AYM Başkanı Özkaya’dan “Tarafsızlık” Vurgusu

AYM Başkanı Kadir Özkaya, “Tüm hakim ve savcılar iç dünyalarındaki öznel duygu ve düşünceleri de dahil olmak üzere herhangi bir dışsal etki altında kalmadan, çekinmeden, endişe duymadan, tarafsız bir tutumla pozitif hukuk düzeninin öngördüğü çerçeve içinde özgürce karar vermelidirler” dedi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı Anayasa Mahkemesi’nin 63. Kuruluş Yıldönümü töreninde konuştu. Kadir Özkaya, konuşmasında şunları söyledi:

“Adalet; bir şeyi yerli yerince yapmak, her şeyi yerli yerine en uygun şekilde koymak, herkese hakkı olan şeyi vermektir. İnsan ruhunun manevi direği, toplumsal düzenin temel taşıdır. Adalet, insanlık tarihi boyunca hem ilahi kaynaklarda hem de beşerî sistemlerde kutsal bir hedef olarak yer almıştır. Toplumun huzuru, iç barışı, refahı ve güvenliği için adalet vazgeçilmez bir unsurdur. Adaletli toplumlarda huzur ön plana çıkar ve insanların birbirlerine olan güveni artar. Dolayısıyla toplumun düzeni ile bireylerin haklarının korunmasında en önemli etken adalettir.

Kutadgu Bilig isimli eserinde Yusuf Has Hacip ‘Ülkeyi korumak için güçlü bir ordu, güçlü bir ordu için zengin bir halk, zengin bir halk için ise adalet gerekir.’ der. Buna göre, her türlü gelişme, büyüme ve güç sahibi olabilme ancak adalet vasıtasıyla olabilir. Zira adalet hayatın üzerinde yürüdüğü temeldir. Devletin ve toplumun varlığını devam ettirmesinin ve gelişmesinin temel şartıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Atatürk’e göre de bağımsızlık, gelecek, özgürlük her şey ancak adaletle var olabilir. Onun adalet anlayışı hukuk sistemimizin ve toplumumuzun adalet arayışının da esasını oluşturmuştur.

Hakkın ayakta tutulması ve adaletin sağlanması bakımından en önemli sorumluluk yargısal faaliyetlerin baş aktörleri olan hâkim ve savcılara aittir. Dolayısıyla tüm hâkim ve savcılar iç dünyalarındaki öznel duygu ve düşünceleri de dâhil olmak üzere herhangi bir dışsal etki altında kalmadan, çekinmeden, endişe duymadan, tarafsız bir tutumla pozitif hukuk düzeninin öngördüğü çerçeve içinde özgürce karar vermelidirler. Aklı ve bilimi daima başat bir konumda tutmalıdırlar.

Pozitif hukuka göre çok yakınlarının işlerine bakamadıklarını biliyorum. Ancak genel prensibi vurgulamak bakımından ifade etmek istiyorum ki ana-babaları, kardeşleri, diğer yakın akrabaları veya arkadaşları aleyhine ya da sevmedikleri, düşman olarak gördükleri kişiler lehine de olsa her daim  adaleti  ayakta  tutmalıdırlar. Hiçbir zaman hakkı (adaleti) kendi keyfî arzularına uydurmaya kalkışmamalıdırlar. Herkesi daima hakka çağırmalı ve hakla hükmetmelidirler. Haktan uzak yaşayanın, haksızlıktan yakayı kurtaramayacağını unutmamalıdırlar. Dolayısıyla bir topluluğa olan kinleri ve hırsları onları adaletsizliğe sevk etmemelidir. Her daim her yerde adaletin timsali olmalıdırlar. Hiçbir neden, hâkim ve  savcıları, hakkı ayakta tutmaktan asla alıkoymamalı; adaletsiz davranmaya yöneltmemelidir.

“Adaletle hükmedilmeyen yerlerde kargaşa olur”

Kanaatimizce, adaletle hükmedilmeyen yerlerde kargaşa olur, düzen ortadan kalkar, herkes kendini haklı görmeye başlar. Bu yüzden, kargaşa çıkmaması için adalet terazisi daima hak ve haklıyı gözeterek kullanılmalı ve daima adaletle hükmedilmelidir.

Bununla birlikte haksız olduğu halde haklıymış gibi kavga çıkaranlara, hukuku kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyenlere, hakkı olanı değil kendinden yana olanı adalet sananlara da hiçbir zaman hiçbir koşulda prim verilmemelidir. Daima hakka uyulmalı, hak ayakta tutulmalıdır. Yapılan iyilik veya kötülüğün hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklı da olsa, yahut göklerin veya yerin herhangi bir noktasında bile bulunsa, bir gün mutlaka karşımıza çıkacağı ve bizden bunun hesabının sorulacağı unutulmamalıdır.

Bu bağlamda Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, kimseyi en küçük bir haksızlığa uğratmayacak, hardal tanesi ağırlığında iyi ya da kötü basit bir şey bile olsa yapılanları dosdoğru tartacak olan hassas terazilerin bir gün mutlaka kurulacağını, bugün her şeyi ve herkesi sorguya çekerek adalet dağıtmaya çalışan ve geçici olan bizlere de sıranın geleceğini, bizlerin de bir gün mutlaka sorguya çekileceğimizi söylediğini, aynı veya benzer kuralların diğer Kutsal Kitaplarda da yer aldığını da belirtmem gerektiğini düşünüyorum.

Dolayısıyla bir gün mutlaka mizan kurulacak, bütün defterler dürülecek, hesabı bizlerden sorulacak. Hal böyle olunca o günler gelmeden bugünün kıymetini bilelim, uygulamada adalet ve hukuk devleti ilkesine ilişkin kazanımlarımızı titizlikle muhafaza etmeye çalışalım.

Duyulması ve karşılık verilmesi umuduyla tüm dünyaya sesleniyorum. İnsanlık olarak geleceğimizi kendi ellerimizle çıkmaza düşürmeyelim. Unutmayalım ki barış, ancak ahlâk ve adaletin hüküm sürdüğü bir dünyada mümkündür. İnsanlığın ortak geleceği ve sürekli barış da ancak ahlaki değerlere ve adalete dönülmesiyle, yeryüzünde ahlâk ve adaletin hâkim kılınmasıyla mümkündür. Dolayısıyla insanlık, öteki olanla birlikte barış içinde yaşamayı istemek ve bunu sağlayacak dünya düzenini inşa etmek zorundadır. Zira insan çok kıymetlidir.

İnsanlık, geçmişte, uluslararası sistemdeki adaletsizliğin, bağnazlığın, güç ve zenginlik  kaynaklı üstten bakışın ve güç körlüğünün, öteki ile birlikte barış içinde yaşamayı reddetmenin nelere mal olduğunu ağır bir bedel ödeyerek öğrenmiş bulunmaktadır. Geçmiş unutulmamalıdır. ‘Biz ve öteki’ ayrımı sürekli olarak tekrar tekrar üretilmemelidir.

Malumları olduğu ve teorik olarak herkesçe kabul edildiği üzere, dünyanın dört bir yanında yaşayan her bir insan, insan haysiyetine uygun şekilde insanca yaşayabilmek için gerekli olan vazgeçilmez ve devredilemez nitelikte hak ve özgürlüklere sahiptir. İnsanlığın onuru olan söz konusu hak ve özgürlükler insanlığın ortak değeridir. Çoğulculuk ve hoşgörü de böyledir. Bu değerler dünyanın her yerinde önemsenmeli ve mutlaka hayata geçirilmelidir.

