İstanbul 1 Mayıs’ı: En Az 400 Gözaltı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Taksim Meydanı kararına rağmen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü meydanda kutlamak isteyen 400 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), Taksim Meydanı’nın emekçiler için “sembolik” anlamı olduğunu belirterek, burada yapılacak 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanmasının hak ihlali olduğuna hükmetmişti.

İstanbul’da sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partiler 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü olağanüstü önlemler altında kutluyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) 1 Mayıs kutlamasını Kadıköy İskele’de, Türk-İş, Kartal Meydanı’nda gerçekleştirecek. Bazı sosyalist partiler, sendikalar ve gençlik grupları ise Taksim Meydanı’na yürüyüş çağrısında bulundu.

Ancak Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına bu yıl da izin verilmedi, Taksim civarında da önlemler artırıldı. Meydan ve çevresi dünden itibaren bariyerlerle çevrilirken, Gezi Parkı’na girişler engellendi. Bölgede çok sayıda TOMA, çevik kuvvet aracı ve polis konuşlandırıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, aldıkları ihbarları esas alarak, 400 kişinin gözaltına alındığını paylaştı. Gözaltına alınanlar arasında en az beş avukat olduğunu bildirdi.

Dernek, bünyesinde kurulan “kriz masası” ile eylemcilere hukuki destek sağlıyor.

Uluslararası Af Örgütü’nden yasağı kaldırma çağrısı

Uluslararası Af Örgütü, hükümete gösteri yasağını kaldırma çağrısı yaptı. Örgütün Avrupa sorumlusu Dinushika Dissanayake “Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs kutlamalarına yönelik kısıtlamalar tamamen sahte güvenlik ve kamu düzeni gerekçelerine dayanıyor” dedi.

Öte yandan önceki yıllarda olduğu gibi sendika yöneticilerinin küçük bir grupla, 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri anmak için Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakmasına izin verildi.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri, Gümüşsuyu’ndan anıta “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganıyla kısa bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Anıtın önünde “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atılırken, heyet adına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu bir konuşma yaptı.

“1 Mayıs, ablukanın gölgesinde yaşanıyor”

DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, 1 Mayıs’ın Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin son derece olumsuz bir süreçten geçtiği bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.

İstanbul’da ise büyük bir yasak ve ablukanın gölgesinde 1 Mayıs’ı yaşadıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Bugün burada, 1 Mayıs Meydanı’mız Taksim bir kez daha yasaklı. Gördüğünüz gibi meydan yine barikatlarla abluka altına alınmış durumda. Sadece Taksim değil, bugün tüm İstanbul ablukada” dedi.

Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyanın her yerinde işçiler ve emekçiler 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda kutlarken, Türkiye’de Taksim yıllardır yasaklı. Yıllardır 1 Mayıs’ı ve Taksim Meydanı’nı özgürleştirmek için mücadele ediyoruz. 2010, 2011 ve 2012’de bu meydanda, tam burada, dünyanın en büyük 1 Mayıslarını gerçekleştirdik. Ancak 2013’ten bu yana Taksim yeniden yasaklı.

“Aslında bu barikatlar çok şeyi anlatıyor. Bu barikatlar, ülkeyi yöneten siyasi iktidarın zihniyetini gösteriyor. Milyonlarca işçiyi ve emekçiyi asgari ücrete, sendikasızlığa mahkûm etmeyi anlatıyor.

“Türkiye’yi bir asgari ücretliler ülkesi, çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi, patronundan daha fazla vergi veren işçiler ülkesi hâline getirmeyi anlatıyor. Ülkemizi; kadınların her gün şiddet ve ayrımcılıkla yüz yüze kaldığı, gençlerimizin geleceğinin karartıldığı, çocuklarımızın okullara aç gittiği, siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler, sendikacıların hapse atıldığı bir ülke haline getirenler, istiyorlar ki susalım, hiçbir şeye itiraz etmeyelim, onların verdiğiyle yetinelim.”

Anayasa Mahkemesi’nin Taksim Meydanı kararını hatırlatan Çerkezoğlu, “Hem hukuksal hem tarihsel olarak Taksim Meydanı, 1 Mayıs meydanı olmasına rağmen hala yasaklı ve hala bu yasakçı zihniyet devam ediyor” dedi.

Çerkezoğlu, iktidara seslenerek şunları kaydetti: “Taksim yasağından vazgeçin. Bu barikatları kaldırın, Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a ve işçi sınıfına açın. Baskıyı, zulmü, yasakları kendi iktidarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki, bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten halktan daha büyük bir güç yoktur. Mutlaka ama mutlaka bu ablukayı dağıtacağız. Taksim Meydanı’nı da 1 Mayıs’ı da özgürleştireceğiz.”

Olağanüstü önlemler

1 Mayıs kutlamaları nedeniyle kentte olağanüstü önlemler alındı. İstanbul Valiliği’nin 1 Mayıs nedeniyle aldığı önlemler saat 05.00 itibarıyla devreye girdi.

Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Fatih, Kadıköy ve Kartal ilçelerinde onlarca cadde, bulvar ve sokak ulaşıma kapatıldı. Kent genelinde trafikte büyük bir sakinlik gözlenirken, kapanan yollarla bağlantılı yollarda trafik yoğunluğu yaşanıyor.

İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvay dahil çok sayıda hat ve istasyonda seferler durduruldu. Vezneciler, Haliç, Taksim, Şişhane, Osmanbey, Mecidiyeköy, Gayrettepe durakları, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı Metro hattının Gayrettepe metro durağı, İstoç-Yıldız metro hattının Kağıthane-Yıldız arası tüm metro durakları, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Çağlayan metrobüs durakları kapatıldı. Taksim, Tarlabaşı, Ömer Hayyam ve Tepebaşı gibi önemli İETT durakları da hizmet dışı. En yakın durakta inen yurttaşlar yürüyerek varış noktalarına yürüyerek ulaşmaya çalıştı.

