2024 Yılında 1,4 Milyon Trafik Kazası Meydana Geldi

2024 yılında Türkiye’de 1 milyon 444 bin 27 trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 177 bin 172’si maddi hasarlı, 266 bin 855’i ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır.

Haber Merkezi / 2024 yılı içinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 85,5’i yerleşim yeri içinde yüzde 14,5’i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı. Buna göre, Ülkemiz karayolu ağında 2024 yılında toplam 1 milyon 444 bin 27 adet trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 177 bin 172 adedi maddi hasarlı, 266 bin 855 adedi ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır. Yıl içinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 85,5’i yerleşim yeri içinde yüzde 14,5’i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

Türkiye’de 2024 yılında meydana gelen 266 bin 855 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası sonucunda 2 bin 713 kişi kaza yerinde, 3 bin 639 kişi ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiriyle 30 gün içinde hayatını kaybetti. Karayolu trafik kazalarında 2024 yılında bir günde ortalama 731,1 ölümlü yaralanmalı kaza, 17,4 ölüm ve 1055,1 yaralanma meydana geldi. Türkiye’de son on yılda karayolu trafik kazalarında toplam 62 bin 762 kişi hayatını kaybederken 3 milyon 24 bin 470 kişi ise yaralandı.

Türkiye’de 2024 yılında 2023 yılına göre trafikteki motorlu kara taşıtı sayısı yüzde 8,9, toplam kaza sayısı yüzde 9,9, ölümlü yaralanmalı kaza sayısı yüzde 13,5, maddi hasarlı kaza sayısı yüzde 9,1 ve yaralı sayısı yüzde 9,8 arttı. Toplam ölü sayısı ise yüzde 3,0 azaldı.

Türkiye’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2023 yılında 28,7 milyon iken 2024 yılında 31,3 milyona yükseldi. Karayolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2023 yılında 6 bin 548 iken 2024 yılında 6 bin 352 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2023 yılında 22,8 iken 2024 yılında 20,3’e geriledi.

Türkiye’de trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtları tarafından katedilen toplam kilometre, verinin mevcut olduğu en son yıl olan 2023 yılı için 348 milyar olarak hesaplandı. Buna göre, 2023 yılında taşıtlar tarafından katedilen bir milyar kilometre başına trafik kazalarında 18,8 ölüm ve 1007,9 yaralanma olduğu hesaplandı.

Türkiye’de 2024 yılında il düzeyinde en fazla ölü sayısı 325 ölüm ile Ankara’da, en fazla yaralı sayısı 41 bin 414 yaralı ile İstanbul’da görülürken; en az ölü sayısı 4 ölü ile Ardahan’da, en az yaralı sayısı ise 331 yaralı ile Bayburt ilinde gerçekleşti.

Yerleşim yeri durumuna göre trafik kazaları incelendiğinde, toplam 266 bin 855 ölümlü yaralanmalı kazanın 228 bin 120’si yerleşim yeri içinde 38 bin 735’i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi. Trafik kazası ölümlerinin yüzde 56,4’ü, yaralanmaların yüzde 80,5’i yerleşim yeri içinde gerçekleşen kazalar sonucunda, ölümlerin yüzde 43,6’sı yaralanmaların ise yüzde 19,5’i yerleşim yeri dışında gerçekleşen kazalar sonucunda oluştu.

Ülkemiz karayolu ağında 2024 yılında gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 48,4’ü sürücü, yüzde 30,6’sı yolcu, yüzde 21,0’ı ise yayadır. Yaralanan kişilerin ise yüzde 52,7’si sürücü, yüzde 36,3’ü yolcu, yüzde 11,0’ı ise yayadır. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 76,2’sinin erkek, yüzde 23,8’inin kadın, yaralananların ise yüzde 69,3’ünün erkek, yüzde 30,7’sinin kadın olduğu görüldü. Son on yılda 28 bin 8 sürücü, 20 bin 646 yolcu, 14 bin 108 yaya öldü.

İncinebilir yol kullanıcıları olarak nitelendirilen yayalar, motosiklet, bisiklet ve elektrikli skuter sürücüleri için 2024 yılındaki ölü sayısı 2 bin 681, yaralı sayısı ise 162 bin 295 olarak gerçekleşti. Böylece incinebilir yol kullanıcıları 2024 yılındaki trafik kazalarındaki toplam 6 bin 352 ölümün yüzde 42,2’sini, 385 bin 117 yaralanmanın ise yüzde 42,1’ini oluşturdu.

Yayalar bin 331 ölü sayısı ile 2024 yılındaki toplam 6 bin 352 ölümün yüzde 21,0’ını oluştururken, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki toplam 2 bin 681 ölümün yüzde 49,6’sını oluşturdu. Motosiklet sürücüleri bin 229 ölü sayısı ile toplam kaza ölümlerinin yüzde 19,3’ünü oluştururken, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki ölü sayısının yüzde 45,8’ini oluşturdu.

Yayalar 42 bin 486 yaralı sayısı ile 2024 yılındaki toplam 385 bin 117 yaralının yüzde 11,0’ını oluştururken, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki toplam 162 bin 295 yaralının yüzde 26,2’sini oluşturdu. Motosiklet sürücüleri ise 109 bin 832 yaralı sayısı ile toplam yaralı sayısının yüzde 28,5’ini oluştururken, incinebilir yol kullanıcıları arasındaki yaralı sayısının yüzde 67,7’sini oluşturdu.

Trafik kazası ölümleri yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam ölümlerin yüzde 10,1’ini, 18-24 yaş grubu yüzde 15,1’ini, 25-64 yaş grubu yüzde 54,2’sini, 65 yaş ve üzeri kişiler ise yüzde 20,5’ini oluşturdu. Yaralanmalar yaş gruplarına göre incelendiğinde, 0-17 yaş grubu toplam yaralı sayısının yüzde 17,7’sini, 18-24 yaş grubu yüzde 24,5’ini, 25-64 yaş grubu yüzde 51,3’ünü, 65 yaş ve üzeri kişiler ise yüzde 6,5’ini oluşturdu.

