smoothie alın. Stres hormonu seviyesini düşürür ve serotonin (mutluluk hormonu) seviyesini yükseltir.

Yemekten sonra kinoa çayı içebilirsiniz. Üzerine bir tutam tarçın ve hindistan cevizi ekleyebilirsiniz. Bu çay, stresi azaltır, insülin duyarlılığını artırır ve uyku hormonlarının salınımını destekler.

Smoothienin yapımı:

2 yemek kaşığı şekersiz kakao
1 muz
1 yemek kaşığı yulaf
150 ml süt
1 yemek kaşığı chia tohumu
1 yemek kaşığı badem ezmesi

Chia tohumları hariç yukarıdaki tüm malzemeleri bir miksere ekleyin ve iyice karıştırın. Ardından karışımı bir bardağa alın ve üzerine chia tohumu serperek servis yapın.

Paylaşın

Irkçılığın Etkisi: ABD’li Siyahiler Alzheimer’a Daha Sık Yakalanıyor

ABD’li siyahilerin yapısal ırkçılık nedeniyle, beyin işlevlerindeki bozukluklara bağlı olarak zihinsel işlevlerde gerileme, davranış sorunları ve işlevsellikte azalma ile giden dejeneratif bir hastalık olan Alzheimer’a yakalanma olasılığının daha fazla ortaya çıktı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezi verilerine göre 65 yaş üzerindeki siyahi Amerikaıların yüzde 14’ü Alzheimer hastası olurken, bu oran beyazlarda yüzde 10’da kaldı.

Siyahilere doğru teşhis konma olasılıklarının da daha düşük olduğu ve ailelerinin genellikle önyargılarla dolu tıbbi sistemden tedavi almak için daha fazla mücadele etmek durumunda kaldığı da belirtiliyor.

2060 yılında siyahi Amerikalılarda görülen Alzheimer vakalarının bugünün dört katı artması bekleniyor.

Bazı risk faktörleri ırka göre değişse de, ırklar arasındaki bu farklılığı yalnızca genetik faktörlerle açıklamak doğru değil.

Siyahiler için risk faktörleri daha yüksek

Problemlerin çoğu hayatın erken safhalarında başlıyor. Kalp hastalıkları ve diyabet gibi risk faktörlerini oluşturan sağlık sorunları siyahi nüfusta daha sıklıkla görülüyor. Bunun sebebi, siyahilerin kirletici sanayilere daha yakın yerlerde yaşaması, sağlıklı besin seçeneklerinin eksikliği gibi unsurlardan kaynaklanıyor.

Ayrıca depresyon, yüksek tansiyon, obezite ve kronik stresin yanı sıra yoksulluk da Alzheimer’a yakalanma ihtimalini yükseltiyor.

Genel olarak bakıldığında siyahiler yaşamları boyunca beyazlara kıyasla aynı kalitede sağlık hizmeti almıyor. Bu nedenle tedaviye, özellikle de yüksek kaliteli tedaviye yeterince erişilememesi, bahsedilen sağlık sorunlarına yol açan risk faktörlerini arttırıyor.

Sonuçta da Alzheimer ve demansa bağlı belirtilerini hafifletecek tedaviye erişim zorlaşıyor. Siyahileri bir de yaşamları boyunca karşılaştıkları gizli ırkçılığın etkisini de yaşıyor.

Irkçılığın etkisi

ABD Alzheimer Birliği yetkililerinden Dr Carl Hill’e göre ırkçılık stresin artmasına neden olan bir travma ve zamanla idrakta düşüşe neden olan enflamasyon gibi sağlık sorunlarına dönüşüyor.

“Sağlığa, ilaca, barınmaya erişimde yetersizlik yaratan yapısal ırkçılık nedeniyle, ırkçılık ve ayrımcılığa maruz kalanlara risklerini azaltacak bir yol sağlanmıyor.” diyen Hill bu sebeple siyahilerin “çifte yumruk” yediklerini ifade ediyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Her Yaştan İnsanın Günlük Kaç Saat Uykuya İhtiyacı Var?

Yiyecek ve suyun insanın hayatta kalması için yeterli olduğu düşünülür. Ancak yiyecek ve içecekle birlikte sürekli uyku da insanın hayata kalması için gereklidir. Bir kişi arka arkaya on bir gün uyumazsa, o kişinin ölmesi muhtemeldir.

Haber Merkezi / Doktorlar, genellikle bir kişinin her gün sekiz saat uyuması gerektiğini söyler. Ancak herkesin günde sekiz bardak su içmesi gerektiği hesabı doğru olmadığı gibi günde sekiz saat uyku hesabı da doğru değildir.

Herkesin vücudu farklıdır. Yaş, kilo, günlük aktiviteler ve sağlık durumu dikkate alınarak günlük kaç saat uykuya ihtiyaç olduğunu belirlenmeli.

Örneğin Dünya Uyku Vakfı’na göre, yetişkinler (20 ila 65 yaş arası) 7 ila 9 saat, 65 yaş üstü yaşlılar 7 ila 8 saat, 7 ila 19 yaş arası 9 ila 11 saat, 7 yaşından küçük çocuklar 10 ila 13 saat, ay ve yaş arasındaki çocuklar 17 saat uyumalı.

Dünya Uyku Vakfı, ihtiyaç olunan uyku miktarının her gün ne yapıldığına bağlı olarak artabileceğini veya azalabileceğini söylüyor.

Bunun dışında sağlık problemlerine göre de ekstra uykuya ihtiyaç olabilir.

Ne kadar uykuya ihtiyacınız olduğunu anlamanıza yardımcı olacak bazı sorular:

Yorgunluğa neden olan herhangi bir sağlık sorununuz var mı?, İşiniz çok çalışma gerektiriyor mu? İyi uyumanıza rağmen gün içinde uykunuz geliyor mu? Kahve ve çay olmadan çalışamaz mısınız?

Not: Sunulan bilgilerin amacı herhangi bir hastalığı teşhis veya tedavi etmek, iyileştirmek veya önlemek değildir.

Tüm bilgiler yalnızca genel bilginize yöneliktir, tıbbi tavsiye veya belirli tıbbi durumların tedavisinin yerine geçmez. Uygulamadan önce bu bilgileri doktorunuzla görüşün.

Paylaşın