Erdoğan’ın Gündemi ‘Yeni Anayasa’

Sayıştay’ın 162. kuruluş yıldönümü programında konuşan Erdoğan, “Yeni anayasa gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir” dedi ve ekledi.

“Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Sayıştay’ın 162. kuruluş yıldönümü programında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Önceki hafta Danıştay Başkanlığımızın 156’ncı yıldönümünü idrak ettik. Türk Polis Teşkilatının 179’uncu yılını geride bıraktık. Kara Kuvvetlerimizin 2 bin 233’üncü yaşını kutlayacağız. Bugün de Sayıştay’ın kuruluşunun heyecanını yaşıyoruz.

Kamu görevi kaynağı milletin dişinden tırnağından artırdığı vergilerden olan, vebali ağır bir vazifedir. Hiçbir ayrım yapmadan bütün kamu personellerimiz hesabı çetin olan bir görevi ifa etmektedir.

Ülkeye hizmet yolunda rehavete yer yok, millete hizmet etmemenin mazereti olamaz. Devlet işleri ciddiyetle, samimiyetle ve özveriyle icra edilmelidir. Devlet erklerimizin tamamı millete hizmetkarlık için vardır.

Hantal devlet yapısından, çevik ve atılgan devlete geçilmesi için gayret gösterdik. Tüm vesayet biçimleri gibi bürokratik vesayeti de bir tehdit kaynağı olarak gördük. Vatandaşa tepeden bakanlara, insanımıza eziyet edenlere, bahanelere sarılanlara hukukun gereğini yapmaktan çekinmedik.

Son dönemde bazı kamu hizmetlerinde vatandaşlarımızın şikayetlerinin çoğaldığının farkındayız. Kurumlarımız çalışırken idari, mali, hukuki bazı sorunlarla karşılaşılması tabiidir. Ancak bunlar işi ertelemenin mazereti olamaz. Halktan sorunlardan kopuk, görev şuuru eksik eski alışkanlıkların tekrar baş göstermesine izin vermeyiz.

Vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden memnuniyetini artırmak için gayretlerimizi daha da yoğunlaştıracağız. Tüm kamuyu denetleyen Sayıştay’ın da tespitlerinden istifade ediyoruz.

Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını kutladık. Büyük umutlar ve hedeflerle ikinci asra yelken açtık. Güçlü ve hesap verilebilir siyasal sistem, sağlam ekonomik yapı anlamına geliyor. Türkiye Yüzyılı’nın kilometre taşlarından birisi anayasal demokrasimizin sivil anayasa ile güçlendirilmesidir.

Anayasa’nın demokratikleşmesine yönelik kritik adımlar attık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütmenin demokratik meşruiyetini sağlamlaştırdı. En büyük sorunumuz olan siyasi belirsizlik ortadan kalktı.

Yeni Anayasa mesajı

Milletimiz seçim gecesi sandıkların açılması ve sonuçların belli olmasıyla kaldığı yerden işine gücüne döndü. Belirsizlik nedeniyle bedel ödeyen ülkemiz bunun tarihi bir kazanım olduğunu gördü. Sistemin işleyişinde pürüzler çıkabilir.

Bu pürüzleri gidererek sistemin etkin çalışmasını sağlamak siyaset kurumunun uhdesindedir. Sistemi iyileştirmeye her türlü adıma hazırız. Eski sisteme dönüş bir polemiktir, bunun ülkeye ve millete yarar sağlamaz.

Yeni anayasa da gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir. Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.

Demokrasilerde bütçe hakkının parlamentoya geçmesiyle birlikte bu alanda uzmanlaşan kurumlar ihdas edilmiştir. Kamu kaynaklarının mevzuata uygun harcanması için Sayıştay çok önemli roller üstleniyor.

İster merkezi ister yerel yönetim olsun milletin vergilerini harcayan hiçbir kurum insanımızın yüreğini sızlatacak bir savurganlık içinde olamaz. Son dönemde eş dost atamalarıyla birlikte belediye imkanlarının kişisel amaçlar için kullanıldığını görüyoruz.

Kimse kusura bakmasın, milletin cebinden basına özel uçakla Roma turu yaptırmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Atanmış veya seçilmiş fark etmeksizin tüm makam sahipleri daha dikkatli davranmalıdır.

Kamuda verimlilik ve tasarruf paketini paylaştık. Türkiye altını, elması olan bir ülke değildir. Biz çalışarak, didinerek ayakta kalan bir ülkeyiz. Kamuda tasarrufu sadece harcamaların kısılması olarak göremeyiz.

Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz. Kurumlarımızın iş süreçlerinin yeniden düzenlenmesine, teknolojinin en üst düzeyde kullanılmasına, idari yapıların yeniden gözden geçirilmesini göz önünde tutuyoruz.

Sivil-askeri tüm kurumları, KİT’leri, belediye şirketleri dahil her kuruluşu Sayıştay kapsamına aldık. Sayıştay yüksek denetimin tüm metotlarına sahip oldu. Sayıştay’ı hak ettiği konuma yine biz getirdik… Sayıştay’ın sorumluluğunu yerine getireceğine, tüm kurumlara örnek olacağına inanıyorum.”

Paylaşın

Özel’den “Gezi Davası” Çağrısı: Esaret Son Bulmalı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Gezi Parkı’nda ağaç katliamına karşı insanların toplumsal duyarlılıkla bir araya gelmesiyle başlayan Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıldönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin tüm illerinde yaşanan gösteriler, siyasi iradenin orantısız güç kullanmasıyla maalesef acıya dönüşmüştür. Yaşamını yitirenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz. Hepsinin ailesi ailemizdir. 90 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözlerini kaybetmiştir Gezi eylemlerinde. Gezi, Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Osman Kavala tutuklu durumdadır.”

Özel konuşmasının devamında, Sayın Bahçeli ile yaptığım görüşmede de söyledim. Hak ihlali vardır ve arkadaşlarımızın içerde tutulması Anayasa’nın ihlalidir. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır. Sayın Erdoğan’a da ilettiğim belgeyi buradan da paylaşmak isterim. Sayın Bahçeli, ‘Gezi’ye hassasiyet, toplumun hassasiyetleri, Erdoğan’a bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi.

Bugün ikisi birden Gezi’ye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra her biri en az 3 kez beraat eden arkadaşlarımız içerde tutulmaktadır. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’na gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“28 Mayıs 1918’de bağımsızlığına kavuşan kardeş Azerbaycan’ın kuruluşunu kutluyorum. Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, hüznü bizim hüznümüzdür. Bir kere daha Cumhuriyet bayramları kutlu olsun diyoruz. Türkiye’nin ana muhalefet ama yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz. Gelecekte de Türkiye’yi yönetecek olan partiyiz. Filistin’de, 7 Ekim’den bu yana 36 binin üzerinde insan yaşamını yitirdi.

İsrail’in katliamını kınıyorum, tüm dünya ülkelerini Filistin’i tanımaya davet ediyorum. Siyasi akrabalığımız olan partiler tarafından yönetilen Norveç ve İspanya’nın ayrıca İspanya’nın Filistin’i tanıyacak olmalarından büyük memnuniyet duyuyorum. 11 Temmuz, Bosna’da yaşanan katliamın anma günü olarak kabul edildi. Genel başkan seçildikten sonra Kıbrıs ve Bosna’ya gitmiştim.

“Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır”

Bugün önemli bir tarihin yıldönümü. Gezi Parkı’nda ağaç katliamına karşı insanların toplumsal duyarlılıkla bir araya gelmesiyle başlayan Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıldönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum. Türkiye’nin tüm illerinde yaşanan gösteriler, siyasi iradenin orantısız güç kullanmasıyla maalesef acıya dönüşmüştür. Yaşamını yitirenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Hepsinin ailesi ailemizdir. 90 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözlerini kaybetmiştir Gezi eylemlerinde. Gezi, Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Osman Kavala tutuklu durumdadır. Sayın Bahçeli ile yaptığım görüşmede de söyledim. Hak ihlali vardır ve arkadaşlarımızın içerde tutulması Anayasa’nın ihlalidir. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır.

Sayın Erdoğan’a da ilettiğim belgeyi buradan da paylaşmak isterim. Sayın Bahçeli, ‘Gezi’ye hassasiyet, toplumun hassasiyetleri, Erdoğan’a bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi. Bugün ikisi birden Gezi’ye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra her biri en az 3 kez beraat eden arkadaşlarımız içerde tutulmaktadır. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır.

Erzincan’da, 13 Şubat’ta, 9 vatandaşımız İliç’te altın madenindeki toprak kaymasında hayatını kaybetti. 4’ü bulundu, 5’ini arama çalışması sürüyor. Murat Kurum benim belgelerde imzam yok diyordu. ÇED olumlu kararını veren yetkililerin asli kusurlu olduğuna karar verildi. 6 Ekim 2021’deki ÇED olumlu raporunda, bakanın oluruyla, Murat Kurum’un imzasıyla verilmiştir. Uyarı sistemlerinin yetersizliği, heyelan riskine karşı acil eylem planı olmadığı 13 Şubat 2024’te de sahadaki personelin uzaklaştırılmaması asli kusurdur kararı veriliyor.

Biz bir arada oldukça, tüm toplum yüzünü Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüyor. Esnafın sesini duymaya davet ediyorum. Vergi kaçıranı görmek için WhatsApp’tan yapılacak ihbara mı ihtiyaç vardır. Sayın Erdoğan dünkü konuşmasında dünyadaki servet eşitsizliğini ifade etmiş.

Geçtiğimiz yıl 1.2 Trilyon lira kur korumalı mevduatla, param var diyene ‘dolar alma, faize koy’ dediler. ‘Faizden de kur çıkarsa da farkını ödeyeceğiz oradan da kazanırsın’ dediler. Nereden ödeyeceksiniz? ‘Fakirden, emekçiden alıp farkı ödeyeceğim’ dediler. Dünya tarihinde böyle bir şey görülmedi. Kur korumalı mevduatı kim çıkardıysa, kul hakkını yiyenler de onlardır.

Mayısın sonu geldi buğdayın fiyatı açıklanmıyor. Üretici zararına satıyor. Buğday için en az kilo başı 15 TL olarak açıklanmalıdır.

Sokak hayvanları düzenlemesi

Sokak köpeklerinin hayatını hedef alan bir kanun çalışması yapılıyor. Türkiye’de sahipsiz sokak hayvanları sorunu vardır. Özellikle sabah evden çıkanlar için bu bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bu hayvanları katletme niyetinde olanlara sesleniyoruz. 2020’de de bu sorun vardı. Tüm partiler oturduk ve hayvan haklarının korunması üzerine komisyon çalışması yapıldı.

Bu kitap çok net. Popülasyonun düşürülmesi için uyutma, öldürme yazmıyor ve bunun altında AK Parti’nin de MHP’nin de imzası var. 101. sayfasında hayvan hakları fonunun kurulması yazıyor. Bu fonla kapsamlı ve etkili bir kısırlaştırma yapılsın, bakım evleri açılsın deniyor. 2002’den beri parmağını kıpırdatmayanlar, belediyeler para harcamasın diyerek, toptan öldürelim diyorlar.

Bakım evinde alacağız 30 günde sahiplenen olmazsa öldüreceğiz diyorlar. Bir eczacı olarak ötenazi ilacının maliyetini de biliyorum. Kısırlaştırmadan da pahalı bu rakam. Kimse kimseyi kandırmasın. Burada bir anlayış ve bilgisizlik yoksa inanılmaz bir vicdansızlık var.

Feda edilecek bir canımız yoktur ancak barınak sayısını artırıp, büyük bir kısırlaştırma kampanyası başlatmalıyız. Bu sorun yokmuş gibi davranamayız. Bu sorun güvenlikli sitelerde yoktur. Ancak caniliğe işi dönüştürmeden bu sorunu çözeceğiz. Ben elimi sorunu çözmek için uzatıyorum biz varız.

Geçen pazar 81 ilde yaptığımız ziyaretlerden sonra 105 yerde yaptığımız görüşmelerden sonra 100 bin kişi pazar günü Ankara’ya geldiler. Ezdirmiyoruz dedikleri emekli, 22 yıl önce, Ecevit’in emekliye verdiği emekli maaşı 8 çeyrek altın alırken, bunların verdiği emekli aylığı 2.5 çeyrek altın alıyor. Emekliler geldi, her gün daha kalabalık geldiler. Son mitinglerimizi emekli mitinglerine dönüştürdüler.

Bu memleketi bu hale getirenlere vefasızlık edenleri 31 Mart’ta sandığı gömdüler. Kimsenin bu sesi duymaya niyeti olmadığı için Ankara’ya davet ettik. 81 ilden Ankara’ya gelip Tandoğan’ı doldurdular. Birkaç dakika bir birileri bayıldı çünkü orada taşıma belediye işçileri yoktu. CHP’den partililer yoktu. Bu ülkeyi bugünlere getirenlere selam olsun. Yanınızdayız, arkanızdayız. Birinci parti olmanın sorumluluğuyla birlikte yürüyoruz. Onların sesini duymazlarsa, emeklilerle birlikte bu sorunu gündemde tutmaya onların hakkını söke söke almaya devam edeceğiz.

Bu pazar başka bir yerde sesi duyacağız. Çay üreticisi için Rize’ye gideceğiz. Rize’nin yiğit, mert insanlarıyla çaykur işçisinin haklarını konuşacağız, kadro isteyeceğiz. Saat: 13.30’da Rize Cumhuriyet Meydanı’nda olacağız. Türkiye’nin Laz demokratları, Çerkez demokratları, tüm Rizelileri, hangi partiden olursa olsun, AK Partilisi’ne de MHP’lisini de herkesi çay ittifakına davet ediyorum.

Değerli belediye başkanlarım gittiğiniz yerlere selam söyleyin. Unutmayın ki anahtar cebinizdedir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçiminde ilinizin anahtarını aldınız. O anahtar siyaset kalesidir. O anahtar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapacak, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracak, refahı getirecek, anahtardır.”

Paylaşın

İstanbul’da Her Üç Emekliden Biri Çalışıyor!

