Bademli Ve Kayısılı Kurabiye, Malzemeleri, Hazırlanışı

Sağlıklı ve lezzetli bir meze veya hafif bir kurabiye tarifimi arıyorsunuz, bademli ve kayısılı kurabiyeyi deneyin. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Haber Merkezi / Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın!

Ortalama 30 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

3/4 su bardağı tam buğday unu
3/4 su bardağı çok amaçlı un
1/4 su bardağı esmer şeker
1 çay kaşığı kabartma tozu
2 yumurta, hafifçe çırpılmış
2 yemek kaşığı yüzde 1 yağsız süt

2 yemek kaşığı kanola yağı
2 yemek kaşığı bal
1/2 çay kaşığı badem özütü
2/3 su bardağı doğranmış kuru kayısı
1/4 su bardağı iri kıyılmış badem

Hazırlanışı;

Tüm malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım… Fırını önceden 175 derecede ısıtın. Büyük bir kasede unları, esmer şekeri ve kabartma tozunu birleştirin ve iyice karıştırın. Yumurtaları, sütü, kanola yağını, balı ve badem özünü ekleyin, hamur bir araya gelmeye başlayana kadar karıştırın. Doğranmış kayısıları ve bademleri ekleyin. Ellerinizle hamuru iyice yoğurun.

Hamuru uzun bir streç film tabakasına koyun ve elle 30 cm uzunluğunda, 7,5 cm genişliğinde ve yaklaşık 2,5 cm yüksekliğinde düzleştirilmiş bir kütük haline getirin. Streç filmi kaldırarak hamuru yapışmaz bir fırın tepsisine ters çevirin ve hafifçe kızarana kadar 25 ila 30 dakika pişirin, 10 dakika soğuması için başka bir fırın tepsisine aktarın.

Soğumuş kütüğü bir kesme tahtasına koyun. Tırtıklı bir bıçakla çaprazlamasına 1,25 cm genişliğinde 24 dilime kesin. Dilimleri kesik tarafı aşağı bakacak şekilde fırın tepsisine yerleştirin ve çıtır çıtır olana kadar 15 ila 20 dakika pişirin. Tel rafa aktarın ve tamamen soğumaya bırakın ve hava geçirmez bir kapta saklayın.

Paylaşın

İktidarın Hedefindeki TÜSİAD’dan Açıklama: Demokrasi Ve Hukuk Devleti Vurgusu

İktidarın hedefindeki TÜSİAD’dan yapılan yeni açıklamada, kuruma yapılan eleştiriler de dahil olmak üzere tartışmaların demokrasinin zenginliği olarak görülmesi gerektiği belirtildi.

Haber Merkezi / 14 Şubat’ta Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Ömer Aras’a iktidara yönelik eleştiriler içeren konuşmasıyla ilgili soruşturma açılmıştı.

İktidarı ekonomi başta olmak üzere güncel politikalarını eleştiren ve bu nedenle iktidar tarafından hedefe konulan Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yeni bir açıklama yaptı.

TÜSİAD’ın açıklamasında ”Tüzüğümüzdeki amaçlar doğrultusunda, her zaman ülkemizin kalkınması ve tüm toplumun menfaati hedefiyle, doğru olduğuna inandığımız tespit ve önerilerimizi demokratik kurum ve kurallara saygı ile katılımcı demokrasi ilkesi çerçevesinde şeffaflıkla paylaşıyoruz” denildi.

TÜSİAD’ın ülkenin refahı ve kalkınmasına katkı sağlayacak konuları gündeme aldığı belirtilen açıklamada ”Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünün yükselmesine katkı sağlıyor; uluslararası iş dünyasındaki temsil gücümüz ile ülkemizin yüksek menfaatleri doğrultusunda çalışıyoruz” vurgusu yapıldı.

Açıklamada kuruma yapılan eleştiriler de dahil olmak üzere tartışmaların ‘zenginlik’ olarak görülmesi gerektiği belirtildi: ”Ekonomik kalkınmayı ancak insan hakları temelli, katılımcı demokrasi ilkesini benimsemiş bir hukuk devleti ile kalıcı hale getirebiliriz. Ülkemizi ileri taşıyacak ortak hedeflerimize bilgi, deneyim ve önerilerimizle katkıda bulunmak, ülkemize karşı sorumluluğumuzdur.”

TÜSİAD’dan yapılan açıklama şöyle: “TÜSİAD olarak tüzüğümüzdeki amaçlar doğrultusunda, her zaman ülkemizin kalkınması ve tüm toplumun menfaati hedefiyle, doğru olduğuna inandığımız tespit ve önerilerimizi demokratik kurum ve kurallara saygı ile katılımcı demokrasi ilkesi çerçevesinde şeffaflıkla paylaşıyoruz.

Ülkemiz için çalışan, üreten, istihdam sağlayan iş insanları ve sanayicilerin gönüllü birlikteliğini temsil eden TÜSİAD olarak; bağımsız ve tarafsız şekilde, ülkemizin refahı ve kalkınmasına katkı sağlayacak konuları gündemimize alıyoruz. Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünün yükselmesine katkı sağlıyor; uluslararası iş dünyasındaki temsil gücümüz ile ülkemizin yüksek menfaatleri doğrultusunda çalışıyoruz.

Kamuoyunda derneğimize yöneltilen eleştiriler dahil her konunun dile getirilmesi, Türkiye’de tartışma ve demokrasi kültürünün zenginliği olarak görülmelidir.

Ekonomik kalkınmayı ancak insan hakları temelli, katılımcı demokrasi ilkesini benimsemiş bir hukuk devleti ile kalıcı hale getirebiliriz. Ülkemizi ileri taşıyacak ortak hedeflerimize bilgi, deneyim ve önerilerimizle katkıda bulunmak, ülkemize karşı sorumluluğumuzdur.”

Ne olmuştu?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, 13 Şubat’ta Genel Kurul’da yaptığı konuşmada son dönemdeki siyasi gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamıştı. TÜSİAD’ın açıklamalarına iktidar kanadından sert tepki gelmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeği aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

Paylaşın

Özel’den İmamoğlu’na Yönelik Soruşturmalara Tepki: Darbe Yapılıyor

Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Kartalkaya. 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiğinden beri, geçen hafta 3 demiştik, 4 hafta oldu. Tam 28 gün oldu. 28 gündür vicdanlar yanıyor, o kor hiç sönmüyor.

Biz bu işi 10 günde bitiririz diye söz veren İçişleri Bakanı’nın ağzını bıçak açmıyor. Bilirkişi heyetini genişletiyoruz deyip sulandırmaya çalışan, sonra direnci görünce yeni heyet görevlendirdik denilen bilirkişinin ise raporu hala ortada yok. Gözaltı süreleri uzatıldı. Ardından tutuklamalar, serbest bırakmalar yapıldı ama bir bilirkişi raporuna göre değil, Ankara’dan giden baskıya ve oradaki talimatlandırmaya göre yapıldı.

Turizm Bakanlığı’ndan kimseye dokunmadılar ve döndüler, AK Parti’ye yük olmayacak bir sistematiğin içine dönüştürdüler. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Dikkatle takip ediyoruz. Şunu biliyoruz, pazar günü bekleniyor. Turizm Bakanını görevden almak yerine kongre sonrası zaten geniş bir kabine değişikliğinin içinde bu işi eritip AK Parti’nin sorumluluğunu örtme maksadı açıkça görülüyor.

Hukuken sorumluluklar var, siyasi sorumlu var ama bir tane vicdani sorumlu varsa, böylesi bir dönemde bir tek kişiyi seçeceksiniz, gerisini o seçecek. Meclis olarak karışmayacaksınız. Genel soru veremeyeceksiniz, hesap soramayacaksınız. Hesabı bir kişi verecek denilen yerde, Yenidoğan Çetesini bu hale getiren, o bebeklerin hayatına sebep olan bakanı atayan da bu kültür turizmini atayan da meselenin tek sorumlusudur. O sorumlunun bir adı vardır o da Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Tabii Kültür Bakanına istifa edecek misin diyen arkadaşlarına, ‘niye edeyim ya, Sağlık Bakanı etti mi’ demişti. Seni görevden alır mı? ‘Nasıl alacak? Yenidoğan çetesinde Sağlık Bakanını aldı mı da beni alacak’ demişti.

Yüzde 70’in üzerinde memnuniyetler görülürdü. O zamanki sağlığa karşı şiddet araştırmalarında somut tespit vardı. Bunların iktidar tarafından kendi lehlerine yoğun iletişimi, sağlık alanında ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzlukta, her şey bu kadar iyiyken niye benim başıma, yakınımın başına bu geldi diye doğrudan sağlık emekçisini hedef gösteriyor derlerdi.

Hatay’ın rezerv alan sorunu bütün farklı illerde de yaşanmaya başladı, yaşanıyor. Bu sefer de Malatya Yeşilyurt ilçesinde bir rezerv alan kriziyle karşı karşıyayız. Bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmelerin sübjektif kriterlerle, hele hele değerli yerleri, ya bu garibanların, yoksulların burada işi ne, onları alalım, şuralara taşıyalım, buraları farklı değerlendirelim yaklaşımı Hatay’da aldığı itiraz çeşitli şehirlerden yükseliyor. Bu konudaki takibimizi ve dikkatimizi sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim.

Geriye düşmeyen, geliri gerilemeyen, fakirleşmeyen kimse kalmadı. Eskinin orta direği artık yoksul, eskinin yoksulları ise derin yoksulluğun pençeleri arasında can çekişiyorlar. Bu ekonomik buhranda emekliler, asgari ücretliler kadar mağdur olan kesimlerin başında öğrenciler de geliyor. Yapılan önemli ve bilimsel bir çalışma, Eylül 2024’te üniversite öğrencisinin aylık yaşam maliyetinin  22 bin 920 lira olduğunu gösteriyor.

Eylül’den bugüne resmi enflasyon rakamı 6 aylık işlendiğinde 25 bin liraya çıkıyor bu maliyet. Üç öğün beslenme ve barınma giderlerinin bir asgari ücreti aştığı bir ülkede yaşıyoruz. Son yıl okulunu donduran üniversite öğrencilerinin sayısı pandemide donduranların üzerine çıkmış, geride bırakmış durumda. 2023’te 74.000, 2024’te de 56.000 üniversite öğrencisi okulunu dondurdu ve geriye gitti.

Burada bir yoksulluk salgınıyla, yoksulluk pandemisiyle karşı karşıyayız. 250 bin üniversite öğrencisi haftanın 3 günü çalışayım, İŞKUR’un bulacağı işte diye başvurmuş durumda. Öğrencilerin nasıl bir yoksullukla, nasıl bir geçim sıkıntısıyla, nasıl bir barınma, nasıl bir karnını doyurma sorunuyla karşı karşıya olduğunun en net göstergesi. Ve bu öğrencilerin neredeyse tamamı KYK kredisi almak durumunda olan öğrenciler, gelir durumları o noktada olan öğrenciler.

Elbette istiyor ki yaptığı yargı tacizlerini konuşalım. Konuşacağız. İstiyor ki yaptığı haksız saldırıları, hukuksuzlukları konuşalım ve bu meseleleri konuşmayalım. Yangın konuşulmasın. Yoksulluk konuşulmasın. Yenidoğan çetesi konuşulmasın. Milletvekillerinin doktorları hedef göstermesi konuşulmasın. Öğrencinin açlığı, yoksulluğu konuşulmasın.

Ramazan geliyor Sayın Erdoğan. Ramazan’da insanların açlığı yok, tokların açların halinden anlaması için üzerlerine farz olmuş bu ibadet geliyor ve açlar, tokların kendinin halinden anlamadığını gayet iyi biliyorlar. Ramazandan önce karşılaştırmayı bu sefer Ramazan kolisi için yapalım. 20 yıl önceye gitmeyeceğiz, Sadece geçen seneye gideceğiz. Bir Ramazan kolisi, 8 temel ürün.

Ramazan’da karnı doyuracak, kursaktan geçecek, orucu tutturacak, sahurda ve iftarda lazım olan, yetmez ama olmazsa olmaz 8 temel ürün: ayçiçek yağı, bulgur, makarna, nohut, kıyma, un, pirinç ve çay. Aynı koli geçen sene 950 TL’ydi. Bu sene aynı markalar ve aynı satılan yerde 1.610 TL Artış yüzde 70. Buradan mübarek Ramazan yaklaşırken oruca niyetlenen ve alışveriş yapması gereken herkesin bu hesabı gözüne, vicdanına emanet ediyorum.

Bu yüzde 70 mi Ramazan kolisinin enflasyonu? Peki reva mı asgari ücretliye verilen zam yüzde 30. Emekliye gelince, son verdiği zam yüzde 15. Geçen Ramazan’dan beri verilen toplam zam yüzde 40’ın biraz üstünde. Tayyip Erdoğan, ben emeklimi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedim, hiçbir zaman ben asgari ücreti enflasyona ezdirmedim diyenleri milletimizin vicdanına havale ediyorum. Milletimizin vicdanına.

