Ekrem İmamoğlu’nun Tutuklanmasına Siyasilerden Tepki

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “yolsuzluk” iddiasıyla tutuklanmasına siyasilerden tepkiler geldi. İmamoğlu, “terör” soruşturmasında ise serbest bırakıldı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Çağlayan Adliyesi’nde açıklama yaptı. Özel karara ilişkin ”Tek suçu Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek olduğu için tutuklandı” dedi ve ekledi:

“İki kumpasla karşı karşıyayız. Terör iddiasından tutuklama talebi reddedildi ama diğer dosyadan tutuklanmasına karar verdiler. İstanbul’un iradesine kayyum atama ihtimalinin ortadan kalkması yönünden önemlidir. Başkanın hızla özgürlüğüne kavuşması için hem hukuki hem toplumsal itirazlar yapılacak.

Dört gündür Ekrem İmamoğlu için onların sokakları meydanları. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kilometrelerce kuyrukta bekleyen insanların bu sevgisi ve güveni düşü değil. Halka rağmen kimseye kumpas kurup onu oyun dışına itemezsiniz. Görevini sorumluluktan yardım alamazsınız.”

DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan: Mücadelemizi sürdüreceğiz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla, milyonlarca yurttaşın iradesine siyasi müdahale yapılmıştır. Türkiye’de günlerdir gerilimi arttıran ve toplumu huzursuzluğa sürükleyen bu anlayış, Türkiye’nin iç barışına en büyük zararı vermeye devam ediyor.

16 milyonun iradesine darbe yapılması Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimleri daha fazla tetiklemiştir. İstanbul halkının seçme-seçilme hakkını hiçe sayan, yargıyı siyasi bir müdahale aracına dönüştüren bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyorum. Bu karardan hızlı şekilde dönülmesi çağrısı yapıyorum. Hakkâri’den İstanbul’a uzanan irade gasplarına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının iktidar talimatlı yargı tarafından tutuklanması adalet ve demokrasiye dönük darbedir. Şimdiden kara bir leke olarak tarihe geçmiştir. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasını en güçlü şekilde kınıyoruz.

İstanbul, Türkiye’nin tamamı demektir. Bu kentin seçilmiş iradesine yönelik tamamen siyasi saiklerle verilen tutuklama kararı bu iktidarın utancı olacaktır. ‘Biz sivil darbelerden çok çektik, haksızlık ve hukuksuzluğa çok uğradık’ diyerek siyasi kariyer yapanların bugün vardıkları liman hukuksuzluklar silsilesi olmuştur. Tarihe en büyük kumpasçılar ve iktidarları uğruna 85 milyonun hayatıyla oynayanlar olarak geçecekler.

Sayın İmamoğlu ile ilgili bu kararın gözden geçirilmesi ve kendisiyle birlikte tutuklanan herkesin bir an önce serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!”

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. İnce, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar. Yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Mansur Yavaş: ‘Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz’

Tutuklama kararının ardından ilk tepki Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş’tan geldi. Yavaş, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için oyunu verdikten sonra İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında konuştu. Yavaş, “Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz açıkçası” diye konuştu.

Mansur Yavaş ayrıca “Sonuç ortada, ben kayyum atanmamasına sevindim öncelikle, çünkü yapılan uygulamalara bakılırsa o yönde de bir çalışma var gibiydi” dedi ve ekledi: “Umuyorum itirazla tutukluluğu kalkar, çünkü her şeyden önce masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var. Bunların hepsi çöpe atıldı.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararı üzerine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Güzel ülkemize yazık ediyorsunuz. Soruşturma usul ve esaslarını yok sayarak, adalete güveni yok ederek, yargıyı araçsallaştırarak elde edeceğiniz tek şey daha fakir ve daha mutsuz bir Türkiye olur.

Gençlerimizin umutlarını, ülkemizin geleceğini bir inat uğruna, iktidarınızı korumak için heba edemezsiniz. Bugün istediğinizi elde etmiş gözükebilirsiniz ama kaybettiğinizin farkında bile değilsiniz. Üstelik sadece kendinize değil, hepimize kaybettiriyorsunuz. Meşru zeminde anayasal hakkını kullanarak bu sürece itiraz eden, yapılanları reddeden her bir vatandaşımızın da sağduyuyu elden bırakmamasını rica ediyorum.”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “AKP’nin yargı temsilcileri tarafından ‘Saray kararı’ onanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna hükmedildi. Her zaman söylediğimiz gibi demokrasiler, iktidarın kavgasız dövüşsüz el değiştirmesidir.

Görünen o ki Erdoğan ve onun tensibine muhtaç, onun kaybetmesi ile her şeylerini kaybetmekten korkan bürokratları demokrasinin bu vasfını yok saymaktalar. Bizler, demokrasi ve adaleti bu güzel ülkenin en önemli kolonları addeden demokratlar, bu değerler için bugüne dek mücadele ettiğimiz gibi bu ülke için, vatanımız için, aziz milletimizin huzuru için kavga etmesini de biliriz. Bu ülkenin bir asırlık maddi birikimini iç ettiniz, iki asırlık demokratikleşme gayretini yok etmenize izin vermeyeceğiz.

‘Eski Türkiye’ diye kara çalmaya çalıştığınız ülkeyi, cübbesinde düğme olmamasının sebebini bilen yargı mensuplarını, makamının kerameti sadakatinde değil, liyakatinde olan bürokratları, iktidarın medya sopası olmak yerine hakem kuruluş vasfını koruyan RTÜK’ü, Sarayı memnun etmek yerine veri üreten, dolandırıcılık yaparak çalışanın, memurun lokmasını çalmayan TÜİK’i, kendi safahatını değil her inançtan vatandaşın ibadetinde, inancında rahatını düşünen Diyaneti, adalet dağıtan mahkemeleri, denetleyen parlamentoyu, nemalanan değil sorgulayan medyayı, demokrasiyi koruyan idarecileri, adaleti, zenginliği, hürriyeti, ‘konuşan Türkiye’yi geri getireceğiz!”

Ahmet Davutoğlu: Bu bir darbe pratiğidir

İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukuki bir sürecin değil, bir siyaset mühendisliğinin sonucudur. Kendi bakanları, bürokratları, siyasetçileri ve belediye başkanları ile ilgili son derece açık yolsuzluk iddiaları ile ilgili kılı bile kıpırdamayan otoriter iktidar sadece seçilen bir belediye başkanını değil, onu seçen milyonlarca seçmeni cezalandırmaktadır.

28 Şubat post-modern darbesinde, 367 e-muhtırasında, 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da hepimizin gür sesle savunduğu ve platformlara adını verdiğimiz “milli irade” kavramının böylesine örselenmesi iktidardaki güç yozlaşmasının en çarpıcı yansımalarından biridir. O kara günlerde seçmenin milli iradesini nasıl kararlılıkla savunduysak bugün de aynı ilkesel kararlılıkla milli iradeyi yok sayan her tür uygulamaya karşı çıkıyoruz.

Kendi kuruluş ilkelerini çiğneyen iktidar sahiplerinin Türkiye’nin uluslararası itibarına zarar veren, TCMB’nın rezervlerini tüketmeye kadar giden ve bedelini milletin yoksullaşarak ödediği ekonomik kayıplara yol açan bu anti-demokratik uygulamalara yönelmesi kirlenmiş yolsuzluk düzenlerini kaybetme korkusundan başka bir şey değildir. Bu hukuksuz karar sonrasında İBB’ne kayyum atanması gibi vahim bir adım daha atılmamalı; siyasi rekabet doğal demokratik zemininde seyretmeli ve siyasi mühendislik çabalarına son verilmelidir.

Otoriter rejim yapılanmasına karşı güçler ayrılığı ilkesini kararlılıkla savunmaya, siyasi yozlaşma ve kirlenmeye karşı siyasi ahlak mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Çağlayan’da yaptığı açıklamada, kararın yılgınlığa düşürme amaçlı olduğunu savundu. “Biz tam tersini yapmak zorundayız. Hep beraber daha kararlı biçimde direnmeye devam edeceğiz. Akşam Saraçhane’de buluşuyoruz.” dedi.

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, “Bütün emek ve demokrasi güçlerine düşen görev birleşik bir mücadeleyi, #GenelGrevGenelDireniş’i örgütlemektir. Bütün gücümüzle ve olanaklarımızla mücadele etmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

İmamoğlu “Yolsuzluk” İddiasıyla Tutuklandı: Korkunun Ecele Faydası Yok

Ekrem İmamoğlu hakkındaki “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı. İmamoğlu, Erdoğan’a seslenerek “Korkunun ecele faydası yok! Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin!” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı, “terör” soruşturmasında ise serbest bırakıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturmalar kapsamında nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince, mali nitelikli soruşturma kapsamında şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü kurmak ve yönetmek, rüşvet almak, irtikap, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarından tutuklanmasına, şüpheli Ekrem İmamoğlu hakkında ise üzerine atılı silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kuvvetli suç şüphesi bulunmakla birlikte mali nitelikli suçlardan zaten tutuklanmasına karar verildiğinden bu aşamada gerek görülmemekle talebin reddine karar verilmiştir” denildi.

Hakkında tutuklama kararı çıkarılan diğer isimler ise şöyle: Medya A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı ve İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökçe, İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz ve İBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas, iş insanları Ali Nuhoğlu, Adem Tuncay, Ali İlbak ve Ahmet Köksal, Eyüp Subaşı, Kamil Timur Delibaş, Mete Sarıaltun, Alper Aydın, Serdal Taşkın, Serkan Öztürk, Mustafa Nihat Sütlaş, Süleyman Atik, Ahmet Çiçek, Yusuf İlbak ve Servet Yıldırım.

