Ormanların Yok Edilmesi İklim Mücadelesini Rayından Çıkaracak

Yeni yayınlanan bir araştırma, ormanların CO₂ emme kapasitesinin azalacağını hesaba katmamanın, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmayı önemli ölçüde zorlaştırabileceğini, hatta imkansız hale getirebileceğini gösteriyor.

Haber Merkezi / Potsdam İklim Etkisi Araştırma Enstitüsü’nden (PIK) bir ekip, geçmişte bozulmamış ormanların yılda 7,8 milyar ton CO₂ emdiğini, bunun insan faaliyetleri sırasında ortaya çıkan emisyonlarının yaklaşık beşte biri olduğunu, ancak karbon emiliminin iklim değişikliği ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla risk altında olduğunu duyurdu.

Araştırmanın baş yazarı Michael Windisch, iklim stratejileri ormanların sadece bozulmadan kalmasına değil, aynı zamanda artırılmasına yönelik olması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Kaliforniya’daki gibi orman yangınları ve Amazon’da devam eden ormansızlaşma bir kumar. İklim değişikliğinin kendisi ormanların karbon depolarını riske atıyor.”

Araştırmaya göre, emisyonları azaltmak ve ormanları korumak için alınması gereken önlemleri ertelemek iklim hedeflerini tehlikeye atabilir. Windisch, “Ormanlarda depolanan karbonu korumak için hemen harekete geçmeliyiz” diye vurguluyor. Windisch, “Orman karbon kayıplarını telafi etmek için enerji, endüstri ve ulaşım gibi temel emisyon kaynaklarından daha yüksek emisyon kesintileri yapılacak” diye ekliyor.

Paris Anlaşması

Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında kabul edilen ve 2016’da yürürlüğe giren uluslararası bir anlaşmadır. 12 Aralık 2015’te Paris’te düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) 196 ülke tarafından müzakere edildi ve 22 Nisan 2016’da imzaya açıldı.

Şu an itibarıyla 195 BMİDÇS üyesi anlaşmaya taraf, ancak Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen gibi birkaç ülke henüz onaylamadı. Türkiye ise anlaşmayı 22 Nisan 2016’da imzaladı, fakat onay süreci 6 Ekim 2021’de TBMM’de tamamlanarak 10 Kasım 2021’de resmen taraf oldu.

Anlaşmanın temel amacı, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 2°C’nin oldukça altında tutmak ve mümkünse 1,5°C ile sınırlamak. IPCC raporları, bu seviyenin aşılmasının iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini (sel, kuraklık, biyoçeşitlilik kaybı gibi) ciddi şekilde artıracağını gösteriyor.

Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü’nden farklı olarak, tüm ülkeleri kapsayan bir “aşağıdan yukarı” yaklaşımı benimser. Yani, her ülke kendi Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) belirler ve bu hedefleri beş yılda bir güncelleyerek daha iddialı hale getirmesi beklenir. Zorlayıcı bir mekanizma yok; ülkeler gönüllü taahhütlerde bulunuyor. Örneğin, Türkiye 2021’de sunduğu beyanda, 2030’a kadar emisyonları yüzde 41 artırma projeksiyonundan yüzde 21 azaltma sözü verdi ve 2053’te net sıfır hedefini açıkladı.

Türkiye, başlangıçta gelişmekte olan ülke statüsüyle finans ve teknoloji desteği talep ettiği için onay sürecini erteledi. Ancak 2021’de, özellikle AB’nin Yeşil Mutabakatı ve karbon sınır düzenlemeleri gibi ekonomik baskılarla, anlaşmayı onayladı. Bu, Türkiye’nin kömür bağımlılığını azaltıp yenilenebilir enerjiye yönelmesi gerektiği anlamına geliyor, ki enerji sektörü emisyonlarının yüzde 70’inden fazlasını oluşturuyor. Ama pratikte, kömürlü termik santraller hala aktif ve bu geçişin ne kadar hızlı olacağı belirsiz.

Paylaşın

İngiliz Kültüründe “Paris Komünü”nün İzleri

Paris Komünü, Prusya Savaşı’nın (1870-1871) ardından, Fransa’nın yenilgisi ve III. Napolyon’un düşüşüyle ortaya çıkan siyasi ve toplumsal kaos ortamında doğmuştur.

Haber Merkezi / Paris halkı, savaşın yıkımı, ekonomik zorluklar ve yeni kurulan Üçüncü Cumhuriyet’in muhafazakâr politikalarına karşı ayaklanarak kendi özyönetimlerini kurmuşlardır.

21-28 Mayıs 1871’de, Adolphe Thiers liderliğindeki hükümetin ordusu Paris’e girerek Komün’ü vahşice bastırmıştır. “Kanlı Hafta” (La Semaine Sanglante) olarak bilinen olaylarda on binlerce insan öldürülmüş (tahminler 10.000-30.000 arasında değişir), binlercesi hapse atılmış veya sürgüne gönderilmiştir.

Paris Komünü aynı zamanda, İngiltere’deki sosyalist ve işçi hareketleri için bir dönüm noktası olmuştur. Karl Marx, Komün’ü “Fransa’da İç Savaş” adlı eserinde analiz ederek proletarya diktatörlüğünün ilk örneği olarak tanımlamıştır.

Marx’ın Londra’da yaşaması ve Uluslararası İşçi Birliği’nin (Birinci Enternasyonal) merkezi olması nedeniyle, Komün’ün yankıları İngiliz düşünürler arasında hızla yayılmıştır.

William Morris gibi sosyalist yazarlar ve sanatçılar, Komün’ün eşitlikçi ideallerinden ilham alarak İngiliz işçi sınıfı hareketlerini şekillendiren eserler üretmişlerdir. Morris’in “News from Nowhere” gibi ütopik eserleri, Komün’ün doğrudan etkisi olmasa da, onun ruhundan beslenen bir vizyonu yansıtmaktadır.

Komün’ün bastırılmasının ardından, binlerce Komünar (Komün üyesi) Fransa’dan kaçarak İngiltere’ye sığınmıştır. Özellikle Londra, bu sürgünler için bir merkez haline gelmiştir.

Devrimci fikirlerin İngiltere’ye taşınması

Komünarlar, İngiliz toplumuna devrimci fikirleri, sanatı ve politik tartışmaları taşımıştır. Örneğin, Komünar sanatçılar ve yazarlar, Londra’daki bohem çevrelerle etkileşime girerek İngiliz sanatında ve edebiyatında radikal temaların daha fazla yer bulmasına katkıda bulunmuştur.

Komünarların varlığı ayrıca, İngiliz işçi sınıfı ile dayanışma ağlarının oluşmasını sağlamıştır; Enternasyonal’in düzenlediği dayanışma gösterileri, İngiliz halkında sınıf bilincini artırmıştır.

Paris Komünü, İngiliz edebiyatında ve sanatında romantik bir devrim sembolü olarak yer bulmuştur. Victorian dönemin muhafazakâr havasına karşı çıkan yazarlar, Komün’ü özgürlük ve direnişin bir örneği olarak görmüştür.

George Bernard Shaw gibi Fabian sosyalistleri, Komün’ün ideallerini dolaylı yoldan benimseyerek İngiliz toplumunda reformist düşünceleri yaygınlaştırmıştır.

Ayrıca, Komün’ün dramatik sonu (Kanlı Hafta), İngiliz yazarlarda trajik bir estetik uyandırmıştır; bu, dönemin edebiyatında melankolik ve isyankâr tonların artmasına yol açmıştır.

Komün, İngiliz işçi sınıfını radikalleştirdi

1870’lerde İngiltere’de sendikalar büyümekteydi ve Komün’ün cesur eylemleri, işçiler arasında kolektif mücadele fikrini güçlendirmiştir. Komün’ün yenilgisi ise, İngiliz sendikacılara devletin baskıcı gücünü hatırlatmış ve bu da daha örgütlü ve stratejik bir işçi hareketinin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

1880’lerdeki sosyalist canlanma, Paris Komün’ün mirasından beslenerek Fabian Topluluğu ve İşçi Partisi’nin temellerini atmıştır.

Öte yandan Paris Komünü, İngiliz egemen sınıflarında da bir korku dalgası yaratmıştır. Fransız devrimcilerin Paris’te iktidarı ele geçirmesi, İngiltere’de benzer bir ayaklanmanın olabileceği endişesini doğurmuştur.

Bu durum, Victorian dönemin katı toplumsal düzenini koruma çabasını artırmış ve kültürel olarak muhafazakar bir tepkiyi tetiklemiştir. Ancak korku, reformların hızlanmasına da yol açmıştır; egemenler, işçi sınıfını yatıştırmak için sosyal politikaları gevşetmek zorunda kalmıştır.

Sonuç olarak Paris Komünü, İngiliz kültürünü tek bir yönde değil, çelişkili ama zengin bir şekilde şekillendirmiştir. Hem devrimci bir ilham kaynağı hem de muhafazakâr bir uyarı olarak işlev görmüştür.

Komün, entelektüel çevrelerde radikal düşünceleri ateşlerken, toplumsal düzeyde işçi hareketlerini güçlendirmiş ve sanatta isyankar bir ruhu beslemiştir.

İngiltere, Komün’ü fiziksel olarak yaşamasa da, onun dalgaları İngiliz toplumunun dokusuna nüfuz etmiş ve modern İngiliz kimliğinin oluşumunda dolaylı ama kalıcı bir rol oynamıştır.

Paylaşın

Yanlış Zamanda Yemek Yemenin Sağlık Açısından Beş Zararı

Yiyecekler vücut için yakıttır, ancak yanlış zamanda tüketildiğinde yarardan çok zarar verebilir. Sağlıksız beslenme düzenleri sindirimi, cilt sağlığını ve hatta enerji seviyelerini dahi etkileyebilir.

Haber Merkezi / Gece geç saatlerde yemek yemek veya kahvaltıyı atlamak gibi birçok yaygın alışkanlık zararsız görünebilir ancak uzun vadede sağlık sorunlarına neden açabilir.

İşte yanlış zamanda yemek yemenin sağlığı etkileyebileceği beş neden:

Geç saatlerde yenen akşam yemekleri karaciğere baskı yapabilir

Karaciğer, vücudu detoks etmede ve besinleri işlemede önemli bir rol oynar. Ancak, gece geç saatlerde ağır yemekler yemek, dinlenmesi gereken bu organın fazla mesai yapmasına neden olur. Bu, yavaş sindirime, yağ birikimine ve vücutta artan toksin birikimine yol açabilir. Zamanla, yetersiz detoks nedeniyle donuk cilde ve erken yaşlanmaya da katkıda bulunabilir.

Kahvaltıyı atlamak stres hormonlarını tetikleyebilir

Kahvaltı genellikle günün en önemli öğünü olarak adlandırılır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Kahvaltıyı atlamak, stres hormonu olan kortizol seviyelerinin yükselmesine neden olabilir ve bu da günün ilerleyen saatlerinde artan kaygıya, yorgunluğa ve sağlıksız yiyeceklere duyulan isteklere yol açabilir. Ayrıca, sabahları uzun süre aç kalmak metabolizmayı yavaşlatabilir ve sağlıklı bir kiloyu korumayı zorlaştırabilir.

Saat 15’ten önce soğuk veya ağır bir öğle yemeği sindirimi yavaşlatabilir

Öğle yemeği enerji sağlamalı, vücudu uyuşuk hissettirmemelidir. Saat 15:00’ten önce soğuk veya aşırı ağır yemekler yemek sindirim sistemini şok edebilir, metabolizmayı yavaşlatabilir ve şişkinliğe veya rahatsızlığa yol açabilir. Geleneksel tıp sistemleri, sindirime yardımcı olmak ve vücudun enerjik hissetmesini sağlamak için öğleden sonraları sıcak, hafif öğle yemekleri önermektedir.

Aç karnına içilen çay veya kahve asitlenmeye neden olabilir

Güne yemek yerine çay veya kahveyle başlamak ciddi asitliğe ve bağırsak tahrişine yol açabilir. Bu içeceklerdeki kafein asit üretimini uyarır ve bu da yiyecek olmadan mide astarına zarar verebilir. Bu, rahatsızlığa, asit reflüsüne ve hatta uzun vadeli sindirim sorunlarına yol açabilir. Bu içecekleri tüketmeden önce hafif bir atıştırmalık yemek her zaman daha iyidir.

Gece yarısı atıştırmak melatonin seviyesini bozabilir

Gece geç saatlerde atıştırmak rahatlatıcı görünebilir, ancak vücudun doğal uyku döngüsünü bozabilir. Uyku hormonu olan melatonin, derin dinlenmeyi desteklemek için gece salgılanır. Bu saatlerde yemek yemek melatonin üretimini baskılayabilir, uykuya dalmayı zorlaştırabilir ve cilt onarımını etkileyebilir. Kötü uyku zamanla şiş gözlere, donuk cilde ve yorgun bir görünüme yol açabilir.

Paylaşın

CHP’de Olağanüstü Kurultay: Kılıçdaroğlu’ndan “Aday Değilim” Açıklaması

CHP’de olağanüstü kurultay için geri sayım devam ederken, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in partiye kayyım atanacağı iddialarının önünü kesmek için 6 Nisan’da olağanüstü kurultay ilan etmesinin ardından parti kulisleri hareketli.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yeniden aday olacağı kurultayda, partinin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ya da işaret edeceği bir ismin aday olup olmayacağına ilişkin tartışmalar sürüyor.

Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya’ya konuşan Kılıçdaroğlu ise, “Aday mısınız?” sorusuna, “Hayır efendim. Ben aday değilim…” yanıtını verdi.

“Kurultaya gidecek misiniz?” şeklindeki soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, “Biliyorsunuz bir süredir Bayram dolayısıyla tatildeyim. Eğer davetiye geldiyse giderim. Ofiste olmadığım için davetiyenin gelip gelmediği hakkında da bilgim yok. Bir iki güne döneceğim, eğer davetiye gelmişse giderim” ifadelerini kullandı.

“Aday olmanız için imza toplayanlara kaç imza topladığınızı sorduğunuz, 400 civarında kaldığını öğrendiğinizde de 600’ü bulmaları halinde adaylığı düşüneceğinizi söylediğiniz ileri sürülüyor” şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu, esprili bir dille yanıt verdi: “Az söylemişler. Madem istemişim niye az olsun, şöyle 750-800 olsaydı bari… Az demişler, 800’ü geçseydi…”

Kimsenin açıp kendisine sormadan hakkında yorumda bulunduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, “Herkes aday yapıyor ama ben aday değilim” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, olağanüstü kurultayla ilgili çok büyük bir beklentiye girilmemesi gerektiğini söyledi.

Olağanüstü kurultay kararının “kayyum” ihtimaline karşı alındığını anımsatan Bulut, “Burası baba ocağı, yüzde 5 imzayı bulan herkes aday olabilir” dedi.

Bulut, “Sosyal medya üzerinden doğru olmayan bilgilerin aktarılmasını da aday olmak isteyenlere de ‘vay niye aday oluyorsun’ denmesini de doğru bulmam. Biz her iki duruma göre de hazırlığımızı yapıyoruz” dedi.

Özel dışındaki bir ismin adaylığının CHP’nin birlik ve bütünlüğünü bozmayacağını vurgulayan Bulut, “Ama sosyal medya üzerinden parti içinde kavga varmış gibi göstermek, iktidarın ekmeğine yağ sürer” görüşünü dile getirdi.

Paylaşın

Herkesin Konuştuğu Yedi Dakikalık Egzersiz Nedir?

Günümüzün hızlı yaşam temposunda egzersiz yapmak için zaman bulmak oldukça zor olabilir. İşte yedi dakikalık egzersiz antrenmanı tam da bu noktada devreye giriyor!

Haber Merkezi / Bu, kısa bir sürede maksimum fayda sağlayan yüksek yoğunluklu devre antrenmanı (HICT) rutinidir.

Egzersiz fizyoloğu Chris Jordan tarafından 2013 yılında oluşturulan 7 dakikalık egzersiz, her biri 30 saniye uzunluğunda ve aralarında 10 saniyelik bir mola bulunan, art arda yapılan 12 egzersizden oluşur.

İşte klasik 7 dakikalık egzersizin bir örneği:

Zıplama jack’leri
Duvar oturması
Şınav
Karın mekikleri
Sandalyede basamaklar
Çömelme
Sandalyede triceps dips
Tahta
Yüksek dizler yerinde koşuyor
Hamleler
Dönmeli şınav
Yan planklar

Bu antrenman her fitness seviyesindeki kişiler için tasarlanmıştır. Yeni başlayanların bazı egzersizleri değiştirmesi veya daha uzun molalar vermesi gerekebilirken, ileri düzey kişiler ağırlık veya ek tekrarlar ekleyerek yoğunluğu artırabilir.

“HICT, vücut yağını azaltmaya, insülin duyarlılığını iyileştirmeye ve V˙O2max ve kas zindeliğini geliştirmeye yardımcı olan etkili bir egzersiz yöntemi gibi görünüyor.

Chris Jordan, “Günümüz dünyasının telaşlı temposu bireylerin egzersiz için ayırdıkları zaman miktarını etkilemeye devam ederken, bu tür programlar meşgul bireylerin sağlıklarını iyileştirmelerine ve egzersiz yoluyla stresten kurtulmalarına yardımcı olmak için iyi bir seçenek sunabilir,” diyor.

Nasıl çalışır?

7 dakikalık antrenman, direnç antrenmanını aerobik egzersizlerle birleştiren HICT prensiplerine dayanmaktadır. Bu yaklaşım, hem kas gücünü hem de kardiyovasküler dayanıklılığı aynı anda geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Egzersiz, büyük kas gruplarını minimum dinlenmeyle çalıştırarak kalp atış hızınızı yükseltir ve kalorileri etkili bir şekilde yakar. Araştırmalar, bu tür yüksek yoğunluklu aralıkların, gelişmiş metabolik sağlık ve artan aerobik kapasite dahil olmak üzere önemli sağlık yararlarına yol açabileceğini göstermektedir.

