Türkiye, Tarım Ve Hayvancılıkta “Dışa Bağımlı” Olma Yolunda

İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Murat Kapıkıran, “Türkiye’nin artan nüfusu ile doğru orantılı bir tarım ve hayvancılık politikası ortaya koyamadığını söyledi ve ekledi:

“Gıda üretimi politikaları çiftçiyi, üreticiyi desteklemekten uzaklaştıkça, ithalat daha cazip hale geldi. Dünyanın en büyük sanayi ülkeleri aynı zamanda en büyük tarım ülkeleridir. Türkiye ise tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olma yolunda gidiyor.”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019’da 14,9 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye’nin gıda ürünleri ithalatı, 2023 sonu itibariyle 21,1 milyar dolara ulaştı. Gıda sektörü aynı dönemde 26,5 milyar dolarlık ihracatla 5,4 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermiş olsa da, gıda ürünleri ithalatındaki yüksek fatura giderek kabarıyor.

Yüksek enflasyona karşı hala gözle görülür bir iyileşmenin yaşanmadığı Türkiye’de, milyonlarca insanın en önemli harcama kalemi olan gıda ürünlerinde fiyat artışları el yakıyor. Son açıklanan resmi verilere göre gıda enflasyonu yüzde 70 bandında seyrediyor. Bağımsız kuruluşların hesaplamalarına göre ise özellikle dar gelirlilerin gıda enflasyonu yüzde 110’u aşmış durumda. Yaz mevsiminde tarımsal üretimin artmasına rağmen başta et ve süt ürünleri olmak üzere, gıda fiyatlarında yükseliş durmuyor.

Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) dana ve kuzu kesim fiyatlarının son 2 ayda 410 TL’den 310 TL’ye kadar gerilediği belirtiliyor. Ancak üretici tarafında yaşanan bu düşüş lokanta, market ve kasaplara yansımadı. Girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle vatandaşın satın aldığı et fiyatlarındaki yükseliş sürüyor. 1 kilo dana kıyma 500-700 TL, 1 kilo kuzu kuşbaşı ise 700-800 TL civarında satılıyor. Son olarak 20 Haziran’da İstanbul’da İBB tarafından satılan Halk Ekmek’e de yüzde 60 zam geldi. Böylelikle 250 gramlık bir ekmeğin fiyatı 5 liradan 8 liraya çıktı.

Fatura giderek kabarıyor

Türkiye’de vatandaşlar bir yandan gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle sıkıntı yaşarken, diğer yandan iç talebi karşılayabilmek için gerçekleştirilen gıda ürünleri ithalatı da her geçen yıl artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019’da 14,9 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye’nin gıda ürünleri ithalatı, 2023 sonu itibariyle 21,1 milyar dolara ulaştı. Gıda sektörü aynı dönemde 26,5 milyar dolarlık ihracatla 5,4 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vermiş olsa da, gıda ürünleri ithalatındaki yüksek fatura giderek kabarıyor.

Geçen yıl ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 3 milyar 402,4 milyon dolar ile buğday oldu. Buğdayı 1 milyar 679,3 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 1 milyar 303,9 milyon dolar ile ham ayçiçeği yağı takip etti. Bu 3 ürün, geçen yıl itibarıyla toplam ithalatın yüzde 29,9’unu oluşturdu.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Murat Kapıkıran’a göre, 1980 sonrasında uygulanan neoliberal politikalar Türkiye’nin gıda ürünlerinde ithalatçı hale gelmesine neden oldu.

Türkiye’nin artan nüfusu ile doğru orantılı bir tarım ve hayvancılık politikası ortaya koyamadığını dile getiren Kapıkıran, “Gıda üretimi politikaları çiftçiyi, üreticiyi desteklemekten uzaklaştıkça, ithalat daha cazip hale geldi. Dünyanın en büyük sanayi ülkeleri aynı zamanda en büyük tarım ülkeleridir. Türkiye ise tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olma yolunda gidiyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de tarımsal üretimin artık kimse için cazip olmadığını, tarımsal üretim düştükçe fiyatların daha da arttığını vurgulayan Kapıkıran, şunları söylüyor:

“Türkiye’de şu anda kırsal nüfusun yaş ortalaması 58. Bunlar da 3 -5 sene içerisinde tarım yapamayacak hale gelecekler. Şu anda Türkiye nüfusu içinde tarım nüfusu yüzde 5,4’e kadar inmiş durumda. Kendi topraklarımızı ekme geleneğimizi yitirmeye başladık. Gençler, orta yaşlılar tarım ve hayvancılık yapmak istemiyor. Çünkü garantisi yok, geçinemeyeceğini düşünüyor. Neredeyse Konya büyüklüğünde bir tarım arazisi artık ekilmez duruma geldi. Bu ekilmezlikle beraber de üretilen ürün yani gıda güvencesini tehlikeye atar duruma geldik.”

2023’teki gıda ithalatında, buğday nedeniyle Rusya ve Ukrayna ilk sırada yer aldı. Sektörel bazda ise en fazla ithalat 5 milyar 119 milyon dolar ile hayvan yemi, 3,7 milyar dolar ile un ve 3,5 milyar dolar ile bitkisel yağ sektörlerinde gerçekleştirildi. Aynı dönemde et fiyatlarını düşürmek için yapılan canlı hayvan ithalatı ise 1,2 milyar dolar oldu.

Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu’nun (TGDF) TÜİK’in dış ticaret verilerini temel alarak hazırladığı TGDF Dijital Veri Paneli’ne göre, 2024’ün ilk 4 ayındaki gıda ürünleri ithalatı ise 7,5 milyar dolara ulaşmış durumda. 2024 sonunda gıda ürünleri ithalatının yaklaşık 25 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Gıda ithalatında hayvan yeminin ilk sırada yer almasının tarım politikalarındaki yanlışları gösteren çarpıcı bir işaret olduğunu vurgulayan Kapıkıran, “Türkiye hayvanlarını besleyecek meralarını koruyamadı. Meralar yapılaşmaya açıldı; mera arazilerinde madencilik ruhsatları, otel ruhsatları verildi” diyor.

Resmi verilere göre, Türkiye’de toplam mera arazisinin 14,5 milyon hektar civarında olduğuna işaret eden Kapıkıran, “Ama bizim sahadan aldığımız bilgiler aslında bunun 10 milyon hektarın altına düştüğü yönünde. Bu yüzden son 10 yılda yalnızca hayvan yemine değil, sadece hayvan ithalatına 10 milyar dolara yakın para harcadık” diye konuşuyor.

Kapıkıran’a göre, yakın gelecekte çiftçinin birikimini korumayan bir tarım politikası nedeniyle, Türkiye’de tüketicilerin gıda ürünlerini sürekli artan fiyatlarla almaya devam edecek.

Son açıklanan resmi verilere göre, Türkiye’de gıda enflasyonu Mayıs 2024 sonu itibariyle yüzde 70,1 düzeyinde seyrediyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi’nin resmi verileri baz alarak yaptığı hesaplamalara göre ise, TÜİK’in hesapladığı gıda enflasyonu gerçeği yansıtmaktan uzak.

DİSK-AR’ın TÜİK verilerinden yararlanarak yaptığı hesaplamaya göre, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 86,1 olurken, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubuna mensup milyonlar insanın gıda enflasyonu ise yüzde 110,1 olarak gerçekleşti.

Dünyada düşüyor, Türkiye’de artıyor

Pandemi dönemi hariç tutulduğunda son 10 yıldır gıda fiyatları küresel ölçekte düşerken, Türkiye’de ise giderek artıyor.

İstanbul Kültür Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, 2023’te OECD ülkelerinde gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 11 düşerken, Türkiye’de resmi verilere göre yüzde 78 arttığına işaret ediyor. Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın yüksek enflasyondan en çok etkilendiği alanın gıda olduğunu kaydeden Prof. Alçın, “Geniş halk kesimlerinin harcamaları 3 alanda yoğunlaşıyor: Gıda, ulaştırma ve barınma. Sadece tüketici açısından değil, tarım üreticisi açısından da tablo çok kötü. Örneğin son bir yıl içerisinde süt fiyatı markette yaklaşık iki katına çıkmışken süt üreticileri geçtiğimiz yıldan bu yana ancak yüzde 12 düzeyinde fiyat artışı gerçekleştirebildi” şeklinde konuşuyor.

Yüksek gıda fiyatlarını engelleyemeyen Türkiye’nin son 40 yılda ‘tarımsızlaşma’ politikalarının sonuçlarını yaşadığını ifade eden Sinan Alçın, “Mevcut enflasyon hem temel besinlerini almakta zorlanan tüketiciyi hem de tarımsal üretici ve besiciyi canından bezdirmiş durumda” diyor.

Normalde yaz aylarında üretimin artmasıyla gıda fiyatlarının düşüşe geçtiği Türkiye’de, son 3 yıldır yaz aylarında fiyat düşüşleri yerine artışlar olduğuna vurgu yapan Alçın’a göre, gıda üretiminin yaz aylarında enflasyon üzerindeki olumlu etkisi giderek kayboluyor. Alçın, “Mevcut olumsuz tabloya bakacak olursak, gıda ürünlerinde fiyat artışlarının devam edeceğini söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Paylaşın

Çin, Ay’ın Karanlık Yüzünden Örnekler Getiren İlk Ülke Oldu

Çin’e ait uzay aracı Chang’e-6, Ay’ın karanlık yüzünden aldığı örneklerle Dünya’ya dönerek tarihe geçti. Bilim insanları, uzay kapsülünün içindeki örneklerin, en yakın komşumuz olan Ay’ın nasıl oluştuğuna dair yeni bir pencere açabileceğini söylüyor.

Bu başarı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in “ebedi hayal” diye adlandırdığı dominant uzay gücü olma hedefi açısından önemli bir adım anlamına geliyor. Tebrik mesajı yayımlayan Şi, “uzay, bilim ve teknoloji açılarından güçlü bir ülke yaratmak için bir başka dönüm noktası niteliğindeki kazanım” ifadesini kullandı.

Çin’in keşif aracı bugün geri dönerek tarihi görevini başarıyla tamamladı. Ay’ın uzak yüzünden numune toplayıp bunları Dünya’ya getiren ilk uzay aracı, Chang’e-6 oldu.

Devlet kanalı CCTV, keşif aracının modülünün yerel saatle 14.00’te (Türkiye saatiyle 09.00) ülkenin İç Moğolistan bölgesindeki önceden belirlenmiş bölgeye indiğini bildirdi. Yapılan canlı yayında, modülün paraşütle inmesinin görev kontrol odasında alkışlarla karşılandığı görüldü.

Odadaki Çin Ulusal Uzay İdaresi Başkanı Zhang Kejian, “Chang’e-6 Ay keşif görevi tam bir başarıyla sonuçlandı” dedi.3 Mayıs’ta fırlatılan Chang’e-6’yla Çin şimdiye kadar gerçekleştirdiği en karmaşık görevi tamamlamış oldu.