Paylaşın

Suriye’de Aleviler Silah Zoruyla Evlerinden Atılıyor

Suriye’de geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın kapsayıcı bir yönetim sözü vermesine rağmen, ülkede yaşayan Aleviler silah zoruyla evlerinden tahliye edildiklerini ifade ediyorlar.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Reuters’ın haberinde, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) aralıkta yönetimi ele geçirmesinden bu yana yüzlerce Alevinin, güvenlik güçleri tarafından Şam’daki evlerinden zorla çıkarıldığı savunuluyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan iki hükümet yetkilisi, Şam’da çoğunluğu Alevi olmak üzere binlerce kişinin evlerinden atıldığını belirtiyor.

Yetkililer, bu kişilerin çoğunun kamudaki görevleri dolayısıyla devlet tarafından tahsis edilen konutlarda oturduğunu, artık çalışmadıkları için buralarda kalma haklarını kaybettiğini söylüyor.

Şam’ın bir banliyösünde yaşayan ve adının gizli tutulmasını isteyen Alevi bir belediye başkanı, martta 2 bin aileden 250’sinin tahliye edildiğini belirtiyor.

Belediye başkanı, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından HTŞ tarafından kurulan Genel Güvenlik Servisi’nden (GSS) bir yetkiliyle yaptığı görüşmeyi de anlatıyor. Telefon görüşmesinde, GSS yetkilisinin belediye başkanından bir aile için boş ev bulmasını talep ettiği, kiralık daire olmadığı yanıtını alınca da ona Alevilerden birini evden çıkarmasını söylediği savunuluyor.

Üç üst düzey GSS yetkilisi, Esad rejimiyle bağlantılı olduğu düşünülen kişilere ait mülkleri yönetmek için iki komite kurulduğunu belirtiyor. Komitelerden birinin el koyma işlemlerini, diğerininse şikayetleri değerlendirmeyi üstlendiği aktarılıyor.

Haberde, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara’nın, tahliyelerden ne ölçüde haberdar olduğuna ya da komiteleri denetleyip denetlemediğine ilişkin net bilgi bulunmadığı yazılıyor.

Şam’ın Alevi mahallelerinden Dahyet el-Esad’da yaşayan 4 çocuk annesi Üm Hüseyin, ocak ayında evine gelen maskeli ve silahlı iki kişinin GSS mensubu olduğunu söylediğini ve mülkü boşaltmaları için kendilerine sadece iki dakika süre tanındığını öne sürüyor.

“Bu evde 22 yıldır yaşıyoruz, tüm birikimimizi buraya yatırdık. Başka yerde kiraya çıkamayız” diyen Hüseyin, ertesi gün dükkanlarına da aynı kişilerce el konduğunu savunuyor.

Alevi Suriyelilerden Refa Mahmud da 20 Şubat’ta 7 silahlı kişinin evine gelerek, 15 yıl önce satın aldıkları mülkü boşaltmamaları halinde kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ettiğini ileri sürüyor.

Reuters, düzenlenen baskınlarda Alevi vatandaşların herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın zorla evlerinden çıkarıldığını yazıyor.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Şara, iddiaları reddederek saldırıları Esad rejimi destekçilerinin düzenlediğini ileri sürmüş, olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve tüm sorumluların cezalandırılacağını duyurmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, ABD İle “Nadir Elementler” Anlaşmasını İmzaladı

Ukrayna ve ABD, Ukrayna’daki minerallerin ve nadir toprak elementlerinin gelecekteki satışından elde edilecek kar ve telif haklarının paylaşılması konusunda bir anlaşma imzaladı.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın, ABD’nin Ukrayna’nın savunmasına ve yeniden inşasına yatırım yapmaya devam etmesi için ekonomik bir teşvik sağlayacağını söyledi.

Ukrayna, elektronik eşyalar, elektrikli araçlar ve askeri uygulamalar gibi alanlarda kullanılan nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere doğal kaynaklar açısından zengin bir ülke. Ukrayna ayrıca demir, uranyum ve doğal gaz rezervlerine sahip.

Ukrayna’nın kömür rezervlerinin büyük bir kısmı ise şu anda Rusya’nın işgali altındaki bölgelerde yer alıyor. Madencilik analistleri ve ekonomistlere göre, Ukrayna’da halihazırda ticari olarak işletilen bir nadir toprak madeni bulunmuyor.

Dünyanın en büyük nadir toprak elementi ve diğer birçok kritik mineral üreticisi ise Çin.

Ukrayna, Rusya ile bir barış anlaşmasına varılması halinde ülkenin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmak için uluslararası bir güç oluşturulması konusun da Avrupalı müttefikleriyle de görüşüyor.

Ukrayna Başbakan Birinci Yardımcısı Yulia Svyrydenko, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “ABD ile birlikte ülkemize küresel yatırım çekecek bir fon oluşturuyoruz” dedi.

Yulia Svyrydenko , anlaşmayla, Ukrayna’daki yeraltı kaynaklarına Batı yatırımı çekmek için bir yeniden yapılanma yatırım fonu kurulduğunu aktardı.

Ortaklığın 50/50 temelinde olduğunu vurgulayan Svyrydenko, ABD’ye karşı hiçbir borç yükümlülüğü içermediğini de ekledi. Svyrydenko anlaşma ile, hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere yeni askeri yardımların da garanti altına alındığını ifade etti.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmigal da anlaşmayı, “iyi, eşit ve yararlı” olarak nitelendirdi. Başbakan, iki ülkenin eşit oy hakkına sahip olacağı bir “yeniden yapılandırma fonu” kurulacağını ve Ukrayna’nın yeraltı kaynakları, altyapısı ve doğal zenginlikleri üzerinde tam anlamıyla söz sahibi olmaya devam edeceğini söyledi.

Kiev’de endişe yaratan “borçlar” meselesine de değinen Şmigal, Rus işgalinin başından bu yana ABD’nin sağladığı milyarlarca doların geri ödenmesinin talep edilmeyeceğini, fondan elde edilen kârın yeniden Ukrayna’ya yatırılacağını ifade etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yayınlandığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Ortaklık ABD’nin Ukrayna ile birlikte yatırım yapmasına, Ukrayna’nın büyüme varlıklarını ortaya çıkarmasına, Amerikan yeteneklerini, sermayesini ve Ukrayna’nın yatırım ortamını iyileştirecek ve Ukrayna’nın ekonomik toparlanmasını hızlandıracak yönetim standartlarını harekete geçirmesine olanak tanıyor.”

Rusya’dan anlaşmaya ilişkin bir açıklama gelmedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun savaşa hazırlık durumunun dünyadaki en yüksek seviyede olduğunu ve aynı durumun savunma sanayi kompleksi için de geçerli olduğunu söylemişti.

Kremlin, Rusya’nın kimseyi tehdit etmediğini, ancak çıkarları için potansiyel olarak tehlikeli eylemleri görmezden gelmeyeceğini belirtmişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Partisine Uyarı: Mum Gibi Eriyip Giden…

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız” dedi ve ekledi:

“Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz. Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Geçen hafta çarşamba günü TBMM’nin 105. Kuruluş Yıl Dönümü ile Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Emek vermiş, ter dökmüş, millet için mücadele etmiş tüm milletvekilleri adına şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin banisi, Meclisimizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal’in yanı sıra Kurtuluş Savaşı’mızı sevk ve idare eden tüm vekillerimizi rahmetle yad ediyorum.

27 Nisan Pazar günü ise milli iradeye yapılan hadsizliğin 18. seneidevriyesiydi. Türk demokrasisine cesaretle sahip çıktı. O gün aslında tarihin akışını da değiştirdik. 7 Şubat MİT krizi, Gezi olayları, 17-25 Aralık’ın 15 Temmuz’un başarısız olmasının gerisinde 27 Nisan gecesi aldığımız yürekli tavır vardır. AK Parti milletin kurduğu, büyüttüğü partidir. AK Parti’nin bir sahibi varsa o da milletimizin ta kendisidir.

Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız. Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz.

Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz. Görüyorsunuz 2025’i neredeyse yarıladık. 23 yıllık iktidarımızdan ilhamla, cesaretle geleceğe çok daha güvenle, umutla, heyecanla bakıyoruz. Günlük olayların hercümerci sizi aldatmasın. Sel gider kum kalır. Aslolan milletimizle aramızdaki bağdır. Aslolan necip milletimizin hayır duasıdır. Her zaman bileğimizin gücüne, döktüğümüz alın terine güvendik. 86 milyonun tamamına ulaşmanın derdini ve gayesini taşıyacağız. Armut piş ağzıma düş anlayışının bizim tasavvurumuzda yeri yoktur.

Biz sürüklenen değil, inşa eden, kuran, yönlendiren taraftayız, hep öyle kalacağız. Siyasi beleşçilik ülkemizdeki muhalefetin işidir. Bunlar ülkeleri, milletleri, şehirleri için hiçbir vizyonları olmadığı halde her seçimde iktidara gelme hevesine kapılırlar. Son örneğini 2023 seçimlerinin ardından gördüğümüz üzere, sandıkta seçmenden tokadı yiyince milleti aşağılamaya başlarlar. Türk demokrasisinin kalitesini düşüren temel sorunlardan biri, daha önce de söylediğim gibi toksik muhalefet anlayışıdır. CHP, Meclis’teki sandalye sayısına göre ülkenin en büyük muhalefet partisidir.

Toplumun siyaset kurumuna güveninin artırılmasından en az iktidar partisi en az bizim kadar onlar da sorumlu ama CHP’nin başındaki zat FETÖ’cülerin üfürükleri ile siyaset yaptığını sanıyor. Milli Eğitim Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza, İçişleri Bakanımıza, yargı mensuplarımıza, emniyet güçlerimize saldırarak ucuz yollardan gündeme gelmeye çalışıyor. Kendi partisini ahtapot gibi saran rüşvetçileri demokrasi kahramanı ilan ediyor. Yalancı medya kuruluşlarına salya sümük ağlayarak partisini ve ülkesini de utandırıyor. Ettiği lafların içi tamamen boş. Nezaket deseniz hak getire. Üslup deseniz neye benzetsek ona haksızlık edeceğimiz derecede berbat.

Sayın Özel, aklına her estiğinde kendince bize meydan okuyor. İnsan önce bir aynaya bakar. Kendini bir ölçer, tartar. Senin siyaset seviyen bırakınız bizi herhangi bir şehrimizin bir mahallesindeki parti temsilcilerimizin bile fersah fersah gerisinde. Bir de kalkmış bu perişan haliyle cumhurbaşkanlığı adaylığı peşinde koşmaya başlamış. Önceki genel başkan da cumhurbaşkanı olacaktı, şaibeli şekilde tarih oldu. Bunun nefesi 2028’e kadar yetecek mi? Hep birlikte izleyip göreceğiz.

“Şeffaf olacaklardı rantçı oldular”

CHP Genel Başkanı önce bir mahalle temsilcimizin siyaset kalibresine çıksın, ondan sonra ne diyor diye kulak kabartırız. Girdiği bu yanlış yolda ısrar ederse kendisini muhatap almayız. ‘İzahı olmayanın mizahı olur’ diye meşhur bir söz var. CHP’de olup bitenleri başka türlü anlamlandırmak mümkün değil. Girdikleri her işte güya şeffaf olacaklardı ama gördük ki rantçı olmuşlar.

AK Parti açısından seçim her gün seher vakti ile başlayan asla bitmeyecek olan bir imtihandır. Biz maraton koşucusuyuz. Sizlerden her şeyinizi buna göre ayarlamanızı istiyorum. Sizlerden günün her saati sokakta, iş yerlerinde, evlerde, insanın bulunduğu her yerde AK Parti’nin rüzgarını hissettirmenizi bekliyorum.

Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, sahtekarlığın partisi pırtısı kimliği olmaz. İster İstanbul’da ister başka yerde olsun ortada bir deli dumrul düzeni varsa yargıdan buna göz yummasını kimse bekleyemez. Bu milletin hakkını, hukukunu, çıkarlarını savunmak hepimizin görevidir. Her kim haramilik yapıyorsa, kimliğine bakmadan hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hesap sorulmasını sağlamak boynumuzun borcudur.

Devletin ve milletin bekası için üstlendiğimiz sorumluluklar, kendi kısır siyasetlerini karıştıranlara laf yetiştirerek kaybedecek vaktimiz yok. Onların yapmadıkları görevleri de gerketiğinde biz omuzlayıp, icraate dönüştürüyoruz. Kentsel dönüşüm konusunda benzer bir hazırlık içindeyiz. İstanbullu vatandaşlarımızın canlarını, mallarını kifayetsiz muhterislerin kaprislerine, bir İstanbullu olarak bırakamayız. İstanbul’un üzerine karabasan gibi çöken beceriksizliğin devam etmesine asla gönlümüz razı değil.

Yarısı Bizden Kampanyası ile vatandaşımıza 700 bin lira hibe, 700 bin lira faizsiz kredi, 100 bin lira faizsiz kredi sağladık. Yarısı Bizden kampanyasındaki destek tutarlarını artırıyoruz. Hibemizi 875 bin liraya, kredi tutarımızı 875 bin liraya, taşınma desteğini 125 bin liraya çıkarıyoruz. İş yerleri için hibe desteğini 437 bin 500 liraya, kredi desteğini de 437 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Taşınma yardımı iste 125 bin lirayı buluyor.”

Paylaşın

Güneş Sistemi’nde Yaşam Barındırabilecek Yeni Bir Gezegen Keşfedildi

Tayvan , Japonya ve Avustralya’dan bilim insanlarının oluşturduğu bir ekip, Güneş Sistemi’nin sınırında dokuzuncu gezegenin olabileceğine dair yeni kanıtlar buldular.

Haber Merkezi / Dokuzuncu Gezegen (ya da NASA’nın adlandırdığı gibi Gezegen X ) ilk kez 2016 yılında, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden iki gök bilimcinin Neptün’ün çok ötesinde büyük bir çekim kuvvetinin (bir gezegenin) varlığına dair kanıtlar sunmasıyla olasılık olarak ortaya çıkmıştı.

Bilim insanları, Güneş’in etrafında yavaşça hareket eden ve yaklaşık 46,5 milyar ila 65,1 milyar mil uzaklıkta bulunan bir gezegen tespit ettiler. Güneş Sistemi’nin dış kenarındaki bu yeni gezegenin Güneş’e uzaklığı Plüton’unkinden yaklaşık 20 kat daha fazla.

2006 yılında dokuzuncu gezegen statüsünü kaybeden Plüton, Güneş’ten altı milyar kilometreden daha az bir uzaklıkta, Kuiper Kuşağı’nda yer alıyor. Kuiper Kuşağı, Güneş Sistemi’nde Neptün’ün ötesinde buzlu cisimler, kuyruklu yıldızlar ve Plüton gibi cüce gezegenlerle dolu bir bölge.

Yeni keşfedilen gezegenin, çok uzakta olduğu düşünüldüğünde, Uranüs veya Neptün gibi bir buz devi olma ihtimalinin yüksek olduğu ifade ediliyor. Bu koşullar altında, orada yaşam için tek olasılık, bilim insanlarının ekstremofil olarak adlandırdığı mikroplar olması olurdu.

Bilim insanları, kütle çekimine dayanarak bu gezegenin kütlesinin 7 ila 17 Dünya kütlesine eşit olduğunu, yani kabaca Uranüs veya Neptün büyüklüğünde olduğunu tahmin ediyor.

Ancak buz devleri Uranüs veya Neptün gibi, Dokuzuncu Gezegen’de de sıvı su bulunma olasılığı neredeyse yok; ancak buzun derinliklerinde, gezegenin çekirdeğine daha yakın bir yerde mümkün.

Ayrıca Dokuzuncu Gezegen o kadar uzakta ki, Güneş ışığı aşırı zayıf olacak, bu da yaşam formlarının hayatta kalmak için başka bir enerji kaynağı bulmaları gerekeceği anlamına geliyor. Yaşamın varlığı şüpheli olsa da bilim insanları, Dokuzuncu Gezegen’in Güneş etrafındaki yörüngesini belirlemeye çalışıyor.

Araştırmada, 1983 yılında uzaya fırlatılan Kızılötesi Astronomi Uydusu (IRAS) ve 2006 – 2007 yılları arasında uzay gözlemleri yapan Japonya’ya ait AKARI uydusundan alınan veriler kullanıldı.

Bilim insanları Dokuzuncu Gezegen’in varlığını doğrulamaya çalışırken, NASA bu buz devinin gerçek olduğunu kanıtlamanın, Güneş Sistemi’ndeki birçok gizemi açıklamaya yardımcı olacağını söylüyor.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidara Kanal İstanbul’a İlişkin Altı Soru

Yeni Yol Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirterek, iktidara 6 soru yöneltti.

Davutoğlu, sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını, Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, konuşmasında hem İstanbul’un karşı karşıya olduğu risklere hem de iktidarın Kanal İstanbul ısrarına sert sözlerle tepki gösterdi.  23 Nisan’da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki Marmara Depremi’ni bir ‘uyarı’ olarak niteleyen Davutoğlu, “Kanal İstanbul, kalan İstanbul’u da yok edecek” dedi.

Konuşmasına, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayamayan emekçilere destek mesajı vererek başlayan Davutoğlu, özellikle Altındağ Belediyesi işçilerinin karşılaştığı baskı ve hak ihlallerini örnek gösterdi. Enflasyonun işçi ve emekli gelirlerini ciddi biçimde erittiğine dikkat çeken Davutoğlu, “4492 TL’lik kayıpla karşı karşıya kalan kamu işçileri ve 134.2 milyar TL toplam gelir kaybı yaşayan çalışan kesim için ne bayram kaldı ne huzur” dedi.

Davutoğlu, konuşmasının büyük bölümünü İstanbul ve Kanal İstanbul projesine ayırdı. 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremi “ilahi bir uyarı” olarak nitelendiren Davutoğlu, bu sarsıntının İstanbul’un sessiz çığlığı olduğunu söyledi: “Geçen hafta İstanbul bir kez daha feryat etti. Dedi ki: ‘Beni hırpaladınız, daha fazla yormayın! Benim doğama vurduğunuz her darbe, sizin de sonunuzu getirir.’”

Davutoğlu, 1999 depreminin ardından rahmetli Mimar Turgut Cansever’in öncülüğünde oluşturulan bir uzmanlar grubuyla İstanbul için bir eylem planı hazırladıklarını hatırlattı. “Bugün o raporun yeniden değerlendirilmesi bir zorunluluktur” diyen Davutoğlu, İstanbul’un plansız nüfus artışı ve kent estetiğinden yoksun yerleşimlerle dayanılmaz bir yük altında olduğunu vurguladı.

Kanal İstanbul’a ilişkin 6 kritik soru

Başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirten Davutoğlu, iktidara şu 6 soruyu yöneltti:

İstanbul’un ada haline gelmesi durumunda savaş, deprem veya terör riskine karşı nasıl korunacağı stratejik olarak analiz edildi mi?
Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’nden doğan haklarımızı nasıl etkileyecek?
Tatlı su kaynakları olan Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Barajı ve Terkos’un akıbeti ne olacak?
Zaten kirlenen Marmara Denizi, kanal inşası sonrası nasıl korunacak?
Kuzey ormanlarının ekosistemi nasıl korunacak?
Yeni yerleşim alanlarının yaratacağı nüfus baskısı İstanbul’u nasıl etkileyecek?

Davutoğlu, bu sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını belirttiği konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, bu konuyu 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu 27 sayfalık raporda da gündeme getirdiğini, İstanbul’un adaya dönüşmesiyle birlikte savaş ve afet senaryolarında ağır güvenlik zaafları doğabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

“Bir savaşta Boğaz ve Kanal üzerindeki köprüler tahrip edilirse, 16 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul, kara bağlantısı kopmuş bir ada olur” diyen Davutoğlu, benzer bir felaketin büyük bir depremde de yaşanabileceği uyarısını yineledi.

Erdoğan’ın son günlerdeki “yapı stokunu birlikte dönüştürelim” çağrısını olumlu bulduğunu belirten Davutoğlu, bu çağrının gereğinin yapılabilmesi için tüm kesimleri kapsayan toplumsal bir mutabakat önerdi.
“Gelin, iktidarlar değişse bile korunacak bir ‘İstanbul Yasası’ çıkaralım” çağrısında bulunan Davutoğlu, imar rantlarının kamusallaştırılacağı yeni bir “İmar Yasası” ile hem şehirlerin korunabileceğini hem de kaynak yaratılabileceğini ifade etti.

Davutoğlu, konuşmasını İstanbul’un sadece bir şehir değil, bir medeniyet sembolü olduğunun altını çizerek tamamladı: “İstanbul’a hükmetmeye kalkmayalım! İstanbul’un önünde diz çökelim ve ders alalım! Mekânları ve şehirleri cansız varlıklar olarak görmeyelim; onlar gönül kulakları açık olanlara konuşur. İstanbul anlayana en büyük Hoca’dır.”

Gelecek Partisi lideri, Kanal İstanbul’a karşı “Kalan İstanbul’u da yok etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek uyarısını yineledi.

Paylaşın

Programlamada Soyutlama Nedir? Faydaları

Teknoloji bağlamında soyutlama, karmaşık sistemlerin veya süreçlerin basitleştirildiği ve temel özellikleriyle temsil edildiği, karmaşık ayrıntıların gizlendiği bir kavramdır.

Haber Merkezi / Bu yaklaşım, en alakalı yönlere odaklanan daha verimli sorun çözmeye olanak tanır. Soyutlama, karmaşıklığı azaltmak ve daha iyi anlamayı kolaylaştırmak için yazılım geliştirme, bilgisayar programlama ve veri modellemede yaygın olarak kullanılır.

Soyutlama, karmaşık sistemleri yönetilebilir bileşenlere ayırarak basitleştirmeye yardımcı olması açısından teknoloji alanında önemli bir kavramdır. Bu, karmaşık sistemlerin daha iyi anlaşılmasını, tasarlanmasını ve uygulanmasını sağlamanın yanı sıra yeniden kullanılabilirliği ve modülerliği de teşvik eder.

Soyutlama, temel özelliklere ve işlevselliğe odaklanarak ve gereksiz ayrıntıları kaldırarak geliştiricilerin, programcıların ve mühendislerin verimli, çok yönlü ve sürdürülebilir sistemler oluşturmasını sağlar. Sonuç olarak, inovasyonun teşvik edilmesinde ve teknolojik gelişmelerin potansiyelinin en üst düzeye çıkarılmasında merkezi bir rol oynamaktadır.

Soyutlama, karmaşık sistemlerin geliştirilmesini ve anlaşılmasını kolaylaştırmayı amaçlayan teknoloji alanında temel bir tekniktir. Kullanıcıların ve geliştiricilerin, uygulanmasının karmaşık ayrıntılarına dalmadan bir sistemin temel özelliklerine ve davranışlarına konsantre olmalarını sağlayan değerli bir araç görevi görür.

Soyutlama, bireysel öğeleri kapsülleyerek ve bunları açıkça tanımlanmış ve erişilebilir sınırları olan varlıklar olarak sunarak çalışır, böylece sistemleri daha yönetilebilir, anlaşılır ve genişletilebilir hale getirir.

Bu yaklaşım, mühendislerin ve tasarımcıların gereksizlikleri ve karmaşıklıkları en aza indirirken etkili, dayanıklı ve kullanıcı dostu uygulamalar geliştirdiği yazılım geliştirme ve sistem tasarımında özellikle yararlıdır. Soyutlamanın zorlayıcı avantajlarından biri, geliştirme sürecinde verimliliği ve üretkenliği artırma yeteneğidir.

Örneğin, bir yazılım uygulaması oluştururken, geliştiriciler görevleri basitleştirmek ve tekerleği yeniden icat etmekten kaçınmak için önceden oluşturulmuş kitaplıklar, çerçeveler veya hatta genel amaçlı programlama dilleri biçiminde soyutlamalar kullanabilirler.

Yeniden kullanılabilir ve modüler bir yapı oluşturarak, soyutlama kodun yeniden kullanılabilirliğini kolaylaştırır, hata ve yanlışlık olasılığını azaltır ve ekipler arasında iş birliğini teşvik eder. Dahası, soyutlama, bir bilgisayar ağındaki donanım, yazılım ve protokoller gibi çeşitli bileşenler için soyutlama katmanlarının oluşturulması gibi, bilgi işlem sistemlerinin tasarımında önemli bir rol oynar.

Bu modüler yaklaşım, geliştiriciler ve mühendisler genel sistemi değiştirmeden tek tek bileşenleri değiştirebildiği veya geliştirebildiği için daha fazla ölçeklenebilirlik ve uyarlanabilirlik sağlar. Genel olarak soyutlama, karmaşık sistemlerin anlaşılır bir şekilde oluşturulmasını ve kullanılmasını sağlayarak teknolojinin ilerlemesini destekleyen vazgeçilmez bir metodolojidir.

Soyutlama hakkında sıkça sorulan sorular:

Soyutlamanın amacı nedir?

Soyutlamanın amacı, bir programı daha küçük, yönetilebilir parçalara bölerek daha anlaşılır ve anlaşılır hale getirmektir. Bu ayrım, geliştiricilerin bireysel bileşenlere odaklanmasını, hata olasılığını azaltmasını ve kod sürdürülebilirliğini iyileştirmesini sağlar.

Soyutlama, kapsüllemeden nasıl farklıdır?

Soyutlama, karmaşık sistemleri daha küçük parçalara bölerek ve yalnızca temel özellikleri sergileyerek basitleştirmeyle ilgilenirken, kapsülleme verileri ve yöntemleri bir sınıfın içine gizler ve bunlara yalnızca genel yöntemler aracılığıyla erişim sağlar. Her iki ilke de daha iyi kod yapısı, sürdürülebilirlik ve yeniden kullanılabilirlik sağlamak için birlikte çalışır.

Soyutlamaya gerçek hayattan bir örnek verebilir misiniz?

Soyutlamanın gerçek hayattaki bir örneği, bir arabanın nasıl çalıştığıdır. Bir sürücünün bir motorun nasıl çalıştığına dair karmaşık ayrıntıları bilmesine gerek yoktur. Arabayı sürmek için sadece direksiyon simidi, frenler ve gaz pedalı gibi temel bileşenleri anlamaları gerekir. Karmaşık iç işleyişler soyutlanarak sürücünün aracı kontrol etmeye odaklanması sağlanır.

Programlamada soyutlamanın faydaları nelerdir?

Programlamada soyutlamanın bazı faydaları şunlardır:

Kod sürdürülebilirliğini ve yeniden kullanılabilirliğini iyileştirme,
Kodu daha basit parçalara bölerek kod karmaşıklığını azaltma,
Koddaki değişikliklerin etkisini en aza indirme,
Problem çözme verimliliğinin artırılması,
Geliştiricilerin kodu anlamasını ve sistemde gezinmesini kolaylaştırmak.

Paylaşın

Düğün Renkleri Nasıl Seçilir? Yedi İpucu

Düğün günü renk seçimleriniz mevsimi, düğün mekanını ve kişisel tarzınızı yansıtır. Ancak başarılı bir düğün renk kombinasyonu seçmek oldukça stresli olabilir.

