Suya Dayanıklı Maskara Nasıl Çıkarılır?

Su geçirmez maskara veya suya dayanıklı maskara, kirpikleri uzatan ve belirginleştiren bir kozmetik ürünü olan maskaranın suya dayanıklı, bulaşmayan bir biçimidir.

Haber Merkezi / Normal maskara gibi, su geçirmez maskara da genellikle siyah veya kahverengidir, ancak beyaz, mavi ve pembe gibi diğer renklerde de bulunur.

Suya dayanıklı maskara uygunsuz bir şekilde çıkarırsanız kirpiklerinize zarar verebilirsiniz. Bu yüzden en üst düzeyde özen göstermelisiniz.

İşte kirpiklerinizden inatçı maskarayı çıkarmak için denenmiş ve doğru makyaj çıkarma yöntemi:

Yağ bazlı temizleyici: Suya dayanıklı maskaralar genelde yağ bazlı formüllerle yapılır, bu yüzden suyla değil, yağla çözülür.

Pamuğu hazırlayın: Seçtiğin temizleyiciyi bir pamuk pedine dök. Pedin çok ıslak olmamasına özen gösterin, hafif nemli yeterli olur

Gözünüzü kapatın ve bekletin: Pamuğu kirpiklerinin üzerine yerleştirip 15 – 20 saniye bekletin. Bu, maskaranın çözülmesini kolaylaştırır. Ovalama, kirpik dökülmesine neden olabilir, o yüzden sabırlı olun.

Nazikçe silin: Pamuğu aşağı doğru hafifçe kaydırarak maskarayı temizleyin. Kalıntı varsa ikinci bir pamukla tekrar aynı işlemi uygulayın.

Kalıntıları temizleyin: Kirpik diplerinde kalan küçük parçalar için kulak çubuğu kullanın. Çubuğu temizleyiciye batırdıktan sonra dikkatlice kirpik diplerini silin.

Paylaşın

İlkbaharda Nasıl Giyinilir? Altı İpucu

İlkbaharda giyinmek, hava durumunun değişkenliği nedeniyle biraz dikkat gerektiren ama aynı zamanda yaratıcılığınızı konuşturabileceğiniz harika bir mevsimdir!

Haber Merkezi / Nerede yaşıyor olursanız olun, kıyafetlerinizi bahar havasına uygun şekilde şekillendirmenin birçok güvenilir yolu var.

İşte ilkbaharda hem şık hem de rahat olmanızı sağlayacak bazı moda ipuçları:

Katmanlı giyim önceliğiniz olsun: İlkbaharda sabah serin, öğlen ılık, akşam yine serin olabilir. Katmanlar, gün boyu rahatça uyum sağlamanıza yardımcı olur.

İnce bir tişört veya gömlekle başlayın, üzerine hafif bir kazak veya hırka ekleyin. Gerekirse bir trençkot ya da ince bir ceketle tamamlayın. Örneğin, beyaz bir tişört, pastel tonlarda bir hırka ve bej bir trençkot hem sade hem şık bir kombin olabilir.

Hafif ve nefes alan kumaşlar tercih edin: Pamuk, keten veya ince denim gibi kumaşlar ilkbaharın ruhuna uygundur. Hem terlemeyi önler hem de konfor sağlar.

Örneğin, keten bir gömlek veya pantolon hem salaş hem de elegan bir hava katar.

Renklerle mevsime uyum sağlayın: İlkbahar, pastel tonların ve çiçek desenlerinin zamanıdır! Örneğin, çiçekli bir elbise veya desenli bir etekle bahar enerjisini yansıtabilirsiniz.

Ayakkabıda çok yönlülük arayın: Hava botlar için fazla ılık, sandaletler içinse serin olabilir. Bu yüzden beyaz sneakerlar, loaferlar ya da bilekte biten botlar kurtarıcıdır.

Örneğin, beyaz bir sneaker ile hem kot pantolon hem de etek kombini yapabilirsiniz.

Aksesuarlarla tamamlayın: İnce bir şal veya eşarp, hem serin anlarda işe yarar hem de şıklık katar. Güneş gözlükleri ve minimalist takılar da bahar havasını tamamlar.

Örneğin, küçük bir çapraz çanta ile hem pratik hem de modern bir dokunuş ekleyebilirsiniz.

Hava durumuna göre esnek olun: Nisan’da yağmur sürpriz yapabilir, bu yüzden su geçirmez bir trençkot veya şık bir şemsiye çantanızda hazır olsun.

Örneğin, Çiçek desenli bir midi etek, beyaz basic bir tişört, üzerine denim ceket ve bilekte biten botlar.

Paylaşın

Kurtuluş Teolojisi: Ezilenlerin Özgürlüğü

20. yüzyılın ortalarında Latin Amerika’da ortaya çıkan Kurtuluş Teolojisi, İncil’i yoksulların içinde bulundukları durumu düzeltmek için yorumlamaya çalışan bir harekettir.

Kurtuluş Aladağ / Bu harekete göre, İsa’nın gerçek takipçileri, adil bir toplum için çalışmalı, toplumsal ve siyasal değişimi oluşturmalı ve kendilerini işçi sınıfıyla uyumlu hale getirmelidir.

İncil’i sadece bireysel manevi kurtuluş aracı olarak görmeyen Kurtuluş Teolojisi, onu aynı zamanda toplumsal eşitsizliklere ve baskıya karşı bir mücadele çağrısı olarak da yorumlar.

Perulu rahip Gustavo Gutierrez, 1971’de yayımladığı Kurtuluş Teolojisi adlı kitabıyla bu hareketin temelini atan isimlerden biri oldu.

Gustavo Gutierrez, kitabında, Hristiyanlığın yoksulların ve ezilenlerin kurtuluşu için bir araç olması gerektiğini savundu. Gutierrez için kurtuluş, cennette gerçekleştirilecek bir vaat değil, çözülmesi gereken dünyevi bir sorundu.

Katolik Kilisesi’nin Latin Amerika piskoposları, Medellin Konferansı’nda “yoksulların tercihli seçeneği” kavramını vurgulayarak bu hareketi resmiyete kavuşturdu.

26 Ağustos – 6 Eylül tarihleri arasında Kolombiya’da düzenlenen Medellin Konferansı, Katolik Kilisesi’nin Latin Amerika’daki rolünü yeniden tanımladı. Papa VI. Paul’un da açılışta bulunduğu konferans, kiliseyi sosyal adalet mücadelesine çağırdı.

Kurtuluş Teolojisi, köylüler, işçiler ve yerli halklar arasında örgütlenmeleri teşvik ederken, rahipler ve din adamları ise, halkı eğitmek, haklarını savunmak ve bazen gerilla hareketleriyle işbirliği yapmak gibi roller üstlendiler.

Brezilya’da Dom Helder Camara veya El Salvador’da Oscar Romero gibi figürler bu hareketin önde gelen isimleri oldular.

Recife ve Olinda görev yaptığı dönemde (1964-1985), ezilenlerin haklarını savunan vaazlarıyla ünlenen ve “Yoksulların Piskoposu” olarak tanınan Camara, Brezilya’da sosyal adaletsizlik, yoksulluk ve askeri diktatörlüğe karşı mücadele verdi.

“Ben bir yoksulu doyurursam bana aziz derler, ama neden yoksul olduklarını sorarsam komünist derler” sözü Dom Helder Camara’nın dünya görüşünü özetlemektedir.

Başlangıçta muhafazakar bir din adamıyken, radikal bir dönüşüm yaşayan Oscar Romero ise vaazlarında hükümeti ve elitleri sert sözlerle eleştirerek yoksulların haklarını savundu.

Vatikan, özellikle Papa II. John Paul döneminde, Kurtuluş Teolojisi’ni Marksizm’le fazla iç içe geçtiği ve kilise hiyerarşisini tehdit ettiği gerekçesiyle eleştirirken, 1980’li yıllarda bu akıma karşı sert önlemler alındı.

Kurtuluş Teolojisi, Hindistan’dan ABD’ye kadar birçok ülkede toplumsal adaletsizlikle mücadele etmek için benzer teolojik odaklı çabalara da ilham kaynağı oldu.

Kurtuluş Teolojisi’nin Temel İlkeleri

Yoksulların yanında olma: Tanrı’nın, zenginler veya güçlüler yerine yoksulları ve mazlumları tercih ettiği düşüncesi. İncil’deki “Fakirler müjdelenmek için seçilmiştir” (Luka 4:18) gibi ayetler bu görüşü destekler.

Yapısal günah kavramı: Bireysel günahların ötesinde, sömürüye yol açan ekonomik ve siyasi sistemler de “günah” olarak görülür (örneğin kapitalizm veya feodalizm).

Praxis (eylem): Teoloji, sadece düşünce değil, aynı zamanda ezilenlerin kurtuluşu için somut eylemi gerektirir. Bu, toplumsal değişim için çalışmayı içerir.

İsa’nın rolü: İsa, sadece manevi bir kurtarıcı değil, aynı zamanda baskıya karşı çıkan bir devrimci olarak görülür.

Paylaşın

Uranüs’te Bir Gün 28 Saniye Daha Uzadı

Bilim insanları, Uranüs’ün tam bir dönüşünü tamamlamasının 17 saat, 14 dakika ve 52 saniye sürdüğünü açıkladı. Bu, 1980’lerdeki tahminlerden 28 saniye daha uzun.

Haber Merkezi / Paris Gözlemevi’nden Laurent Lamy liderliğindeki bir ekip, Uranüs’ün bir tam dönüşünün (yani bir günü) 17 saat 14 dakika 52 saniye sürdüğünü açıkladı.

Bu, NASA’nın Voyager 2 uzay aracı tarafından 1980’lerde ölçülenden 28 saniye daha uzun.

28 saniyelik fark, bilimsel açıdan çok önemli, çünkü gezegenin manyetik alanını ve atmosferik dinamiklerini anlamak için daha doğru veriler sunuyor.

Nature Astronomy dergisinde yayımlanan araştırma, Hubble Uzay Teleskobu’nun 10 yıllık aurora gözlemlerine dayanıyor. Araştırma, Hubble’ın 35. yıldönümüne denk gelen bir dönemde duyuruldu (24 Nisan 1990’da yörüngeye yerleştirilmişti).

Araştırma, sadece Uranüs’ün gün uzunluğunu değil, aynı zamanda aurora ve manyetosfere sahip diğer gök cisimlerinin dönüş sürelerini hesaplama yöntemlerini de geliştirebilir.

13 Mart 1781’de William Herschel tarafından keşfedilen Uranüs, Güneş Sistemi’nde yedinci sırada yer alan gezegendir.

Uranüs’ün çapı yaklaşık 50 bin 724 kilometre olup, Dünya’nın yaklaşık 4 katı büyüklüğündedir. Bu, onu gaz devleri arasında (Jüpiter ve Satürn’dan sonra) üçüncü büyük gezegen yapar.

“Buz devi” olarak sınıflandırılan Uranüs, Dünya’nın 14.5 katı kütleye sahiptir, ama Jüpiter veya Satürn kadar yoğun değildir. Jüpiter ve Satürn gibi gaz devlerinden farklı olarak, içinde daha fazla su, amonyak ve metan buzu bulunur.

Güneş etrafındaki bir turu (yörünge süresi) yaklaşık 84 Dünya yılı sürer. Yani bir Uranüs yılı, ortalama bir insan ömründen daha uzundur!

Uranüs’ün en dikkat çekici özelliği, eksen eğikliğinin 97.77 derece olmasıdır. Bu, gezegenin neredeyse “yan yatmış” gibi dönmesine neden olur. Bu durumun, geçmişte büyük bir çarpışmadan kaynaklandığı düşünülüyor.

Uranüs’ün 13 bilinen halkası vardır, ancak bunlar Satürn’ün halkaları kadar parlak veya belirgin değildir. 1977’de keşfedildiler ve çoğunlukla toz ve küçük parçacıklardan oluşuyor.

Şu ana kadar 27 uydusu keşfedildi. En büyükleri Titania, Oberon, Umbriel, Ariel ve Miranda’dır. Bu uydular, Shakespeare’in oyunlarından ve Alexander Pope’un eserlerinden isimlendirilmiştir.

Paylaşın

2024 Yılında En Az 1.518 Kişi İdam Edildi

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024 yılında en az 1.518 kişi idam edildi. Raporda, bunun 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek sayı olduğu belirtildi. Raporda, idam cezalarında bir önceki yıla göre yüzde 32’lik bir artış olduğu ifade edildi. 

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Yetkililere meydan okumaya cesaret edenler en acımasız cezalarla karşı karşıya kaldılar” dedi. Callamard, “Özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşacak kadar cesur olanları susturmak için ölüm cezası kullanılıyor” diye ekledi.

Af Örgütü raporunda ayrıca, 2024 yılında infaz edilen idamların yüzde 40’tan fazlasının uyuşturucuyla ilgili suçlar nedeniyle gerçekleştirildiğini belirterek, bunun yalnızca uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına göre hukuka aykırı olmakla kalmayıp, uyuşturucu kaçakçılığını azaltmada kanıtlanmış bir etkisi olmadığını vurguladı.

Uluslararası Af Örgütü, 2024 yılında dünya genelinde kaydedilen idam cezalarına ilişkin yıllık raporunu açıkladı. Rapora göre, dünya genelinde infaz edilen idam cezalarının sayısı son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak bin 500’ü aştı.

Raporda, kayıtlara geçen idam cezalarının yüzde 90’ının İran, Suudi Arabistan ve Irak’ta gerçekleştiği belirtildi. İran, geçen yıl en az 972 kişiyi idam ederek listenin en üst sırasına yerleşti. İran’da 2023 yılında bu rakam 853 olarak kaydedilmişti.

Suudi Arabistan’da infaz edilen idam cezalarının sayısı 2024 yılında bir önceki yıla kıyasla iki kat artarak en az 345’e yükseldi. Bu, Af Örgütü’nün bu ülkede kaydettiği en yüksek rakam oldu. Irak’ta ise ölüm cezası 63 kez uygulandı, bu geçen yıl idam cezalarının 2023’e kıyasla neredeyse dört kat arttığını gösteriyor.

Ancak Af Örgütü, yıllık raporunda Çin’i “dünyadaki bir numaralı infazcı” olarak nitelendirerek, mevcut verilerin ülkede binlerce kişinin idam edildiğini gösterdiğini belirtti. Fakat Çin, idam cezalarına ilişkin verileri açıklamayı reddediyor. Örgüt ayrıca, Kuzey Kore ve Vietnam’ın da ölüm cezasını yaygın bir şekilde uyguladığı konusunda şüpheler bulunduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’da, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ülkeyi modernleştirme programı ve ölüm cezasının azaltılacağına dair vaatlerine rağmen, idam sayısında ciddi bir artış kaydedildi. Af Örgütü bu artışın başlıca nedeninin, ülkede siyasi muhalefetin bastırılması için idam cezasının kullanılması olduğunu belirtti.

Örgüt, Suudi yetkililerinin, 2011-2013 yılları arasında “hükümet karşıtı” protestoları destekleyen Şii azınlığa mensup kişileri cezalandırmak için ölüm cezasını bir silah olarak kullanmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Ağustos ayında Abdülmecid el-Nimr, El Kaide’ye üye olmakla bağlantılı terör suçlamasıyla idam edildi. Ancak mahkeme belgelerinde el-Nimr’in protestolara katıldığına dair açık ifadeler yer alıyordu.

Af Örgütü’nün idam cezası uzmanı Chiara Sangiorgio, “Medyada, terör ve terör bağlantılı suçlarla ilgili bir söylem yaratmak için yetkililerin bu davayı nasıl kullandığını gördük, bu da muhalefetin bastırılması ve halkın korunması için ölüm cezasının gerekli olduğu algısı oluşturmak üzere terörizmin nasıl kullanıldığını gösteriyor” değerlendirmesi yaptı.

İran’da ise Jina Mahsa Amini’nin 2022’de polis nezaretindeki ölümünün ardından ülke genelinde başlayan protestolarla bağlantılı olarak iki kişi daha idam edildi. Bunlardan biri, uzun süredir ruhsal sağlık sorunları olan protestocu 23 yaşındaki Muhammad Kubadlu oldu.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, “Otoriteye meydan okuyanların acımasız cezalarla karşı karşıya kaldığını, özellikle İran ve Suudi Arabistan’da, konuşma cesareti gösterenleri susturmak için ölüm cezasının kullanıldığını görüyoruz” diye konuştu.

Af Örgütü’nün raporuna göre, 2024’teki idamların yüzde 40’ından fazlası uyuşturucu suçlarıyla bağlantılıydı. Raporda, Singapur ve Çin’de uyuşturucu bağlantılı suçlarda ölüm cezasının yaygın şekilde uygulandığı belirtildi.

Örgüt Genel Sekreteri Callamard, birçok durumda uyuşturucu bağlantılı suçlardan ölüme mahkûm edilen kişilerin dezavantajlı kesimlerden geldiğini ve bu cezanın uyuşturucu ticaretini azaltmada kanıtlanmış bir etkisi bulunmadığını ifade etti.

Callamard, uyuşturucu suçları için ölüm cezası uygulamayı düşünen Maldivler, Nijerya ve Tonga gibi ülkelerin bundan vazgeçmeleri ve uyuşturucu ticareti ile mücadeleye yönelik politikalarında insan haklarını göz önünde bulundurmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Malezya’da ise 2023’te başlatılan reformlar sonucunda, çoğu uyuşturucu bağlantılı suçlardan idama çarptırılan yaklaşık bin kişinin cezası ertelendi. Ülkede, uyuşturucu ticareti de dahil olmak üzere bazı suçlar için zorunlu idam cezası kaldırıldı.

ABD: Batılı ülkeler içinde bir istisna

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ölüm cezası uygulayan Batı demokrasileri arasında önemli bir istisna olarak kalmayı sürdürüyor. ABD’de infaz edilen idam sayısı 2024 yılında bir önceki yıla göre sadece bir artarak, 24’ten 25’e yükseldi. Bu hafif artışa rağmen Af Örgütü’ne göre bazı endişe verici eğilimler mevcut.

Af Örgütü’nden Sangiorgio, “Sayılar hem infazlar hem de ceza kararları açısından tarihsel olarak çok düşük, ancak geçen yıl dört eyalette, Güney Carolina, Georgia, Utah ve Indiana’da infazların yeniden başladığını gördük. Yıllardır idam cezasının uygulanmadığı eyaletlerde yeniden infazlara başlanması çok endişe verici” dedi.

Alabama’da ise idamların sayısı iki katına çıkarken, nitrojen gazı da kullanıldı. Birleşmiş Milletler gözlemcileri, nitrojen hipoksiyle yani oksijen yetmezliği sonucu ölümün, işkence anlamına gelebileceğini belirtiyor.

Af Örgütü, idam sayılarında 2024’teki bu endişe verici artışa rağmen, yalnızca 15 ülkenin ölüm cezası uyguladığına dikkati çekerek, bu sayının son iki yıldır düşük olduğunu belirtti. “Bu, acımasız, insanlık dışı ve onur kırıcı bir cezadan uzaklaşıldığını gösteriyor” diyen Callamard, “Ölüm cezasını uygulayan ülkelerin münferit bir azınlık olduğu açık” diye konuştu.

Dünyada toplamda 145 ülke, ölüm cezasını ya yasalarla ya da uygulamada kaldırdı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda üyelerin üçte ikisi ölüm cezalarının durdurulmasını ve nihai olarak kaldırılmasını öngören bir karar tasarısını kabul etmişti.

Afrika ülkelerinden Zimbabve’de, idam cezasını kaldıran, ancak olağanüstü hâl durumunda yeniden uygulama hakkını saklı tutan bir yasa tasarısı 2024 yılında kabul edildi. Ülkede 60 kişiye verilen idam cezası, af kapsamında yeniden gözden geçirilecek. Ayrıca, 2021’den bu yana altı Afrika ülkesi de benzer adımlar attı.

Af Örgütü’nden Chiara Sangiorgio, Afrika’daki bu gelişmenin olumlu bir eğilime işaret ettiğini vurgulayarak, “Genel olarak Afrika’daki durum ölüm cezasının, suç ve diğer sorunlara karşı sihirli bir çözüm olduğu söylemine inanmayan, bir başarı, umut ve insan hakları konusunda bir liderlik hikayesi” değerlendirmesi yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

4 Milyon Vatandaş Bankalara Borçlu

Prof. Dr. Şenol Babuşcu, şubat 2025 itibarıyla bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve hala borcu devam eden gerçek kişi sayısının 3 milyon 998 bin 602 olduğunu açıkladı.

Prof. Dr. Şenol Babuşcu, sosyal medya hesabından ekonomiye dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Babuşçu, Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine dayanarak yaptığı değerlendirmeye göre, Ocak-Şubat döneminde borçlarını ödeyemeyen kişi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre çarpıcı biçimde arttı.

“Bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 44 arttı, 259 bin kişi oldu.” diyen Babuşcu, özellikle kredi kartı borçlarında yaşanan sıçramaya dikkat çekti. Aynı dönemde yalnızca kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe alınan kişi sayısı yüzde 52’lik artışla 167 bine ulaştı.

Şubat 2025 itibarıyla bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve hâlâ borcu devam eden gerçek kişi sayısı 3 milyon 998 bin 602 olarak açıklandı. Bu kişiler arasında hem banka takibinde olanlar hem de borcu varlık yönetim şirketlerine devredilmiş olanlar yer alıyor. Babuşcu, “Bireysel kredi kartlarında yasal takibe geçen kişi sayısı Şubat 2025 sonunda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58,6 artarak 345 bin kişi oldu.” ifadesini kullandı.

Verilere göre, bireysel kredi borcu devam edenlerin sayısı 1 milyon 694 bin, kredi kartı borcu devam edenlerin sayısı ise 1 milyon 671 bin kişi düzeyinde bulunuyor. Hem kredi hem kredi kartı borcu bulunanların toplamı ise 2 milyon 570 bin kişi. Öte yandan, varlık yönetim şirketlerinde yasal takip sürecinde olan ve tahsilat işlemleri süren kişi sayısı 2 milyon 48 bin olarak kaydedildi.

Vatandaş ihtiyaç kredilerini ödeyemiyor

Şubat 2025 itibarıyla bireysel kredilerde toplam kredi hacmi 4 trilyon 281 milyar lira seviyesine ulaştı. Bu kredilerin 163 milyar liralık kısmı tasfiye olacak alacaklar arasında yer aldı. Bireysel kredi türleri arasında en yüksek takip oranı yüzde 5 ile ihtiyaç kredilerinde gerçekleşti. Babuşcu, bu tabloyu “Bireysel kredilerde en yüksek ödenmeme oranı yüzde 5 ile ihtiyaç kredilerinde.” sözleriyle değerlendirdi.

Kredi kartlarında ise takip oranı yüzde 4 düzeyinde seyrediyor. Konut ve taşıt kredilerindeki takip oranları sırasıyla yüzde 0,1 ve yüzde 0,4 ile görece düşük kalırken, “diğer” kategorisinde yer alan tüketici kredileri 82 milyar lira tasfiye olacak tutarla dikkat çekiyor.

Sektörel bazda değerlendirildiğinde, en yüksek takip oranı yüzde 4,9 ile inşaat sektöründe görülürken, bu sektörü yüzde 4,8 ile perakende ticaret izledi. Ancak Babuşcu’nun dikkat çektiği üzere, “rakamsal olarak diğer grupta yer alan eğitim sektörü takip oranı açısından yüzde 5 ile Şubat 2025 sonunda ilk sırada.” ifadesi, sosyal hizmetlerde de borçlanma krizinin etkili olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Herkes İçin Bahar Diyeti: Haftada 2 Kilo Verebilirsiniz

Yılın bu zamanları vücut şekline önem verilmeye başlanılan zamanlarıdır, ki kilo verme isteği de böyle başlıyor. Diyetler, bu dönemde kilo vermek isteyenler için popüler yöntemler arasındadır.

Haber Merkezi / Haftada iki kiloya kadar verilebilen “Bahar Diyeti” de oldukça hafif, aynı zamanda tüm vitamin ve mineralleri koruyan mükemmel dengeli bir diyet yaklaşımıdır.

Bahar diyetinde amaç, detoks etkisi oluşturmak, bağışıklığı desteklemek, metabolizmayı canlandırmak ve mevsimsel yiyeceklerle beslenmeyi teşvik etmektir.

Diyetin temel ilkeleri arasında, işlenmiş gıdalardan uzak durmak, hafif ve sindirimi kolay besinler tüketmek, bol su içmek ve mevsim ürünlerini öne çıkarmak yer alır.

Bahar diyetinde öne çıkan besinler:

Taze yeşillikler: Ispanak, roka, marul, dereotu, maydanoz gibi yapraklı sebzeler vitamin ve mineral açısından zengindir.

Mevsim sebzeleri: Enginar, taze bakla, bezelye, kuşkonmaz, turp gibi bahar sebzeleri hem düşük kalorilidir hem de lif bakımından zengindir.

Meyveler: Çilek, erik, kiraz gibi antioksidan dolu meyveler tatlı ihtiyacını doğal yoldan karşılar.

Tam tahıllar: Kinoa, bulgur, yulaf gibi kompleks karbonhidratlar uzun süre tok tutar.

Protein kaynakları: Hafif seçenekler tercih edilir; örneğin, tavuk, balık, yumurta veya baklagiller (mercimek, nohut).

Su ve bitki çayları: Günde 2-3 litre su, papatya, rezene veya yeşil çay ile metabolizma desteklenir.

Örnek menü:

Kahvaltı: Yulaf ezmesi, üzerine çilek ve bir kaşık yoğurt; yanında yeşil çay.

Ara öğün: Bir avuç çiğ badem ve bir yeşil elma.

Öğle: Izgara tavuklu roka salatası (limon ve zeytinyağı ile), bir dilim tam buğday ekmeği.

Ara öğün: Bir bardak kefir veya bir avuç kiraz.

Akşam: Fırında somon, yanında haşlanmış kuşkonmaz ve kinoa.

Tatlı: Bir kare bitter çikolata veya donmuş yoğurtla çilek.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Bahar diyeti genelde kısa süreli (1-2 hafta) uygulanır. Uzun süreli kısıtlayıcı diyetler besin eksikliğine yol açabilir.

Eğer diyabet, böbrek hastalığı gibi bir sağlık sorununuz varsa, doktorunuza danışmadan başlamayın.

Paylaşın

Yaşlı Yetişkinlerde Böbrek Hastalığının Erken Belirtileri

Böbrekler, yaş ilerledikçe doğal olarak bazı işlevlerini kaybeder. Bu, yaşlı yetişkinlerin kronik böbrek hastalığı (KBH) geliştirme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelir.

Haber Merkezi / KBH, oldukça ileri bir seviyeye gelene kadar genellikle fark edilmeyen uzun vadeli bir rahatsızlıktır. KBH, erken teşhis edilmezse sessizce ilerleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

İşte yaşlı yetişkinlerde böbrek hastalığının erken belirtileri:

Yorgunluk ve hHalsizlik: Böbrekler, kırmızı kan hücrelerinin üretimini destekleyen eritropoietin hormonunu üretir. Böbrek fonksiyonu bozulduğunda kansızlık (anemi) gelişebilir, bu da sürekli yorgunluk ve enerji eksikliğine yol açar.

İdrar değişiklikleri: İdrar miktarında azalma veya artma (özellikle gece sık idrara çıkma – nokdüri), idrarda köpüklenme (protein kaçağı belirtisi), bulanıklık, kan (hematüri) veya koyu renk, idrar yapmada zorluk ya da yanma hissi.

Şişlik: Böbrekler fazla sıvıyı ve tuzu vücuttan atamazsa, ellerde, ayaklarda, bileklerde veya yüzde şişlik oluşabilir. Bu, özellikle sabahları göz çevresinde belirgin olabilir.

İştah kaybı ve mide bulantısı: Böbrekler atık maddeleri (örneğin üreyi) temizleyemediğinde, bu maddeler kanda birikir (üremi). Bu durum iştah kaybına, mide bulantısına ve hatta kusmaya neden olabilir.

Kaşıntı ve cilt değişiklikleri: Böbrek fonksiyonu azaldığında, fosfor gibi maddeler kanda birikebilir ve bu da şiddetli kaşıntıya veya kuru, pullu bir cilde yol açabilir.

Yüksek tansiyon: Böbrekler kan basıncını düzenlemede önemli bir rol oynar. Erken evre böbrek hastalığında tansiyonun kontrol edilmesi zorlaşabilir veya ani yükselmeler görülebilir.

Konsantrasyon zorluğu ve zihinsel bulanıklık: Toksinlerin kanda birikmesi beyin fonksiyonlarını etkileyebilir, bu da hafıza sorunlarına, odaklanma güçlüğüne veya genel bir “sisli” hisse neden olabilir.

Nefes darlığı: Sıvı birikimi akciğerlerde ödeme yol açabilir veya kansızlık nedeniyle oksijen taşınımı azalabilir, bu da nefes almada zorluğa sebep olur.

Dikkat edilmesi gerekenler

Yaşlı yetişkinlerde bu belirtiler bazen yaşlanmanın doğal bir sonucu gibi algılanabilir veya başka hastalıklarla (örneğin diyabet, kalp hastalığı) karıştırılabilir. Bu yüzden belirtiler fark edildiğinde bir doktora danışmak kritik önem taşımaktadır.

Paylaşın

Guava Mı Kivi Mi: Hangisinde Daha Fazla C Vitamini Var?

Guava ve kivi, yüksek C vitamini içeriği nedeniyle sıkça övülen iki meyvedir. C vitamini, sağlıklı bir bağışıklık sistemi, demir emilimi ve sağlıklı bir cilt için hayati öneme sahiptir.

Haber Merkezi / Her iki meyve de oldukça fazla miktarda C vitamini sağlasa da, diğer besin değerleri ve faydaları bakımından farklılık gösterirler.

Guava, yüksek C Vitamini içeriğiyle ünlüdür. Sadece bir guava, bu temel besin maddesinin günlük önerilen alımının yüzde 200’ünden fazlasını sağlayabilir.

Öte yandan kivi de bol miktarda C vitamini içerir; orta büyüklükteki bir kivi günlük C vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’ini karşılayabilir.

Her iki meyve de iyi C vitamini kaynaklardır ancak konsantrasyon seviyeleri bakımından çok farklılık gösterirler.

Guavadaki ek besinler

Guava, C vitamini açısından zengin olmasının yanı sıra, diyet lifi ve likopen gibi antioksidanlarla da yüklüdür. Bu besinler sindirim sağlığını destekler ve oksidatif stresle savaşarak kronik hastalık riskini azaltabilir.

Guavadaki potasyum içeriği ayrıca normal kan basıncı seviyelerini kontrol altında tutarak kalp sağlığını da destekler.

Kivi’nin eşsiz faydaları

Kivi sadece C vitamini açısından zengin olmasıyla bilinmez; aynı zamanda yüksek miktarda K ve E vitamini de içerir. Her iki vitamin de kemik sağlığı ve hücrelerin serbest radikal hasarından korunması açısından önemlidir.

Kivi ayrıca proteinleri daha iyi parçalayarak sindirime yardımcı olan aktinidin adlı bir enzime sahiptir.

Guava mı kivi mi?

Besin değerleri açısından guava ve kiviyi karşılaştırırken ihtiyacınıza göre hareket etmelisiniz. Eğer daha fazla lif veya likopen gibi antioksidan özellikler istiyorsanız guavayı tercih edin.

Ancak, K veya E vitamini alımınızı C vitamini faydalarıyla artırmak istiyorsanız, o zaman kivi daha iyi bir seçenek olacaktır.

Paylaşın

Bu Yiyecekleri Yemeyi Bırakın Ve Kilo Vermeye Başlayın

Sağlıklı kiloyu korumak veya kilo vermek için kalorilere odaklanılsa da tüketilen yiyecekler ve içecekler de sağlıklı kiloyu korumada veya kilo vermede oldukça önemlidir. 

Haber Merkezi / Araştırmalar, düşük karbonhidratlı veya Akdeniz tipi beslenme modellerinin (bol sebze, zeytinyağı, balık) kilo verme ve sağlıklı bir kiloyu korumada etkili olduğunu gösteriyor.

İşte uzak durulması gereken yiyecekler ve nedenleri:

Şekerli İçecekler ve Yiyecekler: Şekerli içecekler (kola, gazoz, hazır meyve suları) ve tatlılar (çikolata, kek, şekerleme) “boş kalori” kaynaklarıdır. Yani, enerji verir ama besin değeri (vitamin, mineral, lif) çok azdır. Ayrıca fruktoz içeriği karaciğerde yağ birikimine yol açabilir.

İşlenmiş Karbonhidratlar: Beyaz unla yapılan gıdalar (ekmek, simit, pizza hamuru) hızlıca sindirilir ve kan şekerinde ani yükseliş – düşüşlere neden olur. Bu da daha çabuk acıkmaya neden olur.

Trans Yağlar ve Kızartmalar: Trans yağlar (hidrojene bitkisel yağlar) ve kızartmalardaki yüksek yağ içeriği sadece kilo aldırmakla kalmaz, aynı zamanda kötü kolesterolü (LDL) artırıp kalp sağlığını riske atar.

Alkol: Alkol, gram başına 7 kalori içerir (yağdan sonra en yüksek kalori kaynağı). Ayrıca, alkol tüketimi iştahı artırabilir ve sağlıksız atıştırmalıklara yönlendirebilir.

Yüksek Kalorili Soslar ve İşlenmiş Gıdalar: Mayonez, krema bazlı soslar, hazır çorbalar ve paketli atıştırmalıklar genellikle şeker, tuz ve yağ bombasıdır. Kaloriler fark etmeden hızlıca birikir.

Paylaşın