Bir Günde Ne Kadar Şeker Tüketmelisiniz?

Popüler beslenme modelleri, genellikle şeker ve karbonhidratları kesmenin faydalarını anlatır, ancak tüm şekerler aynı değildir. Birçok yiyecek doğal şeker içerir: Meyveler fruktoz, süt ürünleri laktoz gibi…

Haber Merkezi / Çok fazla şeker tüketmek tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve diş çürüğü gibi rahatsızlıklarla bağlantılıdır. Ancak bu, şekerden tamamen uzak durmanız anlamına gelmez.

Günlük şeker tüketiminizi toplam kalori alımınızın yüzde 6-10’undan fazla olmayacak şekilde sınırlamaya çalışın. Düzenli olarak hangi yüksek şekerli yiyecek ve içecekleri tükettiğinizi ve bunları daha düşük şekerli alternatiflerle nasıl değiştirebileceğinizi düşünün.

Önerilen günlük şeker alımı: Doğal olarak tükettiğiniz şekerin miktarına ilişkin kesin bir öneri bulunmamakla birlikte, ilave şekerler için bazı sınırlamalar bulunmaktadır.

Örneğin, günde 2 bin kalori tüketiyorsanız, uzmanlar ilave şeker tüketiminizi günde 12 çay kaşığı (50 gram) ile sınırlamanızı öneriyor.

Çocuklar için öneriler daha da düşüktür. 2 yaşın altındaki bebekler için hiçbir şekilde eklenmiş şeker önerilmezken, ergenler ve 2 yaşın üzerindeki çocuklar için günde 6 çay kaşığından (25 gram) fazla tüketmemesi önerilir.

Çok fazla şeker tüketmenin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri:

Hipertansiyon (yüksek tansiyon),
Kalp hastalığı,
Uyku apnesi (uyurken nefesinizin durmasına ve tekrar tekrar başlamasına neden olan kronik bir solunum bozukluğu),
Osteoartrit (eklem çevresindeki kıkırdak (kemikleri çevreleyen bağ dokusu) kademeli olarak bozulduğunda oluşan bir eklem rahatsızlığı),
Kronik ağrı,
Kanser.

Paki şeker tüketiminizi nasıl azaltırsınız?

Şeker tüketiminize nasıl dikkat edebileceğinizi merak ediyor olabilirsiniz. İlk önce hangi yüksek şekerli yiyecekleri tükettiğinizi düşünerek başlayın. Ardından, ilave şekeri en aza indirebileceğinizi düşünün.

İşte, şeker tüketiminizi azaltmanıza yardımcı olacak bazı öneriler:

Kahve ve çay gibi içecekleri tüketirken daha az tatlandırıcı (veya hiç tatlandırıcı olmaması) kullanmaya özen gösterin.

Akşamları yüksek şekerli yiyeceklere karşı istek duymamak için gün boyu lif, protein ve sağlıklı yağ içeren yiyecekleri tüketmeye çalışın.

Yine akşamları yüksek şekerli işlenmiş gıdalar yerine meyve, kuruyemiş, tohum, sebze ve humus gibi atıştırmalıkları tercih edin.

Alışveriş yaparken mümkün olduğunca ilave şeker içermeyen ürünleri satın almaya çalışın, bunları meyve veya az miktarda bal veya diğer tatlandırıcılarla kendiniz tatlandırın.

Paylaşın

Babacan: Erdoğan, Sorunları Çözmek Yerine Siyasi Oyunlarla Vakit Geçiriyor

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Cumhurbaşkanı bir parti genel başkanı olarak, sürekli günlük siyasi oyunlarla zamanını geçiremez. Sürekli ‘konuşalım, açıklama yapalım, algı yönetelim’ çabasında” dedi ve ekledi:

“Önce kolları sıvayıp sorunları çözmek için oturması lazım. Başarısızlık olursa Bakan’ı at, yerine başka Bakan getir. Hani Bakanlıklar sadece icra birimi miydi? Komisyonlar ne yapıyor? İnsanlar bunu unutuyor. Tamamen algı yönetimi ile iyi bir şey olursa Cumhurbaşkanı yaptı, kötü bir şey olursa başkası yaptı algısı oluşturuluyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Sorgusuz Sualsiz programında Armağan Çağlayan’ın sorularını yanıtladı. Programda devam eden ekonomik krize, Suriye sorununa ve iktidarın dış politikasına değinen Babacan şunları söyledi:

Ekonomi yönetiminde 10 kilit görev vardır. Onları hemen değiştirir, işinin ehli olanları yönetime koyarım. Haftada iki kez, ikişer saatlik toplantılarla ekonomiyi iki yılda düzeltirim. Geri kalan vaktimi yargı reformuna, eğitim sistemine harcarım. Erdoğan’ın günlük siyasi oyunlardan ülkeyi yönetmeye vakti kalmıyor.

Bizim kurduğumuz sistemde Merkez Bankası ayda üç defa enflasyon ölçerdi. Daha erken tedbirler alırdı. TÜİK ile MB arasında büyük farklar çıkarsa arka planda oturur konuşurlardı. Milletvekilimiz Burak Bey, Merkez Bankası Başkanına bu durumu sordu. Başkan, bizim milletvekilimize ‘benim dönemimde fazla fark yok’ demiş. Yani eski dönemlerde bir sorun var.

