Kemiklerinizi Doğal Yollarla Nasıl Güçlü Tutabilirsiniz?

Yaş aldıkça kemikleriniz zayıflayabilir. Bu da, kemiklerinizi ince ve kırılmaya daha yatkın hale getiren bir durum olan osteoporoz (kemik erimesi) gibi sorunlara yol açabilir.

Haber Merkezi / Neyse ki, her yaşta kemiklerinizi güçlü tutmanın basit ve doğal yolları vardır. Gençliğinizi çoktan geride bırakmış olsanız bile, kemiklerinizi korumak ve gelecekteki sorunları önlemek için bazı adımlar atabilirsiniz.

İşte kemiklerinizi doğal yollarla güçlü tutmanız için ipuçları:

Beslenme:

Kemiklerin ana yapı taşı kalsiyum ve kollajen proteinidir, ancak diğer vitamin ve mineraller de kemik sağlığı için kritik öneme sahiptir.

Süt ve süt ürünleri: Yoğurt, peynir, kefir (A2 sütü gibi alternatifler de kullanılabilir).
Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, kale, brokoli, roka.
Kuruyemiş ve tohumlar: Badem, chia tohumu, susam.
Balık: Somon, sardalya (özellikle kılçığıyla yenirse).
Baklagiller: Nohut, mercimek, kuru fasulye.

D Vitamini:

Güneş ışığı: Günde 15-30 dakika güneş ışığına maruz kalmak (cilt tipi ve coğrafi konuma bağlı).
Gıdalar: Yağlı balıklar (somon, uskumru), yumurta sarısı, zenginleştirilmiş süt veya tahıllar.
Takviyeler: Gerekirse doktor kontrolünde D vitamini takviyesi alınabilir (özellikle kış aylarında veya güneş ışığı azsa).

Magnezyum ve diğer mineraller: Magnezyum, kemik mineralizasyonu için önemlidir, çinko ve fosfor da kemik sağlığını destekler.

K Vitamini: K vitamini, kemik proteinlerinin oluşumuna yardımcı olur.

Protein dengesi: Kemiklerin kollajen yapısı için yeterli protein gereklidir. Ancak aşırı protein alımı kalsiyum kaybına neden olabilir. Dengeli bir diyetle et, balık, yumurta, baklagiller veya tofu gibi kaynaklardan protein alın.

Fiziksel aktivite:

Yürüyüş, koşu, hiking, dans veya ip atlama gibi aktiviteler kemiklere yük bindirerek güçlenmesini sağlar. Haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu aerobik aktivite önerilir.

Ağırlık kaldırma, direnç bantlarıyla çalışma veya vücut ağırlığıyla yapılan egzersizler (şınav, plank, squat) kemik ve kas sağlığını destekler. Haftada 2-3 gün kas güçlendirme egzersizi idealdir.

Yoga, pilates veya tai chi, düşme riskini azaltarak kırıklara karşı koruma sağlar. Özellikle yaşlı bireylerde denge önemlidir.

Zararlı alışkanlıklardan kaçınma:

Sigarayı bırakın: Sigara, kemik yoğunluğunu azaltır ve kırık riskini artırır.

Alkolü sınırlayın: Aşırı alkol, kemik yapımını engeller. Günde 1-2 kadehten fazla tüketmekten kaçının.

Kafeini dengede tutun: Aşırı kafein kalsiyum emilimini azaltabilir. Günde 2-3 fincan kahve veya çay genellikle sorun yaratmaz, ancak kalsiyum alımına dikkat edin.

Şekerli ve işlenmiş gıdaları azaltın: Yüksek şekerli diyetler, kemik sağlığını dolaylı olarak olumsuz etkileyebilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri:

Yeterli uyku: Kemik yenilenmesi için uyku önemlidir. Günde 7-9 saat kaliteli uyku hedefleyin.

Stresi yönetin: Kronik stres, kortizol seviyelerini artırarak kemik kaybına yol açabilir. Meditasyon, nefes egzersizleri veya doğa yürüyüşleri stresle başa çıkmada yardımcı olabilir.

Kilo kontrolü: Çok düşük kilo, kemik yoğunluğunu azaltabilir; aşırı kilo ise eklemlere fazla yük bindirir. Sağlıklı bir BMI aralığında kalmaya çalışın.

Paylaşın

Devlet Bahçeli, Erken Seçime Kapıyı Kapattı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, erken seçim tartışmalarına ilişkin, “Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın “terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı yeni çözüm sürecine ilişkin de değerlendirmede bulunan Devlet Bahçeli, “Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir. Bu iş daha fazla uzamamalıdır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Doğru, dengeli, derinlikli ve objektif sonuçlar çıkarıldıktan sonra, bununla birlikte ihtiyaç duyulan derslerin alınması kaydıyla devamlı yanan tarih meşalesi hem önümüzü aydınlatacak hem de ufuk ötesine ışıklar salacaktır. Geçmişini bilmeyen, daha acıklısı, geçmişine dudak bükmüş ve yüz çevirmiş toplum veya milletlerin geleceğin kilitli kapılarını aralaması, tarih mizanında hayat ve varlık iddiasında bulunması akla ziyan bir beklentidir.