Yapılan zulümlere gözlerini ve vicdanlarını kapatanlar, zalimlere destek olanlar, sahip oldukları güce güvenerek adaleti hiçe sayan davranışlarını sürdürmekte ısrarcı olanlar, bebeklere, çocuklara, kadınlara zulüm yapanlar, yaptıkları zulmün yanlarına kalacağını sanmamalıdırlar. Bu bağlamda Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’den bir örnek vermek isterim. Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde şöyle denilmektedir: ‘Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı (korkuyla donup kalacağı) bir güne erteliyor.’

Mahkememiz vermekte olduğu kararlarıyla, Türk Hukuku’nun özgürlük anlayışını evrensel standartlara taşımakta, teorik anayasal güvencelerin pratikte hayata geçirilmesini sağlamakta, böylece de birey ile anayasa arasındaki ilişkiyi somutlaştırmakta ve evrensel insan hakları standartlarının ulusal düzeyde daha hızlı uygulanmasına katkıda bulunmak suretiyle uluslararası insan hakları normlarının iç hukukta daha etkili bir biçimde uygulanmasına zemin hazırlamaktadır.

Mahkememize norm denetimi kapsamında, 31 Mart 2025 itibarıyla, son üç yılda, önceki dönemden devredenle (143) birlikte toplam 836 başvuru gerçekleşmiş, bunlardan 719 başvuruda 3177 kuralın Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılmış ve karara bağlanmıştır. Elimizde 1 Nisan 2025 tarihi itibarıyla incelenmeyi bekleyen 117 başvuru kapsamında 830 kural bulunmaktadır.

Bireysel başvuru kapsamında ise 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren 31 Mart 2025 itibarıyla toplam 666.627 başvuru yapılmış, yine aynı tarih itibarıyla bunların 561.441’i yani %85’i sonuçlandırılmıştır. 31 Mart 2025 itibarıyla önümüzde  derdest hâlde 105.186 bireysel başvuru bulunmaktadır. 23 Eylül 2012 tarihinden bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı hariç olmak üzere toplam 22.640 başvuruda başvurucuların temel hak ve özgürlüklerinden en az birinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu yıl gerçekleştirmekte olduğumuz ve 37 ülke ile 7 uluslararası kurum ve kuruluştan 102 temsilcinin katıldığı bilimsel etkinliğin temasını ’21. Yüzyılda Anayasa Yargısının Geleceği’ olarak belirledik. Bu başlık bizlere, teknolojik gelişmeler, küreselleşme, bireysel haklar ve demokratik değerler ışığında anayasa yargısının nasıl şekilleneceğine dair çok yönlü bir tartışma alanı sunuyor. Düzenlediğimiz sempozyumun da anayasa yargısının geleceğine ışık tutacak önemli tartışmaların yapılacağı bir platform olacağına inanıyoruz.

Çağımızın en büyük dönüşümlerinden  biri yapay zekâ ve büyük veri analizlerinin yargı süreçlerine entegrasyonu olacaktır. Dijital dönüşüm ve yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesi, hukuk sistemlerini, yargı süreçlerini ve bireysel hakların korunmasını doğrudan etkilemektedir.

Dolayısıyla anayasa mahkemeleri de yapay zekâ destekli hukuk sistemleri kullanarak karar süreçlerini hızlandırabilir, önceki içtihatlarını daha iyi analiz edebilir ve hak ihlallerini öngören mekanizmalar geliştirebilirler. Mahkememizce de yapay zekanın hukuk uygulamalarında kullanımı konusunda ciddi çalışmalar yürütülmekte olup, önümüzdeki süreçte anayasal denetimin dijitalleşmesi, yapay zekâ destekli hukuk analiz sistemleri ve büyük veri analitiği ile hak ihlallerinin önlenmesi gibi alanlarda ilerlemeyi hedeflemekteyiz.

Yapay zekâ, bir yandan büyük fırsatlar sunarken aynı zamanda temel hak ve özgürlükler, adil yargılanma hakkı ve veri güvenliği gibi konularda ciddi hukuki tartışmaları da beraberinde getiren bir teknoloji olacaktır. Kanaatimce bu bağlamda karşılaşacağımız en önemli sorulardan birisi, yapay zekâ tabanlı sistemlerin anayasal hakları nasıl etkileyeceğidir.

Süreç içerisinde özgürlük-güvenlik dengesi, kişisel verilerin korunması ve yargısal süreçlerde algoritmik önyargılar gibi konular, anayasa yargısının temel meseleleri haline gelecektir. Sempozyumun ilk oturumunda, anayasa yargısında dijitalleşmenin getirdiği fırsatları ve potansiyel riskleri ele alarak, hukukun evrensel ilkeleri ışığında çözüm yolları aramaya çalışacağız.”

Kadir Özkaya, konuşmasını, “Ve son söz olarak; Hak ile Hak olursa bir kişi, Yanlış olmaz hiçbir işi, Hak Mevla yaparsa bir gün teftişi, Acep ne olur yanlış yapanın işi” sözleriyle bitirdi.

Paylaşın

“Süper Dünyalar” Düşünülenden Daha Yaygın

Gökbilimciler, “Süper Dünya” gezegenlerinin daha önce düşünülenden daha geniş yörüngelerde var olabileceğini keşfettiler. Bu, kayalık veya “karasal” dünyaların tahmin edilenden çok daha yaygın olduğu anlamına geliyor.

Haber Merkezi / Kısacası, “Süper Dünyalar” Güneş Sistemi’ndeki hiçbir şeye benzemeyen bir gezegen sınıfı, Dünya’dan daha büyük ancak Neptün ve Uranüs gibi buz devlerinden daha hafif ve gazdan, kayadan veya her ikisinin bir kombinasyonundan oluşabilir. Bu gezegenler, Dünya’nın iki katı büyüklüğünde ve kütlesinin 10 katına kadar olabilir.

Araştırmanın ortak yazarı ve Ohio Eyalet Üniversitesi’nde emekli astronomi profesörü Andrew Gould, araştırma ekibinin, yeni bulunan gezegenin ana yıldızının oluşturduğu ışık anomalilerini inceleyerek ve sonuçlarını KMTNet mikro mercek araştırmasından alınan daha büyük bir örnekle birleştirerek, süper Dünyaların ana yıldızlarından gaz devlerimizin (Neptün ve Uranüs) Güneş’ten uzak olduğu kadar uzakta var olabileceğini bulduğunu söyledi.

Andrew Gould, “Bilim insanları büyük gezegenlerden daha fazla küçük gezegen olduğunu biliyorlardı, ancak bu araştırmada, bu genel örüntü içinde aşırılıklar ve eksiklikler olduğunu gösterebildik” diye ekledi.

Kore Astronomi ve Uzay Bilimleri Enstitüsü’nden araştırmanın ortak yazarı Youn Kil Jung, “Bu sonuç, Jüpiter benzeri yörüngelerde bulunan çoğu gezegen sisteminin Güneş Sistemimizi yansıtmayabileceğini gösteriyor” dedi.

Çin’deki Tsinghua Üniversitesi ve Westlake Üniversitesi’nden Profesör Shude Mao, “Mevcut veriler soğuk gezegenlerin nasıl oluştuğuna dair bir ipucu sağladı” dedi ve ekledi: “Önümüzdeki birkaç yıl içinde, bu gezegenlerin nasıl oluştuğunu ve evrimleştiğini KMTNet verileriyle daha da katı bir şekilde sınırlayabileceğiz.”