İstanbul’da bulunan hanelerden yüzde 16,8 sadece emekli aylığı ile geçinirken, yaşlılık veya emeklilik hakkı kazananların yüzde 28,4’ü ise resmi olarak çalışmaya devam ediyor.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “İstanbul’da Emekli Olmak 2024” başlıklı raporunu paylaştı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

“İstanbul’da emeklilerin de dahil olduğu yaşlılık aylığı alanların 2 milyon 420 bin kişi olduğu belirtilirken toplamda her beş kişiden birinin aktif olarak çalışmadığı, pasif gelire sahip sigortalı oldukları görüldü.

İstanbul’da yaşlılık veya emeklilik aylığına hak kazanmış vatandaşların %28,4’ünün resmi olarak çalışmaya devam ettiği görüldü.

İstanbul’da 2023 yılında 507 bin 574 kişi EYT Kanunundan faydalandı. Bunların %52,2’si ise resmi olarak çalışmaya devam etti. Türkiye’de EYT Kanunundan faydalanan emeklilerin resmi olarak çalışmaya devam etme oranının ise %47,9’da kaldığı görüldü.

2010 yılında asgari ücretten daha fazla olan en düşük emekli aylığının, geçtiğimiz 15 sene içerisinde bir asgari ücretin neredeyse yarısına denk geldiği görüldü. 2010 yılında 680,3 TL olan en düşük emekli aylığı 2024 yılında 10.000 TL olurken asgari ücret 587,85 TL’den 17.002 TL’ye yükseldi.

2010 yılında en düşük emekli aylığıyla 11,4 gram altın veya 453 dolar alınabilirken günümüzde bu durum 4,4 gram altın veya 319 dolara geriledi. Son 15 yıldaki dolar enflasyonu da hesaba katılırsa emekli maaşının satın alım gücünün dolara oranla çok daha fazla düştüğü görülecektir.

İstanbul’da 100 m2‘lik ortalama bir konut fiyatı 2010 yılında 224 emekli maaşına denk gelirken 2022 yılında 672 emekli maaşına yükselmiştir. Geçtiğimiz iki yılda konut fiyatlarının yükseliş hızındaki azalma sebebiyle günümüzde 100 m2’lik bir konut fiyatı 460 adet en düşük emekli maaşına denk gelmektedir.

Emekli olduğunu ve hanede çalışan olmadığını söyleyen emekli hanelerin mülkiyet durumuna bakıldığında bu hanelerin %18,3’ünün kiracı olduğu görüldü. İstanbul’da sadece emekli maaşıyla geçinen toplam kiracı hane sayısı ise 148.420 olarak hesaplandı.”

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’nin ‘DEM Parti Kapatılsın’ Sözlerine Yanıt: Ağzını Kapat

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘DEM Parti kapatılsın’ çağrısına yanıt verdi:

“Tuttuğu takım küme düşüyor diye ‘bu sene düşmek kalksın diyen’, oyu düştüğünde ‘baraj kalsın’ diyen, hoşuna gitmedi diye ‘güneş doğması’ diyen, fikren ve siyaseten baş edemiyor diye ‘DEM Parti kapatılsın’ diyen toplum ve akıl düşmanı anlayışa bir önerimiz var; önce o ağzınızı kapatın.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Darbelerin en fazla gerçekleştiği ülkelerin başında maalesef Türkiye geliyor. Türkiye’de neredeyse her 10 yılda bir darbe oluyor. Darbeler sadece tank, top, postal, asker dipçikleriyle değil, siyasi darbeler de oluyor, bürokratik darbeler de oluyor. Her gün halkın iradesine dönük işlenen hukuksuzluklar bir darbe değil nedir?

Kürt halkının seçmiş olduğu iradesinin yerine kayyım atayıp seçilmiş insanları cezaevinde tutsak etmek bir darbe değil midir? Darbenin en iyisini 22 yıldır hep birlikte emekçiler, ezilenler, Aleviler, kadınlar, sol sosyalist çevreler olarak yaşıyoruz.

Dün 27 Mayıs darbesinin yıl dönümüydü. Bu darbede de yine anayasa rafa kaldırıldı, bu ülkede başbakan ve iki bakan idam edildi. Bu darbeyi de kınıyoruz. Yine ‘kendimizi Demokrat Parti’nin devamı sayıyoruz’ diyenler darbe bildirisi okuyup idamların önünü açanlarla kol kola birlikte iktidarda bulunuyor. 27 Mayıs sonrasında gelişen 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve daha nice müdahale darbe mekaniğinin Türkiye’de hala güncel olduğunun göstergesidir.

Bu darbe mantığından kimlerin faydalandığını yakın zamanlarda olan askeri ve siyasi darbelerde gördük. Darbeden kimlerin zarar gördüğünü de yaşayarak gördük. Darbenin yararlananları belli, zarar görenleri bizleriz. Biz her yerde emekçilerle, ezilenlerle birlikte askeri ve siyasi darbelere karşı duracağız.

Erdoğan dün, ‘Türkiye’nin en fazla darbe girişimine maruz kalan hükümetiyiz’ diyor. Peki siz darbe girişimine maruz kaldıysanız biz ne olduk? 12. partimiz insaf. 11 partisi ya kapatılmış ya da kapanmak zorunda kalmış, binlerce yöneticisi eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları cezaevlerinde. ’15 Temmuz Allah’ın lütfudur’ diyenler sanki kendileri değildi.

Kobani kumpas davası, Gezi davası, HDP’nin kapatma davası, bütün rehin davalarının tamamı açık birer darbedir. Bugün de Gezi’nin yıldönümündeyiz. Gezi halkların haklı itirazıdır. Karanlık gider Gezi kalır, mücadele kalır. Gezi demokratik bir hak talebidir, yargılanamaz.

Kürt meselesinde çözümsüzlüğü dayatmak da darbe mekanizmasını canlı tutmaktır. Tecrit kimin işine geliyor, ne örtülmeye çalışılıyor? Bunu Türkiye halkları çok iyi biliyor. Son 70 yıldaki darbelerin yürütücülerine, bildirilerine ve sonrasına bakıldığında tek bir parti görülecektir: MHP. 1970’lerdeki kriz ve kaosa bakın, 90’lardaki kriz ve kaosun baş aktörü yine MHP’yi göreceksiniz.

Bugün de AKP’yi yanına alarak demokratik siyasete ve toplumsal muhalefete her gün darbeler yapıyorlar. İki siyasi partinin genel merkezleri darbelerin hazırlandığı ve yürürlüğe konduğu merkezler olarak tarihe geçecektir. Genel merkezi değil, darbelerin karargahı haline gelmiş durumda.

Eskiden devlet mafya ve çeteleri kontrol ederdi, hiçbir mafya devletin haberi olmadan bir çöpü kaldırıp başka yere koymazdı. Bugün Türkiye’de artık mafya ve çeteler Türkiye’yi kontrol ediyor. Yargıda varlar, sanatta, sporda, siyasette, medyada zaten hesabı yok. Çete zihniyeti Türkiye’nin her yerine sirayet etmiş durumda. Tuğgeneral sınırda insan kaçakçılığı yapıyor. Yargılanmak yerine emekliye sevk ediliyor.

Başsavcı suçları örtbas etmek için daire alıyor. Çakarlı araçlar katilleri taşıyor. Bunu görmeyen yok ama yargı görmüyor. Kimse bu çete düzenini bize ‘kamu düzeni’ olarak satmasın. Ankara’nın ortasında bir cinayet işlendi, işlem yapan yok. Neden işlem yapmıyorlar, çünkü beka dedikleri şey bu çete düzeninin bekasıdır. Onlar beka dedikleri zaman çocuklarımız, gençlerimiz aklınıza gelmesin. Onların beka dedikleri bu çürümüş düzeni korumaktır. Daha bir yıl öncesine kadar çete ve mafyaları koruyan bir bakanlığımız vardı.

Gerçek şimdi anlaşılıyor. Bakanın ismi tutanaklarda uyuşturucu ticaretiyle anılıyor. Bu iftira değil, ifadelerde var. Yıllarca ‘devletin iskeleti bürokrasidir’ diye anlatmaya çalıştılar. Şimdi bürokrasiye çeteler sızdı. İskelet çürüdü, çöktü. Uyuşturucuyla mücadele en büyük amacımız diyor iktidar yetkilileri, buradan İçişleri Bakanına ve AKP hükümetine sesleniyorum; iktidarınızda çöreklenmiş çetelere dur deyin, JİTEM ittifakını bitirin. JİTEM ittifakı ile bu ülkeyi yönetiyorsunuz.

MHP ile ittifak bugün AKP’nin işine geliyor olabilir ama enim olun 70’lerden bugüne saydığım bütün kaosların baş aktörü olan MHP, bu AKP’nin sonunu yavaş yavaş getirecektir. Gerçek AKP’liler bu ittifaktan rahatsız ama saray bunu bilmiyor. Çünkü sarayın işine geliyor. Türkiye gri listeden çıkmak istiyorsa önce MHP ve AKP’nin kol kanat gerdiği çetelerin tasfiye edilmesi gerekiyor. Tüm bu yapılar ve yarattığı çürüme çatışma ve darbe mekanizmasının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Çözüm; güçlü demokrasi, gerçek adalet, hakikatle yüzleşme, Kürt sorununun demokratik çözümü.

Tuttuğu takım küme düşüyor diye ‘bu sene düşmek kalksın diyen’, oyu düştüğünde ‘baraj kalsın’ diyen, hoşuna gitmedi diye ‘güneş doğması’ diyen, fikren ve siyaseten baş edemiyor diye ‘DEM Parti kapatılsın’ diyen toplum ve akıl düşmanı anlayışa bir önerimiz var; önce o ağzınızı kapatın.

“Ankara Emniyeti’nde taht savaşları yaşanıyor”

Ülkede siyaset de yargı da güç odaklarına göre şekilleniyor. kimi zaman cemaatler kimi zaman siyasete bağlı çıkar ve mafya grupları yargıda etkili oluyor. Yargıtay seçimlerinde çok net biçime al ver pazarlığı yapılmadı mı? Kobanê kumpas davasının hakimi Ata Dedeler çetesine üye çıkmadı mı? Ankara Üniversitesi’nde devrimci öğrencilere palayla saldıran bir insan savcı olarak atanmadı mı? Şimdi Ceyhan’da pala hukuku mu işleyecek? Ankara Emniyeti’nde taht oyunlarıyla karşı karşıyaydık, şimdi taht savaşları yaşanıyor.

Bu toz duman içinde bize de büyük görevler düşüyor; yeni güçlü bir mücadele zemini açmadığımız sürece bu tabloyu yaşamaya devam edeceğiz. Bizim sorumluluğumuz sadece bunları dile getirmek değil, karşısında güçlü bir şekilde demokratik mücadele zeminin örmek ve bir araya gelmektir. DEM Parti tam da bunun siyasetini yürütüyor.

Biz ne iktidarın taht kavgalarını izleyecek bir zamana ne de muhalefetin iktidar olmasını bekleyecek sabra sahibiz. Barış, demokrasi, özgürlük, aş, ekmek diye insanlar haykırıyor. Cumhuriyetin 2. yüzyılında bu ülkenin yeniden inşası için önce mafya ve çetelerin temizlenmesi gerekiyor. Demokratik dönüşüme Kürt meselesinin çözümüyle başlanmalı. Demokratik bir ülke için Kürt halkının statüsünü tanıyan, eşit yurttaşlığı esas alan ve herkesi kapsayan bir Türkiye tek çözüm yoludur.

Tasarruf paketi açıkladılar, tam bir şov ve aldatma paketidir bu. Açıklanan tedbirlerin adı tasarruf değil hak gasplarıdır. Toplamı bütçe açığının 26’da biridir. Onlar da bununla bütçe açığını kapatamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Ama aldatma algı oluşturma konusunda çok mahir oldukları için sanki tasarruf ediyorlarmış gibi toplumu aldatmaya çalışıyorlar.

Erdoğan ‘Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyelere çıktı’, ‘Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi var’ diyor. Bunu kim diyor? 22 yıldır Türkiye’yi yöneten iktidarın başı diyor. Gören de zannedecek ki DEM Parti’nin eş başkanı konuşuyor. E günaydın, servet eşitsizliğini yaratan senin 22 yıllık politikalarındı, emekçiyi yoksullaştıran senin politikalarındı. Birisi iktidar olduğunu söylesin.

DEM Parti olarak emekçiler lehine kapsamlı bir vergi reformu öneriyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın. Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı azaltılsın. Sermayeye yapılan vergi kıyakları ve vergi muafiyetlerine son verilsin.

‘Temmuz ayında zam yapmayacağız, kira artışındaki yüzde 25’lik sınırı da kaldıracağız’ diyorlar. Açıkça topluma aç kalın, açıkta kalın, ölün diyorlar. Halkımıza reva görülen emekçilere ve emeklilere görülen bu yaşamı kabul etmiyoruz. bunun için bugünden başlayarak Temmuz ayına kadar asgari ücretin ve emekli maaşlarının başlatılması için bir kampanya yürüteceğiz. Yoksulluk sınırı asgari ücretin en az yarısı kadar olsun. Asgari ücret en az 32 bin TL olsun. Memurlara verilen seyyanen zam artışı kamu emeklilerine de verilsin. En düşük emekli maaşı da asgari ücret seviyesine çekilsin”

Gariptir yasa tasarısının adı Hayvan Hakları Yasa Teklifi. İçeriğinde hayvan hakları yok. Hayvanları katledecek teklifler var. Bu yasa tasarısına karşı mücadele edeceğiz.”

Paylaşın

Avrupa Ligi: Trabzonspor’un Muhtemel Rakipleri Belli Oldu

Avrupa futbolunun iki numaralı organizasyonu olan UEFA Avrupa Ligi’ne ikinci ön eleme turundan katılma hakkı kazanan Trabzonspor’un muhtemel rakipleri belli oldu.

Sabah Gazetesi’nde yer alan habere göre; 19 Haziran’da gerçekleşecek kura çekimine seri başı olarak katılacak olan Trabzonspor’un muhtemel rakipleri arasında, Silkeborg IF (Danimarka), FC Kilmarnock (İskoçya), Panathinaikos (Yunanistan), FK Vojvodina (Sırbistan), Wisla Krakow (Polonya) (Tur atlarsa), Paphos FC (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) (Tur atlarsa), Paksi (Macaristan) (Tur atlarsa), Tobyl Qostanai (Kazakistan) (Tur atlarsa) yer alıyor.

Ayrıca Maribor’un seri başı veya rakip olup olmayacağı perşembe günü İsrail Kupası şampiyonuna göre netlik kazanacak. Eğer Hapoel Beer Sheva ipi göğüslerse Maccabi Petah Tikva rakipler arasına girecek. Avrupa’da ilk karşılaşmasına 25 Temmuz’da çıkacak olan Fırtına, 1 Temmuz’da Macaristan’da yurt dışı kampı ile sezona hazırlanacak.

Fenerbahçe’nin muhtemel rakipleri belli oldu

Öte yandan önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’nde yer alacak olan Fenerbahçe’nin 2. ve 3. eleme turlarındaki rakipleri de belli oldu. Fenerbahçe’nin gruplara kalması için 3 tur geçmesi gerekecek. Fenerbahçe’nin 2. eleme turunda rakibi ya Sırbistan’dan Partizan ya İsviçre’den Lugano olacak. Kura çekimi 19 Haziran’da gerçekleştirilecek. Maçlar 23-24 Temmuz, 30-31 Temmuz tarihlerinde oynanacak.

Fenerbahçe, 2. ön eleme turunu geçmesi durumunda 3. ön eleme turuna yükselecek. Fenerbahçe, 3. ön eleme turunda muhtemel rakipleri 2. ön elemeden yükselecek 2 takım, Fransa’dan Lille, Hollanda’dan Twente, Belçika’dan Union SG, İskoçya’dan Rangers, Avusturya’dan Salzburg, Çekya’dan Slavia Prag olacak.

Fenerbahçe, 3. ön eleme turunu geçerse, 3. ön eleme turunu geçen diğer 3 takımdan katsayısı daha yüksek 2 takımdan biriyle eşleşecek. Burada kura 5 Ağustos’ta çekilecek, maçlar 20-21 Ağustos, 27-28 Ağustos tarihlerinde oynanacak. Fenerbahçe, 2. ön eleme turunda elenirse UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turuna katılacak. 3. ön eleme turunda elenirse playoff turundan dahil olacak. Şayet playoff turunda elenirse UEFA Avrupa Ligi grup aşamasına geçecek.

Paylaşın

Bahçeli’den “Normalleşme” Tepkisi: Türkiye’de Anormal Bir Şey Yok

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “siyasette normalleşme” tartışmalarına ilişkin, “Bir şeyin ‘normalleşmesi’ için evvel emirde anormalliğin kötü müttefikinden sağlanmalıdır. Halbuki Türkiye’de anormal bir şey yoktur” dedi ve ekledi:

“Kaldı ki, siyaset ve yönetimde istikrarın hakim olduğu, hukukun üstünlüğü ile ilgili yasal ve anayasal hükümlerin havi bulunduğu ülkemizde normal olmayan sadece siyasi tellallar ihanet taraftarlarıdır. Yumuşamadan bahis açılıyorsa böyle bir şeye ihtiyaç hissediliyorsa önce neyin sert, nelerin sertlik ihtiva ettiği açıklığa kavuşmalıdır.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “Elbette kutuplaşalım kavgaya tutuşalım demiyoruz, elbette tokalaşmak varken yumruklarımızı sıkalım da demiyoruz ama normalleşme ve yumuşama kelimelerinin her meselenin başına iliştirilip milli kimliğimizden, egemen çıkarlarımızdan Türkiye Yüzyılı hedeflerimizden ödün isteniyorsa hiç kimse boşuna çabalamasın bizim böylesi uçuk kaçık garabet yumuşamaya karnımız toktur. Normalleşmesi milli ve ahlaki normlara uyması gereken muhalefet partileridir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Devlet Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“İstanbul, 571 yıl önce zincirlerinden kurtulmuştur. 571 yıl önce sevdalısı Türk milleti ile kavuşmuştur. Zulmün zilletin ve eziyetin kalesi Bizans, Fatih’in mücahitliği ile yıkılıp gitmiştir. Fethimizin emanetleri zayi edilemeyecektir… Bizans heveslerini İstanbul üzerinde dolaştırmayı düşünen, gizli proje hazırlayan iç ve dış operasyon maşalarından İstanbul mutlaka korunacaktır. Ayasofya’nın camiye dönüşmesi ile uykuları kaçanların heveslerini kursaklarında bırakmaya devam edeceğiz.

İstanbul’un kötü yönetimi fethin mirasını çarçur etmektedir. Lafa gelince israftan şikâyet edenlerin belediye bütçesini har vurup harman savurması, taş üstüne taş koymaktan aciz olması, yandaş gazetecileri Roma’ya sözde festival adına gerçekte ise sefaya götürmesi ayıplı bir zihniyetin defolu uygulamalarından başka bir şey değildir. Özel uçak kiralanıp, 7 değil, 17 değil tam 37 gazetecinin yer aldığı, toplamda 73 kişilik kafileden oluşan ballı börekli Roma seyahatinden sonra İBB’nin müsriflikten bahsetmesine hiç kimse itibar etmeyecektir.

İstanbul can çekişmektedir. İstanbul kent uzlaşısı çatısı altında DEM’lenenlerin istismarına istilasına ve tahribatına ne yazık ki mahrum olmuştur. İstanbul’u yüzüstü bırakanların siyasi yüzsüzlüğü ise eninde sonunda yüzlerine vurulacaktır. Unutulmasın ki zulüm 1453’te başladı diyenlerin alayı düşman kampında toplanan Bizans uşaklarıdır. Ve bizim bunlarla hesabımız er ya da geç görülecektir. İstanbul sevdamızın sancağı, kabul edilmiş dualarımızın mükafatı umutlarımızın vahasıdır. MHP’nin hedefi 2053’te Türkiye’nin lider ülke ve süper güç olmasıdır. İstanbul Türkiye yüzyılında hak ettiği yere yerleşecektir. Bu kutlu hedef zillete düşenlerle, yabancı çıkar odaklarına taklalar atanlarla değil, vatansever ve milletseverler tarafından gerçekleşecektir.

İsrail’in Filistinli masumlara yönelik kanlı saldırıları aralıksız devam etmektedir. Sınır tanımayan insanlık değerleriyle savaş hukukuyla bağdaşmayan katliamlara her gün yenileri eklenmektedir. Gazze’deki tablo kahredici boyutlardadır. Uluslararası Adalet Divanı’nın geçen hafta aldığı bir kararla Refah’a düzenlenen saldırıların derhal durdurulması istenmiş fakat İsrail buna aldırış etmemiştir.

Çok sayıda masum acımasızca katledilmiştir. Bu bölgede hayata tutunmaya çalışan kadınlar bebekler resmen ateş altına alınarak yakılmıştır. İsrail savaş uçaklarıyla ölüm saçmıştır. Netanyahu yani caniyahu başta olmak üzere İsrail yönetimini tüm öfkemle lanetliyorum. Netanyahu için tutuklama kararının uygun zamanda icra edileceği, her savunmasız insanın hesabını verecekleri kaçınılmaz bir akıbettir. Beklentimiz İsrail’in katil Başbakanı ve Savunma Bakanı hakkında ülkemizin bir an evvel yakalama kararı çıkarmasıdır.