Gözaltı listesinde yer alan ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Özgür Özel’in 22 Mart’ta hakkında açıklama yaptığı iş insanı Serdar Haydanlı da tutuklandı.

Ekrem İmamoğlu’ndan ilk açıklama: Yenileceksin!

Ekrem İmamoğlu tutuklama kararının kesinleşmesi sonrasında sosyal medya hesabından yaptığı ilk açıklamada, isim vermeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek “Korkunun ecele faydası yok! Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin! Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin!” ifadelerini kullandı.

Vatandaşlara da “Asla üzülmeyin, mahzun olmayın, umudunuzu yitirmeyin” diye seslenen İmamoğlu, “Demokrasimize yapılan bu darbeyi, bu kara lekeyi el birliğiyle söküp atacağız” dedi. İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bu süreci yöneten insanların hem bu dünyada hem de ahirette yüce Yaradan huzurunda hesap vereceği günler yakındır. 86 milyon vatandaşımı sandığa koşmaya, demokrasi ve adalet mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya davet ediyorum. Dimdik ayaktayım, asla eğilmeyeceğim. Her şey çok güzel olacak…”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması kararının ardından Çağlayan Adliyesi’nde açıklama yaptı. Özel karara ilişkin ”Tek suçu Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek olduğu için tutuklandı” dedi ve ekledi:

“İki kumpasla karşı karşıyayız. Terör iddiasından tutuklama talebi reddedildi ama diğer dosyadan tutuklanmasına karar verdiler. İstanbul’un iradesine kayyum atama ihtimalinin ortadan kalkması yönünden önemlidir. Başkanın hızla özgürlüğüne kavuşması için hem hukuki hem toplumsal itirazlar yapılacak.

Dört gündür Ekrem İmamoğlu için onların sokakları meydanları. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kilometrelerce kuyrukta bekleyen insanların bu sevgisi ve güveni düşü değil. Halka rağmen kimseye kumpas kurup onu oyun dışına itemezsiniz. Görevini sorumluluktan yardım alamazsınız.”

Dilek İmamoğlu: Bütün kararlar siyasidir

İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu, karar sonrası yaptığı açıklamada ”Şunu bilmenizi istiyorum alınımız ak, başımız dik haksız hukuksuz yere alınan kararların hiçbir hukuki tarafı yoktur. Bütün alınan kararlar siyasidir. Biz yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Mansur Yavaş: ‘Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz’

Tutuklama kararının ardından ilk tepki Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş’tan geldi. Yavaş, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için oyunu verdikten sonra İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında konuştu. Yavaş, “Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz açıkçası” diye konuştu.

Mansur Yavaş ayrıca “Sonuç ortada, ben kayyum atanmamasına sevindim öncelikle, çünkü yapılan uygulamalara bakılırsa o yönde de bir çalışma var gibiydi” dedi ve ekledi: “Umuyorum itirazla tutukluluğu kalkar, çünkü her şeyden önce masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var. Bunların hepsi çöpe atıldı.”

DEM Parti Eş Başkanı Bakırhan: Mücadelemizi sürdüreceğiz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla, milyonlarca yurttaşın iradesine siyasi müdahale yapılmıştır. Türkiye’de günlerdir gerilimi arttıran ve toplumu huzursuzluğa sürükleyen bu anlayış, Türkiye’nin iç barışına en büyük zararı vermeye devam ediyor.

16 milyonun iradesine darbe yapılması Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve toplumsal gerilimleri daha fazla tetiklemiştir. İstanbul halkının seçme-seçilme hakkını hiçe sayan, yargıyı siyasi bir müdahale aracına dönüştüren bu hukuksuzluğu en güçlü şekilde kınıyorum. Bu karardan hızlı şekilde dönülmesi çağrısı yapıyorum. Hakkâri’den İstanbul’a uzanan irade gasplarına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, İmamoğlu’nun tutuklanmasına sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Tülay Hatimoğulları, şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve arkadaşlarının iktidar talimatlı yargı tarafından tutuklanması adalet ve demokrasiye dönük darbedir. Şimdiden kara bir leke olarak tarihe geçmiştir. Sayın İmamoğlu’nun tutuklanmasını en güçlü şekilde kınıyoruz.

İstanbul, Türkiye’nin tamamı demektir. Bu kentin seçilmiş iradesine yönelik tamamen siyasi saiklerle verilen tutuklama kararı bu iktidarın utancı olacaktır. ‘Biz sivil darbelerden çok çektik, haksızlık ve hukuksuzluğa çok uğradık’ diyerek siyasi kariyer yapanların bugün vardıkları liman hukuksuzluklar silsilesi olmuştur. Tarihe en büyük kumpasçılar ve iktidarları uğruna 85 milyonun hayatıyla oynayanlar olarak geçecekler.

Sayın İmamoğlu ile ilgili bu kararın gözden geçirilmesi ve kendisiyle birlikte tutuklanan herkesin bir an önce serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Kimsenin kendi çıkarı uğruna yargıyı kullanarak 85 milyon insanın aleyhine halk iradesine müdahale etmeye hakkı yoktur!”

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. İnce, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar. Yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararı üzerine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Güzel ülkemize yazık ediyorsunuz. Soruşturma usul ve esaslarını yok sayarak, adalete güveni yok ederek, yargıyı araçsallaştırarak elde edeceğiniz tek şey daha fakir ve daha mutsuz bir Türkiye olur.

Gençlerimizin umutlarını, ülkemizin geleceğini bir inat uğruna, iktidarınızı korumak için heba edemezsiniz. Bugün istediğinizi elde etmiş gözükebilirsiniz ama kaybettiğinizin farkında bile değilsiniz. Üstelik sadece kendinize değil, hepimize kaybettiriyorsunuz. Meşru zeminde anayasal hakkını kullanarak bu sürece itiraz eden, yapılanları reddeden her bir vatandaşımızın da sağduyuyu elden bırakmamasını rica ediyorum.”

ABB Başkanı Mansur Yavaş: ‘Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz’

Tutuklama kararının ardından ilk tepki Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş’tan geldi. Yavaş, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için oyunu verdikten sonra İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında konuştu. Yavaş, “Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz açıkçası” diye konuştu.

Mansur Yavaş ayrıca “Sonuç ortada, ben kayyum atanmamasına sevindim öncelikle, çünkü yapılan uygulamalara bakılırsa o yönde de bir çalışma var gibiydi” dedi ve ekledi: “Umuyorum itirazla tutukluluğu kalkar, çünkü her şeyden önce masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var. Bunların hepsi çöpe atıldı.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararı üzerine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Güzel ülkemize yazık ediyorsunuz. Soruşturma usul ve esaslarını yok sayarak, adalete güveni yok ederek, yargıyı araçsallaştırarak elde edeceğiniz tek şey daha fakir ve daha mutsuz bir Türkiye olur.

Gençlerimizin umutlarını, ülkemizin geleceğini bir inat uğruna, iktidarınızı korumak için heba edemezsiniz. Bugün istediğinizi elde etmiş gözükebilirsiniz ama kaybettiğinizin farkında bile değilsiniz. Üstelik sadece kendinize değil, hepimize kaybettiriyorsunuz. Meşru zeminde anayasal hakkını kullanarak bu sürece itiraz eden, yapılanları reddeden her bir vatandaşımızın da sağduyuyu elden bırakmamasını rica ediyorum.”

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “AKP’nin yargı temsilcileri tarafından ‘Saray kararı’ onanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna hükmedildi. Her zaman söylediğimiz gibi demokrasiler, iktidarın kavgasız dövüşsüz el değiştirmesidir.

Görünen o ki Erdoğan ve onun tensibine muhtaç, onun kaybetmesi ile her şeylerini kaybetmekten korkan bürokratları demokrasinin bu vasfını yok saymaktalar. Bizler, demokrasi ve adaleti bu güzel ülkenin en önemli kolonları addeden demokratlar, bu değerler için bugüne dek mücadele ettiğimiz gibi bu ülke için, vatanımız için, aziz milletimizin huzuru için kavga etmesini de biliriz. Bu ülkenin bir asırlık maddi birikimini iç ettiniz, iki asırlık demokratikleşme gayretini yok etmenize izin vermeyeceğiz.

‘Eski Türkiye’ diye kara çalmaya çalıştığınız ülkeyi, cübbesinde düğme olmamasının sebebini bilen yargı mensuplarını, makamının kerameti sadakatinde değil, liyakatinde olan bürokratları, iktidarın medya sopası olmak yerine hakem kuruluş vasfını koruyan RTÜK’ü, Sarayı memnun etmek yerine veri üreten, dolandırıcılık yaparak çalışanın, memurun lokmasını çalmayan TÜİK’i, kendi safahatını değil her inançtan vatandaşın ibadetinde, inancında rahatını düşünen Diyaneti, adalet dağıtan mahkemeleri, denetleyen parlamentoyu, nemalanan değil sorgulayan medyayı, demokrasiyi koruyan idarecileri, adaleti, zenginliği, hürriyeti, ‘konuşan Türkiye’yi geri getireceğiz!”

Ahmet Davutoğlu: Bu bir darbe pratiğidir

İmamoğlu hakkındaki tutuklama kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukuki bir sürecin değil, bir siyaset mühendisliğinin sonucudur. Kendi bakanları, bürokratları, siyasetçileri ve belediye başkanları ile ilgili son derece açık yolsuzluk iddiaları ile ilgili kılı bile kıpırdamayan otoriter iktidar sadece seçilen bir belediye başkanını değil, onu seçen milyonlarca seçmeni cezalandırmaktadır.

28 Şubat post-modern darbesinde, 367 e-muhtırasında, 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’da hepimizin gür sesle savunduğu ve platformlara adını verdiğimiz “milli irade” kavramının böylesine örselenmesi iktidardaki güç yozlaşmasının en çarpıcı yansımalarından biridir. O kara günlerde seçmenin milli iradesini nasıl kararlılıkla savunduysak bugün de aynı ilkesel kararlılıkla milli iradeyi yok sayan her tür uygulamaya karşı çıkıyoruz.

Kendi kuruluş ilkelerini çiğneyen iktidar sahiplerinin Türkiye’nin uluslararası itibarına zarar veren, TCMB’nın rezervlerini tüketmeye kadar giden ve bedelini milletin yoksullaşarak ödediği ekonomik kayıplara yol açan bu anti-demokratik uygulamalara yönelmesi kirlenmiş yolsuzluk düzenlerini kaybetme korkusundan başka bir şey değildir. Bu hukuksuz karar sonrasında İBB’ne kayyum atanması gibi vahim bir adım daha atılmamalı; siyasi rekabet doğal demokratik zemininde seyretmeli ve siyasi mühendislik çabalarına son verilmelidir.

Otoriter rejim yapılanmasına karşı güçler ayrılığı ilkesini kararlılıkla savunmaya, siyasi yozlaşma ve kirlenmeye karşı siyasi ahlak mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Çağlayan’da yaptığı açıklamada, kararın yılgınlığa düşürme amaçlı olduğunu savundu. “Biz tam tersini yapmak zorundayız. Hep beraber daha kararlı biçimde direnmeye devam edeceğiz. Akşam Saraçhane’de buluşuyoruz.” dedi.

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, “Bütün emek ve demokrasi güçlerine düşen görev birleşik bir mücadeleyi, #GenelGrevGenelDireniş’i örgütlemektir. Bütün gücümüzle ve olanaklarımızla mücadele etmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’na ilk soruşturma: Kent uzlaşısı

İmamoğlu’na yönelik ilk soruşturma “Kent uzlaşısı” adı verilen yapılanma ile ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu’nun yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ve Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan hakkında gözaltı karar verildi. Bu soruşturmada, sanıklara, “İBB iştiraki İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ bünyesinde terör örgütü mensupları/ sempatizanlarının işe alındığı” suçlaması yöneltildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen açıklamada şu suçlamalar yer alıyor: Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı temelinde terör örgütünün Halkların Demokratik Kongresi (HDK) çatı yapılanmasıyla ittifak yapıldığına dair tespitlerin terör örgütüne müzahir medya tarafından duyuruldu.

İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Polat, Şişli Belediye Başkanı Şahan, Reform Enstitüsü Başkanı Çalışkan, PKK/KCK terör örgütünün ideolojik alan yapılanmasında faaliyet gösterdiği tespit edilen firari şüpheli A.B. ve A.B.’nin sahibi olduğu Spectrum House çalışanı H.A. ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Özdemir iştirak halinde “Kent Uzlaşısı” faaliyetinin içerisinde yer aldı.

İmamoğlu, diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde, belediye meclis üyesi listelerinin kendisinin onayıyla belirlenmesi de nazara alındığında terör örgütünün yönetimince de ifade edilen metropollerde etkinliğinin arttırılması amacını taşıyan kent uzlaşısı faaliyetine bilerek iştirak etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledi.

Ekrem İmamoğlu’na ikinci soruşturma: Yolsuzluk

İmamoğlu ve ekibine yönelik ikinci suçlamalar ise yolsuzluk iddialarıyla ilgili. Başsavcılığın açıklamasında söz konusu başlıkta şu suçlamalara yer veriliyor: İmamoğlu olmak üzere birçok kişi hakkında, iş adamlarını para vermeye zorladıkları bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağladıkları piyon kişiler üzerinden alım satımlar yaparak suçtan elde ettikleri, İmamoğlu’nun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde beraber çalıştığı kişileri, İBB’ye yerleştirdiği,

Büyükşehir Belediyesi iştirakleri olan Meyda A.ş Kültür A.ş.’nin hizmet alımı nitelikli işlerine yüksek fiyatlı teklifler vererek sonuç fiyatı kendilerinin belirlemesi suretiyle ederlerinin çok üzerinde işler aldıkları, Hali hazırda faal olan bir çok iş yerinden rüşvet talep edildiği, kabul etmeyen mağdurlar hakkında Belediye Encümenlerinden aldırılan kararla zorla para alınmaya çalışıldığı, MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarından ihale alan örgüt üyelerinin belediyeden aldıkları ilk avans ödemeleri ile ya örgüt lideri İmamoğlu’na ait inşaatlara para aktardıkları iddia edildi.

Bu soruşturma kapsamında da İmamoğlu ile örgüt yöneticisi konumunda olduğu öne sürülen Murat Ongun, Necati Özkan, Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş, Ertan Yıldız ve bu kişilerle bağlantılı 95 şüpheli olmak üzere toplam, 100 kişi hakkında gözaltına kararı verilmişti.

Paylaşın

Özgür Özel: Meydanları Boş Bırakmayacağız

Erdoğan’ın “sokak çağrıları kabul edilemez” açıklamasına yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel,  Kurtuluş Savaşı’na atıfta bulunarak, “Atatürk, bu topraklara düşman postalı basmasın diye Çanakkale’de ölümü göze aldı” dedi ve ekledi:

“Ama bir adamın imzasıyla İstanbul işgal edildi. O dönem, İstanbul Üniversitesi mitingleri örgütledi ve bu eylemler tüm Anadolu’ya yayıldı. Bugün de meydanlardayız ve burayı İstanbul Üniversitesi öğrencilerine borçluyuz. Bizi provokasyonlarla yolumuzdan çeviremezler.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve soruşturmalara dair Saraçhane’de düzenlenen protestoların dördüncü gününde İBB’de halka seslendi.

“81 ilin, 973 ilçenin her birisinde bu hukuksuzluklara, bu haksızlıklara karşı omuz omuza, kol kola, yan yana, engel tanımadan, hiçbir yasaya karşı sessiz kalmadan, korkmadan, yılmadan, her şeyi göze alıp demokrasiye, sandığa ve seçtiklerine, seçebilme hakkına sahip çıkan tüm yurttaşlarımızı yürekten selamlıyorum, yürekten selamlıyorum.

Dün nasıl konuştuysak, ne dediysek, nasıl sonuç aldıysak hep beraber bu gece fazlasını başaracağız, fazlasını. Değerli, değerli İstanbullular, siz bir şeyi geri aldınız. Siz evlerinizden çıkıp buraya gelmek istediğinizde dört gün önce Erdoğan’ın talimatı, valilik kararıyla emniyet, üç kişinin bir araya gelip toplanmasını, gösteri yapmasını, miting yapmasını yarına kadar yasaklamıştı. O kararın, o kararın ardından buraya gelen bütün yollar, Haliç’in üstündeki köprüleri kaldırdılar. Buraya gelen tüm viyadükler, tüm yollar kapatıldığı halde ilk gün 110 bin kişiyle, ikinci gece 210-220 bin kişiyle, dün akşam, dün akşam 220 bin dedik.

Drone görüntülerini görünce neye uğradığımızı biz de şaşırdık. Gözün gördüğü yerde 550 bin kişi vardı ve buralara yaklaşamıyorlardı. Ve siz göremiyorsunuz, bilmiyorum. Orada bir ekran var, canlı yayın aktarılırsa göreceksiniz ki bir uçtan Bozdoğan Kemeri’nin önünden ta gözün görebildiği yere kadar hep birlikteyiz. 550 bin kişiyle göz göze tarihi yarımadada bağlantı yollarıyla birlikte 1 milyon kişi gönül gönüleyiz, 1 milyon kişi.

Siz neyi başardınız biliyor musunuz? Siz, siz sokakları geri kazandınız, meydanları kazandınız. Tepki ve protesto hakkının yasaklanamayacağını kazandınız. Hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum. Genciyle yaşlısıyla buradasınız. Kadınıyla erkeğiyle buradasınız. Tüm tercihlere saygılı, doğayı seven, insanı seven, hayvanı seven ve bunların ortak düşmanını bilen, ona karşı burada kol kola giren herkesi saygıyla selamlıyorum. Burada, burada birbirinden renkli, birbirinden güzel, solun, sağın her rengi var.

Zaten şunu hep beraber bilelim ki yıllar, bin yıllar, çok önceki zamanlarda daha, daha doğa olayı gerçekleştiğinde ortak dili olmayan kabileler bile bir şeyin karşısında hayranlıkla, korkudan değil yere kapanarak selamlarlardı. O doğa olayı gökkuşağıdır. Renklerin yan yana, birbirinin içine ve işine karışmadan ortaya koydukları o güzelim gökkuşağını ben bu akşam burada görüyorum, Saraçhane’de görüyorum, İstanbul’da görüyorum. Türkiye’nin gelecek umudunu bu gökkuşağında görüyorum.

Buradan özellikle, dün akşam söyledim. Kanunsuz bir emir verdi Erdoğan. Ne yapsın vali, ne yapsın emniyet müdürü? Bir tarafta emri veren, kanunsuz emri veren bir kişi, tek kişi, tek adam. Karşısında, ondan korkmayan milyonlar var. Kim durdurabilir sizleri? Ancak dün akşam, gaz atılırken bizim buradan seslenişimize yanıt veren il başkanımın telefonlarıyla Bozdağ Kemeri’ndeki gençlere yapılanlara karşı orayı durdurup onları buraya çağırmamıza imkân tanıyan ve bundan sonra da bu gece, yarın ve devamında karşımızdaki polise, kanun dışı emirler vermemesi noktasındaki duyarlılığımıza hassasiyet göstereceğini beklediğim İstanbul Valisi’ne sesleniyorum.

Bu akşam burada, İstanbul’da bir tarih yazılacak. Bunun karşısında durmayın, duramazsınız. Erdoğan’ın bütün tehditlerine rağmen, nerede ne oluyor söyleyin. Yok abim gaz falan yok, ben görüyorum. Gaz yok, görüyorum, olduğu zaman söylüyorum. Şimdi, nerede, nereden atılıyor? Bozdağ kemeri, orada değil mi o? Değerli arkadaşlar, Bozdağ Kemeri’nin tarafına doğru havai fişek atılması gibi bir durum olursa, bunu ne sahiplenebiliriz ne savunabiliriz.

Lütfen oradaki arkadaşlar bu tarafa gelsinler. Bu gece ne yapacaksak hep beraber yapacağız. Gençler için, İstanbul için, Ekrem İmamoğlu için, gözaltına alınmış 393 arkadaşımız için hep birlikte olmalıyız. Ancak haklıyken haksız çıkamayız.

Karşınızdaki polise, oradaki grup için söylüyorum, havai fişek atarsanız ben bunu savunamam. O havai fişeğin nasıl bu tarafta fişek atıldığında evlatlarımız Gezi’de kör olduysa, bir babanın evladı ya da minicik bir çocuğun babası bir polis kör olursa, sakat kalırsa biz bunun hesabını o evlada, o babaya veremeyiz. Lütfen barışçıl ve haklı pozisyonumuzu savunalım. İşte bu meydanın gücü haklılığında kardeşim. Haklıyız biz, biz kazanacağız.

Gidin uyarın, alın gelin. Bakın, olmaz böyle şey. Bu meydanda hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Bu meydanda hepimiz aynı şeyi istiyoruz ve hep birlikte haykırıyoruz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hep beraber. Bu gece sevgili Dilek İmamoğlu’yla, değerli oğlu Selim’le birlikte birazdan el ele kol kola girip Ekrem Başkan’ın sorgulandığı, sorulan her soruya yargılayan cevaplarla haklılığını ortaya koyduğu, bir kumpası çökerttiği ve tertemiz, çalışkan ve cesur bir yönetici olarak görevini nasıl yaptığını tutanaklara, evraklara nakşettiği bu akşam da onun yanına gideceğiz. Bugün ondan size büyük bir selam getirdim.

Sizi İmamoğlu selamlıyor, Ekrem İmamoğlu! Sayın Sayın Gökhan Günaydın’a, Sayın Gökhan Günaydın’a Boğaziçi Üniversitesi’ne üç milletvekilimizi yönlendirmesini, Sayın Vali’ye Boğaziçi Üniversitesi’ndeki müdahalelerin derhal durdurulmasını ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrenciler ne yapmak istiyorlarsa, bu meydanı istiyorlar mı? Boğaziçi ne istiyorsa onun diplomasisini hızla gerçekleştirelim. Oradaki saldırıyı durduralım. Buradan Boğaziçi’ni selamlıyorum, saygıyla selamlıyorum Boğaziçi’nin büyük direnişini. Bugün Erdoğan tuttu şöyle bir açıklama yaptı, dün akşam saatlerinde bugün haberdar olduk. Diyor ki: “Sokak çağrıları kabul edilemez. Türkiye sokakta kurulmuş bir ülke değildir.”

Sayın Erdoğan şunu bil, bu ülke, bu güzel şehir Gazi Mustafa Kemal Atatürk buralara yabancı gemiler gelmesin diye, yabancı postal ayak basmasın diye Çanakkale’de ölümü göze aldı. Askerlerine savaşmayı değil ölmeyi emretti. Bu meydandaki Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Çerkezlerin, bu meydandaki Alevi’nin, Sünni’nin, bu meydandaki Müslüman’ın, Hristiyan’ın dedeleri orada kucak kucağa yatıyor. Ama sonra bir, bir tek adam bir imzasıyla izin verdi ve İstanbul’a o donanmalar geldi. İstanbul işgal edildi. İstanbul işgaline ilk tepki İstanbul meydanlarında protesto mitingleri oldu. O mitingleri Darülfünun öğrencileri organize ediyorlardı.

Muhalefet partilerine teşekkür

Gazi, gazi o mitinglerden aldığı güçle, o öğrencilerden aldığı güçle Anadolu’ya, Anadolu’ya seslendi. ‘İşgal kabul edilemez. İşgale karşı örgütlenin, protestolar yapın, mitingler yapın.’ Ve bunun üzerine tüm mitingler, tüm mitingler her tarafa Anadolu’nun dört bir tarafına yayıldı. Şimdi bir tek adamın, Gezi’mizi, Gezi’yi kriminalize eden, halen arkadaşlarımızı içeride tutan tek adamın yarattığı atmosfer adım adım adım adım adım adım bu günlere getirirken ülkeyi yine bir bariyeri, bir engeli ilk aşan İstanbul Üniversitesi oldu. Bugün bu meydan varsa, İstanbul Üniversiteli gençlerin kararlılığı sayesinde var.

Dün buraya bütün muhalefet partileri eksiksiz koştular, geldiler. Gelemeyenler aradılar. Bugün yolda olanlar, ilerleyen saatlerde buraya gelip size hitap edecek olan arkadaşlarımız var. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendimizi bu meydanın bir sahibi olarak değil, kendimizi bu meydanın bir bileşeni, bu mücadelenin bir bileşeni ve ortaya konulan eylemin bir ev sahibinden öte en önemli bileşenlerinden bir tanesi olarak görüyoruz ve tüm partileri, tüm oluşumları sesini duyurmak için bir araya gelmiş her birinizi ayrı ayrı selamlıyorum.

Ekrem Başkan 1 saat önce savcılık sorgusuna girdi. Geçtiğimiz günlerde iki ayrı sorgusu toplamda 6,5 saat sürmüştü. Bugün de en az 5 saat o iki ayrı sorgunun savcılık ayağının olacağını ümit ederiz o aşamadan sonra bir mahkemeye sevk olmayacağını. Ama mahkemeye sevk olursa neredeyse bir o kadar zamanın da geçeceğini yani Çağlayan’daki sürecin sabahın ilk ışıklarına kadar devam edebileceğini oradaki avukat arkadaşlarımız bize bildirdiler. Orada 30 ayrı savcı ifade alacak ama daha sonra ifadelerin birleştirilmesiyle birlikte hakimliğe sevkten önce birkaç saatlik bir ara olacak. Biz bu süreci en yakından takip edeceğiz, size düzenli olarak bilgi vereceğiz. Siz, Ekrem Başkan’la bugün görüştük. Sevgili eşi Dilek Hanım, Ekrem Başkan Çatalca’ya gidince bizim de hep beraber Çağlayan’a gitmemizi arzu etti ve o planlamayı yapıyorduk.

Ekrem Başkan’a avukatlarını gönderdik. Ekrem Başkan’ın cevabı şu oldu: “O meydandaki 500.000 kişi, Türkiye’deki 10 milyonlar ilk günden beri bana sahip çıkıyorlar. İstanbul’un iradesine sahip çıkıyorlar. İstanbul’un bize emaneti Saraçhane’dir. Saraçhane’yi size emanet ediyorum. Orada olun.” dedi.

Dilek Hanım da buna ‘Doğru olur. Ekrem Bey böyle diyorsa’ dedi. Ben de bu karara uyudum. Saraçhane’ye sahip çıkıyoruz bu akşam. Ancak buradan sonra Ekrem Başkan’a yönelik sorgu ve devamında bir husumet, mevcut husumetin devamı, bir kötü niyet, mevcut kötülüklerin devamı ve bir tenezzül, bugüne kadar edilen tenezzüllerin devamı olursa nereye gitmemiz gerekiyorsa akacağız, gideceğiz, orada olacağız. Bundan herkes emin olsun.

O tarafa polise doğru da bir şey atılmayacak. Polis de bu tarafa gaz sıkmayacak. Bunun bir başka yolu yok, bunu böyle sürdüreceğiz. Bu geceyi doğru yöneterek, Ekrem Başkanımızı alarak, arkadaşlarımızı alarak, meydanı, sokağı geri alarak ancak buradan ayrılacağız. Bizim gücümüz cesaretimizde, haklılığımızda. Haklıyken haksız duruma düşmeyeceğiz.

Ant olsun ki, bu meydanın bu birlikteliği, bu inancı, bu kararlılığı ve bu sağduyusu, ant olsun ki Taksim’i de hep beraber alacağız, söz veriyorum. Bu büyük yasaktan, bu büyük yasağa rağmen milyon olup buraya gelenlere söylüyorum. Önce Taksim’i isteyeceğiz. Ne zaman? Nisan’da, 1 Mayıs’ta bu kitleye Taksim’i isteyeceğiz. Açacaklarsa açacaklar, açmazlarsa biz açacağız orayı, söz mü? Bu gece, bu gece Saraçhane’ye, Çatalca’ya sahip çıkmaya ve 1 Mayıs’ta Taksim’i almaya var mıyız? Var mıyız? Var mıyız? İşte bu güç kazanır, bu güç kazanacak, bu güç başaracak. Yasakları aldınız tahta Bey’in elinden. Yasakları aldınız, yırtıp attınız. İstediği kadar uzatsın, son sözü artık bu ülkede “Ben bilirim.” ben değil, siz biliyorsunuz, siz biliyorsunuz.

Ve yarın, yarın 1.750.000 üyemize ‘Gelin, seçin, tarihe geçin.’ demiştik. Şimdi tüm üyelerime sesleniyorum. Arkadaşını, eşini, dostunu, komşunu yarınki sandıktan haberdar et. Oy kullanmaya teşvik et. Sandığa kadar eşlik et. Yarın 23 Mart Türkiye baharına, demokrasi devrimine katılmaya, arttırmaya, bundan sonra sandık gitmesin diye yarınki sandığa koşmaya var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Türkiye’nin dört bir yanında, hiç bulamayan il başkanlıklarında, ilçe başkanlıklarında CHP’nin sitesinden baktığınızda hemen hemen her mahallede sandık var.

Yerini CHP üyeleri biliyor, ilanlar var. Sandık isteyen, sorusu olan, en yakın sandığı merak edenleri de oraya gönderiyoruz. Yarın geleceğiz, seçeceğiz, tarihe geçeceğiz. Yarın biz kimin gideceğini biliyoruz. Onu gönderecek ismi belirlemek için sandıklara koşuyoruz. Bugün bugün, bugün çok sayıda hesap kitap, çok sayıda Türkiye ile ilgili açıklama yapıldı, yayınlandı. Gerçekten bir aralar Tayyip Bey ‘15.000 dolar oldu milli gelirlerimiz. Artık çok iyi bir noktaya geldik. Dünyada 67. sıraya tırmandık.’ dedi.

Bugün bütün ekonomistler buna isyan ettiler ve şunu açıkladılar: Türkiye bugün 67. evet. 1997’de 60’ıncıydı. 98’de 59’uncuydu. 20 yıl önce $1.800’lık milli geliriyle yine 61. sıradaydı. 30 yıl önce 61. sıradaydı. Bugün Tayyip Bey ilk geldiğinde 2003’te 67. sıradaydı, bugün yine 67. sırada. Ondan önce adım adım zenginleşen, büyüyen Türkiye şimdi yerinde sayarken Tayyip Erdoğan yarattığı yoksulluğu doları baskılayarak, yalandan milli gelir artışı yaparak hepimize yutturmaya çalışıyor. Ama ben buraya, Saraçhane’ye soruyorum: Tayyip Bey iktidarda karnı doyan var mı? Zenginlik var mı? Demokrasi var mı? Gençlerin umudu var mı? Gençlerin gelecekten tek umudu var, o da Tayyip Erdoğan’ın gitmesidir.

Yarın Tayyip Bey’in yerine kimin geleceğine karar vermeye var mıyız? Var mıyız? Yarın Ekrem İmamoğlu’nun arkasında durmaya ve bütün kötülüklere rağmen, kendisi söylüyor, ‘Benim dilim varmıyor.’ Biz onunla yol arkadaşıyız, can arkadaşıyız, kardeşten ileriyiz. Ben ona bu yargılama süreci başladığında o bana şöyle dedi: ‘Genel Başkanım, ben 23 Mart günü nerede olursam olayım, ben aranızda olmasam da o sandık her şeyden önemlidir. Ona sahip çıkar mısın?’ Ben de kendisine şunu söyledim: ‘Ekrem Başkanım, canım başkanım, eğer 23 Mart günü toprağın altında değilsem sandığın başındayım.’ dedim, sandığın başında. İlk kez tüm halka açık olarak, resmi kayıtlı üyeler resmen, diğerleri dayanışma oylarıyla yarın milyonlar kendisini saydıracak, iradesini ortaya koyacak.

Yarın hep beraber tek adamın karşısına bir yiğidi koyacağız, arkasına 10 milyonlar duracağız. Hadi dokunsunlar bakalım, hadi dokunsunlar. Bir yandan da, bir yandan da, bir yandan da büyük algı operasyonlarıyla, yalanlarla mücadele ediyoruz. FETÖ’cüler firarda ama maalesef fikirleri ve marifetleri sarayda ve sarayın aparatlarında. Şu kadar ki kişinin evine baskın yapıyorlar, bir şey yok. Şirketine gidiyorlar, kasayı açtırıyorlar. İki deste parayı yayıyorlar, “Evde bulunan paralar.” diye servis ediyorlar.

12 yıl önce Devlet Bankası’nın genel müdürünün evinde ayakkabı kutularında paralar çıkınca önce ‘Ne var bunda? Faiz haram, parayı evde tutuyor olabilir.’ dediler. Sonra bakanların, bakan evlatlarının evlerinde koli koli paralar çıkınca ‘Kumpas kuruldu, FETÖ’cüler koydu.’ dediler. Günü gelip de işin üzerinden 1 yıl geçince yazı isteyip el konulan paraları faiziyle geri istediler. Ama yarından itibaren bir kırılma yaşanacak. Yarından itibaren bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

Şunu hatırlayın, bugün Ekrem Başkan’a sorulan sorulara ki, haddini aştıklarında isyan etti. Ayağa kalktı, ‘Kendinize gelin.’ dedi. Geri geri adım attılar. Ama şunu bilin ki, Ekrem Başkan’dan bir hırsız, bir yolsuz, bir terörist çıkarmaya çalışan bir FETÖ aklı devrededir.

Ekrem Başkan’dan hırsız da çıkmaz, terörist de çıkmaz. Ama bunu, Recep Tayyip Erdoğan, bundan yıllar önce, ülkenin 26. Genelkurmay Başkanı’na, Sayın İlker Başbuğ’a, terör örgütü lideri diyen bir FETÖ iddianamesine inanıp, Genelkurmay Başkanı’nı tutuklatıp, Silivri Cezaevi’ne koyan, iki kere ağırlaştırılmış müebbet hapis veren, yani imkân olsa idam ettirecek olan Erdoğan, 15 Temmuz gecesi elini FETÖ sabunuyla yıkadı, temizlendi, aramıza karıştı.

Şimdi o Erdoğan, o gün Zekeriya Öz’e yaptırdığını bugün bir başkasına yaptırarak, bu sefer ülkenin Genelkurmay Başkanı’na değil, kendi rakibine, kendisini bir kez Beylikdüzü’nde, üç kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yenmiş olan Ekrem İmamoğlu’na elindeki kiri bulaştırıp, rüşvet, hırsızlık lekesi sürmeye çalıştı. Ama bugün sabah ortaya çıkardığımız belgelerle, gizli tanığın verdiği ifadelerin en önemli kısmı, İBB’den ihale alanlar, şirketler, naylon fatura kesiyorlar, yapılmamış işin parasını alıyorlar, bir kısmını İmamoğlu örgütüne aktarıyorlar diye bir yalancı tanık. Ne kanıt var, ne dekont var, ne hesap hareketi var.

Peki, ne çıktı, ne çıktı? Bu sabah 11’de ilan ettim. Bu sanıklardan, bu suçlananlardan bir tanesi 2015’le 2021 yılları arasında 6 yıl İBB’ye fatura kesmiş. Doğru. Bir ihale almış 2015’te, 2 yıl, 2 yıl uzatmışlar. 2019’da buraya Ekrem, evladınız, kardeşiniz, Ekrem abiniz gelmeden önce 2 yıl daha uzatmışlar. 2 yıl reklam şirketi buranın işlerini yapmış, sözleşmeye göre parasını almış. Sonra bir daha ihaleye bile girmemiş.

Nereye gitmiş? İletişim Başkanlığı’na gitmiş. Ona hangi kampanyayı vermişler? En son Türkiye Yüzyılı kampanyasını vermişler. 18 bakanlıktan iş vermişler. 1.7 milyar TL para ödemişler o kişiye. Şimdi, dönemin Zekeriya Öz’ünün kumpas aklı, İBB’den iş alan şirketleri alıp da yalancı tanıkla naylon fatura derken, o şirketlerden biri de 2009, 2019-21 arası Ekrem Başkan döneminde göründü diye aynı iftirayı oraya da yazmışlar. Adam, adam, sabah 6’da kapıya polis dayanmış. Bunu almış, 105 kişiden 99’u bulunmuş, karşısına polis yazmış.

Elde, yani gözaltında. Son aşağıdan 5’i almış, bulunamamış, firarda. Arada bir kişi var. Bu kişi, karşısında ne yazıyor? Şubeden serbest. Nezarethaneye konmadan, şubeden serbest. Peki, bu kişiyi, gitmiş ya, bu kişi şubeye giderken, evden alınırken ilk telefonu kime açmış? Ali Erdoğan’a, yani Sayın Erdoğan’ın koruma müdürüne.

Peki, bu şirketin ortağı kimmiş? Ali Bey’in kardeşi, Ömer Erdoğan. Bu kardeşiniz, bu bilgiyi çıkarıp kamuoyuyla paylaşınca bir anda, bir anda paniğe kapıldılar. Sonra açıklama yaptılar. Bıraktığımız doğru değil, nezarette.

Oysa bu kardeşiniz, Gezi’de gözaltına alınan hemen herkesi, her öğrenciyi, her eylemciyi, İstanbul’un nezarethanelerinde ziyaret etmiş, bu kardeşiniz. 267 hapishaneye 380 ziyaret yapmış bu kardeşiniz. Yer mi? Yer miyim? Dedim ki, bir, şirketine gitmiş, biz açıklayınca korkuyla oradan aldınız. Getirip nezaret haneye koyamadınız çünkü ben, nezaretteki herkese partinin avukatlarını yollayarak birinci önemli soruyu sorarım.

İlk gün: “İyi misin? Senin iyiliğini kime bildirelim?” Eşini ararız, anasını ararız, babasını ararız, çocuğunu ararız, iyi deriz. Biz nezaretteki 98 kişiyi bulduk, bunu 4 gün aradık, bulamadık. Sonra, ‘Burada.’ dediler. Sorduk: ‘Doktor muayenesine gidiyor bunlar her gün, 3 günlük doktor muayenesini göster.’ Yok. Ama o binada. Nerede? Amirin odasında. Nereden biliyoruz? Telefonu elimde, WhatsApp’tan görüşmesi elimde arkadaşlar. WhatsApp görüşmesi elimde.

Şimdi, bir gizli tanığın, bir gizli tanığın herkese attığı bu yalan, buraya atılınca adam kendini Ali Erdoğan üzerinden kurtartırınca duvara vurdu. Şimdi bu gizli tanığın diğer ifadeleriyle işlem yapacaklar, öyle mi? Ekrem Başkan’a hırsız yaftası vuracaklar, öyle mi? Ekrem Başkan, iki ailenin çocuğu, iki ailenin. Birisi onu pırıl pırıl yetiştirmiş, eğitmiş, büyütmüş, okutmuş, haramdan uzak tutmuş, alın teriyle, böyle terler anlı onun. Alın teriyle çalışıp kazanmayı öğretmiş İmamoğlu ailesidir.

Diğeri, diğeri bu ülkeyi en zor gününde kurtaran, cumhuriyeti kuran, bu günlere getiren Cumhuriyet Halk Partisi ailesidir. İki ailenin de, iki ailenin de evladı Ekrem İmamoğlu’yla emin olun, eşi Dilek Hanım kadar gurur duyuyoruz, oğlu Selim kadar gurur duyuyoruz. Ve, ve biz bugün, şimdi Dilek Hanım’la birlikte, Selim’le birlikte sizden selam için geri geleceğim. Sizden selam için, Çağlayan’a gitmeme, ona evladını götürmeme, ona Dilek Hanım’ı götürmeme, sizden, sizin selamlarınızı götürmeme müsaade var mı?

Buradan Ekrem Başkan’a selam var mı? Dayanışma var mı? Türkiye’nin umudu yarınki sandığa sahip çıkmanın sözü var mı? Ekrem Başkan’ı seviyor muyuz? Birbirimizi seviyor muyuz? Ülkemizi seviyor muyuz? Bu kötü gidişe biz el koyduk. Bundan sonra da bunu, elimizi bu ülkeden, yanımızdakinin omzundan, girdiğimiz koldan çekmemeye, mücadeleyi meydan meydan, sokak sokak büyütmeye, bu tek adam rejimini sokakta, meydanda yenmeye, bu ülkeyi bir kez daha kurtarmaya hazır mıyız? Biz size güveniyoruz. Ben ne kendime, ne partime, ne siyaset arkadaşlarıma, hepsine birden ama hepsiyle birden size güveniyorum. Size inanıyorum. Sizi saygıyla selamlıyorum.

Bir misafir var. Bir misafir var. İstanbul’a misafir ama gönlünüze misafir değil. Onun gönlünde siz, sizin gönlünüzde o. Ekrem Başkan’la birlikte bir fotoğraf çektirdiğimizde Türkiye’de yeri yerinden oynatan o var. Mansur Başkan var, Mansur Başkan!

Bu gece biz buradan ayrılırken, Ekrem Başkan, Mansur Başkan ve ben bir fotoğrafta buluşmuşken bütün Türkiye büyük bir umutla doldu. Birazdan, ümit ederiz, belki yarın bu saatlerde o fotoğrafı bir daha çektirmeyi ümit ediyoruz. Umutumuz bu yöndedir. Mücadelemiz bu yöndedir. Ama biz Ekrem Başkan’a giderken, Mansur Başkan’ı size, sizi de ona emanet ederken buradan ona hangi şarkıyı yollayalım? Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz…”

Paylaşın

“Maddeci”likten Kaçış

Teorik ve politik bağlamlarda farklı anlamlar taşıyabilen “maddecilikten kaçış” kavramı, genel olarak, ekonomik altyapının belirleyiciliğinden uzaklaşarak ideolojik, kültürel veya manevi unsurlara aşırı vurgu yapmayı ifade eder.

Kurtuluş Aladağ / Felsefi bağlamda, maddecilik, evrenin ve toplumsal gerçekliğin maddi temeller üzerine inşa edildiğini ve bilincin, ruhun ya da manevi unsurların maddi süreçlerin bir ürünü olduğunu savunur. Buna karşılık, idealizm, bilincin ya da düşüncenin maddi gerçeklikten bağımsız ya da ondan üstün olduğunu öne sürer.

“Maddecilikten kaçış”, bu bağlamda, materyalist açıklamaları reddederek idealist veya dualist (madde ve ruhu ayrı kabul eden) yaklaşımlara yönelmeyi ifade eder.

Marksist felsefede, tarihsel materyalizm, toplumsal değişimi ekonomik üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri üzerinden açıklar. Ancak bazı düşünürler, bu açıklamayı “mekanik” ya da “indirgemeci” bularak, kültürel, dini veya manevi unsurları daha fazla merkeze alan yaklaşımlara yönelmişlerdir. Bu tür yönelimler, “maddecilikten kaçış” olarak değerlendirilebilir.

20. yüzyılda, bazı Marksist düşünürler (örneğin, Antonio Gramsci), kültürel hegemonya gibi kavramlarla maddi temellerin ötesine geçerek ideolojik ve kültürel unsurlara daha fazla ağırlık vermişlerdir. Bu, “maddecilikten kaçış” olarak yorumlanmıştır, ancak Gramsci’nin kendisi bu yaklaşımı materyalist bir çerçevede temellendirmiştir.

Marksist teoride, “maddecilikten kaçış” kavramı, tarihsel materyalizmin temel ilkelerinden sapma olarak değerlendirilebilir. Marksizm, toplumsal gerçekliği anlamak için ekonomik altyapının (üretim ilişkileri, üretim araçları) belirleyici olduğunu ve üstyapının (kültür, hukuk, din, ideoloji) bu altyapı tarafından şekillendirildiğini savunur.

Bazı Marksist düşünürler veya Marksizm’den etkilenen akımlar, bu altyapı – üstyapı ilişkisini katı bir şekilde yorumlamayı reddederek, üstyapının daha özerk bir rol oynadığını öne sürmüşlerdir. Bu, “maddecilikten kaçış” olarak yorumlanabilir.

Frankfurt Okulu gibi Marksist akımlar, klasik Marksizmin ekonomik determinizmini eleştirerek kültürel ve ideolojik unsurlara daha fazla vurgu yapmışlardır. Bu, geleneksel Marksistler tarafından “maddecilikten kaçış” olarak görülmüştür.

Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe gibi post-Marksist düşünürler ise, Marksizmin sınıf merkezli analizini reddederek, kimlik, söylem ve kültürel hegemonya gibi konuları merkeze almışlardır. Bu tür yaklaşımlar, klasik Marksist perspektiften bakıldığında, “maddecilikten kaçış”ın örnekleri olarak değerlendirilebilir.

Toplumsal ve politik düzeyde, “maddecilikten kaçış”, ekonomik ve sınıfsal temelli analizlerden uzaklaşarak, kimlik, kültür, din veya etnisite gibi unsurları merkeze alan yaklaşımları ifade eder.

Örneğin, 20. yüzyılın ikinci yarısında, sınıf mücadelesine dayalı politik hareketlerin yerini kimlik (feminizm, etnik hareketler, çevrecilik vb.) politikalarına bıraktığını görürüz. Bu dönüşümler, bazı Marksist teorisyenler tarafından, maddi gerçeklikten uzaklaşma ve idealist bir çerçeveye kayma olarak eleştirilmiştir.

Ulusal kurtuluş hareketleri gibi hareketler ise, sınıf mücadelesini ikinci plana atarak ulusal kimlik veya kültürel değerler üzerine yoğunlaşmıştır. Bu durum, Marksist perspektiften bakıldığında, “maddecilikten kaçış” olarak değerlendirilebilir.

Paylaşın

Sağlıklı Bir Kalp İçin En İyi İlkbahar Meyveleri

Zararlı meyve yoktur ve her türlü meyve kalp sağlığına faydalıdır. Ancak ilkbahar meyveleri, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve lif açısından zengin olanlarla öne çıkar.

Haber Merkezi / Bu besinler, kolesterolü düşürmeye, kan basıncını düzenlemeye ve damar sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir. İşte ilkbaharda bulunan ve kalp sağlığı için en iyi meyveler:

Çilek: C vitamini, folat ve antosiyanin gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşenler, iltihabı azaltır ve damar sertliğini (ateroskleroz) önlemeye yardımcı olur. Araştırmalar, düzenli çilek tüketiminin LDL (“kötü”) kolesterolü düşürdüğünü ve kalp hastalığı riskini azalttığını gösteriyor.

Kiraz: Potasyum, C vitamini ve polifenoller içerir. Potasyum kan basıncını düzenlerken, polifenoller oksidatif stresi azaltır. Araştırmalar, kirazın antienflamatuar etkisinin, kalp krizi riskini düşürebileceğini öne sürüyor.

Kayısı: A ve C vitaminleri ile beta-karoten içeren kayısı, ayrıca lif açısından da zengindir, bu da kolesterol seviyelerini dengeler. Kayısıdaki potasyum, kalp ritmini düzenler ve hipertansiyonu önler.

Böğürtlen: Flavonoidler ve magnezyum açısından zengindir. Flavonoidler damar sağlığını korurken, magnezyum da kan dolaşımını destekler. Düzenli böğürtlen tüketimi, kalp damarlarında plak oluşumunu azaltabilir.

Erik: Lif, potasyum ve antioksidanlar (özellikle kırmızı-mor eriklerdeki antosiyaninler) içerir. Erik, kan şekerini ve kolesterolü düzenleyerek kalp üzerindeki yükü hafifletir.

Bu meyveler, sağlıklı bir diyetin parçası olarak kalp sağlığını destekler, ancak tek başına mucize yaratmaz. Düzenli egzersiz, düşük tuz alımı ve stresten uzak durmak da kalbinizi korumak için kritik önem taşır.

Paylaşın

Türkiye’nin Dış Borcu 684 Milyar Lira Arttı

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ekonomik etkilerine dair konuşan CHP’li Faik Öztrak, “Türk lirasının değerindeki çakılış Türkiye’nin dış borcunun karşılığını 684 milyar lira artırdı” dedi ve ekledi:

“Bu parayla 1 Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak 1 Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak 1 Atatürk Köprüsü ve üstüne 3 tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Meclis Genel Kurulu’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ekonomik etkilerine dair konuştu.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Faik Öztrak, hukuksuz gözaltının TL’nin değerini düşürdüğünü belirterek “Hukuksuz gözaltının ardından Türk lirasının değerindeki çakılış Türkiye’nin dış borcunun karşılığını 684 milyar lira artırdı. Bu parayla, bu yıl her bir emekliye 41 bin lira emekli ikramiyesi vermek mümkün. Sarayın sebep olduğu, kurdaki tsunami hükümetin ‘yüksek faiz, kontrollü kur’ politikasıyla döviz açığı artan şirketlere tam 185 milyar lira kur farkı zararı yazdırdı. Bunun faturası milletimize işsizlik ve pahalılık olarak çıkacak.”

Merkez Bankası ve kamu bankalarının kuru tutmak için milyarlarca dolar rezervi sattığını söyleyen Öztrak, “Bununla da yetinmediler, ileriye dönük kur sözleşmelerinin önünü açtılar. Borsa, Maraş depreminden daha fazla değer kaybetti, şirketlerin değeri tam 831 milyar lira düştü. Bu parayla 1 Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak 1 Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak 1 Atatürk Köprüsü ve üstüne 3 tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı” diye ifade etti.

Paylaşın

“Donald Trump, Türkiye’yi F-35 Programına Geri Almayı Planlıyor” İddiası

ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’yi F-35 programına geri almayı düşündüğü iddia edildi. Türkiye, Rusya yapımı S-400 füze savunma sistemlerini satın alması ardından programından çıkarılmıştı.

Erdoğan’ın, Trump’la 16 Mart’ta yaptığı telefon görüşmesinde ‘iş birliğini geliştirmek için CAATSA yaptırımlarının sonlandırılması gerektiğini’ söylediği aktarılmıştı. Erdoğan’ın Nisan ayında ABD’yi ziyaret ederek, Trump ile görüşmek istediğini öne sürülmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) yaptırımlarını kaldırılmayı ve Türkiye’yi F-35 programına geri almayı düşündüğü iddia edildi.

Fox News tarafından aktarılan bilgiye göre, Trump’ın F-16 uçaklarının Türkiye’ye satışına olumlu yaklaştığı belirtildi. Türkiye’nin S-400 sistemini çalışamayacak bir duruma getirmesi halinde F-35 savaş uçaklarını satma fikrine açık olduğunu da belirtti.

Aynı zamanda Trump’ın ekibinden ‘Türkiye’nin CAATSA yaptırımlarından nasıl kaçınabileceğine’ ilişkin bir çalışma yapmasını istediği belirtildi. İki taraf arasında yapılacak anlaşma, savunma sistemlerinin sökülmesi veya Türkiye’de ABD’de kontrolündeki bir üsse taşınmasını da kapsayacak.

ABD Kongresi, geçen yıl Türkiye’ye 40 F-16 ve mevcut filosundaki 79 uçak için modernizasyon kitlerinin 23 milyar dolarlık satışını onayladı. Türkiye ile uçağı üreten Lockheed Martin arasında görüşmeler ise devam ediyor.

Türkiye’ye CAATSA yaptırımları, Ankara’nın Rus yapımı S-400 füze savunma sistemlerini satın alması ardından uygulanmaya başlanmıştı. Türkiye aynı sebeple, Türk savunma şirketlerinin pek çok parçasının üretiminde pay sahibi olduğu yeni nesil savaş F-35 savaş uçakları programından da çıkarılmıştı.

Programdan çıkarılışının ardından Türkiye, modernize edilmiş 40 adet F-16 ve mevcut 79 adet F-16’nın modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu.

Erdoğan’ın, Trump’la 16 Mart’ta yaptığı telefon görüşmesinde ‘iş birliğini geliştirmek için CAATSA yaptırımlarının sonlandırılması gerektiğini’ söylediği aktarılmıştı. Bloomberg, Erdoğan’ın Nisan ayında ABD’yi ziyaret ederek, Trump ile görüşmek istediğini aktarmıştı.

Türkiye – ABD ilişkileri

Son yıllarda Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiler, Doğu Akdeniz, Suriye ve Gazze’deki politika farklılıklarından, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini satın almasına kadar çeşitli konular yüzünden gerildi. Bu durum, ABD yaptırımlarına ve Türkiye’nin 2019’da F-35 savaş uçağı programından çıkarılmasına yol açtı.

Daha sonra Ankara, Washington’dan 40 adet Block-70 F-16 savaş uçağı ve 79 modernizasyon kiti temin etmek istedi. Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından bu anlaşma onaylandı ve bu gelişmelerle birlikte ilişkilerde yumuşama oldu.

Erdoğan ayrıca, Türkiye’nin tedarik zincirleri açısından avantajlı olduğunu belirterek, Ukrayna-Rusya savaşında önemli bir mühimmat olan 155 mm’lik mühimmatın üretimi ve tedariki konusundaki iş birliğini örnek olarak gösterdi. Washington, Rusya’ya karşı yaptırımları ihlal eden bazı Türk bireyler ve şirketlere de yaptırımlar uyguladı.

ABD’nin CAATSA kapsamında Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve dönemin Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir’in de aralarında olduğu dört kurum yetkilisine “Rusya ile ilişkiler” nedeniyle yaptırımları 2021 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye, Ukrayna’yı destekliyor ancak Moskova’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Piyasalar Altüst: Merkez Bankası 3 Günde 26 Milyar Dolar Sattı

Merkez Bankası (TCMB), Türk Lirası’ndaki yaklaşık yüzde 12’lik değer kaybını durdurmak için çarşamba günü yaklaşık 12 milyar dolarlık, perşembe ve cuma günleri de toplamda 14 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 106 kişi hakkında gözaltı kararı verilmesinin ardından piyasalarda yaşanan sert dalgalanma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı (TCMB) şimdiye kadarki en büyük müdahalesine zorladı.

Financial Times’ın aktardığına göre, Türk Lirası’ndaki yaklaşık yüzde 12’lik değer kaybını durdurmak için TCMB çarşamba günü yaklaşık 12 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi.

Gün içerisinde yapılan yaklaşık 12 milyar dolarlık döviz satışıyla kur, yeniden 38 liranın altına çekildi. Müdahale sadece çarşamba günüyle sınırlı kalmadı. Ekonomistlerin ve piyasaların hesaplamalarına göre, Merkez Bankası perşembe ve cuma günleri toplamda 14 milyar dolarlık ek satış gerçekleştirdi. Böylece sadece üç gün içinde piyasaya verilen toplam döviz desteği 26 milyar doları buldu.

19 Mart Çarşamba günü, İstanbul’daki büyükşehir ve ilçe belediyelerine yönelik “terör” ve “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltı kararları kamuoyuna yansıdı. Gelişmenin ardından döviz piyasalarında hızlı bir yükseliş yaşandı. Dolar/TL kuru 41,53 ile tarihi zirvesine ulaşırken, avro 45 liranın üzerine çıktı. Ancak TCMB’nin müdahalesiyle kurlar gün sonunda düşüşe geçti; dolar yeniden 38 TL’nin altına geriledi.

Financial Times’a konuşan bir Türk bankacı, çarşamba sabahı piyasalarda “kontrolün kaybedildiğini” ve bunun yatırımcı güvenine zarar verdiğini belirtti. JP Morgan da aynı gün yayınladığı notta, “yüksek sermaye çıkışları nedeniyle lira likiditesinde bozulma yaşandığını” ifade etti.

Merkez Bankası, yaşanan gelişmelerin ardından 21 Mart Perşembe günü Para Politikası Kurulu’nu olağanüstü topladı. Gecelik borç verme faiz oranı yüzde 44’ten yüzde 46’ya yükseltildi. Yapılan açıklamada, “piyasadaki oynaklığı sınırlamak üzere TL ve döviz likiditesine yönelik tedbirler alındığı” belirtildi.

Açıklamanın devamında, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadelerine yer verildi.

Finans çevreleri, 12 milyar dolarlık döviz satışının TCMB kayıtlarına geçmiş en büyük müdahale olduğunu belirtiyor. Bu tutarın, önceki müdahalelerin neredeyse dört katına ulaştığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, bankanın muhtemelen perşembe ve cuma günleri de piyasaya müdahaleyi sürdürdüğünü tahmin ediyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Ön Seçim” Çağrısı: Tüm Vatandaşlarımızı Davet Ediyorum

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “23 Mart Pazar günü yarın, tüm Cumhuriyet Halk Partililer, Cumhurbaşkanı adayları olarak benim için oy kullanacaklar. Bütün partili yol arkadaşlarımı, eksiksiz sandığa davet ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ayrıca Türkiye’nin her yerinde parti üyelerimizin sandıklarının yanı sıra tüm vatandaşlarımız için de sandık kurulacaktır. Tüm vatandaşlarımızı, bu büyük coşkunun bir parçası olmaya davet ediyorum.”

19 Mart’tan beri gözaltında tutulan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından yeni mesajlar yayınladı. Ekrem İmamoğlu, mesajlarında şu ifadeleri kullandı:

“Çok kıymetli vatandaşlarımız, hemşehrilerimiz; Sizlere minnet duyuyorum. Milletimiz kendisine ait olan her şeye yürekten sahip çıkıyor. Sahip çıkmaya devam etmeliyiz. Cumhuriyetimize, demokrasiye, adil Türkiye’nin geleceğine, milletimizin iradesine sahip çıkıyorsunuz; onur duyuyorum, gururlanıyorum.

Milletimizin sorumluluk alma hali bütün dünyaya ilham olmaya devam ediyor. Bugünler sorumluluk alma zamanı. Yarınlarda ise milletimizin tüm haklarını alacağı, demokrasinin en üst seviyeye ulaştığı, hukukun üstünlüğünü doya doya yaşayacağı, 86 milyon insanını eşitleyen 21. Yüzyıl Türkiye’sini hep birlikte yaşayacağımız günlere ulaşacağız.

Bu sorumluluk dolu günlerde biliyorum, bu akşam da Saraçhane’de olacaksınız. Ve baharı müjdeleyen şarkılar, türküler söyleyeceksiniz. 23 Mart Pazar günü yarın, tüm Cumhuriyet Halk Partililer, Cumhurbaşkanı adayları olarak benim için oy kullanacaklar. Bütün partili yol arkadaşlarımı, eksiksiz sandığa davet ediyorum.

Ayrıca Türkiye’nin her yerinde parti üyelerimizin sandıklarının yanı sıra tüm vatandaşlarımız için de sandık kurulacaktır. Tüm vatandaşlarımızı, bu büyük coşkunun bir parçası olmaya davet ediyorum.

Son olarak; Çocuklar ve gençler, sizlerin oy kullanma hakkınız olmasa da yaratıcı duygularınızı, sözlerinizi, sloganlarınızı aynı yerde bana ulaşmak üzere bekliyorum. Millet büyüktür. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. Bu zor ve meşakkatli süreç milletimize emanettir.

“Ekonomik krizi de çileyi de biz bitireceğiz!”

Çok üzülüyorum, olan yine milletimize oluyor. Bizim üzerimizden milletin iradesine vurdukları bu darbe, yıllardır harap hale getirdikleri ekonomimizi ve Türkiye’nin geleceğini daha büyük bir tehlikeye sokuyor. Bu siyasi darbe yüzünden üç gündür ülkemizin ekonomisi daha da eriyor.

Kendi bozdukları ekonomiyi millete çile çektirerek düzeltmeye çalışanlar, yine milletimizin sırtına kaldırması güç bir yük yüklüyorlar. Allah şahittir, biz milletimize çektirdikleri çile azalsın diye çalıştık. Milletimiz biraz da olsa nefes alsın diye çalıştık. İnsanımız bu ekonomik krizde kendini yalnız ve çaresiz hissetmesin diye canla başla çalıştık. Milletimiz bunu gördüğü için bizden desteğini hiç esirgemedi.

Bu samimi destek yüzünden bizi hapse, insanımızı da yokluğa mahkum etmek istiyorlar. Milletimize sesleniyorum: Sizin desteğinizle önce bu darbeyi yeneceğiz, sonra da bize bunu yaşatanlar göndereceğiz. Bu fedakar ve çalışkan millete yaşattıkları ekonomik krizi de çileyi de biz bitireceğiz!”

81 ilde 973 ilçede 5 bin 600 sandık kuracak

CHP, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tek aday olduğu cumhurbaşkanlığı ön seçimini yarın gerçekleştirecek. 81 ilde ve 973 ilçede 5 bin 600 sandık kurulacak. Üyeler için oy verme işlemi sabah saat 08.00’da başlayacak ve 17.00’da bitecek.

Üye olmayan vatandaşlar ise ön seçim sandığının yanına konulacak “Dayanışma Sandığı”nda oy kullanabilecek. Vatandaşlar oy kullanacakları yere onsecim.chp.org.tr adresinden de ulaşabilecek.

Bu kapsamda Ankara’da 25 ilçede, İstanbul’da 39 ilçede ve İzmir’de 30 ilçede ilçe başkanlıklarının yanı sıra belediyelere ait sosyal tesisler, pazar yerleri, kahvehane, düğün salonu ve spor salonları gibi halkın rahat erişebileceği yerlere sandıklar kurulacak.

Paylaşın

Dijital Çağda Kendini İfade Etmek

İnternet, sosyal medya platformları, bloglar, video platformları ve diğer dijital araçlar, bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerini kökten değiştirdi. Bu araçlar ayrıca, bireylere geniş kitlelere ulaşma ve fikirlerini paylaşma imkanı da sundu.

Haber Merkezi / Dijital çağda bireyler kendilerini ifade ederken hem yaratıcılığını ortaya koyabilir hem de dijital dünyanın sunduğu fırsatlardan yararlanabilir.

Artık bireyler düşüncelerini bir gazeteye, bir televizyon kanalına ya da bir yayınevine ihtiyaç duymadan milyonlara ulaştırabiliyor. Sosyal medya platformları (Instagram, Twitter, TikTok, YouTube vb.), herkesin bir içerik üreticisi olmasına olanak tanıyor. Bir akıllı telefon ve internet bağlantısı, sesinizi duyurmanız için yeterli.

Dijital platformlar, farklı formatlarda kendini ifade etme imkanı sunuyor. Bireyler, yazı, görsel, video, ses kaydı gibi araçlarla yaratıcılığını ortaya koyabilir, benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla bağlantı kurarak destekleyici topluluklar oluşturabilir.

Bireylerin, yerel sınırları aşarak dünyanın her yerine ulaşma şansı veren dijital platformlar, kültürel etkileşimi ve fikir alışverişini de artırıyor.

Dijital çağ, farklı beceri ve ilgi alanlarına hitap eden birçok yöntem sunuyor:

Sosyal medya: X’de kısa ve etkili mesajlarla, Instagram’da görsel hikaye anlatımıyla veya TikTok’ta kısa videolarla kendinizi ifade edebilirsiniz.

Blog yazma: Kişisel bir blog, düşüncelerinizi paylaşmak için ideal bir platformdur. Medium gibi siteler, bu konuda başlangıç için harika birer araçtır.

Video içerik: YouTube veya Twitch gibi platformlar, video yoluyla kendini ifade etmek isteyenler için büyük bir alan sunuyor. Eğitim videoları, vloglar veya oyun yayınları gibi farklı formatlar deneyebilirsiniz.

Podcast: Sesli içerik, dinleyicilerle samimi bir bağ kurmanın etkili bir yoludur. İlgi alanınıza göre bir podcast başlatabilirsiniz.

Dijital sanat: Görsel sanatlar, grafik tasarım veya dijital illüstrasyon gibi alanlarda yeteneğiniz varsa, Behance, DeviantArt veya Instagram gibi platformlarda eserlerinizi paylaşabilirsiniz.

Zorluklar ve dikkat edilmesi gerekenler

Dijital dünyada kendini ifade etmek özgürleştirici olsa da, bazı riskler ve zorluklar da barındırır. Bu nedenle dikkatli ve bilinçli bir yaklaşım benimsemek çok önemli:

Gizlilik ve güvenlik: İnternette paylaştığınız her şey kalıcı olabilir. Kişisel bilgilerinizi paylaşırken dikkatli olmalı, gizlilik ayarlarınızı düzenli olarak kontrol etmelisiniz.

Eleştiri ve trolleme: Dijital dünyada fikirlerinizi paylaşmak, olumlu geri bildirimlerin yanı sıra eleştirilere ve hatta kötü niyetli saldırılara da maruz kalmanıza neden olabilir. Bu durumla başa çıkmak için duygusal dayanıklılık geliştirmek önemlidir.

Bilgi kirliliği: Herkesin içerik üretebildiği bir dünyada, yanlış bilgi yayma riski de artar. Kendinizi ifade ederken doğru ve güvenilir bilgilere dayanmaya özen gösterin.

Dijital itibar: İnternetteki davranışlarınız, dijital ayak izinizi oluşturur. İş, eğitim veya sosyal ilişkilerinizde bu izlerin etkisi olabilir. Bu nedenle sorumlu bir dijital vatandaş olmak önemlidir.

Zaman yönetimi: Sürekli içerik üretme ve sosyal medyada aktif olma baskısı, zaman yönetimi sorunlarına ve hatta dijital bağımlılığa yol açabilir. Dengeli bir yaklaşım benimsemek önemlidir.

Başarı için bazı ipuçları

Dijital çağda etkili bir şekilde kendinizi ifade etmek için aşağıdaki stratejileri kullanabilirsiniz:

Otantik olun: Kendi sesinizi ve tarzınızı bulmaya çalışın, başkalarını taklit etmekten kaçının.

Hedef kitlenizi tanıyın: Kimlere hitap etmek istediğinizi belirlemek, içerik stratejinizi şekillendirmenize yardımcı olur.

Kaliteye önem verin: Sayıdan çok kaliteye odaklanın. İyi araştırılmış, özenle hazırlanmış içerikler daha fazla değer taşır.

Etkileşime açık olun: Takipçilerinizle veya okuyucularınızla iletişim kurarak bir topluluk hissi yaratın. Yorumlara yanıt vermek, soruları cevaplamak önemlidir.

Sürekli öğrenin: Dijital dünya hızla değişiyor. Yeni trendleri, araçları ve teknikleri öğrenerek kendinizi geliştirmeye devam edin.

Dijital çağın dinamikleri sürekli evriliyor. Sanal gerçeklik (VR), artırılmış gerçeklik (AR), yapay zekâ (AI) ve metaverse gibi teknolojiler, kendini ifade etme biçimlerini daha da dönüştürecek gibi görünüyor.

Örneğin, metaverse’te kendi dijital avatarınızı oluşturup sanal bir sahnede konuşma yapabilir veya VR ortamlarında interaktif sanat eserleri sergileyebilirsiniz.

Bu yenilikler, yaratıcılık için sınırsız olanaklar sunarken, etik ve mahremiyet gibi konularda da yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

Paylaşın