5,4 Saatlik Yıla Sahip Dünya Büyüklüğünde Gezegen Keşfedildi

NASA’nın Gezegen Araştırma Uydusu’nu (TESS) kullanan uluslararası bir araştırma ekibi, 117 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın yörüngesinde Dünya büyüklüğünde bir gezegen olan TOI-2431 b’yi keşfetti.

Haber Merkezi / Keşfi önemli kılan gezegenin büyüklüğü değil, gezegenin yıldızının etrafında inanılmaz derecede hızlı dönmesi. TOI-2431 b, ana yıldızının etrafındaki bir tam turunu sadece 5,4 saatte tamamlıyor, bu bilinen herhangi bir gezegen için kaydedilen en kısa “yıllardan” biri.

Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse, Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşü 365 gün sürerken, bu uzak gezegen aynı zaman diliminde 1.600’den fazla “yıl” yaşıyor.

Gezegen yıldızına da oldukça yakın, sadece 0,0063 AU uzaklıkta, yani yaklaşık 933.000 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Bu yakınlığın aşırı sonuçları da var.

Gezegenin yüzey sıcaklığı yaklaşık 2.000 Kelvin’e (yaklaşık 1.727°C) ulaşıyor; bu sıcaklık çoğu kaya ve metali eritebilecek kadar yüksek. Bilim insanları, gezegenin yüzeyinin muhtemelen erimiş olduğunu ve sıvı kaya ve metalden oluşan bir yüzey oluşturduğunu düşünüyor.

TOI-2431 b, Dünya büyüklüğünde olmasına rağmen, gezegenimizden oldukça farklı. Dünya’nın yarıçapından yaklaşık 1,53 kat, kütlesinden ise 6,2 kat daha büyük olan bu gezegen, Dünya’dan önemli ölçüde daha yoğun.

Santimetreküp başına 9,4 gramlık yoğunluğu, çok daha ağır malzemelerden oluştuğunu, büyük bir demir çekirdek veya diğer yoğun metaller içerebileceğini düşündürüyor.

Yakınındaki yıldızdan gelen yoğun kütle çekim kuvvetlerinin gezegenin şeklini değiştirmiş olması da muhtemel.

Ekip, TOI-2431 b’nin gelgitsel olarak deforme olduğunu, en kısa ekseninin en uzun ekseninden yaklaşık yüzde 9 daha kısa olduğunu ve bu durumun ona Dünya gibi mükemmel bir küre yerine biraz daha düzleştirilmiş bir görünüm verdiğini tahmin ediyor.

Bir diğer ilgi çekici nokta ise, bu gezegenin sonsuza dek var olmayacak olmasıdır. Ekip, TOI-2431 b’nin yaklaşık 31 milyon yıllık bir gelgitsel bozunma zaman ölçeğine sahip olduğunu hesapladılar; bu, benzer kısa dönemli gezegenler arasında bilinen en kısa dönem.

Bu, gezegenin yavaş yavaş yıldızına doğru sarmal bir şekilde ilerlediği ve sonunda yok olacağı anlamına geliyor; ancak gezegenin nihai yok oluşu milyonlarca yıl sürecek.

Amsterdam Üniversitesi’nden Kaya Han Taş liderliğindeki keşif ekibi, TESS verileri, yer tabanlı teleskoplar ve özel spektrograflar da dahil olmak üzere birden fazla gözlem yöntemi kullanarak gezegenin varlığını doğruladı.

Paylaşın

Uranüs’ün Bir Dans Partneri Olduğu Keşfedildi

Bir grup bilim insanı, Uranüs ve Neptün arasındaki uçsuz bucaksız alanda, en az bir milyon yıldır Uranüs ile hassas çekim manevraları içinde olan küçük bir gezegen keşfetti.

Haber Merkezi / Keşif, Güneş Sistemi’nin dış kısımlarına ilişkin dinamiklere ışık tutuyor.

2015 OU₁₉₄ olarak adlandırılan küçük gezegeni özel kılan şey; Uranüs ile olan, 3:4 ortalama hareket rezonansı olarak bilinen bir ilişki içinde kilitlenmiş, dikkat çekici derecede istikrarlı ilişkisidir. Bu, 2015 OU₁₉₄’nin Güneş etrafında tamamladığı her üç yörüngeye karşılık Uranüs’ün tam olarak dört yörüngeyi tamamladığı anlamına geliyor.

Rezonans, fizikte bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir. Bunlar, o sistemin rezonans (tınlaşım) frekansları olarak adlandırılır. Bu frekanslarda küçük periyodik kuvvetler bile çok büyük genlikler üretebilir.

Bu hassas matematiksel ilişki, iki cismin istikrarlı bir dans içinde kalmasını sağlayan, çarpışmalarını veya birbirlerinden uzaklaşmalarını önleyen bir kütle çekim ortaklığı oluşturur.

Rezonansın, geçmişte en az bin yıl, hatta muhtemelen 1 milyon yıl boyunca istikrarlı kaldığı ve gelecekte de 500 bin yıl daha devam edeceği tahmin ediliyor. Bu, kütle çekim ortaklığının Güneş Sistemi’nin erken dönemlerinde oluştuğu ve sayısız değişime rağmen varlığını sürdürdüğü anlamına geliyor.

Keşfi önemli kılan şey, Uranüs ve Neptün’ün yörüngeleri arasında rezonans halinde bulunan hiçbir cismin daha önce  bulunmamış olmasıdır.

Araştırmacılar ayrıca, Uranüs ile aynı 3:4 rezonansını birkaç yüz bin yıldır sürdüren 2013 RG₉₈ de dahil olmak üzere başka adayları da ortaya çıkardı. Üçüncü aday olan 2014 NX₆₅, Neptün’den gelen güçlü kütle çekim etkisini gösteriyor ve bu bölgedeki kuvvetlerin karmaşık etkileşimini akla getiriyor.

Paylaşın

Samanyolu’nun 100’den Fazla Uydu Galaksisi Olabilir

Yeni bir araştırma; Samanyolu’nun çevresinde var olduğu bilinen 60 uydu galaksinin dışında, 80 ila 100 arasında uydu galaksinin daha var olabileceğini öngörüyor.

Haber Merkezi / Araştırmanın lideri Dr. Santos-Santos, “Önümüzdeki beş yıl içinde, öngördüğümüz bu uydu galaksilerin gerçekten var olup olmadığını doğrulayabileceğimizi ve test edebileceğimizi umuyoruz” dedi.

Dr. Santos-Santos, daha önceki çalışmalarda daha düşük çözünürlüklü simülasyonlar kullanıldığını ve yalnızca belirli kütleye sahip belirli sayıda galaksiyi tahmin edebildiklerini söyledi.

Bulguların karanlık maddeye ilişkin anlayışın geliştirilmesine yardımcı olabileceğini söyleyen Dr. Santos-Santos, galaksilerin bir teleskopla görülmesinin, Lambda Soğuk Karanlık Madde (LCDM) teorisini desteklemeye yardımcı olacağını ifade etti.

Lambda Soğuk Karanlık Madde (ΛCDM)

Lambda Soğuk Karanlık Madde (ΛCDM) modeli, modern kozmolojinin standart modelidir ve evrenin Büyük Patlama’dan bugüne evrimini açıklamak için kullanılan matematiksel bir çerçevedir. Model, üç ana bileşenden oluşur:

Kozmolojik Sabit (Λ): Karanlık enerjiyi temsil eder ve evrenin hızlanan genişlemesinden sorumludur. Evrenin enerji yoğunluğunun yaklaşık %68’ini oluşturur.

Soğuk Karanlık Madde (CDM): Işıkla veya elektromanyetik radyasyonla çok zayıf etkileşime giren, yavaş hareket eden (soğuk) varsayımsal bir madde türüdür. Evrenin yaklaşık %27’sini oluşturur. Soğuk karanlık madde, galaksi ve gökada kümelerinin oluşumunda kütleçekimsel etkileriyle kritik bir rol oynar.

Baryonik Madde: Yıldızlar, gezegenler ve gaz gibi görünür maddelerdir, evrenin yalnızca %5’ini oluşturur.

ΛCDM Modelinin Özellikleri:

Evrenin büyük ölçekli yapısını (galaksi kümeleri, süperkümeler) ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasını başarıyla açıklar.

Galaksi oluşumu, soğuk karanlık maddenin kütleçekimsel çökmesiyle hiyerarşik olarak (küçük yapılar birleşerek büyük yapıları oluşturur) gerçekleşir.

Model, evrenin düz olduğunu ve sonsuza kadar genişleyeceğini öngörür.

Paylaşın

Şempanzeler, İnsanlar Gibi Moda Trendlerini Takip Ediyor

“Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırma, şempanzelerin de tıpkı insanlar gibi “moda trendlerini” takip ettiğini ortaya koydu.

Zambiya’daki Chimfunshi Yaban Hayatı Yetimhanesi’nde yaşayan sekiz şempanze, hiçbir sebep yokken kulaklarına ot veya dal parçaları taktığı görüldü.

Behaviour dergisinde yayımlanan araştırmanın yazarı Durham Üniversitesi’nden Dr. Jake Brooker, “Bu fındık kırmak veya termit avlamakla ilgili değil. Daha çok şempanze modası gibi” diyor ve ekliyor:

“Bu, insan kültürel modalarının nasıl yayıldığını yansıtıyor: Birisi bir şey yapmaya başlıyor, diğerleri onu kopyalıyor ve bu, hiçbir açık amaca hizmet etmese bile, hatta bazen rahatsız edici olsa bile, grup kimliğinin bir parçası haline geliyor.”

Utrecht Üniversitesi’nden Dr. Edwin van Leeuwen ise, “Tetikte kalmaları veya yiyecek aramak için çok fazla zaman harcamaları gerekmiyor” diyor ve ekliyor: “Bu onlara oyun, deney ve birbirlerini taklit etmek için daha fazla bilişsel alan sağlayabilir.”

Başka bir araştırmada, Uganda’daki Budongo Ormanı’nda yaşayan şempanzelerin açık yaraları tedavi etmek için bitkileri kullandıkları gözlemlenmişti.

Oxford Üniversitesi’nden bilim insanları, şempanzelerin ilk yardım için bitkileri nasıl kullandıklarını filme alıp kaydetmişti. Görüntülerde, şempanzelerin yaprakları yalayıp yaralara sürttükleri görülüyor.

Bilim insanları, bu görüntülerin, şempanze, orangutan ve goriller de dahil olmak üzere primatların sağlıklı kalmak için çeşitli yollarla doğal ilaçlar kullandığına dair giderek artan kanıtlara bir yenisini eklediğini söylüyorlar.

Paylaşın

Milyarlarca Yıldır Değişmeyen Galaksi Keşfedildi

Bilim insanları, milyarlarca yıldır neredeyse hiç değişmemiş, yani “zamanda donmuş” halde bulunan, “kozmik fosil” olarak adlandırılan uzak bir galaksi keşfettiler.

Haber Merkezi / KiDS J0842+0059 adı verilen bu kozmik fosil de, dinozor fosillerinin Dünya’daki yaşamın tarihini anlamamıza yardımcı olduğu gibi, evrenin evrimi hakkında önemli bilgiler sunuyor.

“Kozmik fosil” terimi, genellikle evrenin erken dönemlerinden kalma yapıların tanımı olarak kullanılır. Terim, özellikle astrofizik ve kozmoloji bağlamında, evrenin oluşumundan kısa bir süre sonra ortaya çıkan ve günümüze kadar varlığını sürdüren yapılara işaret eder.

Son araştırmalar, KiDS J0842+0059 adlı galaksinin yaklaşık 7 milyar yıldır büyük ölçüde değişmeden kaldığını göstermektedir.

Ulusal Astrofizik Enstitüsü’nden (INAF) Crescenzo Dove, araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Milyarlarca yıldır ‘mükemmel şekilde korunmuş’ bir galaksi keşfettik. Bu, ilk galaksilerin nasıl doğduğunu anlatan ve evrenin bugüne kadar nasıl evrimleştiğini anlamamıza yardımcı olan gerçek bir arkeolojik bulgu” dedi.

Crescenzo Dove, açıklamasının devamında, “Fosil galaksiler evrenin dinozorları gibidir: Onları incelemek, hangi çevre koşullarında oluştuklarını ve bugün gördüğümüz en büyük galaksilerin nasıl evrimleştiğini anlamamızı sağlar.” ifadelerini kullandı.

Dünya’dan yaklaşık 3 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan KiDS J0842+0059, 2018 yılında Kilo Degree Survey (KiDS) aracılığıyla keşfedildi.

Paylaşın

Mars’ın Uydusu Var Mı?

Kızıl Gezegen olarak da bilinen Mars, 1610 yılında keşfedildiğinden bu yana insanoğlunun hayal gücünde büyük bir rol oynuyor. Ancak gezegenin uyduları pek itibar görmüyor: Phobos ve Deimos.

Haber Merkezi / Bu uydular, 1877 yılında Amerikalı astronom Asaph Hall tarafından keşfedilmiştir. Phobos, Mars’a daha yakın ve daha büyük olan uydudur, yaklaşık 22 km çapındadır, Deimos ise yaklaşık 12 km çapındadır. Her ikisi asteroid benzeri gök cisimleridir.

Phobos

1877’de Asaph Hall tarafından keşfedilen Phobos’un adı, Yunan mitolojisindeki korku tanrısı Phobos’tan gelir. Yaklaşık 22 km çapında olan Phobos, düzensiz, patates şeklinde bir gök cismidir.

Phobos, Mars’a yaklaşık 6 bin km mesafede dolanır. Bu, bir gezegen uydusunun ana gezegenine en yakın yörüngelerden biridir. Phobos, Mars etrafında bir turu yaklaşık 7 saat 39 dakikada tamamlar, bu da Mars’ın kendi ekseni etrafındaki dönüş süresinden (bir Mars günü: ~24.6 saat) daha hızlıdır. Bu nedenle Phobos, Mars gökyüzünde batıdan doğuya doğru hareket eder gibi görünür.

Phobos’un yüzeyi kraterlerle kaplıdır ve en büyük krateri Stickney Krateri’dir (yaklaşık 9 km çapında). Yüzeyde ayrıca toz ve gevşek kayaçlardan oluşan bir regolit tabakası bulunur. Phobos’un düşük yoğunluğu (1.9 g/cm³), onun muhtemelen gözenekli bir yapıya sahip olduğunu ve bir yığın moloz asteroidi olabileceğini gösteriyor.

Phobos, Mars’a çok yakın olduğu için gezegenin yerçekimi etkisiyle yavaş yavaş ona yaklaşıyor. Phobos’un yaklaşık 30 – 50 milyon yıl içinde ya Mars yüzeyine çarpacağı ya da tidal kuvvetler tarafından parçalanarak bir halka sistemi oluşturacağı tahmin ediliyor.

Deimos

Deimos da Phobos gibi 1877’de Asaph Hall tarafından keşfedildi. Deimos’un adı, Yunan mitolojisindeki dehşet tanrısı Deimos’tan gelir. Yaklaşık 12 km çapında olan Deimos, Phobos gibi düzensiz şekilli ve asteroid benzeridir.

Mars’tan yaklaşık 23 bin 500 km mesafede döner ve bir turunu yaklaşık 30 saat 18 dakikada tamamlar. Bu, Mars’ın dönüş süresinden daha yavaştır, bu yüzden Deimos gökyüzünde doğudan batıya doğru hareket eder.

Deimos’un yüzeyi de kraterlerle kaplıdır ancak Phobos’a göre daha pürüzsüz görünür, çünkü yüzeyindeki kraterler daha fazla regolit (toz ve kaya parçaları) ile doludur. En büyük kraterleri Swift ve Voltaire olarak adlandırılmıştır.

Deimos’un yoğunluğu da oldukça düşüktür (1.5 g/cm³), bu da onun gözenekli bir yapıya sahip olabileceğini düşündürmektedir.