Bu başarı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in “ebedi hayal” diye adlandırdığı dominant uzay gücü olma hedefi açısından önemli bir adım anlamına geliyor. Tebrik mesajı yayımlayan Şi, “uzay, bilim ve teknoloji açılarından güçlü bir ülke yaratmak için bir başka dönüm noktası niteliğindeki kazanım” ifadesini kullandı.

Chang’e-6’nın toplam ağırlığı iki kilogramı bulan Ay tozu ve taşı getirdiği tahmin ediliyor. Getirilenleri önce Çinli bilim insanları inceleyecek, diğerlerinin erişimineyse onlardan sonra açılacak.

Örnekler, Ay’ın uzak yüzünde bulunan, Dünya’dan asla görülmeyen ve 4 milyar yıl önce oluştuğu düşünülen bir çarpma krateri olan Güney Kutbu-Aitken Havzası’ndan bir sonda ve robotik kolla alındı.

Örneklerin analiziyle Ay, Dünya ve Güneş Sistemi’nin nasıl oluşup geliştiği konusunda daha fazla bilgi edinilebilir. Chang’e-6, Çin’in Ay’daki kaynaklardan faydalanma hedefine de yardımcı olabilir.

Bilim insanları örneklerin hangi bulguları ortaya çıkaracağını merakla bekliyor. Brown Üniversitesi’nden gezegen bilimcisi James Head, “Bu bir altın madeni, hazine sandığı. Uluslararası bilim camiası bu görevden dolayı çok heyecanlı” dedi.

Hong Kong Üniversitesi’nden gezegen jeoloğu Yuki Qian da hem bilim dünyasının bazı sorularının yanıtlanacağını hem de Ay’daki kaynakların değerlendirilmesi için önemli bir adım atıldığını vurguladı.

Pekin, 2030’a kadar Ay’a insan göndermeyi ve uydunun Güney Kutbu’nda bir araştırma üssü kurmayı planlıyor. Buzlaşmış su bulunduğuna inanılan bu bölgede ABD de benzer bir yapı oluşturmak istiyor. ABD de Artemiz göreviyle 50 yılı aşkın süre sonra 2026’ya kadar Ay’a astronot göndermeyi hedefliyor.

NASA Başkanı Bill Nelson, nisanda ABD’li parlamenterlere yaptığı konuşmada iki ülkenin yarış halinde olduğunu bildirmişti:

Güney Kutbu’na ilk onların gidip sonra ‘Burası bizim bölgemiz, siz gelmeyin’ demelerinden endişeleniyorum. Orada su olduğunu düşünüyoruz, su varsa roket yakıtı da vardır. 2026’da Chang’e-7’yi ve 2028’deyse Chang’e-8’i Ay’a göndermeye hazırlanan Çin ise uzaydaki keşiflerinin tüm insanlığa faydalı olacağını savunuyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özel’den “Tasarruf Paketi” Tepkisi: Yoksullaşan Vatandaş Zenginleşen Yandaş

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Açıkladıkları tasarrufun tümünü yapsalar 100 milyar TL yani bu yılın bütçesinin yüzde 1’i bile değil. Ama emekçinin servisini kaldıralım, öğretmen atamayalım, emekliye, asgari ücrete zam vermeyelim diyorlar” dedi ve ekledi:

“Daha 1 ay geçti temsil ve ağırlama gideri 7 kat, 350 milyon TL artmış. Haberleşme gideri bir ayda 150 milyon TL artmış. İkisinin toplamı yarım milyar. Yani 100 milyar tasarruf edecek olanlar 2 kalemde yarım milyar israf etmiş.

Araç kiralama, kamu binası kiralama giderleri azalmamış artmış. Geçen sene Merkez Bankası 800 milyar TL zarar etti, KKM’ye 1.2 trilyon verdiler, Kamu özel işletmelerine 3 yılda 675 milyon ödeyecekler. Bütçeden faize 1.3 trilyon ödenecek. Yoksullaşan vatandaş zenginleşen yandaş.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Geçtiğimiz hafta Diyarbakır ve Mardin’de 15 bin hektar alan yandı ve 15 vatandaşımızı kaybettik. Heyetimiz acılı ailelerin yanındaydı, taziyede bulundular. En kısa zamanda ben de taziye için gitmeyi planlıyorum. İçişleri Bakanlığı’nın doğru söylemediği, meselenin bir anız yangınından kaynaklanmadığı ortaya çıktı.

Çok sayıda rapor DEDAŞ’ın inanılmaz ihmallerini anlatıyor. DEDAŞ bölgenin en çok şikayet edilen kurumudur. En çok Urfa’da şikayet ediliyor. Urfa’yı kavurucu sıcakta elektriksiz dolayısıyla susuz bırakıyor. Diyaliz, solunum cihazlarına bağlı insanların hayatı tehlike altında. Düşük yüksek voltaj nedeniyle aletler bozuluyor, tazminat talepleri kabul edilmiyor. Bu özelleştirmeler yapılırken karşı oylarımızı, raporlarımızı dinlemediler. Tam da bunu söyledik.

Elektrik yaşam hakkıdır, böyle stratejik bir alanı özelleştirmeyin, dedik. Şimdi orman yangınına bakın 15 can DEDAŞ’ın ihmalinden kaynaklanıyor. Bütün itirazlara rağmen iyileştirme yapılmadığı gibi dezenformasyon yapılıyor. Kaçak kullanılıyor da ondan oluyor diyorlar. Kaçak kullanan varsa ona yapılacak başkadır. Meclis açılır açılmaz ilk iş orman yangınları konusunda araştırma önergesi verdik. Yangınlar tüm yönleriyle araştırılmalı.

Açıkladı tasarrufun tümünü yapsalar 100 milyar TL yani bu yılın bütçesinin yüzde 1’i bile değil. Ama emekçinin servisini kaldıralım, öğretmen atamayalım, emekliye, asgari ücrete zam vermeyelim diyorlar. Daha 1 ay geçti temsil ve ağırlama gideri 7 kat, 350 milyon TL artmış. Haberleşme gideri bir ayda 150 milyon TL artmış. İkisinin toplamı yarım milyar.

Yani 100 milyar tasarruf edecek olanlar 2 kalemde yarım milyar israf etmiş. Araç kirama, kamu binası kiralama giderleri azalmamış artmış. Geçen sene Merkez Bankası 800 milyar TL zarar etti, KKM’ye 1.2 trilyon verdiler, Kamu özel işletmelerine 3 yılda 675 milyon ödeyecekler. Bütçeden faize 1.3 trilyon ödenecek. Yoksullaşan vatandaş zenginleşen yandaş.

6 Şubat depreminin üzerinden 16 ay geçti. Bir arpa boyu yol alınmadığını, hayatın konteyner, çadır ya da göç edilen yakınların yanında sürdüğünü ama kimsenin yüzünün gülmediğini söylemeliyim. 1 yılda 650 bin konut sözü verenler 1,5 yılda 79 bin konut yaptılar. Sözlerinin yüzde 12’sini tuttular, önemli bir kısmı köy evi. Malatya’daki ortalama yüzde 6,7. Bu sıcakta çadırda, konteynerda sağlık sorunlarıyla karşı karşıyalar.

3 ayda bütün şehirlerde sadece 2500 konut teslim ettiler. Bütün ilgili odalar, muhalefet partiler bu yöntemle bu konutlar olmaz demişti. Bu ay kira yardımı da bitiyor. Uzatmayı da düşünmüyorlar. Bu konuda hem sağduyulu, meseleyi bir siyasi çekişme haline getirmeden hızla bir çözüm bekliyoruz. Gerekli öneride bulunacağız. Ne halleri varsa görsün diyorlarsa bilsinler ki deprem bölgesindeki kimse sahipsiz değildir.

Deprem bölgesinde en önemli itiraz belirsizlik. Az hasarlı konutlara ‘yap geç’ diyorlar. Borç harç yapınca ‘rezerv alan ilan edildi’ diyorlar onu da alıyorlar. Orta hasarlı evlere yıkılacak dediler, gittim kapıyı pencereleri söktüm sattım harçlık yaptım, şimdi diyorlar ki oturun, evde bir şey kalmadı. Bu belirsizlik olacak iş değil. Bu iki mesele çözülmeli. Kiracılar hak sahibi sayılmadığı için yeni konutlardan yararlanamıyor.

Eurosat verilerine göre Türkiye kira artışlarında Avrupa birincisi oldu. İkinci Macaristan. Pandemi, kriz, enflasyon her yerde oldu. Herkes tedbir aldı, bizimkiler almadı. Geçen sene yüzde 125. Avrupa’da en yüksek 12 Türkiye’de 125. Kira artışına tavan koyan tek ülke biziz. AB ülkeleri yüzde 3’te tutmuş. Bir de birileri yönü batıdan çeviriyor.

Şimdi de ev kirasına yüzde 20 stopaj getiriyorlar. Her ev sahibi olan zengin değil artık. Nerde görülmüş stopajı ev sahibinin verdiği. Ev kiralarına yansımazsa gelin bana sorun. Kim nereye vergi getiriyorsa aslından garibanın sırtına yüklüyor.

Memleketi 22 yıldır yönetenler batırmaktan beter etmişler, hala yalan yanlış işlerde ısrar ediyorlar. Ana muhalefet partisi gel ben sana anlatayım deyince,’ ortak program mı çalışacaklar’ diyorlar. ün müstakbel ekonomi bakanımız Yalçın Karatepe, zengine rasyonel vatandaşa irrasyonel politikacıların uygulayıcısı Mehmet Şimşek’le görüştüler. Siyaset hem müzakere hem mücadele işi. Bu krizin müsebbibi toplumun kırılgan kesimleri değil. Bu krizi onlar yaratmadı.

Bu krizi bütün dünya yönetirken yönetmeyen anlayış, yoksuldan zengine kar aktaranlar, bilerek enflasyonist ortam yaratanlar, seçim ekonomisi uygulayanlar, Ecevit’ten yüzde 29 enflasyonla alıp yüzde 100’lere çıkaranlar yarattı. Emekliler, emekçiler, esnaf kemer sıkacak, senin yandaşlar bir düğme daha açacak, öyle yağma yok demeye gittik. Emekliye 10 bin TL maaş olmaz 25 bin TL olsun demeye gittik. Önce asgari ücret yapın biz gelince 1,5 asgari ücret yapacağız dedik. Geldiklerinde 2 koç alıyordu emekliler, şimdi 2 emekli 1 kurban kesemiyor.

Asgari ücret 10 bin 2 lira. Verildiğinden beri yüzde 25 eridi. Gerçek gıda enflasyonu, asgari ücret yüzde 41 eridi. Açlık sınırının altında. Karatepe’nin ‘bir değişiklik iradesi görmüyorum’ dediği asgari ücrete zam yapmayacaklarına niyetlenmeleridir. Bu insanları açlığa sürüklemenize izin vermeyeceğiz.

Tarım meselesinde taban fiyatlar mutlaka düzenlenmeli. Kredi kartlarının yüksek faiz oranları acilen düşürülmeli. Faizden alınan yüzde 30 vergi sıfırlanmalı. Çiftçi ve esnafın faizleri bir kereye mahsus silinmeli.