Soykırım karşısında sessiz kalanlar üstelik aleni destek sağlayanlar dünya barışına İsrail’le birlikte müştereken karşıdır. Artık ekonomik diplomatik ve ticari nitelikli önleyici tedbirler yerine cezalandırıcı, seri ve zincirleme askeri yaptırımları esas alan köklü müdahalelerin tam vaktidir. Yalnızca itiraz edip kınama mesajlarıyla oyalanmak yerine somut ve sonuç alıcı adımların kuvvet kullanılarak atılmasından başka bir seçenek zannederim kalmamıştır.

İslam ülkeleri ayağa kalkmalıdır. Gazzeli çocuklar açlıktan kırılıp bayramlık kıyafet yerine kefen giyerken milyar dolarlar için de kulaç atan, Allah’tan korkuyu sadece sözde hatırlayan bazı İslam ülkelerinin bohem yöneticileri, gece yastığa başlarını koyduklarında gerçekten huzur duyabiliyorlar mı? Cumhurbaşkanımızın yüzde 10’u kadar Filistin davasının arkasında durabildiler mi? Türkiye öncü rolünü üst seviyeye taşımalı, masumların lehine doğrudan devreye girmelidir.

“Türkiye Siyonist barbarlıkla yüzleşmeli”

3 ülkenin tanıma kararı milletimizin yüreğine su serpmiştir. Başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti mutlaka tanınmalıdır. İnsan haklarına bağlıyım diyen hiçbir devlet duyarsız kalamaz, kalmamalıdır. Filistin’in tanınması çığ gibi büyümelidir. Filistin topraklarından soykırımcı İsrail bir an önce çekilmelidir. ABD insani ve tarihi sorumluluktan kaçmamalıdır. Tutuklama talebine ABD’nin tepkisi bir zırvadır. Türkiye Siyonist barbarlıkla yüzleşip, masumların lehine doğrudan devreye girmelidir.

İspanya, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini 28 Mayıs’ta tanıyacaklarını açıklamasını adalet ve insanlık değerleri etrafında kenetlenen ülke ve toplumları umutlandırmış, milletimizin yüreğine de su serpmiştir. Ne yurt içinde ne de komşu coğrafyalarda ihanete geçit yoktur. ABD’nin komşu coğrafyalarda terör örgütlerine verdiği destek Türkiye’nin güvenliğine aşırı tehdittir.

Bir şeyin ‘normalleşmesi’ için evvel emirde anormalliğin kötü müttefikinden sağlanmalıdır. Halbuki Türkiye’de anormal bir şey yoktur. Kaldı ki, siyaset ve yönetimde istikrarın hakim olduğu, hukukun üstünlüğü ile ilgili yasal ve anayasal hükümlerin havi bulunduğu ülkemizde normal olmayan sadece siyasi tellallar ihanet taraftarlarıdır. Yumuşamadan bahis açılıyorsa böyle bir şeye ihtiyaç hissediliyorsa önce neyin sert, nelerin sertlik ihtiva ettiği açıklığa kavuşmalıdır.

Elbette kutuplaşalım kavgaya tutuşalım demiyoruz, elbette tokalaşmak varken yumruklarımızı sıkalım da demiyoruz ama normalleşme ve yumuşama kelimelerinin her meselenin başına iliştirilip milli kimliğimizden, egemen çıkarlarımızdan Türkiye Yüzyılı hedeflerimizden ödün isteniyorsa hiç kimse boşuna çabalamasın bizim böylesi uçuk kaçık garabet yumuşamaya karnımız toktur. Normalleşmesi milli ve ahlaki normlara uyması gereken muhalefet partileridir.

Acıkan yanağından, susayan dudağından, yumuşayan durgunluğundan belli olur. Özgür beyin durgun olup olmadığını bilmiyorum ama yumuşama için önce DEM’den korkusuyla yüzleşmesini, Türk milleti ve Türkiye ortak paydasında adam gibi duruş göstermesini kendisine tavsiye ediyorum. Saçma sapan sorularla abuk sabuk iddialarla seviyesiz ve ölçüsüz ifadelerle bizim geri adım atacağımızı düşünüyorsa yanıldığını, çürük tahtaya küflü çivi çakmakla meşgul olduğunu bir gün mutlaka anlayacaktır. Demirtaş’ı savunanların bize normalleşme cakası satması, 6-8 Ekim ihanetini aklamaya çalışanların yumuşama masalı anlatması kümese girip tavuk haklarını savunacağım diyen tilki kadar inandırıcıdır!”

Grup toplantısı çıkışında sokak hayvanları düzenlemesine ilişkin soruyu yanıtlayan Bahçeli, “Türkiye’de bu konuyu herkes tartışıyor, tartışmak yerine çözüm bulunmalı” dedi.

Paylaşın

HDP’li Beş Siyasetçiye ‘Kobani’ Davası

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kobani olaylarına ilişkin HDP’li siyasetçiler Serpil Kemalbay ile Hüda Kaya, Gara Paylan, Pero Dundar ve Fatma Kurtulan hakkında ek iddianame hazırladı.

HDP’li beş siyasetçi, Kobani olayları sırasında hayatını kaybeden Yasin Börü’nün arasında bulunduğu 37 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. İddianamede, 2 bin 674 kişi ve kurum “mağdur/müşteki” olarak yer aldı. HDP’li beş siyasetçi, 37 kişiyi öldürmek ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak iddiasıyla 38 kez ağırlaştırılmış müebbet, diğer suçlardan da 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanacak.

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs’ta görülen Kobani davasındaarasında Selahattin Demirtaş’ın bulunduğu 108 sanık hakkında süren Kobani davasında son kararını açıklamıştı. 36 sanıkla ilgili kararın açıklandığı davada Demirtaş 42 yıl, Figen Yüksekdağ ise 30 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Bu kararın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından Kobani olaylarına ilişkin ek iddianame geldi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 22 Mayıs tarihli iddianamesinde HDP’li siyasetçiler Serpil Kemalbay ile Hüda Kaya, Gara Paylan, Pero Dundar ve Fatma Kurtulan sanık olarak yer aldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Beş siyasetçi, Kobani olayları sırasında hayatını kaybeden Yasin Börü’nün arasında bulunduğu 37 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. İddianamede, 2 bin 674 kişi ve kurum “mağdur/müşteki” olarak yer aldı.

Soruşturma kapsamında Kemalbay, Paylan, Dundar ve Kurtulan hakkında yokluklarında tutukluma kararı bulunurken Hüda Kaya ise soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. İddianamede, davanın ana Kobani davasıyla birleştirilmesi istendi.

İddianamede, HDP’li beş siyasetçi “PKK’nın siyasi alan yapılanması içerisinde faaliyet göstermekle” suçlandı. Bu isimlerin 2014 HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi olması nedeniyle diğer 108 sanıkla 6-8 Ekim olaylarının başlatılıp gerçekleştirilmesine yönelik olarak baştan beri fikir ve eylem birliği içinde oldukları, aynı kasıt ve iradeyi taşıdıkları, HDP Genel Merkezi tarafından yapılan eylem çağrıları sonucunda işlenen suçlardan sorumlu olması gerektiği öne sürüldü.

