Türkiye’de Gıda Fiyatları Altı Yılda Yüzde 790 Arttı

Türkiye’de fiyatlar, 2019 yılından bu yana, kümülatif olarak yüzde 640,5, gıda fiyatları ise kümülatif olarak yüzde 790 arttı. Bu oran, OECD ülkeleri arasında açık ara en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti.

OECD’nin (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) Ekim 2025 tarihli Tüketici Fiyatları raporu, Türkiye’de enflasyonun diğer üye ülkelere kıyasla ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Karar’dan Berfu Kargı’nın aktardığına göre; OECD ülkeleri arasında en yüksek gıda ve genel enflasyon Türkiye’de görüldü.

OECD verilerine göre Türkiye’de tüketici fiyat endeksi (TÜFE), Ağustos 2025 itibarıyla yıllık bazda yüzde 33 arttı. Aynı dönemde gıda fiyatlarındaki artış yüzde 33,3; enerji fiyatlarındaki artış yüzde 28,5; gıda ve enerji hariç çekirdek enflasyon ise yüzde 33,6 olarak kaydedildi.

Rapora göre, OECD genelinde yıllık enflasyon oranı Ağustos 2025 itibarıyla yüzde 4,1 seviyesinde sabit kaldı. Bu oran mart ayından bu yana fazla değişmedi. Ancak Türkiye bu ortalamanın yaklaşık sekiz katı enflasyonla örgütün en dikkat çeken ülkesi konumunda.

OECD ülkelerinde gıda fiyatları ortalama yüzde 5 artarken, enerji fiyatları yüzde 0,7 yükseldi. Gıda fiyatları OECD ortalamasında Aralık 2019’a göre yüzde 45,8 artmış durumda. Buna karşın Türkiye’deki gıda fiyatlarındaki artış aynı dönemde yüzde 790’a ulaştı.

OECD’ye göre, enflasyon Kolombiya’da yüzde 5,1, Estonya’da yüzde 6,1 olarak ölçüldü. Bu iki ülke, Türkiye’nin ardından en yüksek oranlara sahip ülkeler arasında yer aldı. İsviçre’de enflasyon yüzde 0,2 seviyesinde kalırken, Kosta Rika’da ise fiyatlar düşmeye devam etti. Japonya’da enerji ve gıda fiyatlarındaki gerilemeyle birlikte yıllık enflasyon yüzde 2,7’ye indi.

Euro Bölgesi’nde enflasyon üç aydır yüzde 2,0 seviyesinde sabit kalırken, Almanya’da yüzde 2,2, Fransa’da yüzde 0,9, İtalya’da ise yüzde 1,6 olarak ölçüldü.

G7 ülkelerinde genel enflasyon ortalaması yüzde 2,7 seviyesinde seyretti. ABD, Almanya ve Kanada’da oranlar hafif artarken, Japonya’da gerileme görüldü.

OECD, raporunda fiyat artışlarının ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterdiğini belirtti. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı kur dalgalanmaları, gıda arz zincirlerindeki kırılganlıklar ve yüksek enerji ithalat maliyetleri bu farklılığın başlıca nedenleri arasında sayılıyor. Aynı dönemde İsviçre’de toplam gıda fiyatları sadece yüzde 6,9 oranında arttı.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da En Uzun Mesai Yapılan Ülke

Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda. Yunanistan yüzde 20,9, Kıbrıs yüzde 16,6 ve Malta yüzde 14,6 ile Türkiye’yi takip etti.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin haftalık fiili çalışma sürelerini açıkladı. 20-64 yaş arası istihdam edilen bireyler arasında yapılan araştırma, Avrupa genelinde büyük farklara işaret ederken, Türkiye dikkat çekici bir orana ulaştı. Verilere göre Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda.

AB ülkelerinde haftada 45 saatten fazla çalışanların ortalaması yüzde 10,8 olarak ölçüldü. Bu oran, hem ana iş hem de ikinci işte çalışan toplam süreyi kapsıyor. Ancak Türkiye’de bu oran yüzde 45,8’e çıkarak Avrupa ortalamasını neredeyse dört katına ulaştı.

Eurostat’ın hazırladığı haritada, Türkiye koyu kırmızı renkle işaretlenirken diğer tüm ülkeler açık tonlarda kaldı. Türkiye’yi takip eden ülkeler arasında en yüksek oran Yunanistan’da (yüzde 20,9) ölçüldü. Onu Kıbrıs (yüzde 16,6) ve Malta (yüzde 14,6) izledi. Bu ülkelerdeki oranlar dahi Türkiye’nin yarısından az seviyede kaldı.

Avrupa genelinde haftada 45 saatten fazla çalışanların en düşük oranlara sahip olduğu ülkeler ise dikkat çekici. Bulgaristan’da bu oran sadece yüzde 2,5. Onu Letonya (yüzde 4,1) ve Romanya (yüzde 5,9) takip ediyor. Bu ülkelerde çalışanların büyük bölümü daha kısa sürelerle iş yaşamını sürdürüyor.

Eurostat verilerine göre, haftalık 20 ila 44 saat arasında çalışanlar Avrupa genelinde en büyük grubu oluşturuyor. Bu kategoride çalışanların oranı AB genelinde yüzde 72,3. Bu modelin en yaygın olduğu ülkeler ise Bulgaristan (yüzde 92,8), Romanya (yüzde 90,6) ve Letonya (yüzde 86,9) oldu. Bu ülkelerde çalışanların büyük çoğunluğu, mesai saatlerini bu aralıkta tutuyor.

Haftalık 0 ila 19 saat arası çalışanların oranı AB genelinde yüzde 16,9 olarak kayıtlara geçti. Bu kısa süreli çalışma modeli özellikle Hollanda (yüzde 26,8), Danimarka (yüzde 25,5) ve Avusturya (yüzde 25,3) gibi refah seviyesi yüksek ülkelerde yaygın. Buna karşın Romanya (yüzde 3,5), Bulgaristan (yüzde 4,6) ve Yunanistan (yüzde 6,1) gibi ülkelerde bu oran oldukça düşük.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Süreç” Çağrısı: Toplum Somut Adımlar Bekliyor

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “süreç” için iktidara çağrıda bulunarak, “Fakat toplum artık somut adımlar bekliyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“İlk grup toplantımızı kadınlar öncülüğünde gerçekleştiriyoruz. ‘Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz’ şiarıyla 1 Ekim’de Amed’den yola çıkan ve bugün Meclis önünde barış talebini yükselten sevgili kadınlar, Barış Anneleri; grup toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Savaşın yarattığı acıyı en iyi bilen ve yaşayan kadınlar, barışa neden ihtiyaç duyduğumuzu bugün de Meclis’in önünden bütün dünyaya haykırdılar.

Emeğinize, yüreğinize sağlık. Bir haftalık yürüyüşün finalinde buradasınız. Meclis, siyaset, bütün toplum; kadınların barış, özgürlük ve eşitlik mücadelesini duysun. Selam olsun bu yürüyüşü gerçekleştiren, her kentte onları karşılayan kadınlara. Selam olsun mücadeleden geri durmayan kadınlara. Selam olsun sizlere.

Türkiye çoklu krizlerle ve her alanda çözüm bekleyen sorunlarla karşı karşıya; adaletsiz yargı, kayyım rejimi, muhalefet belediyelerine saldırılar; dil, kültür, sanat ve yaşam tarzı üzerindeki baskılar… Derin yoksulluk, kadın cinayetleri, genç işsizliği, deprem kentlerinin bitmeyen bekleyişi, tarımın çöküşü, doğanın ve suyun feryadı; bu yaraları görmeyen bir Meclis, kendi varlık nedenini unutmuş demektir.

Türkiye belirsizliklerle dolu; her şey çok kırılgan. Siyasete düşen görev, ülkenin ve toplumun bütün düğümlerini çözmektir. Bu ülkede eksik olan beş şeyi arıyoruz: ekonomik geçim, adalet, barış, demokrasi ve özgürlük. Bu yıl Meclis tarihî sorumluluğunu yerine getirmeli; 86 milyonun bu beş hayati ihtiyacı için çalışmalıdır. Toplumsal refah yerine çatışmayı, özgürlükler yerine otoriter kontrolü önceleyen her siyasi akıl; yaşanan siyasal, toplumsal ve ekonomik çöküşün öncüsü olur.

Biz biliyoruz ki barış, toplumun onurudur ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına verilecek en önemli armağanlardandır. Demokrasi yalnızca bir yönetim işi değil; birlikte, eşit ve ortak yaşamın inşasıdır. Ekonomi sadece kuru rakamlar değildir; sofrasında ekmeği eksilenin, işsiz kalan gencin, emeği görünmeyen kadının hayatıdır. Okul masrafını karşılayamayan velinin, bastıran soğuklarda doğalgaz ve elektrik faturasını ödeyemeyen yurttaşın, geçinemeyen emeklinin, barınamayan öğrencinin hayatıdır.

Demokratik toplum ve barış arayışında bir yılı geride bıraktık. Geçen bir yıl içinde Kürt meselesinin çözümüne ilişkin Sayın Öcalan’ın çağrısı, PKK’nin fesih kararı ve silah yakma töreni, Meclis bünyesinde kurulan komisyon tarihi gelişmelerdir. Bu süreçte ‘karşılıklı çatışmaların yok denecek seviyeye gelmesi, partilerin daha sık diyalog kurması ve barışın aciliyetine olan inanç’ önemli bir kazanımdır. TBMM bünyesinde kurulan Barış Komisyonu çok kıymetli bir adımdır; barışa olan inancı ve umudu yükseltmiştir. Fakat toplum artık somut adım bekliyor; durgun suyu daha çok bulandırmak isteyenlere fırsat vermeyelim.

Barış Komisyonu 14. oturumunu yapıyor. Dinlenenlerin çoğu, ‘Kürt meselesi amasız, fakatsız çözülmelidir; demokratik haklar ve eşit yurttaşlık konusunda hukuki adımlar mutlaka atılmalıdır’ dedi. O halde barış için ne zaman eyleme geçilecek? Geldiğimiz eşik budur. Unutmamak gerekir ki Sayın Öcalan ve hareketi attıkları adımlarla büyük bir eşiğin aşılmasına katkı sundu; komisyonun kurulmasıyla kurumsal eşiğin de önemli bir kısmı geçildi. Artık siyasi ve hukuki eşiği atlama zamanı gelmiş, hatta geçmektedir; demokratik entegrasyon için demokratik yasaları yapmak gerekir.

Komisyon, zaman kaybetmeksizin Sayın Öcalan’ı dinlemelidir. Nitekim kendisi, ‘Komisyon gelirse demokratik müzakere sürecini başlatacağım’ demektedir. Barışın anahtarı muhatapta, baş aktördedir; dünyadaki örneklerde görüldüğü gibi İmralı’ya uzanacak doğrudan diyalog, silahları susturup hukuki zemini kuracak en bağlayıcı adım olabilir. Bu, kişisel bir tercih değil; barışın ciddiyetinin ve devlet aklının kurumsallığının gereğidir. Komisyonun, Sayın Öcalan ile görüşerek önemli bir eşiğin daha aşılmasına katkı sunmasını bekliyoruz.

“Umut hakkı düzenlemesi bir an evvel hayata geçirilmeli”

Sayın Öcalan 27 yıldır, halkları karşı karşıya getirmeye çalışanlara karşı çözümü ve barışı ısrarla savunmuştur. Evet; Sayın Öcalan’ın umut hakkı tanınmalıdır. “Umut hakkı” sıradan bir hukuk maddesi değil, evrensel hukukun merkezindeki ilkelerdendir. 17 Eylül’de Avrupa Bakanlar Komitesi umut hakkıyla ilgili kararını açıkladı ve komisyondan, Meclis’ten bu konudaki beklentilerini ifade etti. Bu çok önemli bir karardır. Ömür boyu kapıyı kilitleyip anahtarı denize atamazsınız; toplumsal barış süreçleri, yeniden düşünme ve yeniden düzenleme perspektifi ile cesur adımlar atıldıkça ilerler. Sayın Öcalan için umut hakkı düzenlemesi bir an evvel acilen hayata geçirilmelidir.

6–8 Ekim 2014’te IŞİD’in saldırılarına karşı dünyanın birçok yerinde insanlar sokağa çıktı. Bu süreçte 47’si HDP üyesi ve seçmeni olmak üzere toplam 54 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Gerçeklerin ortaya çıkması için 11 yıldır girişimlerde bulunduk; ancak ne Meclis ne de yargı gerekli iradeyi gösterdi.

6–8 Ekim gerekçe gösterilerek açılan Kobani davasında, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarına yüzlerce yıl hapis cezaları verildi; bazı sanıklar sürgünde. Bu dava, toplum vicdanında derin bir yara bıraktı. AİHM, 8 Temmuz’da üçüncü kez ‘Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı’ kararı verdi. Bu kararın 8 Ekim’de kesinleşmesi bekleniyor. Bu, barış ve demokrasi için bir fırsattır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani davası tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Hepsi özgür olana dek mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.

2005’ten bu yana 7 bin 810 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu süreçte kadın düşmanlığı adım adım kurumsallaştı: Kadının adı bakanlıktan çıkarıldı; ‘aile’ vurgusuyla şiddet ve istismar görünmez kılındı; ‘tecavüzcüyle evlenirse dava düşer’ anlayışı meşrulaştırılmaya çalışıldı; kürtaj, ‘katliamdır’ denilerek hedef alındı; KHK’larla kadın dernekleri kapatıldı; kadın belediye eş başkanlarına kayyım atandı, görevden alındı, tutuklandı; kadın siyasetçiler ve aktivistler gözaltına alındı; cezaevlerinde baskılar arttı; sürgünler, çıplak aramalar ve infaz yakmalar… kadınların iradesini bu şekilde tutsak etmeye çalıştılar.

Diyanet’in fetvalarıyla hak ve özgürlüklere müdahale edildi; nafaka ve miras hakları tartışmaya açıldı; soyadı, doğum biçimi, çocuk sayısı ve giyim gibi kişisel alanlara müdahale edildi. Bu tablo, son yirmi yılın erkek egemen ve cinsiyetçi politikasının özetidir.”

Paylaşın

Bahçeli, Sert Sözlerle CHP’yi Hedef Aldı

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, sert sözlerle CHP’yi hedef alarak, “Hep dedim, yine diyorum, bu CHP’den hiçbir halt olmaz, olamaz” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında son günlerde yaşanan gelişmelerle ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bozkırın ve tozlu yolların ortasında serpilen, evsiz sokaklarla sokaksız evlerin arasında sembolleşen Türkiye Büyük Millet Meclisi aziz Türk milletinin göz bebeği, iradesinin tecelli mekanıdır. 1916 yılının Ağustos ayında Ankara’nın dörtte üçünü yakıp kül eden o meşum yangının müessif ve mütemadi tesirlerine rağmen 23 Nisan 1920’de istiklal ve istikbalin diri ümitleri Ulus’taki taş binada güneş gibi parlamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin can damarıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi devletimizin kurucu temelidir. Hâsılı kelam Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk milletinin ta kendisidir. Milletin verdiği vekâlet görevini demokrasi ahlakına ve tarihsel anlamına müzahir şekilde taşımak ve temsil etmek bu kutlu çatı altında bulunan her milletvekilinin başlıca sorumluluğudur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, boykot ve protestolara sahne olacak, ucuz ve uçuk ayak oyunlarına alet edilecek; egoları şişkin, hırs ve ihtirasları kabarık siyasi tufeylilerin tahrip ve tahriklerine maruz kalacak bir yer değildir. Yeni yasama yılının açılış oturumuna sudan bahaneleri ileri sürerek katılmayan, Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasına tahammülsüzlüğün yanında aziz milletimizin iradesine saygısızlıkta üst bir faza geçen Cumhuriyet Halk Partisi gene baltayı taşa vurmuştur.

Dipsiz çelişkilerde bocalayan CHP gafil cüretkarlığıyla yanlışı savunacak basit ve bayağı gerekçelere sığınmayı, devamında bunlarla avunmayı tercih etmiştir. Elbette kendi düşenin ağlamaya, dövünmeye, sızlanmaya hakkı yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi’nin sadece Sayın Cumhurbaşkanımızı, sadece Meclis’imizi değil, esasen Türkiye’yi ve Türk milletini yok saydığı ortadadır. İnanıyorum ki bu seviyesizliğin demokratik sonuçlarına da eninde sonunda katlanacaktır.

1 Ekim 2025 tarihinde Meclis’in açılışı münasebetiyle yapılan özel oturumun hemen ardından TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un davetine icabet eden parti Genel Başkanlarının yan yana oturmaları cepheleşmeden mustarip milletimizi gerçekten umutlandırmıştır. İktidarıyla muhalefetiyle birlikte teşekkül eden tek kare fotoğrafa milli iradenin özlemleri yansımıştır.

Her parti, her milletvekili, her siyaset insanı Türkiye sevdasının ortak paydasında buluştuktan sonra üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Görüşlerimiz farklı olabilir, fikirlerimiz ayrı olabilir, bunları temin ve teşmil eden siyasetlerimiz de başka olabilir; ama hepimiz Türk milletinin evladıyız, mensubiyetinden de onur ve şeref duymalıyız. Gerektiği ve şartlar öyle geliştiği takdirde sesimizi değil yalnızca sözümüzü yükseltmeliyiz.

Bütün bunları dikkate alan bir terkip ve tefsir hüneriyle söyleyecek olursak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyaseti mefluç ve meşruiyet zaafıyla malul sakat bir siyasettir. Bu ağır siyaset kusurunun milletimize vereceği hiçbir şey de yoktur. Özgür Bey’in Meclis’teki malum o fotoğraf karesiyle ilgili günlerdir süregelen söz, değerlendirme ve temelsiz eleştirileri esasen içten içe derinleşen bir kıskançlığın, gittikçe ağırlaşan nedamet psikolojisinin alegorik şifresidir. Samimiyetle ifade etmeliyim ki, o fotoğraf Türkiye’nin fotoğrafıdır.

Her şeyden evvel Cumhuriyet Halk Partisi’nin sürüklendiği çıkmaz sokağın, içine girdiği korku tünelinin, çırpındıkça battığı rüşvet ve yolsuzluk çamurunun elbette siyasi sonuçları olacaktır. Özgür Bey’in Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili sözde meşruiyet sorunu imal ve icat etmek yerine partisinin ve şahsının ne kadar meşru bir çizgide durduğuna kafa yorması akıbeti ve mahiyeti bakımından akla en yatkın seçenektir.

Egemenliğin ve meşruiyetin yegane kaynağı büyük Türk milletidir. Söz milletindir, karar milletindir, irade milletindir, hüküm milletindir. Eğer millet haricinde meşruiyet arayışlarına tenezzül edip teşne olabilecek mandacı siyasetçilerin izini sürmek isteyen çıkarsa tavsiyem ve temennim doğrudan CHP’ye bakmaları, orayı kurcalamalarıdır. Zira kurcaladıkça Mavi Vatana masal ve safsata diyen işbirlikçiler çıkacaktır. Kurcaladıkça Karabağ zaferinden rahatsız olan devşirmeler görülecektir. Kurcaladıkça yabancı medyaya Türkiye’yi şikayet eden, yabancı ülkelerden aman dilenen, niye bizi görmüyorsunuz diye çığlıklar atan ciğersizlerin eşkâli belirlenecektir.

“Bu CHP’den hiçbir halt olmaz”

Camdan evi olanların komşuya taş atmadan evvel çok iyi düşünmeleri, makus bir hesap hatasından uzak durmaları gerekmektedir. Özgür Bey’in, Sayın Cumhurbaşkanımız ABD’de Türkiye’yi onurla ve takdir edilecek boyutlarda temsil ederken İsrail’in sesi olması, ülkemizi kötüleme yarışına tevessül etmesi kelimenin tam anlamıyla çarpıklıktır. Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Kürsüsünü vicdan mahkemesine dönüştürüp mazlumların tercümanı olurken, Özgür Bey’in Netenyahu’yla kayıkçı kavgası yapıyorlar sözü unutulmayacak siyasi bühtandır.

‘Trump’tan randevu dilenenlerin Filistin’in kardeşi olamayacaklarını’söylemesi ayıptır, günahtır ve yalandır. Özgür Bey’in nasıl bir dolduruşa getirildiği, kimlerin tuzağına düştüğü az çok malumumuzdur. Nitekim kendisine ve partisine yazık etmiştir. Birleşmiş Milletler 80’inci Genel Kurulu’nda dünya Türkiye’yi konuşmuşken, Özgür Bey ve CHP yönetimi freni boşa almış, şarambole yuvarlanmıştır. Siyonist-Emperyalist esaretin altına giren CHP’dir. Hep dedim, yine diyorum, bu CHP’den hiçbir halt olmaz, olamaz. CHP’nin mahkeme kapılarına yüz sürmesi öncelikle kendi iç meselesidir.

Ne var ki bu partiyi kasıp kavuran siyasi kriz günbegün çıta yükseltmektedir. Mahkeme kararları, YSK’nın çıkışları, karşılıklı suçlamalar bölünme aşamasına doğru kayan bir CHP tablosunu gün yüzüne çıkarmaktadır. İtirafçı CHP’lidir, iddia sahibi CHP’lidir, müşteki CHP’lidir, fail CHP’lidir. Ne tuhaf, CHP’de kılıçlar çekilmiş, ortak akıl kaybolmuştur. CHP yönetiminin her önüne geleni suçlaması doğru ve omurgalı bir tavır değildir. Aynada başka bir şey görmek istiyorlarsa aynayı değil aynanın karşısındaki görüntüyü değiştirmeleri en makul tercihtir.

CHP’nin istikrarsızlığı, tarihsel çizgisinden derin kopuşu Türk siyaset ve demokrasi hayatını olumsuz etkileyecektir. CHP’nin içinde bulunduğu kaos Türk siyaseti, bu partinin geleneği ve geleceği açısından esef vericidir, yürek yaralayıcıdır. Ancak CHP’nin hesabını vermesi gereken, hatta yüzleşmesi kaçınılmaz olan korkunç nitelikli rüşvet ve yolsuzluk iddiaları vardır ve ortadadır. Özgür Bey’in savcı ve hâkimlerimizle uğraşması, her vahim iddiayı siyasileştirerek karalaması, meydan meydan dolaşarak zehir aşılaması suçluluk psikolojisinin yansımasıdır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi rüşvet ve yolsuzluğun pençesinde, eko-sistemin esareti altındadır. Yüzleşmek için özgüven, gerçekleri kabullenmek için de siyasi ahlak ve dirayet gerekmektedir. CHP’nin belediyelerde dönen gayri meşru ilişkilerin hesabını vermesi şarttır. Türk yargısına güvenimiz tamdır, iddianamelerin süratle ikmal edilerek adil yargılama sürecinin derhal başlaması da samimi dileğimizdir.

“Hamas, ülkesini, vatanını ve milletini savunan bir direniş örgütüdür”

Gazze’deki soykırım ve insani felaket dünyayı ayağa kaldırmıştır. Bilhassa Gazze’ye insani yardım malzemesi götürmek amacıyla yola koyulan ‘Küresel Sumud Filosu’ Siyonist kuşatmayı sarsmış ve uluslararası sularda uğradığı terörist saldırıya rağmen direniş umutlarını kamçılamıştır. Alçakça gözaltına alınan 36’sı Türk vatandaşı 137 aktivistin yoğun girişimler sonucunda Türkiye getirilmesi müessir bir başarıdır ve emeği geçen kim varsa tebrik etmek hepimizin görevidir.

Birleşmiş Milletler’in üye ülke sayısı 193’tür. Bunun 157’si Filistin’i tanımıştır. Soykırımcı İsrail tecrit edilmiştir. Bu yılki Genel Kurul’da pek çok ülke Filistin’i tanımıştır. Bu vesileyle hepsine teşekkür ediyor, tebriklerimi iletiyorum. Trump’ın Filistin’i tanımak ‘Hamas’a ödüldür’ sözleri önyargılı, basit, bayağı ve bağnazcadır. Hamas terör örgütü değildir, gerçek manasıyla terör yöntemlerine başvuran haydut devlet İsrail’dir. Hamas, ülkesini, vatanını ve milletini savunan bir direniş örgütüdür. Hazırlanan 20 maddelik Gazze Planı günlerdir Türkiye ve dünya gündemindedir.

Bu Plan’a Hamas’ın müspet yaklaşımı, ayrıca müzakereye yeşil ışık yakması en azından silahların susması, ateşkesin sağlanması, kısmi bir sükûnetin vasat bulması adına memnuniyet vericidir. Fakat süreç engebeli, çetin, zorlu ve tuzaklarla doludur. İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sonlandırması ve Gazze Şeridi’nde barış ortamının yeşermesine kapı aralaması ümit edilen Plan’ın dolaylı müzakereleri için adres Mısır’dır. Bu müzakerelerde İsrail’in ne yapacağı, hangi sinsi yolları takip edeceği, Doha’ya benzer bir sabotajı yapıp yapmayacağı muammadır.

Trump, Netenyahu’yla görüşmeden önce Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Endonezya ve Pakistan devlet ve hükümet başkanlarıyla bir toplantı düzenlenmişti. Bu toplantıda masaya yatırılan ve görüş birliğine varılan Gazze Planı’nda daha sonra değişiklikler yapıldığı bizzat Pakistan Başbakanı tarafından açıklanmıştı. Hatta Netenyahu Amerika’dan ayrılmadan İsrail ordusunun Gazze’den çekilmeyeceğini ilan etmişti. Şunu açık yüreklilikle ifade etmek gerekirse, İsrail hem insanlığın hem de barış umutlarının düşman odağıdır.

Mısır’daki müzakerelerin kesintiye uğraması, İsrail’in savaş, şiddet ve soykırıma devamı halinde artık zora dayalı her türlü askeri seçenek meşru hale gelecektir. İsrail’in durdurulması masa başında olmuyorsa sahada ve silahla yapılması tarihin kırılma anı olarak karşımıza çıkabilecektir. Dünya ve insanlık vicdanı sayıları 20 bini aşan çocuk katliamına, toplamda 70 bine yaklaşan masum ölümüne daha fazla sabır gösteremeyecektir. Siyonist eşkıyalık ya barışa tamam demeli ya da uluslararası veya bölgesel mahiyetli istikrar gücüyle Gazze zincirlerinden kurtarılmalıdır.

Vakit Gazze için kıyam vaktidir. Vakit vicdan ve merhamet vaktidir. Bu süreçte 5 Ağustos 2024 tarihinde önerdiğimiz; Türkiye, Irak, Mısır, Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerinin teşebbüs ve tertibiyle kurulabilecek Kudüs Paktı daha da mühim bir anlam kazanmıştır. Küresel intifada her coğrafyada varlığını izhar etmektedir.