Phobos ve Deimos’un kökeni hala tartışmalıdır. En yaygın teori, bu uyduların Mars tarafından yakalanmış asteroidler olduğu yönündedir, çünkü yapıları ve düşük yoğunlukları, Jüpiter ile Mars arasındaki asteroid kuşağındaki C-tipi (karbonlu) asteroidlere benzerler.

Başka bir teori, bu uyduların Mars’ın oluşumu sırasında gezegenin çevresindeki malzemelerden oluştuğunu öne sürmektedir.

Paylaşın

Ekpirotik Evren Teorisi Nedir?

2001 yılında Paul Steinhardt ve Neil Turok tarafından önerilen Ekpirotik Evren teorisi, evrenin başlangıcını ve evrimini açıklamak için önerilen bir modeldir. Adı, antik Yunan felsefesindeki “ekpyrosis” (evrensel ateş veya döngüsel yenilenme) kavramından gelir.

Haber Merkezi / Teori, Büyük Patlama (Big Bang) modeline alternatif ya da tamamlayıcı bir bakış açısı sunar ve özellikle sicim teorisi ile M-teorisi çerçevesinde geliştirilmiştir. Teori, temel olarak, evrenin bir “çarpışma” olayıyla başladığını öne sürer.

Ekpirotik teori, evrenimizin iki paralel “bran” (membran) adı verilen yüksek boyutlu yapıların çarpışması sonucu oluştuğunu savunur. Bu membranlar, sicim teorisinin öngördüğü çok boyutlu bir uzay – zaman içinde yer alır. Çarpışma anında ortaya çıkan enerji, Büyük Patlama benzeri bir olayı tetikler ve evrenin genişlemesine yol açar.

Teorinin ana özellikleri:

Teori, evrenin bir “tekillik” (sonsuz yoğunluk noktası) yerine, iki membranın yavaşça birbirine yaklaşarak çarpışmasıyla başladığını öne sürer. Bu çarpışma, evrenin maddesini ve enerjisini oluşturur.

Ekpirotik modelin bazı versiyonları, bu çarpışmaların döngüsel olabileceğini, yani evrenin periyodik olarak genişleyip daralabileceğini (döngüsel kozmoloji) ileri sürer. Bu, “Sonsuz Büyük Patlamalar” fikrine yol açar.

Teori, evrenin erken dönemindeki kozmik mikrodalga arka plan ışımasının homojenliğini ve düzlüğünü açıklamak için bir mekanizma sunar. Bu, Büyük Patlama modelindeki bazı sorunlara (örneğin, ufuk problemi) çözüm getirmeyi amaçlar.

Geleneksel Büyük Patlama modelinde evrenin hızlı genişlemesini açıklamak için “enflasyon” teorisi kullanılırken, ekpirotik model bu genişlemeyi membranların çarpışmasıyla açıklar.

Sonuç olarak, Ekpirotik Evren teorisi, evrenin kökenini açıklamak için sicim teorisine dayanan yenilikçi bir yaklaşımdır. Büyük Patlama modeline alternatif bir perspektif sunarken, evrenin başlangıcı ve yapısı hakkında derin sorulara cevap arar. Ancak, deneysel doğrulamalar eksik olduğu için henüz spekülatif bir teori olarak kabul edilir.

Paylaşın

Büyük Beyaz Köpekbalıkları Hakkında 12 Gerçek

Bilimsel olarak Carcharodon Carcharias olarak bilinen büyük beyaz köpekbalıkları, 450’den fazla köpek balığı türünden biri olup, yırtıcı köpek balıklarının en büyüğüdür.

Haber Merkezi / Klasik korku filmi Jaws tarafından saldırganlığın sembolü haline gelmelerine rağmen, gezegendeki en büyük yırtıcı balık hakkında fazla şey bilmiyoruz.

İşte büyük beyaz köpekbalıkları hakkında 12 gerçek:

1) Dünyanın okyanuslarında, genellikle soğuk kıyı sularında bulunurlar; araştırmalar, bu alışkanlığın avlanmayla bağlantılı olduğunu gösteriyor.

2) Ortalama 4,6 m uzunluğa ulaşabilirler, bazıları 6 m’ye kadar da büyüyebilir; boyutları, bireysel farklılıklara bağlı olarak değişebilir.

3) Gri üst, beyaz alt renklere sahiptirler; bu, avlarından saklanmak için etkili bir kamuflaj sağlar.

4) Saatte 56 km hıza ulaşabilirler; hız, avlanma sırasında büyük avantaj sağlar.

5) 300 kadar dişleri vardır ve sürekli yenilenir; bu, avlarını kolayca yakalamalarına yardımcı olur.

6) Fok ve deniz aslanları gibi deniz memelilerini avlarlar; beslenmeleri, yaş ve bölgeye göre değişebilir.

7) Canlı doğum yaparlar, her doğumda 2 – 17 yavru olabilir; üreme sıklığı her 2 – 3 yılda bir gerçekleşir.

8) 70 yıla kadar yaşayabilirler; yaş tayini, bilimsel çalışmalarla desteklenir.

9) Uzun mesafeli göçler yaparlar, bazen binlerce kilometre yol alırlar; bu, araştırmalar ile doğrulanmıştır.

10) 900 m derinliğe dalabilirler; dalış derinlikleri, göç sırasında değişebilir.

11) Elektroresepsiyon gibi gelişmiş duyulara sahiptirler; bu, avlarını tespit etmede etkilidir.

12) Aşırı avlanma, popülasyonlarını tehdit ediyor.

Paylaşın

Erişim Kodu Nedir Ve Nasıl Alınır?

Erişim kodları, kullanıcılara yetki verme veya çevrimiçi yazılım platformları, dijital uygulamalar veya güvenli fiziksel alanlar gibi kısıtlı kaynaklara erişim sağlamada önemli bir rol oynayan benzersiz sayı, alfanümerik karakter veya sembol dizileridir.

Haber Merkezi / Erişim kodlarının birincil amacı, kullanımı yalnızca yetkili kişilerle sınırlayarak güvenliği artırmak ve hassas bilgileri korumaktır.

Bu şekilde, erişim kodları çevrimiçi kaynakların, kullanıcı hesaplarının ve değerli verilerin tehlikeye atılmamasını ve yetkisiz müdahalelerden veya kötü niyetli amaçlardan korunmasını sağlar. İşletmeler, kurumlar ve bireyler erişim kodlarını kullanarak güvenilir bir ortam sağlayabilir ve fikri mülkiyetlerini, müşteri bilgilerini ve diğer hayati varlıklarını koruyabilir.

Yazılım lisanslarını, dijital içerik abonelik planlarını etkinleştirme veya iş yeri içindeki kısıtlı alanlara erişim gibi birden fazla senaryoda, kullanıcılardan ayrı erişim kodları girmeleri veya bunlara gömülü kimlik kartları sağlamaları istenir. Bu erişim kodları genellikle kullanıcıların kimliğini doğruladıktan sonra servis sağlayıcılar, yazılım satıcıları veya güvenlik personeli tarafından sağlanır.

Sonuç olarak, erişim kodu kullanımı yetkili kullanıcıların etkinliklerini kaydederek hesap verebilirliğin sürdürülmesine yardımcı olur ve olası veri kötüye kullanımı veya güvenlik ihlallerinin izlenmesine olanak tanır. Dijital ortam gelişmeye ve siber tehditler artmaya devam ettikçe, erişim kodları güvenliğin sürdürülmesi ve siber ekosisteme olan güvenin güçlendirilmesi için temel bir bileşen olmaya devam etmektedir.

“Erişim Kodu” hakkında sıkça sorulan sorular

Erişim kodunu nasıl alabilirim?

Erişim kodları genellikle bir etkinlik organizatörü, web sitesi yöneticisi veya yazılım sağlayıcısı gibi, bunu gerektiren hizmet veya uygulama tarafından sağlanır. Bir erişim kodu almak için, hizmete veya uygulamaya bağlı olarak kayıt olmanız, bir satın alma işlemi yapmanız veya bir doğrulama sürecini tamamlamanız istenebilir.

Erişim kodum çalışmıyorsa ne yapmalıyım?

Erişim kodunuz çalışmıyorsa, doğru girdiğinizden emin olmak için iki kez kontrol edin ve yazım yanlışı veya fazladan boşluk olmadığından emin olun. Kodu doğruladıktan sonra hala erişim sağlayamıyorsanız, yardım için hizmet veya uygulama sağlayıcısıyla iletişime geçin ve erişim kodunun hala geçerli olup olmadığını doğrulayın.

Erişim kodumu başkalarıyla paylaşabilir miyim?

Erişim kodunuzu paylaşmanız genellikle önerilmez, çünkü eriştiğiniz bilgi, hizmet veya etkinliğin güvenliğini ve gizliliğini tehlikeye atabilir. Sağlayıcıdan paylaşmanız için açık izniniz olmadığı sürece erişim kodunuzu gizli tutmanız en iyisidir.

Güçlü ve güvenli bir erişim kodu nasıl oluşturabilirim?

Güçlü ve güvenli bir erişim kodu oluşturmak için büyük harfler, küçük harfler, sayılar ve sembollerin bir kombinasyonunu kullanın. En az 8-12 karakter uzunluğunda olsun ve adınız, doğum tarihiniz veya basit desenler gibi kolayca tahmin edilebilir bilgiler kullanmaktan kaçının. Ayrıca, yaygın kelimeler ve ifadeler kullanmaktan kaçının. Erişim kodunuz ne kadar benzersiz ve karmaşıksa, o kadar güvenli olacaktır.

Paylaşın

İlk Atomlar Ne Zaman Oluştu?

Bir atom, proton ve nötron adı verilen parçacıklardan oluşan ve çekirdek adı verilen ağır bir merkezden oluşur. Bir atomun, çekirdeğin etrafında yörüngede döndüğünü düşünebileceğiniz elektron adı verilen daha hafif parçacıkları vardır.

Haber Merkezi / Elektronların her biri bir birim negatif yük taşır, protonların her biri bir birim pozitif yük taşır ve nötronların yükü yoktur. Bir atomun elektronlarla aynı sayıda protonu vardır, bu nedenle nötrdür, genel bir yükü yoktur.

Evrendeki atomların çoğu en basit iki türdür: bir proton, sıfır nötron ve bir elektrona sahip hidrojen; ve iki proton, iki nötron ve iki elektrona sahip helyum. Elbette, Dünya’da karbon ve oksijen gibi bunların dışında da yaygın olan birçok atom var.

Element, bilim insanlarının, hepsi aynı sayıda protona sahip olan atom gruplarına verdiği isimdir.

İlk atomlar, Büyük Patlama’dan (Big Bang) yaklaşık 380 bin yıl sonra, evrenin yeterince soğuduğu ve plazma halindeki proton ile elektronların birleşerek nötr atomları oluşturduğu dönemde ortaya çıktı. Bu süreç, rekombinasyon dönemi olarak adlandırılır ve yaklaşık 13.8 milyar yıl önce gerçekleşti.

İlk oluşan atomlar, çoğunlukla hidrojen (Yüzde 75) ve helyum (Yüzde 25) atomlarıydı, eser miktarda lityum da bulunuyordu. Bu atomlar, evrenin genişlemesi ve soğumasıyla birlikte nötr hale geldi ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasının serbest kalmasına olanak sağladı.

Rekombinasyon döneminde, evrenin sıcaklığı yaklaşık 3000 Kelvin’e kadar soğudu ve bu, plazma halindeki protonların ve elektronların birleşerek nötr atomları (başlıca hidrojen ve helyum) oluşturmasına olanak sağladı.

Bilim insanları evrendeki sıradan maddenin yaklaşık yüzde 90’ının hidrojen atomlarından ve yüzde 8’inin helyum atomlarından oluştuğunu düşünüyor.

Daha büyük kütleli atomlar, yani hidrojen ve helyumdan daha ağır elementlerin atomları (örneğin karbon, oksijen, demir gibi), Büyük Patlama’dan sonra oluşan ilk atomlardan farklı süreçlerle, özellikle yıldızların içinde ve yıldızların yaşam döngülerinin son evrelerinde meydana gelen nükleer füzyon ve diğer kozmik olaylar aracılığıyla oluştu.

Paylaşın