Beş eski HDP’li siyasetçi, 37 kişiyi öldürmek ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak iddiasıyla 38 kez ağırlaştırılmış müebbet, diğer suçlardan da 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanacak.

Paylaşın

Avrupa Birliği: Suriyelilerin Geri Dönüşü İçin Şartlar Oluşmadı

Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Suriye’de insani durumun önceki yıllardan daha kötü olduğunu belirterek, “16,7 milyon Suriyeli yardıma ihtiyaç duyuyor, bu, 13 yıl önce savaş başladığından beri en yüksek sayı” dedi.

Mültecilerin “gönüllü” geri dönüş adı altında geri itilmelerine de tepki gösteren Josep Borrell, “Şu anda mültecilerin Suriye’ye güvenli, gönüllü, bilinçli ve onurlu geri dönüşlerinin mümkün olmadığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği (AB) Suriyeli mültecilerin desteklenmesi hedefiyle bağışçılar konferansı organize etti.

2011’de iç savaşın patlak vermesinden bu yana sekizincisi yapılan toplantıda, aralarında ABD’nin de olduğu ülkeler 5 milyar euro hibe ve 2,5 milyar euro kredi olmak üzere toplam 7,5 milyar euroluk destek taahhüdünde bulundu.

Savaş mağduru Suriyeli siviller için toplanan para Birleşmiş Milletler’in (BM) 4 milyar dolarlık talebinin üzerinde gerçekleşti. Ancak önceki yıllarda verilen desteğin altında kaldı. Sivil toplum örgütleri, Ukrayna ve Gazze gibi dünyanın başka yerlerindeki çatışmaların Suriye’ye olan desteğin azalmasına yol açtığını söylüyor.

Suriye’de de en az 6 bin kişinin ölümüne yol açan geçen yılki Kahramanmaraş depremleri sonrası düzenlenen konferansta bağışçılar 10,3 milyar dolar taahhüt etmişti.

Sağlanan fonlar, savaş yorgunu Suriye’deki sivilleri desteklemenin yanı sıra Türkiye, Lübnan ve Ürdün’deki 5,7 milyon Suriyeli göçmene yönelik yılın kalanı boyunca ve 2025’te yürütülecek çalışmalarda kullanılacak.

Konferansta AB, Türkiye’deki Suriyelilere yönelik projelerde kullanılmak üzere 1 milya euro kaynak ayırdı.

Toplantıda Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de tartışıldı. Kıbrıs ve Macaristan dahil AB üyesi sekiz ülke mültecilerin geri dönüşü için Suriye’deki durumun yeniden değerlendirilmesini talep etti. Ancak toplantıyı yöneten AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bunu konuşmak için erken olduğu görüşünde.

Suriye’de insani durumun önceki yıllardan daha kötü olduğunu söyleyen Borrell, “16,7 milyon Suriyeli yardıma ihtiyaç duyuyor, bu, 13 yıl önce savaş başladığından beri en yüksek sayı” dedi. Borrell, mültecilerin “gönüllü” geri dönüş adı altında geri itilmelerine de tepki gösterdi: Şu anda mültecilerin Suriye’ye güvenli, gönüllü, bilinçli ve onurlu geri dönüşlerinin mümkün olmadığını düşünüyoruz.

İnsan hakları örgütleri de mültecilerin dönüşünden bahsetmeden önce Suriye’de ekonomik durum ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi gibi aşılması gereken zorluklar olduğunda ısrarcı.

2011’de patlak veren Suriye iç savaşında şu ana kadar yaklaşık 500 bin kişi öldü, 23 milyonluk savaş öncesi nüfusun yarısı evinden oldu. Ülkede çatışmalar büyük ölçüde donmuş durumda ancak nüfusun önemli kısmı açlık ve yoksulluğa sürüklendi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Osteoporoz Nasıl Önlenir? 8 İpucu

Osteoporoz riski erkeklere oranla kemik kütlesi daha az olan kadınlarda daha yüksektir. Ancak osteoporozu bir kadın hastalığı olarak düşünülmemesi gerekir, erkekler de bu durumdan muzdarip olabilir.

Haber Merkezi / Osteoporoz bilinen adıyla kemik erimesi, kemiğin içeriğindeki mineral yoğunluğunun azalması sonucunda kemiklerin zayıflaması ve kırılgan hale gelmesidir.

Osteoporozu önlemek ve kemikleri korumak için 10 ipucu:

Yeterli kalsiyum ve D vitamini: Kalsiyum kemik kaybını önlemek için önemlidir. 19 ila 50 yaş arasındakiler için günlük 1.000 mg kalsiyum alımı tavsiye edilir. 65 yaş ve üzerindekiler ise günde en az 700 mg kalsiyum almalıdır.

Dengeli beslenme: Dengeli beslenme yeterli miktarda fosfor ve kemikler için gerekli olan magnezyum, K vitamini, B6 vitamini ve B12 vitamini gibi diğer mineralleri almak anlamına gelir.

Alkolün sınırlandırılması: Alkolün kemik oluşumunu ve vücudun kalsiyum emilimini azalttığı düşünülmektedir. Bu nedenle alkol alımının sınırlandırılması önemlidir.

Tuzlun azaltılması: Çok fazla sodyum tüketmek vücudun kalsiyum emilimini azaltır.

Güçlendirme egzersizleri: Güçlendirme egzersizler kemikleri daha güçlü ve yoğun hale getirir. Bu nedenle haftada en az 3 gün 1 saat güçlendirme egzersizi önerilir.

Kafeinin sınırlandırılması: Kahvede bulunan kafein, kemiklerden kalsiyumu emer. Bu nedenle kafein alımının sınırlandırılması önemlidir.

Sağlıklı kilonun korunması: Sağlıklı kilonun korunması genel sağlık açısından faydalı olduğu kadar kalp hastalığı ve diyabet gibi diğer kronik durumların riskini de azaltır.

Sigara: Sigara vücudun kalsiyum emilimini azaltarak kemik kaybını arttırdığı düşünülmektedir. Bu nedenle sigara içmenin sınırlandırılması önemlidir.

Paylaşın

Potter Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Potter sendromu, hamilelik sırasında uterusta çok az amniyotik sıvı olduğunda gelişen, fetüsün fiziksel özellikleriyle karakterize edilen nadir bir durumdur. Hamilelik sırasında amniyotik sıvının yetersiz miktarda olmasına oligohidramnios denir; Amniyotik sıvının yokluğuna anhidramnios denir.

Haber Merkezi / Amniyotik sıvı gelişmekte olan fetüsü destekler, yastıklar ve korur. Hamilelik sırasında fetüse uygulanan normal basınç, amniyotik sıvının çok az olması durumunda, belirgin yüz özellikleri veya iskelet anormallikleri gibi bazı fiziksel özelliklere neden olabilir. Oligo – anhidramnios hamileliğin erken dönemlerinden itibaren mevcut olduğunda, akciğerler de az gelişmiş olur (pulmoner hipoplazi), bu da ciddi solunum güçlüklerine yol açabilir. Çoğu zaman bu duruma her iki böbreğin yokluğu (iki taraflı böbrek agenezisi) neden olur.

Buna bazen klasik Potter sendromu denir. Potter sendromu ayrıca polikistik böbrek hastalığı, hatalı biçimlendirilmiş (displastik) veya az gelişmiş (hipoplastik) böbrekler ve idrarın mesaneden boşaltılamadığı ve böbreklerde biriktiği obstrüktif üropati gibi diğer durumlardan da kaynaklanabilir. Bazen hamileliğin ilerleyen dönemlerinde amniyotik sıvı sızıntısı olabilir; bu Potter sendromuna yol açmayacaktır. Potter sendromu son derece ciddi bir durumdur ve çoğunlukla pulmoner hipoplaziye bağlı olarak doğumda veya doğumdan kısa bir süre sonra ölümcül olur.

Potter sendromunun belirti ve semptomları bir yenidoğandan diğerine değişebilir. Bununla birlikte, bu durum gelişmekte olan fetüsü etkileyen ciddi komplikasyonlarla ilişkilidir ve genellikle doğumda veya doğumdan kısa bir süre sonra ölümcül olur. Potter sendromu, böbreklerin iki taraflı agenezisinden kaynaklandığında yaşamla uyumlu değildir. Diğer nedenlerden kaynaklanan Potter sendromu da genellikle doğumda veya doğumdan kısa bir süre sonra ölümcül olur, ancak hayatta kalma şansı artar. Yenidoğan döneminde hayatta kalan bebeklerde genellikle kronik akciğer hastalığı ve kronik böbrek yetmezliği görülür.

Gelişmekte olan fetüsü koruyacak amniyotik sıvının bulunmaması nedeniyle rahim duvarlarındaki normal basınç fetüsün büyümesini ve gelişimini etkileyebilir. Bu tür bir baskı, çenenin girintili olması gibi belirgin yüz özelliklerine neden olabilir; düzleştirilmiş, basık bir burun köprüsü; normalden daha ayrık gözler (hipertelorizm); kıkırdak içermeyen alçak kulaklar (Potter kulakları); gözlerin iç köşelerinde anormal derecede belirgin deri kıvrımları (belirgin epikantal kıvrımlar); ve alt dudakların altında bir kıvrım. Bu yüz özellikleri koleksiyonuna bazen “Potter yüzleri” adı verilir.

Böbrek anormallikleri nedeniyle genellikle idrar oluşumu ve çıkışında eksiklik vardır. Her iki böbreğin yokluğu (agenezi), Potter sendromuyla ilişkili en yaygın kusurdur. Böbrekler aynı zamanda böbreklerde çok sayıda kistin gelişmesiyle karakterize edilen bir grup nadir hastalık olan polikistik böbrek hastalığı gibi böbrekleri etkileyen daha büyük bir sendrom nedeniyle hatalı biçimlendirilmiş (displastik) veya hasar görmüş olabilir. Akciğerler az gelişmiş olabilir (hipoplastik) ve yeni doğanların çoğunda doğumdan sonra ciddi solunum komplikasyonları (solunum sıkıntısı) görülür.

Bazen kolların ve bacakların gelişiminde anormallikler, omurganın yarısının oluşmaması (hemivertebra), omurganın alt kısmının yokluğu (sakral agenezi), doğuştan kalp kusurları veya katarakt gibi gözlerde anormallikler olabilir. veya göz merceklerinin yer değiştirmesi veya yerinden çıkması (prolapsus). Potter sendromlu bebekler sıklıkla prematüre doğarlar ve gebelik yaşlarına göre küçüktürler; bu da, hamileliğin ne kadar uzun sürdüğüne bakıldığında normalde beklenenden daha küçük oldukları anlamına gelir.

Potter sendromunun en sık görülen nedeni böbreklerin yokluğu, az gelişmişliği veya malformasyonudur. Her iki böbreğin yokluğu (iki taraflı böbrek agenezisi), Potter sendromuyla ilişkili en sık görülen durumdur. Böbrekler, gelişmekte olan fetüsü destekleyen, tamponlayan ve koruyan amniyotik sıvının büyük bölümünü oluşturan idrar üretir. Fetüsün korunmasına yetecek kadar amniyotik sıvı bulunmadığından, fetüsün rahim içinde gelişirken maruz kaldığı ve normalde herhangi bir soruna yol açmayan basınç, kendine özgü yüz özellikleri, iskelet anormallikleri ve diğer komplikasyonlar gibi çeşitli fiziksel özelliklere neden olabilir.

Amniyotik sıvı aynı zamanda akciğerlerin düzgün gelişimi için de gereklidir. Özellikle gebeliğin ilk yarısında amniyotik sıvının yokluğu akciğerlerin az gelişmesine (pulmoner hipoplazi) neden olacaktır.

Potter sendromu ayrıca otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı, böbrek malformasyonu, karın kaslarının yokluğuyla karakterize nadir bir hastalık (prune göbek sendromu), bazı kromozomal bozukluklar ve idrarın vücuttan atılamadığı obstrüktif üropatiden de kaynaklanabilir. ve böbreklerde birikir. Bazen Potter sendromu, amniyotik sıvının dışarı sızmasına izin veren amniyotik membranların uzun süreli yırtılmasından kaynaklanır. Bu genellikle rüptürün hamileliğin erken döneminde meydana gelmesi ve uzun süre fark edilmemesi durumunda görülür.

Çoğu durumda, Potter sendromu bilinen bir neden olmaksızın ara sıra ortaya çıkar. Ancak bazen bazı böbrek anormallikleri gibi altta yatan neden genetik olabilir. Genetik bir durumla ilgiliyse, bu durum ailede bu durumla ilgili bir öykü olmadan kendiliğinden ortaya çıkabilir veya genetik durum kalıtsal olabilir ve genetik danışmanlık önerilir.

Potter sendromunun tanısı, karakteristik semptomların tanımlanmasına, ayrıntılı hasta geçmişine, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye ve bazı özel testlere dayanmaktadır. Doğumdan önce (doğum öncesi) tespit edilmezse idrar üretiminin olmaması, spesifik (yüz) özellikler veya nefes almada zorluk Potter sendromunun belirtileri olabilir.

Yaşamla uyumlu olmayan böbreklerin iki taraflı yokluğu nedeniyle Potter sendromunun tedavisi yoktur. Tüm ailenin baş etme desteği ve yas danışmanlığı almasını sağlamak için çaba gösterilmelidir. Genetik danışmanlık önerilir. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

Diğer nedenlerden dolayı Potter sendromlu yenidoğanların genellikle nefes alma konusunda yardıma (mekanik ventilasyon) ihtiyacı olacaktır. Resüsitasyon da gerekli olabilir. Yeniden canlandırılıp canlandırılmayacağına dair kararlar ebeveynler, doktorlar ve tüm sağlık ekibiyle yakın istişarede bulunularak alınır. Böbrekleri kısmen çalışan ve akciğer fonksiyonu yeterli olan bazı yenidoğanlarda, yenidoğanlarda yoğun ve zahmetli bir tedavi olan diyalize ihtiyaç duyulabilir.

Paylaşın