Akan hayatın omurgasından yakalayabilmek, devamlı farklı renklere, şekillere ve kisvelere bürünen hadiselerin içyüzünü görebilmek evvelemirde sağlam ve sağduyulu bir tarih şuuruyla mümkündür.

Bu şuur geçmişle geleceği munzam ve muntazam bir kader köprüsüyle birleştirmektedir. Türk siyasetinin en mühim ve mütemadi sorunu şuursuz heyecanın yol açtığı çılgınlık hali ve bunun sonucunda beliren yılgınlık hamulesidir. Bir güne sıkışıp kalan, gündelik olayların peşine takılan, rövanşist takıntılara hapsolan bir siyasetin elbette misyonu yoktur, vizyonu ise hepten koftur.

Gerek Türk siyaseti gerekse de dünya siyaseti maalesef kurak bir dönemdedir. Buna bağlı olarak sorun çözme kültürünün yeşerip kök salması zaman almakta, bir diğer ifadeyle önyargıların kırılmasını, psikolojik zorlukların aşılmasını, ekonomi-politik tıkanmaların açılmasını gerektirmektedir.

Elitist çevrelerin direnişine, vesayetçi kesimlerin engellemesine; istismarcı, inkarcı ve yasakçı anlayışların karşı çıkışlarına rağmen Türkiye kronik sorunlarından kurtulma iradesini kararlılıkla göstermektedir.

Terörsüz Türkiye hedefinin icra ve icmali bu kararlılığın yeni yüzyıldaki nişanesidir. Türk milleti bahse konu hedefe yediden yetmişe sahip çıkmıştır. Muazzam bir ortak akıl devredeyken demokrasi dışı arayışlara özenmek, suyu bulandırmaya çalışmak, korku yaymak, şüpheleri artırmak milli iradeye hakarettir.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye barış, huzur ve kardeşlik rüzgarları esmeye başlamışken, bu havayı bozmanın pususuna yatmak hıyanete kadar ulaşacak yanlıştır. Bölgesel tansiyonun tırmandığı, küresel siyasi ve ekonomik karmaşanın şiddetli fırtınayı andırdığı bir zaman aralığında; hiçbir dış baskı, dayatma ve tazyik olmadan, devlet-millet dayanışmasıyla husule gelen terörsüz Türkiye gayesine adım adım ulaşma gayreti son bir asrın mucizevi atılımıdır.

Türk ile Kürt arasına nifak tohumları saçmak için on yıllardır müsait ortam ve durum kollayan iç ve dış odakların uykuları kaçmakta, rahatsızlıkları her hallerine sirayet etmektedir.

Türk milleti varlığına, birliğine ve bin yıllık kardeşliğine emsali görülmemiş ölçüde düşkündür ve nitekim süte leke düşürmeme emelindedir. Su akacak yatağını bulacaktır. Dalgalanan deniz sonunda durulacaktır. Kül yeniden ateş almayacak, alamayacaktır.

İyi niyetli, adil, azimli, anlayışlı, müşfik, hoşgörülü, sabırlı ve umutlu diyalog ve işbirliği marifetinin refakatinde; aracısız, aralıksız, bagajsız, pazarlıksız ve gizli gündemsiz temas ve iletişimin rehberliğinde hayırlı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Kaldı ki samimi arzum ve inancım budur. Yakın vadede silahlar gömülüp kucaklayıcı ve demokratik siyasetin perdesi hiç kapanmamak üzere açılacaktır. Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir.

Kanlı ve kanunsuz silahlara veda insanlık değerlerine vefadır. Bu iş daha fazla uzamamalıdır. Demir tavında dövülmelidir. Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi hususunda müjdeli haberleri sırasıyla almak, Cumhuriyet’in yeni yüzyılında milli imkan ve kaynaklarımızı sosyal ve ekonomik kalkınmaya çevirmek, ülkemizi baştan ayağa reformlarla sarmak, yatırım seferberliğiyle donatmak, muasır medeniyetlerin üzerine sıçratacak hamleleri el birliğiyle yapmak temel ve öncelikli görevimizdir.

Cumhur İttifakı bu görevi harfiyen yerine getirmeye inançlı, istekli, iradeli, dahası kabiliyetli ve yeterlidir. Allah’tan niyazım, terörsüz Türkiye hedefine samimiyetle hizmet eden DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’in bir an evvel sağlığına kavuşması ve şifa bulmasıdır.

DEM Parti’nin Türkiye partisi olması istikametinde açık tavrı ve yapıcı tutumu iyi bilinen isimlerden birisi olarak sivrilen Sayın Önder’in mesaisine dönmesi temennimdir. Türkiye prangalarından, kara propaganda aparatlarından kurtulacaktır.

CHP Genel Başkanı’nın ülkemize karşı tereddütsüz hayata geçirdiği hücum ve husumet siyasetine rağmen bu kurtuluş gerçekleşecektir. CHP’nin muhalefeti Türkiye’yi zora sokmak üzerine planlan müfrit ve müfsit bir muhalefettir. CHP’nin muhalefeti vatanı ve devleti düşürmek maksadına matuf karanlık bir siyasettir. Demokrasi ve hukuk güvenliğimiz tehdit altındadır.

Lise ve üniversite öğrencilerimizin arkasına saklanıp sokakları kışkırtan, utanmadan rızkı ve nimeti boykot eden, daha doğrusu milli ekonomiyi ve milli kurumları düşmanca hedef alanlar esasında Türkiye için bariz bir tehdit haline dönüşmüştür.

CHP Genel Başkanı’nın ‘savaş ilan ederim’ açıklaması ise sakat bir mantık, basiretsiz ve hatta skandal bir hezeyandır. Kime savaş ilan edeceği, bu savaşı kiminle yapacağı, ne için savaşacağı, silah ve militan açığını nasıl takviye edeceği muamma, muallak ve muğlaktır.

Özgür Özel’e diyorum ki, dilemeyiz ama, şartlar başka tercih yapmamızı imkansızlaştırırsa ve ısrarla savaş ilanı için muhatap arayacaksan biz buradayız, nasıl savaşılır, nasıl mücadele edilir, savaş ilanının vahim sonuçları nasıl olur, bihakkın bunu ispat edecek kudret ve kırattayız.

Her şeyden önce CHP’nin, hukukun üstünlüğüne, gündemdeki yargı sürecine saygı duyması lazımdır. Sipariş kalabalıklar önünde bağırıp çağırmak, kel başa şimşir tarak misali, kasket giyip çakma ve kiralık traktör sürmek bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerine asla tesir edemeyecektir.

“Özgür Özel,  kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir”

Özgür Özel dingili kırmış, uçuruma savrulmuştur. Kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir. Bunlardan daha dikkat çekeni ise iradesini ve siyasetinin kontrolünü Türkiye muarızı çevrelerin eline ve keyfine korkak şekilde terk etmiştir.

Özellikle TBMM Genel Kurulu’nun 16 Nisan 2025 tarihli 77’inci Birleşiminin açılmasından sonra CHP’li Meclis Başkanvekili ile CHP’li Katip Üyenin daha önceden yapılan bir tertip ve eylem planını tatbik ederek hukuksuz, kanunsuz ve korsan iş ve işlemleri 105 yıllık maziyi kucaklayıp bugüne gelen Gazi Meclisi’mize karşı çok büyük haksızlık, hayasızlık ve siyasi ahlaksızlıktır.

Hakkında verilen kesinleşmiş hapis cezası bilinen Can Atalay’la ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kararının hüküm kısmını okutan CHP zihniyeti teamülleri ve İç Tüzüğü açıkça çiğnemiştir. Tekraren ifade etmek isterim ki, CHP’li Meclis Başkanvekili ve CHP’li Katip Üye derhal istifa etmelidir.

Bir başka tedbir olarak, bu yasama yılının sonuna kadar TBMM Başkanı, CHP’li Meclis Başkanvekiline Genel Kurulu yönetme ruhsat ve izni vermekten imtina etmelidir. Konunun bir mahkum hakkındaki kararı gayri meşru ve gayri ahlaki şekilde okutulmasından daha farklı boyutları vardır.

TBMM böylesi bir yetki ihlaline ve sorumluluk aşımına tesadüf etmemiştir. Can Atalay ile ilgili okutulan metin, bununla mündemiç doğurması ümit edilen hukuksal sonuç mutlak butlanla batıldır. Bir siyaset eskisinin böylesi alacakaranlık zamanlarda abuk sabuk konuşması da potansiyel hazımsızlığını sürekli deşifre etmektedir.

Gazi Meclisi’mizin 105’inci yıl dönümünde vaki rezalet milli iradeye ağır saldırı ve suikasttır. Bugün Can Atalay kararını kaçak-göçek ve fırsatçılıkla okutanlar, yarın Türkiye’nin aleyhine bir başka muhtemel tasarruf ve teklifi oldubittiye getirerek gündeme taşıyabilecektir. CHP artık tehlikeli bir siyasi odaktır.

Milli güvenliğimiz ve demokrasi hayatımız adına zehirli bir siyasi organdır. İlk Meclis’in hatıraları CHP’de buharlaşmıştır. Milli Mücadele yılları silinip atılmıştır. Kuvayı Milliye geleneği silindir gibi ezilmiştir. Çok daha üzücü olanı ise Aziz Atatürk’ün anılarının çiğnenmiş olmasıdır.

CHP milli egemenliğe karşı gelmiştir. Bilindiği üzere, 23 Nisan 1920’de demokrasi ve millet egemenliği tarihsel sahnesine tam olarak çıkmıştır. Demokrasi ve millet egemenliği ancak bu değerlere hürmet ve riayet etmesini bilen milletin ahlaklı temsilcileri vasıtasıyla anlam ve kalıcılığını bulacaktır. Dünyanın o zamanki siyasi ve toplumsal ikliminde Meclisimiz taşıdığı eşsiz özellikleriyle hem insanlık için örnek, hem de Türk tarihi açısından ibret, ilham ve ihtiram vesikasıdır.

Unutmayalım ki, hakimiyet havzalarımızdan birer birer çekildiğimiz ıstırap dolu tablo içinde, Türk milletinin o dönemdeki en son, en etkili hamlesinin adı Büyük Millet Meclisi’dir. Nihayetinde TBMM; Türk milliyetçiliğinin, millet ve vatan sevdasının millet iradesiyle buluşması, ayrılmamak üzere birleşmesidir.

23 Nisan 1920’nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur.

19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde,

İsli gaz lambalarının ışığında kaleme alınan kararlarda,

Ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda,

Heyecanla toplanılan kongre salonlarında,

Asker götüren katarların loş vagonlarında,

Mermi taşıyan kağnıların gıcırtılı tekerleklerinde, gaile dolu teknelerinde,

Mekteplerden getirilen ve uykusuz gecelerle geçen sıralarda,

Nihai olarak şehadetlerle dolu vatan topraklarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni canlı bir şekilde görmek, anlamak, tanımak mümkündür, her vicdan sahibi için de şeref konusudur.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle TBMM daha da etkinlik kazanmış, asıl fonksiyonuna tam olarak kavuşmuş, denge ve denetleme vasfı tescillenmiştir.

İlaveten kuvvetler ayrımı netleşmiş, kesinleşmiştir.

TBMM, Türk milletinin alın teri, göz nuru, cepheden cepheye verdiği kurtuluş mücadelesinin ilelebet yaşayacak iradesinin mümtaz bir tecelligahıdır. Gazi Meclis, CHP’ye ve müfteri koalisyonunun tahriklerine takılmadan, daha güçlü, gerçek işlev ve tarihi mirasına daha da sahip bir mevkie erişmiştir.

Büyük Millet Meclisinin açılması, aziz milletimizin varlığına ve bekasına yönelmiş dayatmalar karşısında neleri göze alıp, neleri başarabileceğinin de imrenilecek bir numunesini teşkil etmiştir. Gerek Büyük Millet Meclisi’nin açılış şartları, gerekse sonradan yaşanan siyasi, sosyal gelişmelerin tamamı; milletimizi küçümseyen, onuruna ve mukaddesatına el ve dil uzatmaya yeltenen, gücünü sınamaya kalkışan mihrakları nasıl bir akıbetin beklediğini anlamaları açısından da tarihi ihtar belgesi olmuştur.

Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan benzer tehditlerin doğru anlaşılması bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum. En karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni maceralarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları bu açıdan boş bir gayret olacaktır.

TBMM görevinin başındadır, açıktır, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalpgahı, Türk milletinin ta kendisidir. Erken seçim yalan ve yaygarasıyla partimizi tartışmaya yeltenen, küçücük akıllarıyla niyet okuyuculuğuna teşebbüs eden çürüklerin hevesleri boşunadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir.

23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus’taki Taş Bina’da milli iradenin teşekkülüyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmış, Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle, yüreklerden kopan dileklerle İlk Meclis tarih sahnesindeki muhkem yerini almıştı.

TBMM’nin 105’inci yıldönümünde muhterem milletvekillerinin verecekleri her kararda mensubu oldukları “Gazi Meclis”in tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket etmeleri vatan ve mukaddesat borcudur.

Bu Meclis’te meşru her görüş demokratik sınırlar çerçevesinde tıpkı 1920’li yıllarda olduğu gibi özgürce seslendirilmelidir. TBMM, Türk milletinin irade ve egemenliğinin temsil kurumudur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin önünde ve üstünde bir güç yoktur. Dün yedi düvele meydan okuyan, en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis’te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur.

Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir. Cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan TBMM, nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse, pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir.

Bu kutlu günün çocuklarımıza armağan edilmesinin en önemli nedeni ve gerekçesi de bize kalırsa budur. Milletimiz, bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla bakmaya devam edecektir. Bu vesileyle sevgili çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.

Gerçek ve kalıcı barış, huzur, mutluluk ve kardeşlik diliyorum. Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda, varlığını feda ederek huzur içinde yatan meçhul kahramanların muhterem hatıralarını minnetle yâd ediyorum

Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman nesilleri, aziz şehitlerimizi, bu kutlu Meclis’i emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ilk Meclis’in muhterem üyelerini, ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle anıyorum.

Bu düşüncelerle Gazi Meclisimizin 105’inci açılış yıldönümünü iftihar duygularımla kutluyor, aziz milletime esenlikler ve selamet dolu yıllar diliyorum.”

Paylaşın

A2 Sütü Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Muhtemelen biliyorsunuzdur, inek sütü (çoğunlukla A1 sütü) bazı durumlarda sindirim rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Bu rahatsızlığın, A1 beta – kazein adlı proteinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Haber Merkezi / A1 ve A2 sütü arasındaki fark , sütün ana proteinlerinden biri olan beta – kazein proteininin bileşiminden kaynaklanmaktadır. A1 ve A2 süt tanımlaması, A1 beta-kazein ve A2 beta-kazein, gelmektedir.

Bazı araştırmalar, A2 sütünün sindirim sistemi üzerinde daha az olumsuz etkiye sahip olabileceğini ve özellikle süt hassasiyeti olan bireylerde daha iyi tolere edilebileceğini göstermiştir.

Örneğin, 2017 yılında yapılan bir araştırma, A2 sütü tüketen bireylerin, A1 sütü tüketenlere kıyasla daha az sindirim rahatsızlığı yaşadığını bildirmiştir.

Bazı araştırmacılar, A1 ve A2 süt arasındaki farkların abartıldığını ve BCM-7’nin (Beta-Kasomorfin-7) insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince kanıtlanmadığını savunmaktadır.

Bazı araştırmalar, BCM-7’nin sindirim sistemi rahatsızlıklarına (şişkinlik, gaz, karın ağrısı) ve hatta inflamatuar yanıtlara neden olabileceğini öne sürmektedir. A2 beta-kazein ise bu peptiti üretmez, bu nedenle A2 sütü bazı kişilerde daha az sindirim rahatsızlığına yol açabilir.

A2 sütünün besin içeriği (protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından) normal sütle aynıdır.

A2 sütü, normal süt gibi tüketilebilir, yemeklerde, kahvede, tatlılarda veya yoğurt yapımında kullanılabilir. Lezzet ve doku açısından normal sütten bir farkı yoktur.

A2 sütü, özellikle süt tüketiminden sonra sindirim rahatsızlığı yaşayan, ancak laktoz intoleransı tanısı konmamış bireyler arasında tercih edilmektedir.

Ayrıca A2 sütü, sağlıklı yaşam trendlerini takip eden tüketiciler arasında da ilgi görmektedir.

Paylaşın

Türkiye Kupası: Galatasaray Adını Finale Yazdırdı

Türkiye Kupası yarı final maçında Galatasaray ile Konyaspor, Konya Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 5-1 galip ayrılan Galatasaray, adını finale yazdırdı.

Haber Merkezi / Hakem Ali Yılmaz’ın yönettiği karşılaşmada Galatasaray’ın gollerini 26. dakikada Victor Osimhen, 42. dakikada Lucas Torreira, 47 ve 55. dakikalarda Roland Sallai ve 90+1. dakikada Yusuf Demir, Konyaspor’un tek golünü ise 53. dakikada Pedrinho kaydetti.

Galatasaray, finalde Trabzonspor – Göztepe maçının galibiyle karşılaşacak.

26. dakikada Dries Mertens’in sağ kanattan ortasında Victor Osimhen’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 0-1.

42. dakikada Roland Sallai’nin sağ kanattan ortasında Victor Osimhen’in kafa vuruşunda kaleci Deniz Ertaş’tan dönen topu Lucas Torrreira ağlara gönderdi. 0-2.

46. dakikada Osimhen pasını ceza alanı önünde bekleyen Sallai’ye aktardı. Sallai’nin kaleye gönderdiği şutta meşin yuvarlak ağlara gitti. 0-3

53. dakikada Yusuf Erdoğan’ın sağ kanattan ceza alanı içerisine gönderdiği pasta penaltı noktası üzerinde Pedrinho’nun şutunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-3

55. dakikada Mertens ceza alanı ön çizgisine gönderdiği pasta topla buluşan Sallai, kalecinin soluna gönderdiği şutta golü buldu. 1-4

90+1. dakikada Mertens’in ceza alanı içinde pasını Yusuf Demir’e aktardı. Yusuf’un kaleye gönderdiği şutta meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-5

Stat: Konya

Hakemler: Ali Yılmaz, Bersan Duran, Bilal Gölen

Konyaspor: Deniz Ertaş, Boranijasevic (Prip dk. 46), Uğurcan Yazğılı, Adil Demirbağ, Guilherme, Jevtovic (Aleksic dk. 61), Ndao, Melih İbrahimoğlu, Oğulcan Ülgün (Pedrinho dk. 46), Yusuf Erdoğan (Melih Bostan dk. 81), Kramer (Umut Nayir dk. 72)

Galatasaray: Günay Güvenç, Przemyslaw Frankowski, Davinson Sanchez (Metehan Baltacı dk. 83), Abdülkerim Bardakcı (Carlos Cuesta dk. 59), Ismail Jakobs, Lucas Torreira, Mario Lemina (Berkan Kutlu dk. 59), Roland Sallai, Dries Mertens, Yunus Akgün (Ahmed Kutucu dk. 59), Victor Osimhen (Yusuf Demir dk. 72)

Goller: Victor Osimhen (dk. 25), Lucas Torreira (dk. 41), Roland Sallai (dk. 46 ve 55), Yusuf Demir (dk. 90+1) (Galatasaray), Pedrinho (dk. 53) (Konyaspor)

Paylaşın

Han Mağaraları: Ardenler’in Altında Muhteşem Yeraltı Dünyası

Avrupa’nın en geniş ve ünlü mağara sistemlerinden biri olan Han Mağaraları, Belçika’nın Namur Eyaleti sınırları içerisindeki Han-sur-Lesse tepelerinin altında yer alır.

Haber Merkezi / Ardenler, Belçika, Lüksemburg ve Fransa’yı kapsayan, ormanlık tepeler, vadiler ve nehirlerle dolu bir bölgedir.

Lesse Nehri tarafından milyonlarca yılda şekillendirilen Han Mağaraları, etkileyici stalaktit ve stalagmit oluşumlarıyla ünlüdür.

Mağara sistemi birkaç kilometre uzunluğundadır ve geniş galeriler, yeraltı nehirleri ve büyük salonlar içerir.

Mağaranın en ünlü bölümü, devasa stalaktit ve stalagmitlerin bulunduğu “Salle du Dôme” (Kubbe Salonu) adlı geniş salondur.

Mağaralarda ayrıca, prehistorik kalıntılar bulunmuştur ve arkeolojik açıdan da önemlidir.

Mağaralar, Belçika’nın başkenti Brüksel’e yaklaşık 1,5 saatlik mesafededir. Genellikle nisan-ekim ayları arasında yoğun turistik ziyaret alır, ancak yıl boyunca açıktır.

Paylaşın

“2 Nisan Alışveriş Boykotu”nun Bilançosu Belli Oldu

Alışveriş boykotunun yapıldığı 2 nisan günü elektronik ticaret transferlerinin yüzde 58,7 azaldığı, toplam FAST işlemlerinin ise yüzde 37,7 oranında gerilediği ortaya çıktı.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından sosyal medyada örgütlenen alışveriş boykotunun ekonomik yansımalarını analiz etti.

TEPAV uzmanları Gülbin Şahinbeyoğlu ve Merve Dündar tarafından hazırlanan analizde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayınladığı kredi kartı harcamaları ve FAST (Fonların Anlık ve Sürekli Transferi) verileri üzerinden 2 Nisan 2025’te gerçekleşen boykotun etkileri değerlendirildi.

Raporda, kartlı harcamaların haftalık bazda yayımlandığı, FAST verilerinin ise günlük bazda analiz olanağı sunduğu belirtilerek, verilerdeki değişimlerin yalnızca boykotla sınırlı olmadığı; Ramazan Bayramı tatili ve ayın ilk günü gibi ekonomik takvimi etkileyen unsurların da etkili olduğu vurgulandı. Ancak yine de boykotun dikkate değer sonuçlar doğurduğu kaydedildi.

Öne çıkan bulgular şöyle:

Kartlı harcama adetleri, 2 Nisan haftasında yılın ilk üç ayı ortalamasının yaklaşık %10 altında kaldı. Market ve AVM işlemlerinde bu oran yüzde 12,2 olarak ölçüldü.

Geçen yılın Ramazan Bayramı haftasıyla kıyaslandığında, seyahat harcamalarında artış gözlenirken diğer kalemlerde düşüş yaşandı.

FAST transferleri, geçen yılki benzer tarihe kıyasla yüzde 37,7 oranında azaldı. Elektronik ticarette bu oran yüzde 58,7’ye ulaştı.

Şubat ve Mart aylarının ilk iş günleriyle karşılaştırıldığında da yüzde 10’un üzerinde düşüş tespit edildi.

Elektronik ticarete yönelik transferlerde düşüşler daha belirgin oldu.

Sosyal medya ile sınırlı kalmadı

Raporun sonuç bölümünde, kampanyanın yalnızca sosyal medyada yankı bulan bir tepkiyle sınırlı kalmadığı, harcamalarda ve para transferlerinde ölçülebilir düzeyde bir azalma yarattığı ifade edildi. Böylelikle, kitlesel dijital eylemlerin ekonomik karar alma süreçlerinde etkili olabileceği yönünde önemli bir veri sunulmuş oldu.

Paylaşın

Basit Bir Değişiklik “Bunama” Riskini Yüzde 15 Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, kan basıncının kontrol altına alınmasının bunama (demans) riskini yüzde 15 ve bilişsel bozulma riskini yüzde 16 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

Haber Merkezi / Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), beyindeki kan akışını olumsuz etkileyerek damar hasarına ve bilişsel gerilemeye yol açabilir.

Araştırmada, hipertansiyon tedavisinin bilişsel bozukluk üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek için 40 yaş ve üzeri yaklaşık 34 bin kişi dört yıl boyunca incelendi.

Tansiyon ilacı kullanan, kilo veren, tuz ve alkol tüketimini azaltan kişilerin zihinsel gerileme yaşama olasılığının önemli ölçüde düşük olduğu görüldü.

Oxford Üniversitesi’nden Masud Husain, araştırmayı “bunama” araştırmalarında “bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Tara Spires Jones, araştırmanın “Yaşlanma sırasında beyni korumak için kan basıncını ve diğer kardiyovasküler riskleri yönetmenin önemini destekleyen daha güçlü kanıtlar sunduğunu” söyledi.

Prof. Tara Spires Jones, “Yüksek tansiyonu tedavi etmenin kesin bir garanti olmadığını belirtmek önemli, çünkü tedavi gören bazı kişilerde bunama yine de gelişebilir” diye ekledi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Joanna Wardlaw, araştırmanın optimal kan basıncı kontrolü ve yaşam tarzı değişikliklerinin demans riskini azaltmadaki göreceli katkısını ortaya koyamadığını, bu nedenle sonuçların birleşik bir etkiyi yansıttığını söyledi.

Peki yüksek kan basıncı nasıl kontrol altına alınabilir?

Yaşam tarzı değişiklikleri

Sağlıklı beslenme: Tuz, yağ ve şeker oranı düşük; sebze, meyve, tam tahıl ve yağsız protein açısından zengin bir beslenme. Potasyum açısından zengin gıdaların (muz, ıspanak, patates) tüketilmesi.

Düzenli egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersizleri (yürüyüş, bisiklet, yüzme) ve haftada 2 gün kas güçlendirici egzersizler.

Kilo kontrolü: Fazla kiloları vermek, özellikle bel çevresi yağlanmasını azaltmak tansiyonu düşürebilir.

Stres yönetimi: Meditasyon, yoga, derin nefes egzersizleri veya hobi gibi stres azaltıcı aktiviteler ve yeterli uyku (gece 7 – 9 saat) tansiyon düzenlenmesine yardımcı olur.

Kafein kontrolü: Kafein içeriği olan içeceklerin sınırlandırılması.

Paylaşın

Uyuşturucu Kullanım Yaşı 10’a Kadar Düştü

Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini belirterek, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var” dedi.

Hacer Foggo, Halk TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye’de çocuk yoksulluğunun geldiği endişe verici boyutları gözler önüne serdi. TÜİK verilerine göre 3.5 milyon çocuğun çalıştırıldığının altını çizen Foggo, devletin bu çocukları izleyen herhangi bir sisteminin bulunmadığını belirtti.

Foggo, okula gitmeyen çocukların iş gücüne de katılamadığını vurgulayarak, “Bu çocuklar ne okulda ne de istihdamda yer alıyor. Mezun da değiller. Yani gerçekten sorulması gereken soru şu: Bu çocuklar nerede?” dedi.

Geçtiğimiz hafta görüştüğü bir çocuğun yaşadığı yoksulluğu anlatan Foggo, “Ayakkabısı olmadığını fark ettim. ‘Nasıl dolaşıyorsun?’ diye sordum. ‘Ablamın kadın terliğiyle’ dedi. Bu çocuk okula gitmiyor. Gitmemesinin en temel nedenlerinden biri bu” şeklinde konuştu.

Foggo, çocuk işçiliği oranındaki artışı yıllara göre şöyle sıraladı:

2020’de yüzde 16,2
2021’de yüzde 16,4
2022’de yüzde 18,7
2023’te yüzde 22,1
2024 itibarıyla yüzde 24,9

Bu artışın devletin önlem almamasından kaynaklandığını söyleyen Foggo, “Eğer çocuk işçiliğine karşı bir irade ortaya konmuyorsa, her yıl 2 puan daha artar” dedi.

Eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini vurgulayan Foggo, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var. AMATEM sayısı çok az. Bu bir halk sağlığı sorunu” ifadelerini kullandı.

Foggo, geçtiğimiz hafta Balıkesir Edremit’te uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybeden 16 yaşındaki bir gencin ilkokul ikinci sınıfta okulu terk ettiğini belirtti.

“Bu çocuklar yoksulluğu miras alıyor”

Foggo, yoksulluğun çocukların üzerinde yarattığı yükü şu sözlerle anlattı: “Bu çocuklar evde kendini yük olarak hissediyor. Kimi sanayide, kimi başka alanlarda çalışıyor. Kırtasiye alınamıyor, eşofman yok diye beden eğitimi dersine giremiyorlar. Sürekli ev değiştiren, borç içinde yaşayan ailelerin çocukları bunlar. Sürekli yoksulluk oranı %13,8’e yükseldi. Bu kalıcı yoksulluğun arttığı anlamına geliyor.”

Foggo, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gerçek sorunlara odaklanmak yerine “Cadılar Bayramı mı Ramazan mı?” gibi suni tartışmalara saplandığını belirterek, “612 binden fazla çocuk bir öğretim yılı boyunca okula gitmemiş. Bu çocukların nerede olduğunu izleyen bir sistem yok. Bakanlık asıl bu soruya yanıt vermeli: Bu çocuklar nerede ve nasıl geri kazandırılacak?” dedi.

Paylaşın

DEM Parti Heyeti’nden Abdullah Öcalan’la Görüşme Sonrası İlk Açıklama

Pervin Buldan, DEM Parti Heyeti’nin İmralı Cezaevi’nde hükümlü bulunan Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Öcalan’la verimli bir görüşme yaptık” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan ile görüştü. Pervin Buldan, görüşmenin ardından DEM Parti Meclis Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in tedavi gördüğü hastane önünde basın açıklaması yaptı.

Buldan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün sabah saatlerinde İmralı adasınsa Sayın Öcalan ile görüşmek üzere yola çıktık. Sayın Öcalan’ın avukatı Özgür Erol beyle birlikte yaklaşık 2 buçuk saatlik görüşmenin ardından geri döndük. Görüşmenin oldukça verimli geçtiğini özellikle ifade etmek isterim. Yaptığımız görüşmede elbette ki ilk konu sevgili Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu oldu.

Kendisi de konuyu yakından takip ettiğini, Sırrı bey ile ilgili tüm haberleri izlediğini, dinlediğini ve en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını umut ettiğini belirtmek isterim. Süreç ile ilgili umudunu koruduğunu ve çalışmalarını sürdürdüğünün altını da önemle çizdi. Sevgili Sırrı Süreyya Önder’e hitaben bir mesaj verdi bize. Ben de bu mesajını sizlerin aracılığıyla kamuoyuna paylaşmak istiyorum.”

“Büyük barış çabasını topluma yansıtan…”

Buldan, Öcalan’ın Önder’e geçmiş olsun dileklerini ilettiğini ve süreci yakından takip ettiğini belirterek, görüşme sırasında Öcalan’ın Önder’e yönelik bir mesaj paylaştığını aktardı.

Pervin Buldan’ın okuduğu, Abdullah Öcalan’ın Sırrı Süreyya Önder’e gönderdiği mesaj şu şekilde: “Sırrı Süreyya Önder’e yaşadığı rahatsızlık nedeniyle şifa diliyorum; ailesine ve tüm dostlarına, sevenlerine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Sırrı Süreyya Önder ile 12 yıllık mesaimiz var. Onun taşıdığı büyük önem şudur: Adıyamanlı ve Türkmen kökenli ideal biri olarak Baba İshak geleneğini temsil ediyor. Büyük barış çabasını topluma yansıtan, toplumsal ön yargıları şahsında kırabilen biridir. Bunu da yaptı. Ön yargıları toplumda kırdı, Meclis’te kırdı, sokakta kırdı.

Onun şahsında hayata geçen, Anadolu genleri ve kültürü dediğimiz şeydir. Barış dediğimiz şey de Anadolu genlerini, Türkmen geleneğini yaşanılır kılmaktır. Önder böyle biridir ve gerçek Türkmenlik özü budur: En iyi barış kimliği, en iyi barış kültürü. ‘Israrla düşmanlaştıralım, bu biçimde siyaset yapalım’ anlayışının tam zıddıdır.

Önder’in olumsuzluklarla baş etme, onları yönetebilme kültürü önemlidir; ortaya çıkan olumsuzlukları derinleşmeden olumluya dönüştürebiliyor. Herkesin Önder’in kaldığı hastaneye gittiğini, onun anısına bağlılığını beyan ettiğini görüyorum. Bağlılığın gereği, onun barış çabasını pratikleştirmekten geçer. Bir kez daha kendisine, ailesine, sevenlerine, tüm topluma geçmiş olsun dileklerimi sunuyor; bir an evvel iyileşerek en coşkulu, en güçlü haliyle aramızda olmasını diliyorum.”

Paylaşın

Sabah Baş Ağrısıyla Uyanmanın 7 Gizemli Sebebi

Baş ağrısıyla uyanmanızın nedenini merak ediyorsanız, uyku sorunlarının da bu nedenin bir parçası olduğunu unutmayın. Eğer uyandığınızda baş ağrınız varsa, bu bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir.

Haber Merkezi / İşte baş ağrısıyla uyanmanıza neden olabilecek uyku sorunları ve çözümleri:

Uykusuzluk (insomnia): Yetersiz uyku, sabah baş ağrılarını tetikleyebilir. Uyuyamama veya sık uyanma, beyne yeterli dinlenme sağlamaz.

Sabit uyku programı oluşturun, yatmadan önce ekran süresini azaltın ve akşamları kafein / alkol tüketimini kesin.

Uyku apnesi: Uyku sırasında solunum duraklamaları oksijen seviyesini düşürür, bu da sabah baş ağrılarına yol açabilir.

Uyku testi yaptırın, CPAP cihazı kullanın ve kilo verin.

Bruksizm (diş gıcırdatma): Gece boyunca diş sıkma veya gıcırdatma, çene ve baş kaslarında gerginliğe neden olarak baş ağrısı yapabilir.

Ağız koruyucusu kullanın, stresi azaltın ve çene masajı yapın.

Uyku pozisyonu: Yanlış yastık veya kötü uyku pozisyonu boyun ve baş bölgesinde gerginlik yaratabilir, sabah baş ağrısına sebep olabilir.

Doğru yastık seçin, yan/sırt üstü yatın ve boyun esnetme yapın.

Aşırı uyuma (hipersomni): Normalden fazla uyumak, kan şekeri ve serotonin seviyelerini etkileyerek baş ağrısını tetikleyebilir.

7 – 9 saat uyuyun, düzenli kalkış saati belirleyin.

Düzensiz uyku düzeni: Düzensiz yatış ve kalkış saatleri, biyolojik saatin bozulmasına ve baş ağrısına neden olabilir.

Sabit uyku rutini oluşturun ve sabah gün ışığı alın.

REM uykusu bozuklukları: Yetersiz veya kesintili REM uykusu, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sabah baş ağrılarına yol açabilir.

Paylaşın