Sivilce İzlerinden Nasıl Kurtulunur?

Cilt bakımı dünyasında sivilce izleri en zorlu ve tedavisi en zahmetli cilt sorunlarından biridir. Makyaj bu izleri geçici olarak gizleyebilir, ancak sivilce yara izleri cildinizde kalıcı bir hale gelmeden önce en kısa sürede tedavi edilmesi gerekir.

Haber Merkezi / Sivilce izlerini, derinin derinliklerine kadar giden ve küçük delikler gibi görünenler, derin veya keskin hatlara sahip olmayan, ancak yumuşak kenarları ciltle birleşince düzensiz görünenler, keskin kenarlara sahip olan geniş, oval veya kutu benzeri girintiler olarak görünenler olmak üzere üç kategoriye ayırabiliriz.

Sivilce izlerine ne sebep olur?

Sinir bozucu sivilce izlerinin ortaya çıkmasının ana nedeni, sivilce yarasının iyileşme sürecini tamamen bozan iltihaplanma ve kolajen yenilenme eksikliğidir. Ciltte kendini yenilemek için kolajen ve doku üretimi gerektiren iyileşme sürecinden geçmelidir. Herhangi bir tetikleyici nedeniyle bu süreç aksarsa izler meydana gelir.

Sivilce izlerinden nasıl kurtulur?

Sivilce izleri rahatsız edici olsa da tedavi edilemez değildir. İşte sivilce izlerinden tamamen kurtulmanın yolları.

Retinoidler;

Retinoidler, cilt hücresini ve kolajen üretimini artırmak, ciltteki iltihapla mücadele etmek için hücresel düzeyde aktif olarak çalışırlar. Bu da, çukurlu sivilce izlerinin veya ciltte görünen herhangi bir sivilce sonrası şişlik olasılığını azaltmaya yardımcı olur.

Mikro iğneleme;

Adından da anlaşılacağı gibi, mikro iğneleme, cildinizin küçük iğne benzeri bir araçla delinmesini içeren bir işlemdir. Kulağa korkutucu geliyor ama tamamen zararsızdır. Bunun için özel olarak oluşturulmuş mikro iğne cihazları vardır.

Yine de mikro iğneleme tedavisi için dermatoloğunuza danışabilirsiniz. Bu süreç temel olarak mikroiğneler tarafından yapılan mekanik yaralanmaya tepki olarak cildinizdeki kolajen üretimini destekler.

Kimyasal peeling;

Bir dermatoloji kliniğinde kimyasal peeling tedavisi almak evde olduğundan çok daha güvenli ve kolaydır. İşlem, cilde bir kimyasal çözelti tabakasının uygulanmasını ve çıkarılmasını içerir; bu, taze, yeni bir cilt tabakası ortaya çıkarmak için hasarlı ve ölü cilt katmanlarından pul pul dökülmesine yardımcı olur; sivilce izlerinin gözle görülür şekilde azaltır. İşlemde kullanılan en yaygın kimyasallar salisilik ve glikolik asittir.

Pul pul dökülme;

Pul pul dökülme, sivilce izlerinin bir kez ve tamamen kaybolmasına yardımcı olmasa da, mevcut sivilcelerinizi tedavi etmenize ve cildinizde sivilce izlerinin oluşma ihtimalini azaltmanıza yardımcı olacaktır. En iyi seçeneğiniz salisilik asit içeren bir formül kullanmaktır.

C vitamini;

C Vitamini, düzenli kullanımla sivilce izlerinin kaybolmasına yardımcı olabilir. Askorbik asit olarak da bilinen bu bileşen, ciltteki kolajen üretimini önemli ölçüde hızlandırabilir, hasarlı hücreleri onarabilir ve iltihap sonrası sivilce lekelerini ve izlerini hafifleten bir cilt tonu ortaya çıkarabilir.

Güneş yanığı nasıl tedavi edilir?

Güneş kremi ve giysilerden oluşan koruma olmadan çok fazla güneş ışınlarına maruz kaldığınızda cildiniz yanabilir. Yanan cildi iyileştirmeye ve yatıştırmaya yardımcı olmak için, güneş yanığını fark ettiğiniz andan itibaren tedavi etmeye başlamanız önemlidir.

Haber Merkezi / Yapmanız gereken ilk şey güneşten kaçınmak, kapalı bir ortama girmektir. İçeri girdikten sonra, dermatologların önerdiği ipuçları rahatsızlığı gidermeye yardımcı olabilir:

  • Ağrıyı hafifletmek için sık sık soğuk banyo veya duş alın. Küvetten veya duştan çıkar çıkmaz kendinizi nazikçe kurulayın, ancak cildinizi biraz nemli bırakın. Ardından bir nemlendirici uygulayın. Bu, kuruluğu hafifletmeye yardımcı olabilir.
  • Güneşten yanmış cildi yatıştırmaya yardımcı olması için aloe vera veya soya içeren bir nemlendirici kullanmayı tercih edin. Belirli bir bölge özellikle yanmışsa, bir hidrokortizon kremi uygulamak isteyebilirsiniz.
  • Şişliği, kızarıklığı ve rahatsızlığı azaltmak için aspirin almayı düşünün.
  • Bolca su için; Güneş yanığı, sıvıyı cildin yüzeyine çeker ve vücudun geri kalanında su azalır. Güneş yanığı olduğunuzda fazladan su içmek dehidrasyonu önlemeye yardımcı olur.

  • Cildiniz kabarırsa, kabarcıkların iyileşmesine izin verin. Kabarık cilt, ikinci derece güneş yanığı olduğu anlamına gelir. Cildinizin iyileşmesine ve sizi enfeksiyondan korumasına yardımcı olmak için kabarcıklar oluştuğundan kabarcıkları patlatmamalısınız.
  • İyileşirken güneşten yanmış cildi korumak için ekstra özen gösterin. Dışarıdayken cildinizi kapatan giysiler giyin. Sıkı dokunmuş kumaşlar en iyi sonucu verir; kumaşı parlak bir ışığa tuttuğunuzda, gelen ışığı görmemelisiniz.

Geçici bir durum gibi görünse de, cildin güneşin ultraviyole (UV) ışınlarına çok fazla maruz kalmasının bir sonucu olan güneş yanığı, cilde uzun süreli hasar verebilir. Bu hasar, kişinin cilt kanserine yakalanma riskini artırarak cildi güneşten korumayı kritik hale getirir.

Güneş yanığınız hakkında sorularınız için veya cildinizi güneşten nasıl daha iyi koruyacağınızı öğrenmek için bir dermatologla görüşebilirsiniz.

Salisilik Asit Sivilce Tedavisinde Kullanılabilir Mi?

Salisilik asit, bir beta hidroksi asittir. Cildi pul pul dökerek ve gözenekleri temiz tutarak sivilceyi azaltmasıyla bilinir. Salisilik asit en çok hafif sivilcelerde için işe yarar. Ayrıca gelecekte oluşabilecek sivilceleri önlemeye yardımcı olabilir.

Salisilik asit cildinize nüfuz eder ve gözeneklerinizi tıkayan ölü cilt hücrelerini çözmeye çalışır. Tam etkisini görmeniz birkaç hafta sürebilir. 6 hafta sonra sonuç görmüyorsanız dermatoloğunuza danışın.

Doktorunuz veya dermatoloğunuz, özellikle cilt tipinize ve cildinizin mevcut durumuna göre bir form ve dozaj önerecektir. Ayrıca, tüm bölgeye uygulamadan önce reaksiyonunuzu test etmek için 2 veya 3 gün boyunca, etkilenen cildin küçük bir bölgesine yalnızca sınırlı bir miktar uygulamanızı tavsiye edebilirler.

Salisilik asit ayrıca aşağıdakilerin tedavisi içinde kullanılabilir;

  • Akne
  • Sivilce izleri
  • Yaşlılık lekeleri
  • Melazma

Herhangi bir yan etkisi var mı?

Salisilik asit genel olarak güvenli kabul edilmesine rağmen, ilk başladığında cilt tahrişine neden olabilir. Ayrıca çok fazla yağı çıkararak kuruluğa neden olabilir. Diğer olası yan etkileri;

  • Ciltte karıncalanma veya batma
  • Kaşıntı
  • Kurdeşen

Kullanmadan önce dikkat edilmesi gerekenler;

Salisilik asitti kullanmadan önce doktorunuzla konuşmalısınız.

  • Alerjiler; Daha önce salisilik asit veya diğer topikal ilaçlara karşı alerjik reaksiyonlar yaşayıp yaşamadığınızı doktorunuza söyleyin
  • Çocuklarda kullanın; Ciltleri salisilik asidi yetişkinlere göre daha yüksek oranda emdiği için çocuklar ciltte tahriş riski daha yüksek olabilir. Salisilik asit 2 yaşın altındaki çocuklar için kullanılmamalıdır
  • İlaç etkileşimleri; Bazı ilaçlar salisilik asit ile iyi etkileşime girmez. Doktorunuza kullandığınız herhangi bir ilaç varsa söyleyin

Aşağıdaki tıbbi durumlardan herhangi birine sahipseniz de bir doktora söylemelisiniz:

  • Karaciğer hastalığı
  • Böbrek hastalığı
  • Kan damarı hastalığı
  • Diyabet
  • Suçiçeği
  • Grip

Salisilik asit toksisitesi;

Salisilik asit toksisitesi nadirdir ancak salisilik asidin topikal uygulamasından kaynaklanabilir. Riskinizi azaltmak için şu önerileri izleyin:

  • Salisilik asit ürünlerini vücudunuzun geniş bölgelerine uygulamayın
  • Uzun süre kullanmayın
  • Plastik sargı gibi hava geçirmez sargıların altında kullanmayın

Aşağıdaki belirtilerden herhangi birini yaşarsanız, doktorunuza görünün:

  • Letarji
  • Baş ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
  • Kulaklarda çınlama veya uğultu (tinnitus)
  • İşitme kaybı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • İshal
  • Solunum derinliğinde artış (hiperpne)

Hamileyken veya emzirirken salisilik asit kullanmak;

Salisilik asit kullanmayı düşünüyorsanız ve hamileyseniz veya emziriyorsanız, doktorunuzla konuşmalısınız, böylece özellikle aldığınız diğer ilaçlar veya sahip olabileceğiniz tıbbi durumlar konusunda durumunuza özel tavsiyeler alabilirsiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

İrritabl (huzursuz) bağırsak sendromu nedir? Detaylar

Yapısal (organik) değil fonksiyonel bir bozukluk olarak değerlendirilen Irritabl (Huzursuz) Bağırsak Sendromu (IBS), bağırsakların gerektiği gibi çalışmasını engelleyen bir hastalıktır. Dünya nüfusunun %7 ile %10’unu etkileyen bir rahatsızlıktır.

Toplumda yaygın olarak rastlanıyor ve IBS’nin sebepleri bilinmediği gibi kesin bir tedavisi de bulunmuyor. IBS büyük ölçüde rahatsızlığa ve sıkıntıya yol açmakla beraber bağırsaklara kalıcı bir zarar vermiyor, kanamaya yol açmıyor ve kanser gibi ciddi hastalıklara neden olmuyor. Sıklıkla hafif bir sıkıntıya yol açan IBS bazı kişiler için hareketi kısıtlayıcı olabiliyor.

Bu bağlamda da yaşam kalitesi etkileniyor. IBS’li kişiler sosyal ortamlara girmekten kaçınabiliyor, işe gitmekten çekinebiliyor ya da bazen hastalığın yol açtığı ishal , acilen tuvalete koşma ihtiyacı ya da kabızlık gibi belirtiler nedeniyle kısa mesafelere bile yolculuk etmekten korkabiliyor. Yine de IBS’li bir çok kişi diyet, stres yönetimi ve bazen de hekimler tarafından önerilen ilaç tedavileri ile belirtilerini kontrol altında tutabiliyor.

Nedenleri;

Uzun yıllar yapılan araştırmalara rağmen IBS’nin nedeni tam olarak belirlenememiştir. Hastalarda yapılan tetkikler sonucunda organik olarak tamamen normal olunması, psikolojik, fizyolojik ve beslenme şeklinden kaynaklanan nedenlere bağlı olabileceğini düşündürmektedir. Kişiden kişiye şikayetlerin artma nedenleri farklılık gösterse de, sindirim sistemi ile ilgili bir bozukluk olduğundan, yiyecekler büyük önem taşımaktadır. Bununla beraber en sık görülen tetikleyiciler:

  • Liften yetersiz beslenme
  • Belirli yiyeceklere karşı hassasiyet
  • Stres
  • Sigara
  • Alkol
  • Adet dönemi
  • Öğün atlama ve birden çok yemek yeme
  • Enfeksiyonlar
  • Antibiyotik kullanımı ve diğer ilaçlar Ayrıca genel hasta eğilimlerinden yola çıkarak mevsimsel değişiklikler, soğuk hava gibi nedenlerin de IBS belirtilerini tetiklediği öngörülebilir

Belirtileri;

  • İshal (genellikle şiddetli ishal atakları olarak tarif edilir)
  • Karın ağrılar veya kramplar, genellikle karın alt yarısında, yemeklerden sonra kötüleşir ve bağırsak hareketinden sonra daha iyi hissedilir
  • Aşırı gazve şişkinlik
  • İshal veya kabızlık – bazen ishal ve kabızlık dönüşümleri
  • Dışkıda mukus
  • Normalden daha sert veya gevşek dışkı
  • Dışarı çıkmış göbek
  • Stres semptomları daha da kötüleştirebilir

Teşhisi;

IBS genellikle doktorlar daha ciddi organik hastalık olasılıklarını dışladıktan sonra  teşhis edilir. Doktorunuz belirtilerin dikkatli bir tanımlanmasını içeren tam bir tıbbi öykünüzü alır. Fiziksel muayene ve laboratuar testleri uygulanır. Kanamanın olup olmadığını anlamak için dışkı örneği test edilir. Doktorunuz ayrıca organik bir hastalık olup olmadığından emin olmak için röntgen ya da kolonoskopi (kalın bağırsağı esnek bir tüp aracılığıyla izleme) gibi tanı yöntemleri uygulayabilir.

Tedavisi;

IBS tamamen ortadan kaldıran bir tedavi yoktur. Ancak tedavi, belirtilerin şiddetini azaltmaya ve tekrarlamasını önlemeye yönelik olarak başarılı olmaktadır. Amaç hastaların günlük yaşamlarını sürdürmeleri ve yaşam kalitelerinin bozulmamasının sağlanmasıdır. Bu nedenle şikayetler olduğu dönemde hastalara medikal tedaviler önerilir. Ayrıca ilaç tedavisinin yanında kişilerin özellikle yedikleri besinlere dikkat etmeleri de rahatsızlığı azaltıcı bir unsurdur.

Ne zaman doktora görünmeli?

Bağırsak alışkanlıklarında veya İBS’nin belirtilerinde kalıcı bir değişiklik ortaya çıkan hastaların doktora görünmesi önerilir. Çünkü bu işaretler kalın bağırsak kanseri gibi daha ciddi bir durumun göstergesi olabilir. Aşağıdaki belirtiler varsa ileri tetkik yapılması için mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir:

  • Kilo kaybı
  • Geceleri ishal
  • Rektal kanama
  • Demir eksikliği anemisi
  • Açıklanamayan kusma
  • Yutma zorluğu
  • Gaz çıkarma veya dışkılama ile geçmeyen karın ağrısı

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Gebelikte kilo alımı nedir? Detaylar

Yaklaşık 9 ay 10 gün sürecek ve annelikle sonuçlanacak maceralı bir yolculuktur gebelik. Bu yolculukta en çok tartışılan, konuşulan ve akılda sorular bırakan konulardan biridir kilo alımı. Hamilelikte alınan kilolar, anne adaylarının sahip olduğu fiziksel yapıya göre kişiden kişiye farklılık gösterir.

Anne adayının hamile kalmadan önceki kilosu, plasentanın erişeceği boyutlar, genetik özellikler ve beslenme alışkanlıkları gibi pek çok değişken hamilelik kilosunu etkiler.

“Hamilelik boyunca şu kadar kilo alınmalıdır” gibi kesin bir rakam vermek yerine, şöyle kabaca bir hesap yapalım: Hamilelikte alınan kilonun yaklaşık 3.5 kilogramı bebeğe aittir. Bebeğinizin yanı sıra karnınızda 500 gr plasenta, 1 kg kadar amnion sıvısı taşırsınız. Ek olarak ağırlığı artan uterus için 1 kg, memeler için 300 gr ve kan – sıvı miktarı için de 6 kg’lık bir artış hesaplarsak; 12 kg 300 gr eder. Yani ortalama olarak 11 – 14 kg arası ideal sayılabilir. Gördüğünüz gibi bebeğiniz dünyaya gelirken bunları yanına alacak, gerisi sizde kalacaktır. (Lütfen, verilen bu ortalama rakamların kişiler arası değişiklik gösterebileceğini unutmayın.)

Adım adım hamilelikte kilo alımı:

  • Bebeğinizin tüm önemli yapıları ve organ sistemleri ilk üç ayda oluşur. Daha sonraki dönemde ise bunlar büyüyüp gelişirler ve bebeğinizde kilo artışı görülür
  • İlk üç ayın sonunda, bebek ortalama 8 cm. boyunda, 20 gr ağırlığında minyatür bir insan görünümündedir. Pek çok organ sistemleri oluşmuş ve hatta çalışmaya başlamıştır bile. Miniminnacık el ve ayak parmaklarında minicik tırnakları bile vardır
  • Gözünüzde canlanan bu sevimli görüntülerden asıl konumuz olan kiloya dönersek; ilk üç ay sonunda anne adayı bir ya da iki kilo alır ve bu dönemden sonra da gebeliğin sonuna kadar her hafta 500 gr almaya devam eder
  • İlk 20 hafta en fazla 2.5 kg alıp, ilerleyen haftalarda dengeli biçimde kilo alımının devam etmesi idealdir.
  • Hamilelik öncesinde zayıfsanız (beden kitle indeksi 18,5’in altında) ve doktorunuzun başka bir uyarısı yoksa hamilelik boyunca yaklaşık olarak 15 kg kadar kilo almanız uygun olacaktır
  • Aynı şekilde fazla kilo ile hamileliğe başladıysanız ve yine hekiminizin herhangi bir uyarısı yoksa, hamilelik süresince 8-9 kg almanız bebeğin gelişimi için uygun sayılabilir
  • Hamilelikte fazla kilo alanların yanında, bir de az kilo ile doğuma gidenler olur. Özellikle son dönem trendlerine kapılıp, sadece 5-6 kilo almalarıyla övünen bazı ünlüleri kendine örnek almaya çalışan hamile adaylarına şunu hatırlatmakta fayda var: Gebelik süresince 9’dan az kilo alanların, normal seviyede kilo alanlara göre yüksek oranda erken doğum ve daha fazla oranda düşük kilolu bebek doğurma riskleri bulunmaktadır
  • Bunların yanı sıra hamilelikte vücudunun bozulması endişesiyle yapılan diyetler sonucu, vücut gereksinimini karşılayamazsa protein depolarının kullanılacağı ve bunun da hem anne hem de bebek açısından hiç de sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı unutulmamalıdır
  • Bunların dışında, kilo alımınızda daha farklı bir durum söz konusuysa hemen paniğe kapılmamalısınız. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu, her anne adayının fiziksel yapısına göre değişiklik gösterebilecek bir durum.
  • Hamilelik esnasında kilo alımınız normal seyrederken ani bir değişiklik olursa (daha fazla kilo alımı veya kilo kaybı) en kısa süre içinde mutlaka hekiminizle görüşmelisiniz

Fazla kilo alımının gebeliğe ve anneye zararları var mıdır?

Gebelikte kazanılan kilo annenin o anki ve gelecekteki sağlığını etkilemektedir. Günümüzde fazla kilolu veya obez anne adaylarında bir artış mevcut. Obez annelerde düşük yapma, toplardamarlarda pıhtı oluşumu, yara yeri enfeksiyonları, anestezi komplikasyonları, ölü doğum, doğumsal anomali, uyku apnesi ve prematüre riskinin arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla gebelikte beslenme ve kilo alımı oldukça önemli bir konudur.

Anne adaylarının gebelik öncesi VKİ’lerinden bağımsız olarak kendilerine uygun, ideal bir kilo artışı yakalamaları durumunda hem anne hem bebek için sonuçlar daha iyi olmaktadır. Anneler gebelikte fazla kilo aldığında çeşitli durumların sıklığı artmaktadır. Bunları sıralarsak: fazla kilolu bebek, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi), yüksek tansiyon, uzamış doğum, sezaryen doğumda artış, doğumdan sonra kalan kilolarla ilgili sağlık problemleri, gebelik şekeri sayılabilir. Doğum sonrası emzirme ve süt gelmesi konularında da sorunlar yaşanabilir.

Gebelikte alınan fazla kilonun bebeğin sağlığı üzerine etkileri nelerdir?

Maalesef gebelikte alınan fazla kilolar anneyi olduğu kadar bebeği de etkilemektedir. İri bebek doğurma riskinde 4 kat artış olmaktadır. Fazla kilo alan annelerin bebeklerinde çocuklukta ve erken erişkin dönemde VKİ’nde, kan basıncında artış ve anormal bir metabolik profil riski izlenmektedir. Çocukluk obezitesi riskini artmaktadır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Fibrosarkom nedir? Belirtileri, Tedavisi

Nadir görülen bir kanser türü olan Fibrosarkom, kas, yağ, bağ dokusu, damar, sinir gibi her tür yumuşak doku yapısından köken alan kanserleri içerir. Fibrosarkom ortaya çıktığı zaman, fibroblastlar kontrolünü kaybeder ve tümör tüm vücuda yayılmaya başlar.

Sarkomlar yumuşak dokularda meydana gelirse ”yumuşak doku sarkomu”, kemiklerde ortaya çıkarsa kemik sarkomu veya ”osteosarkom” olarak adlandırılır. Sarkomlar çocukluk çağında daha sık görülür. Yetişkinlerde nadirdir. Sarkomlar çocukluk çağı kanserlerinin % 15’ini oluşturur. Sarkomlar sıklık sırasına göre kol ve bacaklarda, karında ve baş-boyunda daha çok görülür.

Belirtileri;

  • Vücudun çeşitli yerlerinde ağrılı şişlikler
  • Koyu renk dışkı
  • Öksürük, nefes kesilmesi
  • Kan kusmak,
  • Karın bölgesinde acı

Nedenleri;

  • Zayıflamış, zarar görmüş lenf sistemi
  • Radyasyona maruz kalmak
  • Kimyasallara maruz kalmak
  • Genetik anomaliler

Teşhisi;

Eğer vücudunuzda ele gelen bir kitle varsa doktorunuz biyopsiyi uygun bulabilir. Tümörün tipinin belirlenmesi ve evrelendirilmesi için biyopsi büyük önem taşır. Biyopsi doğrudan, ultrason altında veya tomografi eşliğinde yapılabilir. Yumuşak doku sarkomları en iyi MR ile görüntülenebilir. Direkt grafi, tomografi, PET, kemik taraması ve ultrason uygun bulunan durumlarda hastadan istenebilir. Osteosarkomda hastaların %50’sinde kanda serum alkalen fosfat, %25’de ise serum laktat dehidrogenaz (LDH) yüksek olarak tespit edilir. Direkt radyografi tanı koydurur. (Radyografik görüntüde; kemikte yapım ve yıkımın birlikte olduğu litik ve sklerotik lezyon mevcuttur).

Tedavisi;

Kanserin hangi evrede olduğuna bağlı olarak değişmektedir. 1. evrede tümörün çıkarılıp radyasyon terapisi verilmesi yeterli olurken, 4. evrede tümör alındıktan sonra kemoterapi tedavisi uygulanmaktadır. Hastalığın tedavisi ve kurtulma olasılığı, hastalığın evresine ve süregelen tedaviye bağlı olarak değişmektedir. Hastalığı önlemek için risk faktörlerinden olabildiğince uzak durmak ve genel vücut sağlığı için gerekli olan beslenme şekline uymak gerekmektedir.

Tedavisini kimler yapar?

Sarkom, yani yumuşak doku kanserlerinin tedavi ve takibini ortopedist, cerrah, tıbbi onkolog, radyasyon onkoloğu ve patologdan oluşan bir ekip yapar.

 

 

 

Lohusalık nedir? Detaylar

Postpartum dönem veya puerperiyum dönemi olarak da ifade edilen Lohusalık, gebelikte ortaya çıkan değişikliklerin kaybolduğu, vücudun önceki halini aldığı dönemdir. Lohusalık dönemi ortalama 6 hafta sürmektedir.

Lohusalık döneminde anne ve bebeğin hastalıklardan korunması için özenli bir bakıma ihtiyacı bulunmaktadır.

Sağlıklı anne ve bebek için;

  • Annenin doğumunu hastanede yapması
  • Normal doğumda 24 saatten önce hastaneden taburcu olmaması
  • Sezaryen doğumda ise 48 saatten önce hastaneden taburcu olmaması
  • Annenin doğum sonu izlemlerinin belirtilen aralıklarda 6 kez yapılması gerekmektedir

Lohusanın birinci, ikinci ve üçüncü izlemleri hastanede: doğumu takip eden ilk 0-24 saatleri arasında yapılmalıdır.

  • Birinci izlem; Lohusanın doğumu takip eden ilk 0-1 saatleri arasında
  • İkinci izlem: Lohusanın doğumu takip eden ilk 1-6 saatleri arasında
  • Üçüncü izlem: Lohusanın doğumu takip eden ilk 6-24 saatleri arasında olmalıdır.

Lohusanın İlk 24 saat bakımı çok önemlidir.

İlk 24 Saat;

  • Doğumdan sonra annenin ateş, nabız ve kan basıncı (tansiyon) normal olana kadar çok sık takip edilmelidir
  • Anneye uterus (rahim) masajını nasıl yapması gerektiği ve yararları anlatılmalıdır
  • Anneye bebeğini emzirmesi için yardım edilmelidir. Bebeğini nasıl emzireceği  öğretilmelidir.-Meme bakımı öğretilmeli ve ilk günlerde memelerin acıyabileceği bilmelidir
  • Doğumdan sonra 20-30 dakika içerisinde 2-3’ten fazla peti kirletecek kanaması olması, sürekli kan gelişi, pıhtı çıkışı veya renginin açık/ parlak kırmızıya dönmesi normal olmayan fazla miktardaki kanamaya işaret eder
  • Annenin  idrar yapması kontrol edilmelidir
  • Tuvalete gittiğinde önden arkaya doğru taharet alması, en geç 6 saate bir pet değiştirilmesi gerekir
  • Dolaşımı kolaylaştırmak için hareket etmelidir
  • Bol sıvı ve hafif yiyecekler içeren bir diyetle beslenmelidir
  • Taburcu olmadan once lohusalık süresince yapacaklarınız konusunda mutlaka sağlık personelinden danışmanlık hizmeti alınız
  • 24 saat içinde annenin ateşi 37,5 dereceden yüksek olmamalı, kan basıncı ve nabzı normal olmalı, idrar yapmalı, kanaması belirgin olarak azalmalı ve bebeğini emzirmiş olmalıdır

Anne taburcu olduktan sonra;

  • Doğum sonu izlemine mümkünse özellikle eşiyle birlikte katılmalıdır
  • Dördüncü, beşinci ve altıncı izlemlerinin bir sağlık personeli tarafından  ev veya sağlık kuruluşunda yapılması gerekir
  • Dördüncü izlem; Doğumu takip eden 2.-5. günler arasında
  • Beşinci izlem; Doğumu takip eden 13.-17.günler arasında
  • Altinci izlem; Doğumu takip eden 30-42. günleri arasında yapılmalıdır

Perine bakımı;

  • Eller sık sık yıkanmalı
  • Dikişlere pansuman için (batticon solüsyonu) ilaçlı su kullanılmalı. Temizlik önden arkaya doğru tuvalet kağıdı ile yapılmalı
  • Kullanılan pedler emici, yumuşak, temiz, renksiz ve kokusuz olmalı
  • Pedler sık sık değiştirilmeli, pamuklu iç çamaşırı tercih Normal doğum yapanlarda, dikişli doğumlarda, ilk birkaç gün  bölgede şişlik, gerginlik ve rahatsızlık olabilir, oturmada güçlük yaşanabilir. Dikiş ipleri alınmaz, kendiliğinden düşer. Yara temiz tutulduğunda 1-2 hafta içinde iyileşir.
  • Kanama ortalama 40 gün kadar devam eder. İlk bir hafta, kanama miktarı adet kanaması kadar olabilir. Daha sonra ise, sırayla kahverengi, sarı ve beyaz bir akıntı halinde devam ederek 40 gün sonunda Adet kanamasından daha yoğun bir kanama olması, ateşin yükselmesi veya akıntıdan pis koku gelmesi durumunda sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  • Sezaryen olan kişilerde, dikiş bölgesinde şişlik kızarıklık ve akıntı olması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Meme bakımı;

  • Meme temizliği için günde 1 kez duş alınmalı,
  • Her emzirme öncesi eller yıkanmalı ve meme başı bir miktar anne sütü ile ıslatılmalı,
  • Emzirme bittikten sonra göğüs pedi kullanılabilir.

Beslenme;

  • Her tür besinden yeterince alınmalı ve öğün atlanmamalı.
  • Doğum sonrasında birkaç kez büyük tuvalete çıkana kadar gaz yapıcı yiyeceklerden (kuru fasulye, nohut, mercimek, gazlı içecekler vd.) kaçınılmalı.
  • Bol sıvı tüketilmesi hem bağırsakların düzenli çalışması hem de sütün artması için faydalıdır. Acılı, ekşili, baharatlı ve gaz yapıcı gıdalar sütle bebeğe geçeceği düşünülerek tüketirken dikkatli olunmalı.
  • Sigara, alkol gibi maddeler kullanılmamalı, fazla çay ve kahve tüketmekten kaçınılmalı.

Doğum sonrası cinsel yaşam;

İster normal doğum, ister sezaryen doğum olsun bebek doğduktan sonraki ilk 6 hafta, yani lohusalık döneminde vajinadan “löşi” denilen akıntı gelir. Rengi önce açık kırmızı, daha sonraki haftalarda giderek açılıp sarıya dönen bu akıntı, bebeğin yerleştiği yer olan uterus yani rahimin kendini toplaması ve iyileşmesi sırasında rahim içinden gelmektedir. Ayrıca normal doğum yapanlarda vajina içinde oluşan yırtıklar veya doğum sırasında bebeğin başının kolay çıkması için yapılan kesiye (epizyotomi) bağlı atılan dikişlerin iyileşmesi de yine bu dönemde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dikişlerin kolay iyileşmesi ve rahimin enfeksiyona maruz kalmaması için genel olarak lohusalık döneminde cinsel ilişkiye girilmesi pek önerilmemektedir. Lohusalık dönemi boyunca (42 gün) cinsel ilişki ertelenmelidir. İlk ilişkide gebe kalınabileceği unutulmamalıdır. Anne ve bebek sağlığı için 2 yıldan daha kısa sürede gebelik sakıncalıdır.

Uyku ve dinlenme;

Doğum sonrası anne; yorgunluk, ağrılar, bebeğin beslenmesi, bakımı nedeniyle dinlenme ve uykuya yeterince zaman ayıramaz. Ancak uyku anne sağlığı açısından don derece önemli olduğundan:

  • Aile büyüklerinden yardım alınmalı ve ziyaretçiler kısıtlanmalı.
  • Geceleri emzirme nedeni ile uyku sık sık bölündüğünden gün içinde en az 2 saat dinlenme ve uykuya zaman ayrılmalı.
  • Lohusalık döneminde ağır işlerden kaçınılmalı.
  • Dolaşımı artırdığı için sırt üstü istirahat

Postpartum hüzünle baş etme;

Annede, hormonal değişiklikler veya annenin bebek bakımında kendini yetersiz hissetmesi gibi durumlar sonucu ağlama, mutsuzluk ve kaygı görülebilir. Bu durum annelik hüznü olarak tanımlanmakta ve yeni annelerin pek çoğunda yaşanmaktadır. Belirtiler benzerlik gösterse de depresyonla karıştırılmamalıdır. Annelik hüznü, genellikle doğum sonrası 3. veya 4. günde ortaya çıkar, semptomlar geçici olup 1-2 gün veya 1-2 hafta sürer. Duygusal destek bu dönemde önemlidir. Annelik hüznü döneminin 10-14 günden uzun sürmesi halinde post partum depresyon gelişme olasılığı nedeniyle bir uzmana başvurulması gereklidir.

Lohusalık egzersizlerinin yararları;

  • Gebelik süresince gerilmiş olan karın ve perine kaslarını güçlendirir.
  • Gebelikte bozulmuş olan beden imajının düzelmesini sağlar.
  • Bel ağrılarını ve olası damar sorunlarını önler.
  • Fazla yağların yakılmasına yardımcı
  • Göğüs şeklinin muhafaza edilmesini sağlar.
  • Psikolojik durumunun düzelmesine yardım

Lohusalık egzersizleri konusunda bilinmesi gereken önemli noktalar;

  • Egzersiz yaparken oda iyi havalandırılmalı, rahat elbiseler giyilmeli, mesane ve göğüsler boşaltılmalı.
  • Egzersizlere doğumdan 6 hafta sonra başlanmalı.
  • Pelvik taban egzersizlerine (Kegel) 6 hafta sonra başlanabilir.
  • Her egzersize günde en az iki kez (sabah-akşam) olmak üzere iki tekrarla başlanmalı,
  • Egzersizler yavaş ve ani hareketlerden kaçınarak yapılmalı, bir egzersiz aşaması tolere edilince diğerine geçilmeli.

Lohusalık komplikasyonu;

Kanama; Normal bir doğumdan sonra 500 ml kanama anormal kabul edilir. Bu tür kanamanın nedeni atoni denilen, doğumdan sonra rahmin kasılmaması, dolayısıyla da açıkta olan damarların kapanmaması durumudur. Kısa zamanda aşırı kanama olursa bu, çok ciddi ve hayati bir durumdur. Bu durmda acil olarak doktora görünmekte fayda vardır.

Emboli; Lohusalık komplikasyonlarından bir diğeri de amniyon sıvı embolisi. Bebeğin amniyon sıvısının annenin kan dolaşımına geçmesi, oradan da akciğerlere ve beyne giden damarları tıkamasıdır. Tanı ve tedavisi zordur bu yüzden bu dönemde rutin kontroller önemlidir.

Lohusalık humması; Doğumdan sonraki ilk 24 saatte ortaya çıkar. Yüksek ateşle kendini gösterir. Üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyon kapması nedeniyle olur. En sık görülen enfeksiyon ise endomerit denilen, rahim içi enfeksiyonudur. Genellikle 3. günde meydana gelir, ateş 40 derecenin üstüne çıkar. Löşi kötü kokulu olur. Antibiyotik tedavisi ile birlikte dinlenmek gereklidir.

İdrar yolları enfeksiyonu; Genelde 2. ya da 3. günde belirtiler ortaya çıkar. Vajinada olan yaralar idrar yolu enfeksiyonu için riski arttırır. İdrara çıktığında yanma olması, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş hastalığın en önemli göstergeleridir.

Bigoreksiya Nedir? Teşhis ve Tedavisi

21.Yüzyılda popülerliği artan vücut geliştirme sporuna paralel, hasta sayısı artış göstermektedir.  Bigoreksiya (Kas Dismorfisi) bireyin yapısı normal, hatta olağanüstü büyük ve kaslı olmasına rağmen kendi bedenini küçük, zayıf ve yetersiz olarak tanımlaması durumudur.

Bigoreksiya henüz yapılmış bir klinik araştırma olmadığı için fizik tedavi uzmanları tarafından teşhis edilemez.
Yakın zamanda, psikiyatristler tarafından “Anoreksiyanın zıttı” olarak ifade edilmiştir. Bigoreksiya artık yüzlerce, binlerce kişiyi etkilemektedir.

Vücut geliştirmek, bazı insanların zihnini o kadar çok kurcalamaktadır ki bu kişiler, bir çok önemli olayla ilgilenmezler, ağrıları ya da kırık kemikleri olmasına rağmen çalışmaya devam ederler ve hatta fiziksel gelişim programlarına uymak uğruna işlerini bile kaybedebilirler.

Vücut Geliştirme Nedir?

Vücut geliştirme kaslı bir beden sahibi olabilmek için bir takım ağırlık çalışmaları ve uyarlanmış beslenme programlarının tümünü içerir. Her ne kadar bayan vücut geliştiricileri olsa da daha çok erkek ağırlıklı bir aktivitedir. Vücut geliştiren bireyler vücutlarını bir panelde sergiliyorlar. Bu durum da spor içerisinde rekabete neden olmaktadır. Vücut geliştirmedeki estetik kaygılar, bu sporu diğer güç sporlarından ayırmaktadır. Güç sporlarındaki ana hedef mümkün olan en büyük ağırlığı kaldırmak iken, vücut geliştirme de estetik kaygılar ön plandadır.

Bigoreksiyanın belirtileri;

Bigoreksiyalı bireyler zamanlarının büyük bir çoğunluğunu egzersiz yaparak ,spor merkezlerinde geçirirler ve bu kişiler vücutlarının güçsüz olduklarını düşündükleri için  başkalarının kendi vücutlarını örmelerini istememektedirler.

Semptomlarında bu kişilerin profesyonel hayatlarındaki başarılarına da tesir ettiği ve fiziksel gelişim programları uğruna işlerini aksattıkları hatta işlerini kaybettikleri gözlemlenmiştir.

Kas dismorfunda en çok görülen tutumlardan biri ise sürekli olarak bedenlerini kontrol etmeleridir. Ayna ve benzeri metaryallerle bedenlerinde mevcut olan kaslarını sürekli kontrol etme ve tetkik etme davranışında bulunurlar.

Bu bireyler daha cüsseli görünmek için de çoğu kez kat kat giyinmeyi tercih etmektedirler. Ayrıca  bu kişiler spor takviyelerine çok miktarda para harcamaları, proteinli besinleri daha çok tercih etme, anormal yeme davranışları ve hatta bazı maddelerin kötüye kullanımınıda belirtiler arasında gösterilebilir.

Bigoreksiya oluşumunu etkileyen faktörler;

Bigoreksiya gelişiminde etkili olan faktörler; sosyokültürel baskılar, psikolojik ve fizyolojik faktörler, ailenin rolü ve çeşitli baskılar gibi faktörler arasındaki etkileşim bigoreksiya oluşumuna yol açabilir.

Ayrıca erkek bireylerin medyada ve fitness dergilerinde bulunan erkek modelleri örnek almaları bununla birlikte kişilerin kendi vücutlarından memnun olmama, kendi bedenleri ile ilgili takıntılar oluşturma bigoreksiya oluşumunda etkilidir.

Yapılan bir çalışmada gelecekteki dönemlerde kas dismorfik bozukluğu oluşumunda çocukluk döneminde yaşanan istismarların ilişkili olduğu kabul edilmiştir.

Bigoreksiyanın tedavisi;

Bigoreksiya teşhisi konulmuş kişiler genellikle tedavi olmayı kabul etmemektedirler. Bu bireyler için tedaviyi kabul etmek yenilgiyi kabul etmek anlamına gelir. Bu yüzden bireyleri tedaviye ikna etmek zor olabilir. Tedavileri ilaç tedavisi ve psikolojik tedavi şeklinde olup bireyler için olumlu sonuçlar vermektedir.

Alzheimer nedir, nedenleri, belirtileri nelerdir?

Alzheimer, iki zararlı proteinin çökmesi ile ortaya çıkan ve demansın (bunamanın) en sık görülen nedeni olan hastalıktır. Hastanın duygu, düşünce ve davranışlarında problemlere yol açan bir çeşit unutkanlık tipi olarak da tanımlanabilir.

Genellikle 60 yaş ve üzeri hastalarda ortaya çıkar, belirtilerini yavaş yavaş hissettir ve hasta gün geçtikçe günlük rutin işlerini dahi yapamayacak hale dönüşür. Alzheimer, beynin sinir hücreleri dokusunda “beta-amyloid” adındaki anormal protein birikmesine bağlı olarak oluşur ve bu birikim zamanla beyinden atılamaz hale gelir. Dolayısıyla protein birikmesi ve plaklar sebebiyle sinir hücreleri arasında bağlantı kurulamaz ve sinir hücreleri ölür. Bu durumda direkt olarak beynin düzgün çalışmasını engeller.

Alzheimer nedenleri nelerdir?

Hastalığın nedenleri konusunda herhangi bir kesinlik yok. Beyindeki protein birikiminin yanı sıra sinir iletiminin bozulması, beyin hücrelerinin zarar görmesi gibi etkenler nedeniyle yaşanabilir.

Yapılan araştırmalara göre hastaların sadece %20’sinde alzheimer görülme riski bulunuyor. Yani hastalık, yaş etkeninin yanı sıra genetik faktörlere bağlı olarak da görülebilir. Ancak sadece kalıtsal sebeplerle ilişkilendirilmesi yanlış olur. Çünkü Alzheimer, sinsice etkilerini gösteren bir hastalıktır ve bulguları yaşa bağlı olarak artış gösterir.
Diğer nedenler ise şöyle sıralanabilir;

  • Geçmişe bağlı depresyon
  • Damar hastalıkları (Kolestrol, tansiyon yüksekliği ve kalp krizi)
  • Geçmişe bağlı ciddi yaralanmalar
  • APOE4 taşıyıcılığı
  • Düşük eğitim düzeyi
  • Belirtileri nelerdir?

Eğer bir hafıza sorunu varsa bundan sonra ne olacaktır? Hafıza kaybı yada duyu durum değişiklikleri olduğunda, doktor Alzheimer hastalığını olası bir neden olarak düşünebilir. Ama Alzheimer tanısı, bir eleme sürecidir. Doktor, bulgu ve belirtilerin tüm olası nedenlerini birer birer araştıracak ve tek olasılık Alzheimer hastalığı kalana dek diğer nedenleri birer birer eleyecektir. Yüzde 100 kesin tanıya ancak otopsi ile varılabilir ki bu da beyin dokusunun direkt olarak mikroskop altında incelenmesi ile olur.

Erken belirti ve bulguları fark etmek genellikle güçtür. Bunlar genetik yapı özellikleri yaşam tarzı kültürel birikim ve yaşamdaki tecrübelerine göre kişiden kişiye farklılık gösterir sıklıkla gözlenen özellikler şunlardır.

  • Ağır bellek kaybı
  • Kafa karışıklığı
  • Soyut düşünceleri oluşturma beceriksizliği
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Gündelik ya da karmaşık işleri yapmada zorluk.
  • Kişilik değişiklileri
  • Şüpheci ya da garip davranışlar.
  • Hastalığa nasıl tanı konulur?

Yeni bazı yöntemler hızla gelişmekle birlikte, halen hastalığın tanısı klinik belirtiler ve demans nedeni olacak başka bir hastalığın olmadığının gösterilmesine dayanır. Bununla beraber yakın bir gelecekte şu an deneysel amaçlı kullanılmakta olan birçok tanı yöntemi, günlük kullanıma da girecek olup hastalar klinik belirtiler ortaya çıkmadan önce de tanınabilecektir.

Hastalığın bir tedavisi var mıdır?

Halen hastalığın kesin bir tedavisi olmamakla beraber, bu hastalıkta beyinde eksik olan asetil kolin maddesini artıran bir grup ilaç ve yine bu hastalıkta hücreler arası boşlukta artmış olarak bulunan glutamat maddesinin aşırı etkisini azaltan bir ilaç kullanımdadır.

Ağız, çene ve yüz deformiteleri nedir?

İleride gerek hastalığın erken dönemde tanısının konulmasına yönelik tetkik yöntemlerinin daha gelişmesi gerekse beyindeki değişiklikleri önleyici ya da ortadan kaldırıcı tedavilerin ortaya çıkması ile bu hastalığa karşı tedavi başarımız daha da artacaktır.

Bununla beraber şu an alabileceğimiz en iyi önlemlerin başında orta yaşta ortaya çıkmış yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kan yağlarındaki yükselmelerin erken dönemde tedavisi gelmektedir.

Anosmi (Koku Alamama) nedir? Nedenleri Tedavisi

Her 100 kişiden ortalama beş kişinin yaşadığı Anosmi (Koku Alamama) rahatsızlığı, koku alma duyusunun tamamen yok olmasıdır.

Koku alamama doğrudan sağlık için bir sorun teşkil etmese de yemeklerden lezzet alınabilmesi için de gerekli olan koku duyusu yok olmuşsa hastanın yemeye karşı ilginizi azalır, bu da kilo kaybına, kötü beslenmeye, hatta depresyona bile yol açabilir.

Kaynaklandığı sebebe bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilir. Polip ve tümörlerin neden olduğu, koku duyusu kaybı tıkanıklık açıldığında iyileşirken, yaşlanma ve beyin tümörü gibi nedenlere bağlı koku alamama kalıcı olabilir.

Anosmi’nin (Koku Alamama) nedenleri nelerdir?

Bazen koku kaybının sebebi bulunamıyor. En yaygın nedenleri şunlardır:

  • Baş yaralanması
  • İnme
  • Viral enfeksiyonlar; soğuk algınlığı veya grip
  • Sinüsleri etkileyen hastalıklar, örneğin alerjiler, sinüzit, yapısal anormallikler
  • Bazı ilaçlar
  • Cushing sendromu gibi hormon sorunları
  • Diş veya ağız sorunları
  • Benzen, klor, formaldehit, boya çözücüleri ve trikloroetilen gibi belirli kimyasallara maruz kalma
  • Baş-boyun kanseri için radyasyon terapisine maruz kalma
  • Kokain kullanma
  • Sigara içme

Bazı diğer tıbbi durumlar, epilepsi, alzheimer hastalığı, parkinson hastalığı ve şizofreni gibi hastalıkların koku alma duygusunu etkileyebileceğini gösteriyor.

Koku duyusu, diğer tüm duyular gibi doğal olarak yaşla beraber geriliyor. Nadiren, bazı kanserler de anosmiye neden olabilir.

Ne zaman bir doktora görünmeliyim?

Koku veya tat alma duyunuzu geçici olarak etkileyebilecek bazı durumlar vardır. Koku ve tadın kısa süreli değişimi, soğuk algınlığı ve sinüs enfeksiyonları gibi üst solunum yolunuzu etkileyen enfeksiyonları yüzünden olabilir. Fakat bu durumda koku ve tat alma duyuları iki hafta içinde geri döner. Koku veya tat hissinizde kalıcı bir değişimden endişe duyuyorsanız, doktorunuzdan randevu almalısınız.

Doktorunuz size tam olarak neler olduğunu soracaktır ve sonra burnunuzu, ağzınızı ve boynunuzu inceleyecektir. Daha sonra, daha ileri değerlendirme, inceleme ve tavsiye için kulak, burun-boğaz (KBB) cerrahına yönlendirilip yönlendirilmeyeceğinize karar verecektir.”

Anosmi’nin (Koku Alamama) tedavisi;

Koku bozukluklarının tedavisi sebebe yönelik olarak yapılır. Obstrüktif rıedenlerle oluşan koku bozukluklan, bu obstrüksiyonun düzelmesiyle ortadan kalkan ÜSYE sonucu 1 -3 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelir: Ancak spontan düzelmeyenler için spesifik bir tedavi yöntemi yoktur Kafa travmalarına bağlı vakaların yaklaşık % 20’si 3 ay-1 yıl içinde düzelebilir ancak düzelmeyi sağlayacak bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Toksin ve ilaçlara bağlı koku bozukluklannın tedavisi bu ajanlann kesilmesidir. Yaşlanma ve konjenital anomalilerle ilgili koku bozuklukları da tedavi edilemez.