İsrail Filistin arasında bir an önce ateşkes ilan edilmeli, Siyonist barbarlık işgal ettiği topraklardan çekilmelidir. Batı Şeria’nın ilhak emelleri de ateşe benzin dökmekten farksızdır. Gazze’yi unut, Batı Şeria’yı tut aldatmacasına kanacak kimse yoktur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İspanya Başbakanı, tarih sessiz kalanları yargılayacak demişti. Ve haklıydı. Kolombiya ve Endonezya Cumhurbaşkanları Filistin’i savunmak için askeri güç kullanımını ve sevkiyatını önermişlerdi. Ve insanlık hafızasına altın harflerle kazınmışlardı.

“İki devletli çözümden başka yol kalmamıştır”

Ne yazıktır ki, ne gariptir ki, 57 İslam ülkesinden birisi de bu denli kararlı ve mert duruşu göstermemiş, gösterememiştir. Önde çocuklar ölürken, arkada siyasi ve ekonomik işbirlikleri kurmak ne İslami, ne insani, ne de ahlakidir. Akan kan durmalı, Gazze’nin Gazze’lilere ait olduğu herkesçe kabul edilmelidir. İki devletli çözümden başka yol kalmamıştır.

1967 sınırlarına haiz olmak kaydıyla başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafi bütünlüğünü sağlamış Filistin devleti kabul edilmeli, Birleşmiş Milletler’e de tam üye yapılmalıdır. Bir Yahudi alimi olan Hilal neredeyse Hz.İsa ile aynı dönemde yaşamıştı. Şu sözler onundur: ‘Size yapılmasından nefret ettiğiniz bir şeyi bir başkasına yapmayın. Bütün Tevrat bundan ibarettir, gerisi yalnızca açıklamadır.’

Soykırımcılar mutlaka hesap vereceklerdir. Gazze’li bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, savunmasız insanların hakkını hukukunu savunmak bir insanlık görevidir. Gazzeli mazlumların sesine ses olan, feryatlarına tercümanlık yapan, dünyaya da insani felaketin korkunç yüzünü süreklilik içinde haykıran Türkiye’nin tez ve söylemleri nihayet geniş kabul görmüştür. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesine müteşekkir olmak lazımdır.

Terörsüz Türkiye takip ve temini devlet politikasına dönüşen milli ve tarihi bir hedeftir. Bu muteber hedefin can alıcı noktası iç barış ve huzur ortamının sağlam ve sağlıklı esaslara bağlanmasıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı; aynı zamanda barış, huzur ve kardeşlik yüzyılıdır. Milletimiz ‘Terörsüz Türkiye’yle ilgili adım ve atılımların arkasındadır. Kaldı ki bu hedefe ulaşılmasıyla birlikte kazanan Türkiye ve Türk milleti olacaktır. Menfi ve mütereddit çevrelerin uydurmalarına, iftirayla bezenmiş muhal ithamlarına ne itibar edecek ne de kale alacak hiç kimse yoktur.

Biz “Terörsüz Türkiye” hedefini bütüncül zaman telakkisinin izdüşümünde kombine ve kolektif bakış açısıyla ele alıyor, hayatın ve hadiselerin her veçhesine ışıklar salacağına, yeni bir diriliş momenti olacağına inanıyoruz. Önyargıların düğümlerini çözmek istiyoruz. Katılaşmış ve kapanmış diyaloglara daha üst bir uzlaşma kümesinde canlılık kazandırmanın amaç ve arzusundayız. Şayet varsa buğulanan ve buzlanan toplumsal münasebetler ağını birlikte yaşama ve yaşatma temelinde karşılıklı anlayış, saygı, sevgi, fedakarlık, empati ve bağlılıkla yeni baştan kuracağımızı değerlendiriyoruz.

Kim ki ‘Terörsüz Türkiye’den rahatsızsa bir kuraklık, bir karanlık, bir acziyet içindedir. Bu hedef soysuz bir çağdaşlığın fevkinde çağlar üstüdür. Sırtını statükoya dayayarak bulanık dönemlere hapsolanların aksine devirler üstüdür. 1,5 asırdır süregelen küresel emperyalist komplolar, vatanımız ve milletimiz aleyhinde devrede olan karanlık kampanyalar inşallah tasfiye edilecektir. Hedef büyüktür, taviz, tehir ve teslimiyet ise asla yoktur. Göreceli anlaşmazlıkları önce çoğaltıp sonra körükleyen, ardından da düşmanlıklara dönüştürmek için fitne yayan iç ve dış hıyanet şebekesinin çarkı kırılacaktır.

Türkiye kutlu bir doğum arifesindedir. Bu doğumun sancıları olabilir, yanlış anlamalar olabilir, bazen sinirler de gerilebilir, hatta temaslar zayıflayarak mesafeler açılabilir. Fakat sabır, sebat ve soğukkanlılıkla vatan ve millet sevgisinde buluşmamız, aydınlık ve ortak bir geleceğe yürüme kararlılığımız her soru ve sorunla başa çıkmaya kafidir. Yeter ki samimiyet ve dürüstlük rotasından ayrılmayalım. Yeter ki dağılmamızı ve bölünmemizi kurgulayan muhasım koalisyona karşı hep birlikte ve kardeşçe göğüs gerelim.

“Müzakere zemini oluşmalıdır”

TBMM’de tesis edilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu faal haldedir, toplumun her kesimiyle istişarelerini sürdürmektedir. 13 toplantı yapılmış, 14’üncüsünü de yarın gerçekleştirilecektir. İhtiyaç duyulan siyasi ve hukuki düzenlemelerin yapılabilmesi için geniş ve gerçekçi mutabakat ve müzakere zemini oluşmalıdır. Meseleye doğrudan veya dolaylı müdahil herkesin söyleyeceği bir fikri veya düşüncesi vardır. Bunları dinleyip en doğru ve güvenli bir yol haritası belirlenmelidir. Gördüğümüz kadarıyla ve aldığımız bilgiler çerçevesinde böyle yapıldığını da mütalaa etmekten memnuniyet duyuyor, komisyonda görev alan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

Eğmeden bükmeden söylemeliyim ki, PKK’nın kurucu önderliği elini taşın altına koymuştur. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hitamında PKK 12 Mayıs’ta silah bırakmış ve örgütsel varlığını lağvetmiştir. 11 Temmuz’da bir grup PKK’lı silahlarını yakmıştır. Ne var ki Suriye’nin kuzey doğusunda tesir alanı bulunan SDG/YPG henüz silah bırakmamış, 27 Şubat İmralı çağrısına riayet etmemiştir. Halbuki İmralı’nın çağrısı PKK’nın yanı sıra bölücü terörün tüm bileşenlerini kapsamaktadır. En azından bizim anladığımız böyledir, yorumumuz bu doğrultudadır.