Güneş Sistemi dört küçük, kayalık, iç gezegenden (Merkür, Venüs, Dünya ve Mars) ve dört büyük, gazlı, dış gezegenden (Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün) oluşur. Kepler ve TESS gibi teleskoplardan gezegen geçişi ve radyal hız aramaları gibi diğer teknikleri kullanarak bugüne kadar yapılan dış gezegen aramaları, diğer sistemlerin Dünya’nın yörüngesi içindeki yörüngelerde çeşitli küçük, orta ve büyük gezegenler içerebileceğini göstermiştir.

Gökbilimciler, ayrıca, Neptün büyüklüğündeki gezegenlerin sayısına kıyasla kaç tane süper Dünya’nın var olduğunu belirlemeye çalışıyorlar. Bu araştırma, Neptün büyüklüğünde süper Dünyalar olduğunu gösteriyor.

Çin, Kore, Harvard Üniversitesi ve ABD’deki Smithsonian Enstitüsü’nden araştırmacıların öncülüğünde yürütülen araştırma, yakın zamanda Science dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

Araştırma: Çok Fazla Tavuk Yemek Kanserden Ölüm Riskini Artırabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, haftada 300 gramdan fazla tavuk eti tüketmenin ölüm riskini artırdığını ortaya koydu. Bu miktar (300 gram) haftada yaklaşık üç porsiyon tavuğa denk geliyor.

Haber Merkezi / Araştırma, National Institute of Gastroenterology’deki bir ekip tarafından yürütüldü ve araştırmanın sonuçları Nutrients dergisinde yayınlandı.

Araştırmada yer alan bilim insanları, 20 yıl boyunca yaklaşık 5 bin İtalyan yetişkinin sağlık ve beslenme alışkanlıklarını takip ederek, beslenmelerinin uzun vadede sağlıklarını nasıl etkileyebileceğini inceledi.

Araştırma, haftada 300 gramdan fazla kümes hayvanı yiyen bireylerin (yaklaşık iki normal tavuk göğsü) sindirim sistemi kanseri geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırma, ayrıca bu bireylerin, haftada 100 gram veya daha az kümes hayvanı yiyen bireylere kıyasla, bu kanserlerden erken ölme risklerinin yüzde 27 daha yüksek olduğunu buldu.

Araştırmada yer alan bilim insanları, bulgularının kümes hayvanlarının kendisinin kansere neden olduğunu kanıtlamadığını açıkça belirtiyorlar. Bilim insanları, bağlantının arkasında başka nedenler de olabileceğini ifade ediyorlar.

Tavuk ve diğer kümes hayvanları kırmızı ete göre daha sağlıklı bir alternatif olarak önerilmektedir. Kırmızı et sıklıkla kalp hastalığı ve bazı kanserlerle ilişkilendirilmiştir, bu nedenle tavuk daha iyi beslenmek isteyenler için popüler bir tercih haline gelmiştir.

Sindirim sistemi, mide, bağırsaklar, karaciğer ve pankreas gibi yiyecekleri parçalamak ve besinleri emmek için hayati önem taşıyan organları içerir. Bu bölgelerdeki kanserlerin erken teşhisi genellikle zordur ve ölümcül olabilir. Bu nedenle, bu hastalıkların riskini neyin artırabileceğini anlamak önemlidir.

Paylaşın

Süper Lig: Beşiktaş, Kötü Gidişe “Dur” Dedi

Süper Lig’in 33. hafta maçında Beşiktaş ile Hatayspor, İnönü Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Adnan Deniz Kayatepe’nin yönettiği karşılaşmadan Beşiktaş, 5-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Beşiktaş’a galibiyeti getiren golleri, 36 (P), 52 (P) ve 59. dakikalarda Ciro Immobile, 53. dakikada Rafa Silva ve 78. dakikada Keny Arroyo, Hatayspor’un tek golünü ise 20. dakikada Abdülkadir Parmak kaydetti.

Beşiktaş, bu galibiyet ile puanını 52’ye yükseltti, Hatayspor ise 19 puanda kaldı.

20. dakikada sağ taraftan topla birlikte ceza sahasına giren Boutobba, pasını içeri çevirdi. Penaltı noktası yakınında boş pozisyonda bulunan Abdülkadir Parmak, bekletmeden yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlara yolladı. 0-1

34. dakikada Rashica’nın pasında topla birlikte ceza sahasına hareketlenen Rafa Silva, Calvo’nun müdahalesiyle yerde kaldı. Hakem Adnan Deniz Kayatepe, penaltı noktasını gösterdi. 36. dakikada beyaz noktanın başına geçen Immobile’nin vuruşunda top filelerle buluştu. 1-1

48. dakikada ceza sahası içerisinde Immobile ile hava topu mücadelesine çıkan Kamil Ahmet Çörekçi, topa elle müdahale etti. VAR’dan gelen uyarıyla pozisyonu tekrar izleyen hakem Adnan Deniz Kayatepe penaltı noktasını işaret etti. 52. dakikada kullanılan penaltıda topun başına geçen Immobile, kalecinin soluna yerden yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 2-1

53. dakikada sol kanattan gelişen atakta Emrecan Terzi’nin pasıyla topla buluşan Rafa Silva, ceza sahasına girdikten sonra sağ ayağıyla yaptığı vuruşta meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 3-1.

59. dakikada sağ kanattan Rashica’nın yerden ceza sahasına yaptığı ortaya kale önünde ayak içiyle dokunan Immobile, kendisinin üçüncü, takımının dördüncü golünü attı. 4-1.

78. dakikada Joao Mario’nun pasıyla sol kanattan ceza sahasına giren Rafa Silva, pasını sağ çaprazdaki Arroyo’ya çıkardı. Oyuncunun sol ayak içiyle penaltı noktasının yaptığı vuruşta top ağlarla buluştu. 5-1.

Stat: İnönü

Hakemler: Adnan Deniz Kayatepe, Murat Şener, Suat Güz

Beşiktaş: Mert Günok, Svensson, Paulista, Emirhan Topçu (Tayyip Talha Sanuç dk. 80), Emrecan Terzi (Onur Bulut dk. 75), Hadziahmetovic, Gedson Fernandes, Rashica (Semih Kılıçsoy dk. 75), Rafa Silva, Mustafa Erhan Hekimoğlu (Joao Mario dk. 61), Immobile (Arroyo dk. 75)

Hatayspor: Bekaj, Kamil Ahmet Çörekçi (Kerim Alıcı dk. 81), Kilama, Calvo, Cengiz Demir (Cemali Sertel dk. 66), Massanga, Abdülkadir Parmak (Recep Burak Yılmaz dk. 81), Boutobba, Görkem Sağlam (Bamgboye dk. 65), Joelson Fernandes (Okoronkwo dk. 66), Strandberg

Goller: Immobile (dk. 36 pen., 52 pen. ve 59), Rafa Silva (dk. 53), Arroyo (dk. 78) (Beşiktaş), Abdülkadir Parmak (dk. 20) (Hatayspor)

Paylaşın

2080 Yılında Türkiye’de Her Üç Kişiden Biri 65 Yaş Üstü Olacak

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında yüzde 17,9, 2060 yılında yüzde 27,0, 2080 yılında yüzde 33,4 ve 2100 yılında yüzde 33,6 olacağı öngörülüyor.

Haber Merkezi / 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2019 yılında 7 milyon 550 bin 727 kişi iken son beş yılda yüzde 20,7 artarak 2024 yılında 9 milyon 112 bin 298 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2019 yılında yüzde 9,1 iken, 2024 yılında yüzde 10,6’ya yükseldi.

Yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında yüzde 17,9, 2060 yılında yüzde 27,0, 2080 yılında yüzde 33,4 ve 2100 yılında yüzde 33,6 olacağı öngörüldüğü kaydedildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aktif Yaşlanma Endeksi 2024 Raporu’nu açıkladı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Küresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan “demografik dönüşüm” evresinde olan Türkiye’de, çocuk ve genç nüfus oranı hızla azalırken, yaşlı nüfus oranı ise hızla artış göstermektedir. Türkiye son on yılda doğurganlık hızındaki yıkıcı azalmanın da tesiriyle “çok yaşlı ülkeler” sınıfına dahil olmuştur.

Doğurganlık hızındaki sürekli ve keskin azalmanın yanı sıra, hayat standardı ve refah seviyesinin artması ile sağlık alanında kaydedilen gelişmeler neticesinde ölümlülük hızı azalmakta, doğuşta beklenen hayat süresi ve yaşlı nüfus oranı artmaktadır.

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus, 2019 yılında 7 milyon 550 bin 727 kişi iken son beş yılda yüzde 20,7 artarak 2024 yılında 9 milyon 112 bin 298 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ise 2019 yılında yüzde 9,1 iken, 2024 yılında yüzde 10,6’ya yükseldi. TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında yüzde 13,5, 2040 yılında %17,9, 2060 yılında yüzde 27,0, 2080 yılında yüzde 33,4 ve 2100 yılında yüzde 33,6 olacağı öngörülmektedir.

Yaşlı nüfus oranının hızla artış göstermesi; yaşlıların yaşam kalitesini artırmaya yönelik politikaların geliştirilmesini ve oluşturulan politikaların takibini gerekli kılmaktadır.

Yaşlı nüfusun yaşlılık sürecini ne kadar etkin geçirdiğinin tespit edilebilmesi adına, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu’nun (UNECE) katkılarıyla Aktif Yaşlanma Endeksi (AYE) geliştirilmiştir. Dört bileşenden oluşan AYE, yaşlı bireylerin istihdama katılabilme, topluma katılabilme, bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşayabilme ve aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortama sahip olabilme seviyelerini ölçmektedir.

AYE ve bileşenleri 0 ila 100 arasında bir değer almaktadır. Endeks ve bileşen değerlerinin yüksek olması toplumdaki yaşlı bireylerin daha etkin bir yaşlılık hayatı geçirdiklerine işaret etmektedir. UNECE tarafından en son 2018 yılı için AB üye ülkeleri için yayımlanmış olan AYE değeri 36,8’dir.

Türkiye için Aktif Yaşlanma Endeksi, milli politikalara da yön verebilmesi maksadıyla ilk kez bu haber bülteni ile resmi istatistik olarak yayımlanmaktadır. AB üye ülkeleriyle karşılaştırılabilir mahiyette olan Türkiye AYE değerleri 2023 yılı için Türkiye geneli ve cinsiyete, 2024 yılı için Türkiye geneli, İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması 1. Düzey 12 bölge ve cinsiyete göre hesaplanmıştır.

Türkiye’nin AYE genel endeks değeri 2023 yılında 28,7 iken 2024 yılında 29,7 oldu. İstihdam bileşeni endeks değeri, 2023 yılında 25,9 iken 2024 yılında 27,6 oldu. Topluma katılım bileşeni endeks değeri 2023 yılında 12,0 iken 2024 yılında 12,5 oldu. Bağımsız sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değeri 2023 yılında 65,5 iken 2024 yılında 65,0 oldu. Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri ise 2023 yılında 44,3 iken 2024 yılında 46,1 oldu.

AYE değerleri cinsiyete göre AB üye ülkeleri ile mukayese edildiğinde, erkeklerde AB ortalaması 38,5 iken Türkiye değeri 34,5 oldu. Kadınlarda ise AB ortalaması 35,3 iken Türkiye değeri 25,3 olarak hesaplandı.

AB üyesi 28 ülkenin endeks değerleri incelendiğinde, 2018 yılında AYE genel endeks değerinin AB ortalaması 36,8 oldu. AB üye ülkeleri içinde endeks değeri en yüksek olan ülkelerin sırasıyla, 47,8 ile İsveç, 43,7 ile Hollanda, 43,3 ile Danimarka olduğu görüldü. Endeks değerinin en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla, 28,4 ile Yunanistan, 30,5 ile Hırvatistan, 31,2 ile Romanya oldu.

Endeks, Türkiye’nin hızlı bir demografik dönüşüme girmesiyle beraber aktif yaşlanma konusunda politika geliştirilmesine ve ilerlemenin sağlanmasına ihtiyaç olduğunu gösterdi.

Endeks değeri erkekler için 34,5, kadınlar için 25,3

Türkiye’nin 2024 yılı için AYE genel endeks değeri İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, endeks değeri en yüksek olan bölgenin 33,3 ile Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 31,9 ile Batı Marmara Bölgesi, 30,8 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi izledi.

Endeks değeri en düşük olan bölgenin 26,9 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 28,7 ile Akdeniz Bölgesi, 28,8 ile Orta Anadolu Bölgesi izledi.

Türkiye’nin 2024 yılı için AYE genel endeks değeri 29,7 iken erkekler için endeks değeri 34,5, kadınlar için ise 25,3 oldu. AYE genel endeks değeri İBBS 1. Düzey ve cinsiyete göre incelendiğinde, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin erkekler için 38,2 ve kadınlar için 28,4 endeks değerleri ile her iki cinsiyet için de en yüksek endeks değerine sahip olduğu görüldü.

Diğer taraftan, cinsiyetler arası endeks farkının en yüksek olduğu bölgenin ise Ortadoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü.

İstihdam bileşeni endeks değeri, 2024 yılı için 27,6 olarak hesaplandı. Bu bileşen; 55-59, 60-64, 65-69, 70-74 yaş gruplarındaki bireylerin istihdam oranlarından hesaplanmakta olup 75 ve daha yukarı yaş grubu hesaplamaya dahil edilmemektedir.

İstihdam bileşeni endeks değerinin AB üye ülkeleri ortalamasından daha düşük olduğu görüldü. Ancak Türkiye, istihdam bileşeni endeks değeri ile 6 AB ülkesini geride bıraktı.

İstihdam bileşeni endeks değeri 2024 yılı için İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, endeks değeri en yüksek olan bölgenin 42,2 ile Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 34,8 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi, 32,4 ile Batı Karadeniz Bölgesi izledi.

İstihdam bileşeni endeks değeri en düşük olan bölgenin 22,3 ile Batı Anadolu Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 24,2 ile İstanbul, 24,5 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi izledi.

Türkiye’nin 2024 yılı için istihdam bileşeni endeks değeri 27,6 iken erkekler için endeks değeri 40,4, kadınlar için ise 15,5 oldu. İstihdam bileşeni endeks değeri İBBS 1. Düzey ve cinsiyete göre incelendiğinde, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin erkekler için 55,4 ve kadınlar için 28,7 endeks değerleri ile her iki cinsiyet için de en yüksek endeks değerine sahip olduğu görüldü.

Diğer taraftan, cinsiyetler arası endeks farkının en yüksek olduğu bölgenin de Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü.

Topluma katılım bileşeni endeks değeri, 2024 yılı için 12,5 olarak hesaplandı. Bu bileşen; gönüllü faaliyetlere katılım, çocuk-torun bakımı, yaşlı ve yetişkin bakımı, siyasi hayata katılım göstergelerinden hesaplanmaktadır.

Topluma katılım bileşeni endeks değerinin AB üye ülkeleri ortalamasından daha düşük olduğu görüldü. Ancak Türkiye, topluma katılım bileşeni endeks değeri ile 5 AB ülkesini geride bıraktı.

Topluma katılım bileşeni endeks değeri 2024 yılı için İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, endeks değeri en yüksek olan bölgenin 17,0 ile İstanbul olduğu görüldü. Bu bölgeyi 14,3 ile Batı Marmara Bölgesi, 14,2 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesi izledi.

Topluma katılım bileşeni endeks değeri en düşük olan bölgenin 9,2 ile Doğu Karadeniz Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 10,1 ile Akdeniz Bölgesi, 10,5 ile Orta Anadolu Bölgesi izledi.

Türkiye’nin 2024 yılı için topluma katılım bileşeni endeks değeri 12,5 iken erkekler için endeks değeri 11,5, kadınlar için ise 13,3 oldu. Topluma katılım bileşeni endeks değeri İBBS 1. Düzey ve cinsiyete göre incelendiğinde, erkekler için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 15,4 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesi, kadınlar için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 19,4 ile İstanbul olduğu görüldü.

Diğer taraftan, cinsiyetler arası endeks farkının en yüksek olduğu bölgenin İstanbul olduğu görülürken cinsiyetler arası farkın olmadığı bölgenin Orta Anadolu Bölgesi olduğu görüldü.

Bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam değeri, 2024 yılı için 65,0 olarak hesaplandı. Bu bileşen; fiziksel egzersiz, sağlık ve diş bakımına erişim, bağımsız yaşam düzenlemeleri (tek kişilik hanehalkı oranı), göreli medyan geliri, yoksulluk riskinin olmaması, ciddi maddi yoksunluğun olmaması, fiziksel güvenlik ve yaşam boyu öğrenme göstergelerinden hesaplanmaktadır.

Bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değerinin AB üye ülkeleri ortalamasından daha düşük olduğu görüldü. Ancak Türkiye, bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değerleri ile 5 AB ülkesini geride bıraktı.

Bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değeri 2024 yılı için İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, endeks değeri en yüksek olan bölgenin 68,1 ile Ege Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 66,8 ile Batı Anadolu Bölgesi, 65,7 ile Doğu Marmara Bölgesi izledi.

Bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değeri en düşük olan bölgenin 59,1 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 60,4 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi, 62,2 ile İstanbul izledi.

Türkiye’nin 2024 yılı için bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değeri 65,0 iken erkekler için endeks değeri 67,0, kadınlar için ise 63,6 oldu. Bağımsız, sağlıklı ve güvenli yaşam bileşeni endeks değeri İBBS 1. Düzey ve cinsiyete göre incelendiğinde, erkekler için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 70,6 ile, kadınlar için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 66,0 ile Ege Bölgesi olduğu görüldü.

Diğer taraftan, cinsiyetler arası endeks farkının en yüksek olduğu bölgenin Akdeniz Bölgesi olduğu görülürken cinsiyetler arası farkın olmadığı bölgenin Ortadoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü.

Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri, 2024 yılı için 46,1 olarak hesaplandı. Bu bileşen; 55 yaşına ulaşıldığında kalan 50 yıllık yaşam beklentisi başarısı, 55 yaşında iken sağlıklı yaşanan yılların beklenen süresindeki payı, zihinsel iyi olma hali ölçeği, bilişim ve iletişim teknolojilerinin kullanımı, sosyal bağlanma ve eğitim durumu göstergelerinden hesaplanmaktadır.

Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değerinin AB üye ülkelerinin ortalamasından daha düşük olduğu görüldü. Ancak Türkiye, aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri ile endeks değeri 45,9 olan Romanya’yı geride bıraktı.

Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri 2024 yılı için İBBS 1. Düzeye göre incelendiğinde, endeks değeri en yüksek olan bölgenin 51,1 ile Doğu Marmara Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 48,4 ile Batı Marmara Bölgesi, 47,7 ile Batı Anadolu Bölgesi izledi.

Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri en düşük olan bölgenin 38,9 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü. Bu bölgeyi 42,0 ile Ortadoğu Anadolu Bölgesi, 43,2 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi izledi.

Türkiye’nin 2024 yılı için aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri 46,1 iken erkekler için endeks değeri 48,4, kadınlar için ise 44,2 oldu. Aktif yaşlanma için kapasite ve elverişli ortam bileşeni endeks değeri İBBS 1. Düzey ve cinsiyete göre incelendiğinde, erkekler için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 53,8 ile kadınlar için endeks değeri en yüksek olan bölgenin 48,6 ile Doğu Marmara Bölgesi olduğu görüldü.

Diğer taraftan, cinsiyetler arası endeks farkının en yüksek olduğu bölgenin Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi olduğu görüldü.

Paylaşın

Bilim İnsanları Kronik Böbrek Hastalığını Önlemenin Çözümünü Buldu

Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve çoğunlukla CKD olarak adlandırılan kronik böbrek hastalığı, kalp hastalığı ve hatta erken ölüm gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bilim insanları, hastalık başladıktan sonra böbreklerin neden zamanla kötüleşmeye devam ettiğini tam olarak bilmiyorlardı. Ancak Boston Üniversitesi Chobanian & Avedisian Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma bu durumu değiştirmeye yardımcı olabilir.

Araştırmada böbrekleri korumada önemli bir rol oynayan TMIGD1 adlı bir gen keşfedildi. Araştırmacılardan Dr. Vipul Chitalia, bu bulguyu özel kılan şeyin TMIGD1 geninin böbrek hasarını durdurmada ne kadar önemli göründüğü olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar bu genin böbrek sağlığındaki rolü bilinmiyordu.

Araştırmada yer alan ekip, TMIGD1 geni düzgün çalışmadığında ne olacağını incelemek için hücreler ve diğer modeller kullanarak bir dizi deney yaptılar. Ekip, bu gen inaktif olduğunda böbreklerin zarar görme olasılığının çok daha yüksek olduğunu buldu.

Böbrek hastalığı olan kişilerde, toksinler böbrekler iyi filtreleyemediği için kandan düzgün bir şekilde temizlenmiyor. Bu toksinler, TMIGD1 genine saldırıyor gibi görünüyor ve böbrek fonksiyonunun daha da hızlı düşmesine neden oluyor.

Bu keşif kronik böbrek hastalığını tedavi etmenin yeni bir yoluna işaret ediyor. Bilim insanları, TMIGD1 genini korumanın veya güçlendirmenin yollarını bulabilirlerse, hastalar o aşamaya gelmeden önce hasarı yavaşlatmak veya hatta durdurmak mümkün olabilir.

Araştırmada yer alan Dr. Wenqing Yin, TMIGD1’in yalnızca yeni tedaviler geliştirmek için değil, aynı zamanda böbrek hasarını daha erken bulmak için bir araç olarak da kullanılabileceğini söyledi.

Kronik böbrek hastalığı, yavaş ilerleyen sessiz bir hastalıktır. Böbrekler, çok ciddi şekilde hasar görene kadar kendini hissettirmeyebilir.

