Şampiyonlar Ligi: Fenerbahçe Adını Bir Üst Tura Yazdırdı

UEFA Şampiyonlar Ligi 2. eleme turu rövanş maçında Fenerbahçe ile Lugano, Şükrü Saraçoğlu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan Fenerbahçe, 2-1 galip ayrıldı ve adını bir üst tura yazdırdı.

Haber Merkezi / Hakem Robert Jones’un yönettiği karşılaşmada Fenerbahçe’nin gollerini, 59. dakikada Edin Dzeko ve 90+3. dakikada Sebastian Szymanski, Lugano’nun tek golünü ise 7. dakikada Mahmoud kaydetti.

Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Lille ile karşılaşacak. Devler Ligi’nde 3. eleme turunda ilk maçlar 6-7 Ağustos’ta, rövanş karşılaşmaları ise 13 Ağustos’ta oynanacak.

7. dakikada sol kanattan gelişen hücumda Valenzuela’nın kale sahasına doğru çevirdiği topu Fenerbahçe savunması uzaklaştırmakta güçlük çekti. Oosterwolde ve Szymanski’nin müdahalelerinin ardından ceza sahası yayının yakınında topu önünde bulan Mahmoud’un gelişine yaptığı vuruşta meşin yuvarlak üst direğe de çarparak köşeden ağlarla buluştu (0-1).

59. dakikada Mert Hakan’ın sağ taraftan kullandığı serbest vuruşta penaltı noktası önünde iyi yükselen Dzeko’nun kafa vuruşunda top ağlarla buluştu (1-1). 90+3. dakikada sağ kanattan İrfan Can’ın ceza sahasına ortasında arka direkteki Tadic, meşin yuvarlağı kafayla kale önüne indirdi. Kale önünde müsait pozisyondaki Szymanski topu ağlara gönderdi (2-1).

Stat: Şükrü Saraçoğlu

Hakemler: Robert Jones, Neil Davies, Wade Smith

Fenerbahçe: Dominik Livakovic, Osayi Samuel (Mert Müldür dk. 70), Çağlar Söyüncü, Alexander Djiku, Jayden Oosterwolde, Fred (İsmail Yüksek dk. 31), Rade Krunic (Mert Hakan Yandaş dk. 46), Dusan Tadic, Sebastian Szymanski, Ferdi Kadıoğlu (İrfan Can Kahveci dk. 83), Edin Dzeko.

FC Lugano: Amir Saipi, Mattia Zanotti, Antonius Papadopoulos, Ayman El Wafi, Albian Hajdari (Yanis Cimignani dk. 67), Mohamed Mahmoud (Anto Grgic dk. 67), Ousmane Doumbia, Uran Bislimi (Daniel Dos Santos dk. 73), Mattia Bottani (Kacper Przybylko dk. 60), Milton Valenzuela, Ignacio Aliseda (Hicham Mahou dk. 73).

Goller: Edin Dzeko (dk. 59), Szymanski (dk. 90+3) (Fenerbahçe), Mohamed Mahmoud (dk. 7) (FC Lugano).

Paylaşın

Yeni Evli Çiftler İçin Beş Temel Evlilik İpucu

Evliliğe ilk adımı atmak, sevgi, arkadaşlık ve hayallerle dolu derin bir yolculuğun başlangıcına işaret eder. Yeni evli çiftler için bu geçiş, hem heyecan hem de uyum getirir.

Haber Merkezi / Yeni evli çiftlerin önlerindeki yolculuk heyecan verici olsa da, evlilik aynı zamanda kendi zorluklarını ve belirsizliklerini de beraberinde getirir.

İşte, yeni evli çiftlerin güçlü ve kalıcı bir ortaklık kurmalarına yardımcı olacak beş ipucu:

İletişim anahtardır: Açık ve dürüst iletişim, güçlü bir ilişkinin temelidir. Duygularınız, ihtiyaçlarınız ve beklentileriniz hakkında açıkça konuşun. Partnerinizi aktif olarak dinleyin, duygularını onaylayın ve anlaşmazlıklar sırasında duvar örmekten kaçının. Unutmayın, iletişim iki yönlü bir yoldur, bu yüzden her iki partnerin de çaba gösterdiğinden emin olun.

Sabretmeyi ve bağışlamayı deneyin: Evlilik, büyüme ve öğrenme yolculuğudur ve çiftlerin bu yolda engellerle karşılaşması doğaldır. Anlaşmazlıklar ortaya çıktığında, bunlara sabır ve anlayışla yaklaşmayı unutmayın. Suçlamadan kaçının ve bunun yerine birlikte çözümler bulmaya odaklanın. Affetme alışkanlığı edinin ve kızgınlığın birikmesini önleyin.

Kaliteli zamana öncelik verin: Sadece ikiniz için zaman ayırın. Düzenli olarak randevu geceleri, hafta sonu kaçamakları planlayın veya sadece evde sessiz anlar paylaşın. Bu adanmış anlar bağınızı güçlendirir, tutkuları canlı tutar ve daha derin bir düzeyde yeniden bağlanmanızı sağlar.

Bireyselliği kucaklayın: Evlilik güzel bir birlikteliktir, ancak kendinizi kaybetmeniz anlamına gelmez. Birbirinizin kişisel gelişimini ve ilgi alanlarını teşvik edin. İlişkinin dışında arkadaşlıklarınızı ve hobilerinizi sürdürün.

Karşılıklı saygı ve desteği teşvik edin: Başarılı bir evlilik, karşılıklı saygı ve destek temeline dayanır. Birbirinizin bireyselliğini, güçlü yanlarını ve başarılarını kutlayın ve farklılıkları anlayış ile kucaklayın. Birbirinizin en büyük destekçileri olun ve hem zaferlerde hem de zorluklarda sarsılmaz destek sunun.

Paylaşın

“Aşk Beyni” Bozukluğu Nedir? Dikkat Edilmesi Gereken Beş İşaret

“Aşk Beyni” bozukluğu, aşık olunduğunda beynindeki nörokimyasal değişiklikleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Aşk güzel ve doğal bir duygu olsa da, kontrol edilemediği takdirde sorunlu davranışlara da yol açabilir.

Haber Merkezi / Aşık olunduğunda, beyin ödül merkezini harekete geçiren bir dizi iyi hissettiren hormon salgılar. Bu aktivasyon yoğun bir haz duygusuna yol açar ve aşık olunan kişiye olan arzuları güçlendirir. Ancak, tıpkı diğer tüm bağımlılıklar gibi, iyi hissettiren hormonların bu sürekli salınımı beyin kimyasında sorunlu davranışlara yol açabilecek değişikliklere yol açabilir.

‘Aşk Beyni’ bozukluğunun belirtileri:

‘Aşk Beyni’ bozukluğunun en yaygın belirtilerinden biri, partnere karşı takıntılı düşüncelere ve davranışlara sahip olmaktır. Sevilen kişiyi sık sık düşünmek doğaldır, ancak aşırı hale geldiğinde ve hayatın diğer yönlerini etkilemeye başladığında, bu bir uyarı işareti olabilir.

Aşık olmak olumlu duyguların akınına yol açabilir, ancak aynı zamanda bilinç halinde ve davranışlarda da önemli değişikliklere neden olabilir. İlişkide işler yolunda gittiğinde aşırı yükselişler yaşanılabilir, ancak sorunlar veya çatışmalar olduğunda da yoğun düşüşler yaşanılabilir. Bu duygusal iniş çıkışlar bunaltıcı olabilir ve dürtüsel veya mantıksız davranışlara yol açabilir.

Aşk beyni ele geçirdiğinde, yoğun duygularda kaybolmak ve diğer önemli ilişkileri ve sorumlulukları ihmal etmek kolaydır. Bu, gergin ilişkilere ve uzun vadeli sonuçları olabilecek önemli sorumlulukların ihmal edilmesine yol açabilir.

Kıskançlık ilişkilerde yaygın bir duygudur, ancak aşırı ve mantıksız hale geldiğinde, ‘Aşk Beyni’ bozukluğunun bir işareti olabilir. Aşık olunduğunda beyin dopamin, serotonin ve oksitosin gibi kimyasallar salgıladığından, bu aynı zamanda artan sahiplenme ve kıskançlık seviyelerine de yol açabilir. Bu, kontrolcü davranışlar, partnerlerin sadakatini sürekli sorgulamaya neden olabilir.

‘Aşk Beyni’ bozukluğunun etkileri yalnızca düşünceler ve duygularla sınırlı değildir; fiziksel semptomlar olarak da ortaya çıkabilirler. Aşık olunduğunda beyin adrenalin, kortizol ve vazopressin gibi hormonlar salgılar ve bu da kalp atış hızının artması, terleme, iştahsızlık ve uyku bozuklukları gibi fiziksel değişikliklere yol açabilir.

Bu belirtiler ilk başta önemsiz görünebilir ancak zamanla devam ederse veya kötüleşirse daha derin bir sorunun göstergesi olabilir.

Paylaşın

SGK Borçları İçin Harekete Geçildi: İlk Haciz Mersin Büyükşehir Belediyesi’ne

Erdoğan’ın talimatı sonrası belediyelerin SGK borçlarına ilişkin çalışmalar başladı. İlk olarak CHP’li Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin hesaplarına söz konusu borçlar nedeniyle haciz konuldu.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta partisinin grup toplantısında yaptığı “Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin belediyeleriniz SGK’ya olan birikmiş borçlarını ödesinler” açıklamasıyla başlayan tartışmaların ardından belediyelere haciz işlemleri uygulanmaya başlandı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Vedat Işıkhan’ın dün yaptığı yaptığı açıklamada, uyarılara ve bildirimlere karşın prim borçlarını ödemeyen belediyelerle ilgili icra yöntemine başvuracaklarını bildirmişti. Tartışmaların ardından haciz işlemleri başladı ve ilk olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin hesaplarına haciz konuldu.

CHP’li Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Belediyelerin SGK’da birikmiş borçları varsa, biz bunların hesaplarına haciz koyacağız’ dediler. Hakikaten bunu da yaptılar. Hesaplarımıza haciz koydular” dedi.

Haciz işlemlerinin kendi belediyesi için ‘dünyanın sonu’ olmadığını ifade eden Vahap Seçer şunları söyledi: “Hizmetin gecikmesine, hizmetin yapılmamasına neden olacak bir durum. Yani insanları aç, susuz bırakmak gibi bir şey, bir belediyenin kaynağını kesmek. Ben kendi belediyem adına söyleyeyim; biz bunu aşarız.

Keşke bunu yapmasalardı ama bunu aşamayacak belediyelerin de olduğunu görüyorum. Bizim için, Mersin Büyükşehir Belediyesi için dünyanın sonu değil. Ama birçok belediye için de bu dünyanın sonu olabilir, yani hizmet yapamaz noktaya gelirler. Şehirlerde büyük sorunlar yaşanabilir ve bu borçlar da bu belediyeler tarafından keyfi olarak yapılmadı, bu borçlar keyiften birikmedi.”

“Bu halk size bunun hesabını soracak”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ise söz konusu durum hakkında yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, belediyelere hacze başlamış, vergi ve sigorta primleriyle ilgili. Mersin Belediyesi’nden başlamış. Birazcık utanın. İki milletvekiliniz milyarlarca liralık ciro yapmış, vergi ödememiş, tek bir soruşturma yok. Bu belediyelerin borçlarının büyük çoğunluğu sizin dönemlere ait. 5 şirket artı sekiz tane o şirketlere bağlı alt şirketler bir lira vergi ödememiş.

Toplamda 800 milyarı bulan bu ülkenin vergi alacağı var, belediyelere haciz yapıyorsunuz. Bu toplumun, bu ülkenin ahını almayın. Bırakın belediyeler çalışsın, onları da öderiz ama belediyeleri çalıştırmamak, mahalle mutfaklarını kapatmak, halk ekmekleri kapatmak için bunları yaptığınızı biliyoruz. Bir gün bu halk size bunun hesabını soracak.”

Paylaşın

Oropouche Ateşi Nedir? Bilinmesi Gereken Her Şey

Dang humması ve Batı Nil virüsü de dahil olmak üzere sivrisinek kaynaklı hastalıklar dünya çapında giderek daha fazla insanı etkilerken, Brezilya Sağlık Bakanlığı, “Oropouche” virüsü sebebiyle iki kişinin öldüğünü açıkladı.

Haber Merkezi / Adını, 1955’te tespit edildiği Trinidad ve Tobago’daki Oropouche Nehri’nden alan “Oropouche” virüsü ağırlıklı olarak Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde görülüyor. Avrupa’da ise ilk vaka İtalya’da görüldü.

Oropouche virüsü, enfekte olmuş tatarcık (zararlı bir sinek cinsi) ve sivrisineklerin ısırıklarıyla bulaşıyor. Çoğunlukla Culicoides paraensis adlı sivrisineğin ısırmasıyla bulaşan Oropouche virüsünün insandan insana bulaştığına dair henüz bir kanıt bulunmuyor.

“Oropouche” virüsünün neden olduğu “Oropouche” ateşinin belirtileri ısırıktan 4-8 gün sonra aniden ortaya çıkar.

“Oropouche” ateşinin belirtileri:

Yüksek ateş,
Şiddetli başağrısı,
Eklem ve kas ağrısı,
Titreme,
Mide bulantısı ve kusma,
Baş dönmesi,
Fotofobi (ışığa karşı hassasiyet).

Hastaların çoğu bir hafta içinde iyileşirken, şiddetli hastalar meninkslerin (beyin ve omurilik etrafındaki koruyucu zarlar) iltihaplanması sonucu oluşan aseptik menenjite yol açabilir.

“Oropouche” ateşinin tedavisi ve önlemesi:

Oropouche ateşi için spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmamaktadır. Tedavi öncelikle ateş, ağrı ve dehidratasyon gibi belirtileri yönetmeye odaklanır.

Oropouche ateşiyle mücadelede önlem almak çok önemlidir. Öncelikle böcekler tarafından bulaştığı için, dang humması ve sivrisinek kaynaklı diğer hastalıklara benzer koruyucu önlemler önerilir:

Böcek kovucu kullanılması,
Uzun kollu giysiler ve pantolon giyinilmesi,
İyi korunan alanlarda kalınması,
Sivrisinek üreme alanlarını ortadan kaldırması gibi…

“Infectious Diseases of Poverty” adlı bilim dergisinde 2023 yılında yayımlanan bir makalede Oropouche virüsünün yeterince araştırılmamış bir hastalık olduğu belirtiliyor.

Şimdiye kadar Oropouche vakalarının çoğu tropikal iklim koşullarında ortaya çıkmış olsa da makalenin yazarları mevcut veri eksikliğinin kesin sonuçlara varmayı zorlaştırdığını söylüyor. Uzmanlar, tropik koşullar dışında da görülmeye başlayan virüsle ilgili yeterince veri bulunmadığına dikkat çekiyor.

Raporun yazarları bitki örtüsü kaybı ve ormansızlaştırmanın hastalıkla ilişkili göründüğü tespitinde bulunuyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Olimpiyat Açılışına Tepki: Papa’yı Arayacağım

Partisinin il başkanları toplantısında konuşan Erdoğan, “Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen ahlaksızlık, karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi” dedi ve ekledi:

“İlk fırsatta Papa’yı arayacağım. Orada tüm insanlığa yapılan ahlaksızlığı paylaşacağım. Olimpiyatlar nesillerin emniyeti ve bakasını tehdit eden sapkınlığa alet edilmiştir. En masum varlıklarımız olan çocuklarımız iğrenç şekilde hedef alınmıştır. Paris’teki rezil sahne sadece Katolik alemini, Hıristiyan dünyasını değil en az onlar kadar bizi de rencide etti, bizde de infial oluşturdu.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde düzenlenen ‘Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Milletin sandıkta verdiği mesajlara kulaklarımızı tıkamıyor, sandıkta tecelli eden iradenin rehberliğinde iç bünyemizde gerekli adımları atıyoruz. Kolaycılığa kaçmadan, bakınmadık hiçbir nokta bırakmadan bu süreci titizlikle yürütüyoruz. Selden kütük kapma telaşında olanları da çok iyi görüyoruz. Allah’ın izniyle bunları aradıkları fırsatı vermedik, vermeyeceğiz.

Ne fitne kazanına odun taşıyanların oyununa geleceğiz ne de hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz. Partimiz bünyesinde farklı seviyelerde bayrak değişimini gerçekleştiriyoruz. Yorulan, yıpranan, çeşitli nedenlerle görevden affını talep eden arkadaşlarımızın yerine bazı arkadaşlarımızı görevlendirdik. Millete hizmet davasının ateşten gömleğini giyen arkadaşlarımıza üstlendikleri ağır sorumluluklarda Rabbimden başarılar diliyorum.

Her gün her dem yeniden doğarak, kendimizi yenileyerek, millete olan aşkımızı, muhabbetimizi her daim büyüterek azim ve kararlılıkla yürüyoruz. Biz her işte hayır olduğuna inanan bir kadroyuz. Bu sürecin de partimiz ve hareketimiz için yeni kapıların açılmasına vesile olacağından asla şüphe duymuyoruz. Aslolan milletle gönül bağını muhafaza etmektir. Aslolan 85 milyonun umudu olmayı sürdürebilmektir. Milletimizle irtibatımızı koruduğumuz ve güçlendirdiğimiz müddetçe hiçbir şey bizi yolumuzdan alıkoyamaz.

AK Partili kadrolar olarak yapmamız gereken bellidir. Daha fazla gönül kazanacağız, milletin sofrasına daha fazla oturacağız. İyi ve kötü gününde vatandaşın her zaman yanında olacağız. Kapısı çalınmadık, eli sıkılmadık, kalbine dokunulmadık kimse bırakmama prensibiyle gece gündüz çalışacağız.

İl başkanlığı il binasının dört duvarı arasına sıkışıp kalınarak yerine getirilecek görev değildir. Belediye başkanlığı rutin işleri takip edilecek bir yer değildir. Siz yol ve dava arkadaşlarımın tamamından sorumluluklarınızı bu hassasiyetle ifa etmeniz gerektiğini altını çizerek vurgulamak istiyorum.

Muhalefetin milletin meselelerine nasıl baktığını her konuda görüyoruz. Son 22 yılda birkaç istisna hariç milletin gerçek gündemiyle aynı hizada bir türlü konumlanamadılar. Terörle mücadeleden ülkemizin hak ve çıkarlarının savunulmasına kadar çok büyük savrulmalar yaşandılar. 30 yıllık işgalin altından Karabağ’ı özgürlüğe kavuşturma mücadelesinde en sert eleştiriyi CHP’den aldık. Libya meselesinde de aynı vahim durumla karşılaştık. Türk askerinin Libya’da ne işi var korosunun assolisti CHP ve dönemin CHP genel başkanıydı. Türkiye’nin Afrika’daki varlığından rahatsız olan sömürgecilerin tezleriyle bizleri hedef aldılar.

Geçtiğimiz hafta DEM’li ortaklarıyla Meclis’te Somali tezkeresine hayır dediler. Gazze’de devam eden soykırımda Hamas’ı şeytanlaştırmada nasıl bir dil tutturduklarını biliyoruz. İsrail’in vahşi katliamlarına tepki vermekle gösteremediler. Şimdi benzer basiretsizliği mavi vatanda görüyoruz. Masal diyerek, ülkemizi yayılmacılıkla itham ederek birilerine göz kırpıyorlar. Milletin verdiği yetkiyi Türkiye karşıtlarına selam çakmak için kullanıyorlar. Bunun adı sorumsuzluktur, şuursuzluktur, gaflettir. Bu tezleri Meclis kürsüsünden dinlendirmek ne zamandan beri CHP’nin gündemi oldu.

CHP’nin Türkiye ile ve Türkiye’nin çıkarlarıyla alıp veremediği nedir? İktidara muhalefet etmek ayrıdır, Türkiye’nin rakiplerine lojistik destek sağlamak ayrıdır. Biz CHP’den bizimle her konuda aynı düşüncede yer almasını asla beklemiyoruz. Milli meselelerde yerli ve milli duruş bekliyoruz. Bu tarz açıklamalarla ülkemize zarar vermesinler, gölge etmesinler yeter biz onlardan başka ihsan istemiyoruz. Ana vatanımızın ayrılmaz parçası olan mavi vatanımıza sahip çıkma noktasında en küçük geri adım atmayacağız.

Bunu böyle bilsinler, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin haklarını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Dış politika bağlamında şu gerçeği vurgulamak isterim, biz 2200 yıldan fazla devlet geleneği ve devlet aklı olan milletiz. Başkaları gibi sadece 50-100 yıllık birikimle değil binerce yılın merceğinden bakıyoruz. Hazırlıklarımızı buna göre yapıyoruz. Hamlelerimizi buna göre tayin ediyoruz. Biz başına vurulunca ekmeği alınan bir ülke değiliz.

Tarihimizin hiçbir döneminde de böyle olmadık. Ne başkalarının hakkına el uzatırız ne birilerine hakkımızı yediririz. Libya’da bunu yaptık.30 yıllık işgalin ardından Karabağ’da bunu yaptık. Suriye’den topraklarımıza saldırı olduğunda bunu yaptık. Hakkımıza, kardeşlerimize bekamıza sahip çıktık. Ülkemizin ve milletimizin güvenliğini garanti altına aldık.

Barışı, istikrarı, sükuneti savunan taraf olduk. Gazze’de 300 gündür son derece vahşi soykırım yaşanıyor. İsrail güçleri 16 bini çocuk 40 bin Filistinli kardeşlerimizin tepelerine boma yağdırarak kalleşçe şehit etti. 100 bin Filistinli kardeşimiz yaralandı. Küvezdeki bebeklere kurşun sıkacak kadar ileri gittiler. Gıda sırasında bekleyen insanları katledecek kadar alçaldılar. Cami, kilise ve okulları bombalayacak kadar gözlerini kararttılar. İsrail savaşın hukukunu bile yok saydı. Hitler’i gölgede bırakacak bir barbarlığa imza attılar.

Eli kanlı katiller Temsilciler Meclis’inde ağırlanıyor alkışlanıyor. Ben de insanım diyen, ben de Müslüman’ım diyen birisinin böyle bir tabloya rıza göstermesi mümkün mü? BM Güvenlik Konseyi bugün sorumluluk almayacaksa Allah aşkına ne zaman alacak? Daha kaç bin tane çocuğun ölmesi lazım. Bu gidiş gidiş değildir. Netanyahu yönetimindeki altında İsrail’in gittiği yol yol değildir. Bu pervasızlık, bu hoyratlık, Batının sergilediği bu iki yüzlülüğün sonu korkarım ki çok kötü bitecektir.

Bugün gözünü Lübnan’a dikenlerin yarın pis ellerini başka yerlere uzatmayacağını kim garanti edebilir. Bölgemizde hudutları halen netleşmemiş tek ülke İsrail’dir. Diğer ülkelerin topraklarını işgal ederek semiren ülke İsrail’dir.

Meşru bir devlet olarak değil terör örgütü gibi hareket eden ülke İsrail’dir. Hamas, bizim de telkinlerimizle ateşkese evet dediği halde savaşı uzatan, katliam yapan taraf İsrail yönetimidir. Hukuk tanımaz İsrail devleti artık tüm insanlık, dünya için tehdittir. Hitler, ABD ve Sovyetler Birliği’nin ittifakıyla geç de olsa durdurulmuştu. Daha geç olmadan bu soykırım, bu vahşet insanlığın ittifakıyla artık derhal durdurulmalıdır.

Netanyahu yönetiminin yularını elinde tutanların bu katliam şebekesine bir an önce dur demesi gerekiyor. Biz Netanyahu denilen caninin ne yapmaya çalıştığının, dünyayı nasıl bir felakete sürüklemek istediğinin farkındayız. Asıl niyetini de çok iyi biliyoruz. Ne yapıyorsak böyle bir senaryonun önüne geçmek için yapıyoruz. Bölgemizde kanın ve gözyaşının durması için söylüyoruz. Biz İstiklal Marşı bile korkma diyerek başlayan bir milletiz. Klavye soytarılarının hadsiz mesajları bizi korkutmak, bizi ürkütmez, inandırmamız yolda yürümekten bizi asla vazgeçirmez.

İstedikleri kadar çirkinleşsinler, çukurlaşsınlar Tayyip Erdoğan’ın ne kavline ne kalbine zincir vurabilirler. Biz kimsenin tehditlerine boyun eğmeyiz. Kimsenin zorbalıklarına eyvallah etmeyiz. Biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık.

Bugünlere çarpışa çarpışa geldik, hakkın ve halkımızın desteği ile geldik. Bize gazete manşetlerinden ölüm biçenler oldu ama yanıldılar. Bizi terörle, sokak terörüyle darbeyle devirmek isteyenler oldu, hepsini bozguna uğrattık. Korkuyu yanımıza hiç yaklaştırmadık. Dimdik ayaktayız. İsrailli yetkililerin küstah açıklamaları karşısında son 2 gündür siyasi parti gözetmeksizin milletimizin fertlerinin sergilediği dik ve dirayetli duruşu kıymetli duruşu belirtmek istiyorum.

Türkiye olarak bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan Musevilere kucak açtıysak, Hitler’in toplama kamplarından kaçan Yahudilere nasıl kol kanat gerdiysek, bugün de mazlum ve mağdurların yanındayız.

Bizim için zalimin de mazlumun da kimliğinin bir önemi yoktur. Türkiye tüm imkanlarıyla tüm kapasitesiyle elbette hiçbir ihtimali gözardı etmeden mazlum Filistin halkının yanındadır. Bu vicdanlı tavrını sonuna kadar koruyacaktır.

“Papa’yı arayacağım”

İnsana ve insani değerlere yönelik savaş birçok alanda şiddetini artırarak devam ediyor. Şu bölüm çok hassas, çok önemli; Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen ahlaksızlık, karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Macron beni davet etti. Ben de gelebileceğimi söyledim. 13 yaşındaki torunum ‘Dede gitme’ dedi. ‘Niye’ dedim. ‘Orada LGBT gösterisi yapacaklar’ dedi. Çıkardı bana Instagram’dan o görüntüleri gösterdi. ‘Tamam kızım gitmeyeceğim’ dedim. Düşünebiliyor musunuz insanları birleştirmesi gereken uluslararası spor etkinliği maalesef insanlığa, fıtrata, insanı insan yapan değerlere düşmanlıkla açıldı. Bizim inancımızda insan yaradılmışların en şereflisidir. Paris’te yapılmak istenen eşref-i mahlukat olan insanı esfel-i safilin yani hayvanlardan dahi aşağı seviyeye çekme projesidir.

İlk fırsatta Papa’yı arayacağım. Orada tüm insanlığa yapılan ahlaksızlığı paylaşacağım. Olimpiyatlar nesillerin emniyeti ve bakasını tehdit eden sapkınlığa alet edilmiştir. En masum varlıklarımız olan çocuklarımız iğrenç şekilde hedef alınmıştır. Paris’teki rezil sahne sadece Katolik alemini, Hıristiyan dünyasını değil en az onlar kadar bizi de rencide etti, bizde de infial oluşturdu.

Kutsala yönelik bu apaçık saldırı karşısında daha fazla liderin, siyasetçinin sesi çıkması gerekiyordu. Kimi umursamazlıktan, kimi korkudan LGBT lobisine ses çıkaramıyor. Biz çıkarıyoruz. CHP çıkarmasa ne yazar DEM çıkarmasa ne yazar. En küçük eleştiriye dahi tahammülü olmayan bu lobi Avrupa ve Batı dünyasını esir almış durumda. Eş zamanlı olarak insanlık büyük bir kuşatmayla karşı karşıya bırakılıyor. Bu korku iklimini oluşturuyorlar.

Karşımızda sadece bir yönelik yok. Doğrudan çocuklarımızı hedef alan faşizan bir dayatma var. Normale, fıtrata, aileye, insan nesline yönelik çok boyutlu, kapsamlı, acımasız bir savaş yürütülmektedir.

LGBT sapkınlığını özgürlük olan lanse edenlerin başörtülü sporculara tahammül edememesi bunların kafalarındaki özgürlük tarifini ortaya koymaktadır. Fransız sporcuların içinde başörtülü olanlar varsa Fransa onların katılımını engellemiştir. Bu nasıl mantık? Fransa’da yaşayan Faslı, Tunuslu ve diğerleri neden tavır koymadılar, bunu anlamakta zorlandığımı ifade etmek isterim.

Bunlar kutsal olan her şeye düşmanlar. Paris skandalı bu gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Cinsiyetsizleştirmek demek insan soyunu bozma demektir.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bu konudaki duruşumuzu çok net ortaya koyduk. 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde birileri iktidara gelmek adına bunlara şirinlik yaparken biz ailenin korunmasından yana çok güçlü tavır aldık. Bugün dünden daha kararlıyız.

Bugün dünden daha dikkatliyiz. Sapkın akımlarla, bunları insanlığın başına bela eden küresel güçlerle mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdüreceğiz. Cinsiyetsizleştirme projelerinin ülkemizde hamiliğini bölücü örgütün siyasi uzantılarının ve CHP’li belediyelerin üstlenmesi gerçekten ibret vericidir. Her taşın altından çıkan DEM’i anlıyoruz da CHP’nin bu projeye destek verdiğini açıkçası anlamakta zorluk çekiyoruz.

Rabbim evlatlarımızı bu tür melun akımlardan korusun diyorum. Dün gece yoğun ve yorucu mesainin ardından sahipsiz hayvanlara yönelik kanunun teklifini Meclis genel kurulunda kabul eden tüm milletvekillerimizi tebrik ediyorum. Muhalefetin tüm kışkırtmalarına rağmen milletin meclisi bir kez daha milletin sözünü dinlemiş, sessiz çoğunluğun çığlıklarına kulak tıkamamış son derece kritik bir sınavı alnının akıyla vermiştir.

Milletimizin acil çözüm beklediği konuların başında gelen başıboş köpek meselesini hükümet, yerel yönetimler ve hayvan severler el ele vermek suretiyle inşallah kısa sürede hal yoluna koyacağız. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Halay” Tepkisi: Kürtlere Suç İcat Ediliyor

Kürtçe müzikle halay çekenlere dönük operasyonlara tepki gösteren DEM Partili Ayşegül Doğan, “Günlük yaşamı üzerinden Kürtlere suç icat ediliyor. Böyle yaparak ırkçılık da normalleştirilmeye çalışılıyor. Günlük hayatın parçası rutiniymiş gibi bir algı yaratılmaya ve örülmeye çalışılıyor. Bu çok tehlikeli bir algı yaratma girişimdir” dedi ve ekledi:

“Mersin’den Hakkari’ye Siirt’ten Aydın’a farklı kentlerde süren yeni bir operasyon, süreç başlatıldı. Ne hikmetse Kürtlerin katıldığı düğünlerin, sokak etkinliklerinin görüntüleri taranıyor, bulunuyor, yine ne hikmetse sosyal medyada paylaşan, bunu arayan, tarayan, bulan ve şimdi nedense bir anda bunu bir şekilde servis eden bir akıl çıktı ortaya.

Görüntülerin bazıları bugünlere, bazıları da geçmişe ait. Kadınlar, gençler,  halay çektikleri için Kürtçe şarkı eşliğinde eğlendikleri için düğüne katıldıkları için tutuklanıyorlar. Onlarca insan şu anda tutuklu. Sebebi halay çekmişler. İstedikleri Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmişler. Ne yapalım? Sizin verdiğiniz playlistlerle mi halay çekelim? Bu mudur Türkiye’nin geldiği nokta. Hani siz nefret suçunu kaldırmıştınız?”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. MA’nın aktardığına göre, Doğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Belli ki bu iktidar da geçmiş iktidarlar gibi yaşananlardan ders çıkartmıyor. Türkiye’yi nasıl bir maliyetle karşı karşıya bıraktığını görmüyor. Bu politikalar onlarca yıldır sürdürüldü ama kimse sonuç almadı. Eğer böyle güç kazanacağını düşünenler varsa; özellikle onlara DEM Parti adına sesleniyorum; böyle, olsa olsa sonunuzu hızlandırabilirsiniz. Kürt düşmanısınız. Bunu bu şekilde adlandırmak zorundayız. Doğru bir haliyle ifade etmek zorundayız.

Neden iktidara sesleniyoruz; çünkü bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Olan biten her şeyin sorumlususunuz. Bugün yaşadığımız tablonun da sorumlusu sizsiniz. Günlük yaşamı üzerinden Kürtlere suç icat ediliyor. Böyle yaparak ırkçılık da normalleştirilmeye çalışılıyor. Günlük hayatın parçası rutiniymiş gibi bir algı yaratılmaya ve örülmeye çalışılıyor. Bu çok tehlikeli bir algı yaratma girişimdir.

Mersin’den Hakkari’ye Siirt’ten Aydın’a farklı kentlerde süren yeni bir operasyon, süreç başlatıldı. Ne hikmetse Kürtlerin katıldığı düğünlerin, sokak etkinliklerinin görüntüleri taranıyor, bulunuyor, yine ne hikmetse sosyal medyada paylaşan, bunu arayan, tarayan, bulan ve şimdi nedense bir anda bunu bir şekilde servis eden bir akıl çıktı ortaya. Görüntülerin bazıları bugünlere, bazıları da geçmişe ait. Kadınlar, gençler,  halay çektikleri için Kürtçe şarkı eşliğinde eğlendikleri için düğüne katıldıkları için tutuklanıyorlar. Onlarca insan şu anda tutuklu. Sebebi halay çekmişler. İstedikleri Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmişler. Ne yapalım? Sizin verdiğiniz playlistlerle mi halay çekelim? Bu mudur Türkiye’nin geldiği nokta. Hani siz nefret suçunu kaldırmıştınız?

Bakın tüm Türkiye kamuoyuna hatırlatayım. Bizatihi Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Türkçenin yanı sıra başka dil ve lehçeleri öğrenme fırsatı verdik’ diyor. Böyle mi öğrenme fırsatı verdiniz. ‘Bu dillerde siyasi propaganda yapma olanağı sağladık’. ‘Onlara radyo ve televizyon açtık’ diyor. Bitmiyor; ‘Kürtçe yasaklanmış mıydı’ sorusuna ‘Evet yasaktı. Bugün Kürt vatandaşlarımız ve kardeşlerimiz Kürtçe her türlü siyasi propagandayı yapabilirler.

Biz bu yolu açtık. Nefret suçu ilk kez dönemimizde ceza mevzuatına girdi’ diyor. Peki bugün yapılan nedir? Bu arada hatırlatalım, bugün bunu savunanlar, buna sessiz kalanlar, görmezden gelenler, duymazdan gelenler, daha dün 31 Mart yerel seçimlerinden önce her yerde Kürtçe şarkılarla sözüm ona partilerinin propagandalarını yapanlar. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yöneticileri milletvekilleri aday adayları. Niye Kürtçe şarkılar eşliğinde propaganda yaptınız?

Ceza mevzuatımıza yeni bir şey daha girmiş. Kürt olmak suçtur. Dilini konuşamaz, halayını çekemez, seçilemez… Demek ki ceza mevzuatına nefret suçu Kürtler ve diğer halklar hariç şekilde girmiş.

Halay videosunda gözaltı ve tutuklama gerekçeleri arasında sayılan sloganlar var. Mesela ‘Bijî Serok Apo’ demek. Bu bir hakikat. Bir gün bir şarkıda, bir gün sloganda, bir gün bir halayda, bir gün yürüyüşte, toplumsal etkinlikte, bir gün bir siyasi arenada ama mutlaka hakikat bir şekilde karşınızı çıkar. Bugün çıktığı gibi. Bir kere bu sloganı atmak suç değil. Bununla ilgili AYM, Yargıtay ve AİHM kararları var. Bu karalara göre bu sloganı atmak ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor.

Buradan Türkiye kamuoyunu bir çağrı yapmak istiyorum. Gelin hep birlikte bu halayı büyütelim. Nasıl ki Karadeniz horondan vazgeçmez, Ege zeybekten vazgeçmez, Kürtler de halaylarından vazgeçmeyecekler. O yüzden bu halayı hep birlikte büyütelim, bu halaya birlikte duralım.

Yalnızca halay mı? Kütlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgelerde yani Kürdistan coğrafyasında yollardaki yaya uyarı işaretleri, yazıları levhaları bunlara da tahammül edilmiyor. Bunları Türkiye 90’lı yıllarda da yaşadı. Yeşil sarı kırmızı renkli bahçelerin peyzaj düzenlemesine bu ülkede, üstelik Ankara’da müdahale etmek istendi. Bu renkler yıllarca yasaklandı. Puşi, slogan, renkler yasaklandı. Ne oldu? İktidar bloğuna sesleniyoruz. Kendi iktidar kavganızı Kürtler üzerinden yapmayınız. Toplumu tehlikeli bir ayrışmaya sürüklüyorsunuz. Çözümsüzlük politikalarını peşinde sürüklenerek kendi sonunuzu yaratmayın. Tutukladığınız bu suçsuz insanları serbest bırakın.

“Mücadelemize devam edeceğiz”

Günlerdir insanlar ayakta, bu katliam yasasına ilişkin itirazlarını yükseltmeye çalışıyorlar. Biz DEM Parti olarak bu yasa teklifi gündeme geldiği andan bugüne kadar, buna karşı hem Mecliste hem sokakta mücadele ettik. Bu yasayı belediyelerimizin uygulayacağını açıkladık. Buna rağmen Silvan’dan gelen bazı görüntülerle sosyal medyada DEM Parti’nin verdiği bu mücadele manipüle edilmeye çalışılıyor.

Farklı bir şekilde gösterilmeye çalışılıyor. Hayvan hakları aktivistlerine DEM Parti olarak bir kez daha söylüyoruz; biz bu yasaya karşı mücadelemize devam edeceğiz. Bu yasayı uygulamayarak bu mücadeleye devam edeceğiz. O yüzden şu anda sokakta Silvan’da hayvanlar toplanıyor ve barınaklara götürülüyor şeklinde yayılmaya çalışılan ve özellikle sosyal medyada manipüle edilmeye çalışılan bu haberin doğru olmadığını söylemek isterim. Barınaklara tedavi için götürülüyorlar.”

Paylaşın

Rusya’da Ziyaret Edilebilecek 5 Muhteşem Yer

Coğrafi alan olarak dünyanın en büyük ülkesi olan Rusya, zengin kültürel değerler, çarpıcı mimari eserler ve nefes kesen manzaraların ülkesi. Hareketli şehirlerden dingin kırsal kesimlere kadar, bu ülkede her gezgin için bir şeyler var.

Haber Merkezi / Rusya’ya bir seyahat planlıyorsanız, bu 5 muhteşem yeri seyahat programınıza dahil ettiğinizden emin olun.

Kızıl Meydan (Moskova): Moskova’daki Kızıl Meydan’ı ziyaret etmeden Rusya’ya yapılan hiçbir gezi tamamlanmış sayılmaz. Bu tarihi meydan şehrin kalbidir ve UNESCO Dünya Mirası Alanıdır. Meydan, renkli Aziz Vasil Katedrali, görkemli Kremlin kompleksi ve Devlet Tarih Müzesi gibi simgesel yapılarla çevrilidir. Kızıl Meydan ayrıca Rus liderinin mumyalanmış bedenini görebileceğiniz ünlü Lenin Mozolesi’ne de ev sahipliği yapmaktadır.

Ermitaj Müzesi (St. Petersburg): St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi, 3 milyondan fazla sanat eserine ev sahipliği yapan dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biridir. İlk olarak 1764’te Büyük Katerina tarafından kurulmuş ve o zamandan beri altı binadan oluşan geniş bir komplekse dönüşmüştür. Müzenin koleksiyonunda Leonardo da Vinci, Rembrandt ve Van Gogh gibi ünlü sanatçıların şaheserleri yer almaktadır.

Baykal Gölü: Sibirya’da bulunan Baykal Gölü, dünyanın en derin ve en eski gölüdür ve dünyanın tatlı suyunun yaklaşık yüzde 20’sini barındırır. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Alanıdır ve eşsiz florası ve faunasıyla popüler bir turizm merkezidir. Gölün berrak suları, endemik Baykal foku da dahil olmak üzere 3 binden fazla bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçiler gölde tekne turu yapabilir veya çevredeki dağların muhteşem manzaralarına tanık olmak için kıyılarında yürüyüşe çıkabilirler.

Kazan: Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan, mimarisinde, mutfağında ve geleneklerinde Rus ve Tatar etkilerinin belirgin olduğu bir kültürler karışımıdır. Şehrin en ünlü simgesi, UNESCO Dünya Mirası Alanı olan ve güzel bir cami ve katedrale ev sahipliği yapan Kazan Kremlin’dir. Ayrıca, geleneksel Tatar yemekleri sunan restoranlarıyla canlı yemek sahnesiyle de bilinir. Şehrin tiyatrolarından birinde geleneksel Tatar müziği ve dansı performansını izleme şansını kaçırmayın.

Trans – Sibirya Demiryolu: Rusya seyahatinizde yeterli zamanınız varsa, ikonik Trans – Sibirya Demiryolu’nda bir yolculuk yapmayı düşünün. Bu efsanevi tren rotası Moskova’dan Vladivostok’a 9 bin 289 kilometrelik bir mesafeyi kapsıyor ve tamamlanması yaklaşık 7 gün sürüyor. Yol boyunca, farklı manzaralardan geçerken ve çeşitli şehirlerde dururken Rusya’nın enginliğini deneyimleyeceksiniz.

Paylaşın

Belediyelerin Yüzde 90’ı SGK’ya Borçlu

Belediyelerin SGK’ya borçları konusunda açıklamalarda bulunan CHP’li Hasan Öztürkmen, “Sayıştay hemen her yıl SGK’ya ilişkin raporlarında, belediye borçlarına dikkat çekmiş… Anlaşılan, belediye kaynaklarının borç ödemeye değil, yandaşlara akması tercih edilmiş!” dedi ve ekledi:

“CHP’nin son yerel seçim zaferinin ardından Erdoğan’dan gelen bu hamle dikkat çekicidir. Hayvan katliamı yasasını belediyeler eliyle yürütme hedefi ve yöneticilere hapis cezası zoruyla kararı uygulatma çabası da halkla CHP’li belediyeleri karşı karşıya getirme planının bir ürünüydü. Erdoğan’ın genel seçimlere CHP’yi belediyeler üzerinden kuşatarak girme hazırlığı açık seçik görülmektedir.”

Öztürkmen, açıklamasının devamında, “Açık bir şekilde belediyelerin devlete olan borçları ödenmemiş. Sayıştay, ezici çoğunluğu AKP’li olan belediyelerin oluşturduğu borçların ödenemez duruma geldiğini raporlarla her yıl iktidarın önüne koymuş. Ancak hiçbir adım atılmamış. Anlaşılan Erdoğan, belediye kaynaklarının borçlar için değil yandaşlar için kullanılmasını uygun görmüş! Şimdi belediyeler CHP’ye geçince hesap kesmeye çalışıyor. ‘Erdoğangiller yer içer hesabı CHP öder…’ Yok öyle dava! Ne partimiz ne de halkımız buna izin vermeyecektir.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçlarına ilişin açıklamalarda bulundu. Öztürkmen’in Sayıştay raporlarını inceleyerek yaptığı açıklamaların tamamı şöyle:

“22 yıldır yönettikleri belediyeleri borç batağına sürükleyen Tayyip Erdoğan iktidarı, belediyeler CHP’ye geçince aniden SGK borçlarını hatırladı!  ‘Müflis esnaf eski defterleri karıştırırmış’ misali Erdoğan, bir taşla birkaç kuş vurmak niyetiyle, bir yandan boşalttıkları devlet kasasını doldurmak; diğer yandan CHP’li belediyelerin kaynaklarını hizmete değil SGK’ya aktarmasını istiyor. Bunun sonunda “CHP’li belediyeler halka hizmet götüremiyor” diyecek. Erdoğan’ın bu çıkışında samimiyet aramak mümkün değil.

Değil çünkü, incelediğimiz Sayıştay raporları, her yıl belediyelerin hem Hazine’ye hem de SGK’ya olan borçlarının artarak biriktiği konusunda uyarıyor ve “Önlem alınmazsa bir süre sonra alacakların bütçe imkanlarıyla tahsil imkanının ortadan kalkacağı değerlendirilmektedir” deniliyor. Örneğin 2017 yılında toplam 1397 belediyeden 1084’ü SGK’ya borçlu. Ancak Erdoğan kılını kıpırdatmıyor. Çünkü bu belediyelerin yaklaşık yüzde 80’i AKP’nin elinde…

Sosyal Güvenlik Kurumu 2017 yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’nda, belediyelerin SGK’ya prim borçlarının tahsil edilemediği tespiti yer alıyor ve şu ifadeler kullanılıyor:

“30 büyükşehir belediyesi, 519 büyükşehir ilçe belediyesi, 51 il belediyesi, 400 ilçe belediyesi ve 397 belde belediyesinden oluşan toplam 1397 belediyeden 1084’ünün Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan toplam 8.784.476.879,43 TL prim borcunun tahsil edilemediği görülmüştür.”

Sayıştay raporundan görüldüğü üzere 2017 yılında, belediyelerin yaklaşık yüzde 90’ı SGK’ya borçlu. Raporda açıkça, “Belediyeleri borçlarını ödemeye zorlayıcı hükümler içeren bir kanuni düzenleme yapılmasına ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir” uyarısının yer almasına rağmen AKP iktidarı hiçbir adım atma gereği duymuyor!

Peki, 2017 yılında, İller Bankası’nın borçlu belediyeler listesinde başı hangi belediyeler çekiyor?

Listenin ilk beşinde AKP’li belediyeler yer alıyor. En çok kredi borcu 1 milyar 73 milyon lira ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Bursa’nın ardından AKP’li Fatma Şahin’in başkanı olduğu Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, 821 milyon lira ile en çok borcu olan belediyeler arasında geliyor. AKP’li Zeki Toçoğlu’nun başkanı olduğu Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin 805 milyon, Tahir Akyürek’in başkanı olduğu Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 699 milyon, Menderes Türel’in başkanı olduğu Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ise 614 milyon lira kredi borcu olduğu belirlendi.

AKP’li 5 belediyenin, 2017 yılında İLBANK’a toplam kredi borcu 4 milyar 12 milyon lira olarak kayda girmiş. O dönem AKP yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tek başına toplam borcu ise 4.6 milyar TL!

Sayıştay’dan uyarı

Sayıştay raporlarına göre, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında belediyelerden tahsil edilemeyen SGK alacak miktarında ciddi artışlar dikkat çekiyor. 2020 yılında 5.962.888.297,62 TL tutarında prim alacağı tahsil edilememiş. 16.02.2021 tarihi itibari ile SGK’nın belediyelerden alacak miktarı 23.664.776.674,72 TL’ye ulaşmış durumda.

Sosyal Güvenlik Kurumu 2020 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’nun 32. sayfasında belediyelerin SGK borçlarına ilişkin aynen şöyle denilmektedir: Kurumdan alınan veriler incelendiğinde bazı belediyelerin prim ödememe hususunu alışkanlık haline getirdiğini ve Kurumca alacakların tahsil ve takip yöntemlerinin etkin bir şekilde işletilmediğini göstermektedir. Nitekim bir süre sonra alacakların bütçe imkânlarıyla tahsil imkanının ortadan kalkacağı değerlendirilmektedir.

Geliyoruz 2022 yılına… Sosyal Güvenlik Kurumu 2022 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’na göre, belediye ve bağlı şirketlerin SGK’ya olan prim ve prime bağlı borçları 38 milyar TL’yi aşmış. Tam rakam 38.669.506.685,00 TL.

SGK’nın 2022 yılında yaklaşık 1 trilyon 42 milyar TL bütçe geliri olduğu düşünüldüğünde; belediye, bağlı kuruluş ve belediye şirketlerinin borç tutarı SGK’nın 2022 yılı gelirlerinin yaklaşık yüzde 4’üne denk düşmektedir. Kaldı ki, bu kuruluşların idari para cezası ile gecikme zamları ve dolaylı olarak prim borçların tahsil edilememesi nedeniyle mahrum kalınan devlet katkısı da dikkate alındığında bu oranın daha da artacağı açıktır.

Onlarca ilden farklı örnekler gösterilebilir ancak AKP’li Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin durumu ders niteliğinde. Bugün en borçlu belediyeler arasında yer alan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin meclis üyelerinden aldığımız bilgiye göre belediyenin toplam borcu 14 milyar TL’yi aşmış durumda. Üstelik bu zarar, Sayıştay denetçilerinin ısrarlı uyarılarına rağmen yıldan yıla büyüyerek oluşmuş.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 2021 Yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’nun 31. sayfasında belediyenin nasıl açıktan zarara uğratıldığı çarpıcı bir şekilde şöyle anlatılmaktadır: Büyükşehir iktisadi teşebbüsleri genel itibarıyla her yıl ciddi miktarda zarar etmekte diğer taraftan bu şirketler için muhtelif sebeplerle sermaye artırımına gidilmekte ve şirketlerin personel sayıları her yıl yükselmektedir.

İdarenin iştiraki olan şirketlerin son 6 yıldaki kar/zarar durumu, sermaye ve personel artışlarının incelenmesi neticesinde; ayrıntıları aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, İdarenin iştiraklerinde 2016 yılında toplam personel sayısı 1236 iken 2021 yılında 6443 kişiye ulaşmıştır.

Diğer taraftan bu iştiraklere 6 yıllık dönemde sermaye artışı (eski ve yeni kurulan şirketlerin kuruluş sermaye rakamları gözardı edilmiştir) için toplamda 353.605.987,50 TL aktarıldığı, bu iştiraklerin 6 yıllık toplam zararının (kâr rakamları düşüldükten sonra) ise 222.305.906,31 TL olduğu tespit edilmiştir.

Her ne kadar sermaye artış kararlarında iştiraklerin faaliyet alanının genişlemesi gibi nedenlerle artış yapıldığı ifade edilse de zarar edilen dönemler ile artış dönemleri arasındaki ilişki görülebilmektedir. Bu ise iştiraklerin zararlarının İdare kaynaklarından finanse edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu şirketlerin sürekli zarar etmesi ve sermaye artırımı yoluyla bu zararların İdare bütçesinden düzenli olarak karşılanması kamu kaynaklarının verimsiz kullanımına sebep olmaktadır.

Yine aynı raporun 35. sayfasında, borç batağındaki Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin diğer yandan bir vakfa nakti kaynak aktardığı, yani para verdiğini öğreniyoruz. Sayıştay raporunda, 11.11.2021 tarihinde söz konusu vakıfla imzalanan protokolde “ortak hizmet projesi” olmadığı için, para aktarımının hukuksuz olduğu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Bütçelerden yardım yapılması” başlıklı 29’uncu maddesine aykırı olduğu açıkça belirtiliyor.  Bu kadar borca rağmen belediye kaynaklarının belirli vakıflara aktığı bu raporla sabit…

Sayıştay hemen her yıl SGK’ya ilişkin raporlarında, belediye borçlarına dikkat çekmiş. Buna rağmen AKP iktidarı, yıllardır yönettiği belediyelerin hem Hazine’ye hem de SGK’ya olan borçlarının artarak devam etmesini seyretmiş, daha doğrusu teşvik etmiş. Anlaşılan, belediye kaynaklarının borç ödemeye değil, yandaşlara akması tercih edilmiş!

CHP’nin son yerel seçim zaferinin ardından Erdoğan’dan gelen bu hamle dikkat çekicidir. Hayvan katliamı yasasını belediyeler eliyle yürütme hedefi ve yöneticilere hapis cezası zoruyla kararı uygulatma çabası da halkla CHP’li belediyeleri karşı karşıya getirme planının bir ürünüydü. Erdoğan’ın genel seçimlere CHP’yi belediyeler üzerinden kuşatarak girme hazırlığı açık seçik görülmektedir.

Açık bir şekilde belediyelerin devlete olan borçları ödenmemiş. Sayıştay, ezici çoğunluğu AKP’li olan belediyelerin oluşturduğu borçların ödenemez duruma geldiğini raporlarla her yıl iktidarın önüne koymuş. Ancak hiçbir adım atılmamış. Anlaşılan Erdoğan, belediye kaynaklarının borçlar için değil yandaşlar için kullanılmasını uygun görmüş! Şimdi belediyeler CHP’ye geçince hesap kesmeye çalışıyor. ‘Erdoğangiller yer içer hesabı CHP öder…’ Yok öyle dava! Ne partimiz ne de halkımız buna izin vermeyecektir.”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

“Üç Yıllık İlişki” Sorunu Nedir? Üstesinden Gelmenin Beş Yolu

İlişkiler genellikle kendilerine özgü zorluklarla gelir ve çiftlerin karşılaştığı en yaygın engellerden biri de sözde ‘3 yıllık ilişki sorunu’dur. Bu terim, ilişkideki ilk heyecanın azalmaya başladığı ve partnerlerin daha derin, daha karmaşık sorunlarla karşılaşmaya başladığı aşamayı ifade eder.

Haber Merkezi / Bu olguyu anlamak ve bununla nasıl başa çıkacağınızı bilmek, ilişkinizin uzun ömürlülüğü ve kalitesi açısından önemli bir fark yaratabilir. İşte bu ilişki sorununa derinlemesine bir bakış ve üstesinden gelmek için beş etkili yol.

3 yıllık ilişki sorununu anlamak:

3 yıllık ilişki sorunu genellikle balayı evresi sona ererken ortaya çıkar. Bir ilişkinin ilk birkaç yılında, çiftler genellikle yoğun tutku, hayranlık ve derin bir duygusal bağ yaşarlar. Ancak, zaman geçtikçe, başlangıçtaki coşku azalır ve ilişki daha istikrarlı bir evreye girer. Bu dönem, altta yatan sorunları ortaya çıkarabilir ve çiftin uyumluluğunu ve bağlılığını test edebilir.

Bu aşamada karşılaşılan yaygın zorluklar şunlardır:

Rutin ve monotonluk: Yeni deneyimlerin heyecanı, tahmin edilebilir bir rutine yol açarak can sıkıntısına ve tatminsizliğe yol açabilir.

İletişim bozuklukları: İletişim tarzlarındaki farklılıklar ve çözülemeyen çatışmalar daha belirgin hale gelebilir, yanlış anlaşılmalara ve hayal kırıklıklarına yol açabilir.

Karşılanmayan beklentiler: Balayı döneminde belirlenen gerçekçi olmayan beklentiler, karşılanmadığında hayal kırıklığına yol açabilir.

Bireysel gelişim: Kişisel gelişim ve önceliklerdeki değişiklikler, iş birliği içinde ele alınmadığında ayrışma hissine yol açabilir.

Dış stres faktörleri: Kariyer baskıları, ailevi sorunlar veya finansal kaygılar gibi yaşam değişiklikleri ilişkiyi zorlayabilir.

Açık ve dürüst iletişim sağlıklı bir ilişkinin temelidir. Duygularınızı, endişelerinizi ve ihtiyaçlarınızı eşinizle düzenli olarak tartışmak için çaba gösterin. Aktif dinlemeyi uygulayın ve birbirinizin bakış açılarına karşı empati kurun. Sorunları ortaya çıktıkça ele almak, bunların büyük çatışmalara dönüşmesini önleyebilir.

Tutkuyu canlı tutun: Romantizmi ve heyecanı sürdürmek çok önemlidir. Düzenli olarak buluşma geceleri planlayın, birbirinizi küçük sevgi hareketleriyle şaşırtın ve birlikte yeni aktiviteler keşfedin. Yeni şeyler denemek tutkuyu yeniden canlandırabilir ve ilişkiye yenilik hissi katabilir.

Gerçekçi beklentiler belirleyin: Hiçbir ilişkinin mükemmel olmadığını kabul edin. Birbirinizin kusurlarını kabul etmek ve her iki partnerin de insan olduğunu anlamak hayal kırıklığını azaltabilir. İlişkinizin olumlu yönlerine odaklanın ve partnerinizin gösterdiği çabaları takdir edin.

Bireysel gelişimi destekleyin: Birbirinizin kişisel gelişimini ve hırslarını destekleyin. Partnerinizi ilgi alanlarını ve hedeflerini takip etmeye teşvik edin ve aynısını kendiniz için de yapın. Kişisel tatmin, yeni enerji ve bakış açıları getirerek ilişkinizi geliştirebilir.

Gerektiğinde profesyonel yardım alın: Sorunlar bunaltıcı görünüyorsa, bir ilişki danışmanının veya terapistin rehberliğini almayı düşünün. Profesyonel yardım, zor zamanları atlatmak ve bağınızı güçlendirmek için değerli araçlar ve stratejiler sağlayabilir.

Paylaşın