Chris Jordan, “HICT devresindeki egzersizler, karşıt kas gruplarının sonraki egzersiz istasyonlarında dinlenme ve çalışma arasında dönüşümlü olarak çalışmasına izin veren bir sıraya yerleştirilmelidir. Örneğin, bir şınav (üst vücut) istasyonunu bir squat (alt vücut) istasyonu takip eder. Katılımcı şınav çekerken, alt vücut önemli ölçüde kullanılmaz ve bir şekilde iyileşebilir. Bu, alt vücudun squatları doğru form ve teknikle ve yeterli yoğunlukta gerçekleştirmek için yeterli enerjiye sahip olmasını sağlar” diye açıklıyor .

Jordan, “Belirli bir egzersiz kalp atış hızında veya yoğunluk talebinde önemli bir artış yaratıyorsa (genellikle alt vücudu veya tüm vücudu içeren dinamik egzersizler), bir sonraki egzersiz kalp atış hızını veya yoğunluğu hafifçe azaltma işlevi görür. Örneğin, sabit bir plank veya karın mekikleri zıplayan squatları takip edebilir” diye ekliyor.

Bağımsız bir egzersiz planı mı?

Etkili olsa da, bu egzersiz kapsamlı sağlık yararları sağlamak için çeşitli egzersizler ve aktiviteler içeren daha geniş bir fitness rejiminin parçası olmalıdır. Önemli yararlar için, devreyi iki ila üç kez tekrarlamanız ve egzersizi 14 veya 21 dakikaya çıkarmanız önerilir.

Ayrıca, egzersiz yüksek yoğunlukta gerçekleştirilecek şekilde tasarlanmıştır. Yeni başlayanlar veya sağlık sorunları olanlar başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmalı ve fitness seviyelerine uyacak şekilde egzersizleri değiştirmeleri gerekebilir.

Paylaşın

Sanat Tarihinin En Ünlü Beş Otoportresi

Koşan insanlar çizen ilk mağara adamından, eserleriyle yalnızlığı ve yabancılaşmayı gösteren modern, çağdaş sanatçılara kadar, sanat insanların çeşitli mesajlar iletmesine yardımcı olmuştur.

Haber Merkezi / Bu mesaj iletme yöntemlerinden biri de otoportrelerdir. İşte tarihin en ünlü otoportrelerinden beşi:

Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’si

Gelmiş geçmiş en üzücü otoportrelerden biri Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’sidir. Vincent van Gogh, ünlü ressam Paul Gauguin ile kavga ettikten sonra kendi kulağının bir kısmını kestikten sonra resmetmiştir.

Vincent van Gogh kendisini kürk astarlı bir palto ve yaralı kulağını kapatan bir bandajla gösterir. Yüzü oldukça solgun ve sarı görünür, gözlerinin arasında bir gerginlik hissi vardır.

Frida Kahlo’nun ‘Kısa Saçlı Otoportre’si

Frida Kahlo’nun ‘Kırpılmış Saçlı Otoportre’si, isyan ve özgür düşler haykıran bir otoportredir. Bu otoportre, kendisiyle son derece sorunlu bir ilişkisi olan Diego Rivera’dan boşandıktan sonra yapılmıştır.

Frida, resimde kendini büyük bir erkek takım elbisesiyle, elinde bir makasla ve uzun saçlarını yere sererek çizer ve insanlara isyanının ve değişiminin, ayrıntılı uzun saç kimliğini elinden alarak nasıl başladığını gösterir.

Claude Monet’nin ‘Bereli Otoportre’si

Monet’nin yaratımları klasik ve ikoniktir ve otoportresi de buna uygundur: Yumuşak renkler, gevşek fırça darbeleri ve belirgin bir ifade.

Monet resimde kendini açık mavi bir arka plana resmeder, kıyafetleri arkadaki açık renkle kontrast oluşturur. Gözleriyle izleyicinin arkasına bakıyormuş gibi görünür, sanki kendisinin yarattığı yaratımı görmeye kimin geldiğini görür gibi.

Gustave Courbet’in ‘Çaresiz Adam’ı

En ikonik ve etkileyici otoportrelerden biri de Gustave Courbet’nin ‘Çaresiz Adam’ıdır. Courbet kendini genç bir adam olarak resmeder, gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmış ve elleri başının üstündedir. Bu çekimde o kadar çok ham duygu ve yoğunluk vardır ki insanlar durup tepkiyi neyin tetiklemiş olabileceğini düşünürler.

Gustave Courbet’yi geniş, dehşete kapılmış gözleri ve saçlarını kavrayan elleriyle oldukça yakışıklı bir genç adam olarak gösterir.

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri yalnızca bir otoportre değil, aynı zamanda sanatçının olağanüstü yeteneklerinin de kanıtıdır.

Gentileschi resimde kendini, elini tuvale hafifçe yerleştirmiş ve gözleri fırça darbelerinin istediği gibi olup olmadığını analiz ederken gösteriyor.

Paylaşın

E-sigaralar Neden Zararlıdır?

E-sigaralar, buharlaştırıcılar veya elektronik sigaralar, kullanıcıların soluduğu bir aerosole özel bir sıvıyı ısıtmak için bir pil kullanır. E-sigarada kullanılan sıvı genellikle nikotin içerir.

Haber Merkezi / E-sigaralarda kullanılan tütün, propilen glikol, kanserojenler akrolein, diasetil, nikel, kalay, kurşun, kadmiyum, benzen ve daha fazlası gibi ağır metaller içerir.

E-sigaralar, bazı uyuşturucu maddeleri iletmek için de kullanılsalar da, genellikle bağımlılık yapan nikotin içerir. Nikotin, hem kısa vadeli hem de uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Nikotin, 25 yaşına kadar devam eden beyin gelişimine zarar verebilir.

E-sigaralar, nikotin veya başka bir tat ve kimyasal içeren bir sıvıyı ısıtarak, kullanıcının akciğerlerine çektiği aerosolü üretir.

Aerosoller nikotin, kansere neden olan kimyasallar, nikel, kalay, kurşun gibi ağır metaller, uçucu organik bileşikler (VOC) ve ciddi akciğer hastalıklarıyla bağlantılı bir kimyasal olan diasetil gibi tatlandırıcılar içerir.

Ocak 2018’de, 800 farklı araştırmanın incelenmesine dayanan bir araştırma yayınladı. Araştırmada, e-sigara tüketen gençlerin öksürük ve hırıltı riskinin arttığına ve astım alevlenmelerinde artışa dair orta düzeyde kanıt bulunduğu belirtildi.

Başka bir araştırmada ise, e-sigaralardaki iki temel bileşenin, propilen glikol ve bitkisel gliserinin, hücreler için toksik olduğunu ortaya koydu.

E-sigaralar ayrıca, akciğer hasarına ve KOAH’a neden olabilen yabani otları öldürmek için kullanılan bir herbisit olan akrolein içerirler.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye İle İş Birliğini Gözden Geçirme Kararı

Avrupa Birliği (AB) sözcüsü Markus Lammert, “Son dönemde yaşanan endişe verici gelişmeler nedeniyle, Türkiye ile olan ilişkilerimizi dikkatli bir şekilde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor” dedi.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, seçilmiş belediye başkanlarının yaygın bir şekilde görevden alınmasını da içeren “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ardından Türkiye’ye bir inceleme heyeti göndermeye hazırlanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 23 Mart’ta tutuklanmasının ardından Türkiye’deki durum uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti.

Avrupa Birliği (AB) sözcüsü Markus Lammert, “Son dönemde yaşanan endişe verici gelişmeler nedeniyle, Türkiye ile olan ilişkilerimizi dikkatli bir şekilde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı. Ancak Lammert, Türkiye’nin stratejik açıdan önemli bir ortak olmaya devam ettiğini de vurguladı.

AB yetkilisi Lammert, “Türkiye’yi Avrupa değerlerine bağlı görmek istiyoruz” dedi ve “Hukukun üstünlüğü ile ilgili endişelerimizi dile getirmeye devam edeceğiz” diye ekledi.

Öte yandan Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, seçilmiş belediye başkanlarının yaygın bir şekilde görevden alınmasını da içeren “demokratik gerileme” olarak nitelendirdiği durumun ardından Türkiye’ye bir inceleme heyeti göndermeye hazırlanıyor.

Avrupa Konseyi, 2016’dan bu yana görevden alınan ve yerlerine genellikle hükümet tarafından belirlenen kayyumların atandığı, çoğu muhalefet partilerinden 150’ye yakın seçilmiş belediye başkanıyla ilgili olarak geçen hafta acil bir oturum düzenledi.

Kongre Başkanı Marc Cools, İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin olarak, “Adaletle hiçbir ilgisi yok, her şey siyasetle ilgili,” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı Türkiye genelinde yüzbinlerce kişi haftalardır protesto gösterileri düzenlerken, AB, Ankara ile ilişkilerinde dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Bir yandan Avrupa devletleri Türkiye’den demokratik değerlere uyum sağlamasını talep ederken, diğer yandan ekonomik bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor.

Perşembe günü, 6 yıl aradan sonra Brüksel ve Ankara arasında üst düzey ekonomi görüşmeleri gerçekleştirilecek. Bu toplantıya, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de katılması bekleniyor.

Ancak bu görüşmeler, Türkiye’deki son gelişmelerin gölgesinde gerçekleşecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Merkür’ün Nasıl Oluştuğu Gizemi Çözülmüş Olabilir

Güneş sisteminin en küçük ve en içteki gezegeni olan Merkür, ilk bakışta Dünya’nın uydusu Ay’a çok benziyor, ancak kendine özgü jeolojisi ve oluşum tarihi var.

Haber Merkezi / Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre; Merkür, benzer büyüklükteki iki dev kayalık gövdenin çarpışmasından birkaç milyar yıl sonra oluştu.

Bilim insanları uzun zamandır Merkür’ün nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyorlar. Brezilya, Almanya ve Fransa’daki bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma bu soruya ışık tuttu.

Brezilya’daki Ulusal Gözlemevi’nden Patrick Franco, benzer büyüklükteki iki kayalık cismin Merkür’e benzer bir gezegen oluşturup oluşturamayacağını araştıran yeni bir araştırmaaya öncülük etti.

Araştırmada, Dünya’nın kütlesinin sadece yüzde 10’undan biraz fazla kütleye sahip bir ana gövde, Proto Merkür ve yüzde 30 demir bileşimi kullandılar.

Bilim insanları, simülasyonlarda çeşitli miktarlarda demir içeren çeşitli boyutlardaki ikincil gövdelerle deneyler gerçekleştirdiler.

Bilim insanları ayrıca, iki gövde arasındaki çarpma hızlarını, karşılıklı kaçış hızının 2,8 ila 3,8 katı arasında değiştirdiler. Kaçış hızı, bir cismin birincil gövdenin yörüngesinden kaçması veya onunla temas etmesi için gereken minimum hızdır.

Bilim insanları, bu parametreler dahilinde, milyarlarca yıl önce erken Güneş Sistemi’nde meydana gelebilecek çarpışma senaryoları üzerinde deneyler gerçekleştirdiler.

Sonunda Merkür’ün benzer büyüklükteki kayalık bir cismi çarpıp kaçma çarpışmasında sıyırıp geçtiği ve bunun da dış malzemesinin çoğunu kaybetmesine yol açtığı bir düzenek keşfettiler.

Bu simülasyonda, Merkür’ün kütlesine yüzde 5’lik bir farkla uyan ve yüzde 65 – 75 demirden oluşan bir çekirdek bırakan, Merkür’ün şu anki yüzde 70 değerine uyan bir gezegen oluşturdu.

Bilim insanları, bunun, böyle bir çarpışmanın bugün bildiğimiz gezegeni oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt olduğunu belirttiler.

Sonuç olarak araştırma, Merkür’ün benzer büyüklükteki iki dev kayalık cismin çarpışması sonucu oluştuğunu söylüyor.

Paylaşın

“Boykot” Çağrısı İçin Kim Ne Dedi?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı boykot çağrısı, üniversite öğrencilerinin çağrısıyla yeni bir boyut kazandı.

Haber Merkezi / Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin bir bölümü üniversite öğrencilerinin boykot çağrısına destek verirken, iktidar ve iş dünyasından boykot çağrısına sert tepkiler geldi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, üniversite öğrencilerinin 2 Nisan’da tüketim yapmama yönündeki sosyal medya çağrılarına destek vereceğini açıkladı.

Özel, 1 Nisan akşamı yaptığı paylaşımda “Öğrencilere, annelere, babalara, kardeşlere yapılan bu zulme karşı gençlerin başlattığı tüketim boykotunu gönülden destekliyorum. Herkesi bu boykota katılarak tüketimden gelen güçlerini kullanmaya davet ediyorum” dedi.

Boykot çağrılarına tepki gösteren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise ilk çağrıyı yapan Özgür Özel’i hedef aldı. Çelik, sosyal medya paylaşımında “Özgür Özel’in Türkiye’nin kazanımlarına zarar vermek için yürüttüğü faaliyet sadece kendisine zarar verecektir. Vatandaşlarımız bu sahte siyaseti ve saldırgan siyasetçileri boykot edecektir” ifadelerini kullandı.

Özel’in geldiği noktanın siyasi muhalefet değil Türkiye’yi topyekun tehdit etmek olduğunu savunan Çelik, “CHP’nin tüm dinamiklerini esir alarak kurultayda kendi genel başkanlığını korumak için toplumsal ve ekonomik hayatı hedef almaktadır. Özgür Özel’in yeteneksiz siyasi performansı, siyasi tarihimizdeki en büyük ‘siyasi fanatizm’ ve ‘sosyal bölücülük’ olarak kayda geçmiştir” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Yerlikaya, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi de ‘boykot’ diyorlar. Peki kim, kimi boykot edecek? Milletimiz; kendi esnafını, çiftçisini, yerli ve milli ürünlerini, üreticilerini, öz sanayisini boykot edecek, öyle mi? ‘Demokratik hak’ kalkanı gölgesinde istenen bu mu? Unutulmasın ki, bu çağrı ekonomik bağımsızlığımıza yönelik bir sabotajdır.

Bu boykot çağrısı, binlerce insanın ekmeğiyle oynamak demektir! Bu çağrı milli ekonomimize suikasttır! Kendi insanımızın ekmeğini küçültmektir. Ekonomimize bir darbe girişimidir! Oysa biz ‘Boykotla değil, üretimle büyürüz!'”

Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Boykot çağrısı yapanlara karşı ticaretinde maddi kaybı olanların tazminat davası açabileceğini” söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’dan da, “Sokak ve boykot çağrıları ile toplumsal huzuru ve ekonomik istikrarı hedef alan bir muhalefet kaybetmeye mahkumdur” açıklaması geldi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise, “İstihdam oluşturan girişimcilerimizin ve sanayicilerimizin ekmeğiyle, helal kazancıyla oynamaya çalışanlar asla amacına ulaşamayacaktır” ifadesini kullandı.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Üreten, istihdam sağlayan, yatırım yapan şirketlerin hedef haline getirilmesi ve boykot yanlış. Şirketlerimiz siyasi tartışmaların dışında tutulmalı” dedi.

Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, “Süreci bu boyuta çekmek, ülke ekonomisini hedef almak bir duruş değil aksine akıl tutulmasıdır” dedi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bu ekonomik zorlukta müşterisine hizmet etmeye çalışan esnaf ve sanatkara destek olunması gerektiğini” söylerken “ticaret durdurulmamalı” çağrısı yaptı.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Türkiye’nin yerli ve bağımsız ekonomisinin ürünü ve istihdam kaynağı olan şirketlerine saldırılamaz” dedi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı, boykot çağrılarının “Yerli ve milli sermayeyi zayıflatmaya ve küresel sermayeye alan açmaya yönelik açık bir girişim” olduğunu savundu.

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “Ülkemizde ticari hayatı sekteye uğratacak, üretim hayatında olumsuz sonuçlar doğuracak çağrılar konusunda dikkatli ve duyarlı olunmalıdır” dedi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ise boykota destek açıklaması yaptı.

RTÜK Başkanı Şahin’den medyaya “boykot” uyarısı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, sosyal medya hesabı üzerinden ekonomik boykot çağrısı hakkında paylaşım yaptı. Ebubekir Şahin, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Millî ekonomiyi hedef alan boykot çağrılarıyla, Türkiye’nin değerleri ve kazanımları sarsılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu büyük millet; kendi emeğine, üretimine ve değerlerine sahip çıkmaya devam edecektir. Toplumda itibar kaybeden bazı çevrelerin, manipülatif söylemlerle birlik ve beraberliğimizi zedeleme çabaları asla amacına ulaşamayacaktır.

Millî ve manevi hassasiyetlere saygılı yayıncılığı teşvik etmeye devam edecek, ülkemizin güçlü medya yapısını koruma kararlılığımızı sürdüreceğiz. Boykot çağrısında bulunan, boykota destek veren kanallar ve yayınlar izleme değerlendirme uzmanlarımızca takip edilmekte olup, gereği yapılacaktır. Milletimizin ortak değerlerine zarar vermek isteyenler, her zaman kaybetmeye mahkûmdur.”

Soruşturma başlatıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk olarak öğrencilerin başlattığı 2 Nisan Çarşamba gününe yönelik ekonomik boykot kampanyası hakkında Salı günü akşam saatlerinde soruşturma açıldığını duyurdu.

Yazılı açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya yayın organlarında halkın bir kesiminin ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemeye yönelik, kamuoyunda ‘boykot’ çağrıları olarak bilinen ayrıştırıcı söylemler ve bu söylemleri yayan şahıslara yönelik re’sen ‘nefret ve ayrımcılık’ ile ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlarından soruşturma başlattı” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın