CHP’li Öztrak: Şaha Kalkan Ekonomi Değil, Borçlar

Partisinin Genel Merkezi’nde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, iktidara ekonomi üzerinden yüklenerek, “Cumhurbaşkanı makamında oturanların, önce hesap bilmesi gerekir. Biz buradan kendisine nelerin milli gelirden daha hızlı arttığını, neyin şaha kalktığını bir söyleyiverelim: şaha kalkan BORÇ… Tekrar ediyorum borç” dedi.

Haber Merkezi / Öztrak, Erdoğan’ın 2023 hedefleriyle ilgili, “Cumhuriyet tarihinin en iddialı ve en cesur makas değişikliği” açıklamasını değerlendirerek, “İnsaf be kardeşim. Ne makas değiştirmesi, siz treni devirdiniz. Treni, treni…” dedi.

Erdoğan Hükümetlerinin yargı, liyakat, eğitim, tarım, ekonomi gibi her alanda treni devirdiğini söyleyen Öztrak, “Ne söylediyse, ne vaat ettiyse, altında ezildi. Şimdi aynı Erdoğan, milletten özür dilemek yerine, müflis bezirgân misali, eski vaatlerine kulp takıp, allayıp pullayıp, yeniden milletimize yutturmaya kalkıyor. İsmi bile kalmayan 2023 hedeflerini sayıklayarak, ortalarda dolaşıyor. Ama milletimize de, 2023’te 2 trilyon dolara çıkarmayı taahhüt ettiği milli geliri neden 925 milyar dolara düşürdüğünü, ‘25 bin dolar olacak’ dediği kişi başına geliri neden 10 bin 703 dolara indirdiğini, ‘500 milyar dolar olacak’ dediği yıllık ihracatı nasıl olup da 242 milyar dolara gerilettiğini, yüzde 5’e indirmeye söz verdiği işsizliği nasıl olup da yüzde 11,4’e sıçrattığını anlatmıyor. Anlatamıyor” diye konuştu.

2009 tarihinde çıkarılan 200 liralık banknotla, aynı yılın Ocak ayında alınabilen meyve, sebze, et, un ve şekerin, bugün ancak dört tane 200 liralık banknot ve yanına bir de 50 liralık banknotla alınabildiğini söyleyen Öztrak, “Hükümet bu masrafları, hayat pahalılığını düşürecek önlemler alacağına görüntüyü kurtarmaya çalışıyor. Yalandan fiyat etiketlerini denetliyor… Erdoğan şimdi de raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçmeyi vadediyor. Beyler herhalde yeni iş başına geldi. Soruyorum, Allah aşkına, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçmek için koskoca 20 yıldır ne yaptınız?” diye sordu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Öztrak’ın açıklamaları şöyle;

“Orhan Veli; “Öyle bir rûzigâr ki, kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigâr” diyor. AK Parti Genel Başkanı, Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında, ulaşmayı taahhüt ettiği hedefleri, bundan 10 yıl önce 2011 seçimlerine giderken, bu seçim beyannamesiyle ilan etmişti.

Bu yetmedi, bu seçim beyannamesindeki taahhütlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 10. Kalkınma Planı’yla da resmileştirdi. Üzerinden 11 yıl geçti, Erdoğan iki hafta önce, kendi imzasıyla açıkladığı Orta Vadeli Program’da, millete verdiği 2023 taahhütlerinin yalan olduğunu, hayal olduğunu açıkladı. Söz verdiği bu hedeflerin yarısına bile ulaşamayacağını itiraf etti.

Ne söylediyse, ne vaat ettiyse, altında ezildi. Şimdi aynı Erdoğan, milletten özür dilemek yerine, müflis bezirgân misali, eski vaatlerine kulp takıp, allayıp pullayıp, yeniden milletimize yutturmaya kalkıyor. İsmi bile kalmayan 2023 hedeflerinin ismini sayıklayarak, ortalarda dolaşıyor.

Ama milletimize de, 2023’te 2 trilyon dolara çıkarmayı taahhüt ettiği milli geliri neden 925 milyar dolara düşürdüğünü, “25 bin dolar olacak” dediği kişi başına geliri neden 10 bin 703 dolara indirdiğini, “500 milyar dolar olacak” dediği yıllık ihracatı nasıl olup da 242 milyar dolara gerilettiğini, yüzde 5’e indirmeye söz verdiği işsizliği nasıl olup da yüzde 11,4’e sıçrattığını anlatmıyor.

Sözlerini tutamayan Erdoğan, “Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten” diyemiyor. Onun yerine Büyük ve güçlü Türkiye’nin “siluetinin” ufuktan göründüğünü söylüyor. 19 yıllık yönetimlerinin sonunda milletimize, “Hedefleri tutturamadık, yalan oldu” demek yerine, “Size 2023 hedefleri yerine siluet verelim, sesinizi çıkartmayın” diyorlar.

Yetmiyor, hiç sıkılmadan, “2023’te yeniden şahlanıştan” bahsediyorlar. Sanırsınız beyler tazecik hükümet yeni geldiler daha. Beyefendi “çıraklık” dedi, “kalfalık” dedi, “ustalık” dedi, milletin 20 yılını çaldı… Şimdi çıkmış hala şahlanmaktan bahsediyor.

En son 2003’te Cihan isimli bir küheylan, şahlanıp Erdoğan’ı üstünden atmıştı. Şimdi de asil milletimiz sandıkta şahlanıp; Erdoğan’ı attan düşmekten beter etmeye hazırlanıyor.

Orada da durmadı. “Cumhuriyet tarihinin en iddialı ve en cesur makas değişikliğini gerçekleştirdiklerini” söylüyor. İnsaf be kardeşim. Ne makas değiştirmesi, siz treni devirdiniz. Treni, treni…

Ben söyleyeyim bu beceriksiz makasçı, yargı trenini devirdi önce… 2010’da Hâkimler ve Savcılar Kurulunu FETÖ’ye teslim etti. Ordumuza kumpas kurdurdu. Ordumuzun Harim-i ismetini, kozmik odasını, suç ortaklarına açtı. Sonra aynı yağmurda ıslandığı eski dostları, darbeye kalkıştı. Meclisi bombaladı. Millet, o gece devletini sokaklardan topladı. Erdoğan’da yolunu açtığı bu hain darbe girişimine “Allah’ın bir lütfu” dedi. Bu darbe girişimini kendi vesayet rejimini kurmak için kullandı.

Bu beceriksiz makasçılar devlette liyakat trenini de devirdi… Büyükelçiler, rüşvetten aklanmamış eski bakanlara, rektörlükler, tekaüt milletvekillerine arpalık yapıldı. Liyakatin yerini, Saraya sadakat aldı.

Beceriksiz makasçı Erdoğan eğitimde de treni devirdi. Her gelen bakanla eğitim sistemi değişti, her gelen bakanla sınav sistemi değişti. Öğrencilerin de, öğretmenlerin de, velilerin de başı döndü.

Beceriksiz makasçı Erdoğan Şahsım Hükümeti tarımda da treni devirdi. Ürün fiyatı ile girdi fiyatı arasında sıkışan çiftçilerimiz perişan… Üzüm üreticisi feryat ediyor, fındık üreticisi feryat ediyor, pancar üreticisi feryat ediyor. Yer fıstığı üreticisi feryat ediyor. Ayçiçeği üreticisi feryat ediyor.

Çiftçiye kanunen hak ettiği, 213 milyar liralık tarımsal desteği ödemediler. Bunu yapmadıkları gibi birde çiftçiyi ithalat sopasıyla dövüyorlar. 19 yılda, tarım ve hayvancılıkta yapılan toplam ithalat, 120 milyar 419 milyon doları buldu.

Beceriksiz makasçı, vatandaşın geçim trenini de devirdi. Üretici perişan oldu ama vatandaş da ucuz meyve-sebze göremedi. Hayat pahalılığı aldı başını gitti. Hükümet bu masrafları düşürecek önlemler alacağına görüntüyü kurtarmaya çalışıyor. Yalandan fiyat etiketlerini denetliyor…

Onun yerine 128 milyar dolar rezervimizi, Merkez Bankası’nın arka kapısından Hazine Bakanı Damadınızın Hazine’sine aktardınız, teslim ettiniz. Onun talimatıyla da kamu bankaları bu paraları buharlaştırdı. Paramızı pul oldu.

Erdoğan 2018 seçimlerine giderken, “Verin bu kardeşinize yetkiyi, faizle, şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” demişti. Millet de, “Treni 2023’e götürsün”, faizle, şununla, bununla uğraşsın diye, Erdoğan’a yetkiyi verdi. Sonuç, dünyada en yüksek politika faizine sahip 9. ülkeyiz.

19 yıllık Şahsım Hükümetleri döneminde, milletin cebinden alıp, Londra’daki bir avuç faiz lobisinin cebine koydukları para 191 milyar dolar. Aynı dönemde, bütçeden içeriye ve dışarıya yapılan toplam faiz ödemesi, 509 milyar 381 milyon dolar. Şimdi bu milyar dolarları, liraları söylemesi kolay da hakikaten aklın, havsalanın alacağı rakamlar değil bunlar.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün maliyeti 3,5 milyar dolar. Şimdi bunların ödedikleri faizle, 145 tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. İstanbul-İzmir Otoyolu’nun maliyeti, Osmangazi Köprüsü de dâhil 10,3 milyar dolar. Bunların ödedikleri bu faizlerle Türkiye’nin etrafını dört kere dönecek, otoyol yapılırdı.

“Vatandaş iğne ipliğe dönmüş”

Erdoğan’ın yönettiği ekonomide, yandaşlar da abat olmaya devam ediyor. “1 kuruş vermeden yaptırdık” denen, dolar, avro garantili ballı projelere, saray sadece bu yılın ilk 8 ayında 18 milyar 874 milyon lira ödemiş. Şahsım vesayet rejiminde, havuzcular tosun gibi şişerken, vatandaş iğne ipliğe dönmüş.

Dünya Bankası verilerine göre son üç yılda ülkedeki yoksul sayısı, 3 milyon 232 bin kişi arttı. TÜİK’e göre yoksul sayısı 17 milyon 921 bin kişi. Bütün bunların yanında en hazini bir de çok derin çocuk yoksulluğu var. Derin Yoksulluk Ağı’nın İstanbul’da düzenli geliri olmayan ailelerle yaptığı, son araştırmaya göre, ailelerin yüzde 74’ü bebek maması ve bezi almakta zorlanıyor.

Millet önceden düğünde dernekte, eşine dostuna rahatlıkla bir çeyrek altın takabiliyordu. Şimdi millet kendi evladının mürüvvetinde bile çeyrek altın takmakta zorlanıyor.

Ama saray ahalisi söylüyorum hep baştan beri milleti unuttu. Sesini duymuyor. Avrupa İstatistik Ofisi’nin rakamlarına göre, 26 Avrupa ülkesi içinde, Arnavutluk, Karadağ ve Bulgaristan’dan sonra, asgari ücretin en düşük olduğu ülke, Türkiye. Türkiye artık Avrupa’nın Çin’i bile değil.

Ben buradan tekrar söylüyorum, Cumhurbaşkanı makamında oturanların, önce hesap bilmesi gerekir. Biz buradan kendisine nelerin milli gelirden daha hızlı arttığını, neyin şaha kalktığını bir söyleyiverelim: şaha kalkan BORÇ… Tekrar ediyorum borç.

Ne yazık ki salgın döneminde milletin borç yükü daha da ağırlaştı. Dünya, salgında vatandaşlarını paraya boğdu, Erdoğan Şahsım Hükümeti milletimizi borca batırdı. Dünyada benzer ülkeler arasında, vatandaşına en az doğrudan destek veren, buna karşılık en fazla borç veren ülke biz olduk.

“Dört ayaklı bir strateji izleyeceğiz”

Önümüzdeki seçimler, ülkemiz için büyük önem taşıyor. Milletimizin bu iktidardan sıtkı sıyrıldı. Ülkemize lig düşürten bu iktidardan kurtulmak için, millet artık sandığı hasretle bekliyor. Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında, CHP iktidarında, Yeni Kurumlarla, Yeni Kurallarla, Yeni Kadrolarla ülkemizi ayağa kaldıracağız.

Bunun için dört ayaklı bir strateji izleyeceğiz. Stratejimizin ilk ayağında, adaleti, demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını ayağa kaldırmak var. Tarafsız Cumhurbaşkanı ile “Yepyeni ve Güçlendirilmiş Bir Parlamenter Sistem” yapacağımız tüm diğer işlerde güçlü bir zemin ve yitirilen güven ortamının yeniden temini imkanını oluşturacaktır.

Programımızın ikinci ayağında üretimin önünü açacak önlemler var. Ekonomiyi borçla şişirme modeli artık iflas etmiştir. Üreterek, verimliliği artırarak, ekonomiyi büyüten bir modeli getireceğiz. Salgın döneminde ülkeler çok önemli dersler edindi. Bu dersler ışığında devletin, sağlık, eğitim, gıda güvenliği gibi kritik alanlarda akılcı müdahalesini sağlayacağız. Dijital ve Yeşil Ekonominin sunduğu fırsatları değerlendireceğiz. Refah Devleti 3.0 yaklaşımından yararlanacağız.

Programımızın üçüncü ayağında, üretilen refahın adil şekilde paylaştırılması var. Üretim artışıyla oluşan refahı topluma yaymadığınızda, toplum kesimlerini dışladığınızda, birilerini arkada bıraktığınızda, maalesef büyüme sürmüyor. Bunu artık gelişmiş ülkelerde anladı. Bizim burada yararlanacağımız en önemli yeni kurum Aile Destekleri Sigortası olacak.

Ve Programımızın dördüncü ayağında, çevresel, ekonomik ve mali sürdürülebilirlik var. Bu sene yaşadığımız yangın ve sellerde gördük; tüm yapılacak işlerde, çevrenin sürdürülebilirliğini planlamak önceliğimiz olmak zorunda. Yeşil Mutabakata uyum sağlayacağız, Paris İklim Antlaşması’nı onaylayacağız. Borcun kontrolsüz artışına müsaade etmeyeceğiz. Enflasyona neden olmadan, istikrar içinde hızla büyüyeceğiz.

Soru – Cevap

Soru; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek adayla gidilmesinin faydalı olacağını düşündüğünü söyledi. Adayın belirlenmesi sürecini tıkamayacağını açıkladı. Akşener’in bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? CHP olarak Millet İttifakı’nın tek aday çıkarması konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Faik Öztrak; Genel Başkanımız da, Sayın Akşener’de bu konuda fikirlerini ifade ederken konunun Millet İttifakı’nın iktidarının önünü tıkamayacağını açık, seçik söylüyorlar. Millet ittifakı içinde bu konular sorun yaratmaz.

Soru; Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türk öğrencilere 300 TL, Suriyeliler başta olmak üzere yabancı öğrencilere 600 TL burs veriyor. Bu ayrımcılık hakkındaki yorumunuz ne olabilir?

Faik Öztrak; Konuşmamda söyledim. Bu hükümet kendi vatandaşına bu ülkeyi cehennem, yabancılara da bu ülkeyi cennet haline getirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Hiç şaşırmadım. Hep diyorum, bu hükümet el iyisidir.

Soru; Çıplak semazen olayı çok tepki çekti. Sizin bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik Öztrak- Şimdi bir kere İzmir Büyükşehir Belediyemizin yaptığı bir açıklama var. Diyor ki, “Bu sema değil, modern danstır” diyor. Ben şunu anlamıyorum hakikaten, çocuklarımız yurt bulamıyor. Tekirdağlı hemşerim borç yüzünden canına kıyıyor, bazılarının derdi de kim nerede çıplak dans etmiş o. Bunlar milletten iyice koptular. Bıraksınlar bu boş gündemleri milletin derdiyle uğraşsınlar. Milletimizin sıkıntısı büyük.

Soru- Yarın Memleket Partisi’nde birinci olağan kurultay var. Sayın Muharrem İnce tek aday olarak kurultaya girmesi şu anda görünen durum. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik Öztrak- Hayırlısı olsun diyoruz.

Soru; Son dönemde açıklamalarıyla gündemde olan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Cumhurbaşkanı kararıyla yeniden Diyanet İşleri Başkanlığına atandı. Cumhurbaşkanına teşekkür ederken “Anayasamızın toplumu din konusunda aydınlatma görevini verdiği Diyanet İşleri” diyerek anayasal görev vurgusu yaptı. Hem bu konudaki değerlendirmeniz, hem de Diyanet’in Kuran kursuna giden çocuklar okul öncesi eğitimi almış kabul edilsin önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik Öztrak; Şimdi aslında tabi bu atama kararı bizim için şaşırtıcı değil, buna geleceğim. Ama Ali Erbaş’ın bahsettiği o görev anayasada yazmıyor. Diyanetin kendi kanununda yazıyor. Demek ki Anayasayı okumamış. Ben kendisine tavsiye ediyorum, anayasanın 136. maddesini bir okusun. Anayasanın 136. maddesi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevini “bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak” yerine getireceğini söylüyor, bunu emrediyor. Cumhur İttifakı’na sadakatle hizmet eden Diyanet İşleri Başkanı’nın, Diyanet’i sarayın şubesi haline getiren Diyanet İşleri Başkanı, belli ki bir gece yarısı kararnamesiyle yeniden atanarak mükâfatlandırılmış.

İkinci soruya gelince; tabi uluslararası güvenilir çalışmalar okul öncesi eğitimin, tüm eğitim kademeleri içinde çocuk gelişimi açısından en önemli safha olduğunu söylüyor. Dolayısıyla okul öncesi eğitime ilişkin değerlendirmeler son derece önemli. Bunların öyle ayaküstü yapılmaması gerekiyor. Bilimin ışığında uzun uzun tartışılması gerekiyor.

Öztrak’tan Mehmet Şimşek yorumu: Allah akıl fikir versin

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) sonrası açıklamalarda bulunan parti sözcüsü Faik Öztrak, CHP’nin Mehmet Şimşek ile görüştüğü iddiasın ilişkin, “Yeni bir suni gündem harekatı başlatmaya, milletin asıl gündemini çalmaya çalışıyorlar. Allah akıl fikir versin, başka bir şey söylemeye gerek yok” dedi.

Haber Merkezi / Açıklamasında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yi eleştiren Öztrak, “Yangının en başında ‘Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok’ diyen kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı dün çıktı, ‘Yunanistan’a uçak göndermeyi değerlendiriyoruz’ dedi. Beyefendi herhalde milletin aklıyla alay ediyor” ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak, başta orman yangınları olmak üzere gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu:

“Bölgemizdeki diğer ülkeler, havadan yangın söndürme işini, yandaşlara ihale edilecek ticari bir iş olarak değil, kamu görevi olarak ele almışlar. Kendilerine ait, havadan yangın söndürme uçak filolarını, devletin bünyesinde hazır etmişler. Burada bir yönetim ve organizasyon açığına izin vermemişler. Bizde ise kişisel egolar, devlet aklının önüne geçmiş.

Tarım ve Orman Bakanı ihale şartnamesiyle oynamış. Sadece Türkiye’de değil, İsrail’de, Gürcistan’da yangınla mücadele eden, Türk Hava Kurumu’nun Ateş Kuşlarını, beş damacana eksik su atıyor diyerek, söndürme ihalelerine sokmamış. Elimizdeki uçakları, Etimesgut’ta öylece çürümeye terk ettirmiş.

“Yandaşlara peşkeş çekmiş”

Ülkeyi 20 yıldır yöneten Erdoğan hükümetleri, itibarlarını parlatmak için 13 uçan saray alırken, THK’nın uçaklarını hurdaya çıkarmış. Kurumu borca batırmış, malını mülkünü de yandaşlara peşkeş çekmiş.

Milli servetimiz ormanlarımızı koruyacak, yangın söndürecek uçan araç ihtiyacını, düzensiz yıllık ihalelerle, eksik gedik teminlerle çözmeye çalışmışlar. Sonuç, karşımızda duran korkunç bilanço. 20 yılda yanan orman alanı, 10 günde yandı.

“Türkiye’yi uçuracak” denen, ucube tek adam vesayet rejiminin, zamanında uçuracak uçak bulamamasının, milletimize maliyeti bu. Şu son tecrübe gösterdi ki, bunların “Yangında ilk kurtarılacaklar” listesinde ormanlarımız yok. Tarlalarımız, bağ ve bahçelerimiz yok. Köylerimiz, evlerimiz yok. Erdoğan hükümetleri için, ne olursa olsun, ilk kurtarılacak şey cakaları… Sarayın sözde itibarı. Kendi beceriksizlikleri ve kifayetsizlikleri nedeniyle, yangın kontrolden çıktı.

Yangının en başında “Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok” diyen kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı dün çıktı, “Yunanistan’a uçak göndermeyi değerlendiriyoruz” dedi. Beyefendi herhalde milletin aklıyla alay ediyor. Son marifetleri de yangın bölgelerine gönüllüleri sokmamak.

2007’de Güvercinlik koyunda yangın çıktı. Ardından da üç tane otel konduruldu. Ne Anayasa dinlendi, ne de vicdan? Peki, o dönemde Muğla Orman Bölge Müdürü kim? Bugün Orman Genel Müdürlüğü’nün helikopterine binip, yanan ormanları inceleyen AK Parti Antalya Milletvekili.

“Her tedbir mutlaka alınmalıdır”

Kuzu kurda, ormanlarımız da bunların rant iştahına emanet edilemez. Bu işler öyle, felaketzedelerle pazarlık yaparak olmaz. Kim, yangında ne kaybettiyse, tastamam kendilerine geri verilmesi gerekir. Yanan bölgelerin demografik yapısının değişmemesi için, Muğla’nın köylerinde ve Toroslar’da yaşayan yurttaşlarımızı ata yurtlarında tutmak için her tedbir mutlaka alınmalıdır.

Bir çağrımız da yurttaşlarımıza… Özellikle Muğla, yerli turistin rağbet gösterdiği bir ilimiz. Yangın nedeniyle otel rezervasyonlarının iptal edildiğini öğreniyoruz. Ne olur, tatil planlarını değiştirmeyelim. Otel rezervasyonlarını iptal etmeyelim.

Ormanlık alanlarımızın talan edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İklim değişikliği, ne yazık ki önümüzdeki yılların en büyük sorunlarından biri olacak. Ranta, taşa, betona ve borca dayalı büyüme modelini değiştireceğiz. Yeşil Mutabakat’a uyum, Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na taraf olma konusunda gereken siyasi iradeyi göstereceğiz.

Öztrak’tan Dolar/TL yorumu: Beceriksizliğin müellifi Erdoğan Şahsım Hükümetidir

Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması sonrası Dolar/TL kurunda yaşanan dalgalanmaya ilişkin açıklamada bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Bu görülmemiş beceriksizliğin müellifi Erdoğan Şahsım Hükümetidir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması sonrası Dolar/TL kurunda yaşanan dalgalanmaya ilişkin açıklamada bulundu.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, şu ifadeleri kullandı:

“Faizi yüzde 17’den yüzde 19’a çekip, TL’nin yüzde 10’nun üzerinde değer yitirmesine sebep olmak. Hem daha yüksek faiz, Hem daha değersiz TL ile milleti ezmek. Bu görülmemiş beceriksizliğin müellifi Erdoğan Şahsım Hükümetidir.”

CHP’li Öztrak, Naci Ağbal’ın görevden alınmasını yorumladı

Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı’ndan alınarak yerine Şahap Kavcıoğlu’nun atanmasını yorumlayan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Naciyi alıp Şahap’ı getirmek fayda etmez. Önce kaybolan 128 milyar$’ın hesabını vereceksiniz.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP Sözcüsü Faik Öztrak, sosyal medya hesabı üzerinden bir paylaşımla Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı’ndan alınarak yerine Şahap Kavcıoğlu’nun atanmasını değerlendirdi.

Paylaşımında “Naciyi alıp Şahap’ı getirmek fayda etmez. Önce kaybolan 128 milyar$’ın hesabını vereceksiniz.” ifadelerini kullanan CHP’li Öztrak’ın açıklaması şöyle;

“Tek adam vesayet rejiminden önce 17 yılda 5 Merkez Bankası Başkanı değiştiren AK Parti, 2018’de kurulan Erdoğan’ın şahsım hükümeti döneminde 3 yılda 3 Merkez Bankası Başkanı değiştirdi. Naciyi alıp Şahap’ı getirmek fayda etmez. Önce kaybolan 128 milyar$’ın hesabını vereceksiniz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4.5 ay önce atadığı Naci Ağbal’ı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığı görevinden almış, yerine eski milletvekili Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nu atamıştı.

CHP’li Öztırak: Saray ve YSK el ele verip sandık darbesi yapmıştır

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, düzenlediği basın toplantısında, “YSK, iktidarın azmettirmesiyle İstanbul seçimlerini iptal etmiş Saray ve YSK el ele verip sandık darbesi yapmıştır” dedi.

Öztrak, konuşmasının devamında, YSK’nın İstanbul’da seçimin yenilenmesine ilişkin kararının ayrıntılı gerekçesinin yayınlanmadığını hatırlatarak, “AK Parti’nin seçimi kaybetmiş belediye başkan adayı ve diğer isimler bunları dile getiriyor. Gerekçeleri dillendirenler YSK’yı bu darbeye azmettirenlerdir” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

6 Mayıs’ta Saray, YSK’yla el ele vererek bir sandık darbesi gerçekleştirdi. 73 yıllık çok partili yaşamımızda demokrasimize böyle bir darbe vurulmamıştı. Saray ve onun seçimi kaybeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayının, şimdi de yeni bir algı operasyonuna giriştiklerini görüyoruz. Darbenin müellifleri sıkılmadan, utanmadan kendilerini mağdur gösterip, sandık darbesinin gerçek mağduru olan CHP’yi, Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Millet İttifakı’nı ve tabi ki en önemlisi, İstanbul’un Seçilmiş Belediye Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu’nu suçlamaya kalkışıyorlar.

Dün akşam, Saray’ın kibirli kişisi, bir iftar yemeğinde, açmış ağzını yummuş gözünü. İftar sofrasını adeta kendine miting alanı yapmış. Artık vatandaşlarımızın inançlarına da saygı kalmadı. Mübarek ramazan ayında, milletimizin huzur içerisinde orucunu açmasına bile izin verilmiyor. Anayasa’ya göre “milletimizin birliğini temsil etmesi” gereken, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna otururken “tarafsız kalacağına” namusu ve şerefi üzerine yemin eden Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, iftar sofralarında bile milletin arasına kin, nefret, nifak tohumları saçmaya devam ediyor.

“YSK el ele verip sandık darbesi yapmıştır”

Öncelikle, Saray’ın sandıktan çıkan millet iradesini ve İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını gasp etme operasyonunun detaylarına bir bakalım. İlk olarak şunu açık ve net olarak ortaya koymamız gerekiyor: Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli YSK, iktidarın azmettirmesiyle İstanbul seçimlerini iptal etmiş, saray ve YSK el ele verip sandık darbesi yapmıştır. Bunu hep söyleyeceğiz. YSK bu kararıyla, hukuku ve içtihatlarını çöpe atmış, kendi varlık sebebini inkar etmiştir. Bugüne kadar demokrasinin ve hukuk devletinin tüm temel taşlarını söküp atan iktidar ise bu kumpasla, elinde kalan son meşruiyet kalesi olan sandığı da ateşe vermiştir.

Kurul, kısa kararında “bir kısım sandık kurulunun kanuna aykırı oluşturulması ve bunun seçim sonuçlarını etkiler nitelikte olmasını” İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin iptalinin gerekçesi olarak göstermiştir. Daha ortada gerekçeli karar yoktur. Fakat AK Parti, kısa kararda olmayan çok daha ayrıntılı iptal gerekçelerini, yargıçlar daha yazmaya başlamadan sıralayıp durmaktadırlar. AK Parti’nin seçimi kaybetmiş belediye başkan adayı, Genel Başkanları bunları dile getirmekte, bir de bununla ilgili yalan rüzgarı romanları etrafta servis edilmektedir.

