Türkiye’de Her Dört Çalışandan Biri Sigortasız

Türkiye’de toplam istihdam 33.09 milyon kişi olurken, bu çalışanlardan 8.91 milyonu herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı değil. Başka bir ifadeyle Türkiye’de ortalama her dört çalışandan biri sigortasız.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı üçüncü çeyrek verileri, çalışma hayatındaki “kayıt dışı” gerçeğini ve bunun ekonomiye faturasını bir kez daha gözler önüne serdi. Çalışma çağındaki 66,5 milyon kişinin yarısının bile istihdamda olmadığı Türkiye’de, çalışanların önemli bir bölümü sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalıyor.

Dünya Gazetesi’nden Naki Bakır’ın aktardığına göre, toplam 33 milyon 69 bin kişilik istihdam ordusunun 8 milyon 910 bini kayıt dışı, yani sigortasız çalışıyor. Bu rakam, toplam istihdamın yüzde 26,9’una denk geliyor.

Kayıt dışılıkta cinsiyet ve sektör dağılımı ise dikkat çekici:

Erkeklerde yüzde 23,9 olan kayıt dışı çalışma oranı, kadınlarda yüzde 33,1’e yükseliyor.
Tarım dışı sektörlerde kayıt dışılık yüzde 16,9 seviyesindeyken, tarım sektöründe bu oran yüzde 83,3’e fırlıyor.
“Ücretsiz aile işçisi” olarak tanımlanan grupta kayıt dışılık oranı yüzde 88,1 ile zirve yapıyor.

Kayıt dışı istihdamın SGK bütçesi üzerindeki etkisi hesaplandığında ortaya çıkan tablo ise çarpıcı.

Mevcut asgari ücret (Brüt 26.005 TL) baz alındığında, bir çalışan için SGK’ya ödenmesi gereken aylık toplam prim (işçi ve işveren payları dahil) 8 bin 516 TL seviyesinde. Bu, çalışan başına yıllık 102 bin 201 TL’lik bir prim geliri anlamına geliyor.

Eğer 8,9 milyon kayıt dışı çalışan sisteme asgari ücret üzerinden dahil edilebilseydi:

Aylık İlave Gelir: 75,9 milyar TL,
Yıllık İlave Gelir: 910,6 milyar TL olacaktı.

Bu rakam, SGK’nın 2025 yılı için hedeflediği 3 trilyon 752 milyar liralık toplam prim gelir hedefinin dörtte birine tekabül ediyor.

SGK’nın 2025 yılı bütçe hedeflerinde 322,8 milyar TL açık öngörülmüştü. Yılın ilk sekiz ayında açık 74,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Kayıt dışı istihdamın oluşturduğu yıllık 911 milyar TL’lik teorik gelir kaybı, kurumun finansman açığını fazlasıyla kapatabilecek bir potansiyeli barındırıyor.

Uzmanlar, özellikle 3,2 milyon kişiyle en büyük grubu oluşturan ücretli ve yevmiyelilerin kayıt altına alınmasının bile kuruma yıllık 322 milyar TL kazandıracağını, bunun da sistemin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Paylaşın

Türkiye, Dünya Kupası Bileti İçin Play-Off Oynayacak

2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu son maçında İspanya ile Türkiye, Sevilla Olimpiyat Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşma 2 – 2 sona erdi.

Haber Merkezi / Hakem Felix Zwayer’in yönettiği karşılaşmada Türkiye’nin gollerini 42. dakikada Deniz Gül ve 54. dakikada Salih Özcan attı. Rakibimiz İspanya’nın gollerini ise 4. dakikada Dani Olmo ve 62. dakikada Mikel Oyarzabal kaydetti.

Grubunda 13 puan toplayan Türkiye, Dünya Kupası için play-off oynama hakkı kazandı. Play-off maçları 2026’nın Mart ayında oynanacak.

4. dakikada sol kanattan gelişen atakta, Cucurella’nın altıpas önüne gönderdiği topu kontrol eden Olmo, yakın mesafeden şutunda meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu. 1-0

42. dakikada sağ taraftan Orkun’un kullandığı kornerde Barış Alper’in indirdiği topu altıpas önünde Deniz Gül ağlara yolladı. 1-1

54. dakikada sol taraftan Ferdi Kadıoğlu’nun terse gönderdiği topu Orkun Kökçü, göğsüyle Salih Özcan’ın önüne indirdi. Salih, ceza yayının hemen gerisinden yaptığı düzgün ve sert vuruşta meşin yuvarlağı Unai Simon’un sağından filelerle buluşturdu. 1-2

62. dakikada sl taraftaki Cucurella’nın ortasında Çağlar’dan seken top, Pino’nun önünde kaldı. Bu oyuncunun şutunda Merih Demiral’ın kale çizgisi üzerinden uzaklaştırdığı meşin yuvarlak, yeniden Çağlar’a çarparak Oyarzabal’ın önüne düştü. Oyarzabal, topu boş kaleye göndererek ağları havalandırdı. 2-2

ABD, Meksika ve Kanada’nın ev sahipliğinde düzenlenecek ve 48 takımın mücadele edeceği 2026 Dünya Kupası’na, eleme maçları sonucunda Avrupa’dan 16 takım katılım hakkı kazanacak.

Avrupa elemelerinde gruplarını lider tamamlayan 12 takım doğrudan Dünya Kupası’na katılım hakkı elde etti.

Bu takımlar, Almanya, İsviçre, İskoçya, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda, Avusturya, Norveç, Belçika, İngiltere ve Hırvatistan oldu.

Son 4 bilet için ise 12 grup ikincisi ile UEFA Uluslar Ligi’nden gelecek 4 takımın katılımıyla toplam 16 takım mücadele edecek.

Gruplarını ikinci sırada bitiren Slovakya, Kosova, Danimarka, Ukrayna, Türkiye, İrlanda Cumhuriyeti, Polonya, Bosna Hersek, İtalya, Galler, Arnavutluk ve Çekya, Dünya Kupası bileti için play-off oynayacak

Uluslar Ligi’nden gelen Kuzey İrlanda, İsveç, Romanya ve Kuzey Makedonya da play-off aşamasına adını yazdıran diğer takımlar oldu.

Paylaşın

Türkiye, “İnternetin Özgür Olmadığı Ülkeler” Kategorisinde

Türkiye, bu yıl da “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer aldı. İnternet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili olurken, en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar oldu.

ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom House, bu yılki “İnternet Özgürlüğü” raporunu yayımladı. Rapora göre küresel ölçekte internet özgürlüğü 15 yıldır geriliyor. Raporda incelenen 72 ülkeden 27’sinde çevrimiçi güven koşulları kötüleşirken 17 ülkede pozitif bir ilerleme kaydedildiği belirtildi.

100 üzerinden 31 puanla “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer alan Türkiye, geçen sene olduğu gibi bu yıl da 72 ülke arasında 56’ncı sırada yer aldı. Türkiye bu skorla Avrupa’da incelenen ülkeler arasında ise sonuncu oldu.

Türkiye’de internet özgürlüğünün tehdit altında olduğunu belirten Freedom House’a göre, geçen seneye kıyasla paylaşımları nedeniyle uzun süreli hapis cezasına çarptırılan internet kullanıcılarının sayısı azalsa da, Türkiye’de internet özgürlüğüne yönelik sayısız kısıtlama devam etti.

Raporun açıklandığı gün, tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” adlı X hesabına “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle” erişim engeli getirilmesi için girişimde bulunulduğu bildirildi. Daha önce İmamoğlu’nun kişisel X hesabına da Türkiye’den erişim engellenmişti.

Freedom House, özellikle 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolar sırasında sosyal medya platformlarına erişimin kısıtlandığına ve yetkililerin, internet sitelerini engellemek ve içerikleri kaldırmak için mahkemelere başvurduğuna dikkat çekti.

İktidar yanlısı hesapların dezenformasyona devam ettiğini vurgulayan Freedom House; gazetecilerin, aktivistlerin ve sosyal medya kullanıcılarının paylaştıkları içerikler nedeniyle soruşturmalara ve zaman zaman davalara maruz kaldığını hatırlattı. Raporda, Ağustos 2024’te Türkiye Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) sosyal medya platformu Instagram’ı dokuz gün boyunca engellediğine de yer verildi.

Rapora göre, internet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili oldu. İnternet özgürlüğünün en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar olarak sıralandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Sosyal Yardıma Muhtaç Hane Sayısı 4,5 Milyonu Aştı

Giderek derinleşen ve çözülemez hale gelen ekonomik kriz, 18,2 milyon vatandaşı sosyal yardıma mahkum etti. Türkiye nüfusu göz önüne alındığında ortalama her 5 kişiden biri sosyal yardımlara muhtaç durumda.

Ekonomiye dair hedef ve politikaların detaylandığı 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, sosyal yardıma muhtaç hane sayısının 4,5 milyonu aştığını ortaya koydu. Raporda ayrıca, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 9,5 milyona dayandığı vurgulandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’deki yoksulluğun boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Program, 2026 yılı için belirlenen ekonomik hedefler ve politikalarla birlikte, sosyal destek alan hanelerin durumuna da ışık tutuyor.

Sosyal yardıma muhtaç hane sayısının, Covid-19 salgını nedeniyle sosyal yardımların artırıldığı 2022 yılı sayısını geçtiği dikkat çekiyor. Rapora göre, 2022’de 4 milyon 498 bin 852 olan sosyal yardım alan hane sayısı, 2024 sonunda 4 milyon 574 bin 684’e yükseldi.

TÜİK’in dört kişilik hane hesabıyla yapılan hesaplamaya göre, Türkiye’de sosyal yardıma muhtaç kişi sayısı 18 milyon 298 bin 736’ya ulaştı.

Paylaşın

Eurofighter’ların Türkiye’ye Maliyeti 5,4 Milyar Sterlin

Türkiye’nin İngiltere’den 20 Eurofighter savaş uçağı almasına yönelik anlaşmanın bedelinin 5,4 milyar sterlin olduğu bildirildi. Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği duyuruldu.

Millî Savunma Bakanlığı (MSB), İngiltere’yle hafta başında imzalanan Eurofighter anlaşmasının bedeline ilişkin açıklamada bulundu.

“Hava Kuvvetleri Komutanlığının harekat ihtiyacının karşılanması maksadıyla imzalanan anlaşmanın tedarik içeriğinde 20 adet yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, uçaklara ait görev ekipmanları ve muhtelif çeşit ve miktarda mühimmatlar bulunduğu” belirtilen açıklamada, proje bedeli “yaklaşık 5,4 milyar sterlin” olarak ifade edildi.

Bakanlığın açıklamasında Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter Typhoon’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği belirtildi. Türkiye’nin bu iki ülkeden 12’şer ikinci el Eurofighter Typhoon uçağı alması bekleniyor.

Londra, Türkiye’yle imzalanan anlaşmanın bedelinin 8 milyar sterlini bulduğunu açıklamıştı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada anlaşma sayesinde İngiltere’de on binlerce kişinin istihdamının uzun yıllar güvence altına alındığı belirtilerek “Bu, bir nesildir yapılan en büyük savaş uçağı ihracat anlaşması oldu” denilmişti.

MSB’nin açıklamasında Suriye’deki güncel duruma da yer verildi. Bakanlık, Suriye ordusundan bazı birliklerin Türkiye’de askerî eğitim aldığını duyurdu.

Şam’ın “tüm kurum ve birimleri ile yeniden yapılanmaya, ülkede istikrar ve güvenliğin tesisine yönelik gayretli çalışmalarına devam ettiği” belirtilen açıklamada, “13 Ağustos 2025 tarihinde ‘Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası’ imzalanması sonrası Suriye hükümetinin talepleri doğrultusunda, savunma ve güvenlik kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, ziyaret, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri sürdürülmektedir” denildi.

Bu kapsamda, Suriye ordusunun bir kısım birliklerinin ordunun kapasite geliştirme ihtiyacını karşılamak amacıyla “Türk Silahlı Kuvvetlerine ait kışla ve eğitim alanlarından faydalanarak Türkiye’de askerî eğitimler icra ettiği” kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasında, “Bununla birlikte, ‘terör örgütü SDG’nin Suriye Geçici Hükümetine entegrasyonu’ ile ilgili hususlar Bakanlığımız tarafından dikkatle ve hassasiyetle takip edilmektedir” ifadelerine yer verildi. PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecinin de Türk devletinin “ilgili kurumları tarafından büyük bir dikkatle yönetilmekte ve takip edilmekte” olduğu aktarıldı.

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 118. Sıraya Geriledi

Hukukun üstünlüğü sıralamasında, 2024 yılında 117. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında 118. sıraya geriledi. 2015 yılında 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi raporu, Türkiye’nin son on yıldaki karnesini gözler önüne serdi. Salı günü yayımlanan verilere göre Türkiye, 2024’te 117. sırada bulunurken bu yıl bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Raporun en çarpıcı detayı ise 10 yıllık gerileme oldu. 2015’te 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer alan 15 ülke arasında 14’üncü; üst-orta gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin hem küresel hem bölgesel sıralamalarda son sıralarda yer aldığını gösteriyor.

Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 0,46 puanla 80’inci sırada yer alıyordu. Aradan geçen on yılda puanı kademeli olarak düşerken, sıralamada toplam 38 basamak geriledi. Özellikle 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü dönem, Türkiye’nin hukuk devleti göstergelerinde en keskin düşüşü getirdi. Ülke, o yıl yalnızca bir yılda 19 sıra birden gerileyerek 99’uncu sıraya düşmüştü.

Endekste ülkeler; hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, güvenlik, düzenleyici uygulamalar, medeni adalet ve ceza adaleti olmak üzere sekiz ana başlıkta değerlendiriliyor.

750×444-cmsv2-a95bd82b-eea4-549b-9cfd-2a5eef9b3bdd-9527682.webpTürkiye’nin 2025’e ait WJP endeksi
Türkiye, bu başlıklar arasında özellikle “Temel Haklar” kategorisinde kötü bir performans sergiledi ve 143 ülke arasında 134’üncü sırada yer aldı. Bu başlık, ayrımcılığın önlenmesi, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, toplanma hakkı, mahremiyetin korunması ve çalışma haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.

Türkiye, 2024–2025 döneminde puanı yüzde 1,9 oranında düşen ülkeler arasında yer aldı. Bu oranla Türkiye, Sırbistan’ın ardından hukukun üstünlüğünde en çok gerileyen ikinci ülke oldu.

Benzer şekilde Macaristan ve Burkina Faso yüzde 2,0, ABD ve Meksika yüzde 2,8, Sudan yüzde 4,4, Rusya ise yüzde 4,9 oranında düşüş kaydetti. Buna karşın, Dominik Cumhuriyeti yüzde 2,1 artışla hukukun üstünlüğünde en çok ilerleme kaydeden ülke oldu.

Senegal, Sierra Leone, Bangladeş, Gabon ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler de küçük ama istikrarlı iyileşme gösterdi.

Dünya Adalet Projesi, endeksteki genel tabloya ilişkin yaptığı açıklamada, son bir yılda küresel düzeyde hukukun üstünlüğü göstergelerinde gerileme eğiliminin sürdüğünü belirtti. Kurumun raporuna göre, “demokratik kurumların zayıflaması, yargı bağımsızlığının gerilemesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların artması, birçok ülkede gerilemenin temel nedenleri arasında.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

Türkiye, İngiltere’den Eurofighter Typhoon Alıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin Türkiye’ye 20 savaş uçağı satacağını söyledi. Keir Starmer, anlaşmanın toplam 10.7 milyar dolara karşılık geldiğini kaydetti.

İngiltere Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, Türkiye’nin savaşı uçağı siparişinin “bir nesil sonra en büyük savaş uçağı anlaşması” olarak nitelendirildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Türkiye’nin İngiltere’den 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı almasına yönelik anlaşmayı imzaladı.

Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu uçaklar için 8 milyar sterlin ödeyeceği duyuruldu.

Erdoğan, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının tedarikine dair uygulama düzenlemeleri heyetlerarası görüşmelerde imzalandı. Birleşik Krallık ile bu iş birliğimizin savunma sanayiinde müşterek projelere de kapı aralayacağına inanıyorum. Bu mutabakatı iki yakın müttefik olarak aramızdaki stratejik ilişkilerin yeni bir nişanesi olarak görüyorum” dedi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İngiltere ile imzalanan anlaşmayla eş zamanlı olarak Katar ve Umman’dan da Eurofighter Typhoon savaş uçağı alınacağını duyurdu. Güler, Türkiye’nin Katar ve Umman’dan 12’şer, İngiltere’den 20 olmak üzere toplamda 44 Eurofighter Typhoon alımı yapacağını açıkladı.

Eurofighter uçaklarının İngiltere’de son montajının yapıldığı fabrikada üretim Temmuz ayında durmuştu.

BAE Systems’in Lancashire’daki Warton üretim tesisi, “İngiltere içinden ya da dışarıdan yeni sipariş gelmemesi” nedeniyle üretim bandını durdurmuştu. İşçileri temsil eden sendika Unite, tesiste çalışan yüzlerce işçinin başka üretim tesislerine ya da Kraliyet Hava Kuvvetleri üslerine gönderildiğini aktarmıştı.

Sendika, 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Eurofighter ve F-35 üreten fabrikalardaki mühendis ve işçilerin, BAE Systems ile ücretlerde anlaşamamaları üzerine grev kararı aldıklarını açıkladı. Unite, üretim ve kalite kontrolün de dahil olduğu dört departmanın katılacağı grevin ilk aşamasının 5-25 Kasım arasında yapılacağını duyurdu.

Sendikadan yapılan açıklamada “Bu üretimi aksatacak ve üretim tesislerini durma noktasına getirecektir” denildi. Çalışanlar BAE’in %3,6’lık zam teklifini “enflasyon oranının altında olması” nedeniyle reddetti.

Paylaşın

Demirtaş Ve Yüksekdağ’ın Sürece Desteği Tam

DEM Parti İmralı Heyeti, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yeni sürece desteklerinin tam olduğunu açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar, dokuz yıldır tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile görüştü.

Heyet eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ve eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’i de cezaevinde ziyaret etti.

İmralı Heyeti tarafından ziyaretlerin ardından yazılı açıklama yapıldı. Ziyaretlerin son derece verimli geçtiğini belirten Heyet, “Arkadaşlarımız, yüreği özgürlük, barış ve demokrasi için atan herkese en içten selam ve sevgilerini iletti” dedi.

İmralı Heyeti’nin yazılı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Görüşmelerde esas olarak barış sürecine dair bilgi paylaşımı ve fikir alışverişinde bulunduk. Sevgili Selahattin Demirtaş, sürece desteğinin tam olduğunu vurguladıktan sonra, sürecin başarıya ulaşması, barışın ve demokrasinin tesisi için her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Sevgili Figen Yüksekdağ da barışın ve demokratik toplumun inşası konusunda umudunu koruduğunu, bu yolda desteğinin ve katkısının güçlü bir şekilde devam edeceğini belirtti.

Suçsuzlukları hukuken de sabit olan arkadaşlarımızın hala cezaevinde tutulması hiçbir gerekçeyle açıklanamaz, hiçbir şekilde kabul edilemez. Bu açık adaletsizliğin bir an önce ortadan kaldırılması, arkadaşlarımızın barış ve demokrasi yürüyüşüne özgür şartlarda katılması acil talebimiz ve beklentimizdir.”

Paylaşın

Türkiye, Dini Azınlıkların Ayrımcılığa Maruz Kaldığı Ülkeler Arasında

“Kirche in Not”un raporunda, Türkiye, Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Uluslararası Katolik yardım kuruluşu “Kirche in Not”, 2025 yılı din özgürlüğü raporunu yayımladı. Dünya çapında 62 ülkede din özgürlüğü hakkının ihlal edildiği tespitine yer verilen raporda ihlallerin daha çok Afrika ve Asya ülkelerinde görüldüğü kaydedildi.

Raporun baş editörü Marta Petrosillo, dünyada 5 milyar 400 milyon insanın, başka bir deyişle dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 65’inin din özgürlüğünün ihlal edildiği ülkelerde yaşadığını kaydetti.

Vatikan ile bağlantılı bir kurum olan Kirche in Not’un raporunda din özgürlüğüne yönelik ihlaller “hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve takibat” olmak üzere üç grupta sınıflandırıldı.

Türkiye; Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Aralarında Çin, Hindistan, Nijerya ve Kuzey Kore’nin de bulunduğu 24 ülke ise dini azınlıkların takibata maruz kaldığı “en kötü” olarak sınıflandırılan kategoride yer aldı. Bu ülkelerin yüzde 75’inde durumun, son rapordan bu yana daha da kötüleştiğine işaret edildi.

Raporda, Batılı sanayi ülkelerinde de din özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin arttığı kaydedildi. Özellikle Hamas’ın İsrail topraklarına saldırdığı ve Gazze savaşının başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden sonra İslam karşıtı ve antisemit nefret suçlarının güçlü bir şekilde arttığına dikkat çekildi. Almanya’da Gazze savaşı bağlantılı, sinagog ve camilere yönelik saldırı, taciz, internette nefret söylemi gibi toplam 4 bin 369 ceza vakasının kayıtlara geçtiği, bu sayının 2022’de sadece 61 olduğu kaydedildi.

Fransa’da da antisemit eylemlerin son iki yılda rekor seviyelere çıktığına işaret edilen raporda İslam karşıtı nefret suçlarının yüzde 29 arttığı, antisemit nefret suçlarının yüzde 1000 oranında artış gösterdiği belirtildi.

Raporda, “Bir temel hak olan din özgürlüğü sadece üçüncü dünya ülkelerinde değil, sanayi ülkelerinde de ihlal edilmektedir” denildi.

Rapora göre Batılı ülkelerde Hristiyanlara ve kiliselere yönelik saldırılarda da belirgin artış yaşandı. 2023 yılında Fransa’da Hristiyanlık karşıtı yaklaşık 1000 eylem kayıtlara geçerken Yunanistan’da kiliselere yönelik 600’ün üzerinde vandallık olayı yaşandı. Kanada’da da 2021-2024 arasında 24 kilisenin kundaklandığı belirtildi. İspanya, İtalya, İngiltere ve Hırvatistan’da da benzer eğilimler gözlemlendiği, din adamlarının, ibadet yerlerinin saldırıya uğradığı kaydedildi.

Kirche in Not’un İtalya bölümü başkanı Sandra Sarti, son 25 yılda din özgürlüğünde olumsuz yönde gelişmeler kaydedildiğini belirterek din özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların zorunlu göçün de temel nedenlerinden biri olduğuna vurgu yaptı.

1947 yılında kurulan Kirche in Not, Papalık hukukuna göre vakıf statüsüne sahip. Sadece bağışlarla finanse edildiğini belirten kuruluş, 1999 yılından bu yana yaklaşık 200 ülkede din özgürlüğünü mercek altına alıyor ve iki yılda bir raporlaştırıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın