B12 Vitamininin Aşırı Tüketiminin 5 Yan Etkisi

Kırmızı kan hücresi oluşumu ve DNA sentezi gibi vücut fonksiyonlarında önemli bir rol oynayan B12 vitamini, genel sağlık için hayati önem taşısa da, aşırı tüketimi zararlı yan etkilere neden olabilir.

Haber Merkezi / İşte çok fazla B12 vitamini tüketmenin bazı yan etkileri:

Sindirim rahatsızlığı: Aşırı B12, özellikle takviye formunda, bazı bireylerde mide bulantısı, şişkinlik veya ishal gibi sindirim sorunlarına neden olabilir. Takviyeleri yiyeceklerle birlikte almak bu etkileri azaltmaya yardımcı olabilir.

Ciltte sivilceler: Yüksek B12 vitamini alımının en sık bildirilen yan etkilerinden biri, özellikle sivilceye yatkın bireylerde aknedir. Aşırı B12 hormonal değişiklikleri tetikleyebilir veya cilt bakterilerini değiştirebilir, sivilcelere veya mevcut aknenin kötüleşmesine yol açabilir.

Baş dönmesi ve baş ağrıları: Bazı bireyler aşırı dozda B12 aldıktan sonra baş dönmesi veya baş ağrısı yaşadıklarını bildirmektedir. Kesin nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, bu semptomlar kan akışındaki veya basınçtaki ani değişikliklerle bağlantılı olabilir.

Alerjik reaksiyonlar: Nadir durumlarda, bireyler B12 vitamini takviyelerine veya enjeksiyonlarına karşı alerjik reaksiyonlar yaşayabilir. Semptomlar arasında kaşıntı, şişlik, döküntü veya hatta nefes alma zorluğu yer alabilir. Bu tür reaksiyonlar nadir olsa da, acil tıbbi müdahale gerektirir.

Böbrek stresi: Böbrek rahatsızlığı olan kişiler aşırı doz B12 konusunda dikkatli olmalıdır. Bazı araştırmalar, böbrek fonksiyonları azalmış kişilerde aşırı B12’nin birikebileceğini ve potansiyel olarak sağlıklarını kötüleştirebileceğini göstermiştir.

Paylaşın

Böbreklere Yavaş Yavaş Zarar Veren 7 Yiyecek

Bazı yiyecekler zararsız veya hatta “normal” görünebilir, ancak zamanla böbreklere stres yükleyebilir ve yüksek tansiyon, böbrek taşı veya hatta böbrek yetmezliği gibi sorunlara yol açabilirler.

Haber Merkezi / İşte böbreklere yavaş yavaş zarar verebilecek 7 yiyecek ve daha iyi alternatifleri.

Tuz: Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyona önemli bir katkıda bulunur ve bu da zamanla böbreklere ciddi bir yük bindirir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen günlük tuz tüketiminden daha fazla tuz tüketilir. Kimyon (jeera), kişniş, zencefil, limon suyu, sarımsak ve hatta kaya tuzu gibi otlar ve baharatlar, tuz yerine yiyeceklere lezzet katabilir.

İşlenmiş ve paketlenmiş gıdalar: Hazır yenilebilen yiyeceklerin çoğu tuz, koruyucu maddeler ve sağlıksız yağlarla doludur. Bunlar sadece kan basıncını yükseltmekle kalmaz, aynı zamanda sık sık tüketilirse kronik böbrek hastalığına da yol açar.

Mevsim sebzeleri, baklagiller ve tam tahıllarla yapılan taze pişmiş yemekler ve atıştırmalıklar, böbreklerinize zarar vermeden lezzet sunar.

Hazır içecekler: Çoğu hazır içecek, böbrek taşı riskini artırabilen, kalsiyum metabolizmasını etkileyebilen ve böbreklere gereksiz yere yük bindirebilen eklenmiş şeker ve fosfatlarla doludur. Gazlı içeceklerdeki fosforik asit böbrekler için özellikle zararlıdır. Taze sıkılmış meyve suları, hidrasyon ve böbrek fonksiyonu için çok daha iyidir.

Kırmızı et: Protein olmazsa olmaz olsa da, aşırı tüketimi, özellikle koyun eti gibi kırmızı etlerden, üre ve kreatinin gibi atık ürünlerin üretimini artırır. Böbrekler bunları ortadan kaldırmak için fazla mesai yapmak zorunda kalır ve bu da uzun vadede böbrek sağlığını kötüleştirebilir.

Çok fazla şeker: Aşırı şeker tüketimi diyabetin önde gelen nedenlerinden biridir ve diyabette kronik böbrek hastalığının en önemli nedenidir. Meyveler veya şeker içeren ev yapımı tatlılar, şeker isteğini daha sağlıklı şekilde giderir.

Kızarmış atıştırmalıklar: Tekrar tekrar kullanılan, trans yağ oranı yüksek yağlar, iltihaplanmaya, obeziteye ve tansiyon sorunlarına yol açabilir; bunların hepsi böbrek sorunlarıyla bağlantılıdır. Kızarmış sokak yemekleri ve atıştırmalıklar özellikle sorunludur, daha az yağ içeren ev yapımı versiyonları tercih etmek sağlık riskini azaltabilir.

Aşırı süt tüketimi: Süt ürünleri kalsiyum ve proteinin iyi bir kaynağı olsa da, aşırı tüketim (özellikle tam yağlı versiyonları) kalsiyum seviyelerini artırabilir ve böbrek taşlarına katkıda bulunabilir. Az yağlı lor, tonlu süt veya bitki bazlı süt (badem veya yulaf sütü gibi), kalsiyum için ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler de harika seçimlerdir.

Paylaşın

Sonsuzluk Atkısı Nasıl Takılır? Üç Stil İpucu

Pamuk, ipek, yün, saten ve keten dahil olmak üzere birçok kumaştan üretilen sonsuzluk atkısı, belirgin uçları olan normal bir atkıdan farklı olarak, birleşik bir ilmek veya daire şeklinde tasarlanmış bir üründür.

Haber Merkezi / Moda stilistleri bu tür atkıları çok yönlülüğü nedeniyle değerlendirir; kumaşa bağlı olarak kış veya yaz atkısı olarak kullanılabilir. İşte sonsuzluk atkılarını takmanıza yardımcı olacak bazı stil ipuçları ve eğitimleri:

Çift ilmek tercih edin: Bu geleneksel sonsuzluk atkı stili, daha soğuk aylarda sıcak kalmanın şık bir yoludur. Atkıyı boynunuzun etrafına tek bir ilmekle sarın, ardından atkıyı göğsünüzden çaprazlayarak sekiz rakamı oluşturun ve alt ilmeği başınızın üzerinden geçirin. Çift ilmek boynunuzu daha fazla kumaşla çevreleyerek ekstra sıcaklık sağlar. Sonbahar veya kış aylarında şık bir kıyafet için rahat, kalın örgülü bir kış atkısını hırka ve bere ile deneyin.

Şal görünümü deneyin: Normal atkıyı omuz örtüsü olarak taktığınızda ve atkı uçlarının yerinde kalması için sabitlenmesi gerektiğinde olduğu gibi, sonsuzluk atkısı sarılı ve sıkı kalır. Uzun halkayı bir omuzun üzerine sarkıtarak bir gece elbisesini veya kolsuz üstleri şık bir şekilde örtmenin bir yolunu bulun.

Sonsuzluk atkınızı askılı bir üst haline getirin: Eğlenceli bir yaz görünümü için sonsuzluk atkınızı askılı bir üst olarak giyin. Bu varyasyon için keten ve pamuk gibi hafif, esnek malzemelerden yapılmış sonsuzluk atkıları tercih edin. Atkınızı askılı bir üst olarak giymek için, kumaş halkasını belinize sarın, ardından bir ucunu sekiz rakamı şeklinde bükün başınızın üzerinden ve boynunuzun etrafına geçirin.

Paylaşın

Dudak Dolguları Ne Kadar Süre Dayanır?

Dudak dolgusu, hyaluronik asit gibi maddelerin enjeksiyonu yoluyla dudakları dolgunlaştırmak için kullanılan ve çok az iyileşme süresi gerektiren bir tür kozmetik uygulamasıdır.

Haber Merkezi / Doğal dudak şeklinizden veya boyutunuzdan memnun değilseniz veya sadece daha dolgun dudaklar istiyorsanız bu uygulamayı düşünebilirsiniz.

Dudak dolgularının dayanma süresi, kullanılan dolgu malzemesine, kişinin metabolizmasına, yaşam tarzına ve uygulama tekniğine bağlı olarak değişir.

Dudak dolgularının dayanma süresi:

Ortalama Süre: Çoğu dudak dolgusu 6 ila 12 ay arasında etkisini korur.

Hyaluronik asit (HA) bazlı dolgular: En yaygın kullanılan dolgu türüdür (ör. Juvederm, Restylane). Genellikle 6-9 ay, bazı yeni nesil ürünlerde (ör. Juvederm Volbella) 12 aya kadar dayanır.

Kalınlık ve yoğunluk: Daha yoğun dolgular (ör. Juvederm Ultra) daha uzun süre dayanabilir, ancak dudaklar için genellikle daha hafif formüller tercih edilir.