Bir de makro önerimiz var; vergide adalet istiyoruz. Çok kazananın çok, az kazananın az vergi vermesini istiyoruz. Dolaylı vergi yüzde 68. Yüzde 21 herkesin aldığı maaşlarından kesilen vergi. CHP iktidarında vergide adalet gelecek, Mehmet Şimşek istediği kadar dirensin. 226 milyar TL gelir elde etmeye çalışıyorlar. Geçen sene yandaş müteahhitlerin 660 milyar TL kesinleşmiş vergisini mücadele etti. 226 milyar için emeklinin, emekçinin, çiftçinin, esnafın boğazına çökecekler.

Peki ne yapacağız? Anlattık ama anlamadılar. O zaman hepinizi 30 Haziran günü emeğin başkenti Kocaeli’ne bekliyoruz. Asgari ücrete, emekli maaşına, çaya buğdaya zammı söke söke almak için bütün geçinemeyenleri Kocaeli’ne bekliyoruz.”

Bahçeli’ye geçmiş olsun mesajı

Grup toplantısı çıkışı gazetecilerin Bahçeli ile ilgili sorusunu yanıtlayan Özel, “Kendisine geçmiş olsun diliyorum. Konuşmada MHP ile ilgili kısmı da o yüzden atladık. Acil şifalar diliyorum” dedi.  Özel, Yılmaz Özdil ile ilgili soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Paylaşın

Şimşek’ten CHP İle Görüşme Açıklaması: Normalleşme Ruhunu Zedelemez

CHP’li Yalçın Karatepe ile görüşmeye ilişkin açıklamada bulunan Mehmet Şimşek, “Gündeme getirilen tüm konularla ilgili perspektifimizi şeffaf bir şekilde kendilerine anlattık. Önerilerini, demokratik nezaket ve ekonomik-mali gerçekler kapsamında not ettik” dedi ve ekledi:

“Ayrıca uyguladığımız ekonomi programımıza ilişkin detaylı bir de sunum yaptık. Ancak sonrasında görüşmeye ilişkin kamuoyuna yönelik mesajlarının tribün ve taraftar kaygısıyla verilmiş olduğunu izledik. Umarım bu tutum ve yaklaşım diyalog ve normalleşme ruhunu zedelemez.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe arasında dün gerçekleşen görüşme gündemdeki yerini koruyor. Karatepe’nin görüşme sonrası yaptığı açıklamalarla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayı ile Karatepe’yi ağırladıklarını ve protokol kurallarını uygulamadan binanın girişinde karşıladığını söyledi.

Mehmet Şimşek, “Gündeme getirilen tüm konularla ilgili perspektifimizi şeffaf bir şekilde kendilerine anlattık. Önerilerini, demokratik nezaket ve ekonomik-mali gerçekler kapsamında not ettik. Ayrıca uyguladığımız ekonomi programımıza ilişkin detaylı bir de sunum yaptık. Ancak sonrasında görüşmeye ilişkin kamuoyuna yönelik mesajlarının tribün ve taraftar kaygısıyla verilmiş olduğunu izledik. Umarım bu tutum ve yaklaşım diyalog ve normalleşme ruhunu zedelemez” dedi.

Ne olmuştu?

Karatepe ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, “Görüşmede dört ana talep ilettik. Asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarla ciddi şekilde artış yapılması, tarımsal desteklerin arttırılarak tarım kanununun öngördüğü şekilde yüzde bir oranında çiftçilere ödenmesi, bu kapsamda şimdiye kadar açıklanmış olan çay ve buğday gibi alım fiyatlarının güncellenmesi ve dördüncü olarak da ekonomide önemli sorunlardan birisi olarak gördüğümüz vergide adaletsizliğin giderilmesi. Biz bu önerilerimizi sunduk ve takipçisi olacağız. Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük” demişti.

Paylaşın

Musa Eroğlu Kimdir? Hayatı, Albümleri

1946 yılında Mersin‘in Mut ilçesine bağlı Kumaçukuru köyünde dünyaya gelen Musa Eroğlu, Alevi Tahtacı Türkmenleri’ndendir. Musa Eroğlu, ortaöğrenimini Mut’ta tamamladı.

Küçük yaşlarda müziğe ilgi duyarak bağlama çalmaya başlayan Musa Eroğlu, 1964 yılında Ankara‘ya taşındı. Musa Eroğlu, Ankara Radyo’sunda “Radyo Sanatçısı” olmak için imtihana girdi, kazanamadı. Eroğlu, 1971 yılında tekrar girdi bu sefer kazandı.

1966 yılında askere giden Musa Eroğlu, askerlik dönüşü ilk plağını 1969 yılında “İkimiz Toprağa Girelim Elif” ismiyle çıkardı. Taşeli yöresinin türküleri: İrfaniye, Kullar Olam, Sarı Yaylam, Yatamadım Kasavetten, Aman Ayşam vb. türküleri derleyerek TRT reperatuarına kazandırdı. Musa Eroğlu, daha sonra 1970 ve 1980’li yıllarda TRT de mahalli sanatçı olarak çalıştı.

Türkiye genelinde “Mihriban” türküsüyle tanınmaya başlayan Musa Eroğlu, sanat yaşamı boyunca; Bedia Akartürk, Neşet Ertaş, Orhan Gencebay, Belkıs Akkale, İbrahim Tatlıses, Aşık Mahsuni Şerif, Gülşen Kutlu, vb. birçok sanatçıyla beraber çalıştı. Musa Eroğlu, sayısız derleme yaptı.