Haber Merkezi / Düğün gününüz için renk fikirleri bulmak göz korkutucu gelebilir, ancak seçimlerinizi yaptıktan sonra düğün planlamanızın geri kalanını daha kolay hale getirecektir. Bu basit ipuçları düğün renk yolculuğunuzda size yardımcı olacaktır:

Mevsimi göz önünde bulundurun: Çiçek açan ağaçların altında düzenlenen bir bahar düğünü töreni, yaz plaj düğününden farklı hissettirecektir ve buna uygun düğün renkleri seçebilirsiniz. Mücevher tonları sıklıkla sonbahar düğün renkleri gibi hissettirirken, pastel pembeler bir bahar düğününün çiçek hayatını yansıtır. Kış düğünleri gümüş ve daha koyu tonlara uygundur, yaz düğünleri ise daha parlak renkleri benimser.

Düğün mekanınızı düşünün: Düğün ortamınız, düğün renk seçimlerinize ilham verebilir. Düğün mekanınızın açık havada, doğal güzelliğin yeşiliyle çevrili mi yoksa bordo perdeli ve gül altın armatürlü lüks bir otelde mi olduğunu düşünün. Mekanınızda çok sayıda mevcut renk varsa, bu tonları tamamlayacak vurgu renkleri veya düğün dekorunuzda renk patlamaları seçmek isteyebilirsiniz.

Ruh halinin size ilham vermesine izin verin: Düğün stilinizin heyecan verici, romantik, göz alıcı, eğlenceli, klasik veya şık olmasını isteyip istemediğinizi düşünün. Lacivert, siyah, beyaz, gümüş, altın ve nötr tonlar zamansız bir geleneği yansıtırken, eğlenceli, sıra dışı bir hava mavi tonlarını parlak renklerle birleştirebilir.

Favorilerinize bakın: Evinize ve dolabınıza bakarsanız, dekorasyon ve giyimde belirli favori renklere doğru yöneldiğinizi görebilirsiniz. Bu renklerin, özellikle de giyim renklerinizin, size iyi hissettirdiğini ve üzerinizde iyi göründüğünü zaten biliyorsunuz, bu da onları düğün renk paletiniz için mükemmel bir seçim haline getiriyor.

Düğün fikirlerini araştırın: Düğün dergileri, bloglar, sanat kitapları ve gerçek düğünler, düğün rengi ilhamınız için size muhteşem fikirler verebilir. Size hitap eden renk kombinasyonlarını bulun ve stilinizi yansıtacak şekilde ayarlamalar yapın.

Çiçeklerle başlayın: Töreniniz, gelin buketiniz ve masa düzenlemeleriniz için hangi çiçekleri kullanmak istediğinizi zaten biliyor olabilirsiniz , bu da genel bir renk şeması için mükemmel bir başlangıç ​​noktası olabilir.

Bir renk çemberine dönün: Renk çemberinde birbirinin karşısında yer alan renkler genellikle iyi eşleşme eğilimindedir. Bir renk çemberi, tamamlayıcı ve benzer renk kombinasyonları gibi renk teorisinin bazı temel prensiplerini göz önünde bulundurmanıza yardımcı olabilir. Önce birincil bir renk seçebilir ve ardından bunu düğün renk kombinasyonunuz için tamamlayıcı bir rengin yumuşak bir tonuyla eşleştirebilirsiniz.

Paylaşın

Köpekler Hangi Sebzeleri Yiyebilir?

Hepimiz sebzelerin ne kadar faydalı olduğunu biliyoruz, peki köpekler de sebze yiyebilir mi? Cevap: sebzeye bağlıdır. Bazı sebzeler köpekler için faydalı olsa da, bazı sebzelerin sindirimi köpekler için zor olabilir.

Haber Merkezi / Ara sıra atıştırmalık olarak sebze, köpeğin vücudunun ihtiyaç duyduğu besleyici vitamin ve minerallerin bir kısmını sağlayabilir. İşte köpekler için güvenli ve faydalı sebzeler:

Havuç: Diş sağlığı için iyi, düşük kalorili, A vitamini ve lif içerir.

Brokoli: Az miktarda, antioksidan ve lif kaynağı, fazla verilirse gaz yapabilir.

Kabak: Sindirimi destekler, düşük kalorili, A ve C vitamini içerir.

Yeşil fasulye: Düşük kalorili, lif ve vitaminler açısından zengin.

Ispanak: Az miktarda, demir ve antioksidan içerir, fazla verilirse böbrek sorunlarına yol açabilir.

Bezelye: C ve K vitamini, lif içerir, doğal şeker içeriği nedeniyle az miktarda verilmeli.

Tatlı patates: Pişmiş olarak, lif, A ve C vitamini içerir, sindirimi kolaylaştırır.

Dikkat edilmesi gerekenler:

Sebzeler pişmiş veya püre halinde verilirse sindirimi kolaylaşır (brokoli ve ıspanak gibi sert sebzeler için).

Tuz, yağ, baharat veya sos eklenmemeli.

Az miktarda başlanmalı, köpeğin sindirim tepkisi gözlemlenmeli.

Yasaklı sebzeler: Soğan, sarımsak, mantar, domates (yeşil kısımları) ve avokado köpekler için toksiktir.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nün Yıllık Raporunda Türkiye’ye Eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü’nün “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” raporunda, Türkiye’deki hak ihlallerine işaret edilerek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü, 150 ülkeyi kapsayan, bölgesel ve küresel analizler içeren “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” adlı raporuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Aynalı Geçit’te basın toplantısı düzenlendi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Toplantının açılış konuşmasını yaşan Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Deniz Akdeniz Bellovaçıklı, “Bu yıl ki rapor bize küreselde mevcut insan haklarını şekillendiren birkaç eğilimi de gösterdi. Bunlarda silahlı çatışmalar bağlamında işlenen insancıl hukuk ihlalleri, muhalefetin bastırılması, ayrımcılık, ekonomik ve iklim eşitsizliği, son olarak da teknolojinin insan haklarının ihlallerinin amacıyla kötüye kullanılması oldu. Tüm bunları beraber değerlendirdiğimizde dünyada farklı kıtalara yayılan ve artarak devam eden otoriter uygulamaları da düşündüğümüzde, 2025 ve devamı için de oldukça kötüye giden ve gerileşen ihlallerin olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Rapordaki küresel hak ihlallerinin analizini yapan Af Örgütü Türkiye Direktörü Ruhat Sena Akşener, oluşturdukları yıllık raporlarının dünyadaki pek çok insan hakları ihlallerini açıkladıkları bir rapor olduğunu kaydetti. 2024 yılının otoriterleşmenin arttığı bir yıl olduğunu ifade eden Ruhat Sena Akşener, 2025’te de bu otoriterleşmenin artabileceğini söyledi.

Devletler içinde ve aralarındaki yoksulluğun, eşitsizliğin, enflasyonun 2024 yılına damgasını vurduğunu belirten Ruhat Sena Akşener, “2024’e damgasını üretilmiş yoksulluk vurdu bizim açımızdan. Bunun sonucu olarak da 110 milyon kişi yerinden edildi. Düşük gelirli ülkelerde borç ödemeleri son 30 yılın en yüksek seviyesi oldu. Bu yüzden sağlık ve eğitim hizmetleri birçok ülkede ciddi şekilde daraldı. Gazze, Haiti ve Sudan’da bu nedenle kıtlık ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Ruhat Sena Akşener, Güney Afrika’da nüfusun yüzde 17’sinin yani 68 milyon kişinin yardıma ihtiyaç statüsünde olduğunu kaydetti. Ruhat Sena Akşener, “Raporumuzda yer alan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu körfez ülkelerinde düşük ücretli göçmen işçilerin aşırı derecede sömürüye, ayrımcılığa, yetersiz barınmaya, fiziksel ve ruhsal istismara, sağlık hizmetlere erişememeye maruz kalması göze çarpıyor. Durumdan en çok etkilenenler de çoğunluğu kadınlar” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Batılı devletlerin sessizliğinin uluslararası insan haklarını ve barışçıl söylemlerinin arttırdığına dikkati çeken Ruhat Sena Akşener, “Biz bunu birtakım olgulara dayandırıyoruz, raporumuzda. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık ve birçok AB devletinin İsrail’in askeri harekatına kamuoyunda açık şekilde destek veriyor olmasıdır. ABD’nin, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını reddetmesine de dayanıyor. Dolayısıyla aslında Gazze, Ukrayna, Myanmar, Afganistan gibi yerlerde savaş ortamından mağdur olanların aslında uluslararası insan haklarına karşı tepkisiz olmasının bedeli olarak görebiliriz. Burada çok yoğun ihlaller görüyoruz” şeklinde konuştu.

Ruhat Sena Akşener, Trump’ın hak karşıtı bir strateji sürdürdüğünü kaydederek, “Trump etkisinin dünyadaki devletleri otoriterleşme açısından etkiliyor. Çünkü onlara ilham kaynağı oluyor. Böyle bir gücü var ne yazık ki. Örneği göçmenlerin dev hapishanelere göndermesi, ırkçılık eğilimleri, öğrencilere yönelik baskılar diğer devletleri de etkileyecektir. Gazze’yi ele geçirme ve Filistinlileri yerinden etmeye ilişkin sözleri çok ortamı gerginleştirdi. Tüm bunlara rağmen insanlar susmadı. Filistinliler için mesela birçok kişi ayağa kalktı. Uluslararası insan haklarının yanında olmak gerekiyor. Hala mücadele edenler var. Artık kaybedecek zamanımız yok” diye belirtti.

Türkiye’ye yönelik eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Begüm Başdaş ise Türkiye’deki hak ihlallerine işaret ederek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirterek, buna örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’ya ilişkin kararının yerine getirilmemesini gösterdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Selahattin Demirtaş il Figen Yüksekdağ, Can Atalay’a ilişkin de AİHM kararlarının uygulanmadığın vurgulayan Begüm Başdaş, ayrıca Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının da uygulanmadığını söyledi.

Begüm Başdaş, sözlerini şöyle sürdü: “Türkiye’de ifade özgürlüğü çok kısıtlanıyor. Özellikle LGBTİ’ler kısıtlanıyor. Yine Açık Radyo’nun kapatılması ifade özgürlüğünü sınırlayıcıdır. Türkiye’de son zamanlarda barışçıl toplanma özgürlüğünü çok konuşuyoruz. Barışçıl toplanma özgürlüğü onlar nerede isterse orada en uygun yerde toplanma hakkına sahipler. Bu konuda bölge ve AYM kararları mevcut. DEM Parti belediye başkanının memnu haklarının alınması üzerine Van’da çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Yine Van Belediye Başkanının görevden alınması da aynı protestolar meydana geldi. Ancak protestoların engellendiğini gördük. AYM kararların rağmen geçen sene de Taksim’e çıkmak isteyenler şiddete maruz kaldı. Cumartesi Anneleri de çalıştığımız bir konu. Onların haftalık protestoları da kısıtlandı. Katılımcı sayıları 10 kişi ile sınırlandı ve eylemlerini öyle yapıyorlar. 2024’te bininci hafta sadece herkese açıldı. Fakat halen tamamen açılmadığını görüyoruz.”

Filistin İçin Bin Genç üyelerinin de şiddete maruz kaldıklarını aktaran Begüm Başdaş, “Yine Türkiye tarafından Kuzey ve Doğu Suriye’de iki gazetecinin öldürülmesi üzerine açıklama yapan 7 gazeteci ve 2 kişi ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla tutuklandı ve ardından serbest bırakıldı ancak yargılamaları devam ediyor. Yine Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) kapandı, Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın