CHP’li Altay: AK Parti Kongresi’nden manifesto bekleniyordu, fiyasko oldu

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın kongrede yaptığı konuşmayı eleştiren CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “AK Parti kongresi lebaleb doluydu ama heyecan yoktu. AK Parti Kongresi’nden manifesto bekleniyordu, fiyasko oldu” dedi. Altay, Erdoğan’ın kongre konuşmasında Türkiye’nin gerçek sorunlarına hiç değinmediğini, esnafın, köylünün, işçinin, emeklinin ve ekonominin sorunlarının çözümüne ilişkin değerlendirmede bulunmadığını söyledi.

Haber Merkezi / CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın kongrede yaptığı konuşmayı eleştirdi. Altay, “Bugün AK Parti’nin kongresi yapıldı. Devleti yönetmeleri hasebiyle de toplumun bütün kesimleri, acaba bir umutla şöyle bir gözlerini AK Parti kongresine çevirdiler. Kongre, manifesto kongresi olarak ilan edildi ve başladı ama üzülerek söyleyeyim ki, fiyasko kongresi olarak bitti. Bu kongreyle ilgili kaba ve ana değerlendirmemiz budur. Erdoğan bu kongrede yeni Anayasa masalı anlattı ama Türkiye de can ve mal güvenliğini ortadan kaldıran Erdoğan’dır. Erdoğan bu kongrede otoyollardan, köprülerden, havayollarından bahsetti, havaalanlarından ama bir şeyi unuttu. Bu otoyollardan köprülerden geçecek para millette yok. Erdoğan millet bahçelerinden bahsetti bu kongrede ama milletin o bahçelere gidecek, orada çay içecek parasının olmadığını da gene atladı. Erdoğan’ın bugünkü manifestosunda esnaf yok, işçi, köylü, memur, emekli, EYT’li yok; 3600 ek göstergeyi bekleyen din görevlisi, öğretmen, hemşire, polis yok, aşı yok. Sağlık çalışanlarına teşekkür yok, vefa yok ve gençler yok. Velhasıl bugünkü sözde manifesto kongresinde umut yok, fiyasko var” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay konuşmasının devamında şunları söyledi:

Toplumun bütün kesimleri ekonomideki sıkıntıyla ilgili olarak bugün bir ışık, bir umut, bir haber bekledi. Erdoğan ne yaptı? Millete yastık altını gösterdi. Gözünü milletin yastık altındaki birikimine diktiğini bu kongrede açık açık ilan etti. ‘Ekonomiyi ben bitirdim, siz yastık altındakileri çıkarın, finans sistemine katın da belki ülke kurtulur’ demeye getirdi. Yani dünyanın büyük ülkeleriyle aşık atan Erdoğan, batırdığı ekonomiyi milletin yastık altı birikimiyle kurtaracağını ilan etti. ‘Aile kurun, evlenme yaşı çok geç oldu, 30’lara çıktı’ diyor. İyi de gençlerin işi yok, aşı yok, adam yiyecek aş, ekmek bulamıyor. Sen adama ‘evlen, yuva kur’ diyorsun dalga geçer gibi. Erdoğan’ın Türkiye gerçeklerinden haberinin olmadığı da bu kongrede ortaya çıktı.

“Türkiye’de sarayın dışında hiç bir yerde huzur yok”

Bugün kongrede beyefendi diyor ki: ‘Geldiğimizde demokrasimiz yaralıydı, kalkınmamız eksikti, huzurumuz kaçıktı.’ Şimdi tablo ne? Senin geldiğinde yaralı demokrasi diye ifade ettiğin demokrasi cezaevinde. Senin geldiğinde eksik dediğin kalkınmamız, 5 kişiye teslim edilmiş, 5 kişi kalkınıyor Türkiye’de. 83 milyon batıyor, beşli çete diye nitelendirdiğimiz beş kişi kalkınıyor. Huzurumuz kaçık diyordun, Türkiye’de sarayın dışında hiç bir yerde huzur yok. Kaçık maçık bir huzur vardı. Şimdi Türkiye’de huzur yok, huzur.

Milletin yüzü yerde ve ‘yeni Anayasa’ diyor, ‘sivil Anayasa’ diyor. Çöken tek adam rejimini Anayasa yaması kurtarmaz Sayın Erdoğan, unutma. Senin çöken rejimin, Anayasa yamasıyla kurtulmaz. Ayrıca demokrasiyi tramvaya benzetenden, yani ‘demokrasi bir tramvaydır bineriz, işimize gelmeyen yerde ineriz’ diyenden demokrat olmaz. Demokrat olmayan kafadan da sivil Anayasa çıkmaz, çıkmaz… Eğer sen bir Anayasa’yla meşgul olacaksan, önce Anayasa’ya gölge etme, orta yerde Anayasa’ya gölge etme, çiğneme, Meclis’e baskı yapma, yargıya talimat verme. İnsanların yaşam tarzına karışma. Toplumu bölme, devleti çürütme. Trump için Brunson’u bırakırken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen Osman Kavala’yı rehin tutar gibi cezaevinde tutma. Biz de senin bir parça demokrasiye ısındığını, demokrasiyi içselleştirmeye başladığını düşünelim ve inanalım.

“Camiye, okula, kışlaya siyaset giren devletler çürür, toplumlar ayrışır”

Türk Silahlı Kuvvetleri, subay-astsubay yetiştiren harp okulları ile yüksekokullara giriş koşullarında değişiklik yapıldı.  Önceki düzenlemede ‘Kendisinin, aile üyelerinin irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olması’ diye bir koşul vardı. İrticai ve bölücü faaliyetleri benimsememiş olması… Yenisinde ne var? ‘Terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen gruplara üyelik, iltisak ya da irtibat bulunmamalı’ diyor. Nerede irtica, nerede? Terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen grupla… Kim verecek bu kararı, kim verecek? Biz FETÖ ile ilgili çekincelerimizi söylerken FETÖ’ye methiyeler diziyordunuz. Sonra terörist yaptınız darbeyi görünce. Bu nedir biliyor musunuz? İrticai faaliyetlere yeşil ışık yakmaktır yeniden. Bu nedir? FETÖ’nün boşalttığı alanı, devlette boşalttığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde boşalttığı alanı, yeni tarikat ve cemaatlere terktir, terk. Bu nedir? 15 Temmuz Darbesi’nden hiç ama hiç ders alınmadığının göstergesidir. Bu nedir? Cumhuriyetle inatlaşmaya devamıdır, aydınlanmaya defanstır. Bu yönetmeliği biz böyle okuyoruz ve hepimizin, herkesin dilinde tüy biten bir ikazı yeniden yapıyoruz: Camiye, okula, kışlaya siyaset giren devletler çürür, toplumlar ayrışır. Yapma! Tekrar ediyorum. Camiye, kışlaya, okula siyaseti sokup devleti çürütme, toplumu bölme.

Erdoğan’ın daha önce milli görüş gömleğini çıkardığını biliyoruz. Sonra biliyorsunuz, ‘hedefime ulaşmak için papaz elbisesi giyerim’ dediğini de hatırlıyoruz. Daha evvel milli görüş gömleğini çıkaran Recep Tayyip Erdoğan, bugünlerde papaz elbisesini de çıkardı. Artık papaz elbisesine gerek duymuyor. Kutuplaşma, ötekileştirme politikasını terk etti. Güzel gibi duruyor ama yerini başka bir şey aldı. Yerini kin ve nefret siyaseti aldı. Kutuplaşma ve ötekileştirmenin gitmesi güzel ama bunun yerine kucaklaşma ve barış yerine, kin ve nefret siyasetinin alması şu çok vahim, vahim üstü… İşte İstanbul Sözleşmesi’ndeki tutumu, papaz elbisesini çıkardığının resmidir. Kutuplaşma ve ötekileştirme politikasını yerine, kin ve nefret siyasetine evirildiğinin Erdoğan siyasetinin resmidir. Türkiye’nin yüzünü modern dünyadan ve batıdan çevirdiğinin resmidir. Bugün beyefendi kurultayında diyor ki: ‘Yüzümüzü batıdan da, doğudan da çeviremeyiz’ diyor. Ama İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, durdurulması, Türkiye’nin yüzünü modern dünyadan çevirmesidir. Modern dünyaya, çağdaş dünyaya, aydınlanmaya sırtını dönmesinin resmidir. İstanbul Sözleşmesi’nden neden vazgeçtiler? Söyleyeyim. Erdoğan önce liberallerin güvenini kaybetti,  sonra demokratların güvenini kaybetti, sonra milliyetçilerin güven ve itimadını kaybetti ve en son Erdoğan muhafazakarların güven ve itimadını da kaybetti. Şimdi Erdoğan umudunu tarikat şeyhlerine bağladı? Nasıl ki MHP kurultayına paketleyip, fiyonklayıp HDP’nin kapatılma davasını ve Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşmesini hediye etti, güya milliyetçilerin güven ve umudunu kazanmak için. Şimdi güya muhafazakarların umudunu, güvenini kazanmak için de tarikat şeyhlerine İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararını fiyonklayıp, paketleyip gönderdi. Batan gemi tıkaç tutmaz, batıyor. Son bir umutla o posttaki ömrünü uzatmak için böyle ucube bir karar aldı ama Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibi, Türkiye’de 42 milyon kadın o postu Erdoğan’a dar eder ve Erdoğan’ı o posttan kadınlar indirecektir.

Bu ülkede çeşitli alanlarda vesayet ifadeleri, nitelemeleri çok yapıldı. Bunların bir kısmına ben de katılırım. Asker vesayeti, yargı vesayeti, beşli çete vesayeti, tek adam vesayeti. Ama şimdi bir de başımıza imam vesayeti çıktı. İmamlar, siyasete ve iktidara ayar vermeye, Meclis’in sayısal olarak en büyük partisinin grup başkanvekillerine ayar çekmeye başladılar. Vallahi ben rahatsız oldum. Ben de grup başkan vekiliyim, ben rahatsız oldum. AK Parti Grup Başkanvekilleri, böyle imamların, devlet memurlarının siyasette racon keserken, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, genel kurulda CHP’ye laf yetiştirmek ve çamur atmak yerine, biraz işlerini yapmalarının siyasetin doğası gereği olduğunu düşünürüm. Devleti artık seçilmişler değil, atanmışlar; sadece atanmışlar devleti ve siyaseti sevk ve idare eder hale geldi. Elbet devletin memuru olur, bürokratı, atanmışı olur; siyasetçi seçilmiş yapar. Şimdi devletin atanmış memuru, imamı, sözcüsü siyaset yapıyor. Siyasetçiler ne yapıyor? Onu da aziz milletimizin takdirine bırakıyorum.

“Erdoğan’ın üç zarf hazırlama zamanı gelmiştir”

Düşük performanslı bir kongre izledik. Evet, salon lebâlepti ama ruh ve heyecan yoktu. Salon lebâlepti ama 83 milyon ıssızdı. Sayın Erdoğan, bugünkü kongrede bana göre tam tabirle manifesto kurultay olarak ilan ettikleri kongrede bir fiyaskoyla sonuçlandırarak, parti yönetimindeki koltuk sayısını artırmak suretiyle de suç ortağı sayısını arttırarak, kongreyi tamamladı. Kongreyle ilgili tablo budur. Osmanlı’dan kalma bir hikaye vardır. Eski sadrazam, yeni sadrazama görevi devrederken kapalı 3 zarf bırakır. Kapalı zarflar burada. Şimdi Erdoğan için 3 zarf hikayesi hakikaten yaşandı. İki  zarf da açıldı. Sadrazam der ki: ‘Başın sıkışınca birinci zarfı aç. Çok sıkışırsan ikinci zarfı aç. Daha çok sıkışırsa üçüncü zarfı aç” der eski sadrazam. Göreve başlayan sadrazam görevinden belli bir süre sonra birinci zarfı açar. Birinci zarfta şöyle yazar: ‘Senden öncekileri kötüle.’ Erdoğan sanıyorum 2005’ten 2006’dan sonra başladı; Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel, Özal, Yılmaz, Çiller, Erbakan ve Ecevit’e etmediği laf bırakmadı. Bugün gerçi Merhum Erbakan’dan ve Merhum Türkeş’ten ve sanıyorum Merhum Menderes’ten biraz hayırla bahsetmiş. Üçüncü zarftan sonra birinci zarfa geri dönülmüyor Erdoğan. Sen bu işi yaptın. Senden öncekileri kötüledin. Bir süre böyle idare etti, fakat olmadı. Olmayınca sanıyorum 2014’te de ikinci zarfı açtı, ikinci zarfı açtı. “Etrafını kötüle”. Bu sefer etrafını kötülemeye başladı. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Davutoğlu, Babacan, Atalay, Gökçek, Ergin, Dinçer, Merkez Bankası Başkanları da dahil  bunları kötüledi.  Yetmedi… Ekonomik buhran, ekonomik kriz vardı, eskileri kötüledi. Ekonomik buhrana geldik, etrafını kötüledi. Şimdi bir ekonomik felaketle karşı karşıyayız. Erdoğan bu günlerde bu üçüncü zarfı açıyor, o da budur. Erdoğan’ın üç zarf hazırlama zamanı gelmiştir.

Ben bu kongreyle birlikte büyük hayal kırıklığı yaşayan esnafımıza, işçimize, köylümüze, çiftçimize, memurumuza, emeklimize, gençlerimize, çalışan-çalışamayanlarımıza, EYT’lilere, 3600’ü bekleyenlere buradan şunu söylüyorum: Erdoğan’a rağmen Türkiye büyük bir ülkedir. Bu millet büyük bir millettir. Bu ülke ve bu millet, bu sorunları namuslu, dürüst, ahlaklı yöneticilerin, devleti yönetmeye başladığı andan itibaren çok kısa bir sürede çözecektir. Yeter ki, aziz milletimiz emaneti ehline versin.”

CHP’li Altay’dan ‘yeni anayasa’ yorumu: Amaç gündemi değiştirme

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Altay, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yeni Anayasa tartışmalarının gündem değiştirme amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Ucube sistem tıkandı. Erdoğan ucube sisteme yama arıyor. Bu sistem yama tutmaz” dedi. 

HABER MERKEZİ / Erdoğan’ın uygulamaları nedeniyle devletin çürüdüğünü, kamu görevlilerinin ‘parti militanı’ gibi çalıştığını söyleyen Altay, “Siyaset yapıyoruz, kendi aramızda polemik yaparız, ama devletin hepimizin devleti olduğunu hiç unutmayacağız. Devletin kılına halel gelmesi, millete halel getirir. Bu bilinçte olacağız. ‘Devlet çürürse millet çürür’ dedik. Geldiğimiz noktada, devlet adabı dediğimiz kavram yerle yeksan oldu. Tayyip Erdoğan istiyor ki devletten maaş alan herkes devlete değil Recep Tayyip Erdoğan’a biat etsin, itaat etsin. Maalesef, rektöründen dekanına, valisinden kaymakamına bir Erdoğan’a yaranma yarışı başlamış. Bu devleti çürütür” dedi.

Altay şöyle devam etti:

“Boğaziçi meselesi, öğrencilerin anayasadan kaynaklı haklarını kullanmalarının önünde ne engel vardı? Sen orantısız polis gücü kullanmak suretiyle ortalığı birbirine kattın? Bıraksaydın o çocuklar bağırsaydı, çağırsaydı, barışçıl şekilde ‘rektörü uygun bulmuyoruz’ deselerdi. Ne vardı? Boğaziçi’nden bir şey çıkarmak istedin sen. Türkiye’de demokrasi isteyenlerin tepesine çökmek için fırsata çevirmek istedin. Buna imkan vermeyeceğiz.

“Kini olanın dini olmaz”

Cevdet Kılıç… ‘Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz’ diyor. Dekan ya dekan. Eşkıya gibi. Maganda gibi. Mafya gibi. Önce bu hadsize bir şey söyleyeyim: Bu bir kin mektubudur. Bu bir tahriktir. Bu bir tehdittir. Bu beyefendinin bilmesi gereken şudur: Kini olanın dini olmaz. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent turan, bazı telefon görüşmeleri yaptı. Bu dekanla ilgili güya rektör bir soruşturma başladı. Hukukun üstünlüğüne inanan bir tane mi savcı yok? Allah’tan korkun, milletten utanmadığınızı biliyoruz. Bir yürekli savcı yoksa yazıklar olsun.

“Bunlardan vali olmaz”

Devlette çürüme aldı başını gidiyor. Amasya, Aksaray, Giresun, Kocaeli, Ordu, Sivas, Düzce… Bu valiler kimin valisi? Şöyle bir tweet atsa anlarım. ‘Devletimin yanındayım, milletimin yanındayım, bayrağımın yanındayım.’ Bir tık ileri gidiyorum. ‘Cumhurbaşkanımızın yanındayız’ı da anlayabilirim. Bu valiler Erdoğan’ın yanındayız diye AK Parti Genel Merkezi’nden heştek açılmış bir tweeti atıyorlarsa ben bunlara parti militanı derim. İstedikleri kadar hoplasınlar, çatlasınlar, patlasınlar. Bunlardan vali olmaz. Erdoğan’a tavsiyem şu: Valileri kongrede il başkanı yap olsun bitsin. Vatandaş da şaşırdı. Sayın Numan Kurtulmuş, üniversiteye gidiyor. Rektörün masasına oturuyor. İsmet İnönü, ilçe belediyesini ziyaret ediyor, mütevazi bir vatandaş edasıyla makama olan saygısıyla gereğini yapıyor. Bu çürümüş devlet. Bu saygın devlet. İşte asker, al bayrağa asker selamı duruyor. Peki bu kimin askeri? Bir elinde Erdoğan’ın siyasi sembolü Rabia bir elinde Bahçeli’nin siyasi sembolü bozkurt işareti yapan, devletin zırhlı aracının tepesindeki asker kimin askeri? Bu çürümüş devlet. Bu saygın devlet.

“Milletin derdi başka seninki başka”

Bugün geldin yine Meclis’e zırhlı araç, helikopterlerle. Korkma bir şey olmaz. Yanlış yapıyorsun, iyi yolda değilsin. Hep söyledim. Azminle çıktın, hırsınla batıyorsun. Gücünü kaybettin, gücünü kaybettikçe itibarını, kontrolünü kaybediyorsun. İtibarını kaybediyorsun, itibarını kaybedince nezaketini de kaybediyorsun. Hiçbir parti lideri senin kadar kaba ve yaralayıcı söz söylememiş. Sen de söyleme. Siyaset bugün var yarın yoksun. Hafızalarda, Erdoğan vardı, 19 yıl bize masal anlattı, zengin oldu çekti gitti, bize hayal sattı’ diyecekler. Millet ‘ekmek’ der, sen ‘başörtüsü’ dersin. Millet ‘iş’ der, sen Rabia yaparsın. Millet ‘borç’ der, sen ‘terörist’ dersin. Millet ‘soğuk’ der, sen ‘taciz’ dersin. Millet ‘aşı’ der, sen ‘bölücü dersin. Milletin derdi başka seninki başka. Yapma. Yanlış yoldasın. Yanlış yapıyorsun. Eski azimli Erdoğan ol başım üstüne, ama sen artık hırslı Erdoğan oldun. Hırs başta karar eyleyince, akıl baştan firar eder. Devletin başında da akılsız birinin olmasını istemeyiz.

“Millet ekonomi konuşuyor”

Anayasa değişikliğini gündeme getirdi. Ben de sana beş madde de çağrı yapacağım. Tarafsız ol. Anayasa Mahkemesi kararlarına uy, saygılı ol. Sistemi tahkim edecek hiçbir işin parçası olmayacağımızı bil. Güçlü parlamenter sisteme geçiş iraden varsa belki konuşuruz. Belki diyorum. Ucube sisteme yama arıyor Erdoğan. Bu sistem yama tutmaz. Anayasa değişikliği ile yama yapmaya düşünüyorsan o zor. Anayasa tartışmaları ekonomik çöküşü gizleme gayretine gerekli hizmeti yaratmadı. Millet ekonomi konuşuyor.

Tabii Anayasa tartışmaları Erdoğan’ın ekonomik çöküntüyü gizleme gayretine gerekli hizmeti yapmadı. Millet Anayasa konuşmuyor, biz de konuşmuyoruz. Millet ekonomi konuşuyor. Pazardan, çöpten toplanan yiyecekleri konuşuyor. Gece 12’de söndürülen doğalgaz kombisinin vanasını konuşuyor. Beyefendi Ay’a 2023’te sert, 2028’de yumuşak iniş yapacağını söyledi. 18 yılda uzay projeleri için 2 milyar harcanmış. 2021’de koyulan ödenek, bir buçuk milyar, 2022’de 1.4 milyar, 2023’te 1.7 milyar lira koymuş. 4,5 milyar lira para koymuş. Bu parayla Everest tepesine çıkarsınız, daha yukarı çıkamazsınız. ‘Ağam bizle eğlenir.’ Erdoğan’ın ay hikayesi böyle bir hikayedir.

“Senin derdin milletin şan ve şerefi değil”

CHP’nin itirazı ile kaç kanun teklifini geri çektiklerini, kaç maddeyi görüşülen tekliflerden çıkardıklarını, Erdoğan bilmez. Tavsiyem şudur; partinin grup başkanvekillerini arasın, ‘CHP itiraz ettiği için ve doğru bulunduğu için kaç madde çektik’ diye öğrensin. CHP olmasaydı bugün 900 km’lik Suriye sınırının bir bölümü İsrail’in elinde olacaktı. İyi mi olacaktı? Bu da CHP’nin direnişine rağmen, senin inadınla geçen, ama Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuru neticesinde bir doğru iş daha. Çık, ‘ben devletin şan ve şerefi için şunu yapmak istedim, CHP engel oldu’ de. Senden özür dileyeceğim. Söz veriyorum. Meclis’te CHP’nin katkısıyla bir hafta içinde 67 tane kanun yasalaştı. Engelleyici tutum olsaydı bu olabilir miydi? Bence nankörlük ediyorsun. Çok uçurumun kenarından seni aldık. Kamu İhale Kanunu ilk çıktığında yanlışları sıraladık, biraz düzelttik, ama sen o kanunu 100 küsur defa değiştirdin. ‘Bu kanun varken beşli çeteye hizmet edemem’ dedin. Bin kere değiştirdin. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: CHP, devletimizin şan ve şerefi için milletimizin huzuru, refahı, mutluluğu için her vesileyle TBMM’de elini taşın altına koymuştur. Senin derdin milletin şan ve şerefi değil. Tekrar söylüyorum. Bize huzurun, refahına hizmet eden bizim engellediğimiz bir kanun teklifi gösterirsen senden ve milletten özür dileyeceğim.

Kongrelerin yapılma zarureti var. Biz de yaptık. Sosyal mesafeye uyuldu. Başarılı, örnek bir kurultay yaptık. Bir fire de olmadı. COVİD rahatsızlığına da rastlanmadı. Beyefendi, kurultay yapıyor. ‘El ele tutuşun da görelim’ diyor. ‘Hay maşallah tıklım tıklım doldurmuşsunuz…’ Salgında bu söylenecek laf mı ya? Sokakta ceza yazıyorsun. Bilim Kurulu’na çağrı yapıyorum. Ben AK Parti kongreleri yapılmasın diyemem. Ama Bilim Kurulu’nun parti kongrelerinin sosyal mesafeye uygun yapılmasıyla ilgili çerçeveyi çizmeleri lazım. Ben bir suç duyurusunda bulunacağım. Savcıları göreve çağıyorum. Erdoğan’ın kongrelerle ilgili yaptığı, taksirle işlenmiş bir suçtur, başkalarının sağlığına zarar vermek. İnsanlara ‘el ele tutuşun’ demek, tıklım tıklım dolmasına teşvik etmek suç değil midir? Erdoğan bence TCK’nın 86’ncı maddesine göre ama hadi bilinçli değil diyelim TCK’nın 89’uncu maddesine göre taksirli yaralama suçunu işliyor.

“Zambiya daha fazla para ayırdı”

’Erdoğan Hazine esnafın ve milletin emrinde. 51 milyar sosyal koruma kalkanında para harcadık’ demiş. Vallahi billahi yalan. ‘Yalan söylüyor’ desem tazminat davası açacak. Olan benim 10 bin lirama olur. Erdoğan yanlış söylüyor, çarpıtıyor. Türkiye, esnafına günde 33 lira, çalışamayana da 47 lira veriyor. Doğrudan destek olarak Türkiye’nin verdiği para, 8.5 milyar liradır. 2 buçuğu da IBAN’dan, milletten gelen. Geri kalan borçtur, borç. Kimi sayarsan say, 8 milyarın dışında bunların ortaya koyduğu rakamların tümü, borçlandırmaktır, faizlendirmektir. Almanya güya bizi kıskanıyormuş. Esnafına 15 bin Euro doğrudan para verdi. Almanya, GSMH’nin yüzde 11, Kanada yüzde 14 buçuğunu ayırdı. Çok fakir Zambiya yüzde 2.1’ini ayırdı. Türkiye, Almanya yüzde 11.3’ünü ayırırken Türkiye yüzde 1.1’ini ayırdı. Zambiya daha fazla para ayırdı. Milletin gözünün içine baka baka dalga geçiyorsun.

“Milletvekilimiz görevinin başına gelecek”

Enis Berberoğlu’nun durumu hakkında gelen bir soru üzerine Engin Altay şu yanıtı verdi: “Az önce kendisiyle görüştüm. Meclis Başkanlığı’na 14. Ağır Ceza’dan yazı bekliyoruz. Hem UYAP üzerinden Adalet Bakanlığı’na gönderdiğini biliyoruz. Adalet Bakanlığı bunu Cumhurbaşkanlığı Prensipler Dairesi’ne gönderecek. Daire, fezleke olarak Meclis’e gönderecek. Ayrıca mahkeme, Meclis’e de bir karar örneğini yolladı diye biliyoruz. Ne hikmetse PTT; ayçiçeği ve zeytinyağı sattığı için evraklar geç geliyor. Yarım saat öncesinde Meclis’e gelmiş değildi. Meclis Başkanı ile de telefon görüşmesi yaptım. Gelir gelmez Genel Kurul’da okunacak ve milletvekilimiz görevinin başına gelecek.”