Biz Tayyip Erdoğan’la sürekli birbirimizi takip ediyoruz. O, sıcak salonlarda atamadıklarına kendini alkışlatıyor. O da beni takip ediyor, ‘Sayın Özel’ diyor, ‘memleket memleket gezip sarraflara girip, kuyumculara gidip altın hesabı yapıyor’ diyor. ‘Altın hesabını bırak’ diyor ve başka bir yere çağırıyor beni. Çağırdığı tarafa gitmiyorum diye çıldırıyor.

Benim Manisa hariç 54 memlekete 213 ziyaret yapmışım bir yılda. Tayyip Bey deprem bölgesinde bile tek ile gitmiş, saatler kalmış, sıcak bir salonda beşli çeteye ödül dağıtmış. Oysa ben onu ben onu konteynerlara çağırdım. Bir yılda hepiniz evine gireceksiniz dediği 670 bin kişinin sesini duymaya çağırdım. Hatay’daki 222 bin kişiden 215 bininin inin hala konteynerda olduğunu görmeye çağırdım.

Bak, son bulduğum rakam nedir? Asgari ücret ilk 1951’de belirlenmiş. 1951’den bugüne kadar, üstünden 74 sene geçmiş, asgari ücret ilk kez bu sene bir tam altın alamaz duruma gelmiş. Bu hale getiren Erdoğan’ı, ona oy veren ve bu altın hesabını herkesten iyi bilen Ayşe teyzemle Mehmet amcama şikayet ediyorum.

Bu fakirliğin, yoksulluğun temel nedeni ne diye sorarsanız dünyadaki bütün ekonomistler şöyle söyler; Ülkenin tuttuğu yol doğru değil. Birinci Cumhurbaşkanının gösterdiği yön belliyken tersi yöne giden ve gitmek için de herkesi ikna etmeye çalışan bir anlayış var. Gazinin gösterdiği yönde bağımsız yargı, güçlü parlamento, kuvvetler ayrılığı var. Hukukun, kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin, demokrasinin peşinden gidenlerin 10 kat gerisindeyiz. İyi olduğumuz, gitmeye niyetlendiğimiz yerdekiler.

Hissiyatıyla uyanmalar, alarmla değil kötü haber telefonlarıyla uyanmak artık muhalefetin tümünün ana gündemi, yaşantısının bir parçası. En son 1 milyonu aşan nüfusuyla Van Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyum daha atandı. Dün bunları not almıştık. Bu sabah genel başkanlarıyla da konuştuğum EMEP’in, DİSK’in, toplumsal muhalefetin birer parçaları olan pek çok yapının çok sayıda mensubu bir gerekçeyle, yaratılmaya çalışılan bir algıyla, efendim 5 sene önce bir konferansa davetlilermiş, gitmişler, demokrasi konuşmuşlar, toplumsal muhalefeti güçlendirmeyi konuşmuşlar.

Bugün onların her birisinin kapısına polis dayandı, yeni bir operasyon başladı. Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayarken buna demokratik itirazlar şiddetle ve yeni gözaltılarla ve tutukluluklarla cezalandırılıyor ve 11 ayda 11 belediyeye kayyum atandı. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu hukuksuzluğa kime atandığı ve algı operasyonuyla nelerin söylendiğine bakmaksızın karşı çıkmaya devam ediyor.

Dün güçlü bir heyetle, kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir ziyareti Van’a gerçekleştirdik. Van sokaklarındaki bu demokrasi dayanışmasına CHP’nin verilen önem, duyulan güven ve geleceğe dair umut şunu gösteriyor ki adı Zafer Partisi de olsa, DEM’li belediye de olsa, CHP de olsa, Emek Partisi de olsa, yarın başka bir parti de olsa, taban tabana zıt siyasetler de olsa, bu iktidarın karşısındaki bütün muhalefete düşen şudur; kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Antep’te 11 fabrikada işçiler, yemek ücretlerinin, yol ücretlerinin ellerinden alınmasına isyan ediyor. Enflasyon karşısındaki zam talepleri ve AK Parti milletvekilinin fabrikasında ‘zenginliğimizi Allah verdi’ diyen ama çalışanına vermeyenlerin durumu ortada ve buna itiraz eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen önce gözaltına alındı, had bildirildi, akıllı ol dendi, salıverildi. Ardından dün tekrar gözaltına alındı, akıllanmıyorsun deyip hapse atıldı.

Onun isyan ettiği fabrika, AK Parti milletvekilinin fabrikası, 2023 yılında 3 milyar lira ciro yapmış. Ödediği vergi yalnızca 390 bin lira. Dönmüşler emekçinin yemeğine, yol parasına göz dikmişler. Öte yandan Türkiye’nin iki büyük fast food zincirinin 7 bin işçisi konkordato mağduru. Ancak Çalışma Bakanlığı yanlarında duracağına işçiyi yalnız bırakıyor, hak aramalarına engel oluyor. Çayırhanlı madencilerin attıkları her adıma eşlik ettik. Hakkını arayan kim varsa onun da yanında, yakınında, dimdik arkasında durmaya devam ediyoruz.

Gazetecilere, Barış Pehlivan’a, Kürşat Oğuz’a, 20 gündür tutuklu olan Suat Toktaş’a, Seda Selek’e, Serhan Asker’e, 4 yıldan 9’ar yıla kadar hapis cezaları talep edildi. Hesap ediyorlar ki Halk TV’yi susturabiliriz, özgür basını susturabiliriz, gazetecileri sindirebiliriz. Bugün de aralarında 4 gazetecinin de olduğu 52 kişi yeni bir şafak operasyonuyla sindirilmeye çalışılıyor.

Bir yandan bakıyorsunuz çok farklı siyasi partilerin genel başkanları, yöneticileri. Bakıyorsunuz, Erdoğan’ı defalarca yenmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve belediye başkanları, belediye meclis üyeleri. Bir tarafta muhalif olan tüm gazeteciler, bir tarafta sendikacılar, onun yanında TÜSİAD, onun yanında, yanında, yanında, yanında, herkes birden bu iktidarın baskısının altında ve sopasının hedefinde.

Neler oluyor diye bakan ve bu olan bitene biraz uzakta bakıp da bu yaşananları gören vatandaşlarımıza şunu söylemek isterim. Bir Afrika atasözü var, ‘Eğer ormandan aslan, zebra, ceylan, sırtlan hep birlikte aynı yöne kaçıyorlarsa orman yanıyor demektir.’ Ormanı yakıyorlar, memleketimizi yakıyorlar, hep birlikte sahip çıkmak durumundayız

HÜDA PAR hafta sonu ‘Kürt sorunu çalıştayı’ yapmış. Kürt sorununu HÜDA PAR’ın yarattığı zeminde tartışmaya kalkarsak bu parti kendini inkâr etmiş olur. O HÜDA PAR ki domuz bağcılarının partisidir, kadına karşı şiddetin vücut bulduğu partidir, ‘bekar kadınları sahiplendirmek lazım’ diyebilen bir partidir.

O HÜDA PAR bayrağa, devlete, Atatürk’e karşıdır. Demokrasiden yararlanıp demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. HÜDA PAR’a sesim yok ama Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyecek bir sözüm var: Kimler kimlerle beraber Tayyip Bey? Kimler kimlerle beraber?

Son olarak, çok kritik ama sonu güzel bir sürecin içindeyiz. Biraz önce bahsettiğim baskılar, hukuksuzluklar her birimizi bir şekilde tehdit eden kişilere, kurumlara, hatta partilere yönelik siyaset alanıyla ilgili birtakım tasarımları içeren bir sürecin içindeyiz.

Bugün bu kürsüden kayda geçirmek isterim ki Türkiye, sivil darbe dinamiğinin işlediği bir sürecin içindedir. Türkiye’de yaşanan ve yaşatılan süreç bir sivil darbe girişimidir. Darbeyi askerler yaparsa askerî darbedir, siviller yaparsa sivil darbedir ve darbe, ülkeyi yönetenlere karşı yapılır. Bütün dünya muhalefete bakar. 15 Temmuz’da ‘Cumhuriyet Halk Partisi, seçilmiş parlamentonun ve demokrasinin arkasındadır, darbecilerin karşısındadır ve bu darbeye meydan okumaktadır’ diyen kişi benim.

Bir Cumhuriyet Halk Partili de bunun dışında bir tutum ve tavır içinde olmamıştır. Sayın Erdoğan okuduğu bir şiirden dolayı siyasi yasak aldı. Biz o siyasi yasağı desteklemedik. Hatta devamında partisinin başında olup milletvekili olamadığı için Sayın Baykal Anayasa’yı değiştirip o Siirt’teki milletvekilimizi de istifa ettirtip yapılan ara seçimle Erdoğan’ı Meclis’e taşıyıp başbakan yapacak kadar, o sürece olanak sağlayacak kadar bir demokratik olgunluk ve erdem göstermiştir.

“Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor”

Şimdi Ekrem İmamoğlu kendisine karşı açılan 5 ayrı davada ışık hızıyla 2,5 yıl hapsi isteniyor. Sayın İmamoğlu’na 5 ayrı davadan 5 sefer siyasi yasak isteniyor. Ankara’da MİT eliyle tetiklenen bir süreci ifşa etmiş ve o an için o ifşanın üzerinden durdurmuştuk.

Belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz tutuklanıyor. Muhalefetin tüm muhalefet olanakları, sesini duyuracağı televizyon kanalları, haberlerini yapan gazeteciler, onlarla birlikte eylem yapan sivil toplum örgütleri baskı altına alınmaya çalışılıyor ve dört bir yandan bu giderken bu sivil darbe girişimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde.

Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz. Darbeye karşı ayağa kalkan örgütümüzün alnından öpüyorum.”

 

Paylaşın

Türkiye, Asgari Ücrette Avrupa’nın En Ucuz 6. Ülkesi

Türkiye, 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

2025 yılına girilmesiyle birlikte Türkiye’de asgari ücret yüzde 30 zam alarak net 22 bin 104 TL’ye (brüt 26 bin 5 TL) yükseltildi. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle asgari ücretin Euro bazında karşılığı ise 684 Euro oldu. Avrupa ülkeleri de 2025 yılı için asgari ücretlerini güncellerken, Türkiye 28 ülke arasında 22. sırada yer aldı.

Avrupa’daki en yüksek asgari ücreti 2 bin 637 Euro ile Lüksemburg verirken, Ukrayna 182 Euro ile listenin sonunda yer aldı. Türkiye ise 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında bulunuyor. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret oranları

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre bazı ülkelerde 2025 yılı için güncellenen brüt asgari ücretler şu şekilde:

Lüksemburg: 2.637 Euro
İrlanda: 2.281 Euro
Hollanda: 2.193 Euro
Almanya: 2.161 Euro
Belçika: 2.070 Euro
Fransa: 1.881 Euro
Güney Kıbrıs: 1.000 Euro

Polonya: 1.091 Euro
Slovakya: 816 Euro
Çekya: 825.89 Euro
Estonya: 886 Euro
Hırvatistan: 970 Euro
Macaristan: 700 Euro
Yunanistan: 968.33 Euro

Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler ise Bulgaristan (550 Euro), Karadağ (670 Euro), Moldova (284 Euro), Arnavutluk (487 Euro) ve Ukrayna (182 Euro) oldu.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret seviyesi belirlenirken enflasyon oranları da büyük bir etken olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 42 seviyesinde seyrederken, birçok Avrupa ülkesinde enflasyon oranları tek haneli seviyelerde bulunuyor. Bu durum, Türkiye’de asgari ücretin alım gücünü doğrudan etkileyerek düşük Euro karşılığına rağmen hayat pahalılığının yüksek seyretmesine neden oluyor.

Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışanların toplam iş gücü içindeki oranı genellikle yüzde 10’un altında seyrederken, Türkiye’de bu oran yüzde 42’nin üzerine çıkıyor. Asgari ücrete yakın maaş alanlarla birlikte değerlendirildiğinde ise çalışanların yaklaşık yarısının asgari ücret veya ona çok yakın bir maaşla geçindiği görülüyor.

Öte yandan, Avrupa Birliği üyesi Danimarka, İtalya, Avusturya, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde ise asgari ücret uygulaması bulunmuyor. Bu ülkelerde maaşlar sektör bazında sendikalar tarafından belirleniyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Bülent Arınç’tan AK Parti’ye “İfade Özgürlüğü Ve Eleştiri Hakkı” Uyarısı

AK Parti’nin kurucularından Bülent Arınç, partisine uyarıda bulunarak, “Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti’nin kurucularından ve eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir açıklama yaptı. İfade özgürlüğünün ve eleştirinin demokrasinin temel taşı olduğunu vurgulan Bülent Arınç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“‘Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir.’ Mevlânâ Fikir dünyamız durağanlıktan uzak, dinamik ve özgür olmalıdır. Her bireyin aynı şeyi düşünmesi mümkün olmadığı gibi bunun için gayret etmek, herkesi bir düşünce etrafında toplamak ve çok sesliliği yok saymak topluma bir fayda sağlamaz.

