Üveit Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

Üveit, gözün uvea olarak bilinen kısmının iltihaplanmasını ifade eden genel bir terimdir. Uvea, göz küresini çevreleyen ve koruyan nispeten kalın, güçlü bir fibröz doku tabakasıdır. Çok sayıda kan damarı içerir ve retina, vitreus, optik sinir başı ve retina damarları gibi gözün komşu yapılarında iltihaba neden olabilir. Uvea üç bölümden oluşur: iris, siliyer cisim ve koroid.

Haber Merkezi / Uveanın etkilenen kısmına göre sınıflandırılan dört tip üveit vardır. Gözün ön kısmını etkileyen ön üveit, irisin gözün ön kısmının bir parçası olması nedeniyle bazen iritis olarak da adlandırılır. Üveit vakalarının neredeyse %80’i gözün ön kısmını etkiler.

Pars planit veya siklit olarak da bilinen orta dereceli üveit, irisin ve göz merceğinin hemen arkasındaki bölgedeki dokuların iltihaplanmasını ifade eder. Koroidit olarak da bilinen arka üveit, uveanın arka kısmı olan koroidin iltihaplanmasını ifade eder. Arka üveit, retinayı ve/veya optik siniri etkileyerek kalıcı görme kaybına neden olabilir. Panüveit, göz boyunca iltihaplanma anlamına gelir ve belirli bir bölgeye işaret etmez.

Posterior üveit, bozukluğun nadir görülen şeklidir ve görme kaybıyla en çok ilişkilendirilen üveit türüdür. Üveit bir veya iki gözü etkileyebilir ve çocuklar dahil her yaştan insanı etkileyebilir. Posterior üveit tedavi edilmezse körlük gibi daha ileri komplikasyonlara neden olabilir.

Belirli genlere sahip kişilerin arka üveit geliştirme olasılığı daha yüksek olabilir. HIV veya AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi zayıflamış veya bozulmuş (bağışıklık sistemi baskılanmış) hastalar viral arka üveit açısından daha yüksek risk altındadır. Normal işleyen bir bağışıklık sistemine sahip kişilerde viral arka üveit de gelişebilir. Sigara içmek tedavisi daha zor bir hastalıkla ilişkilendirilmiştir.

Bazı kişiler semptomlar yaşamaz; ancak bunları yaşayan bazı kişiler aniden başlayabilir ve hızla kötüleşebilir.

İnsanların arka üveitleri varsa karşılaşabilecekleri belirtiler şunlardır: Görme keskinliğinde azalma. Işık hassaslığı. Bulanık veya kayıp görüş. Karanlıkta görmede zorluk. Rengi görmede zorluk.

Uçuşan cisimler, görüş alanı boyunca hareket eden ve görüşü azaltan küçük benekler, pullar veya bulutlardır. Ön üveit sıklıkla göz ağrısı ve kızarıklığa, ışık hassasiyetine ve bulanık görmeye neden olurken, arka üveitin belirtileri daha hafiftir. Üveit, glokom, katarakt veya retina dekolmanı gibi başka komplikasyonlara yol açabilir. Hastaların %50’sinde görme azalması, %10-15’inde ise tam görme kaybı vardır. Kalıcı görme kaybı riskini azaltmak için erken teşhis ve tedavi önemlidir.

Üveit, kişinin bağışıklık sistemi, enfeksiyonlar, tümörler, morarma, göz yaralanması veya toksinlere maruz kalma nedeniyle ortaya çıkabilir. Posterior üveit, vücudun mikroorganizmalar, toksinler ve hasarlı doku gibi çeşitli faktörlere tepkisi nedeniyle uveanın iltihaplanmasıdır. İltihap, gözün belirli bir bölgesinde kızarıklığa, şişmeye ve ısıya neden olabilir. Bu reaksiyon bir bağışıklık tepkisini tetikleyebilir ve belirli dokuların tahrip olmasına ve gözün o bölgesinde beyaz kan hücrelerinin toplanmasına neden olabilir.

Posterior üveitin enfeksiyöz veya enfeksiyöz olmayan nedenleri olabilir. Bulaşıcı nedenler arasında bakteriyel, fungal, paraziter ve viral enfeksiyonlar bulunur. Enfeksiyöz olmayan nedenler arasında immünolojik sorunlar, alerjiler, maligniteler ve bilinmeyen nedenler yer alır.

Bulaşıcı nedenler arasında herpes virüsleri, kızamık, kızamıkçık ve dang humması, Batı Nil ve chikungunya virüsü gibi arbovirüsler yer alır. Çoğu zaman virüsler vücutta gizli kalabilir ve zamanla ciddi komplikasyonlara ve görme kaybına yol açabilir. Viral arka üveit için en önemli risk faktörü, HIV ve AIDS gibi bağışıklık sistemi baskılanmış bir durumda olmaktır.

Posterior üveit, ilişkili otoimmün bozuklukların, enfeksiyonların ve/veya travmanın bir sonucu olabilir. Posterior üveit ile ilişkilendirilebilecek hastalıklardan bazıları Behçet sendromu, ankilozan spondilit, Lyme hastalığı, sarkoidoz ve sedef hastalığıdır. Daha sık görülen nedenler sarkoidoz, sifiliz ve tüberkülozdur. Çocuklarda bu bozukluk sıklıkla juvenil romatoid artrit ile ilişkilidir.

Enflamasyonun ve/veya beyaz kan hücrelerinin (lökositler) doğrudan görselleştirilmesini kullanan bir oftalmik muayene, merceğin arkasında berrak jöle benzeri bir madde olan vitreus mizahını gösterebilir. Hastalara ilaç geçmişi sorulmalı ve ek laboratuvar testleri yapılabilir. Semptomların immünolojik veya bulaşıcı durumlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol etmek için laboratuvar testleri yapılır.

Herpes virüsü, toksoplazmoz, toksokariazis ve spiroketler gibi bulaşıcı ajanlar için kan çalışmaları faydalıdır. Göğüs röntgeni sarkoidoz veya tüberkülozu tespit edebilir. Sistemik veya merkezi sinir sistemi tutulumu varsa veya büyük hücreli lenfomadan şüpheleniliyorsa nörogörüntüleme çalışmaları ve lomber ponksiyon kullanılabilir.

Diğer tedaviye başlamadan önce altta yatan bir enfeksiyonu veya immünolojik bozukluğu tanımlamak ve tedavi etmek önemlidir.

Kortikosteroidler: “steroidler” olarak da kısaltılan kortikosteroidler, tedavide altın standart olarak kabul edilir. Kortikosteroidler, iltihaplı kimyasalları ve beyaz kan hücrelerinin iltihaplı bölgeye göçünü azaltarak bağışıklık sisteminin aktivitesini azaltarak çalışan kortizole (stres hormonu) benzer. Böylece steroidler iltihaplanma, kızarıklık ve kaşıntı miktarını azaltabilir. Uzun süreli steroid verilmesi kan hücresi sayısında ve hormon seviyelerinde değişikliklere neden olabilir.

Örneğin, kortikosteroidler genellikle kan damarlarına yapışan veya dolaşımda bulunan beyaz kan hücrelerinin miktarını azaltabilir ve bu da daha büyük enfeksiyon riskine yol açabilir. Ayrıca sistemik kortikosteroidlerin uzun süreli kullanımı sonucu hormon düzeyindeki dalgalanmalar göz içi basıncının artması (glokom) ve katarakt riskini artırabileceğinden hastanın yakından takip edilmesi gerekir. Verilebilecek üç farklı steroid sınıfı vardır.

Periyoküler steroidler: Perioküler steroidler doğrudan göze enjekte edilir ve ilacın sistemik yayılımını azalttığı bilinmektedir.

İntravitreal steroidler: İntravitreal steroidler kan-retina bariyerini atlar ve ilacın daha fazla kullanılabilirliğine yol açar. İlacın etkileri genellikle 6-8 hafta sürer. İntravitreal implantlar zamanla steroidi bir ekleme yoluyla iletebilir ve birkaç farklı tipte implant mevcuttur.

Sistemik steroidler: Sistemik steroidler oral veya intravenöz (IV) formülasyonlarda verilir. Bu steroidler tüm vücudu etkiler ve vücut ağırlığına göre dozlanır. Genel olarak günlük doz, ağızdan verilen ve yavaş yavaş azaltılan 10 mg prednizolondan az olmalıdır. Hastanın görmeyi tehdit eden hastalıkları varsa artan miktarda sistemik steroid verilebilir. Steroid almanın uzun vadeli güvenlik endişeleri diğer tedavilerin geliştirilmesine yol açmıştır.

İmmünomodülatör Tedavisi
Fazla mesai, eğer hasta sistemik steroidlere yanıt vermeyi bırakırsa ve tedaviye devam etmesi gerekiyorsa, endikasyon dışı ilaçlar reçete edilebilir. İmmünomodülatör tedaviler vücuttaki inflamasyonun azaltılmasına ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına yardımcı olabilir.

Posterior üveit tedavisinde kullanılan immünomodülatör ilaçlar: Voklosporin, Siklosporin A, Takrolimus, Azatioprin, Mikofenolat mofetil, Siklofosfamid, Klorambusil.

Biyolojik Tepki Değiştiriciler (BRM): Bu ilaçlar, bağışıklık tepkisinin aktivitesini engelleyen biyomühendislik ürünü moleküllerdir. Spesifik sitokinleri, interlökinleri, proteinleri ve analogları hedef alırlar. BRM, hastanın başka tedavileri alamayacak durumda olması durumunda da kullanılır.

Belirli arka üveit durumlarında kullanılan biyolojik yanıt değiştiriciler şunları içerir: Adalimumab, İnfliximab.

Oküler Gen Terapisi: Oküler gen terapisi, vektör görevi gören adeno-ilişkili virüs (AAV) ve lentivirüsün küçük miktarlarda enjekte edilmesiyle çalışır. Bu vektörler doğrudan veya dolaylı anti-inflamatuar özelliklere sahiptir.

Paylaşın

Posterior Üretral Valfler Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Posterior üretral valfler (PUV), posterior üretranın lümeninde tıkayıcı membranöz dokunun mevcut olduğu, yalnızca erkek çocuklarda görülen nadir bir durumdur. Yeni doğan erkeklerde idrar yolu tıkanıklığının en yaygın nedenidir ve 8.000 gebelikte 1 görülür.

Haber Merkezi / PUV aynı zamanda idrar yolu tıkanıklığına bağlı kronik böbrek hastalığının (KBH) en yaygın nedenidir. çocuklarda. Hamilelik sırasında doğum öncesi görüntülemede PUV’den şüphelenilebilir, ancak doğumdan sonra mesane röntgeni de dahil olmak üzere çocuk üzerinde görüntüleme yapılabildiğinde teşhis edilir. PUV cerrahi tedavi gerektirir. Tıbbi tedaviyi gerektirebilecek bazı rezidüel mesane disfonksiyonu olabilir.

Posterior üretral kapak vakalarının çoğu doğumdan önce ultrason sırasında bulunur. Doktorlar, idrarı böbreklerden mesaneye (üreterler) taşıyan tüplerde şişme ve iyi boşalamayan şişmiş, kalın duvarlı mesane gibi şeyleri ararlar. Bebeğin çevresinde az miktarda sıvı olması veya bebeğin karnında şişlik de görülebilir.

Doğumdan sonra PUV belirtileri değişebilir. Etkilenen erkek çocuklar idrar yapmada zorluk yaşayabilir veya sık sık idrara çıkma ihtiyacı duyabilir, enfeksiyonlara yakalanabilir veya mesane şişebilir. Ayrıca çok yorgun olabilirler, yemek yemek istemeyebilirler veya iyi büyüyemeyebilirler. Ağır vakalarda akciğerleri düzgün gelişmediği için nefes almada zorluk yaşayabilirler. Daha büyük erkek çocuklar idrar yolu enfeksiyonları, tuvalet eğitimi sonrası yatak ıslatma veya kanlarında yüksek düzeyde atık gibi diğer sorunlar gibi biraz farklı semptomlarla ortaya çıkabilir.

Doktorlar, böbreklerde ve/veya mesanede herhangi bir şişlik olup olmadığını görmek için bebeklerin karnını kontrol ederek bebeklerde PUV belirtilerini arayabilir.

PUV’lu bir çocukta en sık görülen semptomlar şunlardır: İdrar yapmada zorluk (yani zayıf idrar akışı veya damlama) veya idrara çıkamama. Sık idrar yolu enfeksiyonları. Karın veya bel ağrısı. İdrarda kan. Mesane veya böbreklerin
büyümesi. Karın veya genital bölgede şişlik. Sık idrara çıkma. Bebeklerde ve küçük çocuklarda zayıf kilo alımı veya gelişememe. İdrar kaçırma veya idrar kaçırma. Bebeklerde ve çocuklarda fiziksel ve bilişsel yeteneklerin gelişiminde gecikme.

Posterior üretral kapaklar, bebek hala annesinin içinde gelişirken oluşur, ancak nedeni bilinmemektedir. Bazı teoriler bunun üriner sistemin oluşumundaki sorunlardan kaynaklandığını öne sürüyor. Kesin nedeni belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

PUV, üretranın başlangıcında, mesane tabanına yakın bir dokuda kapak benzeri membranların oluşmasından kaynaklanır. Valfler idrarın üretradan çıkışını engelleyerek mesane, üreterler ve böbreklerde hasara yol açabilir. Ancak PUV’un tesadüfen tesadüfen oluştuğunu ve annenin hamilelik sırasında yaptığı veya yapmadığı herhangi bir şeyden kaynaklanmadığını unutmamak önemlidir.

Anne karnında bebek PUV nedeniyle idrar yapamıyorsa, oligohidramniyos olarak bilinen amniyotik sıvı eksikliği söz konusu olabilir. Oligohidramnios için en büyük endişe, akciğer hipoplazisi adı verilen uygun akciğer gelişiminin olmamasıdır. Bu nedenle PUV ile doğan bir erkek çocuğun tedavisi idrar desteğinin yanı sıra solunum desteğini de içerebilir.

Posterior üretral kapaklardan tipik olarak doğum öncesi ultrason sırasında şüphelenilir ve doğumdan sonra görüntüleme ile teşhis edilir. Doktorlar mesanenin şişmesi gibi belirtiler ararlar ancak bu her zaman net değildir. Bebeklerde ve küçük çocuklarda idrar yapmada zorluk, idrar retansiyonu ve/veya idrar yolu enfeksiyonu gibi belirtiler hamilelik sırasında fark edilmezse şüphe uyandırabilir.

Doğumdan sonra doktorlar böbrek sorunlarını kontrol etmek için kan testleri yapabilirler. Enfeksiyon veya anormallikleri test etmek için bir idrar örneği de toplanabilir.

PUV teşhisini doğrulamak için, bir sağlık uzmanı çocuğun tıbbi geçmişini değerlendirir ve ardından fizik muayene ve mesane ultrasonu veya işeme sistoüretrogramı (VCUG) gibi görüntüleme testleri gerçekleştirir. VCUG, mesanenin yapısını belirlemek ve bebek idrar yaparken bir tıkanıklık olup olmadığını tespit etmek için özel boya ve röntgen kullanır. Ayrıca böbrek fonksiyonunu incelemek için bir izleyici kullanan, böbrek sintigrafisi olarak bilinen başka bir tarama türü de isteyebilirler. Mesanenin idrarı ne kadar iyi depoladığını ve boşalttığını görmek için ürodinamik çalışmalar kullanılarak ileri tetkikler de yapılabilir. Bu testler bir bebekte PUV olup olmadığının ve ciddiyetinin daha kesin olarak belirlenmesine yardımcı olur.

Sağlık uzmanı, test sonuçlarına göre üretral/mesane tıkanıklığını giderebilir ve devam eden komplikasyonları önleyebilir. Bir ürolog (idrar yolu cerrahi doktoru) ve nefrolog (böbrek tıp doktoru) ile düzenli takip bakımı, durumun izlenmesi, idrar yolunun düzgün işleyişinin sağlanması ve böbreklerde ve/veya mesanede devam eden yaralanmaların önlenmesi için çok önemlidir.

PUV tedavisi cerrahi ve tıbbi tedaviyi içerir. Amaç tıkanıklığı ortadan kaldırmak ve kronik böbrek hastalığı ve mesane hasarı gibi komplikasyonları önlemektir. Bebek çok hastaysa solunum yardımına ihtiyacı olabilir. Şişmiş bir mesanenin de bir kateterle boşaltılması gerekebilir. İlaçlar idrar yolu enfeksiyonlarını önleyebilir ve semptomları yönetebilir.

Doğumdan önce doktorlar, belirli koşulların karşılanması durumunda PUV’yi tedavi etmek için rahim içinde ameliyat yapmayı düşünebilirler. Bu erken müdahalenin hem hamile anne hem de doğmamış bebek için riskten daha ağır basıp basmadığı konusunda net bir anlaşma yok.

Doğumdan sonra üretral kapak ablasyonu PUV’nin en yaygın cerrahi tedavisidir. Üretrayı tıkayan anormal doku, üretranın içine yerleştirilen cerrahi bir alet kullanılarak kesilir. Bu ameliyat genellikle bebek hastaneden ayrılmadan önce yapılır.

Alternatif, daha az yaygın olan ameliyatlar arasında mesanede (vezikostomi) veya üreterlerde (üreterostomi) geçici açıklıklar açılması yer alır. Vezikostomi, ciddi bir tıkanıklık olduğunda veya bebek kapak ablasyonu için çok küçük olduğunda yardımcı olabilir. Mesaneden karnına kadar bir açıklık oluşturarak idrarın her zaman vücudun dışına akmasını sağlar. Bu mesane ve böbreklerdeki baskıyı azaltır. Vezikostomiler geçicidir ve daha sonra kapatılabilir. Üreterostomiler daha az yaygındır ancak benzer hedeflere sahiptir. Üreterin mesaneden bağlantısı kesilir ve drenaj için karın üzerindeki bir açıklığa bağlanır. Aynı zamanda baskıyı hafifletmek ve enfeksiyon riskini azaltmak da amaçlanmaktadır.

PUV’nin uzun vadeli sonuçları, tıkanıklığın ciddiyetine bağlı olarak büyük ölçüde değişir. PUV’li erkek çocukların çoğunda (~%15-40) kalıcı böbrek hasarı veya kronik böbrek hastalığı (KBH) olacaktır. Bu çocukların hemen hemen hepsinde hafif veya çok ciddi olabilen mesane sorunları olacaktır. Çocuklar böbrek fonksiyonlarını kaybettiğinde normal idrar yapamazlar. Hasarlı böbrekler idrarı vücutta tutamadığından her gün normalden üç ila dört kat daha fazla idrar üretirler. KBH’li çocuklar yeterince sıvı içemezlerse dehidrasyon riskiyle karşı karşıya kalırlar.

Tedaviden sonra idrar fonksiyonunu izlemek ve komplikasyonları önlemek için düzenli takip bakımı çok önemlidir. Bu, idrar yolunun işleyişini değerlendirmek için kontrolleri ve görüntüleme testlerini içerebilir. İdrar fonksiyonunun uygun olmasını sağlamak ve uzun vadeli komplikasyonları önlemek için sürekli tıbbi tedavi de gerekli olabilir. Tedavi ekibinde neonatoloji, pediatrik cerrahi/üroloji, nefroloji, pediatri, organ nakli cerrahisi, psikoloji, sosyal hizmet ve beslenme gibi uzmanlıklar yer alabilir.

Paylaşın

Anadolu’da İlk Şirket 4 Bin Yıl Önce Kuruldu

Kayseri şehir merkezinden 18 kilometre uzaklıkta yer alan Kültepe’de yapılan kazılarda bulunan 4 bin yıllık bir tablet, Anadolu’da ilk şirketin 12 kişi tarafından 15 kilo altınla kurulduğunu ortaya koydu.

Kültepe’de 75 yıldır devam eden kazılarda, dönemin ticari hayatına da dair zengin bilgiler sunan 20 binin üzerinde çivi yazılı tablet ortaya çıkarıldı. Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, bu tabletlerin dönemin ekonomik ve sosyal dinamiklerinin anlaşılmasında önemli olduğunu vurguladı.

Asurluların Anadolu’da kurduğu on Karum’un yönetim merkezi olan Kültepe Karum’da yapılan kazılarda bulunan 4 bin yıllık bir tablet, Anadolu’da ilk şirketin 12 kişi tarafından 15 kilo altınla kurulduğunu ortaya koydu.

Kayseri kent merkezine 18 kilometre uzaklıktaki Kültepe’de kazılar 75 yıldır devam ederken, şu ana kadar 20 binden fazla çivi yazılı tablet bulundu. Bu tabletler dönemin ticari faaliyetlerini ayrıntılı olarak ortaya koymakta.

Anadolu Arkeolojisi’nde yer alan habere göre; Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, Kültepe’deki tabletlerin çoğunun ticari amaçlı olduğunu ve her türlü mali işlemin kayıt altına alındığını söyledi.

Fikri Kulakoğlu, kervan harcamalarından borç ve kredi ilişkilerine kadar pek çok ayrıntının bu tabletlerde yer aldığını, bu da Kültepe’nin o dönemde çok hareketli ve büyük bir ticaret merkezi olduğunu gösterdiğini belirtti.

Anadolu’da ilk şirketin Kültepe’de kurulması, yalnızca Asur ticaret kolonilerinin ulaştığı ileri düzey ekonomik örgütlenmeyi vurgulamakla kalmıyor, aynı zamanda Kültepe’nin bir ticaret merkezi olarak stratejik önemini de vurguluyor.

Eski Anadolu toplumunun ekonomik uygulamalarına ve yasal çerçevelerine dair nadir bir bakış açısı sağlayan tabletler, dönemin ekonomik faaliyetlerini belgelemekle kalmıyor, aynı zamanda antik ticaret uygulamalarının temelini oluşturan organizasyon ve yasal yapıları da ortaya koyuyor.

Paylaşın

Her 8 Çocuktan 1’i İnternette Cinsel İstismara Maruz Kalıyor

Yeni yayınlanan bir araştırma, son 12 ay içinde dünya genelinde her sekiz çocuktan birinin (yaklaşık 302 milyon) çevrimiçi cinsel sömürü ve istismara maruz kaldığını ortaya koydu.

Interpol Genel Müdürü Stephen Kavanagh, ‘geleneksel kolluk kuvvetleri yaklaşımlarının buna ayak uydurmakta zorlandığını’ dile getirdi.

Kavanagh, şu ifadeleri kullandı: “Bu salgınla ve bunun dünya çapında milyonlarca gence verdiği zararla etkili bir şekilde mücadele etmek için uzman araştırmacı eğitimi, daha iyi veri paylaşımı ve ekipman dahil olmak üzere küresel düzeyde birlikte çok daha fazlasını yapmalıyız.”

Dünya genelinde her yıl 300 milyondan fazla çocuğun çevrimiçi cinsel istismarın kurbanı olduğu tespit edildi. Edinburgh Üniversitesi’nden araştırmacılar, geçtiğimiz yıl dünyadaki çocukların yüzde 12,6’sının rızası olmadan cinsel görüntü ve videolara maruz kaldığını ortaya çıkardı.

Araştırmada, ABD’nin ‘yüksek riskli bölge’ olduğu aktarıldı. Üniversitenin çocuk istismarının yaygınlığını anlamayı amaçlayan Childlight adlı girişimi, ABD’de 9 erkekten birinin (yaklaşık 14 milyona eşdeğer) bir noktada çocuklara karşı çevrimiçi suç işlediğini kabul ettiğini de belirledi. Anketler, İngiltere’deki erkeklerin ise yüzde 7’sinin bunu kabul ettiğini gösterdi.

Araştırma aynı zamanda birçok erkeğin, ‘eğer gizli tutulacağını düşünürlerse çocuklara karşı fiziksel cinsel suç işlemeye çalışacaklarını’ itiraf ettiğini de ortaya çıkardı.

Childlight’ın CEO’su Paul Stanfield şunları söyledi, “Bu veriler, Glasgow’dan Londra’ya kadar uzanabilecek ya da Wembley Stadyumu’nu 20 kez doldurabilecek suçlu erkek olduğunu gösteriyor” dedi. Stanfield, şöyle devam etti:

“Çocuk istismarı materyalleri o kadar yaygın ki, kamu kurumlarına ortalama her saniyede bir dosya bildirilmektedir. Bu, çok uzun süredir gizli kalmış küresel bir sağlık salgınıdır. Her ülkede yaşanıyor, katlanarak büyüyor ve küresel bir müdahale gerektiriyor. Acilen harekete geçmeli ve bunu önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olarak ele almalıyız. Çocuklar bekleyemez.”

Uluslararası Polis Teşkilatı’nın (Interpol) Genel Müdürü Stephen Kavanagh ise, ‘geleneksel kolluk kuvvetleri yaklaşımlarının buna ayak uydurmakta zorlandığını’ dile getirdi.

Kavanagh, şu ifadeleri kullandı: “Bu salgınla ve bunun dünya çapında milyonlarca gence verdiği zararla etkili bir şekilde mücadele etmek için uzman araştırmacı eğitimi, daha iyi veri paylaşımı ve ekipman dahil olmak üzere küresel düzeyde birlikte çok daha fazlasını yapmalıyız.”

Paylaşın

EKK’dan Enflasyon Vurgusu: Yapısal Reformlar Ana Gündemimiz

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’ndan (EKK) yapılan açıklamada, “Yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Programımızın ( On İkinci Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program / OVP) temel sac ayaklarından olan yapısal reformlar ana gündemimizi oluşturmaktadır. Katma değerli üretime, nitelikli yatırımlara ve yüksek teknoloji ihracatına sağladığımız destekler, yapısal reformlarla birlikte sürdürülebilir büyümeyi destekleyecektir” ifadeleri kullanıldı.

Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı. EKK toplantısı sonrası yapılan açıklama şöyle: “Mayıs ayı Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında ekonomi politikalarının ve yapısal reform gündemimizin eşgüdüm içerisinde daha etkin uygulanmasına yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.

Ekonomimizin yol haritası olan On İkinci Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program (OVP)’da belirlediğimiz eylemleri kararlılıkla uyguluyor ve olumlu sonuçlarını alıyoruz. Bu kapsamda; cari açıkta düşüş, uluslararası kaynak girişlerinde artış, rezervlerde güçlenme ve risk göstergelerinde iyileşme görülmektedir. İşgücü piyasasındaki güçlü görünüm korunurken, istihdamda tarihi yüksek seviyeye ulaşılmış ve işsizlik oranı tek haneli seviyelerde seyrini sürdürmüştür.

Öncelikli hedefimiz olan fiyat istikrarının kalıcı olarak tesis edilmesine yönelik para politikasındaki sıkı duruşun maliye ve gelirler politikası ile desteklenmesiyle yılın ikinci yarısında yıllık enflasyonda belirgin bir gerileme bekliyoruz. Ekonomide dengelenme ve güçlenen finansal istikrar enflasyonla mücadelemize destek olmaktadır.

Mali disiplinin güçlendirilmesi amacıyla 13 Mayıs 2024 tarihinde detaylarını kamuoyu ile paylaştığımız !Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi! ile kamuda harcama kontrolü ve tasarrufların artırılması, yatırımların öncelikli alanlara yönlendirilmesi ile dezenflasyon sürecine önemli katkı sağlanması beklenmektedir.

Programımızın temel sac ayaklarından olan yapısal reformlar ana gündemimizi oluşturmaktadır. Katma değerli üretime, nitelikli yatırımlara ve yüksek teknoloji ihracatına sağladığımız destekler, yapısal reformlarla birlikte sürdürülebilir büyümeyi destekleyecektir.

Bugünkü toplantıda görüşülen konular şunlardır: OVP’de takvimlendirilmiş ve 2024 yılı ilk yarısında tamamlanması öngörülen yapısal reformlarda gelinen aşama değerlendirilerek çalışmaların hızlandırılmasına karar verilmiştir. OVP’de reform düzenlemeleri kapsamında öngörülen 81 eylemden 2024 yılı ilk çeyrek itibarıyla 20 tanesi tamamlanmıştır. Takvimi yaklaşan diğer eylemlere ilişkin çalışmalarda da önemli mesafe kaydedilmiştir.

OVP’de öncelikli reform alanlarımız arasında yer alan tarımsal üretim planlaması ve yeni destek modeli detaylı olarak istişare edilmiştir. Model ile gıda arz güvenliğine yönelik stratejik tarım ürünlerinde hedef yeterlilik oranları belirlenerek üretim planlaması yapılacaktır. Ayrıca, tarımsal üretimde ve su kullanımında destekleme modelinin yanı sıra yeni teknolojilerin kullanımı ile verimliliğin artırılması ve yurt içinde üretimin geliştirilmesine yönelik atılması gereken ilave adımlar değerlendirilmiştir.”

Paylaşın

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç: Böcekleri Ezeceğiz

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Futbolun siyasete karıştığı zaman fayda değil zarar verdiğini insanlar görüyor. Defalarca gündeme getirdiğimiz konular sadece Fenerbahçe’nin değil kitlesel olarak Türkiye’de kabul görmeye başladı. O misyonumuzu bitireceğiz” dedi ve ekledi: Böcekleri ezeceğiz.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, seçim öncesi Mersin’de sarı-lacivertli kongre üyeleriyle bir araya geldi.

“Ben varken Fenerbahçe’yi şampiyon yapmazlar dediniz, neden yeniden aday oldunuz?” sorusuna Ali Koç, “Benim ve arkadaşlarımın temiz futbol misyonuyla alakası var. Fenerbahçe’nin ilkesi ve duruşuyla alakası var. Ondan taviz versek iyi mi kötü mü olur camianın karar vereceği durum. Biz 7 senede 3 kere son hafta kendi sahamızda şampiyonluk verdik. Haluk Ulusoy’un 2006 kurgusunda ben mi başkandım, ben mi yöneticiydim. Değildim. Dolayısıyla benim kişiliğimle alakalı değil” dedi.

Ali Koç, “Bu mücadeleyi en çok veren biziz. En ciddi, samimi anlamda veren biziz. Ucuna geldik. Bu verdiğimiz mücadelenin yarım kalmaması için yeniden aday olacağız” ifadelerini kullandı.

“Misyonumuzu bitireceğiz”

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Ne olacak gelecek sezon, çok şey olacak. Çok şey olmaya başladı bile. Biz 2 Nisan’da kongre çağrısı yaptıktan sonra 12 Süper Lig kulübü imza toplamaya başladı. Sonra onlarca kulüp imza topladı. İmzanın sembolik bir değeri vardı, baskı yapmak için. İmzaların hepsini de toplasan mevzuat 6 ay uzatabiliyor. Biz bunu yaptık ki adamlar kendisi seçime gitsin. O veya bu şekilde, 18’inde gidiyorlar. Bir sürü kulübe baskı geldi, imzalarını geri çekmek durumunda kaldılar. Bugünler geçmek üzere” açıklamasını yaptı.

“Belediye seçimlerinde de gördünüz, bazı şeyler değişiyor” diyen Ali Koç, “Futbolun siyasete karıştığı zaman fayda değil zarar verdiğini insanlar görüyor. Defalarca gündeme getirdiğimiz konular sadece Fenerbahçe’nin değil kitlesel olarak Türkiye’de kabul görmeye başladı. O misyonumuzu bitireceğiz” dedi. Ali Koç, “Böcekleri ezeceğiz” sözleriyle konuşmasını noktaladı.

Paylaşın

Bahçeli’den Sert Sözler: Hesaplaşmaya Hazırız

Katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Ülkücü şehitlerimiz milletimizin önünü aydınlattılar. Aramızı karıştırmaya teşebbüs edenleri nefretle takip ediyoruz. Onlar, minnet etmeden yaşadılar. Onlar boyun eğmeden var oldular. Kimisinin yaşı 18 idi, kimisi 20’sinde, kimisi 40’ında, 50’sinde…” dedi ve ekledi:

“Her birisi tertemiz kanlarıyla bu cennet vatanı suladı. Her birisi milli ve manevi değerlerle şuur kazandı. Destan oldular, dilden dile anlatıldılar. Duruş oldular, nesilden nesile anıldılar. Mücadele oldular, devirlerin ve dönemlerin üstünden atladılar. Şehadet şerbetinden yudum yudum içip milletimizin ve ülkemizin önünü aydınlattılar. Ülkücü şehitlerimiz ölmediler. Elinde ülkücü kanı olanlarla hesaplaşmaya hazırız.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar bölümler şöyle:

“İman ve inanç ile çelikleşen, tehdit karşısında çelişkiye düşmeyen, haklı mücadelede hayatını ortaya koymaktan çekinmeyenlerin ortak ünvanı kahramanlık olarak isimlendirilmiştir. Tadımlık heveslerin değil doyumluk hevesler peşinden gidenlerdir. Onlar minnet etmeden yaşadı, boyun eğmeden var oldu… Ülkücü şehitlerimiz milletimizin önünü aydınlattılar. Aramızı karıştırmaya teşebbüs edenleri nefretle takip ediyoruz.

Onlar, minnet etmeden yaşadılar. Onlar boyun eğmeden var oldular. Kimisinin yaşı 18 idi, kimisi 20’sinde, kimisi 40’ında, 50’sinde… Her birisi tertemiz kanlarıyla bu cennet vatanı suladı. Her birisi milli ve manevi değerlerle şuur kazandı. Destan oldular, dilden dile anlatıldılar. Duruş oldular, nesilden nesile anıldılar. Mücadele oldular, devirlerin ve dönemlerin üstünden atladılar. Şehadet şerbetinden yudum yudum içip milletimizin ve ülkemizin önünü aydınlattılar. Ülkücü şehitlerimiz ölmediler. Elinde ülkücü kanı olanlarla hesaplaşmaya hazırız.

“Bunların üstünden geleceğiz”

Halk Televizyonu, Sözcü, Now başta olmak üzere haksız ithamlarda bulunan kimler varsa mahkemelerde dinlenmelerini istiyoruz. Bu hususta müraacatımızı yapacağımızı ilan ediyorum. Bunların hepsinin üstünden geleceğiz. MHP düşmanlarını hayretle izliyoruz. Dünün ülkücü düşmanlarının kirli oyunlarını bozuyoruz… Varsa ellerinde bilgi belgeleri adli makamlara sunmalarını ilan ediyorum. Müfterilerle helalleşmeyeceğiz. Bunların üstünden geleceğiz. Komünist taktiklerin davamız etrafında hesap mayınları yakında faillerini patlatacaktır. Bizden olmadığı halde bizimle ilgili konuşan, kokuşmuş zevatın kuyruk acısını biliyoruz.

Cumhur İttifakı’nı zafiyete uğratmak maksadı ile bir senaryo ile üzerimize gelenlerin yumuşak karnımızı yoklayanların dış bağlantılı ajanlara taşeronluk yapanları karşılayıp paramparça etmek nimet borcumuzdur. MHP’yi yolundan ve davasından alıkoyacak hiçbir güç yoktur. Hiçbir karanlık emel davamızı bozamayacaktır… Bizim için imkansız diye bir şey yoktur. Ülkücü şehitlerin emaneti başımızın üzerindedir. Şehitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız. Milliyetçi Ülkücü hareket, küresel yangın yerinde Türk devletinin son siperidir. Kendimize, güveniyor, milletimize inanıyoruz. Ecdadımız başardı.”

Paylaşın

Türkiye’de Her İki Kişiden Biri Borçlu

Gelir eşitsizliği, enflasyon, vergi oranlarındaki adaletsizlik ve ekonomik krizin etkisiyle borçluluk durumu her geçen gün artmakta. Hem kredi kullanımında hem de kredi kartı kullanımında son bir yılda ortaya çıkan artış, Türkiye’de her iki kişiden birini borçlu hale getirdi.

Haber Merkezi / 2023 yılında, borç veya taksiti olmayanların oranı yüzde 50,4 olarak açıklanırken bu da, nüfusun yarısının borçlu olduğunu göstermekte.

TÜİK’in yapmış olduğu araştırmaya göre bu borçluluk düzeyinde; nüfusun yüzde 15’i borçlanmanın çok yük getirdiğini, yüzde 37’si biraz yük getirdiğini, yüzde 6’sı ise hiç yük getirmediğini belirtti. Bu veriler, borçlanmanın Türkiye’deki geniş kesimler üzerindeki etkisini ve ekonomik zorlukların boyutunu gösterdi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyesi Genel-İş Araştırma Dairesi Emek Araştırma (EMAR) tarafından hazırlanan “Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu-5” yayımlandı.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “Türkiye ekonomisi, AKP iktidarının sermaye yanlısı ekonomi politikaları nedeniyle derin bir kriz sürecine girdi. Bu kriz, yüksek enflasyon, geniş kesimlere yayılan derin yoksulluk, kitlesel işsizlik ve güvencesizlik, büyük gelir adaletsizliği, artan borçluluk ve toplumsal yaşamın erozyonu gibi sorunlarla kendini gösterdi. Ayrıca, gelir dağılımındaki ciddi bozulma ve alım gücündeki düşüş, işçi sınıfının emeği karşılığında hak ettiği değeri alamamasına yol açtı. GSYH içinde işçi sınıfının aldığı payın azalması, yoksulluğun ve borçluluğun artması da bu sürecin önemli sonuçları arasında yer alıyor.

Krizin en belirgin sonuçlarından biri de kişi başına milli gelirin düşüklüğüdür. 2022 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 10,659 dolar iken; Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği’nde bu rakam ortalama olarak 35,505 dolardır. Türkiye bu konuda AB ülkeleri arasında neredeyse en son sıralarda yer almaktadır. TÜİK’ten bilgi edinme yolu ile elde ettiğimiz 2023 yılı verisine göre ise Türkiye’de kişi başına milli gelir 13,110 dolar olmuştur.

Gelir dağılımı adaletsizliği de derinleşti. Zenginlerle diğer gelir grupları arasındaki farkı ortaya koyan Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin ülke vatandaşları arasında eşit dağılıp dağılmadığını gösteren önemli bir veridir. Gini katsayısı, 0’a yaklaştıkça bir ülkede gelirin dağılımında eşitliği, 1’e yaklaştıkça da bir ülkede gelirin dağılımındaki bozulmayı yani gelir eşitsizliğini ifade eder. Ekonomik krizin etkisiyle Türkiye’de gelir eşitsizliği giderek derinleşti. Bu durum, zaten dar gelirli kesimlerin daha da zor duruma düşmesine, refahın ve fırsatların daha az kişiye ulaşmasına neden oluyor. Özellikle orta gelir grubundaki bireylerin sayısı azalırken zenginlerin daha da zenginleştiği görülüyor. Gelir eşitsizliği sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal adalet meselesidir.

Eurostat verilerine göre, Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranı AB üye ülkeleri ortalamasına göre oldukça yüksektir. Bu verilere göre, Türkiye’deki gelir eşitsizliği oranı yüzde 0,433 iken, AB üye ülkelerinde bu oran ortalama yüzde 0,366’dır. Karşılaştırma yapıldığında, Türkiye’nin gelir eşitsizliğindeki artan oranı dikkat çekmektedir. Bu durum, sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal açıdan da ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye’de ekonomik krizle birlikte çalışanların ücretleri yüksek enflasyon karşısında erimiş, gelir kaybı artmış ve her kesimden çalışanın alım gücü düşmüştür. Ücretler nominal bazda artarken reel ücretler giderek küçülmüştür. Son yıllarda ücretlerin en önemli boyutunu asgari ücret oluşturmaktadır. Bilindiği üzere asgari ücret, işçinin kendisi ve ailesi için ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarına uygun geçim sağlayacak alt limit ücreti tarif eder. Ancak Türkiye’de işçilerin çoğu yasal asgari ücretin bile altında gelir elde etmektedir. Türkiye’de çalışanların yarısından fazlası asgari ücretli iken geçinmek için alt limit olan asgari ücrette yıllık artış oldukça yetersizdir. Özellikle 2020 sonrasında şiddeti giderek artan enflasyon ve ekonomik dengesizlikler dolayısıyla asgari ücret henüz işçinin cebine girmeden eriyor.

Türkiye, en düşük asgari ücrete sahip 3. Avrupa Ülkesi haline gelmiştir. Eurostat verilerine göre, Türkiye’de Ocak 2024’te yapılan düzenleme ile asgari ücret 450 Euro’ya denk gelmesine karşın birçok Avrupa ülkesinin oldukça gerisindedir. En düşük asgari ücrete sahip beş ülke Arnavutluk, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye iken; en yüksek asgari ücrete sahip beş ülke ise Lüksemburg, İrlanda, Hollanda, Almanya ve Belçika’dır.

Emeğin kaybettiğini sermaye alıyor

Emek ve sermaye gelirleri arasındaki dengesizlik önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Son verilere göre, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2022 yılında yüzde 24,7 iken; 2023 yılında yüzde 29,7’ye yükselmiştir. Bu, işçilerin elde ettiği gelirin milli gelir içindeki payının arttığını göstermektedir. Ancak bu artışa rağmen, işverenlerin milli gelirden aldığı pay hâlâ emeğin aldığı payın neredeyse iki katıdır.

Özellikle sermayenin aldığı payın, yani net işletme artığının, 2022 yılında yüzde 56,2 iken; 2023 yılında yüzde 50,5’e gerilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payın azaldığını, ancak hâlâ emeğin önemli bir kısmının sermaye lehine kullanıldığını göstermektedir.

Yıllık olarak ortalama en yüksek iş gelirine sahip olan grup işverenler; en düşük gelire sahip grup ise yevmiyeli çalışanlardır. Yıllık ortalama esas iş gelirleri sırasıyla işverenlerde 408 bin 174 TL, kendi hesabına çalışanlarda 115 bin 622 TL, ücretli maaşlılarda 102 bin 821 TL ve yevmiyelilerde 53 bin 334 TL’dir.

Türkiye’de giderek artan ve derinden hissedilen gelir dağılımındaki eşitsizlikler, yoksulluğun artmasına yol açmıştır. TÜİK verilerine göre, 2022 yılında 18 milyon 30 bin olan yoksul sayısı, 2023’te 18 milyon 219 bin kişiye yükselmiş; yoksulluk oranı yüzde 21,7’ye ulaşmıştır. Bu verilere göre, sadece son bir yıl içerisinde 190 bine yakın kişi yoksullaşmıştır.

Yoksulluk, sadece maddi kriterler çerçevesinde açlık veya fakirlik sınırının altında sürdürülen yaşamı ifade etmez. Geniş anlamıyla düşünüldüğünde, yoksulluk kişi başına düşen milli gelirin azlığının yanı sıra, ortalama ömür, beslenme, nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma, temiz içme suyuna erişim ve sosyal yaşamın gereklilikleri gibi eksiklikleri de içine alan çok boyutlu bir yoksunluk halidir. Her 10 kişiden 2’sinin yoksul olması, ülkemizde birçok insanın en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması demektir. Bu durum, sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve insani bir krize işaret etmektedir.

TÜİK verilerine göre (2023), ciddi finansal sıkıntılarla karşı karşıya olan insanların oranı olarak tanımlanan maddi yoksunluk oranı, bir yılda yüzde 26,4’ten yüzde 28,4’e yükselmiştir. Ayrıca, son dört yılın en az üç yılında yoksulluk sınırının altında yaşayanları ifade eden sürekli yoksulluk oranı da, 1,7 oranında artarak yüzde 14’e yükselmiştir. Bu veriler, maddi sıkıntıların ve yoksulluğun geldiği noktayı işaret ederken ekonomik dengesizliklerin ve gelir adaletsizliğinin derinleştiğini göstermektedir.

Yoksulluk en fazla çocukları etkilemektedir. TÜİK verilerine göre, 2023 yılında yoksul çocuk oranı yüzde 31,3 iken ciddi maddi yoksunluk içinde olan çocukların oranı yüzde 33,3’tür. Bu veriye göre, neredeyse her 10 çocuktan 3’ü yoksuldur. Çocuk yoksulluğu oranları ile çocukların en temel gereksinimleri olan beslenme, sağlık, eğitim ve barınma imkânlarından yoksun olma oranları arasında doğru bir orantı vardır. Bu durum, çocukların maddi, manevi ve duygusal açıdan gelişimlerini olumsuz etkilemektedir.

Bu koşullar altında, zihinsel ve bedensel gelişim açısından temel gereksinimleri karşılanmayan çocuklar, erken yaşlarda çalışma hayatına katılarak işçi olmaktadır. Çocuk işçiliği, devletin çocukları koruma politikalarının yetersizliğinin bir sonucu olduğu gibi, sosyal ve ekonomik politikalardaki adaletsizliğin bir yansımasıdır.

Üstelik bu adaletsizliğin yarattığı ekonomik eşitsizlikler genellikle çocuklar için bir kısır döngü oluşturarak geleceklerini etkilemektedir. Örneğin, alt gelir grubundaki bir ailenin çocuğu, orta ve üst gelir grubundaki bir ailenin çocuğunun sahip olduğu eğitim ve sosyal olanaklardan yararlanamadığı için geleceğinin de bu doğrultuda şekillenmesi olasılığı artmaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizliklerin ve yoksulluğun nesiller boyu süren döngüsünü tetiklemektedir, bu da sosyal refahın sürdürülebilirliği açısından büyük bir engel teşkil eder.

Çalışma hayatında olan birçok işçi de maalesef yoksulluğun pençesindedir. Milyonlarca insan, çalışmasına rağmen kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücrete ve yaşam koşullarına sahip olmadığı için yoksuldur. Eurostat verilerine göre (2023), AB ülkelerinde çalışan yoksulluğunun en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir. Türkiye’de çalışanların yüzde 15’i yoksuldur. Türkiye’yi izleyen diğer ülkeler İspanya ve Slovenya’dır. Buna karşın, çalışan yoksulluğunun en düşük olduğu ülkeler arasında Çekya, Danimarka ve Belçika bulunmaktadır.

Türkiye’de düşük asgari ücret, yüksek vergi kesintileri, adaletsiz gelir dağılımı ve diğer ücret düzeylerinde yeterince artış yapılmaması çalışan yoksulluğunu artırmaktadır. Milyonlarca insan, çalışmalarına rağmen kendilerini ve birlikte yaşadıkları aile üyelerini yoksulluktan kurtaramamakta ve temel gereksinimlerini karşılayamamaktadır.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındakilerin oranları incelendiğinde Türkiye’de bu riskle karşı karşıya olanların oranının birçok Avrupa ülkesinin 3 katı, AB üyesi ülke ortalamasının ise 2 katı kadar olduğu görülmektedir. Türkiye’de yoksulluk riski altında olanların oranı yüzde 34 iken, AB üyesi ülkelerde bu oran yüzde 21’dir. Örneğin, Hollanda’da bu oran yüzde 16, Belçika’da yüzde 18 ve Fransa’da yüzde 21’dir. Bu veriler, Türkiye’de yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski olanlar yaş gruplarına göre incelendiğinde, çocukların yüzde 40’a yakınının risk altında olduğu görülmektedir.. Bunu sırasıyla 18-64 yaş grubu ve 65 yaş ve üstü grup takip etmektedir. Her yaş grubunda kadınların yoksulluk ve sosyal dışlanma riski, erkeklere göre daha fazladır. Özellikle 0-17 yaş grubundaki kadınların yüzde 40,23’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındadır ve diğer yaş gruplarına göre daha fazla etkilenmektedir.

Bu veriler, yoksulluk ve sosyal dışlanmanın özellikle çocuklar ve kadınlar arasında ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir. Bu gruplara yönelik sosyal destek ve koruma önlemlerinin güçlendirilmesi ve daha etkili hale getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eşitsizliklerin azaltılması ve toplumsal adaletin sağlanması için daha kapsayıcı politikaların hayata geçirilmesi önemlidir.

Türkiye’deki gelir eşitsizliği, enflasyon, vergi oranlarındaki adaletsizlik ve ekonomik krizin etkisiyle borçluluk durumu her geçen gün artmaktadır. Hem kredi kullanımında hem de kredi kartı kullanımında son bir yılda ortaya çıkan artış, Türkiye’de her iki kişiden birini borçlu hale getirmiştir. 2023 yılında, borç veya taksiti olmayanların oranı yüzde 50,4 olarak açıklandı. Bu, nüfusun yarısının borçlu olduğunu göstermektedir.

TÜİK’in (2023) yapmış olduğu araştırmaya göre bu borçluluk düzeyinde; nüfusun yüzde 15’i borçlanmanın çok yük getirdiğini, yüzde 37’si biraz yük getirdiğini, yüzde 6’sı ise hiç yük getirmediğini belirtmiştir. Bu veriler, borçlanmanın Türkiye’deki geniş kesimler üzerindeki etkisini ve ekonomik zorlukların boyutunu göstermektedir. Yüksek borçlanma oranları, bireylerin ve ailelerin mali açıdan daha kırılgan hale gelmesine ve finansal sorunlarla başa çıkmakta zorlanmasına neden olmaktadır.

Alım gücünün düşmesiyle birlikte halkın tüketici kredilerine başvuru ve kredi kartı kullanımı önemli ölçüde artmıştır. Tüketici kredileri kullanımı bir yılda yüzde 22 artarken; konut kredileri yüzde 12, taşıt kredileri yüzde 30,5 ve ihtiyaç kredileri yüzde 25 artış göstermiştir. Bireysel kredi kullanımı ise yüzde 59 oranında artmıştır.”

Paylaşın

Şampiyonlar Ligi: Fenerbahçe’nin Muhtemel Rakipleri Belli Oldu

Önümüzdeki sezon Avrupa’nın bir numaralı futbol organizasyonu olan Şampiyonlar Ligi’nde yer alacak olan Fenerbahçe’nin 2. ve 3. eleme turlarındaki rakipleri belli oldu. 

Süper Lig’i ikinci sırada bitiren Fenerbahçe, önümüzdeki sezon Türkiye’yi UEFA Şampiyonlar Ligi’nde temsil edecek. Şampiyonlar Ligi’ne 2. eleme turundan başlayacak Fenerbahçe’nin gruplara kalması için 3 tur geçmesi gerekecek.

Fenerbahçe’nin 2. eleme turunda rakibi ya Sırbistan’dan Partizan ya İsviçre’den Lugano olacak. Kura çekimi 19 Haziran’da gerçekleştirilecek. Maçlar 23-24 Temmuz, 30-31 Temmuz tarihlerinde oynanacak.

Fenerbahçe, 2. ön eleme turunu geçmesi durumunda 3. ön eleme turuna yükselecek. Fenerbahçe, 3. ön eleme turunda muhtemel rakipleri 2. ön elemeden yükselecek 2 takım, Fransa’dan Lille, Hollanda’dan Twente, Belçika’dan Union SG, İskoçya’dan Rangers, Avusturya’dan Salzburg, Çekya’dan Slavia Prag olacak.

Fenerbahçe, 3. ön eleme turunu geçerse, 3. ön eleme turunu geçen diğer 3 takımdan katsayısı daha yüksek 2 takımdan biriyle eşleşecek. Burada kura 5 Ağustos’ta çekilecek, maçlar 20-21 Ağustos, 27-28 Ağustos tarihlerinde oynanacak.

Fenerbahçe, 2. ön eleme turunda elenirse UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turuna katılacak. 3. ön eleme turunda elenirse playoff turundan dahil olacak. Şayet playoff turunda elenirse UEFA Avrupa Ligi grup aşamasına geçecek.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı Asgari Ücretin 3,5 Katı

Hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 59 bin 353 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle yoksulluk sınırı asgari ücretin yaklaşık 3,5 katı oldu.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, Ar-Ge birimi KAMU-AR, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda ile beslenmenin yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da insan onuruna yaraşır bir şekilde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcamaları dikkate alarak hesapladığı açlık – yoksulluk sınırı araştırmasının Mayıs 2024 sonuçlarını açıkladı.

Buna göre; Açlık sınırı Mayıs’ta bir önceki aya göre 36 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 1.110 liralık artışla 39 bin 426 liraya çıktı. Her ikisinin toplamından oluşan yoksulluk sınırı ise önceki aya göre 1.148 lira arttı. Son bir yıllık dönemde ise açlık sınırı 8 bin 116 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 20 bin 84 lira ve yoksulluk sınırı ise 28 bin 201 liralık artış kaydetti.

Ankara’da en fazla alış-veriş yapılan marketlerden derlenen fiyatlara göre, dengeli beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar Mayıs’ta bir önceki aya göre 2 lira azaldı, yıllık olarak ise 2 bin 541 lira artarak 5 bin 995 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmedi, geçen yılın aynı ayına göre ise 166 liralık artışla 422 liraya yükseldi.

Bir önceki aya göre 160 lira artarak 4 bin 545 liraya yükselen süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama son bir yılda ise 1.774 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para Mayıs’ta 86 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 992 lira artarak 1.972 lira, sebze harcaması ise önceki aya göre 316 lira azalarak, geçen yılın aynı ayına göre ise 768 lira artarak 2 bin 131 lira oldu.

Ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama Mayıs’ta 31 lira artarak 1.572 liraya yükselirken, pirinç ve bulgur harcamaları   değişmedi ve 826 lirada kaldı. Yağ için yapılması gereken harcama ise 14 lira artarak 566 lirayı buldu. Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama Mayıs’ta önceki aya göre 63 lira artarak 1.310 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 586 lirada kaldı.

Yetişkin erkek için 2.800, kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre Mayıs ayında açlık sınırı yetişkin erkek için 5 bin 818 lira, yetişkin kadın için 4 bin 567 lira, çocuk için 3 bin 316 lira ve genç için de 6 bin 225 lira oldu. Açlık sınırı bu yılın ilk beş aylık döneminde ise toplam 3 bin 443 lira artış kaydetti.

Gıda dışı harcamalar

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat değişimleri de esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da Mayıs’ta 39 bin 426 liraya kadar çıktı.

Mayıs’ta dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 785 liraya yükselirken, barınma (kira dâhil) harcamaları 8 bin 877 liraya, ev eşyası harcamaları 5 bin 107 lira, sağlık harcamaları 1.645 lira oldu. Ulaştırma harcamaları 12 bin 323 liraya yükseldi. Haberleşme harcamaları 1.271 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 1.213 liraya, eğitim harcamaları 840 liraya, tatil-otel harcamaları 4 bin 200 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar 2 bin 166 liraya çıktı. Gıda dışı harcamalarda bu yılın ilk beş aylık dönemde 9 bin 72 lira artış gösterdi.

Yoksulluk sınırı

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı ise Mayıs’ta 1.148 lira daha artarak 59 bin 353 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında yılın ilk beş ayındaki artış ise 12 bin 516 lira oldu. Yoksulluk sınırında, son bir yıllık dönemdeki artış ise 28 bin 201 lira olarak gerçekleşti.

Paylaşın