Dior Ve Armani’ye “İşçi Sömürüsü” Nedeniyle Kayyum Atandı

Moda devleri Dior ve Armani’ye işçi sömürüleri nedeniyle kayyum atandı. Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Christian Dior SE, Avrupa’nın en büyük lüks mallar grubu olan LVMH’ye başkanlık eden Fransız iş insanı Bernard Arnault tarafından yönetilen bir moda şirketi. Giorgio Armani S.p.A., 1975 yılında Giorgio Armani tarafından kurulan İtalya merkezli bir moda evi.

Moda devleri Christian Dior ve Giorgio Armani (daha yaygın isimleri ile Dior ve Armani), İtalya’daki üretim operasyonlarında ortaya çıkarılan etik dışı uygulamalar nedeniyle bir süredir eleştirilerin hedefinde.

İşgücü sömürüsüne izin verdikleri ve teşvik ettikleri şüphesiyle açılan soruşturmalar sonucu dünyaca ünlü markaların İtalya’daki üretim operasyonlarına kayyum atandı.

Fransa menşeili lüks marka devi LVMH’nin Dior marka çanta üreten İtalyan yan kuruluşun, işçi haklarını ihlal eden Çinli taşeron şirketlere iş verdiği iddiasına yönelik soruşturmanın ardından Haziran’ın başlarında mahkeme denetimine alındı.

Reuters’ın haberine göre, 34 sayfalık mahkeme kararında, işçilerin “24 saat boyunca çalıştırılması” amacıyla iş yerinde uyumaya zorlandığı belirtildi.

Elektrik tüketimi verileri, “tatiller de dahil olmak üzere kesintisiz gece-gündüz üretim döngülerini” ortaya koydu. Ayrıca, belgede belirtilene göre, makinelerin güvenlik cihazları da işçilerin daha hızlı çalışması için çıkarılmıştı.

Bu gibi yasadışı yöntemlerle üretim maliyetleri düşürüldü. Buna göre, Dior çantaların tanesi 53 euro (yaklaşık 1.802 TL) gibi düşük bir ücrete üretilirken, bu çanta daha sonra mağazalarda 2.600 euroya (yaklaşık 91.000 TL) satıldı.

Dior hakkında verilen hüküm, İtalya’nın Milano kentinde mahkemenin bu yıl önleyici tedbirler kapsamında aldığı üçüncü karar oldu.

Benzer bir şekilde, geçtiğimiz Nisan ayında moda grubunun tedarikçilerini yeterince kapsamlı denetlemediği suçlaması ile Armani’ye ait bir şirketin yönetimine de kayyum atandı. Armani Grubu’ndan yapılan açıklamada, o dönemde tedarik zincirinde suistimalleri en aza indirmeye çalıştıklarını belirtti.

Mahekeme belgelerinde ayrıca, savcılığın, kural ihlalinin İtalya’da üretim kapasitesine sahip moda şirketleri arasında tek seferlik değil, kâr peşinde koşma ihtiyacı nedeniyle sistematik olduğu iddiaları yer aldı.

Kayyum atanması ile markaların üretim süreçlerinin denetlenmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefleniyor.

Moda endüstrisinde etik standartlar ve işçi haklarının korunması için önemli bir adım olarak değerlendirilen bu adımlar, tüketici ve yatırımcıların lüks sektörünün tedarik zincirine yönelik ilgisinde artış görüldüğü bir ortamda atıldı.

İtalyalı yetkililer, son birkaç yıldır lüks eşya üreticilerine ait taşeron şirketlerdeki çalışma koşullarını araştırıyor. Bu araştırmalar sonucunda İtalya’nın geleneksel deri endüstrisinin, Çin menşeili şirketler tarafından baltalandığı belirlendi.

Danışmanlık firması Bain’e göre, İtalya, küresel lüks eşya üretiminin yüzde 50-55’ini karşılayan binlerce küçük üreticiye ev sahipliği yapıyor.

Dev moda markaları, itibarlarına yönelik risklerini azaltmak için alt yüklenici sayısını azaltma ve üretimi içselleştirme yoluyla İtalya’nın büyük ölçüde Toskana’da bulunan ve Çinli göçmenlerin domine ettiği deri eşya endüstrisine darbe vurdu.

Mahkeme, tamamen Christian Dior Italia SRL’ye ait olan Manufactures Dior SRL’nin bir yıl süreyle yargı denetimine alınmasına, bu süre zarfında şirketin faaliyetlerine devam etmesine hükmetti.

Dior soruşturması, ikisi ülkede yasadışı olarak bulunan ve yedisi gerekli belgeleri olmadan çalışan 32 personel istihdam eden dört küçük tedarikçiye odaklandı.

Reuters’ın aktardığına göre, mahkeme belgelerinde, Mart ve Nisan ayları arasında İtalyan polisinin, Pelletteria Elisabetta Yang SRL, New Leather Italy SRLS, AZ Operations SRLS ve Davide Albertario Milano SRL adlı tedarikçilerde de incelemeler gerçekleştirildiği belirtildi.

Pelletteria Elisabetta Yang ve Davide Albertario Milano, Manufactures Dior SRL’nin doğrudan tedarikçileri olurken, Pelletteria Elisabetta Yang’ın 2023/24 mali yılı için Manufactures Dior’a 752.881 euro fatura kestiği, Davide Albertario’nun da 2024 yılı için 737.623 euro fatura kestiği ifade edildi.

Personelin “etik yaklaşım için gerekli minimum hijyen ve sağlık koşullarının altında” çalıştığı belirtildi.

Öte yandan, LVMH temsilcilerinden konuya ilişkin henüz bir yorum gelmedi. LVMH’nin hisseleri, mahkemenin kararının ardından önceki kayıplarını artırarak yüzde 2.2 düşüş kaydetti.

Dior’dan yapılan açıklamada, “sözleşmeli şirketlerin gerçek çalışma koşullarını veya teknik yeteneklerini kontrol etmek için uygun önlemleri” almadı ve yıllar boyunca tedarikçilerini periyodik denetimlerden geçirmekte başarısız oldu.

Sözleşmeli ve alt sözleşmeli şirketlerin sahipleri, Milano savcıları tarafından işçileri sömürmek ve kayıtsız işçi çalıştırmakla soruşturma altında bulunuyor. Dior’un kendisi herhangi bir ceza soruşturmasıyla karşı karşıya değil.

Armani soruşturması da İtalya’daki Çinli üreticilerin işçi koruma yasalarını ihlal ettiğini ortaya çıkardı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Adalet Bakanlığı, Osman Kavala’nın Yeniden Yargılanma Talebini Reddetti

Adalet Bakanlığı, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini “hükümete karşı suçlar” hatırlatılarak reddetti.

13. Ağır Ceza Mahkemesi de Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini reddetmişti. Mahkeme kararında, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ceza Muhakemeleri Kanununun (CMK) 23/3’üncü maddesi uyarınca “yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapıp karar veren hakimin yargılanmanın yenilenmesi işleminde görev alamayacağı”na işaret etmişti.

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası onanan Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan kanun yararına yeniden yargılama talebi de reddedildi.

T24’ten Murat Sabuncu’nun haberine göre, “hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddeye atıfta bulunulan kararda şu ifadelere yer verildi:

Ayrıca, sanık müdafiin hem yargılamanın yenilenmesi hem de kanun yararına bozma talebini içeren dilekçelerinde suçun maddi unsurunu oluşturan mağdurun, Anayasal düzenleme ile ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüş ise de; Sanığın üzerine yüklenen “Hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddesi ile Devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumetin bir bütün olarak varlığına ve fonksiyonlarına yönelen saldırılardan korunmanın amaçlandığı, suçun mağdurunun Türkiye Cumhuriyet Hükümeti olduğu, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı 8. maddesinde yapılan değişiklikle yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanına verildiği, yapılan değişikliğin suçun mağdurunu değiştirmediği gibi sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yapılan iddiaların istinaf ve temyiz aşamalarında da ileri sürüldüğü ve olağan kanun yolu denetiminden geçerek anılan kararın kesinleştiği cihetle, dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve mahkemenin takdirine nazaran, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2024 tarihli ve 2024/65 değişik iş sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir.

Ne olmuştu?

Özgür Özel ve Recep Tayyip Erdoğan 2 Mayıs’ta bir araya geldi. Özel’in gündeminde Kasım 2017’den beri hapiste tutulan Osman Kavala ve Gezi davası kapsamında hapiste olan Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden vardı. Özel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi, daha sonra yaptığı açıklamalarda da “Bir yol bulunsun, bu cendereden çıkılsın” dedi.

AK Parti Ankara Milletvekili ve Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Tuğrul Türkeş de bu görüşe destek verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise grup toplantısında Özgür Özel’i “CHP Genel Başkanı, Avrupa Parlamentosu’na ziyarete gittiğinde saati sorunca ‘Sen önce Kavala’yı çıkar’ yanıtını almış. Sayın Özel’in kolunda saati yok mudur? Saati sormak yerine PKK ve FETÖ’ye verilen destekleri muhatapların yüzüne vurması gerekmez miydi? Sayın Özel, saati merak ederse bana sorabilir, köstekli saatimi açar kendisiyle açık açık paylaşırım” diyerek hedef aldı.

Paylaşın

Erdoğan İle Esad Nerede Ve Ne Zaman Görüşecek?

Recep Tayyip Erdoğan ile Beşar Esad’ın Türkiye – Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için eylül ayına kadar üçüncü bir ülkede bir araya geleceği öne sürüldü.

Erdoğan ile Esad, görüşmenin ise hangi ülkede olacağın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacağı iddia edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile “görüşmeye hazırız” mesajı vermişti. İddiaya göre kritik zirve için Ankara’daki kaynaklar, kritik zirvenin startının 11 Haziran’da verildiğini söyledi.

İktidara yakın Türkiye gazetesinin haberine göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova temasları sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özel temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’i Şam’a göndererek Esad’ı Şanghay İş Birliği Örgütü toplantısına katılması için ikna etmesini istedi. Esad da “Normalleşmeye hazırız” mesajı verdi, ancak Rusya’ya gelemedi.

Kaynaklar, görüşmenin Eylül 2024’e kadar yapılmasının düşünüldüğünü, zirvenin üçüncü bir ülkede yapılmasına ise kesin gözüyle bakıldığını belirtti.

Toplantının nerede yapılacağı ülkenin hangisi olacağı sorusuna verilen yanıtlar arasında ise Rusya, Körfez ülkeleri ve Irak öne çıkıyor. Habere göre Şam yönetimi, hazırlıklarını komşusu Irak’a göre yapıyor. Ankara ise sürecin sessiz yürütülmesini ve görüşmenin heyetler düzeyinde değil lider odaklı olmasını istiyor.

Ayrıca harici bir ülkenin toplantıya katılmaması talep ediliyor. Görüşmenin hangi ülkede olacağı, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacak.

Buluşma öncesi iki ülke askerî, siyasi, ekonomik, terör ve mültecilerle ilgili konuların belirlenmesiyle alakalı karşılıklı komisyonlar kuracak. Taraflar, geçmişteki taleplerini revize edecek. Toplantıda en önemli başlıklar; Suriye’nin egemenliği, mültecilerin ülkelerine dönüşü ve PKK/YPG olacak.

Kaynaklar, Şam yönetiminin, “iyi niyet göstergesi” olarak Türk askerinin birkaç noktadan çekilmesini istediğini söyledi. Türkiye’nin ise “PKK/YPG ve DEAŞ dâhil bütün tehdit unsurlarına karşı birlikte hareket edelim” önerisinde bulunduğu aktarıldı.

Paylaşın

Böbrek Glikozürisi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Renal (böbrek) glikozürisi, basit şeker glikozunun çok fazlasının idrar yoluyla atıldığı nadir bir durumdur. Bu, kanda normal veya düşük glikoz seviyeleri olsa bile olur. Böbrek düzgün çalıştığında, glikoz yalnızca kanda çok fazla olduğunda idrarla atılır.

Haber Merkezi / Ancak, renal glikozürisi olan kişilerde, böbreklerdeki renal tübüller düzgün çalışmadığı için glikoz idrarla atılmaması gereken bir zamanda atılır. Renal tübüller, böbreğin kanı temizleyen kısmıdır. Etkilenen kişilerin çoğunda hiçbir belirti yoktur (asemptomatik). Renal glikozüri kendiliğinden ortaya çıktığında, durum otozomal dominant veya otozomal resesif bir şekilde kalıtılabilir.

Renal glikozürisi olan kişilerde, kanda normal veya düşük glikoz seviyeleri olmasına rağmen glikoz idrarla atılır. Kan böbreklerden akarken, glikoz ve diğer maddeler kanın sıvı kısmından temizlenir. Yeni temizlenen kan daha sonra böbreklerdeki tüplerden (renal tübüller) geçer. Glikoz, sodyum ve su gibi yararlı maddeler yeniden emilir ve kan dolaşımına geri döner. İstenmeyen maddeler idrar yoluyla kan dolaşımından atılır.

Böbrek çalışırken, glikoz yalnızca kanda çok fazla şeker olduğunda idrarla atılır. Ancak, renal glikozürisi olan kişilerde, fazla glikoz atılır ve/veya böbrek glikozu olması gerektiği kadar çabuk yeniden ememez. Renal glikozürisi olan çoğu kişide belirgin semptomlar yoktur (asemptomatik). Bazen glikozüri aşırı idrara çıkmaya (poliüri), aşırı susuzluğa neden olabilir

(polidipsi) ve diğer semptomlar. Nadir vakalarda istemsiz idrara çıkma (enürezis) ve ergenlik döneminde büyüme ve olgunlaşmada hafif gecikmeler bildirilmiştir. Renal glikozürisi olan bir kişi hamile olduğunda veya aç kaldığında, bu vücutta düşük sıvı seviyelerine (dehidratasyon) neden olabilir. Ayrıca belirli kimyasal maddelerin (keton cisimleri) dokuda birikmesine de neden olabilir. Sıvılar ayrıca yağların çok fazla parçalanması (ketozis) nedeniyle de birikir.

Renal glikozüri, kalıtsal bir membran taşıma sorunudur (yani, anormal renal taşıma sendromu). Membran taşıma bozuklukları, bir veya daha fazla bileşiğin hücrenin dış tabakası (hücre zarları) boyunca hareketinde (yani, taşınmasında) yaşanan sorunlarla belirginleşir. Bunların, belirli membran proteinlerinin doğru şekilde yapılmamasına neden olan zararlı genetik değişikliklerden (mutasyonlar) kaynaklandığı düşünülmektedir.

Böbrek tübülleri iyi çalışmadığı için kandaki glikoz seviyelerinde bir azalma olur. Vücut bu düşük seviyeyi yeni normal olarak kabul etmeye başlar ve normal glikoz seviyelerini fazlalık olarak yorumlar, bu da seviyeler artmadığında vücudun glikozu idrar yoluyla atmasına neden olur (glikoz için düşük böbrek eşiği). Bazı kişilerde, glikozun kan dolaşımına yeniden emilebileceği maksimum oranda bir azalma olur (azalmış taşıma maksimumu [glikoz için tübüler maksimum veya “TmG”]). Böbrek glikozürisi iki ana alt tipe ayrılır. Tip A’da düşük böbrek eşiği ve düşük TmG vardır. Tip B’de düşük böbrek eşiği ve normal TmG vardır. Ek olarak, böbrek tübüler glikoz yeniden emiliminin olmadığı böbrek glikozürisi tip 0 vardır.

Böbrek glikozürisinin başlıca nedeni “SLC5A2” (aynı zamanda renal sodyum-glikoz ko-taşıyıcı geni olarak da bilinir) adı verilen bir gendeki zararlı bir değişikliktir (mutasyondur) .

Renal glikozüri için birçok kalıtım örüntüsü bildirilmiştir ve kalıtım örüntüsünü açıklığa kavuşturmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Renal glikozüri otozomal resesif şekilde kalıtılabilir. Resesif genetik durumlar, bir birey her iki ebeveyninden de çalışmayan bir gen miras aldığında ortaya çıkar. Bir birey hastalık için bir çalışan gen ve bir çalışmayan gen alırsa, kişi hastalık için taşıyıcı olacaktır, ancak genellikle semptomlar göstermeyecektir.

Taşıyıcı ebeveynlerden ikisinin de çalışmayan geni geçirmesi ve dolayısıyla etkilenen bir çocuğa sahip olma şansı her hamilelikte %25’tir. Ebeveynler gibi taşıyıcı olan bir çocuğa sahip olma riski her hamilelikte %50’dir. Bir çocuğun her iki ebeveyninden de çalışan genler alma şansı %25’tir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Azalmış penetranslı otozomal dominant kalıtım da bildirilmiştir. Azalmış penetrans, genetik mutasyonu olan birinin semptom geliştirebileceği veya geliştirmeyebileceği anlamına gelir. Baskın genetik bozukluklar, belirli bir hastalığa neden olmak için yalnızca tek bir çalışmayan gen kopyasının gerekli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Çalışmayan gen, ebeveynlerden herhangi birinden kalıtılabilir veya etkilenen bireydeki değişmiş (mutasyona uğramış) bir genin sonucu olabilir. Çalışmayan genin etkilenen bir ebeveynden bir çocuğa geçme riski her gebelikte %50’dir. Risk erkekler ve kadınlar için aynıdır.

Renal glikozüri için bir genin iki kopyasını miras alan kişilerde (homozigotluk) daha şiddetli semptomlar görülebilir, aynı gende renal glikozüri için bir gen mutasyonunun bir kopyasını ve renal glikozüri için farklı bir gen mutasyonu olan ikinci bir kopyasını miras alan kişilerde (bileşik heterozigotlar) da durum böyledir. Bu tür kanıtlara dayanarak, yakın zamanda en uygunu olarak düşük penetranslı kodominant kalıtım örüntüsü önerilmiştir. Kodominantlık, genin her iki kopyası da eşit şekilde ifade edildiğinde ve hiçbiri baskın veya çekinik olmadığında ortaya çıkar.

Aynı aileden gelen bireylerde renal glikozüri A ve B tipleri görülmüştür. Bu gibi durumlarda, her iki ebeveyn de normal olabilir veya anormal renal tübüler glikoz taşınmasına sahip olabilir. Bu tür kanıtlar uzmanları renal glikozüriye neden olan diğer genetik veya genetik olmayan faktörlerin rol oynayabileceğini öne sürmeye yönlendirmektedir.

Renal glikozüri, idrar ve kanın laboratuvar testlerine dayanarak teşhis edilir. İdrarda glikoz ve kanda normal veya düşük glikoz seviyeleri ararlar. (Genellikle, insanlar testten önceki gece yemek yiyemezler.) Bir kişi bu tanıyı aldıktan sonra, aile üyeleri için riskleri belirlemek amacıyla SLC5A2 genindeki değişiklikler (mutasyonlar) için genetik test yaptırabilir.

Bu rahatsızlığa sahip çoğu kişi için tedavi gerekmez. Ancak, renal glikozürisi olan bazı kişilerde diabetes mellitus gelişebilir. (Daha fazla bilgi için lütfen yukarıdaki “İlgili Bozukluklar” bölümüne bakın.) bu nedenle bu rahatsızlığa sahip kişiler diyabetin ekarte edilmesi için test yaptırmalıdır. Renal glikozürisi olan kişiler birincil bakım sağlayıcısı ile rutin tıbbi bakıma sahip olmalı ve tedavi semptomlara dayanmaktadır.

Paylaşın

Böbrek Medüller Karsinomu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Renal medüller karsinom, RMC olarak da bilinir, ağırlıklı olarak orak hücreli hastalık, orak hücreli hastalık veya kırmızı kan hücrelerinin oraklaşmasına neden olabilen diğer orak hemoglobinopatileri taşıyan Afrika kökenli gençleri etkileyen nadir bir böbrek kanseridir.

Haber Merkezi / Medüller fenotipte sınıflandırılmamış renal hücreli karsinom (RCCU-MP), orak hemoglobinopatileri taşımayan kişilerde görülen çok nadir bir RMC alt tipidir. Tüm RMC ve RCCU-MP tümörleri karakteristik olarak INI1 adı verilen, SMARCB1, hSNF5 veya BAF47 olarak da bilinen bir proteini ifade etmez.

RMC’li hastaların çoğu gençtir ve kanser teşhis edildiğinde çoğunlukla lenf düğümlerine veya diğer organlara yayılmış olacaktır. RMC’nin erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazla görülme olasılığı vardır ve sağ böbrekte sola göre daha fazladır. En sık görülen semptomlar idrarda kan ve böbrek tarafında ağrıdır. RMC kemoterapi, cerrahi (uygun olduğunda) ve bazen radyasyon tedavisi ile tedavi edilir. RMC’nin kesin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır.

RMC’nin en yaygın ilk belirtisi idrarda kan görülmesidir (hematüri) ve hastalar böbrek bölgesinin etrafındaki yan taraflarında ağrı hissedebilir veya (daha az yaygın olarak) karınlarında, genellikle sağ tarafta bir kitle hissedebilirler. RMC’li hastaların yaklaşık yarısı istemeden kilo vermeye başlar ve ateş ve gece terlemeleri yaşayabilir.

RMC’nin neden geliştiği tam olarak anlaşılmamış olsa da, hemen hemen tüm hastalarda kırmızı kan hücrelerinin oraklaşmasına neden olabilen bir kan bozukluğu vardır. Bu bozukluklara “orak hemoglobinopatiler” denir ve orak hücreli kalıtım ve orak hücre hastalığı dahildir. Dikkat çekici olan, orak hücreli kalıtım özelliğine sahip bireylerin çoğunun sağlıklı olması ve birçoğunun bu kan bozukluğuna sahip olduklarının farkında olmamasıdır.

Orak hemoglobinopatinin varlığı dışında, yalnızca belirli bireylerin RMC geliştireceğini açıklayabilecek bilinen başka bir genetik yatkınlık yoktur. Şu anda, RMC’li bir hastanın aile üyelerinin kendilerinin de RMC geliştirme riskinin arttığını öne süren bir kanıt yoktur. Orak hemoglobinopatisi olan bireyler olası RMC’nin erken belirtilerini ve semptomlarını çok ciddiye almaları gerekse de, şu anda semptomları olmayan bireylerde RMC’yi taramak için bilinen etkili bir strateji yoktur.

Özellikle, tüm RMC tümörlerinde INI1 adı verilen bir protein eksiktir, SMARCB1, hSNF5 veya BAF47 olarak da bilinir. Bu protein ayrıca kötü huylu rabdoid tümörler (MRT), atipik teratoid rabdoid tümörler (ATRT) ve epiteloid sarkomlar gibi diğer nadir kanserlerde de sıklıkla kaybolur. INI1, hücreleri normalde kansere dönüşmekten koruyan bir “tümör baskılayıcıdır”.

Orak hücre hastalığı olan bireylerin kırmızı kan hücreleri vücutta orak şekline dönüşmüştür ve bu durum RMC ile ilgisi olmayan birçok sağlık sorununa ve semptoma yol açabilir. Öte yandan, orak hücre özelliği olan bireylerin kırmızı kan hücreleri vücuttaki yalnızca belirli yerlerde, örneğin “renal medulla” adı verilen böbreğin bir bölümünde orak şekline dönüşür. Bu orak şekli, kırmızı kan hücrelerini yapışkan, sert ve renal medullanın kan akışını engellemeye meyilli hale getirir.

Bu sürecin bazen renal medulla içindeki hücrelerde INI1 genine zarar verebileceği ve böylece RMC’ye yol açabileceği düşünülmektedir. Nadir durumlarda, orak hemoglobinopatisi olmayan bireylerde INI1 renal medulla hücrelerinde kaybolabilir ve böylece geçici olarak “medüller fenotip ile sınıflandırılmamış renal hücreli karsinom” (RCCU-MP) adı verilen bir RMC alt tipi ortaya çıkabilir.

Son kanıtlar, yüksek yoğunluklu egzersizin orak hücreli anemi özelliği olan bireylerde RMC ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Yüksek yoğunluklu egzersiz, orak hücreli anemi özelliği olan kişilerde böbreklere RMC riskini artırabilecek şekilde zarar verme de dahil olmak üzere bazen ciddi komplikasyonlara yol açan dehidratasyona, düşük oksijenasyona ve aşırı ısınmaya neden olabilir. Yüksek yoğunluklu egzersiz, kalp atış hızınızı maksimum kalp atış hızınızın %80’ine veya daha fazlasına çıkarmak olarak tanımlanır.

Maksimum kalp atış hızı, 220’den yaşınızı çıkararak hesaplanabilir. Dolayısıyla, 30 yaşındaysanız, maksimum kalp atış hızınız dakikada 190 atış ve maksimum kalp atış hızınızın %80’i dakikada yaklaşık 150 atıştır. Yüksek yoğunluklu egzersiz nefes alıp vermenizi derin ve hızlı hale getirir, sadece birkaç dakikalık aktiviteden sonra terleyebilirsiniz ve nefes almak için durmadan birkaç kelimeden fazlasını söyleyemezsiniz. Öte yandan, orta yoğunluklu egzersizin hareketsiz bir yaşam tarzına kıyasla bu tür böbrek hasarını azaltabileceğine dair kanıtlar vardır.

Orta yoğunluklu egzersiz, maksimum kalp atış hızınızın %50-70’ine ulaşmak olarak tanımlanır. Bu tür egzersizler nefesinizi hızlandırabilir, ancak nefesiniz kesilmez. Orta yoğunluklu egzersizler, 5-10 dakikalık aktiviteden sonra hafif bir terleme geliştirmenize neden olabilir ve bir sohbeti sürdürebilir, ancak şarkı söyleyemez. Orak hücreli özelliği olan kişiler, yeterli su içerlerse, gerektiğinde mola verirlerse ve özellikle yeni bir egzersiz programına başlarken aşırıya kaçmazlarsa spora sorunsuz bir şekilde katılabilirler.

RMC hastalığın erken dönemlerinde semptomlara neden olmadığından erken tanı almak zordur. RMC tedavisi hastalık ne kadar erken teşhis edilirse o kadar etkili olabileceğinden erken tanı önemlidir.

Böbrekten kaynaklanan bir kanser (çoğunlukla sağ böbrekten) mikroskop altında “yüksek dereceli, zayıf farklılaşmış adenokarsinom” gibi göründüğünde, özellikle de hasta gençse ve orak hücreli anemi özelliği veya diğer orak hemoglobinopatileri taşıyorsa, RMC tanısından şüphelenilmelidir. Kanser dokusu, “immünohistokimya” adı verilen bir yöntem kullanılarak INI1 proteininin ekspresyonu açısından test edilmelidir. Doku INI1 için negatifse, RMC doğrulanır. Doku INI1 için pozitifse, kanser RMC değildir. Doku INI1 için negatifse ancak hasta orak hücreli anemi özelliği veya diğer orak hemoglobinopatileri taşımıyorsa, bu geçici olarak RCCU-MP olarak adlandırılan RMC alt tipidir.

RMC’nin tedavisi, etkilenen hastanın tedavisini sistematik ve kapsamlı bir şekilde planlamak zorunda kalacak bir uzman ekibinin koordineli çabalarını gerektirebilir. Bunlara kanser teşhisi ve tedavisi yapan uzmanlar (tıbbi onkologlar), böbrek ameliyatı yapan uzmanlar (ürologlar), kanseri tedavi etmek için iyonlaştırıcı radyasyon kullanan uzmanlar (radyasyon onkologları), kanseri teşhis etmek ve tedavi etmek için minimal invaziv, görüntü kılavuzlu teknolojiler kullanan uzmanlar (girişimsel radyologlar) ve diğer sağlık profesyonelleri dahil olabilir. Tüm aile için psikososyal destek de önemlidir.

Belirli terapötik prosedürler ve müdahaleler, hastalık evresi (hastalığın ne kadar yaygın olduğu), tümörün boyutu, belirli semptomların varlığı veya yokluğu, hastalığın vücudun diğer bölgelerine yayılıp yayılmadığı (metastaz yapıp yapmadığı), bir bireyin yaşı ve genel sağlık durumu ve/veya diğer unsurlar gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebilir.

Ameliyat, radyasyon, belirli ilaç rejimleri ve/veya diğer tedavilerin kullanımıyla ilgili kararlar, hekimler ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından hastanın vakasının özelliklerine ve olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler, hasta tercihleri ​​ve diğer uygun faktörler dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve risklerin kapsamlı bir şekilde tartışılmasına dayanarak hasta ile dikkatli bir şekilde istişare edilerek verilmelidir.

RMC genellikle kemoterapi ile tedavi edilir. Diğer böbrek kanserleri için kullanılan tedavilerin çoğu RMC’ye karşı işe yaramaz. BT veya MRI görüntülemeleri RMC’nin sadece böbrekle sınırlı olduğunu ve diğer bölgelere yayılmadığını gösteriyorsa, böbreğin tamamını ve içindeki kanseri çıkarmak için ameliyat düşünülebilir. RMC tümörü büyükse, örneğin 4 cm’den büyükse, doktorlar tümörü küçültmek için önce kemoterapi kullanmaya ve daha sonra ameliyatı gerçekleştirmeye karar verebilir, BT veya MRI’da RMC’nin diğer bölgelere yayıldığına dair bir kanıt olmasa bile.

unun nedeni, BT ve MRI dahil tüm görüntüleme testlerinin kusurlu olması ve lenf düğümlerinde veya diğer organlarda çok küçük RMC tümörlerini tespit edememesi olabilir. Bu durumlarda, kemoterapinin çok büyümelerine izin verilmeden önce bu bölgeleri tedavi etmesi umulur. Diğer özel terapötik prosedürler radyasyon terapisi veya diğer terapileri içerebilir.

Paylaşın

Böbrek Onkositoması Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Böbrek onkositoması, böbrek onkositoması olarak da bilinir, nadir görülen bir iyi huylu böbrek tümörü türüdür. Hücre için enerji üreten organeller olan anormal derecede çok sayıda mitokondriye sahip hücreler olan onkositlerden oluşur.

Haber Merkezi / Böbrek onkositomaları genellikle yavaş büyür ve böbreğin ötesine yayılmaz, ancak nadir durumlarda kanserli hale gelebilirler.

Renal onkositomun belirtileri arasında karın ağrısı, idrarda kan ve karında kitle olabilir. Bu tümörler genellikle başka nedenlerle yapılan görüntüleme testleri sırasında tesadüfen keşfedilir. Tanı genellikle mikroskop altında incelenmek üzere küçük bir doku örneği alınmasını içeren biyopsi ile doğrulanır.

Renal onkositom tedavisi genellikle tümörün cerrahi olarak çıkarılmasını içerir. Bazı durumlarda, tümörü içeren böbreğin sadece bir kısmı çıkarılırken, bazılarında tüm böbreğin çıkarılması gerekebilir. Tümörün büyük olduğu veya yakındaki yapılara doğru büyüdüğü durumlarda, radyasyon, kemoterapi veya immünoterapi gibi ek tedaviler gerekebilir.

Renal onkositomlar nadirdir, yılda milyon kişide 0,5-1,5 vaka olduğu tahmin edilir ve tüm böbrek tümörlerinin yaklaşık %3-7’sini oluştururlar. En sık orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerde görülürler, yaşamın altıncı ve yedinci on yıllarında en yüksek insidansa sahiptirler. Erkeklerin renal onkositom geliştirme olasılığı kadınlardan daha yüksektir.

Renal onkositom nadir görülen bir durum olduğundan, üzerinde sınırlı araştırma bulunmaktadır. Ancak, çalışmalar bu tümörlerin cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra düşük tekrarlama riskiyle iyi bir prognoza sahip olma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Çoğu durumda, hastalar ameliyattan birkaç hafta sonra normal aktivitelerine dönebilirler.

Böbrek onkositomasının, karın ağrısı veya rahatsızlığı, idrarda kan (hematüri), karında elle tutulabilen kitle, büyümüş böbrek veya böbrekler, yüksek tansiyon (hipertansiyon), yan ağrı (karın yan tarafında ağrı), açıklanamayan kilo kaybı, gibi belirtileri vardır.

Renal onkositomun kesin nedeni tam olarak anlaşılmamıştır, ancak bir kişinin bu durumu geliştirme riskini artırabilecek birkaç faktör vardır. Renal onkositomun olası nedenlerinden biri genetik mutasyonlardır. Bazı kişiler bu tür tümör geliştirme risklerini artıran genetik mutasyonları miras almış olabilir. Renal onkositomların gelişimine yol açabilecek diğer genetik mutasyonlar tüberoz skleroz kompleksinde (TSC) ve Birt-Hogg-Dubé sendromunda görülür.

Renal onkositomun bir diğer olası nedeni kronik böbrek hastalığıdır. Kronik böbrek hastalığı olan kişilerde böbreklere uzun vadeli hasar nedeniyle renal onkositom gelişme olasılığı daha yüksek olabilir. Obezite aynı zamanda renal onkositom için potansiyel bir risk faktörüdür. Obez olan kişilerde böbreklerine binen ekstra yük nedeniyle bu tür tümör gelişme olasılığı daha yüksek olabilir.

Diğer böbrek kanserleri, özellikle berrak hücreli karsinom ve kromofob renal hücreli karsinom da renal onkositomlarla ilişkilendirilebilir, onkositomlarla birlikte büyüyebilir veya klinik olarak onlara benzer görünebilir. Tanı ve takip sürecinin bir parçası, renal onkositom gibi iyi huylu bir tanıdan bu kötü huylu büyümelerin olasılığını dışlamayı içerebilir.

Genel olarak, renal onkositomun kesin nedenleri iyi anlaşılmamıştır ve bu durumu daha iyi anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, genetik mutasyonlar, kronik böbrek hastalığı ve obezite renal onkositom için potansiyel risk faktörleridir. Renal onkositom tanısı genellikle doktorun karın veya yan bölgede bir kitle hissedebileceği fiziksel bir muayene ile başlar.

Doktor ayrıca bir tümörün varlığını doğrulamak ve boyutunu, yerini ve aktivitesini belirlemek için ultrason, BT taraması, MRI veya Sestamibi taraması gibi görüntüleme testleri de isteyebilir. Görüntüleme testleri tümörün renal onkositom olabileceğini gösteriyorsa, doktor muhtemelen tanıyı doğrulamak için biyopsi önerecektir. Onkositom varlığını gösterebilecek BT ​​taraması veya MRI özellikleri, bazen merkezi bir yara izi bulunan homojen, iyi tanımlanmış solid bir kitledir.

Biyopsi sırasında tümörden küçük bir doku örneği alınır ve mikroskop altında incelenir. Olağandışı sayıda mitokondriye sahip anormal hücreler olan onkositlerin varlığı, renal onkositom tanısını doğrulamaya yardımcı olabilir. Tümör çıkarıldığında, genel görünüm tanıyı daha da doğrulayabilir. Renal onkositomlar, tümör hücrelerindeki büyük miktarda mitokondri nedeniyle “maun kahverengi” veya “koyu kırmızı” renkte olarak tanımlanır.

Böbrek onkositomasının tanısı için daha ayrıntılı bir çalışma sağlamak amacıyla, doktor böbreklerin işlevini değerlendirmek ve herhangi bir anormallik olup olmadığını kontrol etmek için kan ve idrar testleri de isteyebilir. Bu testler tam kan sayımı (CBC), kan kimyası paneli, idrar analizi ve kreatinin klirensi testini içerebilir.

Renal onkositom tanısı doğrulandıktan sonra, doktor hasta ile tedavi seçeneklerini görüşecektir. Tümörün cerrahi olarak çıkarılması en yaygın tedavi yöntemidir, ancak tümör küçükse ve herhangi bir semptoma neden olmuyorsa gerekli olmayabilir. Ameliyat türü tümörün boyutuna ve konumuna bağlı olacaktır ve kısmi veya total nefrektomi, böbreğin çıkarılmasını içerebilir. Ameliyat bir seçenek değilse, bir klinisyen bunun yerine kriyoablasyon kullanabilir.

Renal onkositom tedavisi, kitle çok küçükse görüntüleme testleri (BT, MRI veya ultrason) ile aktif gözetim veya izleme, termal ablasyon (tümörü ısıtma veya dondurma) veya cerrahiyi içerebilir. Kullanılan cerrahi prosedür türü, tümörün boyutuna ve konumuna bağlı olacaktır. Bazı durumlarda, tümörü içeren böbreğin bir kısmının çıkarılmasını içeren kısmi nefrektomi yapılabilir. Diğer durumlarda, etkilenen böbreğin tamamının çıkarılmasını içeren radikal nefrektomi gerekebilir.

Ameliyattan sonra hasta genellikle herhangi bir tekrarlama belirtisi veya başka tümörlerin gelişimi açısından izlenecektir. Bu, böbreklerde herhangi bir değişiklik olup olmadığını kontrol etmek için BT veya MRI taramaları gibi düzenli görüntüleme testlerini içerebilir.

Renal onkositomalı hastaların ilk tedavilerinden sonra düzenli takip bakımı almaları önemlidir. Bu, böbreklerdeki herhangi bir değişikliğin tespit edilmesini ve derhal tedavi edilmesini sağlamaya yardımcı olabilir. Ayrıca, sağlıklı bir diyet uygulamak ve düzenli egzersiz yapmak gibi sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek, tekrarlama ve diğer sağlık sorunları riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

İşçi Partisi, İngiltere Genel Seçimlerini Ezici Çoğunlukla Kazandı

İngiltere’de dün gerçekleştirilen genel seçimlerde Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, 14 yıl sonra parlamentoda büyük çoğunluğu elde etti. İktidarda olan Rishi Sunak liderliğindeki Muhafazakar Parti ise hezimete uğradı.

Haber Merkezi / 61 yaşındaki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı ilk değerlendirmede, “Sıra verdiğimiz sözleri yerine getirmeye geldi. Değişmiş bir İşçi Partisi olarak ülkeyi yöneteceğiz” dedi.

Starmer seçim kampanyası boyunca değişim vurgusu yaparak, seçilmesi halinde İngiltere’nin gerileyen kamu hizmetleri ve düşen yaşam standartlarının iyileştirileceği vaadinde bulunmuştu.

Seçimi kaybeden Muhafazakar Parti lideri Rishi Sunak ise, yenilginin tüm sorumluluğunu üstlendiğini ifade ederek, yoğun çaba sarfederek çalışan Muhafazakar Partililer’den özür diledi.

Şimdiye kadar açıklanan resmi seçim sonuçlarına göre, 650 sandalyeli parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda, İşçi Partisi 410, Muhafazakar Parti 119, Liberal Demokrat Parti 71, ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisi (SNP) 8, göçmen karşıtı Reform Partisi ise 7 sandalye kazandı.

İngiltere’de bir partinin iktidara gelebilmesi için 650 koltuğun en az 326’sını kazanması gerekiyor. İşçi Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn bağımsız aday olarak girdiği seçimi önde bitirdi.

İlk kez 1983’te milletvekili seçilen Corbyn’in parti üyeliği, Ekim 2020’de Yahudi düşmanlığı ile ilgili yürütülen bir soruşturma gerekçesiyle askıya alınmıştı.

İşçi Partisi Corbyn’in partiden genel seçimde milletvekili adayı olmasını yasaklamıştı. Londra’daki seçim bölgesinden bağımsız aday olarak yarışan Corybn 24 bin 120 seçmenin oyunu aldı ve milletvekili seçildi.

Seçimin bir diğer dikkat çekici sonucu ise Avrupa Birliği (AB) ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Nigel Farage’ın Reform Partisi’nden ilk kez milletvekili seçilmesi oldu. 60 yaşındaki Farage, sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşarak seçildiği bölgeye teşekkür etti ve “Bu sadece başlangıç” diye yazdı.

Boris Johnson’ın Muhafazakarlar adına  büyük bir zafer kazandığı ve siyasi yorumcuların İşçi Partisi’nin ağır yenilgisi sonrasında partinin en az 10 yıl boyunca iktidarda kalacağını öngördüğü 2019 seçimlerinde hiç kimsenin gerçekleşebileceğini aklından bile geçirmediği sonuçlarla Birleşik Krallık, Muhafazakar saltanatına son verdi.

İngiliz basını seçim sonuçlarını nasıl gördü?

Ipsos tarafından BBC, Sky News ve ITV için yapılan sandık çıkış anketlerine göre İşçi Partisi büyük bir zafer ilan etti. Bu aynı zamanda 14 yıldır iktidarda olan Muhafazakar Parti için büyük bir hezimet anlamına geliyor. Gazetelerin manşetlerinde de sandık çıkış anketleri yer aldı.

Times gazetesi eski İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Tony Blair iktidarını hatırlatarak, İşçi Partisi’nin şimdiki genel başkanı Sir Keir Starmer’in “Blair’vari bir çoğunlukla başbakan olacağını” yazdı. Sun gazetesi İşçi Partisi’nin kırmızı rengine atıfta bulunarak, “Britanya kırmızıya döndü” dedi.

I gazetesi, “İşçi Partisi zaferi” manşetini attı. Gazete, Muhafazakar Parti’nin 14 yıl içinde en kötü seçim sonucuyla karşılaştığını hatırlattı. Daily Mail de İşçi Partisi’nin “tarihi zaferini” manşetine taşıdı. Gazete, Starmer’in Tony Blair’den bu yana partisi için en büyük zaferi elde ettiğini, sağcı Farage’ın Reform Partisi’nin de 13 sandalye kazandığını aktardı.

Daily Telegraph gazetesi de diğer birçok gazete gibi manşet fotoğrafında Sir Keir Starmer ve eşi Victoria Starmer’in oy kullanmaya giderken el ele çekilen fotoğrafına yer verdi. Manşette ise “İşçi Partisi zaferi” ifadesine yer verdi. Gazete spotta ise “Modern tarihte Muhafazakar Parti için en kötü sonu. Sunak’ın istifa etmesi bekleniyor” diye yazdı.

Daily Mirror gazetesi manşetinde bir kelime oyunu yaptı. İngilizcede “Hadi başlıyoruz” anlamına gelen “Here we go” sözüne atıfla, Starmer’in adına yer vererek “Keir we go” diye yazdı. Sandık çıkış anketlerinden İşçi Partisi ve Starmer adına “büyük bir zafer” olarak bahsetti.

Metro gazetesi de tıpkı Mirror gibi, Keir Starmer’in ismi üzerinden kelime oyunu yaptığı bir manşetle çıktı. Gazete İşçi Partisi liderinin soyadını “fırtına” anlamına gelen “storm” kelimesine benzetti. Gazete, Starmer’in başbakanlık konutuna gideceğini vurguladı.

Guardian’ın manşetinde “Sandık çıkış anketine göre büyük bir İşçi Partisi zaferi bekleniyor” ifadesi yer aldı.

İşçi Partisi lideri Keir Starmer kimdir?

1961 yılında Londra’da doğan Starmer, 2008-2013 yılları arasında kamu kovuşturmaları direktörü olmadan önce insan hakları avukatıydı.

Seçim kampanyası sırasında işçi sınıfı geçmişinden bahsetmeye istekliydi. Televizyondaki tartışmalar sırasında babasının sosyalist ve mavi yakalı bir işçi, annesinin ise bir hemşire olduğunu defalarca dile getirdi.

Aslına bakılırsa sol siyasetle olan ilişkisi çok eskilere dayanıyor. Adını 19. yüzyılın sonlarında İşçi Partisi’ni kuran Keir Hardie ile paylaşıyor. 2015 yılında Kuzey Londra’nın Camden seçim bölgesinden yarışarak milletvekili olan Starmer, o tarihten bu yana avam kamarasında.

Starmer, 2020’den beri İşçi Partisi’nin lideri. 12 Aralık 2019’daki seçimlerde tarihi bir yenilgi alan İşçi Partisi’nin o dönemki lideri Jeremy Corbyn’in liderlikten çekilmesi üzerine “Sir” ünvanı da bulunan Starmer, oyların yüzde 56,2’sini alarak partinin başına geçti.

Starmer aynı zamanda Avrupa meseleleriyle de yakından ilgiliydi. 2016’dan 2020’ye kadar Corbyn’in Brexit sözcüsü olarak görev yaptı.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nde (AB) kalmasını destekledi ve daha sonra hükümeti daha gelişmiş bir çıkış stratejisi bulması, hatta konuyla ilgili yeni bir referandum düzenlemesi konusunda defalarca zorladı.

Fakat fikrini değiştirmiş olabilir. Starmer’ın mevcut seçim kampanyası, AB’nin tek pazarına veya gümrük birliğine dönüş olmayacağını vaat ediyor. Ancak Starmer, Boris Johnson döneminde imzalanan Brexit anlaşmasını iyileştirmek istediğini söyledi.

İktidar ihtimali yaklaştıkça Starmer’ın pragmatik kararlarla gözle görülür bir değişim yaşadığı tek alan bu değil. Yeşil yatırıma yılda 28 milyar sterlin (33 milyar euro) fon sağlama taahhüdünden yakın zamanda geri adım atması, sendikalar ve çevre kampanyacıları tarafından eleştirilmişti.

Ayrıca kendi partisinin sol tabanıyla, özellikle de Starmer’ın anti-Semitizm skandalı nedeniyle partiden uzaklaştırdığı Corbyn ile ilişkilerini onarmayı da başaramadı.

Corbyn, 1980’lerden bu yana milletvekili olduğu Londra seçim bölgesinde bağımsız bir aday olarak İşçi Partisi’ne karşı duruyor. Londra’da Islington North seçim bölgesinde yarışan İşçi Partisi’nin eski lideri yayınlanan seçim sonuçlarına göre yeniden milletvekili seçildi.

Paylaşın

DEM Parti Sordu: Kürtlere Uygulanan Hukukun Tanımı Nedir?

Partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Parti olarak alanda, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana DEM Partililer, gönüllüleri ve dostları sokaklarda, yollarda. Son olarak Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır 3 Temmuz’da, dün değil, önceki gün Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla buluşan ‘İradeye Saygı Yürüyüşü’ne start verdik” dedi ve ekledi:

“Peki, neden yürüyoruz? Yürüyüşümüzün adından da anlaşılacağı üzere kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. ‘Sandık sonuçlarına saygımız var’ diyenlere ‘Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misini?’ diye sormak için yürüyoruz. Yargımız hukuku değil, kanunu konuşarak kayyım atadı diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz. Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz ya da iradesi geçerli sayılıyor, iradesi saygıya değer görülüyor.”

Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Doğan’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Suriyeliler: Türkiye siyaset tarihi açısından aslında korkunç olaylarla dolu, hem bizi geçmişe götüren hem bugüne dair çok önemli ipuçları içeren hem de maalesef yarınla ilgili emarelerle dolu bir haftayı geride bırakıyoruz. Hem siyaset tarihi açısından hem yargı hem hukuk hem özgürlükler hem de demokrasi açısından baktığımızda tam da böyle bir hafta ile karşı karşıyayız. 30 Haziran’dan başlayalım.

Türkiye’de birçok kentte mültecileri hedef alan ırkçı saldırılar var. Nasıl başladı? Kayseri’de 7 yaşında bir kız çocuğuna taciz iddiası üzerinden alevlendirildi. “Taciz mağduru Türk değil Suriyeli” diyen Kayseri Emniyet Müdürünün yatıştırmaya yönelik açıklaması, bir utanmazlık silsilesi. Bir dizi olay çıktı ortaya. Önce Kayseri’de başladı; ardından Konya, Hatay, Antep, Bursa, Antalya ve Urfa’ya yayıldı. Bu saldırıların ardında yatan gerçeğin taciz olmadığını biz tarihten çok iyi biliyoruz. Hangi tarihten biliyoruz? 6-7 Eylül’den, Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan biliyoruz.

Bu tür taciz, istismar ve tecavüz karşısında kıllarını dahi kıpırdatmayanlardan biliyoruz. Çocuk istismarı diye sokağa çıkanlar Antalya’da henüz 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif isimli bir çocuğu sokak ortasında öldürdü. Peki, nedir bu, yaşananları nasıl tanımlamak gerekiyor? Dünü, bugünü ve yarını ilgilendiren bir durum olarak tanımlıyoruz. Uzun zamandır iktidarından muhalefetine, medya kuruluşlarından sosyal medyaya kadar yürütülen bir mülteci karşıtlığının ve bununla ilgili propagandanın bir sonucunu gördük.

Öyle ki sosyal medyada bununla ilgili capslar, görseller yapıldı. “Türkiye’de Suriyelilerin ne işi var?” diyenlere “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var, ne işi vardı, neden böyle bir politika yürüttü?” diye soran yurttaşlar var. Biz de buradan bu soruyu tekrar DEM Parti olarak yüksek sesle hatırlatalım. Kayseri neresi? Kayseri Türkiye’de en fazla mülteci nüfusuna sahip 11 şehirden biri. Türkiye Mülteci Konseyinin hazırladığı rapora göre o gün başlayan ve gece boyunca devam eden linçlerin ardından 107 dükkan yağmalandı, tahrip edildi, yabancı plakalı araçlar saldırıya uğradı, bazıları ateşe verildi.

İfadelere göre bölge adeta bir savaş alanına benziyordu. Konsey Başkanı Doktor Hekmad yöneticilere sesleniyor. Biz de buradan bunu bir kez daha ifade edelim. “Biz mültecilerin güvenliğini sağlamak için iktidar gerekli politikaları üretmeli” diyor ve sorumluları, sorumluluk taşıyanları göreve davet ediyor. Hem Türkiye’de yaratılan bu iklimin hem de Suriye politikasında filizlenen bu kin ve nefretin sorumlusu hükümettir. Kendilerini bu sorumluluğa karşı duyarlı hissetmeye ve acilen önlem ve tedbir almaya davet ediyoruz. Bu sorumlulukla yüzleşmeye ve mültecilere yönelik organize saldırılar karşısında zaten mahrum olduğumuz toplumsal barışın daha fazla yara almaması için acil tedbirler almaya davet ediyoruz.

Kadın cinayetleri: 1 Temmuz, Türkiye’nin çok kıymetli çabalarla hazırlayıp imzaya açtığı, hatta ilk imzacısı olduğu, Meclis’te oybirliğiyle onayladığı İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararı ile çekildiği tarihin yıldönümü. Üzerinden 3 yıl geçti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre sözleşmeden çıkılmasından bu yana en az 963 kadın öldürüldü. Yine Bianet Çetele’nin tespit edebildiği verilere göre son 6 ayda 19 kadın, erkek şiddetiyle öldürüldü.

Sansür: Peki, bu hafta başka ne oldu? 8 gazeteciye daha hapis cezası verildi. Yalnızca gazetecilik yaptıkları için, yalnızca gazetecilik faaliyetleri yüzünden 6 yıl 3 ayla cezalandırıldılar. Elbette gazetecilerin yanındayız ve onların da savunduğu halkın haber alma hakkının yanındayız. Bunu sonuna kadar savunmaya da devam edeceğiz.

Peki, ne oldu başka? Açık Radyo’nun yayın lisansı iptal edildi RTÜK tarafından. Müthiş bir fırsatçılıkla yapıldı. Açık Radyo nasıl bir yayıncılık yapıyor bakalım. “Kainatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık bir radyo ve yayıncılık anlayışından” bahsediliyor. Sizce böyle bir yayıncılık anlayışı kapatılabilir mi? Herhangi lisans iptali bu yayıncılık anlayışının devam etmesini engelleyebilir mi? Engelleyemez. Açık Radyo hepimizin radyosu olmaya devam edecek ve kainatın bütün seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık yayıncılığıyla yapacak bunu.

Madımak Katliamı: 2 Temmuz, Sivas Katliamının 31. yıldönümüydü. Devlet ve akıl verenleri ilk günden itibaren Madımak’ta yakanlara yakın durdu. Ne yazık ki cezasızlıkla sırt sıvazladı. Zaman aşımı kararına ilk tepki “hayırlı olsun” oldu. 31. yıldönümünde Madımak’la halen yüzleşilmemiş ve cezasızlık politikalarıyla bu katliamların sayısı artmış olmasına rağmen bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Adalet sağlanana kadar bu mücadelenin devam edeceğini, o gün yakılan canlar şahsında bir kez daha ifade ediyor ve onları saygıyla anıyoruz.

Gar Katliamı Davası: Yine bu hafta olanlarla devam edelim. Bir kez daha 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davasında karar açıklandı. Kobanî Kumpas Davasında olduğu gibi bu davada da tabiri caizse IŞİD’e beraat kararı çıktı. Nasıl oldu, savunma komisyonundan alıntıyla ifade etmek istiyorum. “Bu son kararla yargı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ile ilgili bir daha dosya kapağını yüzümüze kapattı. Oysa yıllardır kaldırdığımız her dosya kapağının altında devletin yüzünü görüyoruz”. Gerçekler aydınlatılmadı. Suç tanımı yapılmadı ve bütün sorumlular cezalandırılmadı. Mahkeme zabıtlarında ne yazarsa yazsın herkes gerçeği biliyor ancak bilmekle değil yargılamakla adalet gelecek” diyor avukatlar. Demek ki mücadeleyi büyütmek ve adalet sağlanana kadar tüm bu katliamların birbiriyle bağlantılı ve aynı akıl verenlerin eliyle çıktığını bilerek mücadele etmek gerekiyor.

Maalesef bu toprakların örtbas edilmiş katliamlarla yüklü geçmişini yeniden hatırlıyoruz. Her güne neredeyse bir katliam düşüyor. Toplu mezar fışkırıyor. Binlerce kayıp insan var. Faili belli ama meçhul kabul edilmek istenen insanlar gömülü bu coğrafyada.

Bugün 5 Temmuz, Vedat Aydın 33 yıl önce bugün evinden alındı. İki gün sonra Maden yolunda işkence edilerek katledilmiş bedeni bulundu. 33 yıllık bir cezasızlık ve yine bir zaman aşımı. Önümüzdeki 5 güne de bakalım. 10 Temmuz’da kim yatıyor? Sevgili Ali İsmail Korkmaz.  İktidarlar değişiyor ama ne yazık ki bazı kesimlere dönük bazı politikalar değişmiyor. O yüzden diyoruz ki devlet ve akıl verenleri her zaman bu olaylarda sırt sıvazlamayı tercih etti. Biliyoruz ki hiçbirinin faili meçhul değil, hepsinin faili belli. O yüzden hiçbirini unutturmayacağız, unutturmamak bu mücadelenin en önemli parçalarından biri. Hepsinin takipçisi olacağız. Acımız, öfkemiz, tarihimiz ortak. Bu acıları ancak ortak mücadeleyle sağlanabilecek bir adalet hafifletir.

Ekonomik kriz: DEM Parti’nin gündeminde bir yandan bu konular var ama öte yandan hayatın akışı içinde bu mücadeleye dair yeni eylem planları geliştirmek gerekiyor. Peki, neyle boğuşuyoruz? Tüm bunların gölgesinde bırakılmak istenen nedir? Yıllardır söyleyegeldiğimiz üzere savaş politikalarının gölgesinde bırakılan işimiz, aşımız, emeğimiz ve bizden çalınanlar. Memleket yangın yeri. Halkın cebi, sofrası, her şey yangın yeri. Yapılan açıklamaları hatırlatmak dahi istemiyoruz. Bu açıklamaların gerçeklikle uzaktan yakından bir alakası yok.

Onlar asgari ücret öyle mi olsun böyle mi olsun diye tartışıp dursun. Bu ülkede işçiler yanıyor, emekçiler yanıyor. Milyonlarca insanı yoksulluk ve sefalete mahkum eden politikalarda ısrar ediliyor, halkın geleceği çalınıyor. Çocukların ve gençlerin geleceği karartılıyor. Bunun bir kader olmadığını biliyoruz. DEM Parti olarak diyoruz ki; bize dayatılan savaşa, ranta, talana, yolsuzluğa, sömürüye, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, tecride, ölüme, darbeye, hapishanelerde işkenceye, irade gaspına, cinsiyetçiliğe, kadın katliamına, doğa katliamına ve ekolojik yıkıma mecbur ve mahkum değiliz.

Bunlara karşı birlikte mücadele edebiliriz ve bu gidişatı birlikte değiştirebiliriz. İşte o yüzden yakında bir kampanya başlatıyoruz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve emek mücadelemizi Ekmek ve Adalet Kampanyası ile güçlendiriyoruz. Herkesi kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz. Peki, kimleri davet ediyoruz? Asgari ücretlileri, emeklileri, memurları, işçileri, köylüleri, çiftçileri, emekçileri; başta kadınlar ve gençler olmak üzere adaletsizliğe uğradığını düşünen herkesi insana yakışır bir yaşamı mümkün kılmak için kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.

İşimize, aşımıza, özgürlüğümüze, alın terimize ve ekmeğimize göz koyanlara karşı Ekmek ve Adalet Kampanyamızda buluşalım. Ranta karşı adalet ve emek mücadelesi için buluşalım. Kamu yararını tamamıyla kendi rant anlayışına göre tanımlayan, böyle politikalar üreten ve yıllardır bunu bir kadermiş gibi bize yaşatmak isteyen sisteme karşı Ekmek ve Adalet Kampanyasında buluşuyoruz. Sosyal eşitlik, adalet ve emeğin özgürleşmesi için bu buluşmaları çoğaltmak çok önemli.

19 Temmuz’da Mardin Kızıltepe’de yapacağımız tarım mitingiyle vereceğiz kampanyanın startını. Temmuz ve Ağustos ayı boyunca da Mersin, Kocaeli, Iğdır, Ağrı, Antalya, Aydın, Manisa, İstanbul, Hatay, İzmir ve daha pek çok il ve ilçede emekçilerle buluşacağız. İlerleyen günlerde bunun daha ayrıntılı halini sizlerle paylaşacağız.

Kayyım: Günlerdir DEM Parti olarak alandayız, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana gönüllülerimiz ve dostlarımızla sokaklarda, yollardayız. Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır üzerinden devam eden ve 3 Temmuz’da Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla süren İradeye Saygı Yürüyüşümüz. Peki, neden yürüyoruz? Kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. Sandık sonuçlarına saygısı olduğunu söyleyenlere “Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misiniz?” diye sormak için yürüyoruz. “Yargımız hukuku değil kanunu konuşarak kayyım atadı” diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz: Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz?

Hatırlanacağı üzere 3 Haziran’da Hakkari Belediye Eş Başkanımız yerine kayyım atandı. Yine bir yargı kumpası ile oldu bu, yine eşi ve benzeri görülmemiş birtakım kumpaslarla kayyım atandı. Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’a 19 yıl 6 ay gibi korkunç bir hapis cezası sırf kayyıma gerekçe yaratabilmek için verildi. Aslında o gerekçe bile olmadı. Hakkında bir soruşturma açıldı, Van’da gözaltına alındı ve gözaltında bulunduğu süre boyunca açılan soruşturmayla ilgili kendisine tek bir soru dahil yöneltilmedi, ifadesi alınmadı.

Aslında suç işlendi. Biz de bu konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Olayı hatırlattık. 3 Haziran’dan bu yana yollardayız, alandayız ve iradeye saygıya davet ediyoruz dedik. Birçok kentten gelip Van’da buluşan ve buradan Hakkari’ye doğru yola çıkan yürüyüş kolumuz 6 gün boyunca 40 derece sıcağın altında günlük neredeyse 30 km yol yürüyor. Buradan hepsini sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Yürüyüşümüz 6’ncı gününde. Hakkari’ye ulaşıldığında gasp edilen Hakkari Belediyesi önünde yapılacak açıklamayla son bulacak. Her durakta buluşmalar gerçekleşiyor. Arkadaşlarımız sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve yüzlerce insanla bir araya geliyor.

Şimdi biz de DEM Parti olarak çağrımızı buradan bir daha yenileyelim. Bu utancı taşımak istemeyen tüm Türkiyelilere sesleniyoruz ve Türkiye’deki vicdanlı insanlara sesleniyoruz: 21’inci yüzyılda dünyanın kaç ülkesinde insanlar kendi oylarıyla seçtikleri belediye eş başkanları yerine kayyım atanmasın diye gece gündüz o belediyelerin önünde nöbet tutuyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde insanlar 40 dereceyi aşan sıkacakta veya eksilere düşen soğukta kendi iradelerine saygı gösterilsin diye yürümek durumunda kalıyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde böyle kilometrelerce yol yürüyerek irade tanımazlığa karşı direnmek zorunda kalıyor insanlar? Lütfen bunu bir an düşünün, bir an herkes düşünsün. Hakkari’de ne oluyor? Hakkari’de olanlar Ankara’da yaşayan beni de İstanbul’da yaşayan sizi de İzmir’de yaşayan ötekini de ilgilendiriyor. Niye hepimizi ilgilendiriyor? Niye kayyım meselesi sadece DEM Partililerin meselesi değil?

Bu soruları sormaya devam eder, sahici bir sorgulama ve yüzleşmeye başlarsak işte o zaman bu kadar çok sorgulayan insanın iradesi karşısında Hakkari kayyım rejimi için sonun başlangıcı olur. Biz bu konuda kararlıyız. Geri adım atmayacağız. Bulunduğumuz her alanda kayyım rejimine karşı mücadeleyi ve Hakkari’de ortaya çıkan halk iradesini korumaya devam edeceğiz. Buradan bir kez daha DEM Parti olarak iktidara sesleniyoruz: İzahı mümkün olmayan bu utançtan Türkiye adına vazgeçmelisiniz. Sizi bu ülkenin özgürlüğü, eşitliği ve demokrasisi adına bu utançtan vazgeçmeye davet ediyoruz. Hakkari Belediyesinde olması gereken kayyım değil Sıddık Akış ve Viyan Tekçe’dir. Hakkari, kayyım rejimi için sonun başlangıcıdır. Bu konudaki kararlılığımızı belirtiyor ve yeniden bu iradeye sahip çıkmak için yola düşen yürüyüşçüleri selamlıyorum.”

Paylaşın

Özel’den Sığınmacılar Çıkışı: İki Sebebi Ve Tek Aktörü Var

Sığınmacı sorununu, Suriye’nin geleceğini ve Türkiye’nin Suriye politikalarını nasıl değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var” dedi ve ekledi:

“Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘a konuştu. “Önümüzdeki ay içinde Suriye konferansı veya Türkiye’de sığınmacı sorununa yönelik bir konferans yapmayı düşünüyoruz” dedi. Konferansta çözüm önerilerinin konuşulacağını aktaran Özgür Özel şunları söyledi:

“Esad ile görüşme de dahil her konuda inisiyatif alacağımızı daha önce söylemiştik. Yıllardır zaten görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Esad ile CHP’li milletvekilleri görüştü diye neredeyse vatan haini oluyorlardı. Şimdi biz Esad ile görüşebiliriz dedikten saatler sonra Erdoğan, ‘Biz birlikte tatil yaptık, yine yapabiliriz’ dedi. Avrupa, Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Erdoğan’la Türkiye’yi bir mülteci kampına çevirecek anlaşma imzaladı.

6 milyon Avroluk bir anlaşma yaptılar ama görünmeyen tarafında ‘Türkiye’ye karşı raporları yumuşak yazalım, Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım’ dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var.

Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.

CHP’nin durduğu yer çok kıymetli. Özenli bir dil kullanıyoruz. Geçen zaman ve yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Atatürk’ten miras bir dış politikanın sacayağı var. O, ‘Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşunun devletini muhatap al, devlet dışı unsurları muhatap alma’ diyor. Biz önümüze geleni Kuvay-ı Milliye ilan ediyoruz. Şimdi Suriye’de Türk bayrakları yakılıyor, ‘Onlar ÖSO değil’ diyorlar. Biri sizin için 75 dolara kurşun sıkıyorsa yarın 200 dolar veren oldu mu size karşı saldırganlaşıyor.

CHP, yurtta barış dünyada barış yaklaşımıyla Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeyi, Suriye’nin istikrarını sağlamayı savunuyor. Ondan sonra da bütün Avrupa ülkeleri ve dünyadaki yapılara ‘Pamuk eller cebe’ diyerek sığınmacıların oraya gitmesi için oralara okullar, hastaneler yapmak lazım. Amerika’nın iştahını, Rusya’nın ısrarını yönetebilecek etkin bir dış politika gerekiyor. Bunların hepsinin yapılması için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

Avrupa’nın kendileri için istikrarlı bir yapı gördükleri Erdoğan’ın politikaları Türkiye için gitgide istikrarsızlaşıyor. Artık bu mızrağın çuvala sığacak hali kalmadı. Ben Avrupa’daki siyasi muhataplarımızla da konuşuyorum. Türkiye’nin sığınmacı sorunu çözülmeli. Suriye istikrara kavuşmalı. Siz bu konuda üzerinize düşeni yapmalısınız. Sonra da AB üyeliğimizle ilgili çoktan hak ettiğimiz bir şeyi ortadan kaldırmalısınız. 60 yıldır başvurmuşuz, yanımızdan gelen geçti.”

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yönetimiyle aralarında tartışma olduğu iddiasına yanıt veren Özel, “Önceki yöneticilerin asla kendilerini dışarıda hissetmediği bir barış ortamında çalışıyoruz. Hatta geçen gün de mesela Sinan Ateş davasına ben gidemedim önceki genel başkanımız gitti. Sıkı ilişkiler içindeyiz. Partide birileri çatışma beklerken aksine 4-9 Eylül arası değişimin altının doldurulacağı, sonra da ikinci yüzyılın programının yazılacağı bambaşka bir hedef var” dedi.

“Çifte standarda yer yok”

A Milli futbol takımımı oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası bozkurt işareti yapması üzerinden süren tartışmalara da değinen Özel şuhları söyledi: “Şu anda Milli Takım’ın tam bir konsantrasyonla, ülkenin tamamının desteğini alarak maçlarını tamamlaması lazım. Gencecik çocuklar. Bu meseleyi Türkiye’de bir siyasi gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Milli Takım’a bir bütün olarak destek veriyoruz. Maçlar biter, geçer, siyasi simgenin futboldaki yeri, bu bir siyasi simge mi tartışılır.

İşareti sadece bir siyasi partiye mal etmemek lazım. Ben Türkiye ittifakı dediğimde bir sürü kişi bana bozkurt yapıyor. Zaten kendisi de ‘Türklerin gücüne vurgu yaptım’ demiş. Gencecik bir futbolcunun üzerine gidip tartışmamak lazım. Ancak Merih’in yaptığı bu işareti canhıraş savunanlar geçmişte zafer işareti yapan Deniz Naki’yi de linç etmişti. Siz bir işarete toleranslı olunması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben de bu kanaatteyim. Burada çifte standarda yer yok. Bir de Milli Takım’ı siyasete çekmemek lazım.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

EURO 2024: Almanya’yı Deviren İspanya Yarı Finalde

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası Çeyrek Final maçında Almanya ile İspanya, Stuttgart Arena’da karşı karşıya geldi. İspanya, Almanya’yı uzatma bölümünde attığı golle 2-1 mağlup ederek yarı finale adını yazdıran ilk takım oldu.

Haber Merkezi / İspanya, Fransa-Portekiz eşleşmesinden galip çıkacak olan tarafla 9 Temmuz Salı günü TSİ 22:00’de, Münih’te yarı final mücadelesi verecek.

Karşılaşmanın gollerini İspanya adına 51. dakikada Dani Olmo ve 119. dakikada Mikel Merino kaydetti. Almanya’nın golünü ise 89. dakikada Florian Wirtz attı. Mücadeleyi yöneten İngiliz hakem Anthony Taylor, her iki takıma 8’er sarı kart gösterirken, İspanya’nın deneyimli sağ beki Daniel Carvajal, maçın son anlarında ikinci sarı karttan kırmızı kart gördü.

İtalya, Hırvatistan ve Arnavutluk’un yer aldığı B Grubu’ndan gol yemeden 3’te 3 yaparak lider çıkan İspanya, son 16 turunda Gürcistan’ı eleyerek çeyrek finalist olmuştu.

Mücadelenin ilk yarısında gol sesi çıkmadı. İkinci yarıda tempo yükseldi. 51. dakikada Lamine Yamal’ın pasında topla buluşan Dani Olmo’nun golüyle İspanya 1-0 öne geçti. 89. dakikada sağ kanattan yapılan ortada Joshua Kimmich’in kafayla indirdiği topla buluşan Florian Wirtz’in şutunda meşin yuvarlak yan direğe çarparak ağlara gitti ve Almanya eşitliği yakaladı.

Kalan dakikalarda başka gol olmayınca maçta uzatma bölümlerine geçildi. 119. dakikada Olmo’nun ortasında Mikel Merino kafayla topu ağlara gönderdi ve İspanya 2-1 öne geçti.

Paylaşın