Araştırma Journal of Neuroinflammation’da yayınlandı.

Paylaşın

Dünya’dan 140 Işık Yılı Uzaklıktaki Bir Gezegen Hızla Parçalanıyor

MIT’ten (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) gökbilimciler, Dünya’dan yaklaşık 140 ışık yılı uzaklıkta bulunan ve parçalanma sürecinden geçen BD+05 4868 Ab adlı bir gezegen keşfettiler.

Haber Merkezi / Ev sahibi yıldızlarının yörüngesinde çok yakın dönen küçük, kayalık gezegenler hızla parçalanabilirler.

Gelgitsel kilitlenme ve aşırı yıldız ışınımına maruz kalan bu tür gezegenlerin gündüz yüzeyleri eriyip buharlaşmış kayalık malzemeden ince atmosferler oluşturacak kadar sıcaktır.

Yaklaşık Merkür kütlesindeki BD+05 4868 Ab adlı gezegen, yıldızına son derece yakın bir şekilde dönüyor, o kadar yakın ki yüzeyi muhtemelen buharlaşan magma ile kaplı.

Yıldızının etrafında sadece 30,5 saatte dönen gezegen,  kuyrukluyıldız benzeri bir enkaz kuyruğu oluşturuyor.

Bilim insanları, yörüngedeki gezegenlerin varlığını işaret eden yıldız ışığındaki değişiklikleri izleyen NASA’nın TESS misyonunu kullanarak bu parçalanan gezegeni tespit ettiler.

Bu gezegen şaşırtıcı bir hızla yok oluyor; yörünge başına bir Everest Dağı’na eşit miktarda madde kaybediyor. Gökbilimciler, gezegenin boyutuna dayanarak 1 ila 2 milyon yıl içinde tamamen yok olabileceğini tahmin ediyor.

Gökbilimciler, şu ana kadar Güneş sistemimizin ötesinde sadece dört parçalanan gezegen tespit ettiler ve bu da BD+05 4868 Ab’yi evrende nadir bir keşif haline getiriyor.

Gökbilimciler, gezegenin iç yapısını incelemek için James Webb Uzay Teleskobu’nu (JWST) kullanmayı planlıyorlar.

Bu fırsat, kayalık gezegenlerin nasıl oluştuğu ve bazılarının diğerlerinden daha istikrarlı ve potansiyel olarak yaşanabilir olmasını sağlayan faktörlerin ne olduğu konusundaki fikirlerimizi geliştirebilir.

Paylaşın

Marmara Denizi’nde Deprem: 291 Artçı Sarsıntı Kaydedildi

Afet ve Acil Yönetim Başkanlığı (AFAD), merkez üssü İstanbul’un Silivri ilçesi açıkları olan 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından 291 artçı sarsıntı kaydedildiğini duyurdu.

Haber Merkezi / AFAD, Marmara Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremin ardından yaşanan artçı sarsıntılarla ilgili açıklama yaptı:

“23.04.2025 tarihinde saat (TSİ) 12:49’da Silivri açıklarında-Marmara Denizi içerisinde 6.2 büyüklüğünde bir deprem olmuştur. Deprem, dış merkezinden 300 km yarıçaplı bir alan içeresindeki illerimizde hafif şiddette hissedilmiştir. Depremin dış merkezi en yakın yerleşim yeri olan Silivri’ye yaklaşık 24 km uzaklıktadır.

Deprem sırasında, İstanbul’un güney kıyılarındaki yerleşimler 5 şiddetine karşılık gelen düşük ivmeler ile sarsılmıştır. Uzun süredir devam eden risk azaltma çalışmalarının da katkısıyla, deprem yapısal bir hasara neden olmamış ve can kaybı yaşanmamıştır.

Ana şoktan sonra şu ana kadar toplam 291 artçı sarsıntı kaydedilmiştir. 3.9 ve altı büyüklükteki artçı sarsıntıların toplamı 283 olup bunların çoğunluğu 3’ün altındadır. 4 ve üzeri büyüklükteki artçı sayısı ise 8’dir. Son 28 saat içinde artçı sarsıntıların dağılımı dörder saatlik aralıklarla incelendiğinde, son 16 saat içinde azalma eğiliminde olduğu görülmektedir.

Artçı sarsıntıların azalarak önümüzdeki birkaç hafta içinde sona ermesi beklenmektedir. 23 Nisan 2025 tarihinde meydana gelen Mw 6.2 büyüklüğündeki depremin açığa çıkardığı enerji 30 kTon TNT’nin üzerinde olup, söz konusu enerji 26 Eylül 2019 tarihinde aynı bölgede meydana gelen Mw 5.8 depreminin yaklaşık 4 katına karşılık gelmektedir”.

Ali Yerlikaya: Artçı sarsıntılar azalma eğiliminde

Öte yandan AFAD Koordinasyon Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, depremin ardından hem bilgilendirme hem de müdahale faaliyetlerinin kesintisiz sürdüğünü belirtti. Yerlikaya, “Depremin ardından başta İstanbul olmak üzere Tekirdağ, Yalova, Bursa, Sakarya ve Balıkesir’de çalışmalar hızla başladı” dedi.

Depremin ardından büyüklüğü 5.9’a kadar ulaşan toplam 8 artçı sarsıntının kaydedildiğini belirten Yerlikaya, son 12 saatte 4’ün üzerinde artçı yaşanmadığını söyledi. Özellikle son 16 saatte sarsıntıların belirgin şekilde azaldığını vurgulayan Yerlikaya, AFAD Deprem Bilim Kurulu’nun ikinci değerlendirme açıklamasının da kamuoyuyla paylaşılacağını aktardı.

Deprem sonrası barınma ihtiyacına ilişkin de bilgi veren Yerlikaya, şu ana kadar İstanbul’da 51 bin kişinin camilerde, 50 bin kişinin ise okul, yurt ve sosyal tesislerde barındırıldığını, toplamda 101 bin vatandaşın barınma talebinin karşılandığını söyledi. Yerlikaya, “Talepler olması durumunda vatandaşlarımızın barınma ihtiyaçlarını karşılamaya devam edeceğiz” dedi.

Marmara bölgesindeki çalışmalara destek için 22 ilden 650 AFAD personeli ve 148 araç sevk edildiğini belirten Yerlikaya, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla toplam 11.481 personelin sahada görev yaptığını ifade etti. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bugüne kadar 16 bin 793 çağrı geldiğini, bunlardan 997’sinin doğrudan acil yardım talebi olduğunu açıklayan Yerlikaya, çağrı sayısında da belirgin bir düşüş yaşandığını vurguladı.

Türk Kızılayı koordinasyonunda, 41 belediye ve STK desteğiyle toplam 302 araç ve 1.508 personel ile 348 noktada beslenme hizmetlerinin sürdüğünü ifade eden Yerlikaya, “Devletimiz tüm kurumlarıyla sahada. Vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için tüm tedbirler alınmış durumda” dedi.

Yerlikaya, sözlerini “İstanbulumuza ve depremin hissedildiği illerdeki vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun. Allah ülkemizi her türlü afetten korusun” ifadeleriyle tamamladı.

Paylaşın

DEM Parti, Abdullah Öcalan’ın Koşullarını Adalet Bakanı İle Görüştü

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüşen DEM Parti heyeti adına konuşan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Sayın Bakan’a, tecrit koşullarında Sayın Öcalan’ın bu sürece katkı sunamayacağını, sürecin ilerletilmesi için Sayın Öcalan’ın koşullarının en önemli başlık olduğunu ve bir an önce bu koşulların amasız fakatsız düzeltilmesi gerektiğini ifade ettik” dedi.

Haber Merkezi / Gülistan Kılıç Koçyiğit, “En büyük sorunlardan biri de cezaevindeki mahpusların, cezalarını yatmış olmalarına rağmen idare gözlem kararlarıyla, tamamen subjektif gerekçelerle cezaevinde tutulmalarıdır… Ayrıca mahpusun cezaevi koşullarının düzeltilmesi için yaptığı eylemlerin bile bir disiplin suçu kapsamına alınmasının kabul edilemez olduğunu kendilerine ifade ettik” diyerek yasal düzenleme beklediklerini ifade etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan’dan oluşan heyet Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüştü.

Yaklaşık 1 saat 45 dakika süren görüşme sonrası DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları söyledi:

“Grup Başkanvekilimiz Sezai Temelli ve Eş Genel Başkan Yardımcımız Öztürk Türkdoğan ile birlikte Sayın Adalet Bakanıyla bir görüşme gerçekleştirdik. Bu görüşme aslında İmralı Heyetimizin Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeden sonra planlanmıştı.

Ama ne yazık ki İmralı Heyeti Üyemiz ve Meclis Başkanvekilimiz Sayın Sırrı Süreyya Önder’in hastalığı nedeniyle erteledik. Bugün de onlar olmadan bu görüşmeyi gerçekleştirdik. Bu vesileyle, umutlu bekleyişimizi sürdürdüğümüzü belirtmek istiyoruz. Yatağında hastalığına direnen Sırrı Süreyya Önder arkadaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi buradan bir kez daha iletiyoruz.

Sayın Adalet Bakanı ile 1 Ekim’den beri başlayan tartışmalar ve sürece yapılacak katkıları, yasal düzenlemeleri geniş bir zeminde konuşma fırsatı bulduk. Öncelikli konuşma başlığımızın, 27 Şubat’taki çağrısıyla yeni bir dönemin kapısını aralayan ve Kürt sorununun demokratik çözümünde yeni bir eşik atlamamızı sağlayan Sayın Öcalan’ın çalışma ve sağlık koşulları olduğunu ifade etmek isterim.

Sayın Bakana, tecrit koşullarında Sayın Öcalan’ın bu sürece katkı sunamayacağını, sürecin ilerletilmesi için Sayın Öcalan’ın koşullarının en önemli başlık olduğunu ve bir an önce bu koşulların amasız fakatsız düzeltilmesi gerektiğini ifade ettik.

Sanırım önümüzdeki günlerde bu konuda bazı gelişmeler görme şansımız olacak. Özellikle İmralı Heyeti dışındaki farklı heyetlerin, farklı milletvekillerinin ve siyasi partilerin, aydınların ve yazarların oraya gitmesinin; Sayın Öcalan’ın görüşmek istediği bazı aydınların, yazarların ve gazetecilerin adaya gitmesinin ve onunla temas kurmasının çok önemli olduğunun altını çizdik. Bakanlığın bu konuda hızla adım atması gerektiğini ifade ettik.

Bunun dışında Türkiye’de adalet sistemiyle ilgili çok büyük sorunlar var. Bunları da kapsamlı şekilde ele alma şansımız oldu. Bizim için en önemli başlıklardan biri de halihazırda cezaevlerinde bulunan hasta mahpuslar. Bunun ne insani ne vicdani ne de hukuki olmadığını her birimiz biliyoruz. Hasta mahpuslar açısından hızla bir düzenleme yapılması, adli tıp raporu alanların hızla cezaevinden salıverilmesi konusunda da görüş ve düşüncelerimizi kendilerine ifade ettik.

Bu konudaki taleplerimizi kendilerine ilettik. Yine kamuoyunda ‘COVID yasası’ olarak bilinen ve pandemi döneminde cezaevinden şartlı salıverilme koşullarını düzenleyen ama örgütlü suçları istisna tutan yasal düzenleme var biliyorsunuz. Bir infaz paketi düzenlemesiydi. Örgütlü suçları istisna tutan meselenin ortadan kaldırılması ve gerçek anlamda herkesi kapsayan eşitlikçi bir yaklaşımın gözetilmesi gerektiğini de kendilerine ifade ettik.

Önümüze gelecek olan infaz paketinde, AYM’nin daha önce de iptal ettiği ‘örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek’ maddesi vardı. AYM bunu iade etmişti ama ne yazık ki Meclis’ten aynı şekilde geçti. Şimdi yeniden pakete konulacağına dair bazı bilgiler aldık. Bunun mutlaka amasız fakatsız ortadan kaldırılması gerektiğini ve AYM kararına uygun bir düzenleme beklentimizi yine kendilerine ifade etmiş olduk.

En büyük sorunlardan biri de cezaevindeki mahpusların, cezalarını yatmış olmalarına rağmen idare gözlem kararlarıyla, tamamen subjektif gerekçelerle cezaevinde tutulmalarıdır. İnsanların cezaevinde kalmalarını sağlayan bu idare gözlem kurullarının reforme edilmesi, gözden geçirilmesi, demokratikleştirilmesi ve bütün gözlem kurulu kararlarına objektif kriterlere göre karar verilmesi gerektiğini kendilerine ifade ettik.

İkinci bir cezalandırma kurulu olan bu kurulun yapısının demokratikleşmesine ve kararlarını da objektif kriterlere göre almasına dair bir düzenlemenin gelecek ilk yasa paketine konulması gerektiğini ifade etmiş olalım. Ayrıca mahpusların hak aramak ve cezaevindeki koşulların düzeltilmesi için yaptıkları eylem ve etkinlikler nedeniyle aldıkları disiplin cezalarının da yine iyi halli olma meselesinde bir kriter olduğunu görüyoruz. Bu disiplin cezalarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ettik.

Mahpusun cezaevi koşullarının düzeltilmesi için yaptığı eylemlerin bile bir disiplin suçu kapsamına alınmasının, hele de bunun şartlı tahliyeyi engellemek için esas alınmasının kabul edilemez olduğunu kendilerine ifade ettik. Bu başlıklarda genel bir tartışma yürüttük. Taleplerimizi, kamuoyunun ve halkımızın beklentisini ilk elden kendilerine ifade etme ve anlatma imkanı bulduk. Bize bu fırsatı verdikleri için Sayın Bakana ve heyetine teşekkür ediyoruz.”

Soru / Cevap

Soru: Peki, yanıt ne oldu? Özellikle Öcalan’ın tecridi konusunda ve İnfaz Yasasında istediğiniz düzenlemelere ilişkin yanıt ne oldu?

Bütün bunları karşılıklı konuşma fırsatı bulduk. Sayın Bakan da dikkatle bunları not etti. Bazı yasal düzenlemelerin aslında hepimiz açısından gerekli olduğu yönünde ortak belirlemelerimiz var. Birçok hakkaniyetsiz, haksız ve eşitliğe aykırı yasal düzenleme olduğunu herkes çok iyi biliyor.

Örneğin COVID yasası çıktığı zaman, pandemi sadece normal adli mahpusları kapsayan bir durum değildi, herkes açısından riskti ama orada örgütlü suçlar istisna tutulmuştu. Örneğin bunun hakkaniyetsizliğini, kabul edilemezliğini ifade ettik. Kendileri de bu konuda çalışacaklarını ifade ettiler. Söylediğimiz her başlığı dikkatle not ettiler. Bu konuda çalışacaklarını, önümüzdeki dönemde de karşılıklı görüş alışverişinde bulunacağımızı teyit etmiş olduk.