Beklentim şudur: PKK’nın kurucu önderliği SDG/YPG’ye direkt aynı mahiyet ve muhtevada bir çağrıda bulunarak, Şam yönetimiyle imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata uyulmasını istemelidir. Esad rejiminin devrilmesinden sonra ilk kez yapılan Halk Meclis’i seçimlerinin demokratik istikrar içinde yeni dönemin, yeni siyasi ve toplumsal mekanizmanın ağırlık merkezi olması yönünde fikir birliği hasıl olmuşken; Rakka, Haseke ve Süveyda’nın bunun dışında kalması 10 Mart Mutabakatının ruhuyla çelişmektedir.

Gerekirse Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda görev yapan milletvekillerinden bir grup İmralı’ya giderek yüz yüze görüşme sağlamalı, mesajlar ilk ağızdan alınmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bunda çekinilecek bir husus görmüyorum. Bizi bağlayan açıklama 27 Şubat İmralı açıklamasıdır. Bu açıklamanın güncellenerek daha detaylandırılması ve çerçevesinin genişletilmesi hayırlı gelişmelere yol açacaktır.”

Paylaşın

“Nobel Fizik Ödülü” Üç Bilim İnsanına Verildi

Bilim, edebiyat ve barış gibi alanlarda ilerlemeye katkı sağlayan kişilere verilen Nobel Ödülleri’nden “2025 Fizik Ödülü” John Clarke, Michel Devoret ve John Martinis’e verildi.

Haber Merkezi / Üç bilim insanı, Nobel Fizik Ödülü’ne “elektrik devresinde makroskopik kuantum mekanik tünelleme ve enerji kuantizasyonunun keşfine” ilişkin çalışmalarıyla layık görüldü.

Nobel’e layık görülen John Clarke, Michel Devoret ve John Martinis, 1,1 milyon dolarlık para ödülünü de paylaşacak.

Önümüzdeki günlerde kimya, edebiyat, barış ve ekonomi alanındaki Nobel ödüllerininde açıklanmasının ardından ödüller İsveç Kralı tarafından sahiplerine takdim edilecek.

Dinamitin mucidi ve iş adamı Alfred Nobel’in adını taşıyan ödüller 1901 yılından bu yana dağıtılıyor.

2024 Fizik Ödülü John Hopfield ve Geoffrey Hinton, 2023 Fizik Ödülü Pierre Agostini, Ferenc Krausz ve Anne L’Huillier’e gitmişti.

2022 Nobel Fizik Ödülü, kuantum mekaniği alanındaki çığır açıcı çalışmaları nedeniyle Fransız bilim insanı Alain Aspect, Amerikalı bilim insanı John Clauser ve Avusturyalı bilim insanı Anton Zeilinger’e verilmişti.

2021’de ödülün sahipleri; karmaşık sistemlere, özellikle de Dünya’nın iklimine ilişkin anlayışımızı değiştiren Syukuro Manabe, Klaus Hasselmann, ve Giorgio Parisi olmuştu.

2020’de kara delikleri araştıran Roger Penrose ile galaksimizin merkezindeki bir cisimle ilgili araştırmalarından dolayı Reinhard Genzel ve Andrea Ghez ödülü paylaşmıştı.

2019’da ise Nobel Fizik Ödülü, Büyük Patlama’dan sonra evrenin evrimini açıklayan James Peebles ile bir güneş sistemi dışındaki gezegenin keşfi nedeniyle Michel Mayor ve Didier Queloz’a verilmişti.

Nobel Fizik Ödülü bugüne dek sadece 4 kadına verildi: Marie Curie (1903), Maria Goeppert-Mayer (1963), Donna Strickland (2018) ve Andrea Ghez (2020).

Paylaşın

T Hücreli Prolenfositik Lösemi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

T hücreli prolenfositik lösemi (T-PLL), olgun T hücrelerinin (post-timik T lenfositleri) malign proliferasyonu ile karakterize nadir, agresif bir lösemi türüdür.

Haber Merkezi / Kronik lenfositik lösemi (KLL) benzeri özellikler gösterse de, daha hızlı ilerler ve kötü prognoza sahiptir. Erişkinlerde, özellikle 60 yaş üstünde görülür, erkeklerde kadınlara oranla biraz daha sıktır (2:1). Yıllık insidansı 100.000’de 0.1 civarındadır ve tüm lösemilerin %2’sini oluşturur.

Nedenleri:

Genetik Mutasyonlar: TCL1A, TCL1B veya MTCP1 genlerinde translokasyonlar (örn. t(14;14)(q11;q32), inv(14)(q11q32)) en sık genetik anomalilerdir; bunlar T hücre proliferasyonunu aktive eder. ATM gen mutasyonları (%80-90) ve JAK/STAT yolak disregülasyonu (JAK3, STAT5B) da yaygındır.

Risk Faktörleri: Kesin neden bilinmez. Viral enfeksiyonlar (HTLV-1 ilişkisi tartışmalı), çevresel faktörler veya aile öyküsü ile net bir bağ yoktur. Ataksi-telanjiektazi hastalarında ATM mutasyonları T-PLL riskini artırabilir.

Patogenez: Apoptoz direnci ve hücre döngüsü kontrol kaybı, klonal T hücre ekspansiyonuna yol açar.

Belirtileri:

Hematolojik: Lenfositoz (periferik kanda >100×10⁹/L beyaz küre), anemi, trombositopeni.

Sistemik: B semptomları (ateş, gece terlemesi, kilo kaybı), yorgunluk, zayıflık.

Fiziksel Bulgular: Splenomegali (%50-70), hepatomegali, lenfadenopati (%50), deri lezyonları (eritem, nodül, %20-30), seröz efüzyonlar (plevral/peritoneal).

Nadir: Merkezi sinir sistemi tutulumu, hiperkalsemi.

Teşhisi:

Laboratuvar: Tam kan sayımı (CBC): Şiddetli lenfositoz, prolenfositler (>55% periferik kanda). Periferik yayma: Orta-büyük prolenfositler, belirgin nükleolus, yoğun sitoplazma, bazen “yılan dişi” görünümü.

İmmünfenotipleme: Akım sitometrisi ile CD2+, CD3+, CD7+, CD4+/CD8- (çoğunlukla) veya CD4+/CD8+ ko-ekspresyonu; TCL1 aşırı ekspresyonu tanısaldır.

Genetik: Karyotip analizi veya FISH ile inv(14) veya t(14;14) tespiti; ATM, JAK3 mutasyonları için NGS (yeni nesil dizileme).

Kemik İliği: Diffüz lenfoid infiltrasyon; biyopsi genellikle tanıyı destekler.

Diferansiyel Tanı: KLL, B-PLL, yetişkin T hücreli lösemi/lenfoma (ATLL), mantle hücre lenfoma dışlanmalı.

Tedavisi:

Birinci Basamak: Alemtuzumab (anti-CD52 monoklonal antikor), intravenöz veya subkutan, yüksek yanıt oranı (%80-90) sağlar ancak küratif değildir. Kombinasyon kemoterapisi (CHOP, fludarabin-bazlı rejimler) daha az etkilidir.

Konsolidasyon: Yüksek doz kemoterapi sonrası allojenik kök hücre nakli (allo-HSCT), genç ve uygun hastalarda tek küratif seçenektir; 5 yıllık sağkalım %10-30.

Destekleyici: Enfeksiyon profilaksisi (antiviral, antifungal), transfüzyon, G-CSF (nötropeni için).

Deneysel: JAK inhibitörleri (ruxolitinib), BCL-2 inhibitörleri (venetoklaks) veya CAR-T hücre tedavisi klinik çalışmalarda umut vadeder.

Paylaşın

T Hücreli Hodgkin Dışı Lenfoma Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

20’den fazla alt tipi bulunan T hücreli Hodgkin dışı lenfoma (NHL), lenfoid dokularda olgun veya öncü T hücrelerinin malign proliferasyonu ile karakterize heterojen bir grup kanserdir.

Haber Merkezi /Hodgkin lenfomadan farklı olarak Reed – Sternberg hücreleri yoktur ve T hücre kökenli lenfoid neoplazmları içerir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sınıflandırmasına göre 20’den fazla alt tipi bulunur; en sık görülenleri periferik T hücreli lenfoma (PTCL-NOS), anaplastik büyük hücreli lenfoma (ALCL), ve anjiyoimmünoblastik T hücreli lenfoma (AITL)’dır. Nadir görülür, NHL vakalarının %10-15’ini oluşturur ve genellikle B hücreli lenfomalardan daha agresiftir.

Nedenleri:

Genetik ve Moleküler: STAT3, TET2, DNMT3A gibi gen mutasyonları ve TCR sinyal yolaklarında disregülasyon (örn. JAK/STAT, NF-κB) rol oynar. Anaplastik lenfomada ALK gen translokasyonları (t(2;5)) sık görülür.

Çevresel Faktörler: Kronik antijenik stimülasyon (örn. HTLV-1 virüsü ile yetişkin T hücreli lösemi/lenfoma), EBV (nazolaringeal T/NK hücreli lenfoma), otoimmün hastalıklar (Sjögren, RA) ve immünosupresyon (transplant sonrası) ile ilişkilidir.

Risk Faktörleri: Kesin neden bilinmez; yaş (50+), erkek cinsiyet, viral enfeksiyonlar, kimyasal maruziyet (pestisitler) ve aile öyküsü riski artırabilir.

Belirtileri:

Lenfadenopati: Genellikle ağrısız, büyümüş lenf nodları (boyun, koltuk altı, kasık).

B Semptomları: Ateş, gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı (%10’dan fazla).

Ekstranodal Tutulum: Deri (mikozis fungoides), akciğer, kemik iliği, GIS veya merkezi sinir sistemi; alt tipe göre değişir.

Sistemik: Yorgunluk, kaşıntı (özellikle kutanöz T hücreli lenfomada), hepatosplenomegali, sitopeniler (anemi, trombositopeni).

Teşhisi:

Klinik Değerlendirme: Fizik muayene ile lenfadenopati ve sistemik semptomların değerlendirilmesi.

Biyopsi: Lenf nodu veya etkilenen dokudan eksizyonel biyopsi; histopatoloji ve immünhistokimya ile T hücre markırları (CD3+, CD4/CD8, CD30, ALK) incelenir.

İmmünfenotipleme: Akım sitometrisi ile klonal T hücre popülasyonu (TCR gen rearranjmanı) doğrulanır.

Görüntüleme: PET/BT veya BT ile evreleme (Ann Arbor sistemi); kemik iliği biyopsisi ileri evrelerde yapılır.

Laboratuvar: LDH, beta-2 mikroglobulin, tam kan sayımı, viral seroloji (HTLV-1, EBV, HIV).

Tedavisi:

Evre I-II (lokalize): Radyoterapi veya sınırlı kemoterapi (örn. CHOP: siklofosfamid, doksorubisin, vinkristin, prednizon). Kutanöz T hücreli lenfomada topikal tedaviler (steroid, fototerapi) tercih edilir.

Evre III-IV (yaygın): Kombinasyon kemoterapisi (CHOP veya CHOEP); ALK+ ALCL’de daha iyi prognoz. Brentuximab vedotin (CD30+ vakalarda), romidepsin veya pralatreksat gibi hedefe yönelik ajanlar refrakter olgularda kullanılır.

Kök Hücre Nakli: Yüksek doz kemoterapi sonrası otolog/allojenik nakil, özellikle genç ve refrakter hastalarda.

Destekleyici: Enfeksiyon profilaksisi, semptom yönetimi (kaşıntı için antihistaminikler). Klinik denemeler (CAR-T hücre tedavisi, immünoterapiler) umut vadeder.

Paylaşın

Epidermodisplazi Verrusiformisli T Hücre İmmün Yetmezliği Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Epidermodisplazi verrusiformisli T hücre immün yetmezliği, insan papilloma virüsü enfeksiyonuna karşı artan duyarlılıkla karakterize nadir bir primer immün yetmezliktir ve çocukluk çağında yaygın, düz, siğil benzeri deri lezyonlarıyla ortaya çıkar.

Haber Merkezi / Epidermodisplazi verrusiformisli (EV) T hücre immün yetmezliği, nadir bir primer immün yetmezlik hastalığıdır. Bu durum, insan papilloma virüsüne (HPV, özellikle beta-HPV türleri) karşı artan duyarlılık ile karakterizedir ve çocukluk döneminde yaygın düz siğil benzeri cilt lezyonları ile kendini gösterir.

Toplam T hücre sayıları normal olsa da, T hücre reseptörü (TCR) sinyalizasyonunda bozukluk, periferik naif T hücre lenfopenisi ve hafıza T hücrelerinde tükenme fenotipi görülür.

Bu immün yetmezlik, EV’nin atipik veya edinsel formunda T hücre aracılı immün yanıtın bozulmasıyla ilişkilidir ve HPV enfeksiyonlarının kalıcı hale gelmesine yol açar, bu da cilt displazisi ve skuamöz hücreli karsinom riskini artırır.

Nedenleri:

Genetik temelli immün yetmezlik: Genellikle otozomal resesif kalıtımla aktarılan mutasyonlar (örneğin, RHOH, STK4, RASGRP1, CORO1A gibi genlerdeki defektler) T hücre fonksiyonunu bozar ve beta-HPV enfeksiyonlarına karşı keratinosit-immün yanıtını zayıflatır.

EVER1/TMC6 ve EVER2/TMC8 gen mutasyonları klasik EV’de rol oynarken, T hücre defektleri atipik formu tetikler.
Edinsel faktörler: HIV, kök hücre nakli sonrası veya diğer immünosupresif durumlar gibi edinsel T hücre immün yetmezlikleri, EV benzeri sendromu (edinsel EV) ortaya çıkarır.

Belirtileri:

Ciltte yaygın düz siğil benzeri papüller (verruka plana), pityriasis versicolor benzeri lekeler ve verruköz lezyonlar; genellikle çocuklukta başlar ve eller, ayaklar, yüz, boyun gibi bölgeleri tutar.

İmmün yetmezliğe bağlı tekrarlayan HPV enfeksiyonları, mukokutanöz lezyonlar ve Burkitt lenfoma gibi komplikasyonlar.

Uzun vadede skuamöz hücreli karsinom (cilt kanseri) riski yüksektir (%30-70 oranında, özellikle güneş maruziyetiyle).

Teşhisi:

Klinik muayene: Çoklu dirençli siğiller ve EV’ye özgü lezyonlar şüphe uyandırır; aile öyküsü ve erken başlangıç tanıyı destekler.

Histopatoloji: Deri biyopsisi tipik bulgular gösterir: Üst epidermal katmanlarda büyük keratinositler, gri-mavi sitoplazma, keratohialin granülleri, hafif hiperkeratoz ve akanto sis.

Laboratuvar testleri: HPV tiplendirme (PCR ile HPV-5,8 vb. tespiti), T hücre immün yetmezliği için akım sitometrisi (TCR sinyalizasyon defekti, naif T hücre azlığı), genetik testler (mutasyon taraması).

Diğer immün yetmezlikler (HIV, kombine immün yetmezlik) dışlanmalıdır.

Tedavisi:

Destekleyici ve semptomatik: Lezyonlar için kriyoterapi, elektrocerrahi, lazer, fotodinamik terapi veya topikal ajanlar (örneğin, calcipotriol) kullanılır; ancak tam kür yoktur.

İmmün yetmezlik yönetimi: Altta yatan T hücre defektine göre kök hücre nakli (hematopoetik kök hücre transplantasyonu) veya immünomodülatör tedaviler (örneğin, antiretroviral HIV için) uygulanabilir; ancak EV-HPV enfeksiyonları antiretroviral tedaviden etkilenmeyebilir.

Kanser önleme: Erken lezyon eksizyonu, güneşten korunma ve düzenli takip şarttır; radyoterapi kontrendikedir çünkü yeni lezyonları tetikleyebilir.

Cimetidin gibi immün düzenleyiciler sınırlı etkinlik gösterir.

Erken tanı ve multidisipliner yaklaşım (dermatoloji, immünoloji) prognozu iyileştirir.

Paylaşın

Enginar Ve Ispanaklı Ravioli, Malzemeleri, Hazırlanışı

Enginar ve ıspanaklı ravioli, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

225 gr ıspanaklı ve ricottalı ravioli
2 yemek kaşığı güneşte kurutulmuş domates konservesi
½ su bardağı süzülmüş yağda kavrulmuş domates
¼ su bardağı ince kıyılmış arpacık soğanı
3 diş sarımsak, ince dilimlenmiş
¼ su bardağı tuzsuz tereyağı, küp şeklinde doğranmış
280 gr dörde bölünmüş enginar kalbi, çözülmüş
420 gr tuzsuz barbunya fasulyesi konservesi, durulanmış
¼ su bardağı çekirdeksiz kalamata zeytini, dilimlenmiş
¼ su bardağı doğranmış taze fesleğen
3 yemek kaşığı kavrulmuş çam fıstığı

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede suyu kaynatın. 2 paket (225 gr) ravioliyi paket talimatlarına göre pişirin; ⅓ su bardağı pişirme suyunu ayırın. Raviolileri süzün ve 1 yemek kaşığı güneşte kurutulmuş domates konservesi ile karıştırın.

Kalan 1 yemek kaşığı güneşte kurutulmuş domates konservesini büyük, yapışmaz bir tavada orta ateşte ısıtın. ¼ su bardağı arpacık soğanını ekleyin; ara sıra karıştırarak yumuşayana kadar yaklaşık 4 dakika pişirin. Dilimlenmiş sarımsağı ekleyin; sürekli karıştırarak, kokusu çıkana kadar yaklaşık 30 saniye pişirin.

Kalan ⅓ su bardağı pişirme suyunu ekleyin; kısık ateşte kaynatın. Küp küp doğranmış tereyağını azar azar ekleyip karıştırın, her parça neredeyse eriyene kadar bekleyin ve ardından bir sonrakini ekleyin. Enginarları ve yıkanmış fasulyeleri ekleyin; sık sık karıştırarak, iyice ısınana kadar 2-3 dakika pişirin.

Pişmiş ravioliyi, ½ su bardağı güneşte kurutulmuş domatesi, ¼ su bardağı zeytini, ¼ su bardağı fesleğeni ve 3 yemek kaşığı çam fıstığını sosla iyice kaplanana ve ısınana kadar yaklaşık 1 dakika karıştırın. Afiyet olsun…

Paylaşın

Karides Puttanesca, Malzemeleri, Hazırlanışı

Hazırlaması çok kolay olan karides puttanesca, denedikten sonra menünüze ekleyeceğiniz yemek tariflerinden biri olacaktır. Öyleyse verilen adımları takip edin ve bu tarifi yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 20 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

225 gr taze linguine eriştesi, tercihen tam buğday
1 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
450 gr soyulmuş ve bağırsakları alınmış büyük karides
420 gr tuzsuz domates sosu
1,25 su bardağı dondurulmuş, dörde bölünmüş, çözülmüş enginar kalbi
0,25 su bardağı doğranmış çekirdeksiz kalamata zeytini
1 yemek kaşığı kapari, yıkanmış
0,25 çay kaşığı tuz

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede suyu kaynatın, linguineyi paket talimatlarına göre pişirin, süzün.

Bu arada, büyük bir tavada yağı yüksek ateşte ısıtın, karidesleri tek sıra halinde ekleyin ve altları kızarana kadar, 2-3 dakika, hiç karıştırmadan pişirin, domates sosunu ekleyip karıştırın, enginar kalplerini, zeytinleri, kaparileri ve tuzu ekleyin; karidesler pişene ve enginar kalpleri ısınana kadar, sık sık karıştırarak 2-3 dakika daha pişirin.

Süzülmüş erişteleri sosa ekleyin ve karıştırın, 4 makarna kasesine paylaştırın, sıcak servis edin. Afiyet olsun…

Paylaşın