Ülkemiz karayolu ağında 2024 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına karışan toplam 392 bin 740 taşıtın yüzde 41,8’i otomobil, yüzde 31,5’i motosiklet, yüzde 13,7’si kamyonet, yüzde 2,3’ü minibüs, yüzde 2,2’si bisiklet, yüzde 2,0’ı çekici, yüzde 1,8’i otobüs, yüzde 1,7’si kamyon, yüzde 1,2’si bilinmeyen, yüzde 0,8’i traktör, yüzde 0,7’si elektrikli skuter ve yüzde 0,3’ü özel amaçlı, iş makinesi, ambulans, tren, tramvay, at arabası taşıtlarından oluştu. Son on yılda Türkiye’de ölümlü yaralanmalı trafik kazalarına toplam 3 milyon 116 bin 872 taşıt karıştı.

Kazaya karışan taşıt sayısına göre kazaların sonuçları değerlendirildiğinde, kaza sonucundaki ölümlerin yüzde 51,9’u tek araçlı, yüzde 41,9’u iki araçlı ve yüzde 6,2’si çok araçlı kazalarda meydana geldi. Yaralanmaların ise yüzde 53,9’u iki araçlı, yüzde 38,6’sı tek araçlı ve yüzde 7,5’i çok araçlı kazalarda oluştu. Ölümlü yaralanmalı kazaların yüzde 52,8’i iki araçlı, yüzde 41,1’i tek araçlı ve yüzde 6,1’i ise çok araçlı kazalardan oluştu.

Kazaya neden olan kusurlar içinde sürücü kusurları yüzde 90,1

Türkiye’de 2024 yılında ölümlü yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 318 bin 926 kusura bakıldığında kusurların yüzde 90,1’inin sürücü, yüzde 8,2’sinin yaya, yüzde 0,8’inin taşıt, yüzde 0,5’inin yolcu ve yüzde 0,3’ünün yol kaynaklı olduğu görüldü.

Kusurlar alt başlıklara göre incelendiğinde “Araç hızını yol, hava ve trafiğin gerektirdiği şartlara uydurmamak” kusuru toplam 318 bin 926 kusurun 105 bin 802 adedini oluşturdu ve en sık görülen kusur oldu. “Kavşaklarda geçiş önceliğine uymamak” kusuru 46 bin 458 ile en sık görülen ikinci kusur olurken, “Manevraları düzenleyen genel şartlara uymamak” 26 bin 487 kusur ile 2024 yılında en sık görülen üçüncü kusur oldu.

Ölümler kazanın oluş şekline göre incelendiğinde, ilk üç sırada bin 295 ölüm ile yayaya çarpma, bin 281 ölüm ile yoldan çıkma ve bin 141 ölüm ile yandan çarpma şeklindeki kazaların olduğu görüldü. Ülkemiz karayolu ağında 2024 yılında meydana gelen 266 bin 855 ölümlü yaralanmalı kazanın yüzde 65,3’ü gündüz, yüzde 32,6’sı gece ve yüzde 2,1’i alacakaranlıkta oldu.

Türkiye’de 2024 yılında meydana gelen 266 bin 855 ölümlü yaralanmalı kazanın aylara göre dağılımına bakıldığında Ağustos ayı yüzde 10,0 pay ile en fazla kazanın meydana geldiği ay olurken Ocak ayı yüzde 6,1 pay ile en az kazanın meydana geldiği ay oldu. Haftanın günlerine göre bakıldığında ise ölümlü yaralanmalı kazalar yüzde 15,2 pay ile en fazla cuma günleri ve yüzde 13,7 pay ile en az pazar günleri gerçekleşti.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Döviz Satışı 57 Milyar Dolara Çıktı

Ekonomist Prof. Dr. Hakan Kara, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart’tan bu yana Merkez Bankası’nın sattığı döviz miktarının 57 milyar dolar olduğunu açıkladı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, MB’nin rezervlerini eritmesiyle ilgili eleştirilere ”Rezerv iç ve dış şoklara karşı bir tampondur. Rezervler kullanılmak üzere biriktirilir” yanıtını vermişti.

Ekonomistler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart’tan bu yana Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) dövizi baskılayabilmek için yaklaşık 57 milyar dolar satış yaptığını hesapladı.

Ekonomist Prof. Dr. Hakan Kara’nın aktardığına göre, Merkez Bankası (TCMB) 18 Mart’tan bu yana net 57 milyar dolarlık döviz satışı gerçekleştirdi. Bu satışlar, 2024 yılı başından itibaren gözlenen döviz alımlarını tamamen silerken, rezervlerin ciddi şekilde zayıflamasına neden oldu.

Haftalık bazda bakıldığında, nisan ayında Merkez Bankası’nın (TCMB) döviz satışları 15 milyar dolara kadar çıktı. Kara’nın yayımladığı grafiklerde, satışların martta sert başladığı, nisanda doruğa ulaştığı ve mayıs başı itibarıyla kademeli olarak azalmaya başladığı görülüyor. Kara, “Belki bir teselli olarak döviz satışlarının giderek azaldığını söyleyebiliriz” değerlendirmesini yaptı.

Bu tabloya karşılık, Merkez Bankası’nın (TCMB) altın rezervleri kritik bir dengeleyici unsur olarak öne çıktı. Ekonomist İris Cibre’nin analizine göre, eğer TCMB 2023 Mayıs ayındaki altın rezerv seviyesini bugün de korumasaydı, net döviz pozisyonu 3 milyar dolar daha ekside olacaktı. 2020’den bu yana 7,4 milyon ons altın alımı yapılırken, ons fiyatındaki artış sayesinde rezervlere 54,6 milyar dolarlık katkı sağlandığı belirtildi.

İris Cibre, altın rezervlerinin önemini “Kısaca, altın biriktirmemiş olsak yanmışız…” sözleriyle vurguladı.

Merkez Bankası (TCMB), 25 nisan ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınlamıştı. Verilere göre 25 nisan haftasında brüt rezervleri 5,5 milyar dolar seviyesinde azalarak 141 milyar dolar düzeyine gerilemişti.

Net rezerv ise 38,6 milyar dolardan 35 milyar dolara gerilemişti. Swap hariç net rezervlerde 19 mart sonrası görülen düşüş ivmesi devam etmişti.

Paylaşın

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: Polisiye Tedbirlerle Vergi Gelirleri Arttırılamaz

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, “Her işletmenin, her fabrikanın kapısına vergi memuru koyarak, polisiye tedbirler alarak, vergi gelirleri arttırılamaz. Hakkaniyet de sağlanamaz” dedi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “kayıt dışı üretim ve satışla mücadele” adı altında bütün OSB’lerin, hallerin ve büyükşehirlerin giriş çıkışına vergi memuru koyacakları yönündeki açıklamasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, paylaşımında “Vergi denetimine karşı değiliz. Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleyi destekliyoruz. Vergi sistemi adil ve şeffaf olmalı. Girişimcinin çalışma şevkini kırmamalı. Her işletmenin, her fabrikanın kapısına vergi memuru koyarak, polisiye tedbirler alarak, vergi gelirleri arttırılamaz. Hakkaniyet de sağlanamaz” ifadelerini kullandı.

Mehmet Şimşek ne demişti?

Mehmet Şimşek, “İnceleme başlatmadığımız hiçbir kesim yok. Önce çok büyüklerden başladık. Kayıt dışı üretim, satış yapanlar. Biz denetim yapıp ceza kesmek istemiyoruz ama arkadaşlarla da konuştuk. Ekipler güçlendirilecek. Bütün OSB’lerin giriş çıkışlarına, bütün hallerin giriş çıkışlarına vergi memurları koyacağız. Bütün büyükşehirlerin giriş ve çıkışlarına, ana arterlerine kalıcı maliyecileri koyacağız” demişti.

Paylaşın

Akın Birdal’dan “Süreç” Açıklaması: İktidar İpe Un Seriyor

Abdullah Öcalan’ın çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, “Ne yazık ki iktidar ipe un seriyor, güven verici bir adım atılmıyor” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıyı ve sonrasındaki gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Uğurcan Boztaş’a değerlendirdi.

Birdal, resmi ideolojinin demokratik niteliğe kavuşmadığını belirterek, yüzyılı aşkın süredir tekçi anlayışın devam ettiğini ve bu süre içerinde bir yüzleşmenin halen yapılamadığını ifade etti. Birdal, “’Barış gelecekse de biz getiririz’ diyorlar. 1951’de Türkiye Komünist Partisi (TKP) büyük tevkikat olduğu zaman bilinen yazarlar, şairler, siyasetçiler gözaltına alındı ve tutuklandı. Ankara’da işkencede sorgulanırlarken Ankara Valisi Nevzat Tandoğan sorgu yerine geliyor ve ‘size ne oluyor, komünizm de gelecekse biz getiririz’ diyor. Aynen şimdi böyle bir anlayışla karşı karşıyayız. Barış gelecekse ve Kürt sorununu çözülecekse ‘biz getiririz, biz çözeriz’ diyorlar. Oysa bu iki yanlıdır. Kiminle barışacaksınız? Bu bağlamda daha bu anlayışa gelinemedi” dedi.

Belirsizliklerin umutsuzluğa yol açtığına vurgu yapan Birdal, “Bu işin hala muhatabı yaratılamadı. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısının 4 muhatabı vardı. Birincisi PKK, ikincisi iktidar, üçüncüsü Meclis ve dördüncüsü de toplumsal ve siyasal muhalefettir. Birinci muhatap olan PKK hemen karşılık verdi. Silahlar sustu. Ama ne yazık ki diğer yandan silahlar susmadı. Yine kongre ne zaman, nerede ve nasıl toplanacak? Abdullah Öcalan’ın sürece dahil edilmesinin önemi büyüktür. Burada da artık tecrit kapısı açılmalı. Kuşkusuz koşulların yaratılması gerekiyor. Yani tecrit kaldırılmalı, koşullar oluşturulmalıdır. İletişim sağlanmalı. Ailesi ve avukatları sistematik olarak her hafta görüşebilmeli. Ancak avukatların başvurusu yanıtsız bırakılıyor. Örneğin gazeteciler gidip görüşebilmeli. Ne yazık ki iktidar ipe un seriyor, güven verici bir adım atılmıyor” diye belirtti.

“Bu süreci konuşmadan, tartışmadan nasıl barışa evireceğiz?”

Herkesin barışa ihtiyacı olduğunu vurgulayan Birdal, toplumun tüm kesimlerinin barışı kendi gündemine alması gerektiğini söyledi. Öncelikle bu sürecin konuşulabilir ve tartışılabilir kılınması gerektiğini belirten Birdal, “Bunun için ‘Terörle Mücadele Yasası’ ve ‘Türk Ceza Yasası’ndaki konuşmayı, tartışmayı ve yazmayı engelleyen bütün yasaların temizlenmesi gerekiyor. Bu süreci konuşmadan, tartışmadan nasıl barışa evireceğiz? Yani o yüzleşmeden, sorgulamadan nasıl kalıcı ve onurlu barışa varacağız. Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışını 1049’uncu haftası da geride kaldı. Yani bazı düzenlemeler yasal çalışmaları gerektiriyor ve yeni yasaların yapılması gerek. Cumartesi Anneleri’nin hakikat ve adalet arayışında Galatasaray Meydanı polis ablukasında. Bir telefonla bu bariyerler kaldırılıp, anneler, hak savunucuları karanfilleri lisenin önüne bırakabilirler. Amed’de, Hakkari’de, Batman’da yine kayıplar bulunsun, failleri yargılansın talebi var. Ama bunlara da muhatap yok. Bu adımlar atılabilir” diye konuştu.

Toplumdaki tüm kesimlerin temsiliyetinin olacağı bir ‘Barış Konferansı’nın düzenlenmesi gerektiğini aktaran Birdal, kolektif iradeyle İmralı Adası’na gidilecek bir heyetin belirlenebileceğine de değindi. Dünyadaki barış süreçlerinde uluslararası gözlemcilerin rolüne değinen Birdal, “İrlanda, İspanya, Güney Afrika, Kolombiya örneklerinde silahlar en son bırakılmıştır ve üçüncü göz dediğimiz uluslararası silahsızlanma komisyonu oluşturulmuştur. Silahsızlanma onların gözetiminde ve denetiminde olmuştur. Ama bizde hemen arabayı atın önüne koyarak, ‘Silahları bırakın’ diyorlar. Peki, nerede bırakılacak? Kime bırakılacak? Kim alacak bu silahları ve bırakan güçlerin güvencesi ne olacak? Üçüncü gözler nerede? Silahlar bırakılması konusunda açıklamalarda, bu koşullarda silahlar bırakılmasının söz konusu olmadığı söyleniyor” diye belirtti.

Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerindeki siyasetçilerin ve gazetecilerin derhal serbest bırakılması gerektiğinin altını çizen Birdal, infaz yakmaların derhal durdurulması ve İdare Gözlem Kurulu’nun (İGK) lağvedilmesi gerektiğini söyledi. Barış ve demokrasinin olması için Meclis’te bir komisyonun kurulması gerektiğini kaydeden Birdal, yaşanan gelişmelerin fırsat olduğunu söyledi.

Birdal, “Bu sadece hak savunucuları ve Kürt halkı ile barış savunucularının duyumsadığı bir fırsat değildir. Bu siyasi iktidar için de bir fırsattır. Bence bu süreci sonlandırırsak siyasi iktidar da çalışan ve yoksullaşan emekçilerin de birtakım görece de olsa sorunlarına çözüm getirebilir. Çünkü şu anda savunma ve güvenlik harcamalarına ayrılan para emeklilere ve çalışanlara ayırsalar bu herkesin işine yarar. Herkes barış için ‘bugün ben ne yaptım?’ diye kendi kendine sormalı. Kant’ın (Immanuel Kant) dediği gibi ‘Ben ne yapabilirim, biz ne yapabiliriz?’ sorusunu sormalı. Eşitlik ve özgürlük temelinde bu süreci ilerletmeliyiz” dedi.

Paylaşın

Nureddin Nebati’nin Mağazaları Birer Birer Kapanıyor

Nureddin Nebati’nin bakanlık yaptığı dönemde 13 yeni şube açan B&G Store Mağazacılık, son iki yılda ciddi bir daralma sürecine girdi. Şirket, 2023 ve 2024 yıllarında 4’er mağazasını kapatırken, 2025’in ilk dört ayında da 3 şube kapanışı gerçekleştirdi.

2 Aralık 2021’de Lütfi Elvan’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanı olan Nureddin Nebati, 4 Haziran 2023’e kadar bu görevde kaldı.

“Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır” sözleriyle akıllara kazanan eski Eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin aile şirketi ekonomik krizin etkisiyle küçülmeye gitti. Nebati’nin şirketi, 2023 yılından bu yana 11 mağazasını kapattı.

Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan’ın haberine göre, bakanlığı döneminde 13 yeni şube açan B&G Store Mağazacılık, son iki yılda ciddi bir daralma sürecine girdi. Şirket, 2023 ve 2024 yıllarında 4’er mağazasını kapatırken, 2025’in ilk dört ayında da 3 şube kapanışı gerçekleştirdi.

2 Aralık 2021’de Lütfi Elvan’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanı olan Nureddin Nebati, 4 Haziran 2023’e kadar görevde kaldı. Bakanlık yaptığı dönemde, aile şirketi B&G Store 13 yeni şube açarak büyüme eğilimi gösterdi.

Ancak ekonomik sıkıntılar şirketi de vurdu. Bakanlık sonrası süreçte, yeni şube açılışları durma noktasına geldi. 2023’ten bu yana yalnızca 2 şube açılabilirken, 2025’te hiç yeni şube açılmadı.

Kapanan şubeler: Eyüp, İstiklal, Laleli…

B&G Store’un kapanan şubeleri arasında dikkat çeken bazı lokasyonlar şunlar:

3 Eylül 2024 – İstanbul Havalimanı Terminal Şubesi
3 Ekim 2024 – Ataköy Şubesi
4 Ekim 2024 – Meydan AVM Şubesi
11 Aralık 2024 – İstanbul Havalimanı İç Hatlar Şubesi
14 Ocak 2025 – Eyüp Şubesi
15 Ocak 2025 – İstiklal Caddesi Şubesi
30 Nisan 2025 – Laleli Şubesi

Paylaşın

Özgür Özel’den “Saldırı” Yorumu: Kesinlikle Planlı

CHP lideri Özgür Özel, Sırrı Süreyya Önder için düzenlenen anma törenine kendisine yönelik saldırıya ilişkin, “Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli” dedi.

Özgür Özel ayrıca, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanvekili ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder için İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen törenden çıkışında uğradığı saldırıya ilişkin Halk TV’den İsmail Saymaz‘a konuştu.

Saldırının anlık gelişmediğini ifade eden Özgür Özel, İsmail Saymaz’a şunları söyledi: “Birincisi, iki saat önce orada adam. Ben uzatılan mikrofonlara konuştuğum sırada orada. Ve bana vurduğu yerde… Planlamış. Hatta belki denk getirse o sırada vuracak. Geleceğimi biliyor. Beni husumet içinde dinliyor, kötü kötü bakarak. Hazırlıklar yapmış. Eliyle koluyla açma-germe hareketleri; müsabakaya hazırlanıyormuş gibi.”

AKM’deki anmada DEM Parti eş başkanlarıyla birlikte tabut başına çağrıldığını, 15-16 dakika orada kaldıktan sonra çıkışa yöneldiğini belirten Özgür Özel, “Bizim ekip dedi ki, ‘Aracımızı otoparka almadılar, girdiğimiz kapıdan çıkacağız.’ Dedim ki, ‘Niye almasınlar.’ Emniyet Müdür Yardımcısı bizim korumalara kızarak bizi otoparka sokmuyor” dedi. Aynı kişinin, AKP’li yetkililerin araçlarının otoparka alındığı halde kendilerinin dışarı yönlendirildiğini belirten sürücüye de tepki gösterdiğini anlattı.

“Adam tam orada bekliyor. Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli. Adamın hazırlığından, bulunduğu yerden… Yüzü bana dönük. Sırtını verip yol verirmiş gibi dönüyor. Golf sopasıyla vuracakmış gibi sağa doğru kaykılıyor. Hızla gelip vurmaya çalışıyor. Gelişini gördüm. Refleksle kafamı çektim.”

Saldırıyla ilgili açıkça bir kişiye dikkat çeken CHP Lideri Özel, “Şüpheyle yaklaştığım bir kişi var: O emniyet müdür yardımcısı bizi zorla oradan geçirtti. Aracı niye almasın? Her milletvekilinin aracı her resmî kurumun otoparkına girer. 13 yıldır milletvekiliyim, giremediğim bir otopark yok” dedi.

Özel, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” dedi.

Saldırganın yönlendirilmiş olduğunu düşündüğünü söyleyen Özgür Özel, “Ben bu adama baktığımda böyle bir akıl, böyle bir plan; mümkün değil, mutlaka yönlendirildi” ifadelerini kullandı. Olayın rastlantı değil, “azmettirme” olduğunu belirten CHP lideri, saldırganın ifadesindeki “Sokak çağrılarına sinirlendim” sözlerinin bir mesaj taşıdığını savundu:

“Bu mektup böyle okunur. ‘Sokaktan çekilin, miting yapmayın, yeni dönem yaptığınız muhalefeti, attığınız adımları gözden geçirin, yoksa…’ Üç nokta koydular.”

“Koruma zafiyeti varsa bana ait”

Kendisine yönelik koruma düzenine dair eleştirileri de değerlendiren Özel, “O zafiyet bana ait” diyerek şu açıklamayı yaptı: “Önümden giden, herkese dikkatli bakan iri yarı korumalar özellikle cenazelerde, yaslarda, başka parti üyeleriyle temasa ederken yanlış anlaşılabiliyor. O yüzden ‘Bu öndeki yürümesin’ dedim. Ortaya ne çıktıysa, zafiyet görüntüsü adına, benim talimatımla çıktı.”

Erdoğan’ın kendisini telefonla arayarak “Geçmiş olsun, üzüldük, arkadaşlar gereken her şeyi yapacak” dediğini aktaran CHP Lideri Özgür Özel, “İçişleri Bakanı biraz önce bilgi vermişti, teşekkür ederim” dediğini belirtti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamasında ismini anmamasına da değinen Özel, “Hiç yapılmasa daha iyiymiş. Türkiye’nin kurucu partisinin, ‘geçmiş olsun’ dediğin kişinin adını anmamak, oradaki üslup siyasi nezakete uygun değil” yorumunda bulundu.

Paylaşın

Avrupa’daki En Eski Kemik Mızrak Ucu Neandertaller Tarafından Yapıldı

Kuzey Kafkasya bölgesindeki Mezmaiskaya Mağarası’ndan çıkarılan 9 santimetre uzunluğundaki kemik mızrak ucunun, Avrupa’da keşfedilen türünün en eski örneği olduğu doğrulandı.

Haber Merkezi / İlk olarak 2003 yılında keşfedilen hayvan kemikleri, taş aletler, çakmak taşı ve bir ocağın kalıntıları arasında bulunan kemik mızrak ucu, radyokarbon ve diğer tarihleme yöntemleriyle, yaklaşık 80 bin ile 70 bin yıl öncesine (BP) tarihlendi.

Bu tarih, Son Buzul Dönemi’nin erken evrelerine denk gelir ve Musteryen kültürüyle ilişkilidir.

Bizon kemiğinden yapılmış 9 cm’lik alet, hem teknik işçilik hem de işlevsellik açısından Neandertallerin ileri düzey bir teknolojiye sahip olduğuna işaret etmektedir. Keşif, Neandertallerin bilişsel ve teknik kapasitesine dair geleneksel görüşleri yeniden şekillendirmektedir.

Kemik mızrak ucu ayrıca, Avrupa’da kemik alet teknolojisinin Neandertaller arasında yaygınlaşmaya başladığını ve Musteryen kültürünün teknolojik çeşitliliğini yansıttığını göstermektedir.

Kemik alet teknolojisi, genellikle Homo sapiens ile ilişkilendirilmekteydi (örneğin, Fas’taki 107 bin yıllık bulgular), ancak, Mezmaiskaya’daki kemik mızrak ucu, Neandertallerin de bu teknolojiyi bağımsız olarak geliştirmiş olabileceğine işaret etmektedir.

Journal of Archaeological Science’da yayımlanan araştırmaya liderlik eden Paleoarkeolog Liubov V. Golovanova ve ekibi, mızrak ucunu “benzersiz sivri kemik eseri” olarak tanımlamaktadırlar.
Paylaşın

Türkiye, En Yüksek Enflasyona Sahip 6. Ülke

TÜİK’in açıkladığı nisan ayı enflasyon verilerini değerlendiren Prof. Dr. Hakan Kara, IMF verilerine dayanan bir grafik paylaşarak Türkiye’nin dünyadaki en yüksek 6. enflasyona sahip ülke olduğunu hatırlattı.

Haber Merkezi / Ekonomist İris Cibre ise, Merkez Bankası’nın yıl sonu yüzde 29’luk üst bant beklentisini tutturabilmesi için “Mayıs ayından itibaren aylık enflasyonun 1,63 seviyesine inmesi gerektiğini” vurgulayan Cibre, “Artık sert iniş senaryosunu konuştuğumuzdan, acı bir şekilde mümkün hale geldi” ifadesini kullandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 37,86, aylık yüzde 3,00 arttı. TÜFE’deki değişim 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,00 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 13,36 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,86 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 48,73 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,09 artış, ulaştırmada yüzde 22,76 artış ve konutta yüzde 74,07 artış oldu. İlgili ana grupların yıllık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 9,21, ulaştırmada yüzde 3,84 ve konutta yüzde 9,98 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı Nisan ayı verilerine göre ise, tüketici fiyat endeksi aylık yüzde 4,46, yıllık yüzde 73,88 olarak gerçekleşti. ENAG hesaplamasına göre alt gruplarda en yüksek enflasyon yüzde 9,67 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Bu grubu, yüzde 9,51 ile çeşitli mal ve hizmetler grubu izledi. Lokanta ve oteller grubunda ise enflasyon oranı yüzde 7,68 olarak gerçekleşti.

TÜİK’in açıkladığı verileri değerlendiren Prof. Dr. Hakan Kara, IMF verilerine dayanan bir grafik paylaşarak Türkiye’nin dünyadaki en yüksek 6. enflasyona sahip ülke olduğunu hatırlattı. Kara, “Düşüşe rağmen sıralamamız 90’lı yıllardaki gibi. Gidilecek daha çok yol var” dedi.

Ekonomist İris Cibre, enflasyonun beklentilerin hafif altında gelmesine dikkat çekerek “Muhtemelen kur geçişkenliği etkisi gerçekten düşmüş. Don ve maliyet artışları Mayısa kalmış görünüyor” değerlendirmesinde bulundu. Merkez Bankası’nın yıl sonu yüzde 29’luk üst bant beklentisini tutturabilmesi için “Mayıs ayından itibaren aylık enflasyonun 1,63 seviyesine inmesi gerektiğini” vurgulayan Cibre, “Artık sert iniş senaryosunu konuştuğumuzdan, acı bir şekilde mümkün hale geldi” ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Fatih Özatay da benzer bir uyarıda bulundu. “Programın başlamasından bu yana geçen 23 ayda hala aylık enflasyon %3 (Nisan)” diyen Özatay, yüzde 24’lük yıl sonu hedefi için geri kalan aylarda enflasyonun her ay en fazla yüzde 1,1 olması gerektiğini, yüzde 29’luk üst sınır için bile bu rakamın yüzde 1,6’yı geçmemesi gerektiğini belirtti.

Bir diğer dikkat çekici değerlendirme ise Prof. Dr. Şenol Babuşcu’dan geldi. Babuşcu, 2025’in ilk dört ayında TÜİK ve ENAG verileri arasındaki farkın yüzde 8,07’ye çıktığını ortaya koydu. TÜİK’e göre dört aylık kümülatif enflasyon yüzde 13,36 iken, İstanbul Ticaret Odası (İTO) verisi yüzde 16,24, ENAG verisi ise yüzde 21,43 olarak ölçüldü. Yıllık bazda ise TÜİK yüzde 37,86, İTO yüzde 47,21, ENAG ise yüzde 73,88 oranında enflasyon açıkladı. Babuşcu, “ENAG ile TÜİK arasındaki fark yıllıkta neredeyse iki kata yakın” dedi.

Paylaşın

AK Parti’de “Ekrem İmamoğlu” Çatlağı

İBB’ye yönelik operasyonunun ekonomik krizi tırmandırdığını ve bu durumun faturasının AK Parti’ye kesileceğinin altını çizen bir grup partili, İmamoğlu’ndan “kahraman” yaratıldığını kaydediyor.

Muhalefete savaş açmanın AK Parti’nin oy oranını daha da düşüreceğini kaydeden partililer, AK Parti’nin ana hedefinin “kopan seçmeni geri döndürmek” olduğunu ifade ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve ardından tüm yurda yayılan protestolar, siyaset gündemindeki yerini koruyor.

CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan da katıldığı bir televizyon programında 16 AK Partili milletvekilinin toplantı yaparak İmamoğlu’na ve muhalefete yönelik operasyondan rahatsızlığını ifade ettiğini öne sürdü.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın ulaştığı AK Partili kaynaklar ise toplantıyı yalanladı. Ancak parti yönetiminde İmamoğlu operasyonuna ilişkin eleştirilerin yüksek sesle dile getirildiği kaydedildi. Parti kaynakları, olayların dış politikaya ve ekonomiye olumsuz yansıdığını belirtiyor.

Bu durumun da seçmen kaybettirdiğine işaret eden kaynaklar, “Seçmen yerel seçimlerde bize bir uyarı verdi. Bu uyarıya yönelik özeleştirimizi yapıp, partide değişikliğe gitmeliydik. Ancak parti yönetiminde yapılan değişiklik hayal kırıklığı yarattı. Muhalefetle uğraşmakla bu iş olmaz” yorumunu yapıyor.

Operasyonunun ekonomik krizi tırmandırdığının ve bu durumun faturasının AK Parti’ye kesileceğinin altını çizen kurmaylar, İmamoğlu’ndan “kahraman” yaratıldığını da kaydediyor.

Muhalefete savaş açmanın AK Parti’nin oy oranını daha da düşüreceğini kaydeden parti kaynakları, AK Parti’nin ana hedefinin “kopan seçmeni geri döndürmek” olduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Düşmesini Bekliyoruz

Enflasyon verilerini değerlendiren Mehmet Şimşek, “Yıllık enflasyon aşağı yönlü seyrediyor. Son dönemde yaşanan iç ve dış şoklara rağmen bu düşüşün devam etmesi olumlu. Bundan sonraki süreçte de enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 37,86, aylık yüzde 3,00 arttı.

TÜFE’deki değişim 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,00 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 13,36 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,86 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 48,73 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,09 artış, ulaştırmada yüzde 22,76 artış ve konutta yüzde 74,07 artış oldu. İlgili ana grupların yıllık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 9,21, ulaştırmada yüzde 3,84 ve konutta yüzde 9,98 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı Nisan ayı verilerine göre ise, tüketici fiyat endeksi aylık yüzde 4,46, yıllık yüzde 73,88 olarak gerçekleşti.

ENAG hesaplamasına göre alt gruplarda en yüksek enflasyon yüzde 9,67 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Bu grubu, yüzde 9,51 ile çeşitli mal ve hizmetler grubu izledi. Lokanta ve oteller grubunda ise enflasyon oranı yüzde 7,68 olarak gerçekleşti.

“Enflasyonu yüksek tutan ana unsur hizmet enflasyonudur”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına ilişkin TGRT Haber’e açıklamalarda bulundu. Şimşek’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Hayat pahalılığıyla mücadele en önemli gündemimiz. Amacımız, enflasyonu planlı bir şekilde aşağı çekmek. Bu programa başlarken bir yıllık bir plan öngörmüştük. Buna para politikasının yeniden inşası da dahildi. Yıllık enflasyon aşağı yönlü seyrediyor. Son dönemde yaşanan iç ve dış şoklara rağmen bu düşüşün devam etmesi olumlu. Bundan sonraki süreçte de enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz.

Bunun ilk nedeni, para politikasının gecikmeli etkisinin artık net bir şekilde görülmeye başlamasıdır. Bu yıl, hem maliye politikası hem gelirler politikası daha gerçekçi bir çerçeveye oturacak. Arz yönlü gelişmelerimiz de sürüyor. Sadece para ve maliye politikalarıyla değil, aynı zamanda arz yönlü dezenflasyonist çabalarla da süreci destekliyoruz.

Geçen yıl enflasyon yaklaşık yüzde 44’e geriledi. Bu yılki hedefimiz ise “yirmili rakamlar.” Tahmin aralığımız yüzde 19 ile 29 arasında. Bu hedefe ulaşacağımıza inanıyoruz. Şu anda yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 37,9 civarında. Temel mallarda enflasyon ciddi şekilde düştü. Gıda enflasyonu yüzde 36 civarında. Mal enflasyonuna baktığımızda yüzde 31 seviyelerine inmiş durumdayız.

Özellikle kira ve eğitim kalemleri bu alanı yukarı çekiyor. Bu yıl, hizmet enflasyonu yüzde 90’ın altında seyrediyor. Temmuz ayından sonra bir normalleşme bekliyoruz. Yıl sonunda yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına ineceğini öngörüyoruz.

Para politikası sıkı, gelirler politikası arz yönlü destek veriyor. 2023’e kıyasla bu yıl sonunda konut arzında ciddi bir artış bekliyoruz. Deprem konutları, yerinde dönüşüm ve kentsel dönüşüm için önemli kaynakları devreye aldık.

Yönetilen fiyatlarda da Merkez Bankası’nın orijinal hedeflerine sadık kalıyoruz. Birçok alanda hedefin altında fiyat belirledik. Bu kalemlerde de enflasyonun düşeceğini öngörüyoruz. İçeride ve dışarıda yaşanan son şoklara rağmen enflasyon programını önceliklendirdik. Çünkü en önemli meselemiz, hayat pahalılığıyla mücadeledir. Bu konuda kararlıyız. İlk yıl bir geçiş süreciydi, bu yıl sonuç almaya başladık. Önümüzdeki yıl daha güçlü sonuçlar bekliyoruz.

Yapıcı eleştiriler bizim için çok değerli. Ancak toplumda ciddi bir kutuplaşma var ve değerlendirmeler bazen siyasi bakış açısıyla yapılıyor. Bu çerçevede söyleyecek çok bir şey yok. Programın hedefi enflasyonu düşürmekti ve bu gerçekleşmeye başladı. Gerçek hayatta mucize yok. Kararlı ve sürekli sonuç üreten bir programın uygulanması gerekiyor. Sonuç geliyor mu? Evet, enflasyon düşüş eğiliminde.

İkinci hedefimiz cari açığı sürdürülebilir bir patikaya çekmekti, bunu başardık. Dış kaynağa erişim konusunda da olumlu gelişmeler yaşandı. Kur Korumalı Mevduat’tan çıkış hedefimiz vardı, bu stokta da azalma var. Tüm bu alanlarda ilerleme var ve sonuç alınıyor. Elbette arzu ettiğimiz hızda mı ilerliyoruz, bu tartışılır. Yapıcı eleştirileri dikkate alıyor, yol gösterici olarak değerlendiriyoruz. Ancak kötümserlik pompalayan çevrelere söyleyecek bir şeyimiz yok.

Biz, enflasyonun Merkez Bankası’nın tahmin aralığında kalacağına inanıyoruz. Bu değerlendirmeler, son gelişmeler dikkate alınarak yapılıyor. Elbette enflasyonu yukarı çeken faktörler de var, ancak genel eğilim aşağı yönlü.

Beklentilerde sınırlı bir kötüleşme var. Bu önemli bir konu. Beklentiler enflasyonu belirleyici. İkincisi, lirada sınırlı da olsa değer kaybı var. Özellikle 19 Mart sonrası süreçte. Bu iki faktör, enflasyonu yukarı iten faktörler. Aşağı çeken faktörler de var, az önce bahsettiğim sıkı finansal koşullar ve bunun iç talebi sınırlamasından bahsettik.

Ama bir faktör de var ki, petrol fiyatları. Petrol fiyatları 60 dolar civarında. Bizim orta vadeli programda varsaydığımız petrol fiyatı 84 dolar civarı. Burada petrol fiyatında önemli ve yeni bir düşüş var. Daha güçlü şekilde yansıyacak. Bu petrol fiyatları bu seviyede devam ederse, enflasyonu en az 1,2 puan aşağı çeker. Beklentilerde 1 puan civarı kötüleşme var. Bu çerçevede ikisi birbirini telafi edecek.

Çıktı açıları bu anlamda enflasyonu destekleyici patikaya girmiş olacak. Geçtiğimiz iki yılda bunu yaşadık. Firmaların keyfi fiyat artışlarını da gördük. Bu fiyat artışlarını bu dönemde yapamayacaklar. Çünkü talep güçlüyken bunu yapmak kolay, ama bugünkü koşullarda yaparsanız, talep sınırlı olduğu için firmaların fiyatlama gücü eskisi gibi olmayacak. Bu yaşadığımız iki şoka rağmen bu sene enflasyonun Merkez Bankası beklentileri arasında kalacağına inanıyoruz.

19 Mart günü dahil olmak üzere ilk 3 gün çok ciddi çıkış oldu ülkeden, ama bir sonraki pazartesi durulmuştu. Hatta girişler başlamıştı. Fakat daha sonra ABD merkezli ticaret savaşları üzerinden küresel belirsizlik ortaya çıkması, riskli alanlardan kaçışı tetikledi. Herkes nakite dönmeye çalıştı, dünya için konuşuyorum. Bu da Türkiye’yi etkiledi. Hem iç hem de dış faktörler bu durumu etkiledi. Eğer bizim program başarılı olmasaydı, Türkiye bu iki şoku böyle sınırlı şekilde atlatabilir miydi?

İki yıldır bunu bir koro halinde ifade eden kesim var. Madem böyle, bu iki büyük şoku üst üste nasıl atlatabildik? Programa etkisi oldukça sınırlı olduğu görüldü. Bu gelişmelerin tabii ki etkisi olacak, ama biz kararlı bir şekilde programı uygulamaya devam edeceğiz.

Tam aksine, programı korumak için bu tedbirler alınıyor. Merkez Bankası’nın yaptığı şey, enflasyon tahmin aralığında tutmak için bu adımlar atılıyor. Hayat pahalılığı ile mücadele için kararlıyız. Bütçede daha iyi bir performans görmek isterim. Hükümetimizin en büyük önceliklerinden biri deprem yaralarını sarmaktır. Bu sene bütçede milli gelirde bir artış olacak. Harcama kesintileri üzerinde çalışıyoruz. Tasarruf paketi uyguluyoruz. Mevcut kaynakların daha üretken alanlara nasıl aktarılacağını masaya yatırmış durumdayız. Özellikle cari harcamalarda, acaba daha verimli alanlara nasıl kaynak aktarırız, bunu çalışıyoruz.

Gelir ayağı bizim kontrolümüzde değil, önemli ölçüde tüketime bağlı. İthalat etkili, tüketim etkili. Bizim için önemli olan harcamaların kontrol altına alınması. Dezenflasyon açısından önemli olan harcamaların aşağı yönlü tutulması.

Cari açık son gelişmelerle birlikte cari açıkta artışı sınırlayacak. Dış talep yavaşlaması ihracatı etkileyecek ama iç talepteki yavaşlama ithalatı etkileyecek. Petrol fiyatındaki düşüş, cari açığı büyük oranda aşağı çekecek. Birincisi, cari açık Şubat itibarıyla 12,8 milyar dolar. Milli gelirin yüzde 1’i civarında, son derece makul bir rakam.

Altın hariç, Mayıs 2023’te cari açığımız vardı. Şubat’ta altın hariç cari açığımız yok. Altın hariç cari fazlamız var. Bu da resmi altın. Mücevher adı altında altın ithalatı yapıldığını da biliyoruz.

Bütçe açığını yüzde 3’lere çekmeyi hedefliyoruz. Program olmasa, neden bizim kredi notumuzu arttırsınlar? Geçen yıl dünyada kredi notu iki kez artan tek ülke Türkiye’ydi. Aldığımız tedbirler sayesinde, normal şartlar altında bir ülke bu türden şoklar yaşasa kredi notu olumsuz gelişirdi. Şu anda bu olasılığın düşük olduğu kanısındayım. Merkez Bankası’nın doğru adımları ve kurduğumuz iletişim, bu programın en üst düzeyde Cumhurbaşkanımız tarafından sahiplenilmesi çok önemli.

Türkiye, gri listede değil, bu program sayesinde. KKM de 20 milyar doların altına düştü. Bu yılın ortalarında bu koşullu yükümlülüğü bitireceğiz. Önceliklendirdiğimiz kesimler var. Üretim, en kritik bileşen. Cumhurbaşkanımız yatırım, istihdam, üretim diyor. Bu zincirin belli halkaları var. Çiftçilerimiz için 2025 bütçesinden destek için 706 milyar liralık milli gelirin yüzde 1,15’i kadar tarım desteği veriyoruz.

Hazine, faiz ne olursa olsun, faizin yüzde 70’ini ödüyor. Çiftçinin ödediği faizin yüzde 70’ini hazine ödüyor. Geçen yıl Mart itibarıyla kredilerden yararlanan çiftçi sayımız 1,2 milyon. Esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50’sini hazine ödüyor. Bundan yararlanan esnaf sayısı ise 2024’te 800 bin esnaftı. Bu krediler hazine destekli. Kullanılan faizin yarısı ne olursa olsun, yarısını hazine ödüyor.”

Paylaşın