Soru: Öcalan’a umut hakkı tanınacak mı?

Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarını, sağlık ve güvenlik koşullarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdik.

Soru: Örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakmasına karşılık örgüt üyelerine ilişkin bir yasal düzenleme gündeme geldi mi?

Soru: Selahattin Demirtaş’ın durumu gündeme geldi mi?

Çok kapsamlı olarak bu konuda da Kobanî Davası ve diğer başlıklarda da değerlendirmeler yaptık.

Soru: Mazlum Abdi, “Ulusal Kongre toplanacak” dedi. Siz bununla ilgili bir davet aldınız mı?

Ona Dış İlişkiler Komisyonumuz yanıt versin. Şu an için teyit edebilecek durumda değilim.

Soru: Yeni bir görüşme olacak mı?

İhtiyaç olduğunda her zaman görüş alışverişinde bulunmak için bir araya gelme konusunda sözleştik.

Soru: İmralı’ya tekrar ziyaret olacak mı görüşmeden sonra?

Şu anda bir görüşme yapıldı. Sayın Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu nedeniyle İmralı Heyeti Üyemiz Pervin Buldan ve Avukat Özgür Erol bir ziyaret gerçekleştirdi. Bundan sonra da bu ziyaretlerin ihtiyaç duyulduğunda ve daha önce söylediğim kapsamda devam etmesi, sadece heyetimizin değil farklı heyetlerin ve kişilerin de gitmesi yönünde düşüncemizi ifade ettik. Sanırım bu konuda da bazı gelişmeler olacak. Bunu yakında hep beraber göreceğiz.

Soru: Meclis Başkanı ve diğer siyasi partiler ne zaman ziyaret edilecek?

Bunun takvimini MYK’miz ortaya koyacak. Ondan sonra sizlere duyuracağız.

Paylaşın

Abstract Window Toolkit (AWT) Nedir, Nasıl Oluşturulur?

Abstract Window Toolkit (AWT), geliştiricilerin uygulamaları için grafiksel kullanıcı arayüzleri oluşturmalarına olanak tanıyan Java tabanlı, platformdan bağımsız bir GUI çerçevesidir.

Haber Merkezi / Etkileşimli kullanıcı arayüzleri tasarlamak için düğmeler, metin alanları, onay kutuları ve düzen yöneticileri gibi bileşenler sağlar. AWT, ek, özelleştirilebilir bileşenler ve daha sofistike bir görünüm ve his sunan daha gelişmiş Swing çerçevesinin temelini oluşturur.

Abstract Window Toolkit (AWT), Java tabanlı Grafiksel Kullanıcı Arayüzü (GUI) uygulamalarının geliştirilmesinde temel bir bileşen olarak hizmet eder. Birincil amacı, düğmeler, metin alanları ve kaydırma listeleri gibi çok sayıda önceden oluşturulmuş bileşenin yanı sıra etkileşimli uygulamalar oluşturmak için bu bileşenleri yönetme yöntemleri sağlamaktır.

AWT, uygulama ile yerel sistem arasında kolay iletişimi kolaylaştırır ve geliştiricilerin farklı platformlarla uyumlu, son derece özelleştirilebilir arayüzler oluşturmasına olanak tanır. Dahası, AWT, bir pencere veya panel içindeki kullanıcı arayüzü bileşenlerinin konumlandırılmasını ve boyutlandırılmasını kolaylaştırmak için esnek düzen yöneticileri sunar.

Bu yerleşik düzen yöneticileri, tasarım öğelerini gerektiği gibi otomatik olarak yeniden düzenler, yeniden boyutlandırır veya uyarlar ve böylece duyarlı uygulamalar oluşturmayı kolaylaştırır. Ayrıca, AWT olay işlemeyi yöneterek geliştiricilerin programın tıklamalar ve tuş vuruşları gibi kullanıcı etkileşimlerine nasıl tepki vereceğini tanımlamasını sağlar.

Özet Pencere Araç Takımı genel olarak görsel açıdan çekici ve işlevsel uygulamalar oluşturma sürecini basitleştirerek, birden fazla platformda keyifli ve tutarlı bir kullanıcı deneyimi sağlar.

Abstract Window Toolkit (AWT) hakkında sıkça sorulan sorular:

AWT ile Swing arasındaki temel fark nedir?

AWT, Java’nın orijinal platforma bağımlı GUI araç takımıdır, Swing ise AWT üzerine inşa edilmiş daha gelişmiş, platformdan bağımsız bir GUI araç takımıdır. Swing, AWT’den daha zengin bir bileşen seti, takılabilir bir görünüm ve his ve daha iyi performans sağlar. Ancak AWT, özellikle görünümleri ve davranışları için yerel platform bileşenleri tercih edildiğinde, belirli uygulamalar için daha hafif ve daha hızlı olarak kabul edilir.

Basit bir AWT tabanlı GUI uygulaması nasıl oluşturulur?

Basit bir AWT tabanlı GUI uygulaması oluşturmak için gerekli AWT sınıflarını içe aktarmanız, Frame sınıfının bir alt sınıfını oluşturmanız, bileşenlerinizi alt sınıf içinde tanımlamanız ve ardından GUI uygulamasını sınıfınızın ana yöntemi içinde örneklendirmeniz gerekir. İşte bir örnek:

import java.awt.*;
import java.awt.event.*;

public class MyAWTApp extends Frame {

public MyAWTApp() {
super(“My AWT App”);
setLayout(new FlowLayout());

Button btn = new Button(“Example Button”);
add(btn);

setSize(400, 100);
setVisible(true);
}

public static void main(String[] args) {
MyAWTApp app = new MyAWTApp();
}
}

AWT bileşenlerine olay dinleyicileri nasıl eklenir?

AWT bileşenlerine olay dinleyicileri eklemek için uygun AWT olay sınıflarını içe aktarmanız, uygun olay dinleyicisi arayüzlerini sınıfınıza uygulamanız ve ardından olay dinleyicisini ‘addActionListener’ yöntemini veya benzer yöntemleri kullanarak bileşeninize eklemeniz gerekir. İşte bir düğmeye ActionListener eklemenin bir örneği:

import java.awt.*;
import java.awt.event.*;

public class MyAWTAppWithButtonListener extends Frame implements ActionListener {
private Button btn;

public MyAWTAppWithButtonListener() {
super(“My AWT App with Button Listener”);
setLayout(new FlowLayout());

btn = new Button(“Example Button”);
btn.addActionListener(this);
add(btn);

setSize(400, 100);
setVisible(true);
}

public void actionPerformed(ActionEvent e) {
if (e.getSource() == btn) {
System.out.println(“Button clicked”);
}
}

public static void main(String[] args) {
MyAWTAppWithButtonListener app = new MyAWTAppWithButtonListener();
}
}

Aynı uygulama içerisinde AWT ve Swing bileşenlerini bir arada kullanabilir misiniz?

Aynı uygulama içinde AWT ve Swing bileşenlerini karıştırmak teknik olarak mümkün olsa da, iki araç takımı arasında tutarsız görünüm ve his, düzen ve olay işlemeyle ilgili olası sorunlar nedeniyle genellikle önerilmez. Tutarlılık ve daha iyi performans için uygulamanız içinde yalnızca bir araç takımı kullanmak daha iyidir.

Paylaşın