Ali Asker Barut kimdir?

Ali Asker Barut, 03 Nisan 1964 yılında Tunceli’nin Ovacık ilçesinde dünyaya geldi. 80 kuşağı içerisinde toplumcu çizgisiyle ön plana çıkan Ali Asker Barut, şiirde bireyin tutumuna dikkat çekerek kuşak içerisinde kendine özgü bir çizgi oluşturmuştur. 

Haber Merkezi / İlk öğrenimi Elazığ’da tamamladı. Orta öğrenimini İstanbul’da bulunan Anadoluhisarı Ortaokulunda tamamladı. 1983’te Paşabahçe Ferit İnal Lisesini bitirdi. Öğrenimine bir müddet ara verdikten sonra başladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesindeki öğrenimini yarıda bıraktı. 1991’de Almanya’ya gitti ve işçi olarak çalıştı (Yalçın 2010: 180). 1996’da başladığı Hürriyet gazetesi Almanya bürosundaki düzeltmenlik görevini sürdürmektedir.

Şiirle yakından ilgilenen Ali Asker Barut; Ömer Asım Aksoy Dil Derneği Ödülü, Rüzgârla Dolu (1992) adlı şiir kitabı ile 1992 Orhon Murat Arıburbu Ödülü ve Aşağı Üsküdar (1995) adlı dosyası ile 1994 Cemal Süreya Ödülü gibi ödüllere layık görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Kardeşi Veysel Barut ile Frankfurt kentinde Simmar Yayınevi’ni kurdu. Evli ve bir çocuk babası olan şair, hâlen Frankfurt’ta yaşamakta ve yazı çalışmalarını sürdürmektedir.

Şair, 1980’li yıllarda dergilerde yayımladığı şiirleriyle edebiyat dünyasına adım atmıştır. İlk şiiri 1985’te Varlık dergisinde yayımlanmıştır. Daha sonra şiirlerini; Adam Sanat, Milliyet Sanat, Gösteri ve Şiir-lik gibi dergilerde yayımlamayı sürdürmüştür. Şiir kitaplarını ancak 1990’lı yıllara gelindiğinde yayımlamaya başlamıştır. Şair, kendini sosyalist gerçekçi ve İkinci Yeni’nin son dönemine yakın bir çizgide görmektedir. Asiltürk onu 1980 kuşağı içerisindeki yerini şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Ali Asker Barut’un gerçekçiliği dönem içerisinde ele alındığında, örneğin Nevzat Çelik’in gerçekçilik anlayışından farklı bir yaklaşıma sahip olduğu görülür. Çelik’te duygusal söyleme yaslanan ve hüznü belirgin kılarak yer yer folklorik şiirin verilerinden yararlanan ifade özelliği, Barut’ta ayrıntıya odaklanan, folklorik anlayıştan uzak duran hatta İknci Yeni’yi çağrıştıran ifadeye yaklaşır. Gerçi burada da çok katmanlılık yerine yalınlık söz konusudur ama düz anlatım zaman zaman imgelerle harmanlanır.”. İlk şiir kitabı Rüzgârla Dolu (1992)’daki gerilimle dinginlik arasındaki söylem, Yağmurlu Leylak (1995)’ta hüzne dönüşmüştür. İlk kitabı Rüzgârla Dolu, “Modell der Melancholie” adıyla T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları arasında Almanca olarak yayımlanmıştır.

Yağmurlu Leylak (1995)’ta; yalnızlık, keder, acı, gece, kaçış ve karanlık gibi temalar sezilmektedir. Almanya’da memleketinden uzakta bir şairin kaleme aldığı mekânların şiirleri Aşağı Üsküdar (1995)’ı oluşturmuştur. Dışarıdayken memleketi özlemek ve memleketi belli bir mekânda billurlaştırmak bu kitabın ana eksenidir. Karanfil Kırıkları (1998) kitabında bir önceki kitaptan süregelen “gölge” metaforunun belirginliğine işaret edilebilir (Sağlam 1999, akt. Asiltürk). Bu kitaptaki şiirlerde içtenlik duygusu ve şairin şiir-hayat ilişkisine verdiği önem göze çarpar. Ay Sözlüğü (2000) kitabında imgecilik biraz daha belirgin söyleyiş daha ustaca ve çarpıcıdır. Sarhoş Böcek Şarkıları (2005)’nda Ali Asker Barut’un şiirinin ilk günlerindeki sahicilik havasının yanı sıra gerçeküstücü bir yaklaşım görülmektedir. Bu kitaptaki şiirlerde yaşanmışlıklar ve konuşmayı seven bir şairin sesi ön plana çıkmaktadır.

Barut; Aşağı Üsküdar (1995), Karanfil Kırıkları (1998), Ay Sözlüğü (2000) ve Sarhoş Böcek Şarkıları (2005) adlı şiir kitaplarını Yenilmiş Bir Medeniyetin Sesiyle (2015) adı altında toplayarak yayımlamıştır. Aynı yıl hatıralarını Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri adıyla yayımlamıştır. Son şiir kitabı Ateş ve Pervane (2017)’de son zamanlarda yazdığı olgunluk dönemi şiirlerini bir araya getirmiştir. Şair bu son şiirlerinde bir büyük geleneğin izinde büyük bir geçmişi dile getirmiştir. Şairin Gölgeleri (2017) adlı deneme kitabında; Yunus Emre’den Dadaloğlu’na, Şeyh Galib’den, Âşık Mahzuni’ye geçerek; Nâzım Hikmet:, Memet Fuat, Sezai Karakoç, Kemal Özer, Haydar Ergülen ve Arif Ay gibi önemli şiir duraklarına uğramıştır. Barut, 1980 kuşağı içinde kendi yerini şöyle dile getirmiştir: Türk şiiri büyük bir ırmaktır. Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Küçük bir dere olarak bu ırmağa kavuşuyor, karışıyorum. Bu ırmaktan doğan, dibinde sabaha dönüşecek çakıl taşları olan, bir dere de denilebilir benim şiirime.”. Barut, şiire başladığı 1980’lerden günümüze bu türdeki üretkenliğini korumuş, her şiir kitabında farklı temaları özgün üslubuyla işleyerek kendine ait bir şiir dünyası oluşturmuştur. Şiirleri ayrıca İngilizce, İtalyanca ve Fransızcaya çevrilmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)