Rejim ile bir şekilde konuşmak şart. Suriye sorununun çözülmesini istiyorsak Esad ile görüşme sağlanmalıdır. Ancak yetmez. Çünkü Suriye birçok terör örgütünün cirit attığı ülke oldu. Bunun yanında Rusya faktörü dâhil oldu. Suriye topraklarının büyük bölümü ABD teşviği ile PYD-YPG kontrolünde. Ve İran da mutlaka resmin içine koyulmak zorunda. Şii Hilali dediğimiz hat boyunca İran’ın kontrol ettiği farklı silahlı güçler var. Bu gerçekleri görmeden Suriye sorununu çözmek yine mümkün değil.

Türkiye olarak, birinci hedefimiz sınırlarımızın güvende olmasıdır. Terör tehdidi varsa sınırın bir miktar ötesinde olabilmeliyiz. Ama bu askeri varlık komşu topraklarına göz dikmek olarak algılatılmamalıdır. Bu endişeleri tetikleyecek söylem ve aksiyonlardan geri durmak lazım. Öncelikle hudut güvenliği sağlanmalı ve hemen ardından Suriyelileri kendi topraklarında tutmalıyız.

Bir yerden başlamak zorundayız. Katıldığım tüm uluslararası toplantılarda uzmanlar şu anki tabloyu, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesindeki tabloya benzetiyorlar. Dünyada çatışmalı bölgeler çoğalıyor. Hazırlıklı olmalıyız. Dolayısıyla ilk önce komşularla sorunların hızlı şekilde çözülmesi lazım. Yakın kuşağımızın geleceğini teminat altına almalıyız. Bu doğrultuda Türkiye diplomasiyi hızlı şekilde çalıştırmalıdır ve Esad ile anlaşmalıdır.

Aksi halde konuşmaktan kaçarlar. Çünkü dış politikada zikzak yapan bir iktidar var. ‘İlişkimizi bozdun yarın tekrar bozmayacağının garantisi yok’ diyebilirler. Dolayısıyla muhalefetin de sürece dâhil edilmesi lazım. CHP Genel Başkanı Özgür Bey’i buna teşvik ettim; Esad ile görüşme planlarının kıymetli olduğunu söyledim.”

“2008 krizi geldiğinde ekonomimiz sapasağlamdı”

Ekonomik krizlerin uzun vadeli tedbirlerle önleneceğini kaydeden Babacan, ”Ekonomik krizin sebebi çok net bir ifade ile kötü yönetimdir; yanlış kararlar ve zamanında alınmayan tedbirlerdir. Zamanında tedbirler alırsanız kriz yaşamazsanız. 2008 krizi bütün coğrafyayı sardı ama bizi teğet geçti. Çünkü ben ekonominin başında olduğum dönemde, bünyemizi sağlamlaştırdım, tedbirler aldım. Sıfırdan konut kredisi ve bankacılık kanunu çıkarttım. Kamu borcunu tasarrufla milli gelirin yüzde 77’den yüzde 27’sine düşürdüm.

Bunu bütçe açıklarını ve faizi düşürerek yaptık. Ve kriz gelip vurduğunda komşuda bankalar battı bizde ise sapasağlamdı. Dolayısıyla anlık değil zamanında alınan tedbirler krizleri önler. Zamanında yapılan yanlış işler nedeniyle bugün kriz yaşıyoruz. Zamanında Erdoğan ‘Ben ekonomistim, Nass var’ dedi. ‘Bu can bu tende olduğu sürece faiz artmaz; indi daha da inecek’ dedi. Bilime, Allah’ın verdiği akla aykırı işler yaptı ve enflasyon patladı. Kötü yönetimin kötü kararları nedeniyle milyonlarca insan refah kaybı yaşıyor; sabit gelirli herkes leşti.” dedi.

Ekonomiyi yönettiği dönemde TÜİK’i bağımsız hale getirdiğini dile getiren Babacan, şunları kaydetti: “Eski adı Devlet İstatistik Enstitüsüydü. Kanunla TÜİK’i Merkez Bankası gibi bağımsız hale getirdim. Ancak şu an tek imza ile KHK çıkıyor; tüm bağımsız kuruluşların başkanları performans gerekçesi ile Cumhurbaşkanı imzası ile görevden alınacağına yönelik düzenleme yapıldı. Ne TÜİK’in ne Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kalmadı. O günden beri TÜİK büyük bir kuşku alanı oldu. Gerçek rakamlarla TÜİK rakamları ile en büyük farklar, damat döneminde başladı.

Ekonomiyi algı yönetimi ile yöneteceklerini sandılar. TÜİK enflasyonu düşük göstermeye başladı. Yalancı bahar oluşturmaya çalıştılar ama kara kışı milletimiz çarşıda ve pazarda gördü. Hiçbir kritere bağlı olmadan vatandaşlık dağıtırsanız, kalanlar gitmez. ‘Belki tombala bize de vurur’ diye ülkesine dönmez. Bu istisnai vatandaşlık uygulamasını kaldıracağız. Parti olarak adım adım bu sorunun nasıl çözüleceğini ortaya koyduk, çok hazırlıklıyız bu konuda.

Kayseri ve Suriye’deki eş zamanlı olaylara dikkat çeken Babacan, “Sekiz sene MGK üyeliği yaptım. Toplumsal olayların doğal akışı nasıl seyreder bilirim. Kayseri ve Suriye’deki eş zamanlı olaylar normal değildir. Toplumda hassasiyet yükseldi ve bu kötüye kullanıldığı zaman iş kötü yerlere gider. Herkes beyanlarında sorumlu davranmalı, ‘Bir laf edeyim: Herkes bana baksın, popülarite kazanayım’ diyerek hareket edilemez. Çoğu parti ‘anketlerde yüksek çıkayım’ diye bu sorunu dile getiriyor. Biz bilinçli muhalefet yapıyoruz. Eğer bir partinin hazırlığı varsa getirsin, iddialıyım bizimki gibi çalışmaları yok. Ama herkes konuşuyor. Oy uğruna cambazlık yapıyor. Hem o insanlara yazık hem bizim insanımıza yazık. Çözüm odaklı çalışmalar yapmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

Babacan, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmede çok emeği olduğunu ifade ederek, “Antep’teki vatandaşlarımız Suriye’de öğlen yemeği yeyip gelirlerdi. Şimdi tablo çok farklı” dedi.

Sınırlara mayınlar döşemek yerine ekonomide refah alanı oluşturulması gerektiğini vurgulayan Babacan, şunları söyledi: “Bizim o zamanki bakışımız komşularla iyi ilişkiler kurmak ve sorunların barışçıl yoldan çözülmesiydi. Sınırlara duvarlar ve mayınlar döşemek yerine ‘ekonomide refah alanı oluşturalım ve herkes zenginleşsin’ diye hareket ettik. O zamanki Dışişleri Bakanı Muallim ile her gün cep telefonundan konuşurduk. Antep’teki vatandaşlarımız Suriye’de öğlen yemeği yeyip gelirlerdi. Şimdi tablo çok farklı.

“Cumhurbaşkanı ‘algı yönetelim’ çabasında”

Artık Külliye’de politika kurulları var. Örneğin Erdoğan, 2018’den beri kaç kez sağlık kuruluna başkanlık etti. ‘Arkadaşlar gelin bakalım, ne yapıyoruz sağlıkta’ demiş mi? Ya da eğitimde bunu yapmış mı? Cumhurbaşkanı bir parti genel başkanı olarak, sürekli günlük siyasi oyunlarla zamanını geçiremez. Sürekli ‘konuşalım, açıklama yapalım, algı yönetelim’ çabasında. Önce kolları sıvayıp sorunları çözmek için oturması lazım. Başarısızlık olursa Bakan’ı at, yerine başka Bakan getir. Hani Bakanlıklar sadece icra birimi miydi? Komisyonlar ne yapıyor? İnsanlar bunu unutuyor. Tamamen algı yönetimi ile iyi bir şey olursa Cumhurbaşkanı yaptı, kötü bir şey olursa başkası yaptı algısı oluşturuluyor.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları’ndan İktidarın Tarım Politikalarına Eleştiri

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ekmek ve Adalet” kampanyası kapsamında Hatay’ın Samandağ ilçesinde çiftçilerle bir araya geldi. Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen buluşmaya, çok sayıda çiftçi katıldı.

Hatimoğulları, ekonomik krizle insanların artık nefes alamayacakları duruma geldiklerini belirtti. Buluşmanın amacının iktidarın ekonomi politikalarına karşı güçlü bir tavır ortaya koyabilmek olduğunu söyleyen Hatimoğulları, tüm sektörlerde faaliyet gösteren kesimleri buluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğunu dile getiren Hatimoğulları, “AKP iktidara gelmeden önce Türkiye, tarımda kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. Tarım ürünlerinde ihracat yapabilen ilk dokuz ülkenin içindeydi. Ama şimdi uyguladıkları yanlış tarım politikalarıyla -hatta yanlış demeyelim- bilerek tarımı ülkede bitirmek için ve bizi ithalata bağımlı bir hale getirmek için uyguladıkları politikalarla şu an halimiz ortadadır. Şimdi çiftçi üretim yapamıyor. Çiftçi neden üretim yapamıyor? Çünkü çiftçinin bu uygulanan politikalarla çiftçiye demiş oluyorlar ki: ‘Sen ekme biçme ve geçinme.’ AKP’nin parolası tamamen budur” ifadelerini kullandı.

Kendine “yerli ve milli” diyen iktidarın ülkeyi tarım ürünlerinde ithalatçı bir konuma getirdiğini vurgulayan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Çiftçinin üretimde bu kadar aksaklık yaşamasının en sebeplerinden biri tohumun, gübrenin, mazotun, elektriğin, suyun pahalı olması. Bugün Türkiye’de artık üretici, üretirken koyduğu masrafı kazanamayacak bir duruma gelmiş durumda. Birçok üretici, üretim yapmaktan imtina etmeye başlamış. Bugün Devlet Su İşleri, illere göre, farklılık arz etmektedir. Her ile ayrı bir politika izliyorlar, doğrudur. Ama suya, sulama suyuna koydukları zam yüzde 60 ile yüzde 400 arasında değişiyor. Çiftçinin kullandığı elektriğe yüzde 30 ve üzeri zam yapıldı. Narenciye üreticilerinin hali ortadadır. Özellikle Hatay’da narenciye üretiminin olduğunu biliyoruz. Ama bu deprem bizi her açıdan çok etkiledi” diye konuştu.

“Bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Depremin getirdiği göç nedeniyle kentte narenciye işlerinde çalışacak kimsenin bulunmadığını ifade eden Hatimoğulları, ülkede çiftçilerin 850 milyarı aşmış durumda olduğunu söyledi. Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız” diye belirtti.

Hükümetin mazota, elektrik, sulama, tohum destek vermek, ithal tohuma son vermesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, Samandağ ilçesinde artan beton santralleri ve taş ocaklarına da değindi. Çayırlı köyü etrafında kurulmuş taş ocakları ve yol üzerinde kurulmuş beton santrallerinin çevre kirliliğiyle sağlığı tehdit ettiğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Çevre Şehircilik Bakanlığı ile Valiliğe buradan çağrımızı bir kez daha yapıyoruz: Bu işletmenin buradaki yeri mutlaka ama mutlaka kapatılmalıdır. Başka bir yere taşınıyorsa taşınsın. İnsanların olmadığı bir yerde, yaşam alanı olmayan bir yere taşınıyorsa kendilerinin bileceği iş ama halk çok net bir biçimde yaşam alanlarında zehir saçan, hastalık saçan bu beton santralini istemiyor. Bu konuda da yetkilileri göreve çağırıyorum” diye konuştu.

Depremin insanlar üzerinde yarattığı umutsuzluğa değinen Hatimoğulları, sözlerini şöyle tamamladı: “Depremde yaşadığımız bu kadar yıkıma rağmen, depremden sonra yaşadığımız zaman yüksek yoksulluğa, daha yüksek ve derinleşmiş bir açlığa rağmen umudumuzu kaybetmeden yaşama tutunuyoruz. Bizi toprağımızdan koparmak isteseler de depremi dahi bizi topraklarımızdan koparmak için kullansalar da bizler asla topraklarımızı terk etmedik, terk etmeyeceğiz. Her daim olduğu gibi tarım üreticilerinin yanınızdayız. Her konumda yanınızdayız. Başaracağız, birlikte aşacağız.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından çiftçilerin sorunları ve talepleri dinlendi. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Yemekten Sonra Yorgunluk Hissi Nasıl Önlenir?

Yemek sonrası yorgunluk, yemekten sonra enerji seviyesinde geçici bir düşüşle karakterize edilen yaygın bir durumdur. Yemek sonrası yorgunluğun nedenleri çok yönlü olsa da, etkilerini azaltmak için birkaç etkili strateji vardır.

Haber Merkezi / Bu stratejilerden bazılarını uygulayarak, yemek sonrası yorgunluğun üstesinden gelebilir ve sürdürülebilir enerjinin tadını çıkarabilirsiniz.

Aşırı yemek: Sindirim sırasında kan akışı vücudun diğer bölgelerinden sindirim organlarına yönlendirilir ve böylece yiyeceklerin parçalanması ve emilimi desteklenir. Özellikle aşırı ve ağır öğünlerin vücudun geri kalan kısmına giden oksijen ve enerji seviyesinde geçici düşüşe yol açabileceğini ve yorgun hissetmenize neden olabileceğine dikkat edin.

Alkol: Alkol merkezi sinir sistemini baskılayan bir maddedir, başka bir ifadeyle beyin aktivitesini yavaşlatır. Bu nedenle alkolün etkileri arasında uykululuk, uyuşukluk, baş dönmesi hissi de yer alır. Alkolün yemekle birlikte tüketilmesi bu etkileri daha da artırabilir ve yemek sonrası enerji düşüşünü daha da yoğunlaştırabilir.

Yetersiz uyku: Vücudun doğal uyku – uyanıklık döngüsü olan sirkadiyen ritimdeki bozulmaların da yiyecek tüketiminden bağımsız olarak yorgunluğa katkıda bulunabileceği bilinmektedir. Düzensiz uyku, vardiyalı çalışma veya jet lag, sirkadiyen ritmi bozabilir ve yorgunluğa yol açabilir.

Hareketsiz yaşam: Hareketsiz bir yaşam tarzı kendinizi yorgun hissetmenize neden olabilir. Kullanılmayan kaslar zamanla zayıflayabilir ve kolayca yorulmanıza neden olabilir.

Besin eksiklikleri: Vitaminler ve mineraller genel olarak optimum sağlık için gereklidir. Özellikle B vitaminleri, C vitamini, demir, magnezyum ve çinko gibi belirli besinler enerji üretimi için gereklidir ve bu besinlerdeki eksiklikler yorgunluğa yol açabilir.

Yemekten sonra yorgunluk nasıl önlenir?

Yemek sonrası yorgunluğu önlemek ve enerji seviyenizi korumak için ipuçları:

Metabolizmanızı düzenlemek ve yorgunluğa yol açabilecek kan şekeri dalgalanmalarını önlemek için yemek öğünlerinizi planlayın.

Rafine karbonhidrat alımını sınırlayın ve beslenmenize baklagiller, nişastalı sebzeler ve tam tahıllar gibi daha kompleks karbonhidratlar ekleyin.

Beslenmenize meyveler, sebzeler, yağsız proteinler ve doymamış yağlar gibi daha besleyici yiyecekler ekleyin.

Sindirime yardımcı olduğu, besin emilimini desteklediği ve genel enerji seviyesini korumaya yardımcı olduğu için su içmeyi ihmal etmeyin.

Alkol ve kafein tüketimini en aza indirin. Alkol geçici bir rahatlama hissi sağlasa da yorgunluğu artırabilir. Benzer şekilde, kafein de başlangıçta uyarıcı olsa da enerji düşüklüğüne yol açabilir ve yemek sonrası yorgunluğa katkıda bulunabilir.

Genel sağlığınız ve enerji seviyenizi artırmak için düzenli fiziksel aktivite yapın.