Musa Eroğlu, Yolun Sonu, Halil İbrahim, Telli Turnam gibi sözleri Karacaoğlan‘a ait birçok türkü ve değişik ozanlara ait birçok türkünün bestesini yaparak Türk Halk Müziğinin zenginleşmesine katkıda bulundu.

1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca Devlet Sanatçısı unvanı verilen Musa Eroğlu, Türk Halk Müziğinin genç kuşaklara sevdirilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılması için büyük bir çaba içindedir. Eroğlu, evrensellik normları içinde Sevda Türküleri yanı sıra müziğin protest boyutuna da bağlı kalarak toplumsallık çizgisini geliştirdi.

Musa Eroğlu’nun albümleri: Yaralı Turnam, Bu Dünya, Yaz Gelir, A Kuzum, Muhabbet 1 (Arif Sağ ve Muhlis Akarsu ile birlikte), Muhabbet 2 (Arif Sağ ve Muhlis Akarsu ile birlikte), Muhabbet 3 (Muhlis Akarsu, Arif Sağ ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 4 (Arif Sağ ve Yavuz Top ile birlikte), Muhabbet 5 (Muhlis Akarsu, Arif Sağ ve Yavuz Top ile birlikte),

Seher Oldu Ey Nigarım, Muhabbet 6 (Muhlis Akarsu ve Yavuz Top ile birlikte), Yummayın Kirpiklerini, Divane Gönlüm Benim, Muhabbet 7 (Muhlis Akarsu ve Yavuz Top ile birlikte), Bir Yanardağ Fışkırması, Garip Yolcu, Benim Dünyam, Kevser Irmağı / Sevda Yükü, Yol Ver Dağlar, Bin Yıllık Yürüyüş 1, 2, Musa Eroğlu 94, Ömrüm Sana Doyamadım,

Halil İbrahim / Kerbela Destanı, Bağlama Resital 1,2 (Arif Sağ ile birlikte), Semahlarımız, Musique Instrumentale D’Anatolie (Arif Sağ ile birlikte), Kavimler Kapısı Anadolu, Bir Nefes Anadolu, Sele Verdim, Sazımızla Sözümüzle 2 (Güler Duman ile birlikte), Dedem Korkut, Armağan 1 (Yusuf Gül ile birlikte), Semahlar, Zamansız Yağmur, Musa Eroğlu ile Bir Asır, Taşeli Türküleri, Turnaların Göçü (Yeni Türküleriyle),

Paylaşın

Mustafa Çağlar Kimdir? Hayatı, Albümleri

1910 yılında Midilli Adası’nın Kapya köyünde dünyaya gelen Mustafa Çağlar, 27 Ocak 1961 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Mustafa Çağlar, Türkiye – Yunanistan nüfus mübadelesi ile ailesiyle Türkiye’ye göç etti.

Mustafa Çağlar, askerlik hizmetini yaptığı sırada, sanat ve sanatkâr hamisi olan Balıkesir valisi Ali Hikmet Paşa’nın Balıkesir’de kurmuş olduğu cemiyet girdi. Sesinin güzelliği ile dikkat çeken Mustafa Çağlar, yeni imkânlar aramak için İstanbul’a taşındı ve bir paşanın aracılığı ile Darüttalimi Musiki Cemiyeti’ne kaydoldu.

Neyzen İhsan Bey ile Fahri Kopuz’dan yararlanan Mustafa Çağlar, diğer taraftan Refik Fersan, Kemal Niyazi Seyhun ile Münir Nureddin Selçuk’dan ders alarak musiki bilgisini ilerletti. 1941 yılında o da diğer sanatkarlar gibi Ankara Radyosu’na nakleden Mustafa Çağlar, bir süre sonra geri İstanbul’a dönerek Belediye Konservatuarı İcra Heyeti’ne girdi.

Paylaşın

Mustafa Keser Kimdir? Hayatı, Albümleri

1 Ocak 1945 yılında Elazığ’ın Maden ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Keser, ilk ve orta tahsilini Maden’de, lise tahsilini ise Diyarbakır Ziya Gökalp ve Sivas 4 Eylül Lisesi’nde tamamladı.

Babası müzisyen olan Mustafa Keser, ortaokul ve lise yıllarında keman, ud, bağlama gibi enstrümanları iyi derecede çalmasını öğrendi.

Mustafa Keser, 1975 yılında TRT’nin açmış olduğu amatör ses yarışmasını Türk Halk Müziği dalında kazandı ve 1982 yılına kadar TRT İzmir Radyosu’nda mahalli sanatçı olarak görev yaptı. Mustafa Keser, Kani Karaca’dan müzik dersleri aldı.

Mustafa Keser’in albümleri: Ahu Gözlüm, Bana Kötü Diyen, Seviyorum – Çaresizim, Üzüm Gözlüm, Tutku, Sabır.

 

Paylaşın

Mustafa Küçük Kimdir? Hayatı, Albümleri

1951 yılında Sivas’ın Akıncılar ilçesinde dünyaya gelen Mustafa Küçük, Karadeniz müziği ve Türk halk müziği sanatçısıdır. Mustafa Küçük’ün 30’un üzerinde albümü bulunmaktadır.

1986 yılında “Kanlı Su” adlı sinema filminde oyuncu olarak yer alan Mustafa Küçük, 2015 yılında iki tv dizisinin ses ekibine katkıda bulundu.

Mustafa Küçük’ün albümleri: Çoban Kayası, Gidelim Bizim Yaylaya, Vazgeçemem, Göç Var, Mustafa Küçük – Gözler Albümü, Gözler, Dünden Bugüne, Yandım Oğul, Yavrum, Oyun Havaları, Nostalji 1, Sen Hancı Ben Yolcu / Cıngıllım, Ağla Fırat, Ceylanı Vurdular Erzincan Depremi, Kuşlar Söylesin, Başı Pare Pare, Ali Dayı, Acı Su, İnkar Etme, Helkeler Kolunda, Albümleri, Neredesin, Ahu Gözlüm, Sarhoş.

Mustafa Küçük’ün popüler türküleri: Demeyin, Yavrum, Yaş Leyla Leyla, Sorma Doktor, Vazgeçemem, Cıngıllım, Açma Bugün Perdeleri, Suşehri Yolları, Ben Köyümün Delisiyim, Erken Ayrıldık.

Paylaşın

Bahçeli’den “Cumhur İttifakı” Açıklaması: Bizden İyisi Şam’da Kayısı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Cumhur İttifakı, Türk milletinin ruh köküdür, kararlılıkla yoluna devam edecektir. Demokrasinin asıl gücü çeşitli bakış açıları üzerine muhakeme yürütme çabasında gizlidir” dedi ve ekledi:

“Kafamız milletin gündemiyle meşgul. Osman Kavala ile terörist Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta milli haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin rafa kaldırılmasına tamam dersek, sesimizi kısarsak, sen de buyur, ne isterseniz yapın mesajı verirsek, bizden iyisinin Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“20 Haziran günü Diyarbakır ile Mardin arasındaki anız yangınlarından zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Mağduriyet yaşayan insanlarımıza devletimizin cömert eli uzanacaktır. MHP olarak sürecin takipçisi olacağımızı bu vesileyle paylaşmak istiyorum. Yangının çıkış nedenleri tespit edilecek, gerekli hukuki tasarruf yapılacaktır. Bu konuda biraz sabırlı olmak lazımdır. Anız yangınını bahane ederek potansiyel nefretlerini dışa vuran kimler varsa tescilli Türkiye muhalifidir.

Diyarbakır Barosu’nun sipariş açıklamasıyla hangi emeli canlı tutmak istediği gözden uzak tutulamaz. Bin yıllık kardeşliğimizi ateş altına almak isteyen provokatörler az çok bellidir. Onların oyununu bozmak hepimize düşen milli görevdir. Puslu havalarda girdikleri deliklerden birer ikişer ortaya çıkarak rant devşirmenin, yalan sahasını genişletmenin yakasından tutmak, milli ahlak ve adaletin varoluş gayesidir. Kürt kökenli kardeşlerimizi istismar edenler tüm çirkin suretleriyle açıktadır.

Şu günlerde karamsar ve kaotik tablo çizenler revaçtadır. Gerçi iyimserlik için az gerekçemiz olduğu da malumdur. 3. dünya savaşıyla ilgili alarm zilleri çalanlara yenileri eklenmektedir. Bazı Avrupa ülkeleri silahlara ciddi bütçe hazırlıyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı, dünyada 3 ya da 4 ay içinde büyük bir çatışmanın yaşanacağını iddia etmiş, Trump ise dünya savaşı çıkmadan kasım ayındaki seçime kavuşabilme umudunu dillendirmiştir.

İngiliz Economist de savaş manşetleri atmıştır. Son zamanlarda yeni bir dünya savaşı riski telaffuz edilmektedir. Gerek devlet hafızasında gerekse da maşeri hafızalarda her şey mahfuzdur. Türkiye’nin de aralarında gösterildiği 34 ayrı ülkede kanlı çatışmaların varlığından bahsedilmiştir. Dünya çatışma haritası çizilirken bölgelere göre devlet temelli çatışmalardan etkilenen ülkeler kategorisinde Türkiye’nin gösterilmesi bize göre haksızlıktır. Bunun gereği meşru müdafaa gereğinde terörle mücadelemizden duyulan rahatsızlıktır.

Azılı katil savaştan vazgeçmeye hazır olunmadığından ancak Hamas’la kısmi anlaşmadan bahsediyor. Savaşın Orta Doğu’ya sıçrama riski irtifa kazanıyor. Lübnan’ın 2. Gazze olmasına karşı dünya uyarılıyor. İsrail’in Lübnan sınırına yığınak yapması, Hizbullah’ın füzeli saldırıları tansiyonu artırıyor. ABD’nin uzaktan seyretmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Kızıldeniz’de bulunan bir ABD uçak gemisinin Akdeniz’e doğru yola çıkması, savaş ve silah baronlarının iştahını kabartmaktadır. Türkiye’nin bulunduğu geniş coğrafyada fırtınalar kopmaktadır. Tayvan meselesinden dolayı ABD ile Çin arasında gerilime neden olan Hint-Pasifik kaynamaktadır. Irak ve Suriye üzerinde oyun oynanmaktadır. Balkanlar ve Anadolu kuşatmak altındadır. ABD haydi neyse İran’ın PKK’ya drone ve füze sevkiyatı iddiaları gündeme yansımaktadır. Doğu ve Kuzey Afrika bunalım kapanındadır. Doğu Avrupa ülkeleri huzursuz ve sancılıdır.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin’den sonra Kuzey Kore’ye gitmiş, anlaşmaları imzalamıştır. Putin’in NATO’nun Asya-Pasifik’e odağını kaydırdığını ve buna karşı mücadele edeceklerini söylemesi tedirginliği tırmandırmaktadır. Ukrayna Barış Zirvesi’nde Türkiye’nin egemenlik hukuku, Lozan Anlaşması’nın ilgili hükümleri yok sayılmıştır. Fener Rum Patriği’nin sınırları bellidir. İdari açıdan Fatih Kaymakamlığı’na bağlı olmakla birlikte seçilmiş patrik de Türk vatandaşıdır. Türkiye sınırları içinde Konstantinopolis diye bir şehir yoktur. Ekümenik unvanının hukukiliği, meşruluğu yoktur. Aksi iddiada bulunanların alayı Bizans sevdalısıdır. İstanbul’u 2. Vatikan’a dönüştürmeye hiç kimsenin gücü yetmez.

“Bizden iyisi Şam’da kayısı”

Cumhur İttifakı, Türk milletinin ruh köküdür, kararlılıkla yoluna devam edecektir. Demokrasinin asıl gücü çeşitli bakış açıları üzerine muhakeme yürütme çabasında gizlidir. Kafamız milletin gündemiyle meşgul. Osman Kavala ile terörist Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta milli haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin rafa kaldırılmasına tamam dersek, sesimizi kısarsak, sen de buyur, ne isterseniz yapın mesajı verirsek, bizden iyisinin Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır.

Ona buna pabuç bıraksaydık, kurşunlara, bombalara, cani hesaplara düğme ilikleyip saklansaydık sorarım sizlere, şehitlerimize ne diyecektik? Birbirimizin yüzüne nasıl bakacaktık? Bazı televizyon kanalları, satılmış köşe yazarları MHP ile yatıp MHP ile kalkıyorlar. Bunlara siyaseten her türlü desteği verip sözcülüğüne talip olan CHP’nin başkanı da kale duvarlarımızı taşa tutuyor. Bu şahsın o iki kişi diyerek sistematik suçlayıp saldırdığı değerli arkadaşlarım, benim ülküdaşlarımdır ve partimizin saygın isimleridir.

CHP Genel Başkanı bizim iki arkadaşımıza değil, sağında solunda yuvalanan Türkiye düşmanlarına baksa daha tutarlı, daha dengeli davranış içinde olacaktır. Bizim tek bir ülküdaşımız bile bunların alayına yetecektir. CHP’nin normalleşme maskeli sahtekar politikası anormalleşmeden başka bir şey değildir. Bizi Türkiye İttifakı denen harabeye davet etmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Kurnaza bakar mısınız? Cumhur İttifakı’na karşı başlattığı yarma harekatını takdim etmek için olmadık metotları devreye sokuyor. CHP’nin normalleşmesi, PKK’nın normal görülmesidir.

1 Temmuz’da başlayacak malum cinayet davası ile partimizi ilişkilendirmek için tek ayak üstünde 40 yalan söylerler. Kimin kimlerle iş tutuştuğunu, sağda solda neler konuşulduğunu çok iyi biliyoruz. Davamızı 3-5 çapulcunun keyfine göre yargılatamayız. Ortalıkta gezen kuklaların başlarının tahrikiyle MHP’yi ve Ülkü Ocakları’nı sorgulatamayız. Bizi sindirmeye çalıştıklarını görmedik mi sanılıyor? MHP ile aşık atılamaz. 1 Temmuz’daki davaya sadece avukatlarımız katılacak, bunun dışında kimse ortalıkta bulunmayacaktır. Kim ne biliyorsa mahkemeye sunsun da hepsinin ense tıraşını görelim.”

Paylaşın

ABD’den Hizbullah’a “İsrail’i Tutamayabiliriz” Mesajı

ABD’nin Hizbullah’a “İsrail’i kontrol altında tutamayabiliriz”, Hizbullah’ın ise Washington yönetimine, “İsrail’e ciddi darbe vurabilecek kapasitede olduğunu ancak savaş istemediği” mesajı gönderdiği bildirildi.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, geçen haftaki açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da belirtmişti. Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu.

Amerikan habercilik kuruluşu Axios, ABD Başkanı Joe Biden’ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein’ın mesajı Lübnan’a yaptığı ziyarette ilettiğini aktardı. Hochstein, 18 Haziran’da başkent Beyrurt’ta Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’yle bir araya geldi.

Görüşmede Biden’ın danışmanı, Berri’den mesajı Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a iletmesini istedi. Hochstein, mesajında Hizbullah’dan gerginliğin daha fazla tırmanmaması için bir şekilde İsrail’le dolaylı yollardan iletişime geçerek anlaşmaya varmasını talep etti.

Danışman ayrıca ABD’nin İsrail’in karar mekanizması üzerinde yetkisi olmadığını ve savaşa giden süreci durduramayabileceğini savundu. Hochstein, bu konuda Hizbullah’ın ABD’ye güvenerek hareket etmemesi gerektiğini söyledi.

Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen bir Batılı diplomat, Hizbullah’ın Washington yönetimine gönderdiği yanıtta, “İsrail’e ciddi darbe vurabilecek kapasitede olduğunu ancak savaş istemediğini belirttiğini” söyledi.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı’yla başlayan Gazze savaşında, Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar da son dönemde yoğunlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, geçen haftaki açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da belirtmişti. Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu. İsrail ordusu da Lübnan’da askeri harekat düzenlenmesine yönelik operasyonel planların onaylandığını açıklamıştı.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, dün ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’la yaptığı görüşmenin ardından, Lübnan sınırındaki gerilimde Washington’dan tam destek istediklerini belirtmişti. Blinken ise önceliklerinin Hizbullah’la gerginliğin daha fazla tırmanmamasını sağlamak olduğunu söylemişti.

Diğer yandan Amerikan medya kuruluşu CNN, Hizbullah’la geniş çaplı savaş başlaması halinde Washington yönetiminin, özellikle İsrail’in savunma sistemi Demir Kubbe’yi ayakta tutmak için gerekli desteği sağlayacağını aktarmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın