Bezelyeli Domatesli Pesto Makarna, Malzemeleri, Hazırlanışı

Ferahlatıcı ve etkileyici bir akşam yemeği mi arıyorsunuz? Bezelyeli domatesli pesto makarna, aradığınız yemek olabilir. Karar verdiyseniz verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi hemen yapın!

Haber Merkezi / Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

225 gr tam buğday rotini (yaklaşık 2 su bardağı )
1 su bardağı dondurulmuş bezelye
1,25 su bardağı pesto
2 yemek kaşığı az yağlı mayonez
1,5 yemek kaşığı beyaz şarap sirkesi
1,25 çay kaşığı tuz
1,25 çay kaşığı öğütülmüş karabiber
1 su bardağı dörde bölünmüş üzüm domates
1 adet yeşil soğan , dilimlenmiş (yaklaşık ¼ su bardağı )

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım…

Büyük bir tencerede suyu kaynatın. 225 gram makarna ekleyin ve paket üzerindeki talimatlardan 3 dakika daha az pişirin, 1 su bardağı bezelye ekleyin ve makarna ve bezelyeler yumuşayana kadar yaklaşık 3 dakika daha pişirmeye devam edin, makarna ve bezelyeleri süzün.

Bu arada, büyük bir kapta 1,25 su bardağı pesto, 2 yemek kaşığı mayonez, 1,5 yemek kaşığı sirke, 1,25 çay kaşığı tuz ve 1,25 çay kaşığı karabiberi çırpın, 1 su bardağı domates, dilimlenmiş yeşil soğan, haşlanmış makarna ve bezelyeyi ekleyin, iyice karışana kadar karıştırın, ılık veya oda sıcaklığında servis edin. Afiyet olsun…

Paylaşın

Apache Hive Nedir? Temel Özellikleri

Apache Hive, Hadoop ekosistemi üzerine kurulu bir veri ambarı çözümüdür ve öncelikli olarak dağıtılmış depolama sistemlerinde depolanan büyük veri kümelerini sorgulamak ve yönetmek için kullanılır.

Haber Merkezi / Veri sorgulama, özetleme ve analiz için HiveQL adlı SQL benzeri bir dil sunar. Hive, kullanıcıların yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış veri türlerini işleyip dönüştürmesine olanak tanıyarak büyük veri işleme görevleri için popüler bir seçenek haline getirir.

Apache Hive, Hadoop’un dağıtılmış dosya sisteminde (HDFS) depolanan büyük veri kümelerini sorgulamak ve analiz etmek için basit, güçlü ve verimli bir mekanizma sağlamak üzere tasarlanmış Hadoop ekosisteminin kritik bir bileşenidir. Temel amacı, kuruluşların ve veri bilimcilerinin, daha karmaşık programlama dilleri veya veri depolama ayrıntıları hakkında derin bilgiye ihtiyaç duymadan, büyük verileri sorgulamak ve yönetmek için tanıdık bir SQL benzeri sözdizimi kullanmalarını sağlamaktır. Hive, Apache Hadoop üzerine kurulu veri ambarı özellikleriyle veri özetleme, sorgulama ve analizini kolaylaştırır.

Kullanıcılar, Hive’ı büyük veri stratejilerine dahil ederek, yatay ölçeklendirme yeteneğinden faydalanabilir, böylece daha büyük veri hacimlerini barındırabilir ve veri işleme sırasında performansı optimize edebilirler. Apache Hive’ın temel avantajlarından biri, çeşitli veri formatlarını ve depolama sistemlerini destekleyerek heterojen veri kaynakları arasında uyumluluk sağlamasıdır.

Hive, HDFS’nin yanı sıra Apache HBase, Amazon S3 ve Microsoft Azure Blob Storage gibi diğer depolama çözümleriyle de çalışabilir. Ayrıca, Hive’ın genişletilebilir mimarisi, kullanıcıların kendi iş ihtiyaçlarına uygun özel giriş/çıkış biçimleri, kullanıcı tanımlı işlevler (UDF’ler) ve kullanıcı tanımlı toplu işlevler (UDAF’ler) geliştirmelerine olanak tanır.

Hive, Apache Spark gibi diğer önemli Hadoop araçlarıyla da entegre olarak kullanıcıların verileri üzerinde karmaşık analitik işlemler ve makine öğrenimi algoritmaları çalıştırmalarına olanak tanır. Kuruluşlar, Apache Hive’ın gücünden yararlanarak geniş veri depolarından değerli bilgiler elde edebilir, bilinçli kararlar alabilir ve genel operasyonel verimliliği artırabilir.

Apache Hive nasıl çalışır?

Apache Hive, HiveQL sorgularını Hadoop kümesinde yürütülen bir dizi MapReduce işine dönüştürerek çalışır. Kullanıcıların Hadoop Dağıtılmış Dosya Sistemi (HDFS) veya diğer uyumlu depolama sistemlerinde depolanan verilerle etkileşim kurmaları için bir arayüz sağlar. Hive, büyük veri kümelerini verimli bir şekilde sorgulamak için gerekli veri işleme, bölümleme, dizinleme ve diğer özellikleri yönetir.

Apache Hive’ın temel özellikleri nelerdir?

Apache Hive’ın bazı temel özellikleri şunlardır:

SQL benzeri sorgu dili (HiveQL) desteği
Hadoop ekosistem bileşenleriyle entegrasyon
Büyük veri işleme için ölçeklenebilirlik ve sağlamlık
Verimli sorgulama için veri bölümlendirme ve kovalama
Kullanıcı tanımlı işlevlerle (UDF’ler) genişletilebilirlik
Çeşitli depolama biçimleri ve veri kaynakları için destek

Apache Hive ile Apache HBase arasındaki fark nedir?

Hem Apache Hive hem de Apache HBase, Hadoop ekosisteminin bir parçası olsa da farklı amaçlara hizmet eder. Hive, büyük veri kümeleri üzerinde SQL benzeri sorgu yetenekleri sağlayan, analitik ve toplu işleme için bir veri ambarı çözümüdür. HBase ise gerçek zamanlı, işlemsel ve düşük gecikmeli kullanım senaryoları için tasarlanmış bir NoSQL veritabanıdır. Hive, HDFS’de depolanan verileri sorgulamak için üst düzey bir arayüz sağlamaya odaklanırken, HBase, büyük veri kümelerine neredeyse gerçek zamanlı olarak rastgele okuma ve yazma erişimi sağlayan dağıtılmış, sütunlu bir depolama alanıdır.

Apache Hive’ı kimler kullanmalı?

Apache Hive, büyük veri kümeleriyle çalışan ve güçlü, ölçeklenebilir ve kullanımı kolay bir veri ambarı çözümüne ihtiyaç duyan analistler, veri mühendisleri ve büyük veri geliştiricileri için en uygunudur. Hive, Hadoop ekosistemi veya MapReduce programlama konusunda önemli bir bilgi birikimi gerektirmeden SQL benzeri bir sorgulama arayüzü sağladığı için SQL’e aşina kullanıcılar için de harika bir seçimdir.

Apache Hive’ı çalıştırmak için sistem gereksinimleri nelerdir?

Apache Hive, depolama ve işleme için bir Hadoop kümesine erişim gerektirir. Apache Hive’ı çalıştırmak için bazı temel gereksinimler şunlardır:

Çalışan bir Hadoop kurulumu (Hadoop 2.x veya üzeri önerilir)
Java Runtime Environment (JRE) sürüm 1.7 veya üzeri
Veri seti ve işleme gereksinimleri için yeterli bellek ve depolama kaynakları
Ayrıca kullanıcıların HCatalog gibi ek bileşenlere, Hue gibi bir web arayüzüne ve meta verileri depolamak için uyumlu veritabanı sistemlerine ihtiyacı olabilir.

Paylaşın

Apache HBase Nedir? Temel Özellikleri

Apache HBase, Apache Hadoop ekosistemi üzerine kurulu, açık kaynaklı, dağıtık, ilişkisel olmayan (NoSQL) bir veritabanıdır. Bir dizi standart sunucuda büyük miktarda yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış veriyi işleyecek şekilde tasarlanmıştır ve verilere hızlı ve rastgele okuma-yazma erişimi sağlar.

Haber Merkezi / HBase, yüksek ölçeklenebilirliği, düşük gecikme süresi ve güçlü tutarlılık özellikleri sayesinde gerçek zamanlı, büyük veri uygulamaları için özellikle uygundur.

Apache HBase, büyük veri ve gerçek zamanlı uygulamalarda büyük miktarda yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış veriyi yönetmek için performanslı ve ölçeklenebilir bir çözüm sunmak üzere tasarlanmış, dağıtılmış, ilişkisel olmayan bir veritabanıdır. Temel amacı, verilere rastgele, gerçek zamanlı, okuma/yazma erişimi sağlamaktır; bu da onu, analitik ve veri ambarı gibi düşük gecikme ve yüksek verimin kritik olduğu kullanım durumları için ideal hale getirir.

HBase, Hadoop Dağıtık Dosya Sistemi (HDFS) üzerine kuruludur ve Hadoop ekosisteminin hata toleransı, dayanıklılığı ve paralel işleme yeteneklerini kullanarak çok sayıda düğümde muazzam miktarda veriyi destekler. Sütun ailesi veri modeli altında çalışan Apache HBase, herhangi bir veri kaybı olmadan yatay ölçeklenebilirlik sunarak büyük ölçekli, seyrek veri kümelerini verimli bir şekilde depolar ve işler; bu da onu özellikle zaman serisi verileri için uygun hale getirir.

Bu, önemli veri noktalarına gerçek zamanlı olarak hızlı erişim sağlayarak kuruluşların zamanında, veri odaklı kararlar almasını ve büyük miktarda veriyi verimli bir şekilde işlemesini sağlar. Apache HBase’in öne çıkan kullanım alanları arasında, kullanıcı etkinliği, etkileşimleri ve tercihleri ​​hakkında veri depolamak ve işlemek için veritabanını kullanabilen sosyal medya platformlarının yanı sıra, borsalar gibi çeşitli finansal hizmetler, yüksek frekanslı işlem verilerini işleme ve tik verisi depolama yer alır.

Sonuç olarak Apache HBase, performans ve başarı için büyük miktarda veriye hızlı erişimin hayati önem taşıdığı uygulamalarda hayati bir rol oynar.

Apache HBase Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Apache HBase’in temel özellikleri nelerdir?

Apache HBase’in bazı temel özellikleri arasında ölçeklenebilirlik, güçlü tutarlılık, hızlı okuma ve yazma erişimi, sürüm yönetimi ve toplu işlem, gerçek zamanlı analiz, yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış veri yönetimi gibi çeşitli veri depolama ve işleme işlemlerine destek yer alır.

Apache HBase çeşitli depolama arka uçlarında çalışabilir mi?

Apache HBase, öncelikle Hadoop Dağıtılmış Dosya Sistemi (HDFS) ile çalışmak üzere tasarlanmış olsa da, Google Cloud Storage, Microsoft Azure Data Lake Storage ve Amazon S3 gibi Hadoop’u destekleyen diğer dosya sistemlerinde de çalışabilir. Ancak, HBase’in performansı ve güvenilirliği, seçilen depolama arka ucuna bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

Apache HBase ile Apache Cassandra arasındaki fark nedir?

Hem Apache HBase hem de Apache Cassandra, dağıtık, sütun odaklı NoSQL veritabanlarıdır, ancak farklı tasarım hedefleri ve kullanım örneklerine sahiptirler. HBase, tutarlı okuma ve yazma işlemleri için optimize edilmiştir ve büyük ölçekli, toplu işleme odaklı analitik için Hadoop ile sıkı bir şekilde entegredir. Öte yandan Cassandra, yüksek yazma verimliliği için tasarlanmıştır ve çoklu veri merkezi ve bulut ortamlarında yüksek erişilebilirlik ve dayanıklılık sağlamak için nihai tutarlılık sağlar.

Apache HBase’de veri sorgulaması nasıl yapılır?

Apache HBase’de veri sorgulamak için HBase’in yerel istemci API’sini, REST API’sini veya Thrift API’sini kullanabilirsiniz. Ayrıca, HBase için SQL benzeri bir arayüz sağlayan Apache Phoenix veya SQL kullanarak HBase tablolarını sorgulamayı destekleyen Apache Drill gibi çeşitli üst düzey sorgu dillerini ve çerçevelerini de kullanabilirsiniz.

Paylaşın

Apache Hadoop Nedir? Temel Bileşenleri

Apache Hadoop, basit programlama modelleri kullanılarak bilgisayar kümeleri arasında büyük veri kümelerinin dağıtılmış depolama ve işlenmesi için kullanılan açık kaynaklı bir yazılım çerçevesidir.

Haber Merkezi / Çerçeve, dört ana modülden oluşur: Hadoop Common, Hadoop Dağıtık Dosya Sistemi (HDFS), Hadoop YARN ve Hadoop MapReduce. Bu modüllerin her biri, Hadoop’un büyük verileri verimli ve güvenilir bir şekilde işleme becerisine katkıda bulunur.

Apache Hadoop, büyük veri kümelerinin bilgisayar kümeleri arasında depolanmasına ve işlenmesine olanak tanıdığı için günümüzün dijital dünyasında oldukça hayati bir teknolojidir. Bu aracın amacı, geleneksel veri işleme araçlarıyla işlenemeyen büyük verilerle başa çıkma konusunda işletmelere destek olmaktır. Tek bir sunucudan, her biri yerel hesaplama ve depolama yetenekleri sunan binlerce makineye ölçeklenebilecek şekilde tasarlanmıştır.

Dünya çapında kullanılan Hadoop’un en büyük avantajı, çeşitli platformlardan gelen ve büyük hacimlerde, yapılandırılmış ve yapılandırılmamış farklı veri türlerini işleme esnekliğidir. Hadoop, öncelikle bu çağın önemli bir iş aracı olan büyük veri analitiği için kullanılır. Bu teknoloji, kuruluşların büyük hacimli verileri hızlı ve verimli bir şekilde analiz etmelerini sağlayarak daha bilinçli iş kararları almalarını sağlar.

İşletmeler, müşteri davranış analizi, trendleri tahmin etme, dolandırıcılığı tespit etme ve diğer uygulamalar için bu teknolojiden yararlanabilir. Analitik amaçların yanı sıra, veri arşivleme ve araştırma amaçları için de kullanılır. Telekomünikasyondan sosyal ağlara, finans sektöründen çevrimiçi pazarlamaya kadar, büyük hacimli verilerle uğraşan her alan Apache Hadoop’tan faydalanabilir.

Apache Hadoop Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Hadoop’un temel bileşenleri nelerdir?

Hadoop temel olarak şu dört temel bileşeni içerir: Hadoop Dağıtık Dosya Sistemi (HDFS), MapReduce, Yet Another Resource Negotiator (YARN) ve Hadoop Common.

Hadoop nasıl çalışır?

Hadoop, büyük veri sorunlarını daha sonra paralel olarak işlenen birden fazla küçük veri bloğuna bölerek çalışır. Sonuçlar daha sonra daha büyük veri sorununu yanıtlamak için derlenir.

Hadoop’ta HDFS’nin rolü nedir?

HDFS veya Hadoop Dağıtık Dosya Sistemi, Hadoop çerçevesinde verileri depolamaktan sorumludur. Büyük veri kümelerini, bir kümedeki farklı düğümlere dağıtılmış daha küçük bloklara ayırır.

Hadoop’ta MapReduce’un kullanımı nedir?

MapReduce, Hadoop’ta büyük veri kümelerini işlemek için kullanılan bir programlama modelidir. Verileri birden fazla parçaya ayırır ve bunları paralel olarak işler, böylece veri işleme hızını artırır.

Hadoop’ta YARN nedir?

Yet Another Resource Negotiator (YARN), Hadoop’taki görev zamanlama bileşenidir. Kümelerdeki kaynakları yönetir ve görevleri belirli düğümlere zamanlar.

Hadoop Common’ın amacı nedir?

Hadoop Common, Hadoop ekosistemindeki diğer modüllerin ihtiyaç duyduğu kütüphaneleri ve yardımcı programları içerir. İşletim sistemlerinin HDFS altında depolanan verileri okuması için gereken araçları sağlar.

Veriler Hadoop’ta nasıl depolanır?

Hadoop’ta veriler, bir makine kümesinde yedekli bir şekilde dağıtılmış bir şekilde depolanır. Bu, verilerin donanım arızalarına karşı korunmasını ve yüksek erişilebilirlik sağlar.

Hadoop hem yapılandırılmış hem de yapılandırılmamış verileri işleyebilir mi?

Evet, Hadoop hem yapılandırılmış hem de yapılandırılmamış verileri işleyecek şekilde tasarlanmıştır ve bu da onu büyük veri analitiği için çok yönlü bir araç haline getirir.

Hadoop’u kullanmak için Java öğrenmek gerekli mi?

Hadoop Java ile yazılmış olsa da, Hadoop’u kullanmak için Java bilmek gerekli değildir. Python gibi betik dillerini destekler ve programlama görevlerini basitleştirmek için Pig ve Hive gibi daha üst düzey dillere sahiptir.

Paylaşın

Apache Flink Nedir? Temel Özellikleri

Apache Flink, yüksek verimlilik ve düşük gecikme süresiyle büyük ölçekli veri akışlarını işlemek üzere tasarlanmış, açık kaynaklı, dağıtık bir veri işleme çerçevesidir.

Haber Merkezi / Hem toplu hem de akış işleme görevlerini çalıştırabilir ve hem geçmiş verilerin hem de gerçek zamanlı verilerin işlenmesine olanak tanır. Flink’in akış odaklı mimarisi ve zengin esnek API seti, onu durum bilgisi olan ve olay odaklı uygulamalar geliştirmek isteyen kullanıcılar için popüler bir seçenek haline getirir.

Apache Flink, verilerinden gerçek zamanlı olarak değerli bilgiler elde etmeyi hedefleyen kuruluşlar için kritik bir araç görevi gören gelişmiş bir dağıtılmış veri işleme çerçevesidir. Temel amacı, işletmelerin verileri oluşturulurken verilerdeki kalıpları, düzensizlikleri ve eğilimleri tespit etmelerini sağlayan verimli ve ölçeklenebilir veri akışı ve işlemeyi mümkün kılmaktır.

Bu yetenek, kuruluşların rekabette öne geçmek için gerçek zamanlı bilgilere dayalı kritik kararlar alması gereken günümüzün veri odaklı dünyasında olmazsa olmazdır. Olay odaklı uygulamaların yönetiminden makine öğrenimi analizlerine kadar, Apache Flink’in çok yönlülüğü, onu finans, telekomünikasyon, lojistik ve daha birçok sektördeki çok çeşitli kullanım durumları için vazgeçilmez kılar.

Apache Flink’in temel güçlü yönlerinden biri, düşük gecikmeyle doğru sonuçlar sunarak kullanıcıların büyük hacimli verileri minimum gecikmeyle işleyebilmesini sağlamasıdır. Bu yüksek performanslı işlevsellik, durum bilgisi hesaplamaları, olay zamanı işleme ve tam bir kez işleme garantileri gibi gelişmiş özellikleri destekleyen, hassas bir şekilde tasarlanmış mimarisi sayesinde elde edilir.

Apache Flink, bu özellikleri kullanarak işletmelerin karmaşık veri hatları geliştirmelerine ve yürütmelerine olanak tanır ve basit veri toplama ve işleme süreçlerinin ötesine geçer. Veri akışına yönelik bu kapsamlı yaklaşım, kuruluşların verilerinin tüm potansiyelini ortaya çıkarmalarına ve bunları eyleme dönüştürülebilir içgörülere dönüştürmelerine olanak tanır. Bu sayede, sürekli gelişen dijital ortamda başarılı olmak için daha iyi kararlar alabilir ve daha bilinçli bir strateji geliştirebilirler.

Apache Flink Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Apache Flink’in bazı temel özellikleri nelerdir?

Apache Flink’in bazı temel özellikleri arasında olay odaklı işleme, durumlu hesaplamalar için tam bir kez semantiği, olay zamanı ve sırasız işleme desteği, düşük gecikme süresi ve yüksek verimli performans ve küçük uygulamalardan çok büyük uygulamalara sorunsuz ölçekleme yer alır.

Apache Flink için bazı tipik kullanım durumları nelerdir?

Apache Flink, gerçek zamanlı akış analitiği, dolandırıcılık tespiti, anormallik tespiti, müşteri etkileşimleri ve sosyal medya analitiği ile makine öğrenimi ve yapay zeka uygulamaları için büyük ölçekli veri işleme dahil olmak üzere çeşitli kullanım durumları için kullanılır.

Apache Flink, Apache Spark’tan nasıl farklıdır?

Hem Apache Flink hem de Spark açık kaynaklı büyük veri işleme çerçeveleri olsa da, Flink öncelikli olarak akış işlemeye odaklanırken, Spark toplu işleme için tasarlanmıştır. Flink, gerçek zamanlı verileri işleyebilen gerçek bir akış motoru sağlarken, Spark verileri gecikmelere neden olabilen mikro gruplar halinde işler. Ancak hem Flink hem de Spark toplu ve akış işleme için kullanılabilir, ancak temel odak noktaları ve performans özellikleri farklıdır.

Flink işini nasıl kurar ve çalıştırırım?

Bir Flink işini kurmak ve çalıştırmak şunları içerir: 1) Yerel makinenize veya kümenize Apache Flink’i kurmak, 2) Java, Scala veya Python’da bir Flink uygulaması yazmak, 3) Uygulamayı bir JAR dosyasına derlemek, 4) Flink kümesini başlatmak ve JAR dosyasını göndermek için Flink’in komut satırı istemcisini veya web kullanıcı arayüzünü kullanmak ve 5) Flink web panosu aracılığıyla iş yürütmeyi izlemek.

Paylaşın

Apache Ant Nedir, Nasıl Kurulur?

Apache Ant, öncelikle yazılım derleme süreçlerini otomatikleştirmek için kullanılan açık kaynaklı, Java tabanlı bir derleme aracıdır. Proje yapısını ve gerekli görevleri tanımlamak için derleme betikleri olarak “derleme dosyaları” olarak bilinen XML dosyalarını kullanır.

Haber Merkezi / Ant, kod derleme, birleştirme, test etme ve yürütme için çok sayıda yerleşik görev sunarak, Java geliştiricilerinin derleme süreçlerini kolaylaştırmak ve yönetmek için popüler bir seçenek haline getirir.

Apache Ant, yazılım derleme, birleştirme, test etme ve dağıtma ile ilgili görevleri kolaylaştırarak yazılım oluşturma sürecini otomatikleştirmek için tasarlanmış çok yönlü bir yazılım aracıdır. Başlangıçta Java platformu için geliştirilmiş olsa da, zamanla diğer programlama dillerini de destekleyecek şekilde geliştirilmiştir.

Apache Ant’in temel amacı, ham kaynak kodunun son kullanıcılara kolayca dağıtılabilen nihai çıktılara dönüştürülmesini kolaylaştırmaktır. Bu temel adımları otomatikleştirerek, geliştiriciler yazılım geliştirme yaşam döngülerindeki gereksiz tekrarları ortadan kaldırabilir ve hataları en aza indirebilir, böylece üretkenliği ve verimliliği artırabilirler.

Apache Ant’in en önemli ayırt edici özelliklerinden biri, çeşitli derleme görevlerini tanımlamak ve açıklamak için temel betik dili olarak XML’e (Genişletilebilir İşaretleme Dili) dayanmasıdır. Bu, onu son derece genişletilebilir ve özelleştirilebilir hale getirerek, geliştiricilerin kendi Ant görevlerini oluşturmalarına ve üçüncü taraf kütüphaneleri kolayca entegre etmelerine olanak tanır.

Ayrıca, Apache Ant, Windows, macOS ve Linux gibi çeşitli işletim sistemlerinde sorunsuz çalışan platformlar arası uyumluluğa sahiptir ve kullanıcıların platform tercihlerinden bağımsız olarak tutarlı derleme ortamları oluşturmalarına olanak tanır. Yıllar içinde Ant, çok sayıda açık kaynaklı proje ve ticari yazılım ürünü derleme süreçlerini yönetmek için ona güvenerek yaygın bir şekilde benimsenmiş ve böylece yazılım geliştirme dünyasında vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir.

Apache Ant Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS):

Apache Ant’ı neden kullanmalıyım?

Apache Ant’in yapılandırılması kolaydır, karmaşık derleme süreçlerini otomatikleştirmenize olanak tanır ve çeşitli yerleşik görevler sunar. Platform ayrıca genişletilebilirliği de destekler; yani gerektiğinde özel görevler oluşturabilir veya üçüncü taraf görevlerini içe aktarabilirsiniz. Genel olarak Ant, Java geliştiricileri için verimli ve güçlü bir derleme aracıdır.

Apache Ant’ı nasıl kurarım?

Apache Ant’i kurmak için şu adımları izleyin:

En son Apache Ant ikili dağıtımını Ant resmi web sitesinden indirin.
İndirdiğiniz dosyayı istediğiniz yere çıkartın.
Çıkarılan Ant’in “bin” dizinini sisteminizin PATH ortam değişkenine ekleyin.
Komut isteminde “ant -version” komutunu çalıştırarak kurulumun başarılı olduğunu doğrulayın.
Basit bir Ant derleme dosyası nasıl oluşturabilirim?
Basit bir Ant derleme dosyası oluşturmak için şu adımları izleyin:

Projenizin kök dizininde “build.xml” adında yeni bir XML dosyası oluşturun.
Dosyayı “ ” bildirimiyle başlatın.
“‘i ekleyin”name” ve “default” özniteliklerine sahip kök öğe.
Bir ” ekleyinBir yapı görevini tanımlamak için “name” özniteliğine sahip ” öğesi.
Hedefin içine, ” gibi bir veya daha fazla Ant görevi ekleyin” veya “”.
“”‘yi kapatın” öğesini seçin ve dosyayı kaydedin.

Ant derlemesini nasıl çalıştırabilirim?

Bir Ant derlemesini çalıştırmak için komut isteminizi açın, “build.xml” dosyasını içeren projenin kök dizinine gidin ve “ant” yazıp ardından çalıştırmak istediğiniz hedefin adını girin. Bir hedef adı belirtmezseniz, Ant derleme dosyasında belirtilen varsayılan hedefi kullanır.

Paylaşın

Suriye’de SDG İle Geçiş Hükümeti Güçleri Arasında Şiddetli Çatışmalar

Suriye Demokratik Güçleri (SDG ) ile Suriye Geçiş Hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı güçler arasında Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde şiddetli çatışmalar çıktı.

Haber Merkezi / SDG bağlantılı Hawar Haber Ajansı’na göre, geçiş hükümeti güçlerinin mahalle girişlerini kapatmasını protesto eden gösteriler sırasında çok sayıda sivil göz yaşartıcı gazdan etkilendi.

Ajans, hükümet güçlerinin bölgeyi havan topları ile bombalayarak durumu daha da kötüleştirdiğini bildirdi.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, SDG üyelerinin iki mahalle yakınlarındaki geçiş hükümeti kontrol noktalarını hedef aldığını, bir geçiş hükümeti gücü mensubunun hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. 

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), geçiş hükümeti güçlerinin Şeyh Maksud mahallesine yönelik saldırı girişimine ilişkin yaptığı açıklamada, geçiş hükümeti güçlerinin ağır ve orta boy silahlar kullandığı ifadelerine yer verdi.

Gözlemevi, hükümet güçlerinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine tüm girişleri kapatarak mahalleleri fiilen kuşatma altına aldığını bildirdi. İki mahalle SDG kontrolünde, ancak giriş ve çıkışlar geçici hükümet güçlerinin denetimi altında.

Çatışmalar, Halep’teki kilit ilçelerin kontrolü konusunda SDG ile hükümet güçleri arasında aylardır süren sürtüşmelerin ardından geldi.

SDG komutanı Mazlum Abdi ile Suriye lideri Ahmed el-Şara arasında 10 Mart’ta imzalanan anlaşmaya göre, iki mahalle ulusal kurumlara entegre edilecek, ancak SDG yönetimi altında kalacaktı.

Paylaşın

Baş Ağrılarını Azaltmanın Doğal Yolları

Sürekli baş ağrısından sıkıldıysanız, yaşam tarzınızda yapacağınız birkaç basit değişiklikle baş ağrılarınızı hafifletebileceğinizi ve gününüzü rahatlıkla geçirebileceğinizi unutmayın.

Haber Merkezi / Baş ağrılarını doğal yollarla azaltmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz:

Bol Su İçin: Dehidrasyon baş ağrısını tetikleyebilir. Günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin.

Magnezyum Alımı: Magnezyum eksikliği baş ağrısına neden olabilir. Badem, ıspanak, avokado gibi magnezyum açısından zengin gıdalar tüketin veya doktor tavsiyesiyle takviye alın.

Soğuk veya Sıcak Kompres: Alnınıza veya enseye soğuk kompres uygulayın (gerilim tipi baş ağrıları için). Migren için sıcak kompres de rahatlatıcı olabilir.

Kafein Dengeleyin: Az miktarda kahve veya çay baş ağrısını hafifletebilir, ancak fazla kafein ters etki yapabilir.

Esansiyel Yağlar: Nane veya lavanta yağı ile şakaklara hafif masaj yapın. Aromaterapi de rahatlatıcı olabilir.

Düzenli Uyku: Yetersiz veya fazla uyku baş ağrısını tetikler. Günde 7-8 saat düzenli uyuyun.

Stresi Azaltın: Meditasyon, derin nefes egzersizleri veya yoga gibi rahatlama teknikleri stresten kaynaklanan baş ağrılarını hafifletebilir.

Ekran Süresini Azaltın: Uzun süre ekrana bakmak gerilim baş ağrısına neden olabilir. 20-20-20 kuralını uygulayın (her 20 dakikada 20 saniye uzağa bakın).

Zencefil Çayı: Zencefil iltihap önleyici özellikleriyle migren ve baş ağrısını hafifletebilir. Bir bardak zencefil çayı deneyin.

Boyun ve Omuz Masajı: Gergin kasları gevşetmek için hafif bir masaj uygulayın veya birinden yardım isteyin.

Not: Baş ağrılarınız sık ve şiddetliyse, altta yatan bir sağlık sorunu olabilir. Bir doktora danışmanız faydalı olacaktır.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan Yeni Anayasa İddialarına Yalanlama

TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, bir anayasa yapma misyonu ve görevi olmadığını vurgulan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “DEM Parti ile AK Parti’nin dolaylı bir anayasa çalışması yürüttükleri gerçeği yansıtmıyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Biz bir eleştiri, öz eleştiri partisiyiz, hareketiyiz. Evet toplum eleştiriyorsa bundan kendimize dersler alıyoruz. Asla topluma rağmen siyaset yapmayız. Toplumun çoğunlukla eleştirdiği bir kareyi de bir zafer, bir başarı, onlara rağmen iyi bir şey olarak anlatmayız ama bir fotoğraf karesine de çok büyük anlam yüklememek gerekiyor. Meclis zaten müzakere, diyalog üzerinedir. Türkiye toplumu, siyasi partileri orada sorunları tartışsın, çözsün diye, bir arada müzakere etsin diye göndermiş.

Aslında bugüne kadar bu ve benzer görüntülerin olmaması büyük eksiklikti. Türkiye toplumunu getirdiğimiz yere bakar mısınız? Meclis’te siyasi partilerin bir araya gelmesi eleştiri konusu oluyor. Niye bugüne kadar olmamış? Her dönem bir parti, birkaç parti ötekileştirilmiş. Bugün bir araya gelince de toplum garipsiyor. Niçin Meclis’teyiz? Biz zaten ‘müzakere partisiyiz’ diyoruz. Müzakere için oradayız.

Kürt meselesi, ekonomi meselesi, Alevi yurttaşların sorunları, kadınların yaşadığı ağır sorunları gidermek, ekonomide adalet için, emekliler, ezilenler, katledilen doğa için tamamı için oradayız. Evet, rekabet var, mücadele var. Günün sonunda da eğer topluma da yarayacaksa, toplumu rahatlatacaksa ortak görüntüler de verilir, ortak masaya da oturulur. Ortak görüntü vermek, ittifak etmek, işbirliği etmek anlamına gelmiyor. Tam tersine artık konuşabilmeyi başarmalıyız. Böylesine bir kutuplaştırılmış ki toplum bir siyasi parti, bir başka partiyle oturduğu zaman çok büyük anlamlar yükleniyor. Biz Türkiye’nin en zorlu koşullarda mücadele eden çok önemli demokratik muhalefet zeminiyiz.

Bizim eğer tavrımız, duruşumuz merak ediliyorsa cezaevindeki yoldaşlarımızın ortaya koyduğu tutumdan nerede durduğumuz anlaşılır. CHP’ye, belediyelerine dönük operasyonlar ve tutuklamalar karşısında nerede durduğumuza bakılırsa bizim ne olduğumuz, kim olduğumuz, ne yapmaya çalıştığımız anlaşılır.

Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul İl Örgütü’ne yapılan operasyon ve sonrasında polis ablukasını devirmek için gitmedi, biz Tülay Eş Başkanımızla birlikte oraya gittik. Polis panzerleri arasında binaya girdik. Net bir şekilde tavrımızı ortaya koyduk. ‘Bu bir yanlıştır’ dedik. ‘Bu tür şeylerden vazgeçilmelidir’ dedik. Hem de ayın 15’inden önce gittik. Niye? İktidarın bu konudaki politikalarını eleştirmek için, karar verilmeden önce DEM Parti’nin, Kürtlerin tavrını net bir şekilde ortaya koymak için gittik.

Ayıptır, bunları görmeden, bilerek iktidar namına çalışan kendisine tırnak içerisinde sol, ulusalcı diyen kimi çevreler aslında bir biçiminde bu fotoğraf üzerinde tepinerek bizim tabanımızı başka yere yönlendirmeye çalışıyor. Bilmeyerek yaptıklarını zannetmiyorum.

Biz beş dönemdir muhalefetle aslında bir biçiminde işbirliği yapan bir siyasi partiyiz. İki yerel seçimde, İnce’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde, en son Kılıçdaroğlu seçiminde… İkinci turda Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendisi kimi illerde kepenk indirmesine rağmen biz bölgede kale denilen İzmir’in daha üzerinde yüksek oylar çıkardık. Biraz vicdanlı olmak lazım.

Binlerce karelik fotoğrafta bir tebessümlü bir kareyi alıp onun üzerinden Türkiye’nin en dinamik, en kararlı, 12 partisi kapatılmasına rağmen vazgeçmeyen, direnen, duran bir siyasi partisinin böyle bir biçimde eleştirilmesi doğrusunu söylemek gerekirse bizim açımızdan değil genel anlamda üzücü. Demokrasi adına üzücü. Biz bu meselenin çözümü için herkesle oturmaya, müzakere etmeye varız.

Bizi muhalefet olma, muhalefet yapma kimliğimizden alıkoymaz. Biz hem müzakere ederiz hem sokakta mücadele ederiz. Hem fotoğraf veririz hem çevre kırımı karşısında Muğla’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’yla birlikte miting yaparız. İstanbul İl Örgütü’ne dönük hukuksuzluklarla ilgili gider önünde açıklama yaparız. Biz üçüncü yoluz.

Müzakereye de açık yaklaşırız, samimi yaklaşırız, mücadeleyi de açık yaparız. Cezaevini, baskıları, kapatılmayı dikkate almadan doğruyu söyleriz. Şimdi böyle bir geleneği bir fotoğrafla, iktidarla ilişkilendirmek, başka anlamlar yüklemek gerçekten çok kötü çünkü açıkça sizin aracılığınızla söylüyorum; bunu yapanlar iyi niyetli değil. Bunu yapanların niyeti kırılgan olan Kürt kitlesini aslında muhalefet zemininden uzaklaştırarak tepkilendirecek bir noktaya getirmektir.

Diyarbakır’da, Kars’ta, Siirt’te kimi televizyon ve basın yayın organlarındaki bu söylemi kullanan insanların sanki ana muhalefet partisi adına konuştuğunu insanlar düşünüyor. Dolayısıyla herkese de bir sorumluluk düşüyor. Bizim mücadelemize bakarak değerlendirilelim. Bir fotoğrafa çok anlamlar yüklenmemeli ama biz bu süreci de önemsiyoruz.İlerlesin istiyoruz. Bu konuda samimiyiz. 7/24 saat sokaklardayız.”

“Özel’in yaklaşımını biz de, tabanımız da pozitif olumlu olarak değerlendiriyoruz.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisini aradığı anımsatılarak, “Özel, ‘muhalefete muhalefet etme dönemi sona erdi’ dedi. Bekliyor muydunuz böyle bir çıkış ve bu telefon sizi şaşırttı mı?” sorusuna Bakırhan şu yanıtını verdi:

“Bizim Sayın Özel ile aslında dönem dönem görüştüğümüz, bir araya geldiğimiz bir durumumuz var. Çok önemli şeyler söyledi. Genel kapsayıcı, bu meselelere sağduyu ile yaklaşan bir lider. Bizi aramasına şaşırmadık, aramasaydı şaşırırdık çünkü duyarlı bir insan. Bu tür durumlarda kesinlikle tavrını net olarak ortaya koyan bir parti başkanı olarak gördüğümüz için şaşırmadık. Teşekkür ediyoruz. Sayın Özel, en zor süreçlerde bizi arayan ve dayanışma duygularını ortaya koyan, aslında Türkiye’deki siyasette de yeni bir çığır açan birisidir. Görüşüyoruz, konuşuyoruz. Dönem dönem memleket meselelerine ilişkin düşüncelerimizi de birbirimizle paylaşıyoruz. Özel’in yaklaşımını biz de, tabanımız da pozitif olumlu olarak değerlendiriyoruz.”

Erdoğan’ın yeni anayasa konusunda DEM Parti’nin desteğini almak amacıyla bu görüntüleri verdiği yönündeki eleştirilerin anımsatılması üzerine Bakırhan, TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, bir anayasa yapma misyonu ve görevi olmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var mı, var ama bu, Komisyon’un işi değil. Dolayısıyla Meclis’te başta grubu bulunan partiler olmak üzere bu meseleden bağımsız bence önümüzde günler, aylar, yıllar var.

Demokratik bir anayasa gündemini açmaları Türkiye’nin yararına olur. Mevcut haliyle yapılan tartışmalar durumu çok tarif etmiyor. DEM Parti ile AK Parti’nin dolaylı bir anayasa çalışması yürüttükleri gerçeği yansıtmıyor. Bizim de öyle bir gündemimiz yok, komisyonun da böyle bir gündemi yok. Bize böyle bir gündemde bir teklif yok, bir talep yok, bir tartışma yok. Mevcut komisyonun anayasa yapma gücü, kapasitesi, yeterliliği yok. Belli amaçla kurulmuş, belirli bir süreyle kurulmuş bir komisyon. Ama Türkiye’deki bu sorunların temel kaynaklarından birisi, geçmişten beri askeri darbe dönemlerindeki yamanarak bugüne gelmiş Anayasa’dır. Bunun demokratikleşmesi gerekiyor. İkinci yüzyılda Türkiye demokratik bir anayasayı hak ediyor.

Bir parti anayasası değil ya da toplumun bir kesimin bir anayasası değil, demokratik Türkiye anayasası yapılabilir. Bu konuda biz düşüncelerimizi söyleriz. Mevcut komisyonun bir anayasa gündemi yok. Bize üretilmiş bir şey yok. Böyle bir tartışma yok. Böyle bir misyonu yok. Bu tür yürütülen tartışmaların da süreci bozmaya manipüle etmeye dönük olduğunu belirtmek istiyorum.”

Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması yönündeki beklentilerin anımsatılarak, bunun sürece etkisinin sorulması üzerine, Bakırhan şöyle konuştu:

“Bu süreçten bağımsız, Sayın Demirtaş, Başkanımız Figen Yüksekdağ Kobani kumpas davasında yargılanan bütün arkadaşların serbest bırakılması gerekiyor. Süreçten bağımsız. AİHM üç defa karar vermiş. Türkiye’ye süre tanınmış. 8 Ekim’de süre doluyor. Yani bu bir şart, bir koşul değil, bir gerekliliktir. Hukukun bir gereğidir, verilen kararların bir sonucudur. Bu bir taviz değil. Sayın Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşların serbest bırakılması gerekir. Bu, süreci de onarıcı, toplumun kafasındaki kaygıları, soru işaretlerini giderici bir adım olur. Sürece katkı sunar.

Sayın Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın dışarıda olmaları halinde de sürece çok aktif destek verebileceklerini, çok büyük katkı koyabileceklerini düşünüyorum. İçeride olmalarına rağmen Kobani kumpas davasında yargılanan arkadaşlarımız bu süreçte çok büyük destek verdiler bizlere. Çok büyük emek ortaya koydular. Bu süreci onlarla birlikte yürütüyoruz. Böylesine bu süreçte katkı sunacak arkadaşlarımızın halen AİHM kararına rağmen, üç defa verilen kararına rağmen içeride tutulması anlaşılır gibi değil.

Peki toplumun kafasındaki bu güvensizliği ortadan kaldırmanın yolu nedir? Sadece Sayın Demirtaş değil. Yani İmamoğlu ve arkadaşları niye içeride? Tutuksuz yargılanamazlar mı? Yargı var, değerlendirir. Eğer gerçekten günün sonunda ceza alırsa zaten gereği yapılır. Dolayısıyla onarıcı, güven verici adımlar atmak gerekiyor. ‘Çözülsün’ diyenlerin bu sürece destek ve katkılarını almak için gerçekten ‘Evet Türkiye hukuk yolunda, demokrasi yolunda, adalet yolunda ilerliyor, ilerlemeye başladı dedirtmek için de yine bu adımların atılmasını, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın arkadaşlarıyla birlikte serbest bırakılması gerektiğini belirtmek istiyorum.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve kurmaylarının aksine AKP cephesinin somut adımlar konusunda yavaş hareket ettiği eleştirilerini değerlendiren Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

“Dümen şu anda AK Parti’de. Bence AK Parti bu meselede dümeni Milliyetçi Hareket Partisi’yle paylaşmalıdır. Niye diyeceksiniz? Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi daha somut öneriler ile ortaya çıkıyor. İnfaz yasasından uzun tutukluluğa, Terörle Mücadele Kanunu’ndan TCK’ya ve benzeri konulara kadar. Dolayısıyla AKP’nin biraz daha somuta yönelmesi, biraz daha somut konuşması ve somut adımlar atması için bence dümeni Milliyetçi Hareket Partisi ile paylaşmalıdır. MHP’nin durduğu yer önemlidir.

Bu meselenin çözümüne dönük bir yıl önce aslında başlattığı süreç onlar açısından bence doğru yürüyor. Özellikle hukukçuları ve yöneticilerin yaptığı sağduyulu açıklamaları çok önemsiyoruz ama sadece sözde kaldığı için de bir üretime dönüşmedi. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nin bugüne kadar yapmış olduğu değerlendirmeler ve somut öneriler konusunda adım atmaya, AK Parti’ye adım attırtmaya artık biraz da somut adımlar konusunda yoğunlaşmaya bence çağırmak gerekiyor.”

Paylaşın

Türkiye, Gelir Eşitsizliğinde Avrupa Birincisi

Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke haline geldi. Bu durum, milli gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşmamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açtı.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Genel-İş Sendikası, “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu” yayınlandı. Raporda öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Yoksulluk sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal, siyasi ve insani bir krizdir. Kişi başına düşen millî gelirin azalmasıyla başlayan bu süreç, ortalama yaşam süresinden beslenmeye, sağlık hizmetlerinden yararlanmadan temiz içme suyuna erişmeye kadar birçok temel hakkı doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de her geçen gün artan ekonomik ve siyasal krizler, toplumun yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Adaletsizlik; adliyelerden emekçilerin cüzdanlarına kadar hayatın her alanında arttı.

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre Türkiye’de en az 17 milyon 821 yurttaş en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar yoksul. Yoksulluk oranı yüzde 21,2’ye yükselirken her on yurttaştan ikisi yoksul hale geldi. Yoksulluk sınırı 2014 yılına göre tam 12 kat arttı. 2014 yılında 6 bin 665 TL olan yoksulluk sınırı, 2024’te 81 bin 742 TL’ye yükseldi. Bu artış, özellikle 2022 sonrası dönemdeki yüksek enflasyonun etkisiyle dramatik bir şekilde hızlandı. 2022’de 21.296 TL iken 2023’te 38.531 TL’ye, 2024’te ise 81.742 TL’ye çıktı.

Türkiye’de milyonlarca yurttaş, çalışmasına rağmen kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücrete ve insanca yaşam koşullarına sahip olamadığı için yoksuldur. Düşük asgari ücret, ağır vergiler ve adaletsiz gelir dağılımı, çalışan yoksulluğunu her geçen gün artırmaktadır. 2024 yılında Türkiye’de çalışanların yoksulluk oranı yüzde 10,7’dir. İşsizliğin yüksekliği, bu yoksulluğun daha geniş kitleleri ve aileleri etkilemesine yol açmaktadır.

“Asgari ücret açlık sınırının altında”

Ücretler enflasyon karşısında hızla erirken, milyonlarca emekçinin alım gücü her geçen gün daha da düşmektedir. Bugün Türkiye’de ücretli çalışanların çok büyük bir bölümü asgari ücret düzeyinde maaş almakta, bu durum ise yoksulluğun kitlesel bir hâl almasına yol açmaktadır. Veriler, çarpıcı gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır:

2025’in Ağustos ayında açlık sınırı 26 bin 149 TL olarak belirlenmiştir, yoksulluk sınırı ise 90 bin 450 TL’dir.

Asgari ücret ise yalnızca 22 bin 104 TL’dir.

Aynı dönemde en düşük memur maaşı 50 bin 503 TL, en düşük memur emekli aylığı ise 22 bin 671 TL seviyesinde kalmıştır.

2024 yılında 18 yaşından küçük çocukların yüzde 38,9’u yoksul ya da sosyal dışlanma riski altında. TÜİK’in açıkladığı verilere göre bu oran; 18–64 yaş grubunda yüzde 26,3, 65 yaş üstünde ise yüzde 23,3’tür. Toplam yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların oranı ise yüzde 29,3 seviyesindedir. Çocukların hayatlarının en çok ihtiyaç duydukları döneminde sağlık, beslenme ve eğitim gibi temel haklardan mahrum kalmaları, onların fiziksel ve zihinsel gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Çocuk yoksulluğunun yüksek olması, yalnız bugünün değil, geleceğin de ağır bir yoksulluk sarmalıyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, erken yaşta çalışma hayatına girmek zorunda kalmakta ve çocuk işçiliği hızla artmaktadır.

2023’te toplam hanehalkı başına aylık ortalama tüketim harcaması 24 bin 383 TL iken, 2024’te bu tutar neredeyse iki katına çıkarak 45 bin 344 TL’ye ulaştı. Bu artış, yüksek enflasyon ve temel ihtiyaç kalemlerindeki fiyat yükselişlerinin harcamaları doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Özellikle konut ve kira harcamalarının payı yüzde 23,9’dan yüzde 26’ya yükselmiş, ulaştırma ise yüzde 21,9’dan yüzde 21,6’ya çok az bir düşüş göstermesine rağmen hâlâ hanehalkı bütçesinin en büyük kalemlerinden biri olmayı sürdürmüştür.

Gıda ve alkolsüz içecekler ise payını yüzde 20,6’dan yüzde 18,1’e düşürmüştür; ancak nominal değerler dikkate alındığında gıda harcaması 5 bin 25 TL’den 8 bin 138 TL’ye yükselmiştir. Diğer kalemlerde ise özellikle eğitim harcamalarında (Yüzde 1’den yüzde 1,6’ya) ve eğlence, spor ve kültür harcamalarında (Yüzde 1,9’dan yüzde 2,3’e) oran bazında artış görülmektedir.

“Gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisiyiz”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır sosyoekonomik kriz, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da büyütmüş ve ülkeyi Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke hâline getirmiştir. Bu durum, millî gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşamamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açmıştır.

Eurostat’ın verileri, bu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: AB ülkelerinin ortalama Gini katsayısı: 0,344, Türkiye’nin Gini katsayısı: 0,461. Bu oran, Avrupa’daki hiçbir ülke tarafından görülmemektedir. Rekor seviyedeki Gini katsayısı, yalnızca ekonomik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal krizlerin derinleşmesine de neden olmaktadır.

Gelir eşitsizliğinin artarak sürmesi, toplumda zengin kitleler ile yoksullar arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açmaktadır. Eurostat verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde en zengin yüzde 20’lik kitleyle en yoksul yüzde 20’lik taban arasındaki gelir farkını gösteren S80/S20 oranı 4,66 iken Türkiye için bu oran 9,06’dır. Türkiye’deki zengin tabaka Avrupa ortalamasının iki katı olacak şekilde yoksulların 9 katı gelir elde etmektedir.

Bu durum, Gini katsayısında olduğu gibi gelir adaletsizliği açısından da Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında en olumsuz konuma yerleştirmektedir. Belçika, Almanya, Slovenya ve Norveç gibi pek çok Avrupa ülkesinde S80/S20 oranı 3–4 kat arasında seyretmektedir. Türkiye’de ise en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin yaklaşık 9 katına ulaşmaktadır. Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’ye en yakın değer Bulgaristan’da görülmekte olup, bu oran 6,96’dır.

2024 yılı itibarıyla Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 15 bin 463 dolardır. Bu rakam, Avrupa ortalaması olan 36 bin 590 doların oldukça altında kalmakta ve Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında kişi başına düşen milli geliri en düşük ülke konumuna getirmektedir. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki işçi sınıfının payının azalması ve yoksulluğun artması, bu durumun başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.

“Her 10 kişiden 6’sı borçlu”

Konut masrafı dışındaki giderler nedeni ile 2024 yılında kurumsal olmayan nüfusun yüzde 60,9’u borçlu hale gelmiştir. Buna göre her 10 kişiden 6’sı borçlu durumdadır. TÜİK verileri incelendiğinde nüfusun sadece yüzde 39,1’inin borçlu olmadığı, halkın yüzde 12,5’inin ise borçlarını ödemekte çok zorlandığı tespit edilmiştir. Nüfusun yüzde 43,3’ü için borçların biraz yük getirdiği, yüzde 5,2’nin ise yük olmadığı görülmüştür.

Emek ve sermaye gelirleri arasındaki dengesizlik önemli bir sorun olarak devam ediyor. Son verilere göre, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2020 yılında yüzde 32,5 iken 2024 yılında yüzde yüzde 37’dir. Bu, işçilerin elde ettiği gelirin milli gelir içindeki payının arttığını göstermektedir. Ancak bu artışa rağmen, işverenlerin milli gelirden aldığı pay hâlâ emeğin aldığı payın neredeyse iki katıdır.

Özellikle sermayenin aldığı payın, yani net işletme artığının, 2020 yılında yüzde 49,7 iken; 2024 yılında yüzde 43,1’e gerilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payın azaldığını, ancak hâlâ emeğin önemli bir kısmının sermaye lehine kullanıldığını göstermektedir.

Talepler:

Krizin faturasını halka ve işçilere yükleyen ekonomi politikalarından vazgeçilmelidir.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin temel kaynağı olan emek ve sermaye arasındaki eşitsizlik son bulmalıdır. Tüm ücretliler, ürettikleri değerin karşılığını eşit ve adil bir şekilde almalıdır.

Kamusal haklar olan eğitim, sağlık, barınma gibi haklardan herkes eşit şekilde faydalanmalı, bu temel haklar nitelikli ve parasız olmalıdır.

Gelirde adalet ve vergide adalet sağlanmalı, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması uygulamasına gidilmelidir.

Herkes için temel bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Asgari ücret ve tüm ücret düzeyleri insan onuruna yaraşır düzeye çekilmelidir. Asgari ücret hesaplaması bir kişinin harcamasına göre değil, en az 4 kişilik bir ailenin giderleri üzerinden yapılmalıdır.

Enflasyonla mücadelede gerçekçi ve koruyucu ekonomi politikaları uygulanmalıdır.

Yoksullukla mücadele için sosyal koruma programları oluşturulmalı ve yoksulluktan en fazla etkilenen kesimler olan kadınlar ve çocuklar için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Çalışan yoksulluğunu önlemek için asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlilere insanca yaşayabilecekleri bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Borçluluğu azaltmak için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Sosyal yardımlar bireysel değil, herkes için ulaşılabilir olmalıdır ve nitelikli bir şekilde sağlanmalıdır.”

Paylaşın