Her gece 7 veya daha fazla saat uyumayı hedefleyin.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten İsrailli Bakan Katz’a Tepki

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail Dışişleri Bakan’ı Israel Katz’ın Erdoğan’la ilgili paylaşımına, “Bu katliam makinesinin mensupları, hukuk önünde mutlaka hesap verecek” sözleriyle tepki gösterdi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail Dışişleri Bakan’ı Israel Katz’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili paylaşımına, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın, Hitler’in Dışişleri Bakanı Ribbentrop’u örnek aldığı görülüyor. Hitler’in Dışişleri Bakanı Ribbentrop, “kasıtlı bir şekilde savaş çıkarmak, savaş suçları ve insanlığa karşı suçları planlamak ve barışa karşı suç işlemek”ten yargılanmıştı.

Katz’a, Ribbentrop’un iyi bir örnek olmadığını hatırlatıyoruz; insanlığa karşı beraberce suç işlediği şebeke er ya da geç yargılanacaktır… İsrail Dışişleri Bakanı, Nazilerin günümüzdeki temsilcisi olan bir katliam makinesinin dişlisinden ibarettir.

İsrail’in Nazi kafalı Dışişleri Bakanının ve benzerlerinin Cumhurbaşkanımıza sürekli saldırması, Cumhurbaşkanımızın insanlık değerleri ve vicdanı adına takip ettiği siyasetten rahatsız oldukları içindir. Ne yaparlarsa yapsınlar ait oldukları hükümetin caniliğini ve soykırımcı siyasetlerini ört bas edemeyecekler.

İsmini katliamlarla, soykırımla, cinayetlerle ve Nazilerle yan yana yazdıran bu katliam makinesinin mensupları, hukuk önünde mutlaka hesap verecek. Cumhurbaşkanımız bugünlere nice zalimlerin tehditlerini bertaraf ederek geldi, bundan sonra da insanlık ve hakikat adına takip ettiği siyasi duruşuyla, çağdaş Nazilerin tehditlerini tarihin çöplüğüne gönderecektir.”

Ne olmuştu?

AK Parti Rize İl Teşkilatı’nın bir otelde düzenlenen etkinliğinde konuşan Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayisinde geldiği noktaya dikkati çekip “çok güçlü olunması” durumunda İsrail’in Filistin’e yaptıklarını yapamayacağını söylerken “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok. Sadece biz güçlü olmalıyız ki bu adımları da ne yapalım? Atalım” dedi.

Erdoğan, konuşmasında Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’a da tepki gösterdi. Erdoğan, Türkiye’ye davet ettikleri Abbas’ın kendilerine olumlu bir cevap vermediğini söyledi. “Davet ettiğimiz halde gelmeyen Sayın Abbas, kusura bakmasın. Önce bizden ayrıca özür dilemesi lazım” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Biz de bundan sonraki süreci ona göre işleteceğiz.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Erdoğan’ın sözlerine Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin benzetmesiyle yanıt verdi.

İsrail Dışişleri Bakanı Katz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Saddam Hüseyin’in yolundan gidiyor ve İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinde bulunuyor. (Erdoğan) orada (Irak’ta) ne olduğunu ve bunun nasıl bittiğini hatırlamalı” dedi. Israel Katz, mesajında Erdoğan ve Saddam Hüseyin’in yan yana fotoğraflarını da paylaştı.

Paylaşın

SGK Borcu Tartışmaları: Mansur Yavaş’tan İktidara Sert Tepki

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamasına tepki göstererek, “Sayın Bakan, müflis tüccar gibisiniz! Eski defterleri karıştırıyorsunuz. Yönetemiyorsunuz, suçu başka yerlere atıyorsunuz” dedi ve ekledi:

“Unutmayın ki bu sorun sadece CHP’li belediye başkanlarının değil, ülkedeki tüm belediyelerin sorunudur… 31 Mart’ta iktidarın aldığı ağır yenilgi ortadaki anket sonuçları ve ekonomide önleyemedikleri kötüye gidiş nedeniyle özellikle gündem değiştirerek belediyeleri hedef göstermeye başladılar. Özellikle sadece CHP’li belediyeleri… Sadece borçları olan ilk 5 belediyeyi açıklamışlar. Neden ilk 20, neden ilk 50 ya da tamamı değil.”

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borcu ile ilgili tartışmalar hakkında basın toplantısı düzenledi. Birgün’ün aktardığına göre; Mansur Yavaş, açıklamasında, “Son günlerde yapılan bu açıklamalardaki amacın tamamen halkın umudu haline gelen CHP’li belediyeleri itibarsızlaştırmak ve suni gündem olduğunu düşünüyorum” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamasına tepki gösteren Yavaş, “Sayın Bakan, müflis tüccar gibisiniz! Eski defterleri karıştırıyorsunuz. Yönetemiyorsunuz, suçu başka yerlere atıyorsunuz. Unutmayın ki bu sorun sadece CHP’li belediye başkanlarının değil, ülkedeki tüm belediyelerin sorunudur” ifadelerini kullandı.

Mansur Yavaş, şöyle devam etti: “31 Mart’ta iktidarın aldığı ağır yenilgi ortadaki anket sonuçları ve ekonomide önleyemedikleri kötüye gidiş nedeniyle özellikle gündem değiştirerek belediyeleri hedef göstermeye başladılar. Özellikle sadece CHP’li belediyeleri… Sadece borçları olan ilk 5 belediyeyi açıklamışlar. Neden ilk 20, neden ilk 50 ya da tamamı değil.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin SGK borçlarına ilişkin bilgi veren Mansur Yavaş, şunları kaydetti: “2019’da 16 milyon 900 bin lira belediyemizin sigorta borcu vardı. Şu anda 0… EGO’nun 5 milyon 180 bin vardı, şu anda 0… ASKİ’nin 3 milyon 500 bin vardı, şu anda borcumuz yok. Şirketlerin biz devraldığımızda 81 milyon dolar borcu vardı. Şu andaki borcumuz 174 milyon dolar. 5 milyar 571 milyon lira… Sanki biz hiç para ödemedik gibi ifade ediyorlar. 2019 ile 2024 arasında bu ödediğimiz bedellerin dışında 4 milyar 333 bin 892 lira SGK prim ödemesi de Ankara Büyükşehir tarafından yapılmıştır.”

