Vural Bahadır Bayrıl kimdir? Hayatı, Eserleri

14 Nisan 1962 Manisa’da dünyaya gelen Vural Bahadır Bayrıl, edebiyatla çok genç yaşta tanıştı. İlkokul yıllarında 150 sayfalık bir roman yazan Bayrıl, ilk şiirlerini 14 yaşında yazmaya başladı. Küçük yaşta farklı işlerde çalışmaya başladı. Üniversite yıllarında pansiyonlarda ve otellerde çalıştı.

Haber Merkezi / İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Temel Sanat ve Bilimler Bölümünü bitirdi. Daha sonra reklamcılığa başlayan şair, hâlen bu işle uğraşıyor ve İstanbul’da yaşıyor. 1986 yılında Şiir Atı Yayıncılık’ı kurdu. İlk sayısı Mart 1986’da sonuncusu ise Aralık 1994’te Şiir Atı adıyla 7 sayı süren ortak kitap/dergi çıkardı. İlk yazısı 1982 yılında yayınlandı. Şiirleri, yazıları ve röportajları Şiir Atı, Est&Non Birikimler, Rind, Mühür, Üç Çiçek, Kaşgar, Sombahar, Gösteri gibi dergilerde yayınlandı. Ayrıca Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Zaman gibi gazetelerde yazıları ve söyleşileri yayımlandı.

1983’te Yarın Dergisi Genç Eleştirmenler Yarışması’nda mansiyon, 1986’da Anka Sanat Vakfı Şiir Yarışması’nda (Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Hulki Aktunç, Şavkar Altınel ile birlikte) mansiyon, 1992 yılında Melek Geçti adlı yapıtıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü, 2000 yılında ise Şer Cisimler kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği’nin Yılın Şiir Kitabı ödülü aldı. Melek Geçti, Şer Cisimler, Arzuda Tenhâ, Elmas Sıkıntı adlı dört şiir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Her Zaman Şair adıyla yazılarını topladığı kitabı bulunmaktadır. Bayrıl şiiri, özellikle 1980 sonrası Türk şiirinde adından söz ettirmiş ve yapılan değerlendirmelerde “gelenekçi şair” olarak nitelendirilmiştir. Şiirlerinde Doğu ve Batı edebiyatından pek çok şaire gönderme yapan Bayrıl, “sahih şiir” uğraşındadır.

“Arka Bahçe”

Tenin cam tapınağı. Arzu kör__
elirse, tekrarlanmaz kalpte,
çocukluğun o beyaz sabahları.

Kariâ! Kimdim ben, sen değilsem?
Ey yırtıcı hazzın müphem kaynağı.
Kelimelerin, bazen üstünü hafifçe
araladığı.

Hafızanın manyetik alanı. O tahrip
kâr cazibe. Meğer doğruymuş, insanın
Oteki’ne gittikçe, hep kendine
vardığı.

Vakte bakıyorum. Zaman’ın dilden
önceki sükûnetine. Zelzele! Kayıyor
avuçlarımdan hızla, ömrün sırça
yaprağı.

Şair! İnsandaki arka bahçe. Sendin
bil, varoluşun dalgın zambağı.

“Avcı”

Gövde fazla ve ten ağır… Yasa
der ki; avcı doğan, avcı kalmanın
sırrını korumalıdır.

Orman şehre taşınınca, yeni komşu:
Arzu. Ayartır eti, usulca avın
yerini alır.

Kötülüğün şeffaf mıknatısı. Şer eşya!
Sen kana dur kâğıtta. Ne çare? Mürekkep
Her zaman ruhtan daha uysaldır.

Tuzaksa kurnaz, sakin… ve çalışkan
dır. Kıvamlı sıvı gibi, zamanla avcı da
bulunduğu kabın biçimince
teslim alınır.

Gövde fazla ve ten hâlâ ağır… Sırrı
olan, o sırrı, önce kendi yalnızlığından
korumalıdır.