Nadir kullanılan diğer dolgular:

Kalsiyum hidroksiapatit (CaHA): Dudaklarda sık kullanılmaz, ancak kullanıldığında 12-18 ay sürebilir.

Poli-L-laktik asit: Daha çok hacim artışı için kullanılır ve 1-2 yıl dayanabilir, ancak dudaklar için uygunluğu sınırlıdır.

Kalıcı dolgular: Silikon gibi kalıcı maddeler nadiren kullanılır ve önerilmez, çünkü komplikasyon riski yüksektir.

Etkileyen faktörler:

Metabolizma: Hızlı metabolizması olan kişilerde dolgu daha çabuk parçalanabilir.

Yaşam tarzı: Sigara, yoğun egzersiz, aşırı güneşe maruz kalma veya kötü beslenme dolgunun ömrünü kısaltabilir.

Uygulama miktarı ve tekniği: Az miktarda ve yüzeyel enjeksiyonlar daha kısa süre dayanırken, daha derin ve fazla miktarda dolgu daha uzun etkili olabilir.

Cilt ve dudak yapısı: İnce dudaklarda dolgu daha hızlı “yerleşebilir” ve etkisini kaybedebilir.

Bakım: Doktorun önerdiği şekilde masaj veya kontrol seansları dolgunun ömrünü uzatabilir.

Ne zaman yenileme gerekir?

Dolgunun etkisi yavaş yavaş azalır; tamamen kaybolmadan yenileme yapılırsa (örneğin 6-8 ayda) daha doğal ve uzun süreli sonuçlar elde edilebilir.

Bazı kişilerde, düzenli uygulamalarla dolgunun kalıcılığı zamanla artabilir, çünkü hyaluronik asit ciltte su tutarak hacmi destekler.

Paylaşın

Önleyici Botoks Gerçekten İşe Yarıyor Mu?

Önleyici botoks tedavisi, ince çizgileri ve kırışıklıkları fark edilir hale gelmeden önce en aza indirmek ve cildin daha uzun süre taze ve genç görünmesini sağlamak için tasarlanmıştır.

Haber Merkezi / Önleyici botoks cildi korumada güçlü bir araç olabilir, ancak sağlam bir cilt bakımı rutiniyle birlikte kullanıldığında daha da etkilidir.

Peki işe yarıyor mu yoksa sadece başka bir kozmetik prosedür mü?

Araştırmalar, botoksun düzenli kullanıldığında kırışıklıkların (mimik kaynaklı) oluşumunu geciktirebileceğini gösteriyor. Örneğin, 2015’te yayımlanan bir araştırma, düzenli botoks uygulamasının uzun vadede kırışıklık derinliğini azalttığını öne sürüyor.

Önleyici botoksun avantajları:

Erken yaşta başlandığında, derin kırışıklıkların oluşumu gecikebilir.
Daha az dozla, daha doğal sonuçlar elde edilebilir.
Düzenli uygulama, cildin yaşlanma sürecini yavaşlatabilir.

Önleyici botoksun sınırlamaları ve riskleri:

Etkisi geçici: Botoksun etkisi 3-6 ay sürer, bu nedenle düzenli enjeksiyonlar gerekir. Bu, uzun vadede maliyetli olabilir.

Herkes için gerekli değil: Botoks, ince ciltli veya aşırı mimik kullanan kişilerde daha etkiliyken, kalın ciltli veya az mimik yapanlarda etkisi sınırlı olabilir.

Yan etkiler: Botoks uygulamasında, nadir de olsa, morluk, asimetri, kas zayıflığı veya “donuk” bir ifade gibi riskler mevcut.

Psikolojik etki: Bazı uzmanlar, genç yaşta botoksa başlamanın estetik kaygıları artırabileceğini ve doğal yaşlanma sürecine karşı olumsuz bir algı oluşturabileceğini düşünüyor.

Önleyici botoks kimler için uygun?

Genetik olarak erken kırışıklık oluşumu riski taşıyanlar.
Güneş hasarı, sigara gibi cilt yaşlanmasını hızlandıran faktörlere maruz kalanlar.
Mimik kaslarını yoğun kullananlar.
Estetik kaygıları olan ve düzenli bakım yapmayı göze alanlar.

Önleyici botoksun alternatifleri neler?

Cilt bakımı: Retinol, C vitamini, hyaluronik asit gibi ürünler cilt elastikiyetini destekler.

Güneş koruması: SPF kullanımı, kırışıklıkların ana nedenlerinden olan UV hasarını önler.

Non-invaziv yöntemler: Lazer tedavileri, mikro iğneleme veya kimyasal peeling gibi yöntemler cilt yenilenmesini teşvik edebilir.

Yaşam tarzı: Sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve stres yönetimi cilt sağlığını olumlu etkiler.

Paylaşın

Yakın Doğu’da Tektanrıcılığın Ortaya Çıkışı Ve Yükselişi

Medeniyetin beşiği olarak kabul edilen antik Yakın Doğu, insanlık tarihindeki en etkili ve kalıcı dini sistemlerden bazılarının gelişimine tanıklık etmiştir. Çok tanrılı ibadetin bilinen en eski örneklerinin bulunduğu yer antik Yakın Doğu’dur.

Kurtuluş Aladağ / Ancak, bu karmaşık inanç sistemleri arasında devrim niteliğinde bir fikir ortaya çıkmıştır: tek tanrıcılık, yani tek ve her şeye gücü yeten bir tanrıya inanç. Çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa bu geçiş bir boşlukta gerçekleşmemiştir. Geçiş, binlerce yıl boyunca gelişen sosyal, siyasal ve ekonomik değişimlerin ürünüdür.

Antik Yakın Doğu, tarihin erken dönemlerinden itibaren çoktanrılı (politeist) inanç sistemleriyle karakterize edilmiştir. Sümerler, Akadlar, Babililer, Asurlular, Hititler ve Mısırlılar gibi uygarlıklar, doğa olaylarını, toplumsal düzeni ve insan yaşamını açıklamak için geniş tanrı panteonları geliştirdiler.

Örneğin; Sümerler; Anu (gök), Enlil (hava) ve Inanna (aşk ve savaş), Mısırlılar; Ra (güneş), İsis (sihir ve annelik), Osiris (ölüm ve yeniden doğuş), Hurriler ve Hititler; Teşup (fırtına tanrısı) gibi…

Çok tanrılı dünya görüşü ayrıca farklı tanrıların birbirleriyle harmanlanmasına izin verirdi, buna senkretizm denir. Örneğin, Mısır tanrısı Amun genellikle Ra ile birleştirildi ve birleşik bir tanrı, Amun-Ra yaratıldı.

Bu tanrılar genellikle insan benzeri özelliklere sahipti ve belirli alanları (tarım, savaş, bereket) yönetiyordu. Ancak zamanla, bazı toplumlarda tek bir tanrının diğerlerinden üstün görülmesi ya da evrensel bir otorite olarak kabul edilmesi eğilimi gelişti.

Tek tanrıcılığa geçiş

Firavun IV. Amenhotep (Akhenaton), MÖ 1353-1336 yılları arasında Aten’i (güneş diski) tek tanrı olarak yüceltti ve diğer tanrılara tapınmayı yasakladı. Bu, tarihteki ilk belgelenmiş tektanrıcı hareketlerden biri olarak kabul edilir.

Akhenaton’un “Aten’e Övgü” adlı ilahisi, Aten’i evrensel bir yaratıcı güç olarak tanımlar. Ancak bu reform, Akhenaton’un ölümünden sonra tersine çevrildi ve Mısır çoktanrılı sisteme geri döndü.

MÖ 2. binyılın sonları ile MÖ 1. binyılın başları arasında Antik İran’da Zerdüşt (Zoroaster) tarafından geliştirilen Zerdüştlük, tektanrıcılığın erken bir formu olarak görülebilir. Ahura Mazda, iyiliğin ve bilgeliğin yüce tanrısı olarak kabul edilirken, Angra Mainyu (kötülük ruhu) ile kozmik bir dualizm içinde tasvir edildi.

Bu, katı bir monoteizmden ziyade dualist bir tektanrıcılık olarak sınıflandırılır, ancak tek bir yüce tanrı fikrini vurgulaması açısından önemlidir.

Tek tanrıcılığın yükselişindeki en kritik gelişmelerden biri İsrailoğulları arasında gerçekleşti. Kenan kültüründen ortaya çıkan eski İsraillilerin dini uygulamaları, başlangıçta çok tanrılıydı. Ancak zamanla, bir fırtına ve savaşçı tanrısı olan Yahve’ye tapınma, öne çıktı ve ayrıcalıklı hale geldi. Bu geçiş genellikle MÖ 12. ve 6. yüzyıllar arasındaki döneme tarihlendirilir.

Tevrat’ta (Eski Ahit), Yahve’nin İsrailoğullarını “kıskanç bir tanrı” olarak seçtiği ve diğer tanrılara tapınmayı yasakladığı belirtilir.

Yahudi din adamları, MÖ 587’de Babil Sürgünü sırasında Yahve’yi evrensel bir tanrı olarak yeniden tanımladı. Bu dönemde, İkinci İşaya gibi metinlerde Yahve’nin “tek gerçek tanrı” olduğu ve diğer tanrıların yalnızca putlar olduğu fikri netleşti: “Benden başka tanrı yoktur”

Yahudilik, tanrıyı yalnızca bir kabile tanrısı olmaktan çıkarıp evrensel bir yaratıcı ve ahlaki otorite haline getirdi. Bu, tektanrıcılığın etik bir boyut kazanmasını sağladı ve sonraki dinler için temel oluşturdu. Tektanrıcılık, Hristiyanlık ve İslamiyet ile Antik Yakın Doğu’nun ötesine yayıldı.

MS 1. yüzyılda Hristiyanlık, Yahudi monoteizmini İsa Mesih’in mesajıyla birleştirerek evrensel bir din haline geldi. Teslis (Baba, Oğul, Kutsal Ruh) kavramı, bazılarınca monoteizmin bir gevşemesi olarak görülse de, Hristiyan teolojisi tek bir tanrı fikrini korudu.

MS 7. yüzyılda İslamiyet Hz. Muhammed’in vahiyleriyle, Allah’ın mutlak birliği (tevhid) vurgulandı. İslam, Yahudi ve Hristiyan monoteizmini daha katı bir şekilde yeniden formüle etti ve Arap Yarımadası’ndaki çoktanrılı gelenekleri ortadan kaldırdı.

Tektanrıcılık neden ortaya çıktı?

Tek tanrı fikri, dağınık kabileleri veya toplulukları tek bir otorite altında birleştirmede etkili oldu. Antik Yakın Doğu’da, Mezopotamya’daki şehir devletlerinden Mısır’daki merkezi monarşilere kadar toplumlar, giderek daha karmaşık siyasi yapılar geliştirdiler.

Çoktanrılı sistemler, yerel tanrıların her bir kabile veya bölgeye özgü olması nedeniyle bölünmeyi pekiştirebiliyordu. Tek bir tanrı fikri, kabileleri, toplulukları ve grupları tek bir otorite ve ortak bir kimlik altında birleştirmek için güçlü bir araç oldu.

Örneğin, Firavun Akhenaton’un Aten’i tek tanrı ilan etmesi, siyasi gücünü pekiştirmek ve rahiplerin (özellikle Amon rahipleri) etkisini kırmak için bir girişimdi. Benzer şekilde, Yahve’nin evrensel tanrı olarak yüceltilmesi, Babil Sürgünü sonrası Yahudi toplumunu yeniden inşa etme çabasıyla bağlantılıydı.

Pers İmparatorluğu gibi büyük siyasi yapılar, Zerdüştlük gibi tektanrıcı eğilimli inançları destekleyerek geniş coğrafyalarda birliği sağladı. Tek tanrı, imparatorluğun merkeziyetçi ideolojisini yansıtıyordu.

İnsanlar, evrenin işleyişini açıklamak için daha soyut ve kapsamlı bir ilahi varlık arayışına girdi. Erken politeist sistemlerde tanrılar, doğa olaylarıyla (güneş, fırtına, nehir) sınırlı ve somut kavramlardı.

Ancak zamanla, insanlar evrenin işleyişini daha bütüncül bir şekilde anlamaya başladı. Tek bir tanrının her şeyi yaratan ve yöneten bir varlık olarak görülmesi, bu soyut düşünceye uygundu. Örneğin, Yahudi metinlerinde Yahve’nin “göklerin ve yerin yaratıcısı” olarak tanımlanması bu felsefi sıçramayı yansıtır.

Çoktanrılı sistemlerde tanrılar arasındaki çelişkiler (örneğin, mitlerdeki çatışmalar) ve onların insan benzeri kusurları, bazı düşünürleri ve din adamlarını daha tutarlı bir ilahi model arayışına itti. Zerdüştlükte Ahura Mazda’nın mutlak iyiliği ya da Yahve’nin tekliği, bu sorgulamanın bir sonucudur.

Çoktanrılı sistemler yerelken, tektanrıcılık evrensel bir tanrı fikri sunuyordu. Bu, özellikle ticaret yolları ve kültürel temaslarla genişleyen dünyada da çekici hale geldi.

Yahudiler, Persler, Yunanlılar ve Romalılar arasındaki etkileşim, tektanrıcı fikirlerin yayılmasını hızlandırdı. Yahudiler, Babil ve Pers kültürleriyle temas halindeyken, bu toplumlardaki dini fikirlerden etkiledi. Örneğin, Babil Sürgünü sırasında Yahudiler, Zerdüştlüğün dualist kozmolojisi ve tek bir yüce tanrı fikriyle tanışmış olabilir.Büyük İskender’in fetihlerinden sonra Yunan felsefesi, Antik Yakın Doğu inançlarıyla harmanlandı. Platon ve Aristoteles gibi filozofların “ilk neden” veya “hareketsiz hareket ettirici” kavramları, tektanrıcı düşünceleri desteklediler. Bu, Yahudilik ve daha sonra Hristiyanlık üzerinde etkili oldu.

Akhenaton’un başarısız Aten denemesi, tektanrıcı bir fikrin ilk tohumlarını ekmiş olabilir. Her ne kadar bu reform kısa ömürlü olsa da, Mısır’ın komşu kültürler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

Sürgün, savaş ve felaketler, insanları evrensel bir kurtarıcı ya da anlam arayışına yöneltti. Çoktanrılı sistemlerde farklı tanrılar suçlanabilir ya da yardım için yalvarılabilirdi, ancak bu bazen tatmin edici bir cevap sunmuyordu. Tek bir tanrı, hem felaketin nedeni hem de kurtuluşun kaynağı olarak daha tutarlı bir çerçeve sundu. Babil Sürgünü’nde Yahudilerin Yahve’ye sığınması buna örnektir.Tektanrıcı dinler, genellikle bir kurtarıcı ya da ahiret vaadiyle geldi. Yahudilikteki Mesih beklentisi, Zerdüştlükteki Saoshyant figürü ve Hristiyanlıktaki İsa, insanlara umut ve anlam sundu. Bu, özellikle baskı altındaki toplumlarda tektanrıcılığı cazip kıldı.

Tektanrıcılığın yükselişinde, karizmatik figürler de kritik rol oynadı. Zerdüşt, Ahura Mazda’yı yücelterek dualist bir tektanrıcılık kurdu; Musa (varsayımsal olarak) Yahve’yi İbranilere tanıttı; Akhenaton, Aten’i dayattı. Bu liderler, mevcut inanç sistemlerini sorguladı ve yeni bir inanç sistemi sundu.

Antik Yakın Doğu’da ticaret yollarının (İpek Yolu, Baharat Yolu) gelişmesi, farklı kültürlerin tanrılarını birbiriyle karşılaştırma şansı verdi. Yerel tanrıların ötesinde, evrensel bir tanrı fikri daha anlamlı hale geldi. Yazının gelişimi, tektanrıcı fikirlerin kaydedilip yayılmasını kolaylaştırdı. Örneğin, Yahudi kutsal metinleri, monoteizmi kurumsallaştırdı ve diğer kültürlere taşıdı.

Politeist mitolojilerde tanrılar arasındaki rekabet ve tutarsızlıklar (örneğin, Yunan mitolojisindeki Zeus’un sadakatsizliği ya da Mezopotamya tanrılarının kaprisleri), bazı toplumlarda güvenilirlik sorununa yol açtı. Tek tanrı, bu çelişkileri ortadan kaldırdı.

Sonuç olarak, Antik Yakın Doğu’da tektanrıcılığın yükselişi, tek bir nedene dayanmaz; aksine, politik birleşme ihtiyacı, felsefi derinleşme, kültürel etkileşim, kriz dönemlerinin psikolojik etkileri, karizmatik liderler ve çoktanrılı sistemlerin içsel zayıflıkları gibi birbiriyle iç içe geçmiş faktörlerin birleşimidir.

Bu süreç, Antik Yakın Doğu’nun dinamik yapısını yansıtır ve modern monoteist dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) temelini oluşturur.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuklar En Temel Giysilere Erişemiyor

Derin ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’de çocukların ayakkabı, pantolon ve tişört gibi en temel giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Derin Yoksulluk Ağı, Türkiye’de çocuk yoksulluğunun boyutlarını ortaya koyan dikkat çekici bir araştırma yayımladı.

Çoğunluğu asgari ücretle çalışan ya da sosyal yardımlarla geçinen 90 hanede, 0-18 yaş arası 234 çocukla yapılan saha çalışmasında, çocukların giyim ihtiyaçlarını karşılamada ciddi güçlükler yaşadığı tespit edildi.

Araştırmaya göre, 129 çocuk yeterli iç çamaşırına sahip değil; 192 çocuk ayakkabı, 158 çocuk pantolon, 148 çocuk ise tişört ihtiyacını karşılayamıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de tabloyu destekliyor. TÜİK’e göre, 15 yaş altı çocukların yüzde 9,2’si maddi yetersizlikler nedeniyle yeni bir giysiye sahip olamıyor. İki çift düzgün ayakkabıya ulaşamayan çocukların oranı ise yüzde 9,4.

Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, çocukların yaşadığı bu durumun yalnızca bir fiziksel eksiklik değil, daha geniş bir sosyal eşitsizlik meselesi olduğunu vurguladı.

Cumhuriyet gazetesine konuşan Foggo, yoksulluğun çocukların eğitim hakkı ve sosyal hayata katılımı üzerinde de derin yaralar açtığını belirterek şu örneği paylaştı:

“Dün bir anne, çocuğunun 23 Nisan etkinliğine katılması için gerekli olan beyaz gömleği alamadığını söyledi. Bu, yalnızca bir eksiklik değil; çocuklar arasında bir eşitsizliktir.”

Foggo, araştırmada görüşülen çocukların yüzde 18,7’sinin maddi nedenlerle okul etkinliklerine katılamadığını da sözlerine ekledi.

Araştırma bulguları, giysi eksikliğinin çocuklarda sosyal dışlanma, özgüven kaybı ve okuldan uzaklaşma gibi sonuçlara yol açtığını gösteriyor.

Özellikle ergenlik çağındaki kız çocuklarının, uygun kıyafetleri olmadığı için okuldan geri kalmak istemedikleri, bu durumun eğitim hayatlarını olumsuz etkilediği kaydedildi.

Bir çocuk, “Ayakkabım yoktu, ablamın kadın terliğini giydim. Artık mahallede utanıyorum” sözleriyle yaşadığı sıkıntıyı anlatırken; bir anne ise, “Çocuklarımın bedenini bilmiyorum, yıllardır yeni kıyafet alamadım” ifadeleriyle durumu özetledi.

Bu ailelerin giysi ihtiyaçları, çoğunlukla çöpten, bağışlardan ya da belediye yardımlarından karşılanıyor.

Paylaşın

Akustik Nörinom: Hayati Vücut Fonksiyonlarını Etkileyebilir

Akustik nörinom, iç kulak ile beyin arasında uzanan vestibüler sinirde yavaş büyüyen iyi huylu bir tümördür. Vestibüler sinirin farklı dalları denge ve işitmeden sorumludur.

Haber Merkezi / Ancak tümörün sinire olan baskısı arttığında işitme kaybı, kulak çınlaması ve denge kaybı olur.

Akustik nörinom genellikle sinirleri kaplayan ve destekleyen schwann hücrelerini etkiler. Nadir durumlarda tümör hızla büyüyüp genişler, beyne daha fazla baskı yapar ve hayati vücut fonksiyonlarını etkileyebilir. Tümör vücudun diğer bölgelerine yayılmaz.

Nedenleri:

Genetik yatkınlık: Nörofibromatozis tip 2 (NF2) ile ilişkilidir; bu genetik bozukluk, bilateral akustik nörinom riskini artırır.
Radyasyon maruziyeti: Nadiren, yüksek doz radyasyona maruziyet riski artırabilir.
Spontan gelişim: Çoğu vaka, bilinen bir neden olmadan ortaya çıkar (sporadik).

Belirtileri:

İşitme kaybı: Genellikle tek taraflı, yavaş ilerleyen işitme kaybı.
Kulak çınlaması (Tinnitus): Etkilenen kulakta sürekli uğultu veya çınlama.
Denge sorunları: Baş dönmesi (vertigo) veya dengesizlik.
Yüzde uyuşma/karıncalanma: Tümör büyüdükçe yüz sinirine baskı yapabilir.
Baş ağrısı: Nadiren, büyük tümörlerde kafa içi basınç artışı nedeniyle.

Teşhisi:

Odyolojik testler: İşitme kaybının derecesini değerlendirmek için audiometri.
Görüntüleme: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ile tümörün yeri ve boyutu belirlenir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de kullanılabilir.
Nörolojik muayene: Denge, yüz siniri fonksiyonları ve diğer kranial sinirler değerlendirilir.

Tedavisi:

Gözlem: Küçük, semptomsuz tümörlerde düzenli MRI takibi ile izleme (özellikle yaşlı hastalarda).
Cerrahi: Tümörün çıkarılması için mikrocerrahi (örn. retrosigmoid veya translabirentin yaklaşım).
Radyocerrahi: Stereotaktik radyocerrahi (Gamma Knife veya CyberKnife) ile tümör büyümesinin kontrol altına alınması.

Not: Tedavi, tümörün boyutu, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Erken teşhis, tedavi başarısını artırır.

Paylaşın

IMF, Türkiye İçin Büyüme Tahminini Yüzde 2,7’ye Yükseltti

IMF, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yılda yüzde 3,2 büyümesinin beklendiğini açıkladı. IMF, bir önceki tahmininde Türkiye’nin 2025 büyüme tahminini yüzde 2,6 olarak açıklamıştı.

Haber Merkezi / Uluslararası Para Fonu (IMF), Nisan 2025 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu yayımladı. IMF, küresel büyüme tahminini 2025 yılı için yüzde 3,3’ten yüzde 2,8’e indirdi.

Küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında ise yüzde 3 olacağını öngören IMF, önümüzdeki seneye ilişkin tahminini de böylece 0,3 puan düşürmüş oldu.

IMF, Ocak ayında yayımladığı raporunda 2025 ve 2026 yıllarında yüzde 3,3 büyüme öngörüyordu. IMF, 2024 yılında da yüzde 3,3 küresel ekonomik büyüme hesaplamıştı.

IMF, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahminleri de yukarı yönlü revize edildi.

IMF, Türkiye’nin 2025 yılı büyüme tahminini yüzde 2,6’dan yüzde 2,7’ye yükseltirken, 2026 yılı büyüme tahminini de yüzde 3,2 olarak sabit tuttu.

IMF, Türkiye için 2025 yılı için enflasyon beklentisini yüzde 33’ten yüzde 35,9’a çıkarırken, 2026 yılı için beklentisini yüzde 22,8 olarak belirledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, şubat ayında yılın ilk enflasyon raporu sunumunda 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 21’den yüzde 24’e yükselttiklerini bildirmişti.

Paylaşın

Özgür Özel, “Kıbrıs” Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler” dedi ve ekledi:

“Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika…. Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçtiğimiz cumartesi günü Yozgat’taydık. Yürekten teşekkür ediyorum. Milletin, milletin efendisi olan çiftçilerimize, köylülerimize, geçim sıkıntısı içindeki emeklilerimize, yok sayılan, hor görülen kadınlarımıza, hayalleri çalınsa da bir umuda tutunan gençlerimize, Yozgat Meydanı’nı doldurdukları için, dosta güven, olmayana kaygı verdikleri için ve ‘Biz buradayız! Meydan boş değil. Meydan bu meydan! Yozgat burada!’ diyenlere yürekten teşekkür ediyorum.

AK Partili kalemler karar veremiyorlar. Traktör sayısında birbirleriyle kavga ediyorlar. Biri 500 demiş, öbürü saymış 354’müş. Öbürü hesap yapmış. Yozgat’ta 35.000 traktör olacakmış. Yüzünden biri gelmiş. Demek ki 99’u bizimle birlikte değilmiş. Vallahi Türkiye’nin gündemine oturan, bütün dünyaya sesini duyuran, günlerdir yandaş kanalların gündemini belirleyen Yozgatlıların ve Yozgatlı çiftçilerin alnından öpüyorum. İyi ki varlar. Birilerinin kimyası bozuldu.

Oy kendilerine verilice ‘Anadolu irfanı’ diyenler, Yozgat haksızlığa karşı susmayınca etmedik hakaret bırakmadılar. İşte bunların Anadolu’ya bakışı, Anadolu halkına bakışı, Anadolu irfanından anladıkları budur. Onların yanında olunduğunda makbul olanları, olmadığında merdut ilan edenler, reddedilmiş ilan edenler bugün Türkiye’de iktidardadır.

Bu yüzden, bu yüzden o güzel buluşmaya gelen, katkı koyan, hatta Yozgat’ta olan, yüreği meydanda olan ama o günlük çıkamayan, Yozgat’ta olmayan ama Yozgat’taki o meydanda kendini bulan herkese şunu söylemek isteriz: Çok net bir durum var. Artık Türkiye’de saflar netleşti. Biz saflaşmadan, kamplaşmadan, kutuplaşmadan yana değiliz. Biz kardeşlikten, kucaklaşmadan, zorluklarla birlikte mücadele etmekten yanayız. Artık bir tarafta yokluktan, yoksulluktan, işsizlikten, adaletsizlikten yılmış milyonlar var. Karşıda bu düzen sürsün, iktidarımız sürsün ne olursa olsun diyen bir avuç muhteris var.

Biz bu işin sağını solunu, parti ayrımlarını bir kenara bırakıp demokrasiden yana olanlarla otokrasiden yana olanların mücadelesinde 105 yıl önce bu Meclis’te, 1. Meclis’te başlayan halkın iradesini önceleyen, halk ne derse o olur diyen, oyu bir ara halktan alıp onu baş tacı edip sonra güç kaybedince ona sırt dönenlerin, burun kıvıranların, önünden sandığı almaya çalışanların, seçeceği cumhurbaşkanına karışanların, cumhurbaşkanı adayını alıp da hapse atanların karşısında sosyal demokratların yanında milliyetçi demokratlar, onların yanında muhafazakar demokratlar, liberal demokratlar, sosyalist demokratlar, Kürt demokratlar, Yozgat’ta olduğu gibi yan yana omuz omuza Aleviler, Sünniler, tüm mezhepler, tüm görüşler hep beraberiz.

Biz Gazi’nin emaneti kurduğu demokrasiden, cumhuriyetten yanayız. Seçme seçilme hakkından, seçimlerde yarıştan yanayız. Yarıştan kaçanlara, diktatör olmaya çalışanlara, sandığı kaçıranlara karşı biriz, beraberiz ve millet olduğumuz için biz yine 105 yıl önce olduğu gibi kol kola, omuz omuza hep beraber olduğumuz için biz kazanacağız. Tek adamlar kaybedecekler.

9 Ekim günü karar verdiler darbe yapmaya. İstanbul’a yolladılar darbenin adalet ayağını güya. Bir adalet sarayına, orada yargı eliyle her şeyi dizayn etsin, düzenlesin diye. O günden bugüne onlar bir sonraki cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanı adayımıza kumpas kurmaya, onu, arkadaşlarını, arkadaşlarımızı itibarsızlaştırmaya uğraşırken biz de buna günbegün itiraz ediyoruz. Bu kürsüden operasyondan 3 hafta önce bir darbe mekaniğinin devrede olduğunu, adım adım ilerlediklerini, bunun bir darbe girişimi olduğunu ifade etmiştim.

Daha sonra bu darbeye direndik. Darbenin başına cunta dedik ve birçok tanımlama yaptık. Buna karşı onlar da kendilerince geçmişte darbelerin mağdurları iken, geçmişin mazlumları iken şimdi zalim oldukları için, bir darbenin başında oldukları için, tertipçisi oldukları için, gücü milletten almak yerine milletten korktukları için kendilerini savunmaya çalıştılar. Bazen daha büyük tehditlerle, bazen bir adım geri atarak, bazen başkalarına saldırtarak, bazen bir adım, bir kelime eksik konuşup sanki makulmüş gibi davranarak ama bu darbedeki heveslerinden vazgeçmediler şu ana kadar.

Bütün süreçte dünya kadar tanımlamalar, dünya kadar söz söylendi ama hiçbir söz Abdullah Amca’nın sözü kadar güçlü değildi. Bütün süreci özetledi. Abdullah Amca dedi ki: ‘Turbunan şalgamınan devlet idare edilmez. Adaletlen, hukukla idare edilir.’ dedi. Buradan Abdullah Amca’ya söz olsun. Organik tarım yapanlar gibi organik bir sloganı bulan, yüreğinde hisseden, o sloganı buram buram toprak kokan, Yozgat kokan Abdullah Amca’ya söz olsun. Bu düzen değişecek. Turplan, şalgamlan değil, adaletle yönetenler bu devletin başına gelecek.

Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Biraz önce özel oturumda Türkiye’nin dört bir yanından gelen çocuklara bir selam verdik. Onların coşkusunu, onların gözlerinin içindeki pırıltıyı gördük. Ben buradan hem onların şahsında, Meclis’e gelen çocuklarımızın şahsında tüm çocuklarımızın bayramını kutluyorum. Ancak maalesef ülkemizde çocukların ağır sorunları var. Söylemek bile ağır. Ya bir ülkede çocuğun ağır sorunu olur mu? Maalesef var. Her 4 çocuktan biri öğün atlamak zorunda kalıyor evde.

Her 3 çocuktan bir tanesi okula gidiyor ve okulda hiçbir şey yemeden evine dönüyor. Çünkü elinde beslenme çantası ya da cebinde kantinden bir simit alacak parası olmadığı için. Güvencesiz çalıştırılanların yanında çocuk yaşta çalıştırılanlar var. Nitelikli eğitimden mahrum bırakılan bir nesil, babasının, annesinin ekonomik durumundan dolayı hayata kapatamayacağı kadar farkla geriden başlayan çocuklarımız var. Ve ne yazık ki güvende tutamadığımız, koruyamadığımız çocuklarımız var. Geçen sene bugün, 23 Nisan’ın öncesinde yüreğinde bayram heyecanı olan Narin, Matya Ahmet ve daha 2 yaşında olan annesinin giydirip de bayram günü güzelce giydireceği Sıla bebek yaşıyordu.

Hepimizin gözü önünde kaykay kıyafeti almaya giden 14 yaşında Ahmet Minguzzi hunharca, barbarca, gözü dönmüşçe katledildi. Halen daha mezarına saldıranlar, annesini tehdit edenler, ailesiyle görüşen gazetecileri tehdit edenler var. Ellerinde güvercin resimleriyle, o güvercinlerin bacaklarına sardıkları uyuşturucu zulalarıyla, uyuşturucuyu yolladıkları yerlerle ‘Biz güçlüyüz.’ diyenler var. ‘Meydan okuyoruz.’ diyenler var.

Bir yandan, bir yandan bu memlekette adalet arayan milyonlar, bir yandan adaletsizlikten dolayı, yaşadıkları haksızlıklardan dolayı evinden çıkamayan, karanlık odada ışığını açamayan anne babalar var. Bu yüzden bu Meclis’in kuruluşunun 105. yılında, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılında ant olsun ki bu memlekete hem siyaseten hem de her bir bebek için, evlat için, ana için, baba için hem güvenliği hakim kılacağız. Hukuk devletini hakim kılacağız. Adaleti hakim kılacağız. Çocuklarımızın karnını da doyuracağız. Onları koruyacağız. Bundan sonra kimsenin evladını bu memlekette sahipsiz bırakmayacağız.

Milleti de devleti de temsil etmeyen bir küçük grup 34 gün önce uzun süredir hazırladığı bir darbe planını devreye soktu. ‘Bize savaş ilan ediyorsunuz’ demiştik ya, öyle şeyler yaptılar ki, aldık başımızın üstüne koyduk. Savaş ilan edilmiş birisi, bir parti ne yaparsa, bir halk ne yaparsa aynı cesaretle, aynı kararlılıkla korkmadan karşılarında durduk. Ama savaş hukukunda bile olmayan şeyleri yaptılar. 31 yıl önceki diplomanın iptali, savaş hukukuna göre savaşı kazanabilirsiniz ama o ülkenin resmi evrakları, kayıtları ve tapuları geçerlidir. Savaş hukuku sizin bir ülkeye karşı savaş kazanmanızı o ülkedeki tapuları geçersiz kılmaz, mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Devlet devlet diğer devletin verdiği belgeye bile kazanan devlet saygılıdır. Hukukun gereği budur. O belge geçerlidir.

Ortada ispatlanan hiçbir suç yokken, sadece gizli tanıkların ifadeleriyle, ilhamını FETÖ’cülerden alan bir kumpasla karşı karşıyayız. Dosyada ve iddialara bakıldığında tutuklamayla ilgili hiçbir somut gerekçe yokken 15,5 milyon insanın aday gösterdiği cumhurbaşkanı adayımızı, 6 belediye başkanımızı ve 100’e yakın arkadaşımızı orada haksız yere tutuyorlar. Aradan 34 gün geçti, bir iddia kanıtlanamadı daha, bir iddia kanıtlanamadı. Ancak 24 şirkete kayyum atadılar, 28 şirkete de tedbir koydular. Daha mahkeme bitmeden şirkete kayyum atayıp mahkemenin sonucunu baştan bilip o şirketleri batırmaya, o şirkette çalışanları o şirketlere sokmamaya başladılar.

Dosyada suç olmadığı için insanları yalancı tanıklığa zorlamaya başladılar ve çok net olarak şunu ifade etmek isterim ki, hatta dün bir gazeteciye, bir köşe yazarına, bir gizli tanık ifadesine ya da bir yalancı şahide ya da etkin pişmanlıktan yararlanan birinin ağzından çıkan her söze, ‘Hadi bakalım şimdi bunlar doğru TRT’den istiyordunuz, hadi yayınlansın.’ dendiği için uzunca bir izahat yaptım. Sonunda da şöyle söyledim, buradan bütün gazeteci arkadaşlarıma da söylerim. Ben Silivri’de onlarca görüşme yaptım.

Daha fazlasının bilgileri teker teker geliyor. Bugün Silivri’de yaşanan şudur: Apar topar yapılan bir operasyon, yazılamayabilen bir iddianame var. Gizli tanık var, Çınar, Ladin, Meşe diye üç tane odun. Bu gizli tanıkların ifadelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve bizim Anayasa Mahkememize göre somut delillerle desteklenmesi lazım. Diyor ki sadece gizli tanık ifadesiyle işlem yapılmaz.

Ne yapıyor? Gizli tanık dünya kadar iftira atıyor, geçen hafta anlattım. Savcıyı çağırmış Tayyip Bey, geçmişte bu işleri nasıl yaptıklarını anlatmış. Davanın özeti ‘Kişi kendinden bilir işi’ davasıdır bu. Tayyip Erdoğan biz şöyle yapardık demiş. Akbil’de biz şöyle yaptık, reklam şirketleriyle şöyle yaptık, billboard’larla böyle yaptık, emin ol bunlar da öyle yapıyor. Gizli tanık ifadeleri aslında Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının verdiği tüyolar. Bunları söyleyip yola çıkıyorlar ama bir tane kanıt bulamıyorlar.

“Hesap verecekler”

Bir MASAK raporu var, tel tel dökülüyor ama raporda ortaya çıkan hesap hareketlerinin hepsinin tek tek cevabı veriliyor ve cevapsız kalmıyor. Asla ve asla çaresiz söylenen sözler karşısında savcılar çaresiz kalıyor, bizim taraftan kimsenin başı öne eğilmiyor. Bu durumda bu durumda döndüler AK Parti’yle iş yapan, bakanlıklarla iş yapan, geçmişte İBB’yle AK Parti döneminde iş yapmış, sonra bu tarafa gelmişlere yalancı tanıklık için zorlama yaptılar. Kabul edenler oldu, ileride hesap verecekler, mahkemede tek tek takip edeceğiz. O yalancı tanıklıkların ispatını ortaya koyamadıklarında, koysa zaten yalancı olmaz, tanık olur.

Ama savcılık zoruyla ‘şöyle söyle, şöyle ifade ver’ onu ispatlayamayanlar ileride hesap verecekler. Yalancı tanıklar da somut delile ulaşamayınca şimdi etkin pişmanlığa sarılmak üzere bir işe giriştiler. Ben etkin pişmanlıktan yararlanan ve süreci devam eden kimseye bir şey demem. Kanunda olan haktır, yararlanmıştır. Ne söylemiştir, ne etmiştir? Zaten baktığınızda ifadesine ne Ekrem başkanı suçlayan bir durum var ne başka bir şey. Ama buna hiçbir şey demem.

Bir tek şunu söylerim arkadaşlar, bütün basın mensuplarına söylüyorum, onlarca arkadaşımız şunu anlatıyor: ‘Hastaneye gideceksin’ diye beni aldılar, gittiğim binanın hastane olmadığını gördüm. Bir odaya girdim, ne sedye ne doktor ne hemşire. İçeriye savcı bey girdi, avukatım da yoktu yanımda ve dedi ki “orada doğru yapmadın, avukatından mı çekindin, sana baskı mı yaptılar, verdiğin ifade beni memnun etmedi, ben bu kapıdan çıkar giderim, 10 yıl evlatlarının yüzünü göremezsin’. ‘Bence daha doğru bir ifade vermelisin.’Bir diğeri diyor ki ‘Beni aldılar, cezaevinde 6 kapı geçirdiler. Nazikçe davrandılar, bir koltuğa oturttular, karşıma bir ekran açtılar, baktım savcı bey karşımda. Beni görüyorsun, 5 dakika daha buradayım. 5 dakika içinde kararını ver.’

Kanuna göre tarafsız yayıncılık yapması gereken TRT bugün 86 milyona değil, bir avuç cuntacıya hizmet etmektedir. Ekrem İmamoğlu, sevgili başkanımız, şimdi olduğu gibi Silivri’de hücresinde kanaldan kanala geçerken TRT’nin bir kanalına yakalanmış. Gördüklerine inanamamış. Buna isyan eden bir paylaşım yaptı. Bunun üzerine utanmak, sıkılmak neredeyse RTÜK başkanı ve İletişim Başkanlığı’ndan sert tepkiler geldi. Diyorlar ki: bir siyasetçinin tutukluyken TRT’yi hedef alması kamuoyunun haber alma hakkına saldırıymış.

RTÜK üyesi Tuncay Keser’in 22 Mart ve 10 Nisan tarihlerinde TRT’nin taraflı yayınları hakkında yaptığı iki başvuruyu sümen altı eden RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, TRT’ye kalkan olmaya çalışıyor. Bir hatırlatma yapayım. Bu yılın ilk 4 ayında, bu yılın ilk 4 ayında RTÜK 7 kez muhalif kanallara, Now, Halk TV’ye, Sözcü’ye, masumiyet karinesini, yani yargılanan birinin yargılaması bitene kadar masum olmasıyla ilgili temel bir kaideyi aksattıkları için 7 kez ceza kesmiş. Sebep ne? Sinan Ateş davası bitmeden tetikçiye katil diyor diye. Sebep ne? Kartalkaya yangını ile ilgili buradakilerin katilleri diye oradaki sanıkları söylediler diye ceza kesmişler.

Çünkü yargılama bitmeden bunu yapmak suçmuş. Ebubekir Şahin, Allah aşkına şu kadar haysiyet varsa, şu kadar vicdan, şu kadar insaf, yapmış olduğun görevin gerektirdiği şu kadarcık, toplu iğne başı kadar adalet duygusu varsa. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’ .TRT Haber, Gece Bakışı programı. ‘İddialar komik de çatı yüksekliği, teras büyüklüğü, kat planı projeye aykırı değiştirilmiş.’ Bakın, İmamoğlu’nu çatı yüksekliğini 20 cm yüksek yapmakla, terası büyütüp, terası küçültüp yatak odasını büyütmekle suçluyorlar. ‘İmamoğlu inşaat projelerinde usulsüzlük’. dosya resimleri, bu TRT. Bırak yargılama bitecek, masumiyet karinesi, daha iddianame yok.

Dosyada gizlilik var. Dosya TRT’ye servis edilmiş. TRT’de ‘usulsüzlük’ iddiası bile demiyor. ‘Usulsüz yapıya kullanım izni. Beylikdüzü Belediyesi projeye aykırı yapıya izin belgesi düzenledi.’ Usulsüz yapıya kullanım izni. Bu mavi bir dosya. Güya dosya gizli. Kimse bilmiyor. Avukatlar zor görüyor. TRT bu ifadeleri kullanıyor: ‘İsyan eden öğrenciler için, polise saldıran provokatörler camlarını kırdığı İBB binasına girdi’ Binanın giriş katını gösteriyor, 22 Mart. Evlatlarımızı provokatör olmakla suçluyor. Oysa ki polisten kaçarlarken İstanbul İl Başkanı, sevgili Özgür Başkan dedi ki: ‘Genel Başkanım, açtık kapıları, gazdan kaçıyor çocuklar.’ Sonra da öbür kapıdan çıktılar, güvende evlerine gittiler.

Balonlara bak: ‘Ekrem İmamoğlu. Suç örgütü kurma, ihaleye fesat karıştırma, iş adamlarıyla hareket etme, ihaleler, hizmet alımları, muvazalı sözleşmelerde usulsüzlük yapma.’ İddiası bile demiyor, iddiası. ‘İddiası’ bile demiyor. Bütün gece 4 saat bunu yayınlıyor adamlar. Ondan sonra, ondan sonra bir de diyorlar ki Halk TV’ye “Sinan Ateş’in katilleri dedin, daha mahkeme bitmedi, ceza öde.’ Nerede adalet? Nerede insaf? Nerede bu ülkede hepimizin paralarıyla, hepimizin vergilerinden maaşları ödenen TRT’nin yaptığı bu işler? Her darbe TRT’yi hedef alır. Her darbede TRT’den bir bildiri okurlar. Cuntanın ilk hedefidir ama 15 Temmuz’da nasıl cuntacılar gittiler TRT’yi ele geçirdiler ama en sonunda milletten şamarı yediler. 19 Mart cuntası da TRT’yi ele geçirmiş olabilir ama millet bizimledir.

Döviz tutabilmek için 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lirayı cayır cayır yaktılar. Mehmet Şimşek denen bu darbenin mali ayağı. ‘Biz bu rezervleri bu günler için topladık’ diyor. Oysa bakın, parayı Ekrem İmamoğlu’nu hapse atıp tepki yükselince, dolar yükselince onu bastırmak için, borsa batınca, 1 günde 31,5 milyar değer kaybedince, küçük yatırımcı ezilince, yabancı yatırımcı parasını alıp yurt dışına kaçarken, 3 milyar dolarlık hisse senedi satılıp giderken dolar fırlamasın diye almış bu parayı tutmuş. Bu 31,5 50 milyar dolar, 1.9 trilyon lira. Burada bizim yayını kaydeden kameraman arkadaşım, tertemiz bir kardeşimiz.

Bu kardeşimize desek ki ‘Gel buraya, bu 1.9 trilyon lira sana emanet. Bu parayı al, en doğru yerde harca.’ Kardeşim derse ki “Bu milletin çiftçisi çok ezildi. Türkiye’deki bütün çiftçilerin toplam borcu 1 trilyon lira. Toplam borç bu kadar.” 1.9 trilyonun 1 trilyon lirasıyla bütün çiftçi borçları kapanıyor. Geriye kalan 900 milyar lira ile çiftçi başına 412.000 lira para veriyorsun, destekleme. 412.000 lira Bugün çok eski olmayan bir traktör satın alır mesela. Her çiftçiye 412.000 lira verebilirsin. Ya da bütün borçları kapatırsın, o borcu olan çiftçiye borcu kadar üstüne para verebilirsin. Böyle bir parayı yaktılar, Ekrem İmamoğlu korkusundan.

Bu darbenin siyasi hedefi CHP ve İmamoğlu’nun önünü kesmekti. Bu darbenin bir de şeytani hedefi var. Kanal İstanbul o da. Operasyonun gelmesine 19 gün var cuntanın başı oturmuş Kanal İstanbul projesine bakıyor. Bugün bakan olan Murat Kurum ‘Kanal İstanbul gündemimizde yok’ demişti. Bu darbeyi yapanlar 24 bin konut için planlamayı yapmışlar. Arap basınında reklam yayınladılar Kanal İstanbul konusunda. Bu projeyi İmamoğlu durdurdu, seçildi ve bir kumpas davası uyduruldu. Arap medyası şimdi orada satılacak dairelerin reklamlarını yapıyor.

İBB başkanı İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu olunca, ‘Ya Kanal ya İstanbul!’ deyince, ‘bu projenin adı Kanal İstanbul değil, ihanet İstanbul’dur’ deyince İstanbullu da Ekrem İmamoğlu’nu seçince işte o yüzden bir terör örgütü uydurulacak, bir kumpas davası uydurulacak. İkisi aynı anda işleme alınacak. Hırsız damgasından uğraşırken kayyum atanacak. O kifayetsiz muhteris kardeşim milletin adaletiyle değil Tayyip Bey’in adaletiyle adil kardeşim gidip kayyum olarak oraya oturacak. Yanı başında oturttu verse onu işler yolunda olacak. Olmayınca İstanbullu “kalk oradan oraya Ekrem oturacak’ deyince kayyum atayıp bir başkasını oraya oturtmaya çalışıyorlar.

Ve Arap medyası şimdi cayır cayır cayır bu dairelerin satışının reklamlarını veriyor. Ve oraya gitti arkadaşlar hiç haberimiz yok İSKİ’ye bildirilmeden Sazlıdere İstanbul’da Avrupa yakasının çoğu Anadolu’dan Avrupa’ya basılıyor. Avrupa yakasının kendi su haznesi yüzde 100 olan içme suyu kullanımını 3 yıl önce yüzde 0’a değiştirmişler. ‘Buranın suyu kullanılamaz artık.’ demişler. Kullanmayacaksınız. Neden sebep? Sebep etrafını yapılaşmaya açıyorlar. Artık orası su da toplayamaz. Artık orasının temizliği de korunamaz. Sazlıdereyi bırakın suyu başka yerden bulun diye karar almışlar. İSKİ’ye tebliğ etmemişler. Yeni öğreniyoruz, yeni öğreniyoruz.

İhale açmışlar bakanlık eliyle 24 ihale. Şu anda 100’ün üzerinde şirket alt işverenlerle birlikte binlerce dozer kamyon çalışıyor oralarda. Kanalı daha yapamıyorlar. Ona İstanbul’un muhafızı Ekrem İmamoğlu engel oluyor ama etrafındaki konutların inşaatına başlamışlar. Neden? Söz vermişler, söz vermişler, satmışlar. Belki de bilmediğimiz kısmının paranın baştan peşin almışlar. İşte bu yüzden iyi ki İstanbullular oraya muhafız diye Ekrem Bey’i dikmişler. İyi ki bu darbe girişimi olup da kayyum ısınma hareketlerini yaparken İstanbullular Saraçhane’de 1 milyon kişi dikilmişler. Maltepe’de 2.2 milyon kişi dikilmişler. İyi ki Yozgat’ta o traktörleri çalıştırmışlar. İyi ki İstanbul’u bunlardan kurtarmışlar.

İşin işin özeti budur arkadaşlar. İşin özeti budur. Her çarşamba İstanbul’da bir ilçede her cumartesi Türkiye’de bir ilde itirazı yükseltmeye mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bakın, ayda yüzde 2,5 faiz düşecek. ‘Tayyip Bey çok biliyorum’ dedi, 9 olan faizi 50’nin üstüne çıkardı. Seçimden sonra Nebati’yi yolladı, yerine rasyonel, sözde rasyonel, sözde demokrat, sözde namuslu, darbenin en önemli ayağı, mali ayağı olan, bütün dünyada artık kimsenin yüzüne bakmayacağı Mehmet Şimşek’i getirdi. 2,5 kar puan, 2500 bas puan diyorlar, %2,5. Düşe düşe güya enflasyon düşecek. Niye? Vaktiyle enflasyonun üstüne faiz verilse Almanya gibi, Amerika gibi başaracakken Tayyip Bey inadıyla fırlattı, şimdi kademe kademe düşüyordu. 2,5 puan düşeceği gün 3,5 puan artış oldu. Yüzde 6, İmamoğlu’nun tutuklanmasının faiz karşılığı. O gün Avrupa Merkez Bankası 2.75’ten 2,5’a indirdi faizi. Biz Türkiye’de faizi yüzde 46 yaptık.

Dünyanın en yüksek ikinci faizi. Neredeyiz biliyor musunuz? En yüksek faiz Venezuela’da, orada da seçim sonucu, seçimler adil yapılmadı diye iktidar muhalefet arasında büyük bir mücadele var. Üçüncü sırada olan da Zimbabve, yüzde 35’le. Hani ekonomide en iyi noktada olanlar var ya, A’dan Z’ye diziliyoruz. Zimbabve ile Venezuela’nın arasına, V ile Z harfinin arasında Y var ya, bizim Yozgat’ı soktu bunlar. Yozgat dünyanın Zimbabve ile Zimbabve ile Venezuela arasına Yozgat’ı sokanlara, Türkiye’yi sokanlara, Ankara’yı, İstanbul’u sokanlara yazıklar olsun. Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 172 milyar lira arttı.

Rahmetli Ecevit’in döneminde 68.000 atanmamış öğretmene ‘Ey Ecevit ey vicdansız Ecevit madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diyen Erdoğan ‘madem atamayacaktın niye okuttun sabileri?’ diye soracağım 1.045.000 öğretmen mezun etmiştir. Şimdi o 1.045.000 öğretmenin 15.000’ini sadece atayıp onu da kendi kurduğu akademi yöntemiyle mülakat yöntemiyle kendince kendine yakınlardan seçmenin gayreti içindedir. Ama bir yandan da proje okullar denen ülkenin göz bebeği en iyi öğrencilerin sınavla girdiği okullardan 6000 en iyi öğretmeni atıp yerine 6000 kendi sendikasından yandaş öğretmen getirmenin gayreti içindedir.

Erdoğan’ın gözlerinin içine baka baka seçmenin sorması gereken soru şudur: Sen 14 Mayıs’ta birinci turda seçimi kazanamadın. 28 Mayıs’ta karşıma çıktığında ‘Mülakat kalkacak’ dedin. Onun için oy verdim. Asgari ücret enflasyonlu dönemde bir kere değil hani temmuzda yapılıyordu gerekirse martta, temmuzda, ekimde ve aralıkta dört kere zamlanır dedin. Onun için oy verdim. Emekliyi asla enflasyona ezdirmeyeceğiz dedin onun için oy verdim. Kanal İstanbul yok diye söz verdiniz seçimde. Onun için oy aldınız. Şimdi hepsinin tersini yapıyorsun. Gözümün içine bak ey Erdoğan utanmıyor musun utanmıyor musun diye seçmenin sorma hakkı vardır.

Doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk Filistin davasına destek veren bir yazı yazdığı için 25 Mart’ta ABD’de gözaltına alındı. Rümeysa’nın kefaletle serbest bırakılma talebi bile reddedildi ama Erdoğan’dan bir tane ses yok. Trump ona hatırlatıyor. ‘Severim onu’ diyor. ‘İyi anlaşırım. Bir rahibim vardı elimde onu ondan almıştım’ diyor. Hatırlayın Erdoğan Trump’a şöyle söylüyordu: ‘Bu can bu bedende durdukça benim rahibi vermeden sen rahibini alamazsın. Ey Trump ver papazı al papazı’ diyordu. O gün papaz dediği kişi Amerika Birleşik Devletleri’nde öldüğü güne kadar yaşadı.

Asla ve asla Amerika’daki papazı kendisine vermediler. Fethullah Gülen’i söylüyor. Ama Trump bir sert telefonla kendi papazını aldı. Şimdi gevrek gevrek hatırlatıyor. ‘Papazımı almıştım’ diyor. Yani ‘Ayağını denk al. Ben sana hiçbir şey vermeden senden istediğimi alan biriyim’ diyor. Ya bari bu cümlenin üstüne ya. İnsan bir telefon açar da ‘Bak o zaman verdim papazı şimdi bırak Rümeysa kızımızı’ diyemeyen Trump’ın karşısında tir tir titreyen İstanbul’a yapacağı darbenin icazetini dahi Trump’tan alan bir tükenmişle muhatabız arkadaşlar. Filistin’de öldürülen Ayşenur kızımıza da sahip çıkamadı.

Gazze’de tehcir planı uyguluyor Trump. ‘Güzelmiş ya burası’ diyor. ‘Buralara oteller yapılır’ diyor. ‘Casinolar yapılır’ Kumarhane işletecek. Filistinlilere de diyor ‘3-5 ülkeye gidiverin’ Türkiye’ye ve etraftaki Arap ülkelerine gidecek. Gazze’de soykırım yaptı yetmez tehcir yapacak. Oraya kurulacak ama esas mesele buradaki kumarhaneler değil Ege’deki hidrokarbon yatakları 100 yıl Avrupa’ya yetecek kadar doğalgaz Gazze’nin önünde var. Trump bunun hesabını yapıyor. Netanyahu ile oyunu kurmuş işletiyor. Erdoğan da susuyor. Trump’a gık diyemiyor. Netanyahu ile yalandan kayıkçı kavgasına tutuşuyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hafta sonu İstanbul örgütümüz yürümek istedi izin vermediler. Ama İstanbul Valisi ‘burada kimseye izin yok’ dedi. 2023’te TÜGVA’yı tam o istikametten yürüttmüştü. Yürüyenin kim olduğuna göre Filistin davasıyla ilişki kuran bir iktidar var ve sıcak salonlarda hamaset yaparak Filistin davasını artık öyle bile savunmayan bir iktidar var. Ve maalesef biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Trump’ın Gazze tehcir planına karşı bütün dünyada ses duyurmaya çalışırken bunların ağzından bir kelime çıkmıyor. Ama bir yandan bir yandan Ekrem Başkan’a yaptıkları yüzünden Alman hükümeti Eurofighter’ları vermemeye karar vermiş.

Bakın Trump’ın iktidarını sürdürürsün. ‘Türkiye’de darbe yaparsın ses etmem’ ama ‘Gazze’ye çökeceğim sen de ses etme’ pazarlığı ortada. Bu sırada Eurofighter’lar verilmiyor. Bir anda şunların haline bakın. Biz Almanya’daki muhataplarımıza ‘Aman yapmayın’ diyoruz. Bizim buradaki meselemiz için Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmayın diyoruz. Türkiye Erdoğan’dan büyüktür. Türkiye Erdoğan’dan ibaret değildir diyoruz.

Hani Erdoğan diyor ya ‘dünya 5’ten büyüktür’ ‘Türk milleti de 1’den o tek adamdan büyüktür’ diyoruz. Kimse endişelenmesin. İş Almanya’yla çözülecek olsun. Yeni şansölye atanınca önce tebrik mesajını atarız. Ondan sonra da bu kurulacak iktidardaki iktidar ortaklarına hem şansöyleye hem iktidardaki tüm ilgili bakanlara gerekirse gider yüz yüze görüşürüz. Türkiye’nin hakkını bu kifayetsizler gibi Trump’tan tırsarak ya da fırsatçılık yaparak değil aslanlar gibi biz savunuruz.

Biz ne bekliyoruz? Türki Cumhuriyetler Kıbrıs’ı tanıyacak. Bekliyoruz ki tanısınlar. Ne oldu? Bırak Kıbrıs’ı Türki Cumhuriyetlerin tanımasını Türki Cumhuriyetler Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan oturdular Semerkant’ta. Bizimkiler aval aval bakarken ikna edildiler. Güney Kıbrıs’ı tanıdılar. Tanımak yetmez Güney Kıbrıs’a büyükelçi görevlendirdiler. Tam olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin tam olarak dış politikasının paspas edildiği Kıbrıs davamızın paspas edildiği beceriksiz bir dış politika….

“Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler”

Bizimkileri Kıbrıs’a yollayan Kıbrıs’ı kurtaran sağda Erbakan solda Ecevit varken bugün o Kıbrıs’ı satan Erdoğan Erdoğan Erdoğan. Ey Erdoğan Kıbrıs davası bu ülkenin namusudur. Satamazsın sattırmayız. Kıbrıs’ı ne işlere zemin etmişler. Kıbrıs kadar turp çıktı ey heybeden. Kıbrıs kadar! Eski KKTC Büyükelçisi Yasin Ekrem Seri, Babası Maksut Serim Akbil, İkdaş, Belbim davaları sırasında Vakıfbank Valide Sultan şubesinin müdürü…

O günden beri o ilişki içindeler. Bir açıp okuyalım, bir açıp okuyalım neler olmuş Akbil’de. Nasıl yolsuzluktan yargılanılmış? Bütün Harun Karaca en son bütün Akbil yolsuzları nasıl yıllarca milletvekilliği ile kaçırılmış? Sonra o davalara neler yapılmış?

Maksut Serim ya Vakıfbank’ın şube müdüründen örtülü ödenek başkanı yaptı. Yanından ayırmıyor. Gelmiş gelmiş onun oğlu Yasin Ekrem Serim meslekten gelmez dışişlerine sokulmuş, özel kalem yapılmış, büyükelçi yapılmış. Kıbrıs gibi yere meslekten gelmeyen büyükelçi atanmış. 6 ay sonra buradan söyledim pis kokular geliyor ne oluyor diye görevden aldılar. Niye aldınız kardeşim söyleyin cevap yok. Bakın. Bir hesap hareketleri var. Gemiler var. Onunla ilgili kimler kimler var.

Hakan Fidan’ın Binali Yıldırım’ın isimleri geçiyor. Ben geçen hafta da aynı özeni söyledim. Çocuklarının ismi geçiyor ama biz bir kişi düzgünce soruşturulup yargılanıp ceza alıp kesinleşmeden ne kişiye bir şey deriz ne ailesine bir şey deriz. Buradan Sayın Hasan Doğan Sayın Erdoğan’ın özel kalemi. Bazı konuşmaların bazı kısımlarını Sayın Erdoğan’ın dikkatine sunduğunu duyuyoruz. Bu kısmını söyleyin. İzlesin Erdoğan. Bir bizim kitabımızda aile ile uğraşmak yok. Eğer ailenin bir suçu varsa o babasının oğlu olduğu için sanıklara giderek değil bizzat kendisi sorgulanır, yargılanır ceza alır kesinleşirse orada kesinleşir.

Hani siyaseti belli sınırların içinde yapılacak ya. Biz öyle aileye sağa sola olmadan saldırmayız. Ama şuna bakın şuna şuna Sayın Erdoğan. Şimdi bir yandan 45 kaset 40’ı var 5’i kayıp. O 5’inde neler var neler diye söyleyenler her tarafa dökülen bilgiler bu 40 kaset 45 kaset işini ilk söyleyen Sedat Peker. Söylediği Süleyman Soylu o gün İçişleri Bakanı İçişleri Bakanı ne işi var Dubai’de Sedat Peker’in peşine Dubai’ye? O günden sonra bakanlıktan alındı ama burada bir kenarda tutuluyor. Şimdi o birileri ya bu işte Süleyman Soylu var da Hakan Bey yok mu? Binali Yıldırım’ın oğlu yok mu?

‘Erdoğan’ın oğlunu Özgür Özel niye konuşmuyor?’ diye bize alttan bilgi akıtanlar var ya Sayın Erdoğan senin aileni karıştırmaya çalışanları uzaklarda arama. Bu içinde cümlesinde kurduğum cümlelerde ara. Çok soylu bir davranış var çok soylu. Kendini kurtaracak ya kendini kurtaracak ya o yüzden izlesin bunu Sayın Erdoğan. ‘Ya o kasetler bizde de var. İçinde bir ben mi varım? Özgür Özel’e söyleyin birazcık da soyadı Erdoğan olanları konuşsun’. Ey Süleyman Soylu ben nerede ne konuşacağımı senden öğrenecek olsam senden beter olayım. Ama milletimizin de vicdanına sığınırız. Bir tarafta Kıbrıs yıkılıyor. Kasetler, söylenenler, tanıklar, ispatlar onu söyleyen. Ya bir soruşturma açılmıyor.

Bir yandan Sayın Bahçeli ‘terörsüz Türkiye’ye ne diyorsun’? Eyvallah dedik. Terörsüz Türkiye istiyoruz. Şehitlerin gazilerin rızasını istiyoruz. Tüm mağdurların rızasını istiyoruz. Annelerin gözyaşı akmasın diyoruz. Bunun üstüne şunu söyledik bir hafta. Siz de gerçek bir demokratikleşme ile hem terörsüz hem çetesiz Türkiye istiyor musunuz? Mafyasız Türkiye istiyor musunuz? Buna bir cevap alamadık. Terörsüz Türkiye’ye var mısın? Varım. 3 Y’ye de varım.

Terörsüz Türkiye’ye tutuksuz yargılamaya TRT’den yayına varım dedi. Yine cevap yok. Bugün 23 Nisan mesajı yayınlamış Sayın Bahçeli. Dün ayakta videosunu gördük. Memnun olduk. Bu kürsüde söylemiştim. Sayın Bahçeli ayağa kalkana kadar siyasete dönene kadar biz ona bir şey söylemeyeceğiz. Kültürümüzde yok hastayla uğraşmak. Kültürümüzde yok birisi yatarken, yerdeyken ona vurmak. Bir yandan kendi partisi içinde kendisi yatarken onun hakkında tezviratları yapanlar, yayanlar suçüstü yakalandı. Velihat diye kendisini gösterenlerin esas nasıl davaya ihanet içinde oldukları lidere ihanet içinde oldukları yakalandı.

Sayın Bahçeli ayağa kalktı. Güya onlara hesap soracaktı. Ona hesap soracağına bugün Allah razı olsun yazmış da yazmış. ‘CHP’ diyor ‘Özgür Özel’ diyor. Benim kendisine söyleyeceğim şu. Diyor ki: ‘Savaş ilan ediyormuşsun.’ Bizim kültürümüzde yok. Yurtta barış cihanda barış. Biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiyiz. Ben savaş ilan ederim demedim. Bu yapılanı savaş ilanı kabul ederim dedim. Gazinin partisi savaş ilan etmez ama işgale sessiz kalmaz. İşbirlikçilere sessiz kalmaz.”

Paylaşın