“Belediyeleri sayarken “en borçlu belediyeler CHP’nin” diyerek yalan söylüyorlar” diyen Yavaş, şunları ifade etti: “Keçiören Belediyesi bir şirketi 2 bin 850 çalışanı var. Sigortalı başına düşen 450 milyon lira. Bizim 16 şirket, 30 bin çalışan var. Şirketlerin 7’sinin dışarı iş yapan şirketlerimizin hiçbir yere borcu yok. Sigortalı başına düşen 190 bin lira. Mamak Belediyesi 2 şirketi var, 296 milyon lira borcu var. Gölbaşı Belediyesi 272 milyon lira borcu var, 1 şirketi var. Kahramankazan’ın 1 şirketi var, 241 milyon lira SGK’ya prim borcu var. Şimdi bunları CHP’li belediyeler sınıfı içine koyuyorlar ve algı operasyonu yapıyorlar.”

İktidara yönelik ‘Ülkeyi yönetemiyorlar’ tepkisini gösteren Yavaş, “Durup durup ‘Eski dönemde SGK’yı batırdınız’ dediler değil mi? SGK’yı yerin dibine gömmüşsünüz!” diye konuştu. Vedat Işıkhan’ın açıklamalarına yanıt veren Yavaş, “Emeklileri soktuğunuz darboğazın sorumlusu CHP’li belediyeler değil, bizzat sizsiniz sayın Bakan!” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

İktidar, muhalefetin yönettiği belediyelerin çalışmasını engellemek için düğmeye basmıştı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef aldığı açıklamasında, “Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin, belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesin. Hazine ve Maliye Bakanlığımız belediyelerin borçlarının kaynağında tahsiline başlayacak. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok” ifadelerini kullanmıştı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, belediyelere borç bildirimleri gönderildiğini duyurmuştu.

Paylaşın

Erbakan’dan Erdoğan’a Yanıt: Bizim Sayemizde Seçildin

Fatih Erbakan, Erdoğan’ın Doğan Bekin’e yönelik sarf ettiği “Kafadan galiba sıkıntısı var” sözlerine verdiği yanıtta, “Yeniden Refah seçmeninin oyları sayesinde yüzde 50 barajını aşarak Cumhurbaşkanı seçildiğini kendisine hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Erdoğan’ın “Parlamentomuzda Mahmud Abbas konuşturulmalı diyorlar. Yeniden Refahlı bir isim, kafadan da galiba sıkıntısı var onun” açıklamasına Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, sosyal medya hesabı üzerinden cevap verdi.

Fatih Erbakan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Milletvekilimiz Sn. Doğan Bekin için kullandığı talihsiz ifadeyi Sn. Cumhurbaşkanı’nın temsil ettiği makama yakıştıramadığımızı ifade ediyor ve kendisini nezakete davet ediyoruz. Ayrıca Yeniden Refah Partimiz’in kendileri sayesinde TBMM’de temsil hakkı kazandığına yönelik ifadeleri ile ilgili olarak, Sn. Cumhurbaşkanı’nın da Yeniden Refah seçmeninin oyları sayesinde yüzde 50 barajını aşarak Cumhurbaşkanı seçildiğini kendisine hatırlatıyoruz.”

Erdoğan ne demişti?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Rize İl Teşkilatı Toplantısı’nda yaptığı açıklamalarda, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Meclis’te konuşturulması için açıklama yapan Yeniden Refah Partili Doğan Bekin’e isim vermeden tepki göstermişti.

Abbas’a zaten davette bulunulduğunu fakat olumlu cevap alınmadığını vurgulayan Erdoğan, “Parlamentomuzda Mahmud Abbas konuşturulmalı diyorlar. Yeniden Refahlı bir isim, kafadan da galiba sıkıntısı var onun. Biz zaten Mahmud Abbas’ı davet ettik ama olumlu cevap vermedi. Bundan sonra biz de buna göre adım atacağız. Biz bu adımları atarken kendi içimizden vuruluyoruz. Biz bu parlamentoyu kimlere açmadık ki? Hak yolda olan herkese açtık. Partinden birkaç kişi parlementoya girdiyse bizim sayemizde. Bunu gözü var görmüyor” demişti.

Paylaşın

Şimşek’ten “Kayıt Dışıyla Mücadele” Mesajı

Kayıt dışıyla mücadeleye ilişkin açıklama yapan Mehmet Şimşek, “Kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor… Vergide adaleti artırmaya yönelik uygulamalarımız devam edecek” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kayıt dışıyla mücadeleye ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Şimşek’in açıklaması şu şekilde:

“Kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor. Gelir beyan etmediği halde yüksek harcaması olan mükelleflere yönelik denetimleri yoğunlaştırıyoruz. Vergide adaleti artırmaya yönelik uygulamalarımız devam edecek.”

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanlığı, sosyal medyada bazı büyük şirketlerin vergi ödemediği veya düşük oranda vergi ödediğine dair haberlerin çıkması üzerine bir açıklamada bulunmuştu.

Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada şu ifadeler yer almıştı: “Sosyal medyada bazı hesaplar üzerinden dijital vergi levhası bilgilerinin paylaşılarak vergi yükümlülükleri ile ilgili haberler yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede aşağıdaki açıklamayı yapma zarureti doğmuştur.

Mükelleflerimizin beyanlarının doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla Vergi Denetim Kurulumuzun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edilmektedir. Bu oranın müteakip dönemde daha da artırılması planlanmaktadır.

Ayrıca yine sürekli zarar beyan eden mükelleflerden büyüklüğü ve sektörüne göre beyanı riskli değerlendirilen öncelikle 735 mükellef nezdinde vergi incelemeleri yürütülmektedir. Buna ek olarak vergi inceleme istatistikleri mükellef büyüklüklerine göre tespit edilerek Vergi Denetim Kurulu yıllık faaliyet raporunda ayrıca kamuoyuyla paylaşılacaktır. Bilindiği üzere, ekonomi yönetimi olarak Eylül 2023’te açıkladığımız Orta Vadeli Program’da vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergilerin payının artırılması konusunda kararlılığımızı ortaya koymuştuk.

Bu doğrultuda az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyen ve kayıt dışılıkla mücadelemize katkı sağlayan vergi paketimiz de dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Vergide etkinlik ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak olan bu paket ile; vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kaldırılacak ve kayıt dışı ekonomi ile daha güçlü bir şekilde mücadele edilecektir.

Bu paket, son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenleme ile yanıt vermektedir. Paketle birlikte, istisnalar nedeniyle ödenecek vergisi çıkmayan mükelleflere yurt içi asgari kurumlar vergisi getirilmektedir. Buna göre, kazançlarından istisna ve indirimler düşüldüğünde ödenecek vergisi çıkmayan mükellefler, bu indirimler düşülmeden önceki kurum kazançları üzerinden artık yüzde 10 oranında asgari vergi ödeyeceklerdir.

Diğer taraftan, Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak gerek vergi incelemeleri ile gerekse saha denetimleri ile kayıt dışılıkla mücadelemiz aralıksız devam etmektedir. Vergi kanunlarına uymayan mükellefler hakkında tüm yasal işlemler istisnasız uygulanmaktadır. Bu mücadelemize destek vermek amacıyla vergi cezalarının artırılmasına yönelik hükümler de yeni kabul edilen Kanun’da yer almaktadır.”

Bu kapsamda, vergi mahremiyeti nedeni ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olarak mükellef bazında detaylı bilgi paylaşılması mümkün olmamakla birlikte, haberlere konu olan mükellefler arzu ederlerse kendileriyle ilgili açıklama yapabilirler. Vergide adalet, etkinlik ve kazanca göre vergileme, politikalarımızın ana unsurudur.”

Paylaşın

Venezuela’da Nicolas Maduro Yeniden Devlet Başkanı Seçildi

Venezuela Ulusal Seçim Konseyi Başkanı, Nicolas Maduro’nun oyların yüzde 51’ini alarak muhalefet adayı Edmundo Gonzalez’i geride bırakarak devlet başkanlığı seçimini kazandığını açıkladı.

Haber Merkezi / Edmundo Gonzalez Urrutia oyların yüzde 44,2’sini alırken, seçimlerden önce düzenlenen bağımsız anketler, 61 yaşındaki Maduro’nun 11 yıllık iktidarının sona ereceğine işaret ediyordu.

Seçimi kazanan adayın 10 Ocak 2025’te yemin ederek göreve başlaması bekleniyor. Maduro, 2013 ve 2018’de yapılan seçimleri kazanmıştı.

Venezuela’da Ulusal Seçim Konseyi, Nicolas Maduro’nun yüzde 51,2’yle yeniden Devlet Başkanı seçildiğini duyurdu. Ancak seçimlerde hile gerçekleştirildiğini iddia eden ve orduyu harekete geçmeye çağıran muhalefet, yüzde 70’le kendi adaylarının kazandığını açıkladı. Ulusal Seçim Konseyi’ne göre ise muhalefet adayı Edmundo Gonzalez Urrutia oyların yüzde 44,2’sini aldı.

Muhalefet temsilcileri, seçim merkezlerindeki kampanya temsilcilerinden topladıkları sayımların Gonzalez’in Maduro’yu geride bıraktığını gösterdiğini söyledi. Muhalefet lideri Maria Corina Machado, Gonzalez’in oyların yüzde 70’ini kazandığını açıkladı.

Eski bir diplomat olan 74 yaşındaki Gonzalez Urrutia sonuçların ilanının ardından, ordudan gerçek sonuçlara saygı göstermesini ve bu yönde hareket etmesini istedi.

Muhalif siyasetçi Maria Corina Machado da “Venezuela halkı ve tüm dünyaya söylüyoruz ki ülkenin yeni başkanı Edmundo Gonzalez Urrutia’dır. Biz kazandık” dedi. Ordudan duruma müdahale etmesini isteyen Machado, “Halk konuştu ve Maduro’yu istemediğini söyledi. Tarihin doğru tarafında olma zamanı” ifadelerini kullandı.

Maduro: Halka ve anayasa saygılı olun

Devlet Başkanlığı Sarayı Miraflores’in önünde toplanan binlerce destekçisine seslenen Maduro, Ulusal Seçim Konseyinin (CNE) açıkladığı 28 Temmuz seçim sonuçlarına herkesin saygı duymasını istedi.

Maduro, demokrasiyi savunmaya devam edeceklerini vurgulayarak “Sizler bana yetki verdiniz. Vatanımız için, halkımız için ülkemizde her daim barış olacak. Kimse şiddete başvurmaya kalkışmasın, faşizm yapmaya çalışmasın. Ayrışma ve kutuplaşma Venezuela’ya zarar verir. Sokaklarda şiddet olması, kime fayda sağlar?” ifadelerini kullandı.

Barış insanı olduğunu söyleyen Maduro, “Ülkedeki siyasi partilere ve bütün sektör temsilcilerine diyalog çağrısında bulunuyorum. Halka ve anayasa saygılı olun. Herkesle konuşmaya hazırım” dedi.

Maduro, Venezuela’da faşizmin kaybettiğini kaydederek, “Ekonomik yaptırımlarla yapamadılar, saldırganlık ve tehditlerini bertaraf etmeyi başardık. Şimdi de yapamayacaklar ve asla başaramayacaklar. Venezuela halkının onuruyla oynamalarına asla müsaade etmeyeceğiz” diye konuştu.

CNE’nin internet sitesinin yurt dışı kaynaklı “büyük” bir siber saldırıya maruz kaldığını da aktaran Maduro, olayla ilgili ulusal savcılığın soruşturma başlatacağını bildirdi. Maduro, seçimleri takip eden uluslararası gözlemcilere de teşekkür etti.

ABD’den sonuçlara tepki

Sonuçlara ABD ve komşu ülkelerden de tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken sonuçların halkın tercihini yansıtmadığı konusunda ciddi endişeler olduğunu söyledi. Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, “Sonuçlara inanmak güç. Şili olarak doğrulanabilir olmayan hiçbir sonucu tanımayacağız” dedi.

Arjantin de sonuçları tanımayacağını ilan etti. Devlet Başkanı Javier Milei “Umarım bu sefer ordu demokrasiyi savunur” dedi. Küba lideri Miguel Diaz-Canel’den ise tebrik mesajı geldi. Diaz-Canel, Maduro’ya “Kardeşim, zaferle emperyalist yanlısı muhalefeti yendin” diye seslendi.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve bir zamanlar Latin Amerika’nın en gelişmiş ekonomisine sahip olan Venezuela, Maduro’nun yönetime gelmesinin ardından düşüşe geçti. Düşen petrol fiyatları, yaygın kıtlık ve yüzde 130.000’i aşan hiperenflasyon önce toplumsal huzursuzluğa, ardından da kitlesel göçe yol açtı.

Maduro’nun 2018’de yeniden seçilmesinin ardından onu iktidardan uzaklaştırmak isteyen ABD’nin ve onlarca ülkenin uyguladığı ekonomik yaptırımlar krizi daha da derinleştirdi.

Maduro’nun bu seçimlerde vaatleri arasında, girişimcilik, istikrarlı bir döviz kuru ve düşük enflasyon oranlarına atıfta bulunarak sağlamak istediği ekonomik güvenlik bulunuyor. Ancak Venezuelalıların çoğu yaşam kalitelerinde herhangi bir iyileşme olmadığından yakınıyor. Pek çok aile temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Maduro, seçimler öncesi, yenilmesi durumunda ülkenin “kan gölüne” döneceği uyarısında bulunmuştu. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ise Maduro’yu bu sözleri nedeniyle eleştirmişti. Maduro’nun 2018’de yeniden iktidara geldiği seçimler, o dönem özgür ya da adil olmadığı gerekçesiyle eleştirilmişti.

ABD ve AB dahil 50’den fazla ülke, muhalif lider Juan Guaido’nun darbe girişimine destek vermiş; Maduro ordunun desteğiyle girişimi bastırmıştı.

Paylaşın

A Milli Kadın Voleybol Takımı Olimpiyatlara Galibiyetle Başladı

A Milli Kadın Voleybol Takımı, Paris 2024 Olimpiyat Oyunları C Grubu’nda 2-0 geriye düştüğü maçta Hollanda’yı 3-2 mağlup etti ve Paris 2024’e galibiyetle başladı.

Haber Merkezi / Paris 2024 Olimpiyat Oyunları C Grubu ilk maçında A Milli Kadın Voleybol Takımı ile Hollanda, South Paris Arena karşı karşıya geldi.

Hakem Lassi Cespedes’in yönettiği karşılaşmada 2-0 geriye düşen A Milli Kadın Voleybol Takımı, müthiş bir geri dönüşle Hollanda’yı 3-2 mağlup etti ve Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’na galibiyetle başladı.

A Milli Kadın Voleybol Takımı, gruptaki ikinci maçında 1 Ağustos Perşembe günü saat 10.00’da Dominik Cumhuriyeti ile karşılaşacak.

Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, tarihinde 3. kez olimpiyatlarda mücadele ediyor.

2012 Londra Olimpiyatları’nda gruptan çıkamayan Türkiye, koronavirüs salgını nedeniyle 2021’de yapılan 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda çeyrek finale çıkmış ve 5. olmuştu.

Salon: South Paris Arena

Hakemler: Francisco Denny Lassi Cespedes (Dominik Cumhuriyeti), Stefano Cesare (İtalya)

Türkiye: Vargas, Hande, Eda, Cansu, Ebrar, Aslı, Gizem (L) (Elif, İlkin, Derya, Meliha)

Hollanda: Plak, Knollema, Lohuis, Bongaerts, Baijens, Daalderop, Reesink (L) (Jasper, Dambrink, Van Aalen, Buijs)

Setler: 19-25, 19-25, 25-22, 25-22, 15-13

Süre: 2 saat 11 dakika

Paylaşın