“Bu iptal gerekçelerini yazanlar YSK’dakileri bu darbeye azmettirenlerdir”

Aslında bütün bunlar bir şeyi ortaya koyuyor. Bu ayrıntılı iptal gerekçelerinin hangi adreslerde kaleme alındığını ortaya koyuyor. Bu iptal gerekçelerinin müellifi bellidir. Bu iptal gerekçelerini yazanlar YSK’dakileri bu darbeye azmettirenlerdir. Seçimin iptali için gerekçe gösterilen, sandık kurul başkanının devlet memuru olmadığı iddia edilen sandıkların tamamında AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın oyu, İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun oyundan fazla çıkmıştır. Hatta AK Parti’nin gözlemcisinin bulunmadığı ve sandık başkanının da memur olmadığı 141 sandıkta da AK Parti adayı önde çıkmıştır. Bu nasıl şaibedir, bu nasıl bir yolsuzluktur, bu nasıl bir organize iştir ki bunların yapıldığını iddia sahibinin oyu, o iddialara konu olan sandıklarda diğer adaydan daha yüksek çıkmıştır.

“Sandığın da hukukun da tabutuna çivi çakılmıştır”

Tüm bu tablo vatandaşlarımıza şunu göstermektedir: Sandığın da hukukun da tabutuna çivi çakılmıştır. Şimdi bu çiviyi çakanlar çıkmışlar mağdur rolü oynamaya çalışmaktadırlar. Sandık kurulu başkanları hakkında yapılan bu suç duyuruları 45 gün sonra yapılacak seçimde il, ilçe ve sandık kurulları üzerinde şimdiden ciddi bir baskı oluşturmaya başlamıştır. Bu, seçim güvenliği açısından çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

AK Parti Genel Başkanı, dün katıldığı iftar yemeğinde ve ödül töreninde, “milli iradeye saygının seçim sonuçlarını kabul etmeyi gerektirdiğinden” bahsetmiştir. Evet, inanılmaz ama gerçek. Bunu seçimlere girmek serbest ama kazanmak yasak anlayışıyla hareket eden birinden duymak gerçekten trajikomiktir. AK Parti Genel Başkanı, adet haline getirdiği üzere milletin aklıyla alay etmekte, yalanı hakikat gibi gösteren gerçek ötesi bir siyasetle sandıktan çıkan millet iradesini itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.

AK Parti Genel Başkanı “alenen çalınmış oylardan”, “yolsuzluktan” bahsetmektedir. Ama YSK’nın kısa kararında bununla ilgili hiçbir husus yer almamaktadır. Hatırlayacaksınız, Rusya’ya gitmeden önce seçimlerle ilgili “kameraların tespit ettiği usulsüzlükler olduğunu” söylemişti. Aynı Kabataş’ta deri pantolonlu üstü çıplak adamların başörtülü bir kadına saldırdığı yalanı gibi bu görüntüleri de hala bekliyoruz kamera görüntülerini seçimde yolsuzluk yapıldığına dair.

“O mazbatayı da alıp Binali Yıldırım’a verseydiniz”

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve sözcüleri, işlenen hukuk cinayetini “başka adayın kazandığı seçimi alıp başka adaya vermiyoruz ki. Yeniden yapalım, madem kazandınız yeniden kazanırsınız” demektedirler. Bir de onu yapsaydınız. Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasını gasp ettiniz yetmez birde onu yapsaydınız. O mazbatayı da alıp Binali Yıldırım’a verseydiniz. Ha bunu da konuşmamış değilsiniz. Sizin içinizde bunu önerenlerde var, böyle olsun diyenler de var.

İstanbul seçimleri misket oynamaya benzemez. Dünyanın pek çok ülkesinden daha büyük bir şehri yönetecek belediye başkanını mı seçiyoruz yoksa birbirimizi ütmesine misket mi oynuyoruz? Gerçekten akıl almaz bir ciddiyetsizlikle karşı karşıyayız.

Son olarak, iftar sofrasında Tayyip Erdoğan, Sayın Genel Başkanımıza demediğini bırakmamış. Ne diyelim? Kişi aslında herkesi kendi gibi bilirmiş. Ama ben şunların altını çizerek söyleyeyim. Bizim Genel Başkanımız, iftarlarda siyaset konuşmaz. Milletin seçtiği başbakanı görevden alıp da partisinin içinde darbe yapmaz. Tarafsız kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin edip bu yemine rağmen dönüp de partisinin Genel Başkanlığı koltuğuna oturmaz. YSK’yı sandık darbesine azmettirmez. Milletin gözü önünde milli iradeye kumpas kurmaz. Faşizm, faşizm demişler faşizm bunları yapanların adreslerinde aranmalıdır.

“‘Edep ya hu’ diyoruz”

AK Parti Genel Başkanına bir kez daha hatırlatalım: Cumhuriyet Halk Partisi, demokrasiden ve sandıktan yana olan tavrını, size “muhtar bile seçilemez” denirken, millet öyle istiyor deyip başbakanlık yolunu açtığın da göstermiştir. Türkiye bugün tek kişi parti devleti eliyle 1946’nın da gerisine düşürülmüş, 73 yıllık demokratik birikimimiz, 36 günde çöpe atılmıştır. Millet iradesini yok sayanların, millete verdiği sözleri unutanların, milletin sesini duymayanların, şimdi çıkıp da bize hakaretler yağdırması ne izanla ne de insafla bağdaşır. Çok şükür, Sayın Genel Başkanımızın ve bizlerin yalan, iftira, tehdit ve hakaret hiçbir zaman siyasi sermayesi olmamıştır. Yalanı, iftirayı, tehdidi ve hakareti bir siyasi üslup haline getirenlerin kimler olduğunu da milletimiz gayet iyi takdir etmektedir. Biz, bu kem sözlerin sahibine “edep ya hu” diyoruz.

Ama biz Sarayın kibirli kişisindeki bu telaşın nedenini de gayet iyi biliyoruz. İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 günlük icraatıyla İstanbul’un parasının İstanbulluların olacağını, İstanbul’un rantının İstanbullularda kalacağını, İstanbul’un kaynaklarını İstanbullular için kullanacağını göstermiştir. Su fiyatlarında yapılan indirimler, öğrencilerin, yeni doğum yapan annelerin, çocukların ulaşımında sağlanan indirimler, 19 gün içinde bunlar yapıldı.  Uygulanacak sosyal demokrat politikaların, halktan yana politikaların İstanbullunun rantını İstanbulluya vermeyi öngören politikaların ipuçlarını açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul’un rantını bugüne kadar havuzdaki dostlarına vermeye alışmış olanların tabi ki bundan paniklemesi normaldir. Ancak bir hususu anlamadığımızı da burada söylemek isteriz. Saray’ın kibirli kişisi neden İstanbul Belediyesi’ndeki verilerin Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından kontrol edilmesinden bu kadar rahatsız olmuştur, bu kadar paniklemiştir? Bu verilerde ne vardır?

Çok partili demokrasi tarihimizin en büyük mağduriyeti, milletimizin sandıkta vereceği oylarla giderilecektir. Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gasp edilen mazbatası, milletin eliyle yeniden kendisine verilecektir. Bundan en ufak bir şüphemiz yoktur. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Efendim az önce değindiniz ama ben biraz daha detay sormak istiyorum. Cumhurbaşkanı dün akşamki konuşmasında yine seçimlerde oyların çalındığını, yine Binali Yıldırım ve oy hırsızlığının olduğunu söyledi. Ama YSK’nın kararında biz böyle bir gerekçe görmedik şimdiye kadar. Sadece sandık kurulunda memurların olmadığını bu yüzden seçimlerin tekrar edildiğini, iptal edildiğini gördük. Bu açıklamaları neye bağlıyorsunuz bu birinci sorum.

İkincisi de halen çok tartışılıyor aynı zarfta, tek zarfta 4 pusula sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edildi. AK Parti bir klip yayınladı klipte de 123 sandıkta 42 bin oy sadece Büyükşehir Belediyesine etki ediyor ilçelere etki etmiyor denildi. Bu açıklamaları neye bağlıyorsunuz?

Faik Öztrak: Minareyi çalanlar şimdi minarenin kılıfını hazırlamaya çalışıyorlar. YSK üyeleri daha henüz gerekçeli kararı yazmamışken, Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerinin, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul Büyükşehir adayının kısa kararda yazan gerekçelerin çok ötesine giden gerekçeleri söylüyor olması, 7 tane üyenin yazacağı gerekçeli kararın müellifinin kim olduğunu açık seçik ortaya koymaktadır. Bu kararın hangi mahfillerde yazılmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 31 Mart akşamı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığının belli olmasından itibaren dört başı mamur bir kumpas uygulamaya konmuştur. O kumpas çerçevesinde öyle anlaşılıyor ki YSK’nın iptal gerekçeleri dahi yazılmıştır. O kumpası hazırlayan mahfillerde.

Soru- Bir de diğer soru vardı efendim tek zarf 4 pusula?

Faik Öztrak: Biraz önce minare örneğini onun için verdim. Ama mesele açık. Aynı sandıkta tek bir zarfın içine 4 tane pusula atıyorsunuz, gerekçeniz sandık kurullarının yasada tarif edilen biçimde oluşmadığı ve sandık kurullarında öngörülen memurların bulunmadığı. Aynı sandık kurullarının ilçe belediyeleri, ilçe belediye meclisleri ve muhtarlıklar için yapmış olduğu uygulamaları doğru kabul ediyorsunuz, buna karşılık Büyükşehir Belediyesi için yapılan uygulamalar için aradaki farkı gerekçe göstererek seçim sonuçlarını etkileyebilir diyorsunuz.
Şimdi bakın arkadaşlar, bu sandıkları kim oluşturmuş? İlçe seçim kurulları. İlçe seçim kurulları kimlere bağlı? İl seçim kuruluna, il seçim kurulu da YSK’ya. Soru şu, bu sandıklarda partilerin temsilcileri var mıydı? Vardı. Bu sandıkların etrafında gözlemciler var mıydı? Vardı. Bu sandıklarda yolsuzluk yapıldığına dair herhangi bir tutanak var mı? Yok.

Yani bu sandıkların bu şekilde oluşumunun seçmenin sandıkta oluşan iradesini etkileyecek bir durumu olmadığı ortada. O zaman ne oluyor? Hani o mühürsüz oylarda “seçmen iradesinin üstünlüğü” diyerek mühürsüz oyları geçerli saymıştınız ya… Çünkü “mühim olan seçmen iradesidir, oyun mühürlü ya da mühürsüz olması seçmenin iradesini etkilemiyor” demiştiniz. Şimdi de o sandıkta memur bulunup bulunması ya da bulunmaması öyle gözüküyor ki seçmenin iradesini etkilememiş. Bir önce verdiğiniz karar orada dururken kalkıp bunu iptal ederseniz milletin vicdanı rahatsız olur. Milletin vicdanı bunu kabul etmez, millet bunu kabul etmez, millet bunun hesabını sorar.

Soru- Efendim Sayın Genel Başkanın İstanbul’da bir teknede yaptığı görüşmeye dair bazı iddialar ortaya çıkmıştı hatta eski Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’le görüştüğü iddia edilmişti yalanlandı o bilgi ama bugün Genel Başkana dair fotoğraflar çıktı. Paylaşacağınız bir detay var mıdır görüşmeye dair?

Faik Öztrak: Arkadaşlar öyle gözüküyor ki istihbarat teşkilatları Genel Başkanımızı çok yakından takip ediyor. Biz de zaten biliyoruz bunu. Ama bizim gizlimiz, saklımız yok her şey açıkta. Genel Başkanımızın gizli saklısı yok her şeyi açıkta yapıyor. Eğer gizli saklı bir görüşme yapsaydı, herhalde birilerinin yatında oturup görüşmezdi. Şimdi istihbarat örgütlerinin kendi ellerindeki materyalleri alıp yandaş medyaya servis edip bunun üzerinden bizleri itibarsızlaştırmaya dönük hikayeler yazdırmaya kalkmaları gerçekten ayıptır. Türkiye’de istihbarat teşkilatının, o istihbarat teşkilatının bağlı olduğu makamların ne hale düştüğünü ortaya koymaktadır. Gerçekten yazık, gerçekten komik.

Soru- Efendim birkaç tane kısa kısa sorum olacak. Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik YSK üyelerine atfen “dokunulmazlığına mı güveniyorsun da konuşuyorsun” gibi bir atıfta bulundu, dokunulmazlık tartışması başladı. Birinci sorum bu olacak.

İkincisi, bazı sanatçılar Ekrem İmamoğlu’na yönelik desteklerini açıkladılar. Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı, destek veren sanatçıların isimlerini sosyal medyada yayınladı. Sanatçılar tepki gösterdi, fişleme yapılıyor diye. İkinci sorum bu olacak.

Ve son olarak yine Cumhurbaşkanı Erdoğan dün akşamki konuşmasında Ankara ve İstanbul’da özellikle TC ibareleri geri gelmişti, “TC ibaresini geri getirmek tekrar yeniden koymak riyakarlıktır” dedi. Bir de bu olacak sorum.

Faik Öztrak: Şimdi en sonuncundan başlayım. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti. Dolayısıyla CHP’nin TC ibaresine sahip çıkmasından daha doğal hiçbir şey yoktur ve sonuna kadar da CHP olarak biz, TC ibaresine sahip çıkacağız niye riyakarlık olsun? Riyakarlık yapanlar TC’ye inanmayıp onu kaldırıp sonra getirip yeniden koyanlardır.
İkincisi, dokunulmazlık meselesinde dün söyleyeceğimi söyledim. Hodri meydan. Devlet Bahçeli de Genel Başkanımızın dokunulmazlığını gündeme getirdi, Cumhurbaşkanı da şimdi “dokunulmazlığına mı güveniyorsun” diyor. Biz de diyoruz ki, kaldırın bakalım hodri meydan, kaldırın. Her yerden çok ciddi bir baskı süreci yeniden başlamıştır. Çok da ilginçtir bundan önceki dönemde milyonluk tazminat davaları açarak, daha sonra hapis cezalarıyla, daha sonra idam sehpaları göstererek muhalefet partilerini kampanya sürecinde tehdit edenler yine başka başka noktalara doğru gitmektedir. Bir şeyi anlayamadılar, demirden korksak trene binmezdik.

Soru- Bir de sanatçılar vardı efendim.

Faik Öztrak: Söylüyorum arkadaşlar yani bu baskı sadece liderlerle de sınırlı kalmıyor anlaşılan şimdi sanatçılara da yansıyor. Bakınız, Türkiye’de artık herkes konuşacak engelleyemezler. Çünkü işin nereye gitmekte olduğu ortada. Buna evet denilmesi, buna razı olunması halinde sandıkla gelen sandıkla gitmeyecek.
Herkes konuşacak her şey çok güzel olacak.
Teşekkür ediyorum.

 

CHP’den Erdoğan’ın İstanbul açıklamasına tepki

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerel seçimlerin İstanbul’da tekrarlanması talebine yönelik açıklamasına tepki gösterdi.

Faik Öztrak, “Bir hukuk cinayeti tasarlanmış. Sandıktan kazanılan seçimi masada çalmak için düğmeye basılmış. Bu cinayete azmettiren de bu cinayeti işleyenler de sonunda soluğu Yüce Divan’da alabilir” dedi.

Öztrak, açıklamasının devamında, “Ortada bir oyun da şaibe de yok ortada hazımsızlık var. YSK’yı zan altına almaya başladılar. YSK’yı baskı altına almayı bırakın. CHP hedef gösteriliyor, partimize kara çalmaktan vazgeçmiyorlar.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MÜSİAD Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “Vatandaşım bana şunu söylüyor ‘Başkanım bu seçim yenilenmeli’… Ortada bir şaibe ve yolsuzluk var. Bu yolsuzluğun ortadan kaldırılması ve hem YSK’yı aklayacaktır hem de milletimizin gönlü ferah hale gelecektir” ifadelerini kulanmıştı.

Faik Öztrak, bugün CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

“Suriye’nin Azez bölgesinde bir yüzbaşımız şehit oldu, bir binbaşımız da ağır yaralı. Şehit olan yüzbaşımıza Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli ailesine baş sağlığı diliyoruz. Ağır yaralı binbaşımızın da bir an evvel sağlığına kavuşmasını diliyoruz.

“Ortada bir oyun olmadığı belli”

Bugün MÜSİAD’ın toplantısı vardı. O toplantıda Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, “İstanbul seçimlerinde oyun var, şaibe var, yolsuzluk var. Yüksek Seçim Kurulu seçimleri yenilesin hem kendisini aklasın, hem de milleti rahatlatsın” demiş. Ortada bir oyun olmadığı belli, ortada bir şaibede yok ama ortada bir şey var: Hazımsızlık var, mızıkçılık var.

“Türkiye’de ucube bir Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kuruldu”

Bakınız, tüm itirazları maddi temelden yoksun çıkıyor. Genel Başkan Yardımcımız bir twitter hesabında açıklamış. Adalet ve Kalkınma Partisi 46 bin 426 kişinin usulsüz oy kullandığını iddia ediyordu. Yapılan 46 bin 426 itirazın sadece 766’sı incelemeye değer görülmüş. Fark kaç? 13 bin küsur. Demek ki sonucu değiştirecek bir şey yok. Ama bence burada en vahim sözlerden biri, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın “YSK kendisini aklasın” demesidir. Anayasa madde 104 Cumhurbaşkanının görevlerini ve sorumluluklarını belirliyor. Orada Cumhurbaşkanı için, “devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasıyla görevlidir” diyor. Baştan beri söylüyoruz Türkiye’de ucube bir Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kuruldu. Bunun müellifi de belli zaten. Bakın şimdi ortaya neler çıkıyor… Anayasa’da devletin organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle görevle olan Cumhurbaşkanının söyleyeceği bir laf mı bu? Yüksek Seçim Kurulu kendini aklasın.

“YSK’yı zan altında bırakıyorlar”

Soruyorum, ellerinde hangi bilgi var Yüksek Seçim Kurulu hangi şaibe, hangi yolsuzluğa neden olmuş da şimdi çıkıp kendini aklayacak? Bırakın artık YSK’yı baskı altına almayı şimdi YSK’yı zan altına da almaya başladılar. Bir yandan “Biz YSK’yı tehdit etmiyoruz” diyorlar, bir yandan da YSK’yı zan altında bırakıyorlar.

“Yolsuzluğu gücü elinde tutanlar yapar”

Bu YSK’nın yaptığı 16 Nisan Referandumu’nda bir sorun yok. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir sorun yok, milletvekili seçiminde bir sorun yok. 31 Mart’ta yapılan ilçe belediye başkanlarının seçiminde bir sorun yok. Belediye Meclislerinin seçiminde bir sorun yok ama bir tek vatandaşın kendilerine vermediği; Ekrem İmamoğlu’na, Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Millet İttifakı’na verdiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde sorun var! Sorunu da neredeyse şaibe, yolsuzluk ithamlarını muhalefet partilerine yöneltiyor. Baştan beri söylüyorum, seçimde yolsuzluk varsa o yolsuzluğu gücü elinde tutanlar yapar.

“Maddi temeli olan hiçbir iddia ortaya çıkmıyor”

Ama inceleniyor. Yukarıdan aşağı sayılıyor, aşağıdan yukarı sayılıyor, sağdan sayılıyor, soldan sayılıyor… Maddi temeli olan hiçbir iddia ortaya çıkmıyor. Ama üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen bir türlü Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili itirazları durmuyor. Şimdi bir de yeni bir şey çıkmış. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı seçimlerin yenilenmesi için yeni kriter ortaya koymuş. Diyor ki, “Dünyanın her yerinde yarım puan, bir puan fark olursa seçim yenilenir.” Sürekli tekrarlıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı artık şu kılavuzlarını değiştirsin. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle bir seçim hukuku yok. Bakın 2000 seçimleri, koskoca ABD Başkanlık seçimi, Bush Al Gore karşısında seçimleri 500 oyla kazandı. Nerede yüzde 1, yüzde yarım, nereden çıkıyor bunlar anlamak mümkün değil.

“Partimize kara çalmaktan bir türlü vazgeçmiyorlar”

Sonra biraz daha ileriye gidiliyor. YSK’ya baskı yapılmak için Cumhuriyet Halk Partisi hedef gösteriliyor, ondan sonra da deniyor ki “Bu seçimin yenilenmesi beka meselesidir.” Cumhuriyet Halk Partisi’ne, partimize, Kuvayı Milliye’nin devamı olan ve emperyalizme karşı bir milletin yürüttüğü en büyük savaş olan Kurtuluş Savaşı meydanlarında kurulmuş olan partimize sürekli kara sürmeye çalışıyorlar. On parmakta on kara bu karaları partimize çalmaktan bir türlü vazgeçmiyorlar. Söylüyoruz, bunlar bizim üzerimizde durmaz siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın akar gider. Nedir yani beka meselesi? Bizim belediye başkanlarımızın gelir gelmez kendilerinin belediye binalarının kapısından sildiği T.C. ibarelerini yeniden oraya astırması mıdır beka meselesi?

“Bir hukuk cinayeti tasarlanmış”

Memleketin esas beka meselesi nedir biliyor musunuz? Bu ülkenin şuanda milletin mutfağını, aşını, işini yangın yerine çeviren, ekonomik meselelerini unutup kalkıp kendi koltuklarının peşinde koşanlar bu memleketin esas beka meselesidir. Bir hukuk cinayeti tasarlanmış, hatırlayın hem de 2 Nisan’da Dolmabahçe’de bu hukuk cinayetinin eyleme geçirilmesi için düğmeye basılmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin sandıkta kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimini masada çalmak için bu düğmeye basılmıştı. Ben buradan açıkça söylüyorum, bu cinayete azmettiren de, bu cinayeti işleyenler de sonunda soluğu Yüce Divan’da alabilirler. Bakın Suriye’den her gün şehitlerimiz geliyor bunu konuşamıyoruz. Ekonomiyle ilgili konuşmalar yapılıyor 2,5 milyon istihdamdan bahsediliyor. Biz de şunu söylüyoruz, siz 2,5 milyon istihdam yaratmaktan bahsediyorsunuz sizin yönetiminizde son bir yılda 872 bin vatandaşımız, bırakın yeni işe başlama falan değil bu söylediğim, işini kaybetti, işten atıldı nerede 2,5 milyon istihdam? İşsiz sayısı 8 milyon 300 bini aştı. Dünyadaki 96 ülkenin nüfusundan daha fazla bizim işsiz sayımız. Bu beyler Suriye’de “Emevi camiinde namaz kılacağız” diye yola çıktılar sonunda 3,5 milyon Suriyeli bugün ülkemize sığınmak zorunda kaldı.

“Artık susmalarının zamanı geldi”

Şimdi çıkmış diyorlar ki, biz bugüne kadar YSK konusunda hiç konuşmadık, sustuk içimize attık. Sustuğunuz buysa konuştuğunuz ne olacak ki? 2 Nisan’dan beri, seçimi çalma kumpasının düğmesine basıldığı o günden beri Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sözcüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkan Yardımcıları ve o da yetmeyince Saraylarının bekçisi hiç susmadılar ki. Ne susması? Artık bir susmalarının zamanı geldi bence. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığını kabul etmelerinin zamanı geldi. Çünkü orada milletin dertleri derman bekliyor. Memleketin gerçek meselelerine odaklanmalarının zamanının geldiğini bir defa daha buradan ifade etmek istiyorum. Yüksek Seçim Kurulu’nu aklayacak tek bir şey vardır. Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim hukukuna ve bugüne kadar yapmış olduğu kendi içtihatlarına, geçmiş kararlarına uygun davranmasıdır. Buna göre karar vermesidir.

Sözlerimi bitirmeden önce, yarın 11 ayın sultanı ramazan ayının ilk teravi namazına kalkılacak, ilk teravi namazı kılınacak. Ben milletimizin ramazanını kutlarken artık bu ülkeyi yönetenlere şunu söylemek istiyorum. Lütfen milletimizin dertlerine odaklanın, milletimizi sükun içinde bırakın, rahat ettirin, milletimizin huzur içinde bir Ramazan geçirmesini sağlayın.

Evet değerli basın mensupları sorularınız var mı?

Soru- Efendim Sayın Cumhurbaşkanı yine konuşmasında Sayın Engin Altay’ın hafta içerisinde kurmuş olduğu bir cümleyi hatırlattı. Sayın Engin Altay’ın YSK üyelerine seslenerek “Kanuna, hukuka, kitaba göre karar verin, sokağa çıkamazsınız, Kızılay’da yürüyemezsiniz” gibi bir açıklaması olmuştu.
Cumhurbaşkanı bu sözü hatırlatarak, “YSK’yı tehdit ediyorlar. Ben bir şeye üzülüyorum YSK Başkanı Sadi Güven’i kastederek siz nasıl olur da bizi tehdit edersiniz demiyor, bir yazılı açıklama yapmıyor” dedi. Hem bunu nasıl değerlendirirsiniz. Birde tekrar bu YSK’nın aklanması konusu yani bu cümle özelinde siz nasıl okuyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz “YSK’nın kendini aklaması gerekiyor” cümlesini?

Faik Öztrak- Şimdi tehdit şöyle olur, Engin Altay çıkıp deseydi ki ben sizi Kızılay’da yürütmem, şöyle yaparım, böyle yaparım o tehditti. Bir değerlendirmede bulunuyor Grup Başkanvekilimiz. Ve öyle gözüküyor ki, Yüksek Seçim Kurulu da bunu bir tehdit olarak algılamamış. Ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı, biraz önce maddeyi söyledim, bu ülkenin bir kurumuna “Bunu yaparsanız aklanırsınız” dediği zaman bu tehdittir, bu zan altında bırakmaktır. Bu açık.

CHP’li Öztrak: Krizin faturası emekçilere ciro ediliyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Faik Öztrak, 2018 yılı üçüncü çeyrek rakamların ilişkin yaptığı açıklamada, “Ekonomide başlayan sert yavaşlama ve durgunluğun maliyeti ise emekçilere ciro ediliyor” dedi.

CHP’li Öztrak, yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisinin mevsim ve takvim etkilerinden arınmış rakamlarla yüzde 1.1 küçüldüğünü belirttiği açıklamasında, “Türkiye, ekonomik durgunluğa ilk adımını resmen attı” ifadelerini kullandı.

2018’in üçüncü üç ayında geçen yılın ayını dönemine göre makine ve teçhizat yatırımlarının yüzde 8,5, inşaat yatırımları ise yüzde 1,8 gerilediğini ifade eden Öztrak, “Aynı dönemde toplam yatırımlardaki gerileme ise yüzde 3,8 oldu. Böylece yatırım harcamaları 34 çeyrek sonra ilk kez düştü” dedi.

Faik Öztrak, 2018 yılı üçüncü çeyrek büyüme rakamlarıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları belirtti:

Ekonomik durgunluğa resmen ilk adım

2018’in üçüncü üç ayına ilişkin büyüme verileri, Türkiye ekonomisinin sert bir yavaşlama sürecine girdiğini ve ekonomide durgunluğun başladığını gösteriyor. Piyasalar 2018’in üçüncü üç ayında yüzde 2 büyüme beklerken, gerçekleşen büyüme yüzde 1,6 oldu. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış milli gelir rakamlarına göre ise yılın üçüncü üç ayında ekonomi, bir önceki üç aya göre, yüzde 1,1 daraldı. Böylece Türkiye ekonomisi ekonomik durgunluğa ilk adımını resmen attı.

Yatırım harcamaları 34 çeyrek sonra ilk kez geriledi

Özellikle yatırım harcamalarındaki sert daralma önümüzdeki günler için parlak bir tablo ortaya koymuyor. Yatırım harcamaları, 2009 krizinden bu yana ilk kez bu yılın üçüncü üç ayında daraldı. 2018’in üçüncü üç ayında, geçen yılın ayını dönemine göre makine ve teçhizat yatırımları yüzde 8,5, inşaat yatırımları ise yüzde 1,8 geriledi. Aynı dönemde toplam yatırımlardaki gerileme ise yüzde 3,8 oldu. Böylece yatırım harcamaları 34 çeyrek sonra ilk kez geriledi.

Sadece yatırım harcamalarında değil, hane halkı tüketim harcamalarında da sert bir yavaşlama olduğu dikkati çekiyor. Hane halkı tüketim harcamaları üçüncü üç ayda sadece yüzde 1,1 artarken, özellikle dayanıklı tüketim malı harcamalarında yüzde 23,9; yarı dayanıklı tüketim malı harcamalarında yüzde 4,5 daralma olması, tüketicinin zaruri harcamaları dışında harcamalarını kestiğini gösteriyor.

Sanayide çok sert fren; İnşaat sektörü resmen durdu

Gerek yatırım gerekse dayanıklı tüketim malları harcamalarında yaşanan sert yavaşlamanın üretim cephesinde, özellikle sanayi üretimini olumsuz etkilediği görülüyor. Nitekim, sanayi katma değeri yılın üçüncü üç ayında, geçen yılın aynı dönemine göre sadece yüzde 0,3 artış gösterdi, mevsim ve takvim etkilerinden arınmış sanayi katma değeri ise bir önceki üç aya göre yüzde 1,8 daraldı.

İnşaat sektöründe mevsim ve takvim etkisinden arınmış katma değer, ikinci üç aydaki yüzde 0,4’lük daralmanın ardından, üçüncü üç ayda da yüzde 0,9 daraldı. Böylece inşaat sektörü iki çeyrek üst üste gerilemeyle resmen resesyona (durgunluğa) girdi.

Krizin faturası emekçiye

Ekonomide başlayan sert yavaşlama ve durgunluğun maliyeti ise emekçilere ciro ediliyor. 2018’in üçüncü üç ayında işgücünün milli gelirden aldığı payın geçen yılın aynı dönemine göre neredeyse bir puan gerilediği ve yüzde 31,6’ya düştüğü dikkati çekiyor.

Milli gelir 2011 seviyelerine indi

Yaşanan kur şoku ve ekonomik durgunluk dolar cinsinden milli geliri de aşağıya çekiyor. 2018’in üçüncü üç ayında 12 aylık dolar cinsinden GSYH 833 milyar dolar ile 2011 seviyelerine kadar indi.

En kötüsü geçmedi, önümüzde duruyor

Açıklanan yılın üçüncü üç ayına ilişkin veriler Türkiye ekonomisinde durgunluğun resmen başladığını teyit ediyor. Ekonomide yaşanan kur şokunun esasen 2018’in son çeyreğinde etkisini göstereceği dikkate alındığında Türkiye ekonomisi için en kötünün geçmediği, tersine tam önünde durduğu anlaşılıyor.

Saray algı yönetimini bıraksın, işini yapsın

Saray idaresi ise durumun ciddiyetini görmezden gelerek, algı yönetimi ve ardı gelmeyen aspirin cinsinden tedbirlerle seçimlere kadar durumu idare etmeye çalışıyor. Yaşanan krizin ağır yükünü ise başta emekçiler olmak üzere 81 milyon beraberce ödüyoruz. Saray İdaresinin atladığı ve görmek istemediği gerçeği biz kendilerine hatırlatalım: Milletimiz sağlam ferasetiyle, faturayı millete kesenlere, acı reçeteyi 81 milyona bölüştürmek isteyenlere Mart seçimlerinde okkalı bir tokat atmaya hazırlanıyor.

CHP’den TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına tepki!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kurmayları, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon rakamlarına tepki gösterdi. Öztrak, “Bu düşüşün arkasında ne var? Bir kere her şeyden önce ekonomideki yavaşlama var öyle anlaşılıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamlarına tepki gösterdiler.

Öztrak, “Bu düşüşün arkasında ne var? Bir kere her şeyden önce ekonomideki yavaşlama var öyle anlaşılıyor” ifadelerini kullanırken, Erdoğdu ise, “ÜFE’nin yüzde 41 olduğu yerde, TÜFE’de aylık düşüş gerçekçi değil. Bu tamamen ücretlerdeki artışı düşük tutmak için bir oyun” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK sonrası yaptığı açıklamada konuya ilişkin özetle şu ifadeleri kullandı:

“Kasım’da tüketici fiyatlarındaki düşüş beklentilerin de ötesinde gerçekleşti. Tüketici fiyatlarında piyasalar yüzde 0,6 civarında bir gerileme beklerken, gerçekleşme bunun iki katına çıktı ve Kasım ayında tüketici fiyatlarındaki düşüş yüzde 1,44 oldu. 12 aylık enflasyon ise Kasım’da yüzde 21,6 olarak gerçekleşti. Bir önceki 12 aylık enflasyon yüzde 25,2’ydi. Peki bu düşüşün arkasında ne var? Bir kere her şeyden önce ekonomideki yavaşlama var öyle anlaşılıyor. İthalat verilerinden, diğer göstergelerden de ekonomide gerçekten ani duruş diyebileceğimiz ölçüde hızlı bir yavaşlama dikkati çekiyor. Bu da tabi fiyatların aşağı doğru gitmesine neden oluyor.

İkincisi, yapılan çeşitli vergi indirimleri var. Yine ulaştırma fiyatlarında, kurdaki gerilemeyle birlikte akaryakıt fiyatlarında yapılan indirimler var. Bunlarında etkili olduğu gözüküyor. Çünkü gerçekten indirimin en fazla göze çarptığı alan ulaştırma fiyatları. Ve birde tabi en önemlisi TÜİK’te değişen bir Başkan Yardımcısı var. Tüm bu gelişmeler enflasyonu Kasım ayında aşağıya çekmiş gözüküyor.

“Hala enflasyonu en yüksek 10. ülkeyiz”

Ancak Kasım ayında yüzde 21,6 enflasyon ile Türkiye hala daha dünyada enflasyonu en yüksek 10 ülkeden biri, 10. Ülke. Peki enflasyonu bize yakın kimler var diye baktığımız zaman işte Zimbabve, Liberya, Sierra Leone gibi ülkeler yer alıyor. Dolayısıyla enflasyonu G-20’de en yüksek ikinci ülke Arjantin’den sonra Türkiye gözüküyor. Kasım’da da üretici fiyatları yüzde 2,5 düşmüş, yıllık üretici enflasyonu yüzde 38,5 olmuş. Üretici fiyatları ile tüketici fiyatları arasında makasın daha hala çok açık olduğunu görmek mümkün. Ama özellikle dar gelirlinin enflasyon sepetinde ağırlığı olan temel gıda ürünlerinde fiyat artışlarının hala çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Kuru soğanın fiyatı bir ayda yüzde 51 artmış. Patatesin fiyatı yüzde 15 artmış, kuru fasulyenin fiyatı % 14 artmış. Listeyi böyle uzatıp götürmek mümkün. Vatandaşın mutfağında yangının devam ettiğini bu fiyatlar gösteriyor. Kaldı ki ürün sepetine baktığımızda öyle tüm mallara yaygın bir fiyat düşüşü olmadığını aslında düşüşün büyük ölçüde ulaştırma sektöründen kaynaklandığını biraz önce ifade etmiştim. 261 kalem ürünün fiyatı artmış, 28 kalem ürünün fiyatı değişmemiş, sadece 108 kalem üründe fiyatlar düşmüş.

“TÜİK’in açıkladığı bu enflasyon rakamlarına zerrece güvenmiyoruz”

Erdoğdu ise, geçtiğimiz ay açıkladığı enflasyon rakamı beğenilmediği için TÜİK Başkan Yardımcısı Enver Taştı’nın görevden alındığını hatırlatarak şunları söyledi:

“Başkan Yardımcısı görevinden alındıktan sonra enflasyon gerçeklerden uzak şekilde düşük açıklandı. Üretici fiyatlarının yıllık yüzde 41’lerde olduğu bir ülkede, enflasyonun düştüğünü söylemek, ekonominin temel ilkelerine ve hayatın gerçeklerine aykırı bir durum. Herhalde dünyada fiyatlar artarken enflasyonu düşen tek ülkeyiz. Kağıt üzerinde enflasyonu istediğiniz gibi düşürebilirsiniz ama vatandaş, marketlerde, elektrik ve doğalgaz faturalarında, ödediği vergilerde enflasyonun düşüp düşmediğini yaşayarak görüyor. Market rafları, faturalar bu verinin tam tersi rakamlarla dolu. Daha önce de milli gelir hesaplarında hile yapan TÜİK’in açıkladığı bu enflasyon rakamlarına zerrece güvenmiyoruz.”

“Ücretlilerin hakkı hükümetin üzerinde”

Enflasyonun düşük gösterilmesindeki amacın ücretlilere yapılacak zammı düşük tutmak olduğunu vurgulayan Erdoğdu şöyle devam etti:

“Bugün açıklanan rakamlar, ücretlilere yapacakları maaş artışını düşük tutmak için yaptıkları bir matematik oyunu. Muhtemelen Aralık’ta biraz daha düşürecekler. İşçiye, memura ve emekliye o rakamdan zam yapacaklar. Yani ücretlilerin zamlarını yaşanan gerçek enflasyonun altında bırakacaklar. Ücretlilerin hakkı, hükümetin talimatı doğrultunda enflasyon rakamını düşüren TÜİK ve bu kurumun başkan yardımcısını görevden alarak yandaşını atayan hükümetin üzerindedir.”

“Yaptıkları zamları geri alsınlar”

Hükümetin, TÜİK’in açıkladığı rakamları doğrultusunda elektrik ve doğalgaz ile vergilerde indirim yapması gerektiğini ifade eden Erdoğdu, “Eğer enflasyon düşüyorsa hükümet Ağustos ve Eylül aylarında doğalgaz ve elektriğe yaptığı fahiş zamları geri almalı, trafik cezaları ile vergilerdeki Yeniden Değerleme Oranlarını da bu rakamları baz alarak güncellemelidir. Aksi halde açıkladıkları enflasyon rakamlarına kendilerinin de inanmadığını ortaya koymuş olurlar” diye konuştu.

CHP’den enflasyon rakamları üzerinden iktidara sert eleştiriler

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, açıklanan eylül ayı enflasyon rakamları üzerinden iktidara sert eleştiriler yöneltti.

Öztrak, açıklamasında, “Üretici fiyatlarındaki artış yüzde 45, tüketici fiyatlarında artış yüzde 24,5 iken bu işi zabıtaya havale ederek düzeltemezsiniz. Bir an önce ekonomide kötü gidişi durduracak önlemleri almanız lazım.” dedi.

Sadece bir aylık fiyat artışının tüketici fiyatlarında yüzde 6,3 olduğunu vurgulayan Öztrak, “Sene başından bu yana gerçekleşen enflasyon ise yüzde 19,37 oldu. Yıllık tüketici enflasyonu ise yüzde 24,5 olmuş. Bütün bu rakamlar son 15 yılın istisnasız hepsi rekoru.” ifadesini kullandı.

Üretici fiyatlarında ise durumun çok daha vahim olduğunu anlatan Öztrak, üretici fiyatlarında bir aylık artışın yüzde 10,9 oranında gerçekleştiğini bildirdi.

Faik Öztrak, şöyle devam etti:

“2002’de AKP iş başına geldiğinde üretici enflasyonu yüzde 30,8’di. Hazine ve Maliye Bakanı olan damat, ‘En kötüsü geride kaldı diyor.’ Dün de kayınpederi diyordu. İkisi de ağız birliği etmiş gibi ‘en zorunu geride bıraktık’ diyor ama burada yüzde 46’lık üretici fiyat artışı, yüzde 25’lik tüketici fiyat artışı daha turpun büyüğünün heybede olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bütün bu rakamlara baktığınız zaman hep beraber şunu düşünmemiz lazım, bu fiyat artışının karşısında emeklinin, memurun, asgari ücretlinin, işçinin satın alma gücü ne oldu? Şunu açıkça ifade etmek isterim ki; bu iktidar maalesef ekonomiyi yönetemiyor.Aslında baştan itibaren yönetemedi. Dün bakıyorum Sayın Erdoğan Meclis’te çıkmış diyor ki ‘tarih bizi öyle bir noktaya getirdi ki ülkemizin kaderiyle partimizin kaderini birleştirdi. Allah korusun AK Parti’nin yıkılması Türkiye için felaket olacak.’ Bu ne demek? Partiler ülkenin hizmetindedir, hizmet ederler gelirler, giderler. Bu ülkenin kaderini bir partinin kaderine bağlamak, bu ne cürettir. Kendilerini ne sanıyorlar. Bugüne kadar ekonomiyi yönetememelerine rağmen, hukuk devletinin yıpranmasına rağmen, bugün bu ülke hala ayaktadır, yarın da öbür gün de ayakta kalacaktır.”

“Türkiye’nin sıkıntıları her gün biraz daha artacak”

Ekonominin bu noktaya gelmesinin arkasında “beka üzerinden siyaset yapmanın” geldiğini belirten Faik Öztrak, “Türkiye’nin bu beka sorunu, işin hala ciddiyetinin farkında olmayan bu kadrolardadır. Bu kadrolar değişmedikçe Türkiye’nin sıkıntıları her gün biraz daha artacaktır.” ifadesini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, “McKinsey, Türkiye’de sadece danışmanlık yapacak.” dediğini aktaran Öztrak, Albayrak’ın New York’ta yatırımcılara ise “Kamu Maliyesi Dönüşüm ve Değişim Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. Bu ofis tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek.” dediğini ifade etti.

Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı enflasyon rakamlarının olağanüstü yüksek olduğunu tekrarlayan Faik Öztrak, bu rakamların faizlerin ve hayat pahalılığın daha da artacağını gösterdiğini belirtti.

Öztrak, şunları söyledi:

“Bütün bunlar yaşanırken iktidar çıkıp bu işin sorumluları kendileri değilmiş gibi çıkıp zabıtaları, Ticaret Bakanlığını göreve davet ediyor. Üretici fiyatlarındaki artış yüzde 45, tüketici fiyatlarında artış yüzde 24,5 iken bu işi zabıtaya havale ederek düzeltemezsiniz. Bir an önce ekonomide kötü gidişi durduracak önlemleri almanız lazım. Bu işi aspirin tedavisi ile geçirebilmemiz mümkün değildir. Sayın Erdoğan bir önce zabıtaları elektrik kurumuna ve BOTAŞ’a göndermeli, oradaki fiyatlara müdahale etmeli. Son üç ayda iki kurum da tüketiciye ulaşan fiyatlarda yüzde 30 artış yaptı. Küresel sermayenin dibe vurduğu bir ortamda ekonomiyi yönetmeyi bilmiyorlar. Bunu bilmedikleri için de beka gibi hamasi konuların arkasına sığınıyorlar. Bir an önce gerekli önlemler alınmalıdır. Bu enflasyon rakamlarına göre milletin gelirleri ayarlanmalıdır. Bu iktidarın ekonomiyi yönetemediği bu rakamlarla açık seçik ortaya çıkmıştır. Bu konuya TBMM derhal el koymalıdır. Bütün partileri bir araya getirmek suretiyle, Türkiye’de iş yapacak, CHP’nin de bundan önce açıkladığı 13 maddelik çözüm önerilerini de dikkate alacak bir programı, bir çözümü ortaya koymak gerekiyor. Aksi takdirde bu sıkıntının altından milletimiz zor kalkacaktır.”

Açıklamalarının ardından soruları da yanıtlayan Faik Öztrak’a, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in dün McKinsey şirketiyle ilgili bir değerlendirmesi sırasında CHP’ye yönelik sözleri anımsatıldı.

Öztrak, “CHP’nin yurt dışından danışmanlık alma gibi bir ihtiyacı yoktur. CHP, sosyal demokrat parti nasıl olur, her gün bunun en iyi örneklerini ortaya koymaktadır.” dedi.

Bakan Albayrak’ın, McKinsey firmasıyla ilgili sözlerine tekrar değinen Öztrak, hükümetin uluslararası piyasada kredibilitesinin kalmadığını gördüğünü ve uluslararası tanınırlığı olan bir firmanın kredibilitesinin arkasına sığındığını ileri sürdü.

“Türkiye çok ciddi bir kriz yaşamaktadır”

Faik Öztrak, TBMM’ye yaptığı çağrının sorulması üzerine de bu görevin TBMM Başkanı’na düştüğünü belirtti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, “Türkiye çok ciddi bir kriz yaşamaktadır. Bu krizin atlatılması için bir geniş mutabakatın, milli mutabakatın sağlanması gerekir. Ancak bu mutabakatı sağlayan bir program Türkiye’de yatırım yapacakların güvenini sağlayabilir.” dedi.

Faiz Öztrak, İşsizlik Fonu’ndan üç kamu bankasına para aktarıldığı iddialarına yönelik soru üzerine, “Burada yapılan operasyon şudur; bu bankalarda ciddi borçlar var ve geri dönmüyor ve bu nedenle bu bankalarda bir takım yeniden sermayelendirme ihtiyacı ortaya çıkmış. Benim anladığım; işsizlik fonu bu bankalara kağıt vermek suretiyle, kendi elindeki hazine kağıtlarıyla, bankanın sermaye benzer kağıtlarını değiştirmek suretiyle ortak olmuş. İddialar var ama daha ne yapıldığına ilişkin derli toplu bir açıklama yok… Şimdi bu özel kesimin borcu hazine kağıtlarıyla değişiyor, ne oluyor? Bizlerin, milletin borcu olmaya başlıyor. Bu son derece tehlikeli gidiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Öztrak, CHP’nin HDP ile bir ittifak yapıp yapmayacağına yönelik soru üzerine de CHP’nin sürekli başka partilerle ittifak iddialarının gündeme getirilmesini anlamakta zorluk çektiğini aktardı.

Faik Öztrak, “Biz mahalli idare seçimlerinde en yüksek oyu alacak, en kaliteli hizmeti verebilecek adayları bularak herkesin oyuna talibiz. Biz, CHP kadrolarının bu büyük mutabakatı sağlayabileceğini düşünüyoruz.” dedi.