Trabzonspor 3 Puanı 3 Golle Aldı

Süper Lig’in 36. hafta maçında Trabzonspor ile  İstanbulspor, Trabzon Şehir Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Emre Kargın’ın yönettiği karşılaşmadan Trabzonspor, 3 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Trabzonspor’a galibiyeti getiren golleri 6 ve 7. dakikada Onuachu ve 49. dakikada Meunier kaydetti.

Trabzonspor, bu galibiyet ile puanını 61’e yükseltti. İstanbulspor ise 16 puanda kaldı.

Karşılaşmadan dakikalar

6. dakikada Visca’nın soldan kullandığı köşe atışında ceza alanı içinde iyi yükselen Onuachu’nun kafa vuruşunda, top kaleci Mücahit Serbest’in sağından filelere gitti: 1-0

7. dakikada yapılan santra vuruşunun ardından geri paslaşmalarla İstanbulspor ceza alanı kenarına kadar gelen topu Coly’nin ayağının kaymasıyla Visca kontrol ederek Onuachu’ya aktardı. Bu futbolcu da ceza alanında yakın mesafede sert vuruşla kendisi ve takımının ikinci golünü kaydetti: 2-0

37. dakikada Mendy’in ceza sahası dışından vuruşunda top kaleci Mücahit Serbest’ten döndü. Dönen topu savunma oyuncuları uzaklaştırdı. 42. dakikada Pepe rakiplerinden sıyrılarak ceza sahasına girerek yaptığı vuruşta kaleci Mücahit Serbest meşin yuvarlağı kornere çeldi.

49. dakikada Edin Visca’nın pasıyla ceza sahası içi sağ çaprazında topla buluşan Meunier sağ ayağıyla vuruşunu yaptı ve top uzak köşeden ağlarla buluştu. Visca, maçtaki üçüncü asistini yapmayı başardı. 3-0

63. dakikada İstanbulspor atağında ceza sahası içi sol çaprazında topla buluşan Loshaj yakın mesafeden gelişine sert vurdu, kaleci Uğurcan topu yumruklayarak uzaklaştırdı.

74. dakikada Trabzonspor atağında Umut Bozok ceza sahası dışı sağ çaprazından vuruşunu yaptı, top savunmaya takıldı. 85. dakikada Loshaj’ın pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Emrehan Gedikli’nin şutunda top kaleci Uğurcan Çakır’da kaldı.

Stat: Trabzon

Hakemler: Emre Kargın, Cevdet Kömürcüoğlu, Hüseyin Aylak

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Meunier (Mehmet Can Aydın dk. 83), Mendy, Denswill, Eren Elmalı, Umut Güneş, Bardhi (Kerem Şen dk. 64), Fountas (Orsic dk. 75), Pepe, Visca (Fernandez dk. 64), Onuachu (Umut Bozok dk. 64)

İstanbulspor: Mücahit Serbest, Mehmet Yeşil (Simon Deli dk. 68), Okan Erdoğan, Racine Koly, Ali Yaşar, Duhaney (Özcan Şahan dk. 84), Vorobjvas Emrehan Gedikli dk. 68), Loshaj, Sambissa, Mendy Mamadou (Traore dk. 88), Jackson (Tunahan Şamdanlı dk. 84)

Goller: Onuachu (dk. 6 ve 7), Meunier (dk. 49) (Trabzonspor)

Paylaşın

S&P Global’den 2025 Yılı İçin Dolar Tahmini: 43 TL

ABD merkezli finansal bilgi ve analitik şirketi Standard & Poor’s (S&P) Global Ratings, dolar / Türk Lirası kurunun 2025 yılında 43 liraya kadar ulaşmasını bekliyor.

S&P Global, ekonomideki kademeli dengelenmeyle birlikte Türk bankalarındaki dengesizliklerin terse dönmesi beklediğini söyledi. S&P’nin yayınladığı Türk bankalarına ilişkin notunda para politikasının bir süre daha sıkı kalacağı belirtilerek, bunun da bankaların aktif kalitesine olumsuz etkisinin muhtemel olduğu kaydedildi.

Notta ayrıca yurtiçi yerleşiklerin TL’ye olan güven eksikliğinin bankaların dış finasmana erişimdeki artışın olumlu etkilerini gölgede bırakabileceğine de dikkat çekildi. Nominal kredi büyümesinin ise bu yıl yüzde 40’lara doğru yavaşlamasının beklendiği bunun da reel bazda daralma anlamına geleceği ifade edildi.

Ekonominin gelecek iki yılda yavaşlamasını, reel GSYH büyümesinin 2022-2023’teki ortalama yüzde 5 seviyelerinden yüzde 3 seviyelerine düşmesini bekleyen S&P Global baz senaryoda dolar/TL’nin de 2025 sonunda 43 lira olmasını bekliyor.

Öte yandan Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 276 seviyesine geriledi. Böylelikle Türkiye’nin kredi risk primi Şubat 2020’den bu yana en düşük seviyeye düştü. Türkiye’nin risk primi geçen sene yaşanan seçim sürecinin ardından düşüş ivmesi yakalamış, seçim öncesinde 700 baz puanı test eden risk primi aralık ayında 300 baz puanın altına kadar gerilemişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Filistin’in Tam Üyeliğini Kabul Etti

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) geçen ay veto ettiği Filistin’in kuruluşa tam üyeliğini kabul etti.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin’in Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğinin yeniden değerlendirilmesi ve Filistin’e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarıyı kabul etti. 193 üyeden oluşan Genel Kurul’daki oylamada 143 ülke lehte oy kullandı. 9 ülke ret ve 25 ülke de çekimser oy verdi.

Üyeliğe sadece BM Güvenlik Konseyi (BMGK) karar verebiliyor. ABD’nin üyelik oylamasını konseyde veto etmesi bekleniyor. Ancak oylama Filistinlilere yönelik bir destek niteliğinde.

Bu oylamayla birlikte 2012’den bu yana BM’de üye olmayan gözlemci devlet statüsüne sahip Filistin’e önemli ek haklar da tanındı. Filistin ilk kez tartışmalara tam olarak katılabilecek, gündem maddeleri önerebilecek ve temsilcilerini komitelere seçtirebilecek. Ancak yine de oy hakkı olmayacak.

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, oylamadan sonra yaptığı açıklamada, BM’ye tam üye olabilmek için çaba sarf etmeye devam edeceklerini dile getirdi. Filistinliler onlarca yıldır İsrail’in 1967’deki savaştan sonra işgal ettiği Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ni içine alan bir devlet kurmak istiyor.

İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, sonucun “Hamas için bir ödül” olduğunu dile getirdi. Bakan Katz, açıklamasının devamında, “BM Genel Kurulu’nda bugün alınan bu saçma karar, BM’nin yapısal önyargılarının ve örgütün Guterres önderliğinde neden önemsiz bir kuruma dönüştüğünün altını çiziyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 21 Mayıs’ta İspanya, İrlanda ve Slovenya’nın aralarında bulunduğu bazı üye ülkelerin Filistin devletini tanımaya hazırlandığını duyurdu.

İspanyol radyosu RNE’nin sorularını yanıtlayan Borell, 21 Mayıs’ta bu ülkelerin Filistin’i tanıyıp tanımayacağına ilişkin soruya “evet” şeklinde yanıt verdi. Borell, “Bu, siyasi nitelikte sembolik bir eylem. Bir devletten ziyade o devletin var olma iradesini tanıyor” ifadelerini kullanarak, Belçika ve bazı diğer AB üyelerinin de aynı adımı atabileceğine işaret etti.

Birleşmiş Milletler üyelerine mektup

New York’taki Filistinli BM delegasyonu BM üye ülkelerine gönderdiği bir mektupta, BM’nin tam üyeliğini destekleyen karar taslağının kabul edilmesinin, uzun süredir aranan iki devletli çözümün korunmasına yönelik önemli bir adım olacağı belirtilmişti.

Mektupta, bunun “bu çok kritik anda bağımsız devlet hakkı da dahil olmak üzere Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkına verilen desteğin açık bir şekilde yeniden teyit edilmesi anlamına geleceği” vurgulanmıştı.

BMGK daimi üyesi ABD tasarıya karşıydı

ABD’nin BM delegasyonu tarafından bu hafta başında yapılan açıklamada, “Filistin halkının devlet olmasına giden yolun doğrudan müzakerelerden geçtiği ABD’nin görüşü olmaya devam ediyor” denilmişti.

İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan ise pazartesi günü, taslak metni Filistinlilere fiili bir devlet statüsü ve hakları vermeye çalıştığı gerekçesiyle kınadı ve tasarının kabul edilmesinin sahada hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylemişti.

Erdan, “Onaylanması halinde ABD’nin, ülke yasalarına uygun olarak BM ve kurumlarına sağladığı finansmanı tamamen durdurmasını bekliyorum” demişti.

ABD yasalarına göre Washington, devlet olmanın “uluslararası düzeyde tanınan niteliklere” sahip olmayan herhangi bir gruba tam üyelik sağlayan herhangi bir BM kuruluşuna fon sağlayamıyor.

ABD, Filistinlilerin tam üye olarak katılmasının ardından 2011 yılında BM’nin Kültür Eğitim ve Bilim Örgütü UNESCO’ya sağladığı mali yardımı kesmişti.

Gazze’de can kaybı 35 bine dayandı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 39 artarak 34 bin 943’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 58 artarak 78 bin 572 yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e: Garibanın Yakasından Düşün

Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti” dedi ve ekledi:

“Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e tepki gösteren Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti.

Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün. Bunun için size ihtiyaç var, meydanları doldurmaya ihtiyaç var. Kim hak arıyorsa yanında olacağız. Siz mücadele ettikçe, biz mücadele ettikçe bu bozuk düzen değişecek. Hakça düzen gelecek.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, dün de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuşmuştu.

Paylaşın

Pfeiffer Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Pfeiffer sendromu, belirli kafatası kemiklerinin erken füzyonu (kraniyosinostoz) ve başparmakların ve ayak başparmaklarının geniş ve mediale deviye olmasıyla karakterize edilen nadir bir genetik hastalıktır.

Haber Merkezi / Etkilenen kişilerin çoğunda orta yüz (çıkıntılı gözler) ve iletim tipi işitme kaybında da farklılıklar vardır. Pfeiffer sendromunun üç türü tanınır; bunlardan tip II ve III daha ciddidir. Pfeiffer sendromu, fibroblast büyüme faktörü reseptörü-2 (FGFR2) ve fibroblast büyüme faktörü reseptörü-1 (FGFR1) genlerindeki değişikliklerle (patojenik varyantlar veya mutasyonlar) ilişkili otozomal dominant bir durumdur .

Pfeiffer sendromunun artık Apert sendromu, Crouzon sendromu, Beare-Stevenson sendromu,  FGFR2 ile ilişkili izole koronal sinostoz, Jackson-Weiss sendromu, akantozis nigrikanslı Crouzon sendromu dahil olmak üzere FGFR genlerindeki varyantların neden olduğu bir grup koşulun üyesi olduğu bilinmektedir.

Pfeiffer sendromu tip I olan bebeklerde, başın kısa ve uzun görünmesine (turribrakisefali) neden olan kraniyosinostoz vardır. Ek özellikler arasında yüksek ve dolgun bir alın; az gelişmiş orta yüz bölgeleri (orta yüz hipoplazisi); geniş aralıklı gözler (oküler hipertelorizm); belirgin bir alt çeneye sahip, az gelişmiş bir üst çene (hipoplastik maksilla); ve diş anormallikleri. Zeka genellikle normaldir. Genellikle sensörinöral olmaktan ziyade iletim tipi olan bir dereceye kadar işitme kaybı vardır.

Pfeiffer sendromu tip II, daha şiddetli el ve ayak anomalileri ve uzuvlarda ek malformasyonlar ile birlikte daha şiddetli bir kraniosinostoz formu (yonca yaprağı kafatası) ile karakterize edilir. Pfeiffer sendromu tip II’li bebeklerde, kafatasındaki birkaç kemik arasındaki fibröz eklemlerin (kraniyal dikişler) erken kapanması, kafatasının “üç loblu” bir görünüme sahip olmasına (yonca yaprağı kafatası deformitesi veya Kleeblattschadel tipi kraniyosinostoz) neden olur.

Buna ek olarak, kraniyosinostozun bu formu genellikle beyin omurilik sıvısının (BOS) normal akışının değiştiği ve beyindeki (ventriküller) boşlukların anormal şekilde genişlemesine (dilatasyonuna) yol açan ve BOS’un beyinde birikmesine neden olan bir durum olan hidrosefali ile ilişkilidir. kafatası ve beyin üzerindeki baskının artması. Pfeiffer sendromu tip II ile ilişkili karakteristik kraniyofasiyal özellikler arasında anormal derecede yüksek, geniş bir alın; gözlerin şiddetli çıkıntısı (oküler proptoz); yüzün alışılmadık derecede düz bir orta kısmı (orta yüz hipoplazisi); “gaga şeklinde” bir burun; ve aşağıya doğru yer değiştirmiş kulaklar.

Kraniyofasiyal özelliklerin yanı sıra, bazılarında omurganın bölümlerinin yapısında da anormallikler bulunabilir. Etkilenen bebeklerde ayrıca dirsek eklemlerinde fiksasyon ve hareketsizlik (ankiloz) ve/veya bazı kişilerde karın bölgesindeki bazı iç organlarda çeşitli malformasyonlar (iç organ anomalileri) görülebilir. Ek olarak, Pfeiffer sendromu tip II’li bebekler sıklıkla beynin ciddi şekilde etkilenmesi nedeniyle zihinsel gelişimde bozulma ve nörolojik problemler ve/veya nefes alma sorunları nedeniyle hipoksi yaşarlar.

Uygun tedavi olmadan, bozuklukla ilişkili fiziksel anormallikler bebeklik döneminde yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir. Şiddetli obstrüktif uyku apnesi yaygındır. Ek olarak trakeal kıkırdağın (trakeal kıkırdak kılıfı) kapatılması solunum problemlerini daha da kötüleştirebilir.

Pfeiffer sendromu tip III’lü bireylerde, yonca yaprağı kafatası deformitesi dışında, Pfeiffer sendromu tip II’de görülenlere benzer semptom ve bulgular vardır. Pfeiffer sendromu tip III ile ilişkili ek özellikler arasında kafatasının kısaltılmış tabanı (ön kraniyal taban); doğumda belirli dişlerin anormal varlığı (doğum dişleri); gözbebeklerini (yörünge) barındıran kemik boşluklarının sığlığına bağlı olarak gözlerin şiddetli çıkıntısı (oküler proptoz); ve/veya karın bölgesindeki bazı iç organların çeşitli malformasyonları (iç organ anomalileri).

Tip II’de olduğu gibi, Pfeiffer sendromu tip III’e sahip bireyler sıklıkla zihinsel gelişimde bozulma ve ciddi nörolojik problemler yaşarlar ve uygun tedavi olmaksızın erken yaşlarda potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlar gelişebilirler.

Pfeiffer sendromu tip I, FGFR1  ve  FGFR2’deki varyantlarla ilişkilidir  . Pfeiffer sendromu tip II ve tip III, FGFR2’deki varyantlarla ilişkilidir. Pfeiffer sendromu otozomal dominant genetik bir hastalıktır. Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için anormal bir genin yalnızca tek bir kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar.

Anormal gen, ebeveynlerden herhangi birinden miras alınabilir veya etkilenen bireyde yeni bir mutasyonun (gen değişikliği) sonucu olabilir. Esasen tüm Pfeiffer sendromu tip II ve tip III vakaları yeni mutasyonlardan kaynaklanmaktadır. İleri baba yaşı, Pfeiffer sendromu için yeni mutasyon riskinin artmasıyla ilişkilidir. Anormal genin etkilenen ebeveynden çocuğuna geçme riski her hamilelik için %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Pfeiffer sendromunun tanısı klinik bulgulara dayanmaktadır.  Tanının belirsiz olması durumunda FGFR1 ve FGFR2 gen varyantları için moleküler genetik testler  mevcuttur. Pfeiffer sendromunun tedavisi, her bireyde görülen spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir.

Çocuk doktorları; cerrahlar; kulak, burun ve boğaz bozukluklarını teşhis ve tedavi eden doktorlar (kulak burun boğaz uzmanları); nörologlar; göz doktorları; işitme sorunlarını değerlendiren ve tedavi eden uzmanlar (odyologlar); ve/veya diğer sağlık çalışanlarının etkilenen çocuğun tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlaması gerekebilir.

Pfeiffer sendromuna yönelik spesifik tedaviler semptomatik ve destekleyicidir. Kraniosinostoz ve bazı durumlarda ilişkili hidrosefali, kafatası içinde (kafa içi basınç) ve beyinde anormal derecede artan basınca neden olabileceğinden, kraniyosinostozun düzeltilmesi ve hidrosefali durumunda bir tüpün yerleştirilmesi (şant) için erken cerrahi önerilebilir.

Pfeiffer sendromlu bebeklerde, ilişkili bazı kraniyofasiyal farklılıkların (örneğin, orta yüz hipoplazisi, yüz asimetrisi, burun anormallikleri, sığ yörüngelere bağlı oküler proptoz) düzeltilmesine yardımcı olmak için erken düzeltici ve rekonstrüktif cerrahi de yapılabilir. Bu tür kraniyofasiyal cerrahinin sonuçları farklılık gösterebilir ancak sıklıkla oküler semptomlarda ve solunum problemlerinde önemli bir azalma sağlar. Bu ameliyatlar geçici olarak velofaringeal yetmezliği kötüleştirebilir, konuşmayı ve yutkunmayı zorlaştırabilir, ancak bu durum zamanla düzelir.

Özellikle çok küçük çocuklarda hava yolu tıkanıklığı da meydana gelebilir. Bu, fark edilmez ve tedavi edilmezse beyin hasarına yol açabilecek düşük oksijen seviyelerine neden olur. Pek çok vakada, özellikle de trakeal kıkırdak manşonlu vakalarda, cerrahi bir hava yolu (trakeostomi) gerekli olabilir.

Ek olarak, etkilenen bazı bireylerde kulak bozukluklarının düzeltilmesine yardımcı olmak için rekonstrüktif cerrahi yapılabilir ve/veya iletim tipi işitme kaybını iyileştirmek için özel işitme cihazları kullanılabilir.

Pfeiffer sendromlu bazı bireylerde, sindaktili ve/veya diğer iskelet malformasyonlarının düzeltilmesine ve fonksiyon ve hareketliliğin iyileştirilmesine yardımcı olmak için ameliyat da yapılabilir. Etkilenen bireyin hareketliliğini daha da geliştirmeye yardımcı olmak için fizik tedavi ve ek ortopedik ve destekleyici önlemler de kullanılabilir.

Bozuklukla ilişkili belirli kraniofasiyal, odyolojik, dijital ve/veya iskelet anormalliklerini düzeltmek için gerçekleştirilen cerrahi prosedürler, anatomik anormalliklerin ciddiyetine ve konumuna ve bunlarla ilişkili semptomlara bağlı olacaktır.

Pfeiffer sendromlu çocukların potansiyellerine ulaşmasını sağlamak için erken müdahale önemli olabilir. Etkilenen çocuklara faydalı olabilecek özel hizmetler arasında özel sosyal destek, fizik tedavi, konuşma terapisi ve diğer tıbbi, sosyal ve/veya mesleki hizmetler yer almaktadır.

Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir. Ek olarak, teşhis konulan bireylerin aile üyelerinde Pfeiffer sendromuyla potansiyel olarak ilişkili olabilecek semptomları ve fiziksel özellikleri tespit etmek için kapsamlı klinik değerlendirmeler önemli olabilir.

Paylaşın

PHACE Sendromu Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

PHACE sendromu vücudun birden fazla sistemini etkileyen nadir bir hastalıktır. Bu bozukluk, beklenenden daha sık ortaya çıkan birçok farklı anormalliğin bir araya gelmesiyle karakterize edilir. PHACE terimi bir kısaltmadır; her harf bir kelimeyi temsil eder.

Haber Merkezi / Kısaltma, bu bozukluğun daha yaygın bazı belirti ve semptomlarının ilk harfinden gelir. PHACE’in açılımı: (P)arka fossa ve diğer yapısal beyin malformasyonları; yüz, boyun ve/veya kafa derisindeki büyük (H)emanjiomlar; serebral veya servikal (A)arterlerin anatomik anomalileri; (C)kardiyak anomaliler/(C)aortun oarktasyonu; ve (E)ye anormallikler. Sternal anomaliler mevcutsa bazen PHACES sendromu terimi kullanılır; (S), (S)ternal anomalileri temsil eder.

Bozukluk kızlarda erkeklere göre çok daha sık görülür. Spesifik semptomlar ve bunların ciddiyeti bir kişiden diğerine büyük ölçüde değişebilir. Etkilenen çocukların çoğu, bu bozuklukla potansiyel olarak ilişkili olan önemli semptomların tümünü sergilemeyecektir. Bazı çocuklarda bu bozukluğa bağlı olarak yalnızca hafif sorunlar gelişirken, bazılarında yaşam kalitesini büyük ölçüde etkileyen ciddi komplikasyonlar gelişecektir. PHACE sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir. PHACE sendromu tıp literatüründe ilk kez 1996 yılında tanımlandı.

Araştırmacılar karakteristik veya “temel” semptomlarla tanı kriterlerini oluşturabilmiş olsalar da, bu bozukluğa ilişkin pek çok şey tam olarak anlaşılmamıştır. Nispeten az sayıda tanımlanmış vaka, büyük klinik çalışmaların eksikliği ve fenotipi etkileyen birden fazla gen olasılığı dahil olmak üzere çeşitli faktörler, doktorların PHACE ve prognozu için “herkese uyan tek tip” bir tanım geliştirmesini engellemektedir. Bu nedenle, her insanın benzersiz olduğunu ve etkilenen bireylerin çoğunda aşağıda tartışılan semptomların tümüne sahip olmayacağını unutmamak önemlidir.

PHACE sendromuyla ilişkili en dikkat çekici belirti genellikle kırmızı, mor veya mavi doğum lekesi olarak görünebilen kan damarlarının aşırı büyümesi olan hemanjiyomdur. Bu çocuklarda hemanjiyom çoğunlukla yüz, baş veya boyunda görülür. Doğumda mevcut olmayabilirler veya zar zor fark edilebilirler ve doğumdan sonraki haftalar veya aylar içinde bazen hızla belirginleşip büyüyebilirler. Genellikle büyürler ve 5 santimetreden (yaklaşık 2 inç) fazla ölçülürler. Bunlar geniş bir renk değişikliği alanı olabileceği gibi yüzün, başın veya boynun bir bölgesinde çok sayıda küçük lezyondan da oluşabilir. Hemanjiyomlar ciltte hasara neden olarak yaralara (ülserasyon) neden olabilir veya yüz özelliklerinin görünümünü değiştirebilir. Hemanjiom kırılırsa çok acı verici olabilir.

Hemanjiomlar yüzeysel (yalnızca cildin üst katmanlarını etkileyen) veya derin (cildin daha derinlerine veya yağ katmanlarına yayılan) olabilir. Hemanjiyomlar vücudun iç organlarında da bulunabilir. Hemanjiomun tam konumuna bağlı olarak görmeyi, duymayı veya nefes almayı etkileyebilir. Boğazın ses tellerinin hemen altındaki subglottik hava yolunun yakınında bulunan bir hemanjiyom, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden hava yolu tıkanıklığına neden olabilir. Etkilenen bireylerde hırıltılı veya gürültülü bir solunum şekli (stridor) olabilir.

Etkilenen bazı bebek ve çocuklarda, özellikle beynin posterior fossa olarak bilinen bölgesinde yapısal anormallikler olacaktır. Posterior fossa kafatasının tabanına yakın bir yerde bulunur ve beyincik, pons ve medulla oblongata’yı içerir. Beyincik, beynin koordinasyonu ve dengeyi kontrol eden alanıdır ve aynı zamanda biliş ve davranışla da ilgilidir. Serebellar hipoplazi adı verilen beyincik az gelişmişliği yaygındır. Serebellar hipoplazi genellikle vücudun hemanjiyomla aynı tarafında (ipsilateral) meydana gelir.

Bir diğer yaygın yapısal beyin anormalliği, beyincik ve 4. ventrikülün embriyonik gelişimi sırasında ortaya çıkan Dandy-Walker malformasyonudur (DWM). 4. ventrikül, beyincik etrafındaki sıvıyı beynin dışına doğru yönlendiren bir alandır. DWM, serebellar vermis olarak bilinen serebellumun orta kısmının az gelişmişliği (küçük boyut ve anormal konum), 4. ventrikülün kistik genişlemesi ve posterior fossanın genişlemesi ile karakterizedir. DWM bazen (%20-80) hidrosefali ile ilişkilendirilir; burada omurilik sıvısının normal akışının tıkanması, beyin içinde ve çevresinde aşırı miktarda sıvı birikmesine yol açar. Bu, kafatası içinde anormal derecede yüksek basınca ve başın şişmesine neden olur ve nörolojik bozukluğa yol açabilir.

Serebral arterleri etkileyen anormallikler başka bir yaygın bulgudur. Arterler vücuttaki ana kan damarlarıdır; oksijenle dolu kanı kalpten vücudun geri kalanına taşırlar. Bireylerin yaklaşık %80-90’ında baş ve boyundaki orta büyüklükteki arterlerde anormallikler vardır. Bu anormallikler malformasyonu (displazi) veya kan damarlarının daralmasını içerir. Bazen bir kan damarı baş ve boyun boyunca anormal (anormal) bir yol izleyebilir. Spesifik anormallikler, karotid veya vertebral arterlerin ciddi azgelişmişliğini veya yokluğunu (agenezisini) veya embriyonik kan damarlarının anormal kalıcılığını içerebilir. İki şah damarı, beynin ön ve orta kısımlarına kan sağlayan ana kan damarlarıdır.

Arterlerin daralması giderek kötüleşebilir ve beyne kan akışının olmaması nedeniyle etkilenen çocukları ve bireyleri felç riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Bazen vücudun bir tarafında nöbetler veya his kaybı (hemiparezi) kan damarı sorunlarının ilk belirtisi olabilir.

Atardamarları etkileyen anormallikler, Moyamoya hastalığı adı verilen bir bozukluğa benzeyecek şekilde ilerleyebilir. Bu, beyindeki kan damarlarını (beyin damar sistemi) etkileyen ilerleyici bir hastalıktır. Beyne kan sağlayan ana arter olan kafatasının içindeki şah damarının daralması (stenoz) ve/veya kapanması (tıkanması) ile karakterizedir. Aynı zamanda, beynin tabanındaki küçük kan damarları, tıkanıklığın distalindeki beyne kan sağlamak için görünür bir girişimde bulunur. Yetersiz kan akışı daha sonra beyne oksijen iletiminin azalmasına yol açar. Sonuçlardan biri, semptomları yüz, kol veya bacaklarda felç, konuşma kaybı vb. veya vücut parçalarının veya konuşmanın geçici nörolojik fonksiyon kaybını (geçici iskemik atak veya “TIA”) içeren bir felç olabilir. . Seğirme veya nöbetler de ortaya çıkabilir.

Etkilenen bazı bebek ve çocuklarda kalp ve aort kemerini etkileyen anormallikler vardır. Aort kemeri, aortun kalbe bağlandığı yerdir; Aort aşağıya doğru gitmeden önce (bir yay oluşturarak) kalpten yukarıya doğru hareket eder. Yaygın anormallikler arasında aort koarktasyonu, anormal subklavyen arter ve ventriküler septal defektler sayılabilir. Aort koarktasyonu, vücuda kan sağlayan ana arter olan aortun daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Durumun ciddiyeti hafiften şiddetliye kadar değişebilir. Aort koarktasyonu, aorta kan pompalayan kalp odası olan sol ventrikülde yüksek basınca neden olabilir. Kalp kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kaldığından, bu durum kalp kasının aşırı büyümesine (hipertrofisine) ve hasar görmesine yol açabilir.

Subklavyen arterler kollara kan sağlayan arterlerdir. Anormal subklavian arterler vücutta bu arterlerin genellikle izlediği normal yolu izlemez. Bu durum potansiyel olarak damar halkası dahil ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Vasküler halka, aortun veya dallarından birinin soluk borusu (trakea) ve yiyecekleri ağızdan mideye (yemek borusu) taşıyan tüpün etrafında bir halka oluşturduğu bir anormalliktir. Farklı tipte damar halkaları vardır. Ortaya çıkabilecek bazı semptomlar arasında yutma güçlüğü, yeme veya içme zorluğu, gürültülü nefes alma, nefes almada zorluk veya inatçı öksürük yer alır.

Ventriküler septal defekt, kalbin iki alt odasını (ventriküller) ayıran zarda (septum) bir ‘deliğin’ bulunmasıdır. Bu ‘deliğin’ boyutu herhangi bir semptomun mevcut olup olmadığını ve bu semptomların ne kadar şiddetli olabileceğini belirleyecektir.

PHACE sendromlu bireyler anevrizma gelişme riski altındadır. Bu, bir arterin duvarlarının dışarı doğru şiştiği veya balon olduğu zamandır. Anevrizma, büyüklüğüne ve konumuna bağlı olarak çeşitli semptomlara neden olabilir. Anevrizmalar da yırtılabilir ve bu da ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

PHACE sendromlu bireyler ayrıca, görüntü oluşturmak için gözden beyne sinir uyarılarını ileten ana sinirin az gelişmişliği (optik sinir), sabah zafer diski anomalisi, kalıcı hiperplastik primer vitreus ve gözlerin oluşması gibi çeşitli göz anormalliklerine de sahip olabilir. uvea dokusunun göz küresindeki zayıf bir noktadan anormal çıkıntısı veya ‘dışarı itilmesi’ olan bir stafiloma. Uvea, gözün ortadaki renkli (pigmentli) dokusudur.

Morning Glory Disk Anomalisi, optik sinirlerin retinadan ayrıldığı yükseltilmiş bölge olan optik diski içeren bir doğum kusurudur. Anormal şekilli bir optik disk ile karakterize edilir ve sonunda “sabah sefası” adı verilen bir çiçeğe benzemektedir. Morning Glory Disk Anomalisi, zayıf görüşe ve zayıf görüş netliğine neden olabilir.

Kalıcı hiperplastik birincil vitreus, göz içindeki embriyonik kan damarlarının normalde olduğu gibi gerilemediği bir doğum kusurudur. Bu potansiyel olarak görme sorunlarına neden olabilir.

Daha az görülen bulgular arasında anormal derecede küçük gözler (mikroftalmi), konjenital katarakt, gözün beyaz kısmıyla karıştığı korneanın hatalı gelişimi (sklerokornea) ve gözün renkli kısmında (iris) eksik doku yarığı yer alır. buna koloboma denir.

PHACE sendromlu çocuklarda üçüncü sinir felci ve Horner sendromu da rapor edilmiştir. Üçüncü kranyal sinir, gözü hareket ettiren kasları kontrol eder ve ayrıca gözbebeğinin daralmasını, üst göz kapağının konumunu ve gözün odaklanma yeteneğini de kontrol eder. Üçüncü sinir felcinin belirtileri çift görme ve üst göz kapağının sarkmasını içerebilir. Horner sendromu, vücudun bir tarafında beyinden göze ve yüze kadar uzanan sinir yolundaki anormalliklerden kaynaklanan bir durumdur. Horner sendromu, sürekli olarak küçük gözbebeği (miyoz), göz kapağının sarkması (ptozis) ve yüzün etkilenen tarafında çok az terleme veya hiç terleme (anhidroz) ile karakterizedir.

PHACE sendromu, göğüs kemiğinin kısmen veya tamamen yokluğu da dahil olmak üzere göğüs kemiğini (göğüs kemiği) etkileyen anormalliklerle ilişkilendirilebilir. Bazen, genellikle göğüs kemiğinin düzgün bir şekilde kaynaşamaması nedeniyle göğüs kemiğinde bir yarık veya oluk (göğüs yarığı) olabilir. Göğüs kemiğinin derisinde küçük girintiler veya çukurlar veya küçük, kabarık şişlikler (papüller) olabilir. Bazı bebeklerde veya çocuklarda göbek deliğinden yukarı doğru uzanan yara benzeri bir çizgi (supraumblikal raphe) bulunur.

Etkilenen bebekler ve çocuklar, konuşma ve dil becerilerini kazanmada gecikmeler veya yutma güçlüğü (yutma güçlüğü) yaşayabilir. PHACE sendromlu çocuklar sıklıkla baş ağrısı yaşarlar. Bu baş ağrıları, bozukluğu olmayan çocuklara göre daha şiddetli ve daha sık olma eğilimindedir. Migren de ortaya çıkabilir ve kusma ve ışığa karşı hassasiyet (fotofobi) ile sonuçlanabilir. Bazı bireylerde diş minesinin az gelişmesi (hipoplazi), minenin renginin değişmesi ve minenin kolayca kırılması gibi diş sorunları olabilir.

Etkilenen bireylerde endokrin anormallikleri de bulunabilir. Endokrin sistemi, hormonları kan dolaşımına salgılayan ve vücudun çeşitli bölgelerine giden bezlerden oluşan bir ağdır. Bu hormonlar vücuttaki çeşitli organların ve aktivitelerin işlevini etkileyen kimyasal süreçleri (metabolizma) düzenler. Etkilenen bireyler, hipofiz bezi (hipopitüitarizm) veya tiroid bezinden (hipotiroidizm) üretilen hormonların üretiminde azalma yaşayabilir. Hipotiroidizm doğumda mevcut olabilir veya bebeklik veya çocukluk döneminde edinilebilir ve zayıf büyüme (büyüme eksikliği) ile karakterizedir. Hipotiroidizmin diğer belirtileri zayıflık, yorgunluk, soğuğa karşı intoleransı ve kilo alımını içerebilir. Hipopituitarizm, kadınlarda yumurtalıkların ve erkeklerde testislerin az gelişmesi (hipogonadotropik hipogonadizm) ve adrenal bezin yeterli miktarda kortizol hormonu üretmediği geç başlangıçlı adrenal yetmezlik ile karakterizedir. Bu, istenmeyen kilo kaybına, kas zayıflığına, yorgunluğa ve düşük tansiyona neden olabilir.

Bazı bireylerde işitme kaybı gelişebilir. Bunun nedeni işitme kanalında oluşan veya işitme sinirini etkileyen bir hemanjiyom olabilir. Bunlar iki ana işitme kaybı türüdür: iletken ve sensörinöral. İletim tipi işitme kaybı, sesin dış kulaktan orta kulağa iletilmemesi durumudur. Sensörinöral işitme kaybı, kulak sinirlerinin iç kulaktan beyne duyusal girdi aktarma yeteneğinin bozulmasıdır. Karışık işitme kaybı her ikisinin birleşimidir.

PHACE sendromlu bireylerde bildirilen ek anormallikler vardır. Bu ek anormallikler arasında Fallot Tetralojisi, ektopia kordis ve patent foreman ovale; arteriovenöz malformasyonlar veya arteriovenöz fistül; serebrumun dış tabakasının gelişimindeki malformasyonlar (anormal kortikal gelişim); ve tiroid dokusunun normal yerinin dışında bulunması (ektopik tiroid). Bu durumlar hakkında daha fazla bilgi için Nadir Hastalıklar Veritabanında arama teriminiz olarak spesifik durumun adını seçin veya bu raporun Kaynaklar bölümünde listelenen kuruluşları ziyaret edin.

PHACE sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir. Bilinen bir neden olmaksızın rastgele (ara sıra) ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Aynı ailenin birden fazla üyesinde ortaya çıkan bozukluğun raporları bulunmamaktadır.

Bazı araştırmacılar, bozukluğun bilinmeyen bir postzigotik somatik mozaik mutasyondan kaynaklandığına inanıyor. Somatik mutasyon, cinsiyet hücreleri (sperm ve yumurta) dışında vücudun herhangi bir hücresinde meydana gelen bir gendeki değişikliktir. PHACE sendromunda etkilenen gen(ler) bilinmemektedir. Somatik bir mutasyon genellikle vücutta mozaik bir düzende meydana gelir; bu, bazı hücrelerin genin normal bir kopyasına sahip olacağı ve bazı hücrelerin ise genin değiştirilmiş bir kopyasına sahip olacağı anlamına gelir. Buna vücutta iki ayrı hücre hattının bulunması denilebilir. Semptomlardaki ve ciddiyetteki değişkenlik kısmen sağlıklı hücrelerin değiştirilmiş hücrelere oranından kaynaklanıyor olabilir.

Bazı araştırmacılar, PHACE sendromundaki somatik bir mutasyonun, nöral kret hücrelerinin sağlığı ve işlevi için hayati önem taşıyan bir geni etkileyebileceğine inanıyor. Bu hücreler embriyonik gelişim sırasında çok erken oluşur ve yüzün altında yatan kemik ve kıkırdakların çoğunu oluşturur. Somatik mutasyonlar kalıtsal değildir ve çocuklara aktarılmaz. Araştırmacılar ayrıca PHACE sendromunun yeni bir gen mutasyonundan kaynaklanabileceğini öne sürdüler. De novo mutasyon, ebeveynden alınan yumurta veya spermde meydana gelen mutasyon veya yumurtanın döllenmesinden sonra meydana gelen mutasyon nedeniyle bir aile üyesinde ilk kez meydana gelen yeni bir genetik değişikliktir.

PHACE sendromu çok faktörlü bir bozukluk olabilir; bu, bozukluğun çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi yoluyla geliştiği anlamına gelir. Araştırmacılar, bozukluğun gelişiminde rol oynayan spesifik, altta yatan faktörleri belirlemeye çalışıyor.

PHACE sendromu tanısı, karakteristik semptomların tanımlanmasına, ayrıntılı hasta geçmişine, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye ve çeşitli özel testlere dayanır. PHACE sendromu için tıp uzmanları tarafından oluşturulmuş fikir birliğine dayalı tanı kriterleri vardır. Bunlar ilk olarak 2009’da yayınlandı (Garzon ve diğerleri) ve 2016’da güncellendi (Metry ve diğerleri). Bu teşhis kılavuzları PHACE sendromunun semptomlarını majör ve minör kriterlere ayırmaktadır. Teşhis, bir majör veya iki minör kriterle birlikte ortaya çıkan, çapı 5 santimetreden (yaklaşık 2 inç) daha büyük olan kafa veya kafa derisinde bir hemanjiyomun varlığına veya boyun, üst gövdede bir hemanjiyomun varlığına dayanır. veya gövde ve proksimal üst ekstremite artı iki ana kriter.

PHACE sendromunun tedavisi, her bireyde görülen spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuk doktorları; cilt bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (dermatologlar); göz bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (oftalmologlar); çocuklarda kalp veya kan damarı bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (pediatrik kardiyologlar); endokrin sistem bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (endokrinologlar); beyin ve merkezi sinir sistemi bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (nörologlar ve beyin cerrahları); kulak, burun ve boğaz bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlar (kulak burun boğaz uzmanları); diş uzmanları; konuşma patologları; psikiyatristler; ve diğer sağlık çalışanlarının etkilenen çocuğun tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlaması gerekebilir. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir. Etkilenen bireyler için standartlaştırılmış tedavi protokolleri veya kılavuzları yoktur. Bozukluğun nadir görülmesi nedeniyle geniş bir hasta grubu üzerinde test edilmiş herhangi bir tedavi denemesi bulunmamaktadır. Tıbbi literatürde tek vaka raporları veya küçük hasta serileri kapsamında çeşitli tedaviler rapor edilmiştir. Tedavi denemeleri, PHACE sendromu olan bireylere yönelik spesifik ilaçların ve tedavilerin uzun vadeli güvenliğini ve etkinliğini belirlemek için çok yararlı olacaktır.

Hemanjiyomlar, bazı kalp kusurları ve kan damarı anormallikleri dahil olmak üzere PHACE sendromunun bazı komplikasyonlarını tedavi etmek için cerrahi gerekli olabilir. İşitme kaybını tedavi etmek için işitme cihazları veya onarıcı işitme ameliyatı gerekli olabilir.

Paylaşın

Phelan McDermid Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Phelan McDermid sendromu (PMS), 22q13 bölgesindeki kromozom 22’nin terminal ucundaki silinme veya başka yapısal değişiklikten veya SHANK3 geninin hastalığa neden olan (patojenik) bir varyantından kaynaklanan nadir bir genetik durumdur.

PMS’ye neden olan genetik değişiklik sporadik olarak meydana gelebilir veya ilgili genetik değişikliği taşıyan bir ebeveynden (%20) miras alınabilir. Genetik değişiklik, 22. kromozomun silinmiş bölümünün boyutuna veya SHANK3’ün spesifik patojenik varyantına göre değiştiğinden, PMS’nin belirti ve semptomları da değişkendir ve çok çeşitli tıbbi, entelektüel ve davranışsal zorluklara neden olabilir.

Semptomların aralığı ve şiddeti değişebilse de, PMS genellikle neonatal hipotoni (yenidoğanda düşük kas tonusu), değişen derecelerde zihinsel engellilik, konuşmanın olmaması veya ciddi derecede gecikmesi, orta ila ileri derecede gelişimsel gecikme ve minör dismorfik özellikler ile karakterize edilir. Diğer ortak özellikler, otizm spektrum bozukluğu veya otistik benzeri özellikler, ağrı algısının azalması, motor gecikmeler, uyku bozuklukları ve nöbetler gibi davranış sorunlarıdır.

PMS’li bireylerde ayrıca mide-bağırsak, böbrek ve kalp sorunları da görülebilir. Şu anda PMS’ye özel bir tedavi veya tedavi mevcut değildir, ancak belirtilerin çoğu terapiler ve/veya ilaçlarla yönetilmektedir ve araştırmacılar, PMS’nin anlaşılmasını ve bilgisini geliştirmek ve insanların yaşamlarını iyileştirebilecek ilaç ve terapiler bulmak için özenle çalışmaktadır. PMS’den etkilenir.

Mevcut araştırmalar, SHANK3 geninin tek işleyen kopyasının normal fonksiyon için yeterli SHANK3 proteini üretememesinin (haploinsufficiency), PMS ile ilişkili nörolojik semptomların çoğundan (gelişimsel ve konuşma gecikmesi, hipotoni, nöbetler) sorumlu olabileceğini göstermektedir.

PMS’li bebeklerin çoğu, doğumdan önce normal büyüme (intrauterin büyüme) ve doğumdan sonra (doğum sonrası) normal büyüme sergiler. PMS ile ilişkili ilk fiziksel belirti, genellikle beslenme güçlüğü, zayıf ağlama ve zayıf baş kontrolünün eşlik ettiği neonatal hipotonidir (düşük kas tonusu). Çocuklar ayrıca dönme, oturma, emekleme ve yürüme gibi erken gelişimsel dönüm noktalarına ulaşmada da önemli bir gecikme yaşarlar; bu gecikme muhtemelen düşük kas tonusuyla ilişkilidir. Bunlar genellikle aileleri teşhis yolculuklarına başlamaya teşvik eden ilk göze çarpan semptomlardır.

Çocuklar büyüdükçe ek belirtiler gelişir. PMS’li kişilerde tipik olarak orta ila şiddetli gelişimsel ve zihinsel bozukluk vardır, konuşma yoktur veya ciddi derecede gecikmiştir ve yaklaşık %75’ine otizm spektrum bozukluğu veya otistik özellikler teşhisi konmuştur. “Otistik benzeri” davranış, dokunsal savunmayı, sosyal durumlarda kaygıyı, göz temasından kaçınmayı ve kendi kendini uyarıcı davranışları içerir. Bireyler ayrıca gıda dışı maddeleri de takıntılı bir şekilde çiğneyebilirler. Uyku bozuklukları, tuvalet eğitimindeki zorluklar, yutma ve yeme sorunları yaygın olarak rapor edilmektedir. İnsanların yaklaşık %40’ında hafiften şiddetliye kadar değişen nöbetler gelişir.

Birçok ebeveyn, çocuklarının çoğu insan gibi acı hissetmediğini, bunun yerine ağrı algısının çok düşük olduğunu bildirmektedir. İletişim sorunlarıyla birlikte düşük ağrı algısı, ebeveynlerin çocuklarının kabızlık, reflü ve tedavi gerektiren diğer tıbbi durumlar veya fiziksel yaralanmalar nedeniyle ağrı çektiğini bilmesini zorlaştırabilir. PMS’li kişiler ayrıca diğerlerinden daha az terliyor gibi görünüyor ve aşırı ısınma riski altındalar. Bakıcıların yaralanmalara ve aşırı ısınmaya karşı dikkatli bir şekilde izlemesi çok önemlidir. Bireyi doğrudan güneş ışığından korumak, dehidrasyonu önlemek, güneş kremi veya güneş kremi kullanmak ve koruyucu giysiler giymek için önlemler alınmalıdır.

PMS ile ilişkili yüz özellikleri arasında uzun kafa şekli (dolikosefali), büyük/çıkıntılı kulaklar, dolgun kaş, derin gözler, uzun kirpikler, dolgun veya kabarık göz kapakları, sarkık göz kapakları (pitoz), düz orta yüz, dolgun veya kabarık yanaklar, geniş burun köprüsü, şişkin burun ve sivri çene. Diğer özellikler arasında bebeklik ve erken çocukluk döneminde az gelişmiş (displastik) ayak tırnakları ve nispeten büyük, etli eller yer alır.

PMS’li bireylerin %40’a kadarında, çoklu kistik böbrekler, çalışmayan (az gelişmiş veya displastik) bir böbrek, böbrekte sıvı toplanması (hidronefroz) ve idrarın üretere geri akışı ve sonuçta idrarın geriye doğru akışı dahil olmak üzere böbrek anormallikleri bulunur. böbrek (vezikoüreteral reflü). PMS tanısı alan tüm bireylere, böbrek kusurlarını kontrol etmek için böbrek ultrasonu yapılmalıdır; çünkü bu kusurların çoğu asemptomatik olabilir ancak müdahale gerektiren ciddi sağlık riskleri oluşturabilir.

Gastroözofageal reflü (vakaların %30’u), siklik kusma (%25), karaciğer fonksiyon bozukluğu ve/veya steatoz, kabızlık ve ishal dahil olmak üzere PMS’li birçok bireyde gastrointestinal sorunlar rapor edilmiştir. Kusma veya ishal gibi gastrointestinal sorunları olan hastaların tedavisinde dehidrasyonun önlenmesine öncelik verilmelidir.

PMS’li bireylerin %15’inden fazlasında araknoid kistler (beyin yüzeyinde sıvı dolu keseler) bulunurken genel popülasyonda bu oran yaklaşık %1’dir. Küçük araknoid kistler semptomsuz (asemptomatik) kalabilirken, daha büyük kistler kafa içi basıncının artmasına neden olarak sinirlilik, aralıksız ağlama krizleri, şiddetli baş ağrıları, periyodik kusma ve nöbetlere neden olabilir. Artmış kafa içi basınç semptomlarına dayanarak araknoid kistten şüpheleniliyorsa, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve bilgisayarlı tomografi (BT taraması) ile beyin görüntüleme endikedir.

Lenfödem (kollarda ve bacaklarda sıvı birikmesi) ve selülit (enfeksiyona bağlı olarak deri altı dokusunun iltihabı) ergenlik ve erken yetişkinlik döneminde gelişebilir. Lenfödem, sıvıyı etkilenen uzuvdan uzaklaştırmak için kaldırma, egzersiz, kompresyon bandajları ve sıralı pnömatik kompresyon ile tedavi edilebilir.

Bipolar bozukluk, anksiyete, depresyon, katatoni, psikoz, geçici beceri kaybı veya beceri setlerinde uzun süreli gerileme gibi nöropsikiyatrik hastalıklar, PMS’li bireylerin bir alt grubunda ortaya çıkar. Bu sorunları yaşayan PMS’li kişilerin kesin yüzdesi henüz bilinmemektedir. Bu sorunlar genellikle ergenliğin başlangıcında veya erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkar. PMS tıbbi uzmanları tarafından geliştirilen tıbbi tedavi kılavuzları bu alanda geliştirilmeye devam ediyor.

PMS, 22. kromozomun uzun kolundaki (q) 22q13 olarak tanımlanan segmentin silinmesi veya bozulmasından kaynaklanır. Kromozomlar tüm vücut hücrelerinin çekirdeğinde bulunur. Her bireyin büyümesi ve gelişmesi için genetik bilgiyi taşırlar. İnsan kromozom çiftleri arasında 1’den 22’ye kadar numaralandırılmış otozomlar ve cinsiyet kromozomları X ve Y bulunur. Dişilerde iki X kromozomu bulunurken erkeklerde bir X ve bir Y kromozomu bulunur. Her kromozomun “p” olarak adlandırılan kısa bir kolu ve “q” harfiyle tanımlanan bir uzun kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralı bantlara bölünmüştür. Dolayısıyla “kromozom 22q13”, 22. kromozomun uzun kolundaki (q) 13. bandı ifade eder.

Çoğu PMS vakası, bilinmeyen nedenlerle (sporadik) meydana gelen, kromozom 22’nin uzun kolunda kendiliğinden bir kırılmaya bağlıdır. Kromozom 22’nin kopuşun ötesindeki (uzaktaki) bölümü kaybolur (silinir). Basit delesyonlar olarak adlandırılan bu gibi durumlarda, bozukluk ebeveynlerden miras alınmaz. Yani ebeveynlerin kromozomları normaldir ancak 22. kromozomdaki kırılma, yumurtada veya sperm hücresinde embriyonun oluşumuna katkıda bulunan yeni bir kromozomal varyant olarak meydana gelmiştir. Diğer birçok distal delesyon sendromunda olduğu gibi, 22q13 delesyonu, anneden miras alınan 22. kromozomdan (yumurta hücresinde) ziyade, babadan miras alınan 22. kromozomda (sperm hücresinde) meydana gelme olasılığı daha yüksektir.

Kromozom 22’nin silinmesi tipik olarak kromozomun uzun kolunun sentromerden uzakta olan distal kısmında meydana geldiğinden, buna genellikle “terminal” delesyon denir. Bu anlamda “terminal” kromozomun sonunu ifade eder. Ailelerin ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının bu bağlamda “terminal” ifadesinin kromozomun distal kısmını ifade ettiğini ve PMS’nin “terminal” veya ölümcül (hayatı tehdit eden) bir durum olduğu anlamına gelmediğini anlamaları önemlidir.

22q13’teki silinmelerin yaklaşık %20’si dengesiz translokasyonlardan kaynaklanmaktadır. Translokasyon, kromozomlardan gelen genetik materyal parçalarının diğer kromozomlara değiştirilebildiği, eklendiği veya kaybolabildiği alışılmadık bir kromozom düzenlemesidir. Translokasyonlar dengeli (genlerin fonksiyon kaybı olmadan değiştirilmiş) veya dengesiz (genlerin kaybına veya eklenmesine neden olacak şekilde değiştirilmiş) olabilir ve kalıtsal olabilir veya yeni bir olay olarak ortaya çıkabilir.

Translokasyonlar tipik olarak iki farklı kromozomda ve kırılma noktalarının ticaret yerlerinin distalindeki segmentlerde kırılmalar meydana geldiğinde meydana gelir. Örneğin, 2. kromozomun kısa kolu (p) ile 22. kromozomun uzun kolu (q) arasında bir translokasyonu düşünün. Bir kırılma 2p’de, ikinci kırılma ise 22q’de meydana gelir. 2p’deki kırılma noktasına uzak olan segment, 22q’deki kırılma noktasına uzak olan segmentle yer değiştiriyor. Böyle bir translokasyona “dengeli” denir çünkü konumu değiştirilmiş olmasına rağmen doğru miktarda genetik materyal mevcuttur. Dengeli translokasyonlar genellikle taşıyıcıya zararsızdır.

Bununla birlikte, dengeli bir yeniden düzenlemeye sahip bir ebeveyn, çocuğuna dengesiz bir translokasyonu aktarma riskiyle karşı karşıyadır. Kromozomal (sitogenetik) testler veya karyotipleme ve floresan in situ hibridizasyon (FISH), bir ebeveynin dengeli bir translokasyona sahip olup olmadığını ve çocuğuna dengesiz bir translokasyon geçirme riski altında olup olmadığını belirlemek için kullanılabilir. Kromozomal mikrodizi (CMA), genetik materyalin varlığını veya yokluğunu tespit eder; bu nedenle dengeli bir kromozom translokasyonunu tespit etmede etkili olmayacaktır çünkü materyal kaybı veya kazancı yoktur.

Dengesiz translokasyonlar, her iki ebeveynin de normal kromozomlara sahip olması durumunda yeni bir olay olarak veya yeni bir olay olarak da meydana gelebilir . Ebeveynlerden hiçbiri dengeli bir translokasyon taşımasa da, germ hücresinin (yumurta veya sperm) oluşumu sırasında 22. kromozomun bir bölümü başka bir kromozomun (örneğin: kromozom 2) bir bölümüyle yer değiştirebilir.

Olgun yumurta veya sperm, translokasyona uğramış 22. kromozomu taşıyor ancak kromozom 2’nin normal bir kopyasını taşıyorsa, dengesiz bir translokasyon ortaya çıkar. Embriyoda 22. kromozomun bir parçası eksik olacak ancak 2. kromozomun bir bölümünün fazladan bir kopyası olacaktır. 22q13 kaybı PMS’ye yol açar. Fazladan 2. kromozom parçası da olağandışı özelliklerle ilişkilendirilebilir. Bu örnekte kromozom 2 kullanılmış olmasına rağmen, kromozom 22 ile diğer otozomlardan herhangi biri (1’den 22’ye kadar olan kromozomlar) veya cinsiyet kromozomları (X ve Y) arasında bir translokasyon meydana gelebilir.

PMS’deki dengesiz translokasyonların yaklaşık yarısı kalıtsaldır, diğer yarısı ise yeni ortaya çıkar . Dengesiz bir translokasyon, 22. kromozomda bir silinme ve ikinci bir kromozomdan bir distal segment kazanımı olduğunda CMA’dan çıkarılabilir. Dengesiz translokasyonlar, söz konusu segmentlerin mikroskop çözünürlüğünde görülebilmesi durumunda karyotipleme yoluyla da tespit edilebilir.

Halka 22, PMS ile sonuçlanabilecek başka bir yapısal kromozom değişikliğidir. Kromozom 22 her iki uçta da kırılır (yani uzun kolun [22q] ve kısa kolun [22p] uçları) ve distal segmentler kaybolur (silinir). “Yeni” kromozom uçları daha sonra birleşerek dairesel bir yapı veya halka oluşturur. PMS’li bireylerin yaklaşık %14-33’ü 22 numaralı halkayı taşır, ancak bu muhtemelen eksik bir tahmindir çünkü 22 numaralı halkaya sahip bireylerin tümü tanılarını PMS olarak bildirmez ve kromozomal mikrodizi (CMA) ile PMS tanısı konan herkes PMS tanısı almaz. Bir halka kromozomunun mevcut olup olmadığını belirlemek için bir takip kromozom çalışması yapılır.

Halkanın oluşumuna genellikle 22q13 delesyonu vakalarında görülene benzer bir genetik materyal kaybı eşlik eder ve bugüne kadar gözlemlenen semptomların iki durum arasında tutarlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, hücre bölünmesi (mitoz) sırasında halka kromozomunun dengesizliği nedeniyle, yavru hücrelerden biri, monozomi 22 adı verilen bir durum olan kromozom 22’nin yalnızca bir kopyasını alabilir. 22 numaralı halkaya sahip bireyler, nörofibromatozis tip 2 gelişme riski altındadır (NF2), sinir sisteminin kanserli olmayan tümörleriyle ilişkili bir durumdur. Bu risk “iki vuruşlu” bir diziden kaynaklanmaktadır. İlk darbe sinir sistemindeki hücrelerde bulunan 22 numaralı halkanın kaybıdır.

Bu hücrelerden biri, NF2 genindeki patojenik bir varyant olan ikinci bir darbeye maruz kalırsa, nörofibromatozis tip 2 ortaya çıkabilir. Ebeveynler, bakıcılar ve sağlık profesyonelleri bu riskin farkında olmalıdır. CMA tarafından 22q13 delesyonu tanısı konulduğunda takipte kromozom analizinin (karyotipleme) yapılması zorunludur. CMA, 22q’nin silinmesini tespit edebilir ancak bir halka 22’nin varlığını dışlayamaz. NF2 riski, NF2 geninin patojenik bir varyantı veya NF2 lokusunun silinmesiyle ilişkili değildir. Bu, 22. halka kromozomunun varlığından kaynaklanır ve çocuklarının uygun şekilde izlenebilmesi için ebeveynlerin bu riskin farkında olması gerekir.

PMS tanısı, 22q13 kromozom bölgesinde bir silinme veya bozulmanın tanımlanmasına yönelik genetik testlere dayanmaktadır. Zihinsel engelli veya gelişimsel gecikmesi olan bireylere yönelik genetik testlerin ilk aşaması, kromozomal mikrodizi analizini (CMA) ve yeni nesil dizilemeyi (NGS) içerir.

Kromozomal mikrodizi analizi (CMA): Test az miktarda kan sağlanmasını içerir. 22q13’ün silinmeleri CMA tarafından güvenilir bir şekilde tespit edilir çünkü bu test, tüm genom boyunca kromozomal silmeler ve kopyalar dahil olmak üzere kopya numarası varyasyonlarını (CNV’ler) tespit eder. Yaygın olarak SHANK3 genini etkileyen 22q13 bölgesindeki delesyonlar, PMS tanısıyla tutarlıdır.

Mikrodizi yoluyla 22q13’te bir silinme tespit edilirse, bireyin, kromozomun uçlarının silme sınır noktalarında birbirine yapıştığı, kromozom 22’nin halka konfigürasyonuna sahip olup olmadığını belirlemek için ek adımlar atılmalıdır. Bir kromozom analizi, kromozomların yapısını (karyotip) gösterecek ve kişinin 22. halkaya sahip olup olmadığını belirlemek için gerçekleştirilmelidir. 22. halka, kanserli olmayan tümörlerin gelişimiyle bağlantılı bir hastalık olan nörofibromatozis tip 2 (NF2) için ek bir risk taşır. sinir sistemi.

CMA, kromozom 22q’de terminal silinmesini ve başka bir kromozomda terminal çoğalmasını gösterirse, bireyde dengesiz bir translokasyon olabilir ve kromozomu görselleştirmek için floresan in situ hibridizasyon (FISH) ve/veya karyotip çalışmaları garanti edilir. Dengesiz translokasyonlar ebeveynlerin dengeli yeniden düzenlemelerinden kaynaklanabilir. Her ne kadar PMS vakalarının %80’i doğumda kendiliğinden ( de novo ) ortaya çıksa da, etkilenenlerin yaklaşık %20’sinde ebeveynsel genetik değişiklik kalıtımı meydana gelebilir. Dengeli bir yeniden düzenleme taşıyan ebeveynler, sağlıklı olmalarına rağmen, başka bir çocuğun etkilenme riski daha yüksektir ve metafaz FISH ve/veya karyotip testine tabi tutulmalıdır.

Yeni Nesil dizileme (NGS): Kromozomal mikrodizi analizi (CMA) yapılmış ancak patojenik bir delesyon belirlenmemişse bir sonraki adım NGS’dir. NGS, genetik dizideki varyantlar adı verilen genetik yazım hatalarını esas olarak genomu “okuyarak” tespit eder. NGS, protein kodlayan genlerin dizilimini, tüm genomun dizilimini veya belirli genlerin hedeflenen dizilimini içerebilir. Dizilemeyle tespit edilen bazı varyantlar iyi huyludur (hastalığa neden olmaz). Bazı değişkenlerin belirsiz etkileri vardır (önemi bilinmeyen değişkenler). Diğer varyantların hastalığa (patojenik varyantlar) neden olduğu bilinmektedir.

SHANK3 geninin patojenik varyantları PMS ile ilişkilidir. SHANK3’ün olası bir patojenik varyantı tespit edilirse ebeveynlerden birinin aynı varyantı taşıyıp taşımadığını belirlemek için ebeveynler de NGS’den geçmelidir. Varyant sağlıklı bir ebeveynde mevcutsa patojenik olma ihtimali düşüktür. SHANK3 varyantlarının tıbbi sonuçlarına ilişkin veriler, özellikle NGS daha yaygın olarak kullanıldıkça zamanla artmaya devam ediyor.

Doğum öncesi testler açısından, doğumdan önce yapılan ultrason muayenesinde 22q13 delesyonu tanısına yol açacak karakteristik yapısal anormallikler yoktur.

Bununla birlikte doğumdan sonra PMS olduğu tespit edilen fetüslerde bazı böbrek anormallikleri tespit edilmiştir. Bazı çocuklarda PMS tanısı doğumdan önce amniyosentez ve/veya koryon villus örneklemesi (CVS) gibi özel testlerle belirlenebilir. Amniyosentez sırasında gelişmekte olan fetüsü çevreleyen sıvıdan bir örnek alınır ve incelenir. Koryon villus örneklemesi sırasında plasentanın bir kısmından bir doku örneği alınır. Bu sıvı veya doku örneği üzerinde gerçekleştirilen CMA, FISH veya karyotip çalışmaları, kromozom 22q’nin kısmi monozomisini veya silinmesini gösterebilir.

PMS ayrıca kapsamlı bir klinik değerlendirme, karakteristik fiziksel bulgular ve laboratuvar çalışmaları ile doğumdan sonra teşhis edilebilir ve/veya doğrulanabilir. Testin ilk aşaması bir kromozomal mikrodizi (CMA) içermelidir. Halka olup olmadığını belirlemek için ek test yapılması gerekiyorsa kromozom analizi istenebilir. Ebeveyn araştırmalarına ihtiyaç duyulursa, siparişi veren doktor doğru genetik danışmanlık için hangi testin en iyi bilgiyi sağlayacağını belirleyecektir.

PMS tedavisi, her bireyin spesifik semptomlarına yöneliktir ve tipik olarak aşağıdakilerden birkaçını içerebilen uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirir: çocuk doktorları, nörologlar, nefrologlar, gastroenterologlar, immünologlar, ortopedistler, fiziksel veya mesleki terapistler ve konuşma/dil. patologlar. Kardiyak anormallikler PMS için tipik değildir, ancak mevcutsa değerlendirme ve uygun yönetim gerekecektir. Bazı kişilerde tedavi, belirli malformasyonların cerrahi olarak onarılmasını içerebilir. Cerrahi prosedürler anatomik anormalliklerin ciddiyetine ve bunlarla ilişkili semptomlara bağlı olacaktır.

Phelan McDermid sendromunun altında yatan nedeni hedeflemede bilinen hiçbir tedavi başarılı olmamıştır. Bunun yerine tedaviler semptom yönetimine ve organ fonksiyonunun izlenmesine dayanmaktadır.

PMS’de sıklıkla kullanılan bazı tedavi yaklaşımları bunlarla sınırlı olmamak üzere şunları içerir: mesleki terapi, fizik tedavi, davranış terapisi (özellikle otizm spektrum bozukluğu endike ise), nöbet ve miyoklonusu olanlar için antikonvülsanlar ve benzodiazepinler, anti-psikotikler/elektrokonvülsif tedavi/alfa psikiyatrik bozukluklar ve dikkat bozuklukları için agonistler/uyarıcılar, uyku bozuklukları için melatonin ve diğer tedaviler ve gastrointestinal rahatsızlıklar için sıvılar ve bulantı önleyici ilaçlar. PMS’li bireylerde bu tedavilerin endike olduğu semptomların bir kısmı veya bir alt kümesi bulunabilir ve tedavi oldukça uzmanlaşmıştır.

Paylaşın

Zeynep Değirmencioğlu Kimdir? Hayatı, Filmleri

12 Eylül 1954 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Zeynep Değirmencioğlu, henüz iki yaşındayken “Papatya” filmiyle sinemaya giriş yaptı. Zeynep Değirmencioğlu, daha sonra “Duvaklı Göl”, “Funda” gibi filmlerde, çocuk yıldız olarak göründü.

Zeynep Değirmencioğlu, esas ününü 1960’ta “Ayşecik” filmleri ile yaptı. “Ayşecik”, Türk sinemasında bir çığır açtı. Zeynep Değirmencioğlu, bundan sonra kendi adından çok bu isimle anıldı.

Zeynep Değirmencioğlu’nun filmleri yurt içinde olduğu kadar, özellikle komşu ülkelerde de aynı ilgiyi gördü. Çeşitli kuruluşların armağanlarını kazanan Değirmencioğlu, senaryo yazarı Hamdi Değirmencioğlu’nun kızı, kendisi gibi çocuk yaşta Yeşilçam filmlerinde rol almış olan ve Ömercik adı ile ünlenen Ömer Dönmez’in kuzenidir.

Sonraki yıllarda genç kız rollerine çıkarak Yeşilçam’daki ününü sürdürmeye devam eden Zeynep Değirmencioğlu, 1974 yılında rol aldığı Macera Yolu filminin ardından sinemayı bıraktı.

Zeynep Değirmencioğlu’nun rol aldığı filmlerden bazıları: Papatya, Ölümden De Acı, Funda, Duvaklı Göl, Ömrüm Böyle Geçti, Ayşecik Şeytan Çekici, Ayşecik, Altın Kalpler, Ayşecik Yavru Melek, Ayşecik Ateş Parçası, Ayşecik Fakir Prenses, Ayşecik Canımın İçi, Öksüz Kız, Ayşecik Cimcime Hanım, Ayşecik Çıtı Pıtı Kız, Ayşecik Boş Beşik,

İki Yavrucak, Sokak Kızı, Çalıkuşu, Zehirli Çiçek, Merhamet, Ayşecik Canım Annem, Yüzbaşının Kızı, Yuvana Dön Baba, Ayşecik Yuvanın Bekçileri, Sevgili Babam, Ayşecik’le Ömercik, Fakir Kızın Romanı, Yavrum, Ayşecik Sana Tapıyorum, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde, Hayat Sevince Güzel,

Ayşecik Bahar Çiçeği, Sinderella Kül Kedisi, Hayat mı Bu, Gelinlik Kızlar, İlk Aşk, Anneler Günü, Öksüzler, Özleyiş, Kara Sevda, Yayla Kızı, Macera Yolu.

Paylaşın

Engin İnal Kimdir? Hayatı, Filmleri

21 Ocak 1942 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Engin İnal, 20 Haziran 2004 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl adı İhsan Engin Büyükinal olan Engin İnal’ın naaşı Feriköy Mezarlığı’nda defnedildi.

Haber Merkezi / Galatasaray Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Fransız Edebiyatı ve Mukayeseli Romen Dilleri Filolojisi bölümü mezunu olan Engin İnal, bir süre eğitim alanında çalıştı. Engin İnal, Galatasaray Lisesi Fransızca Öğretmenliği, Yabancı Diller Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi, Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

Kendisine bir motosiklet alabilmek için mankenlik yapmaya karar veren Engin İnal, 1964 yılında Perde Dergisine resimlerini gönderdi. Ardından beğenilmesi üzerine sinemaya yönlendirildi ve Türkan Şoray ile başroller oynayan Engin İnal, ancak 1968 yılında sinemayı bıraktı.

Bundan sonra 50 kadar kitap ve ansiklopedinin çevirisini yapan Engin İnal; bir senaryo ve bir film de yazdı. Feyzi Tuna’nın ısrarı üzerine 13 sene sonra sinemaya dönen Engin İnal, Bir Kadın Bir Hayat filmindeki rolüyle, 1985 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Engin İnal, Kurtuluş dizisinde Adnan Adıvar’ı canlandırdı.

Engin İnal’ın rol aldığı film ve dizilerden bazıları: Bana Derler Külhanlı, Posta Güvercini, Şepkemin Altındayım, Sevgili Öğretmenim, Yasak Sokaklar, Aslan Pençesi, Baybora’nın Oğlu, Dişi Kartal, Dövüşmek Şart Oldu, Fırtına Beşler, Katiller De Ağlar, Kıran Kırana, Meyhanenin Gülü, Ölüm Yolcuları, Yosma, Ağa Düşen Kadın,

Suçumuz Kadın Olmak, Aşk Üçgeni, Hanımın Çiftliği, Kanımdaki Şeytan, Kurye Kız, Oyun Bozuldu, Üç Arkadaş, Çizme, Yıldızlar Gece Büyür, Aşkın Sonsuz Dansı, Aysarının Zilleri, Bir Zamanlar Sarhoştu, Metamorfoz, Mümin ile Kafir, Sürgün, Taşların Sırrı, Kafes Kuşları, Kanlı Para, Kederli Yıllar, Kelebekler Sonsuza Uçar, Oyun İçinde Oyun, Üç Kişilik Dünya, Yasak Sokaklar,

Aşk Ölümden Soğuktur, Büyük Bedel, Gurur, İhanet Çığlıkları, Kaygısızlar, Ölüm Oyunu, Ölüm ve Giz, Oy Deposu, Sensiz Olmaz, Sevgili Oğlum, Soğuk Geceler, Cinlerle Periler, Şeytan Çıkmazı, Sultan, Belalım Benim, Karaoğlan, Kardelen, Kumsaldaki İzler, Sensiz Yaşanmaz, Serseri, Umutların Ötesi, Sensiz Yaşanmaz.

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Nerede Yanlış Yaptık?

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de radikal adımlar atılmazsa partinin sonunun geleceğini söyleyenler olduğu öne sürüldü.

Siyasetin gündemi yeni anayasa ve normalleşme tartışmalarına odaklansa da; AK Parti’de yerel seçim sonuçları konuşulmaya devam ediyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın yazısına göre AK Parti koridorlarında dolaşan fısıltılar partinin geleceği bakımından soru işaretleriyle dolu.

Nuray Babacan’ın yazısına göre; Erdoğan’ın sevdiği anketler hiç de iyi şeyler söylemiyor. Babacan “AK Parti, “Nerede yanlış yaptık?” diye sordu: “Halktan koptunuz, halkı ezdiniz” yanıtını aldı” diye yazdı.

Nuray Babacan’ın yazının ilgili bölümleri şöyle: “Yerel seçimdeki yenilgisinin şaşkınlığını üzerinden atan iktidar partisi, hatalarını görmek için özel bir araştırma yaptırdı. Araştırma da ortada olan durum, bir kez daha halk tarafından teyit edildi. Araştırma sonuçları, ekonomik krizin en büyük neden olduğunu ortaya koyarken, ‘partinin halkan koptuğuna’ ilişkin saptama net bir mesaj olarak görüldü.

AKP yönetimi, kongreye kadar olan süreçte sürüklendikleri girdaptan çıkmak için öneriler hazırlamaya çalışıyor. Kötü yönetimin sonuçları ve yapılması gerekenler ortadayken, kamuoyu araştırmalarını dayanak yapan yönetim, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a birkaç aşamadan oluşan bir rapor sunmaya hazırlanıyor.

Partinin Strateji Kurulu, son toplantısında önlerine konulan araştırmayla herkesin bildiği gerçeklerle bir kez daha yüzleşti. Araştırma, vatandaşların yüzde 55’inin AK Parti’ye oy vermeme gerekçesi olarak kötü ekonomiyi ve hayat pahalılığını gösterdi. En önemli ikinci başlık ‘Partinin halktan koptuğu’ oldu. Emeklilerin ve dar gelirlilerinin durumu da ilk üç sırada yer aldı. Kamuoyu araştırmasındaki bir değer önemli konu, CHP’nin halen oylarını koruduğu ve AK Parti’nin önünde olduğu gerçeğiydi.

Parti kurmayları arasında, radikal adımlar atılmazsa AK Parti’nin sonunun geleceğini söyleyenler var. Kişilerden çok, zihniyetin ve anlayışın değişmesi gerektiği konuşuluyor kulislerde. Genel merkez ekibi, yaptırdıkları araştırmanın yanı sıra SETA gibi kuruluşlardan ve bazı STK’lardan görüş alarak atılacak adımlara ilişkin başlıkları oluşturmaya çalışıyor.”

“Kamuda mülakat” gündemi

Öte yandan AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler ile AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül de dün parti genel merkezinde, 44 milletvekili ile istişare toplantısı gerçekleştirdi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun edindiği bilgiye göre toplantıda bir kez daha milletvekilleri, AK Parti yöneticilerine, seçimde sahada en fazla halkın kamuda mülakat sistemine yönelik sitemlerine tanık olduklarının altını çizdi. “Kamuda mülakat sisteminin sonuçlandırılması gerektiğini” anlatan milletvekillerinin, “Halktan gelen tepki, yerel seçimlerdeki sonucu etkiledi. Bu sistem toplumdaki adalet duygusunu zedeledi.

Ayrıca mülakatlarla belirlenen isimlerin partiye ne kadar katkısı olduğu da tartışılır. Kamuda işe alımlarda soruşturma birinci faktör olmalı. Devlet mekanizması işletilmeli ve soruşturmalar sonucu işe alımlar gerçekleştirilmeli” eleştirisini getirdikleri kaydedildi. Milletvekilleri ayrıca “toplumdaki adalet duygusunun zedelenmemesi için hukuktaki ‘suç bireyseldir’ ilkesinin de uygulanması gerektiğine” atıfta bulundu.

Toplantıda milletvekilleri ayrıca “ekonomi ve artan enflasyon nedeniyle halkın şikâyetlerini dinlediklerine” değindi. Milletvekillerinin, emeklilerle ilgili AK Partili yöneticilere, emeklilerin, “Emekli geçim sıkıntısı yaşıyor. Ancak emeklilerle ilgili sorun onlara verilen 10 bin 15 bin gibi maaşlar değil. Emekliler, memurlara zam yapılıp kendilerine yapılmamasından yana serzenişte. Emeklide de adalet duygusu zedelenmiş. Kendilerinin ‘yok sayıldığını’ düşünüyor” şeklindeki sitemlerini de ilettiğinin altı çizildi.

Milletvekillerinin sağlık sistemine yönelik eleştirilerde de bulunduğu, halktan MHRS sisteminden randevu almakta zorlandıklarına yönelik çokça eleştiri aldıkları kaydetti.

AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın Monako’dan ıstakozlu paylaşım yapması kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Toplantıda, milletvekillerine “sosyal medya paylaşımlarına dikkat etmeleri” uyarısının yapıldığı ve bu tür paylaşımların parti kimliğine zarar verdiğine dikkat çekildi.

Toplantıda milletvekillerinin ayrıca seçim döneminde AK Parti teşkilatlarına yönelik eleştirilerde bulunduğu da ifade edildi. Bazı milletvekillerinin, “Özellikle aday belirleme sürecinde hata yapıldı. Teşkilatlar herkese deyim yerindeyse ‘mavi boncuk’ dağıttı. Aday adayı olmak isteyenlere yönelik ‘Her an telefon gelebilir, hazırlık olun’ mesajları paylaşıldı. Ancak o telefon gelmeyince teşkilatların sahada motivasyonu düştü. Aday tercihlerinin yanlışlığı da eklenince sonuç alınamadı” dediği belirtildi.

Paylaşın