İfade özgürlüğü hem anayasada yer aldığı hem de AK Parti’nin iktidara geldiği günlerde hükümet programında ve Avrupa Birliği hedefinde kullandığı en önemli argümanlarından biriydi. Kopenhag Kriterleri içerisindeki siyasî ve hukukî kriterlerden bütün özgürlüklerin bileşkesi saydığımız ifade özgürlüğünü en başa aldık ve bu konuda yasal düzenlemeler yaptık.

Uygulamalarla toplumsal barışa hizmet edecek farklı düşünceleri, bir özgürlük alanı içerisinde bir araya getirdik ve bunda başarılı olduk. Bu bizim hem yurtiçindeki barışımıza yol açtı hem de insanların birbirlerini daha iyi anlamalarına ve birbirlerine tahammül etmesini sağladı. Ayrıca AB nezdinde ve tüm dünyada Türkiye’nin özgür bir ülke olduğunu, herkesin fikirlerini ve düşüncelerini korkmadan ifade edebildiğini ortaya koydu.

O dönemlerde bu yaptıklarımız ile %50 oy oranını yakaladık. Elbette burada hükümet olarak sağlık, ulaşım vs. gibi alanlarda yapılan yatırımlar oldukça etkili olmuştur ancak ifade özgürlüğünün toplumda doğurduğu atmosferin de etkisi azımsanmayacak durumdadır.

31 Mart Seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablonun sebepleri üzerine düşünüldüğünde yukarıda zikrettiğim dönemin aksine ifade özgürlüğü konusunda bazı kısıtlamalara gidiliğini ve bunun da toplumda rahatsızlık yarattığını düşünüyorum. Eleştiri hakkı hakaret, bühtan ve tahkir içermediği müddetçe müdahale edilemez olmalıdır.

“Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır”

Altında imzamız olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarındaki mevcut ilkeleri benimsemiş ve bu ilkeleri yasalarımıza da derc etmiştik. AİHM kararlarındaki çok önemli bir karar da şudur: Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır, eleştiri ne kadar ağır olursa olsun, bütün bunları kabullenmeli ve bundan istifade etme yolunu seçmelidir.

Millî Görüş dönemini bilenler hatırlayacaktır, TBMM’de en sert eleştirileri yapan grup bizdik ve bu siyaset tarzı halk nazarında takdir ile karşılanmıştı. Bunun üzerine de adım adım iktidara yürüdük. Eleştiriler elbette haksız ve yersiz olabilir. Bunun karşısında yapılması gereken bu eleştirilere mümkünse somut örneklerle cevap vererek kendi fikirlerimizi ifade etmektir.

Eleştirileri çeşitli argümanlar ile susturmak ve sindirmek kısa vadede eleştirilene fayda sağlar gibi gözükse de aslında süreç içinde oldukça yıpratıcı ve zarar vericidir. Bu konu hakkında pek çok fikir adamının görüşleri aktarılabilir. Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç özellikle doğu ve batı arasındaki İslam üzerine Şah eserinde şunları aktarır:

Eleştiri, düşünmenin ruhudur. Eleştiri olmayan yerde düşünce donuklaşır. Hakikati aramak için eleştiri gereklidir. Eleştiri hakikatin güneş ışığıdır. Özgürlük insanın yanlış yapma hakkını da içerir. Ancak eleştiri olmaz ise bu yanlışlıklar düzeltilmez.

Sorgulamayan bir toplum köleleşmeye mahkumdur. Hasılı ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı fikir dünyamızın ve buna bağlı olarak siyasetten gündelik yaşama kadar her alanda dinamizmin ana aktörüdür. Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir.”

Paylaşın

İsrail, Lübnan’da Beş Stratejik Yeri Elinde Tutmaya Devam Edecek

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, İsrail ordusunun Lübnan’dan çekileceğini ancak ordunun Lübnan topraklarındaki beş stratejik noktada varlık göstermeye devam edeceğini söyledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah ile varılan ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak ülkeden çekilmesi için salı günü verilen son tarihe rağmen Lübnan’daki beş stratejik noktada asker bulundurmaya devam ediyor. Bu hareket, Hizbullah’ın İsrail’i şartlarını ihlal etmekle suçladığı ateşkesin kırılganlığını vurguluyor.

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, Lübnan’da beş noktada asker bulundurmanın sınıra yakın yaşayan İsrail vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gerekli olduğunu söyledi. Bunlardan yaklaşık 60.000’i daha önceki çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilmiş durumda.

Shoshani, “geçici önlemin” ateşkesi izleyen ABD liderliği tarafından onaylandığını öne sürdü. Shoshani, İsrail’in askerlerini “doğru şekilde, kademeli olarak ve sivillerimizin güvenliğini koruyacak şekilde” geri çekmeye kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın konuşması sırasında Bekaa bölgesindeki askeri mevzilere hava saldırıları düzenleyerek Hizbullah’ı hedef almaya devam etti. İsrail, Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülkesinin sınırın kendi tarafında inşa edilen yeni karakollara takviye güç gönderdiğini doğrulayarak, “Kuzeydeki her topluluğa tam güvenlik sağlamaya kararlıyız,” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah’a yakın meclis başkanı Nebih Berri’nin buna karşı çıktığı yönünde haberler medyaya yansımıştı.

Cumhurbaşkanı Avn, İsrail’in açıklaması öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada ateşkes anlaşmasına saygı duyulması gerektiğini belirterek “düşman İsrail’e güvenilemeyeceğini” ifade etmişti. Lübnanlı yetkililerin İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini sağlamak üzere diplomatik girişimlerde bulunduklarını belirten Avn, “Tek bir İsraillinin Lübnan topraklarında kalmasını kabul etmeyeceğim” demişti.

Avn’ın ofisinden yapılan açıklamada da “İsrail’in anlaşmaya bağlı kalması, belirlenen tarihte askerlerini geri çekmesi ve esirleri iadesi için çeşitli düzeylerde temasları sürdürüyoruz. Ateşkes anlaşmasının sponsorları bize yardımcı olmak üzere sorumluluklarını yerine getirmelidir” ifadelerine yer verildi.

Hizbullah, 18 Şubat’tan itibaren Lübnan topraklarında bulunan tüm İsrail askerlerinin işgal gücü olarak görüleceğini bildirmişti.

Kasım ayında kabul edilen ateşkesin ilk şartlarına göre, güney Lübnan’daki tampon bölgede bulunan İsrail askerlerinin ocak ayı sonunda Lübnan ordusu ve BM barış gücü askerleri ile yer değiştirmesi gerekiyordu. Bu süre daha sonra 18 Şubat’a kadar uzatıldı. Hizbullah güçlerini İsrail sınırından yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani nehrinin kuzeyine geri çekecekti.

İsrail ile Hizbullah arasındaki düşük düzeyli çatışma 8 Ekim 2023’te İran destekli militan grubun, önceki gün İsrail’in güneyine düzenlediği saldırılarda 1.200 kişiyi öldüren Hamas’la dayanışma amacıyla komşusuna roket atmasıyla başladı.

Çatışmalar eylül ayında İsrail’in Hizbullah üyeleri tarafından kullanılan çağrı cihazlarını ve telsizleri uzaktan patlatmasının ardından şiddetlendi. Nasrallah kısa bir süre sonra İsrail ordusunun Beyrut’un güneyindeki bir binayı bombalaması sonucu öldürüldü.

İsrail birlikleri 1 Ekim’de Lübnan’a girdi. Yaklaşık iki ay sonra İsrail ve Hizbullah, ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda bir ateşkes üzerinde anlaştı. Çatışma sırasında 4.000’den fazla Lübnanlı öldürüldü. Çatışmanın doruğa ulaştığı dönemde Lübnan’da yerinden edilen 1 milyon kişiden yaklaşık 100.000’i hala evlerine dönemedi.

Paylaşın

Bakırhan, Devlet Bahçeli’ye Seslendi: Erdoğan Çözümün Neresinde?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek, “Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“AKP iktidarı kaybettiği yerleri artık sandıkta alamayacağını çok iyi biliyor. Van’ı artık rüyasında bile göremeyeceğini çok iyi biliyor. Onun için kumpaslarla oyunlarla darbelerle bu iradeyi geri almaya çalışıyor. Van halkı, iradesi için günlerdir direniyor. Maalesef bir yargı var, yargı demek için bin şahit gerek.

AKP’nin özel kalem müdürü gibi çalışıyor. Polis talimatla gece yarısı evleri basıyor. Sonra kalkıp yargı kararı diyorlar. Hangi yargı kararı? Sandıkta yenemediğinizi yargı kumpasıyla pusu kurarak almaya çalışıyorsunuz. Van Büyükşehir Belediyemize bir gece yarısı çetevari bir şekilde girdiler. Sizden büyük darbeci, sizden büyük vesayetçi mi var.

Meclis Başkanı’na sesleniyorum. Senin vekilin, Şırnak halkının iradesini temsil eden Newroz Uysal’a yapılan işkenceyi kabul ediyor musun?

Van’dan Tişren’e kadar, bugünkü HDK operasyonuna kadar barış umudunu ortadan kaldırmak isteyen sabotajcı bir akıl var. Toplum 15 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan çağrı beklerken iktidar çözümsüzlükte ısrar eden yaklaşımlarıyla topluma mesaj verdi. Bu sabah HDK’ye yapılan operasyonda en az 52 arkadaşımız gözaltına alındı.

Bu siyasi kırım operasyonu ülkenin barış, demokrasi ve çözüm arayışına yönelik topyekün bir saldırıdır. Bu baskıcı ve hukuksuz uygulamayı kınıyoruz, reddediyoruz. Her birimizin bu yolda alnımız aktır. Haklı mücadelemiz devam edecektir. Bu siyasi kırım operasyonlarının sayın Öcalan’dan gelmesi beklenen çağrının arefesinde olması, barış umuduna yönelik saldırıdır.

HDK’yi savunmaya devam edeceğiz. HDK biziz, biz HDK’yiz. Bir operasyon yapacaksanız hepimize yapın… Buradan Devlet Bahçeli’ye de sesleniyorum. Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor.

“Barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz”

Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.

Bugün Van’da kayyım atanıyor. Yarın Adana’ya İzmir’e de göz dikecekler. Bu sadece DEM Parti’ye yapılan bir şey değildir. Parti meselesi değil, demokrasi meselesidir. Birlikte mücadele etmekten başka şansımız yoktur.

Barış imkanı her konuşulduğunda ‘Kürtler AKP ile anlaşıyor diyenlere sesleniyorum’. Anlaşıyorsak Van’a neden kayyım atandı, neden Van’da gençlerimiz işkence görüyor? AKP ile anlaşan sizsiniz. 22 yıldır AKP ile mücadele eden en güçlü zemin burasıdır. Milletvekillerimiz, siyasetçilerimiz neden cezaevinde. Onlar rahat konforlu alanlarından değerlendirme yapıyorlar.

Antep’te BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı, kınıyoruz. Antep’te ciddi bir işçi direnişi var, biz de destekliyoruz. İşçilerin emekçilerin hakkını savunanların yeri cezaevi değildir.

Devlette bir akıl var ki barıştan, çözümden korkuyor. Kürtlerin düşman gibi gösterilmesine can atıyor. Çünkü iktidarları buna bağlıdır. Bu nedenle Kürt halkının her barış talebi kayyımlarla, gözaltılarla, tutuklamalarla sabote edilmeye çalışılıyor. Biz de sürekli güvercin tedirginliğinde yaşamaya devam ediyor.

Sayın Öcalan Kürdü bir tehdit olarak gören devlet algısının ortadan kalkması gerektiğini söylüyor. Gelin eski korkularımızı geride bırakalım diyor. Biz de bu paradigmayı destekliyoruz. Bu ülkenin ortak geleceğini, kardeşçe yaşam umudunu büyütmek istiyoruz.

Sürece ilişkin kaygıları olan muhalefete de seslenmek istiyorum; bu yeni paradigmayla güvenlik-beka uydurmaları statükocuların elinden alınacak, demokratik muhalefete geniş bir kazanım alanı açılacaktır. Onun için bu süreci desteklemek gerekiyor. Bu süreç sadece DEM Parti’nin sorumluluğunu alacak bir süreç değildir. Devletin zulmünün üzerini örten bu örtüyü almaya çalışıyor Öcalan.”

Paylaşın

10 İlde HDK Operasyonu: Siyasetçi Ve Gazeteci 60 Gözaltı Kararı

HDK’ya yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 10 ilde 60 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. HDK’dan, “Tarihten günümüze toplumsal muhalefet susmadı; eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmedi” açıklaması geldi.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 60 şüpheliye yönelik 10 ilde yapılan operasyonlarda 52 kişi gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, HDK hakkında, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan rapordaki tespitlere yer verildi.

Raporda, HDK’nın, “legal görünümlü bir cephe yapılanması ve TBMM’ye alternatif bir meclis, bileşenlerinin ise Halkların Birleşik Devrim Hareketi cephesindeki terör örgütlerinin legal uzantılı yapılanmaları olduğu, meclislerinin KCK sözleşmesiyle özdeşlik gösterdiği, PKK/KCK terör örgütünün talimatları doğrultusunda, legal görünümlü protesto yürüyüşü, basın açıklaması, miting ve benzeri eylem ve etkinlikleri düzenleyerek, toplumsal alanı örgütlediği” iddiaları yer aldı.

Başsavcılığın açıklamasında, yürütülen soruşturma kapsamında, 60 şüpheli hakkında gözaltı kararı alındığı belirtilerek, sabah saat 06.00 itibarıyla şüphelilerin yakalanması için eş zamanlı operasyon düzenlendiği aktarıldı. Açıklamada, şu ana kadar 52 şüphelinin gözaltına alındığı, diğerlerinin yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında DEM Parti, Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP), Yeşil Sol Parti ve HDK yönetici ve üyeleri ile gazeteciler ve sanatçılar bulunuyor.

HDK: Toplumsal muhalefet susmayacak

Hakların Demokratik Kongresi (HDK), operasyona ilişkin açıklama yaptı. “Toplumsal muhalefet susturulamaz, yolundan alıkonulamaz!” başlıklı açıklamada, son dönemlerde arka arkaya yapılan gözaltılar ve tutuklamalar hatırlatıldı:

“Sabahın erken saatlerinde aralarında önceki dönem Eş sözcümüz Esengül Demir’in de olduğu, birçok bileşenimizin, dost kurumların yöneticileri ve aydın, sanatçıların olduğu çok sayıda arkadaşımız gözaltına alındı. Ezilen-emekçi halklarımızın ortak geleceği için demokratik, meşru mücadele veren toplumsal muhalefet, tıpkı kent uzlaşısı ve Van kayyım darbesinde görüldüğü üzere iktidarın emrindeki yargı eliyle tasfiye edilmek isteniyor.

Hukuka takla attıran bu kumpasçı, komplocu akla bir kez daha sesleniyoruz: her türden darbeye karşı tarihten günümüze toplumsal muhalefet susmadı; eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmedi. Susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz!”

Gözaltına alınan isimler arasında eski HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, eski Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı ve Kısa Dalga yazarı Ercüment Akdeniz, EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM) Partisi MYK üyeleri Mehmet Saltoğlu ve Semiha Şahin, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Naci Sönmez, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi Üyesi Ahmet Saymadi de yer alıyor.

Daha önce EMEP ve HDP’den belediye başkan adayı olan Mehmet Turp, Devrimci Parti üyesi Erkin Barkın Göylüler, Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) üyesi Halit Elçi, 2018’de HDK İstanbul İl Eş Sözcüsü olan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi Üyesi Atilla Özdoğan’ın da gözaltına alındığı belirtildi.

DEM Parti: Korkunun ecele faydası yok

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) gazetecilerin ve siyasetçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. DEM Parti’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye bugün de HDK’ye yönelik operasyonla güne uyandı. Aralarında MYK üyelerimiz Semiha Şahin, Mehmet Saltoğlu, HDK önceki dönem Eş Sözcüsü Esengül Demir ile bileşen parti temsilcilerinin bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Açık ki, çözüm ve barış ihtimali birilerinin uykusunu kaçırmaya başladı. Her gün çözüm ve barış isteyenlere operasyonlar düzenleniyor, her gün halk iradesine kayyım atanıyor.

Her gün halkların ittifakına, ortak mücadeleyi büyütenlere saldırılar artıyor. Topluma, halk iradesine, çözüm, demokrasi ve barış arayışlarına karşı topyekun bir saldırı sürdürülüyor. Ancak korkunun ecele faydası yok; bu topraklara barış mutlaka gelecek. Ne yaparsanız yapın, fayda etmeyecek. Halka ve onun siyasal iradesine, toplumsal muhalefete savaş açan bu zihniyet kaybedecek.”

Seyit Aslan: Tek adam iktidarı hedeflerine varamayacaktır

Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, şunları yazdı: “Bir gece yarısı operasyonu ile İstanbul İl Başkanımız, Güngören ilçe başkanımız, yönetici ve üyelerimizin de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bu hukuksuz ve keyfi tutumu kınıyoruz.

Türkiye’yi adeta açık cezaevine dönüştürmek isteyen, tek adam iktidarı hedeflerine varamayacaktır. Faşizan uygulamalarla hak alma mücadelesine, sendikal haklara saldıran, sendika başkanlarını tutuklayan, seçilmiş belediye başkanını görevden alıp kayyım atayan bu anlayışa teslim olmayacağız ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

TGS: Ev baskınları ile gözaltına alınmalarını kabul etmiyoruz

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), gazetecilerin ev baskınları ile gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Sendikanın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Bir sabaha daha gözaltılarla başladık. İstanbul merkezli bir operasyonda meslektaşlarımız Yıldız Tar, Elif Akgül ve Ercüment Akdeniz gözaltına alındı. Bu gazetecilerin adresleri belli. Karakola çağrılmak yerine ev baskınları ile gözaltına alınmalarını kabul etmiyoruz” ifadelerine yer verildi.

Halkların Demokratik Kongresi nedir?

HDK; sosyalist partiler ve sendikalar ile kadın, LGBTİ ve çevre hareketlerinin temsilcilerinin bir araya geldiği bir çatı oluşumu. Bünyesinde başta Aleviler olmak üzere çeşitli inanç topluluklarının üyeler de bulunan HDK ilk kongresini Ekim 2011’de yaptı. Organizasyonun faaliyetleri genel olarak Kürt sorunu, işçi hareketleri, kadın hakları gibi alanlara odaklanıyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Bilirkişi” Davası Açıklaması: Arkasında Erdoğan Var

Hakkında siyasi yasak ve hapis cezası istenen “bilirkişiyi ifşa” davasına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var” dedi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi ifşa” suçlamasıyla hakkında düzenlenen yeni iddianame konusundaki soruları yanıtladı.

Siyaset yasağı ve 4 yıla kadar hapsi istenen İmamoğlu ” “Bugün savcının oluşan iddianamesiyle şu anda beşinci siyaset yasağıyla ilgili iddianame oldu. 25 yılı aşan hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Beni siyaseten devre dışı bırakan kişinin adı da belli, sayın cumhurbaşkanı…” dedi.

İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci… 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianame kaleme alınacak bir şey değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Erdoğan beni hedef gösteriyor.

Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. 25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var.

Heybedeki turplardan kendisi bahsediyor, ceza almalı diyor. İnsanları tehdit ediyor. Sanatçıyı, iş insanını, siyasetçiyi… Kimse konuşmasın istiyor, böyle bir şey olabilir mi? İstediğimiz mertlik. Mertliğin yeri sandık. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır.

Mertliğin simgesi olan Kasımpaşa’nın adına yakışır şekilde davranmaya davet ediyorum sayın Cumhurbaşkanı’nı. Biz mertçe mücadeleye hazırız. Hapse atılan belediye başkanları, genel başkanlar, meclis üyelerinin tek suçu bir kişiye karşı olmak, ona karşı seçimi kazanmak, 20 yıl sonra Türkiye’de birinci parti olmak. Partiye bile göz koydular. Bütün bu süreçleri milletimizin demokrasi aşkına güveniyorum.

İmamoğlu adaylık süreci hakkındaki bir soruya da şu yanıtı verdi: “Partimizin Türkiye demokrasi tarihine geçecek büyük bir demokrasi devrimini yaptığı bir dönemdeyiz. Partimizin tariflediği süreç başlamıştır. Bu hafta cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen insanların başvuru yapması gereken bir hafta.

Milletvekillerimizin desteği süreci belirleyecektir. Benim durumum ortadadır ama milletimizin takdiri ve elbette ki parti üyelerimizin onayı, TBMM grubunda olan milletvekillerimizin tespitleri yol haritamızı çizecektir. Bu haftanın her anını her gününü takip edeceğim, istişare içinde olacağım.”

“Seni her gün sandığa davet edeceğiz”

Öte yandan Ekrem İmamoğlu, Silivri’de kent lokantalarının 17’ncisinin açılışını gerçekleştirdi. Açılış sonrası gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan İmamoğlu, Erdoğan’a “Artık yönetemiyorsun” sözleriyle seslendi.

Erdoğan’ın tek gündeminin kendisi olduğunu söyleyen İmamoğlu, ‘erken seçim’ çağrısını sürdüreceklerini şu ifadelerle aktardı: “Bu millet heyecanla hakkını alacağı sandığı bekliyor. Biz seni her gün sandığa davet edeceğiz. Niye biliyor musun?

Millet hakkını senden de alacak, yaşadığı zorlukların hesabını senden de soracak. Bunu nerede yapacak? Demokrasinin hazinesi olan sandıkta yapacak Vatandaşla sandığın arasında kimse girmez. O sandıkta hesap sorulacak. Milletimiz hesap sormaya hazır mı? Biz de bir milim geri adım atmadan tam yol ileri deyip sizin bu gücünüzle yola çıkacağız.”

Yemek dağıtımında da, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenme sürecine dikkat çeken ve gençlere ‘partiye üye olma’ çağrısı yapan İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Özellikle sevgili gençler, önümüzdeki süreçte cumhurbaşkanı adayını belirleyecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin önseçiminde oy kullanmak üzere ve bu sürecin bir neferi, bir parçası olmak üzere sizleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye olmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Çin, Gerçek Elmastan Yüzde 40 Daha Sert Elmas Üretti

Çinli bilim insanları, gerçek elmastan yüzde 40 daha sert yapay elmas üretti. Bu, kesme ve parlatma aletleri gibi birçok önemli sektörde çığır açabilecek bir gelişmeye neden olabilir.

En sert elmaslar, şimdiye kadar asteroit ve meteor kraterlerinde bulunmuştu; bu da bu elmasların nadir ve genellikle çok küçük oldukları anlamına geliyor.

Doğal ve sentetik elmasların çoğu kübik yapıya sahiptir, ancak kraterlerde bulunan ve lonsdaleite olarak bilinen en sert elmaslar altıgen yapıya sahiptir.

Lonsdaleite ilk olarak 1967 yılında Arizona’daki Canyon Diablo meteoritinde keşfedilmişti. Bu malzemenin laboratuvarlarda sentezlenmesi de birkaç çalışmanın ötesinde doğrulanmamıştı.

Ancak bilim insanları, lonsdaleit diye bilinen bu tür bir altıgen elmasın (hexagonal diamond,HD) uygulamalarının, elde edilen çoğu örneğin düşük saflığı ve küçük boyutu nedeniyle “büyük ölçüde keşfedilmemiş” olduğunu söylüyor.

Şimdiyse Nature Materials adlı akademik dergide yayımlanan yeni çalışmada, yüksek oranda sıkıştırılmış grafitin ısıtılmasıyla “iyi kristalleşmiş, neredeyse saf HD” sentezi rapor edildi.

Kuzeydoğu Çin’deki Jilin Üniversitesi’nden Liu Bingbing ve Yao Mingguang liderliğindeki araştırmacılar, bilim insanlarının “post-grafit faz” diye adlandırdıkları şeyden HD’nin oluşturulabileceğini gösteriyor. Bu süreç, grafitin sıcaklık gradyanları altında sıkıştırılması.

Bilim insanları, “Burada, hem yığın hem de nano boyutlu grafitli öncüller için geçerli, yüksek oranda sıkıştırılmış grafiti ısıtarak iyi kristalize edilmiş, neredeyse saf HD sentezini rapor ediyoruz” diye yazdı.

Bu yaklaşımın, ultra küçük HD nano katman yığınları içeren milimetre boyutunda, yüksek oranda yapılandırılmış bir blok oluşumuna yol açtığını buldular.

Bilim insanlarına göre bu “süper elmas” yapı, “1100 santigrat dereceye kadar yüksek termal kararlılık ve 155 gigapascal (GPa) gibi çok yüksek bir sertliğe” sahip. Buna karşılık, doğal elmaslar yaklaşık 100 GPa sertliğe ve yaklaşık 700C’ye kadar termal kararlılığa sahip.

Çalışmada bilim insanları, malzemenin yüksek termal kararlılığı ve sertliğinin “endüstriyel uygulamalar için büyük bir potansiyele sahip olduğunu” belirtiyor.

Bulguların aynı zamanda yüksek basınç ve sıcaklık altında grafitten elmasa dönüşüm için bir çerçeve sağladığını ve malzemenin uygulamalara uyacak şekilde üretilmesi adına daha fazla fırsat yarattığını söylüyorlar:

“Bulgularımız, yüksek basınç ve sıcaklık altında grafitten elmasa dönüşümle ilgili değerli bilgiler sunuyor ve bu eşsiz malzemenin üretimi ve uygulamaları için fırsatlar sağlıyor.”

Ancak bu, bir HD formunun laboratuvarda ilk kez sentezlenişi değil. SCMP’nin haberine göre, ABD’deki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndaki bilim insanlarının yürüttüğü 2021 tarihli bir çalışmada da altıgen elmaslar üretildiği bildirilmişti.

Bilim insanları, bu malzemenin işleme ve delme gibi yaygın uygulamalarda geleneksel elmaslara “üstün bir alternatif” olabileceğini söyledi. Bilim insanları, bu tür altıgen elmasların nişan yüzüklerine de dönüştürülebileceğini belirtti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın