Merkez Bankası’ndan Bankalara “Kur Korumalı Mevduat” Uyarısı

İktidarın Türk Lirası’ndaki birikimleri kurdaki değişimlere karşı korumak için uyguladığı KKM’de işler iyi gitmiyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), bankalara Kur Korumalı Mevduat (KKM) işlemleri ile ilgili sözlü bir uyarı yaptığı belirtiliyor.

Bloomberg HT’nin haberine göre Merkez Bankası’ndan bankalara iletilen “sözlü uyarı”da, bazı bankaların Hazine karşı taraflı Kur Korumalı Mevduat’tan çıkan yatırımcıların TL’si ile Döviz aldırdığı, ertesi gün bu döviz ile Merkez Bankası’nın sağladığı Dövizli Kur Korumalı Mevduat ürünlerine geçtiği ifade edildi.

Bunu yapan bankaların TCMB tarafından uyarılarak, “Bu işlemlerin tespiti halinde bu işlemlerin TL dönüşüm payına sayılmayacağı” söylendiği vurgulanıyor.

Bankalar açısından Hazine karşı taraflı Kur Korumalı Mevduat ürünü, Merkez Bankası fonlaması haricinde en ucuz kaynak toplama yöntemi haline gelmişti. TL’si olanların Hazine ile yaptıkları KKM işlemlerinde “politika faizi +3 puan” olarak belirlenmiş olan faiz, son faiz indirimi sonrası yüzde 11,5 seviyesine kadar geriledi.

Düşük getirisi nedeniyle mevduat sahiplerinin önemli bir bölümü vadesi geldiğinde ürünü yenilemeyi tercih etmiyor.

Bankalar, zaten TL yatırımcısı olan bu mevduat sahibine düz vadeli mevduata geçmesi halinde yüzde 28-32 arasında faiz vermek zorunda kalıyor.

Merkez Bankası, 26 Ocak tarihinde yaptığı düzenleme ile, döviz karşılığı yapılan Kur Korumalı Mevduat işlemlerinde faiz sınırını kaldırmıştı. Bunun üzerine döviz KKM faizleri yükselerek bankadan bankaya değişmekle birlikte, yüzde 20’ler çevresine oturmuştu.

Dolayısıyla bazı bankaların, yüzde 30’larda yüksek faizli TL mevduat maliyetine katlanmak yerine, müşterilerini kendilerine maliyeti yüzde 20’lerde olan Merkez Bankası karşı taraflı KKM işlemlerine yönlendirdiği vurgulanıyor.

Merkez Bankası bankalara ayrıca, bilançolarındaki TL ağırlığını yüzde 50 ve yüzde 60 sınırlarının üzerine çıkarmaması halinde ek menkul kıymet tutma yükümlülüğü getirmişti. Faizi enflasyonun çok altında olan bu tahvilleri tutmak istemeyen bankalar, ellerindeki döviz mevduatlarını TL cinsi enstrümanlara dönüştürmek için farklı yollar denemeye başlamıştı. Kur Korumalı Mevduat ürünleri, bu dönüşümün sağlanmasının en önemli parçalarından birini oluşturuyor.

Dolayısıyla Merkez Bankası, yaptığı uyarıyla bu yolu tercih eden bankalara “döviz talebi yaratan bu harekete devam edildiği taktirde, bankanın maliyeti düşse de yaptığı işlem TL dönüşümü sayılmayacağı için menkul kıymet tutma yükünü azaltmayacağı mesajını vermiş oluyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Faizi Yüzde 8,5’a Çekti; Karar Ekonomiyi Nasıl Etkiler?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından, politika faizini 50 baz puan düşürerek yüzde 8,50’ye çekti. Faiz indirimi piyasalarca beklenen bir karardı.

Peki Merkez Bankası’nın son faiz indirimi ekonomiyi nasıl etkiler? Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, kararı BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

Her ne kadar beklenti dahilinde olsa da anlamakta her zamankinden daha fazla zorlandığım bu faiz indirimi öncesinde aklıma şu sorular geldi:

Deprem sonrası döviz ihtiyacının zirve yaptığı noktada:

Merkez Bankası faiz indirip sonra elindeki kıt dövizi satarak kuru tutmaya çalışır mı?

Faiz inerse arzu edilen politika desteği sağlanır mı, yoksa uzun süredir devam eden “daraltıcı genişleme” mi gözlenir?

Bu soruların ikisine de evet cevabını verince, böyle bir maliyeti hele de deprem sonrası milyarlarca dolarlık bir fatura varken neden ödediğimizi anlamakta zorlanıyorum.

Merkez Bankası uzunca bir süredir faizleri düşük tutarak ekonomiyi desteklemeye çalışıyor.

Ancak düşük faiz ortamı enflasyonu ve dolarizasyonu tetikliyor. Bunun sonucu yükselen kuru tutabilmek için de rezerv satılıyor. “128 milyar dolar nerede?” şeklinde gündeme gelen sorunun altında bu mekanizma var.

Düşük faizle geçici olarak elde edilen büyüme rakamları altta yatan kırılganlıkları derinleştirdiği ve harcanan dövizi yerine koyacak bir döviz girişi yaratamadığı için merkez bankasının net döviz rezervleri yıllardır azalmaya devam ediyor. Son rakamlar swap hariç net rezervlerin -40 milyar dolar seviyelerine gerilediğini gösteriyor.

Son veriler geçtiğimiz iki haftada brüt rezerv kaybının 7 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Peki yeniden yapılanmak için döviz rezervine bu kadar ihtiyacımız olduğu noktada bu düşük faiz ısrarı neden?

Felaket dönemlerinde para politikası

Doğal felaketler arzın azalıp fiyatların yükseldiği bir stagflasyonist şok yaratıyor.

Yakın zaman önce yapılmış bir çalışma bir taraftan fiyat istikrarı bir yandan da üretim kapasitesini vuran bu tür felaketlerden sonra merkez bankalarının verdikleri tepkilerin de farklılık gösterdiğine işaret ediyor.

Zira fiyat istikrarının önceliklendirip faiz artıran ülkeler de var, felaketin yarattığı resesyonu önceliklendirip faiz indiren de.

Önce fiyat istikrarı diyen merkez bankaları uzun soluklu bir arz şoku durumunda vatandaşları bir de enflasyona ezdirmeyelim, kurdan gelen ilave bir maliyet artışı yaşamayalım diye düşünerek hareket ediyor.

Faiz indiren merkez bankaları ise olağanüstü şartlarda verilecek bu desteğin uzun vadeli beklentileri bozmayacağına inanarak hareket ediyor. Şayet bu tür bir felaketten önce para politikasında önceliklerinizi doğru belirleyip fiyat istikrarı sağlamışsanız ve kur üzerinden daraltıcı bir etki beklemiyorsanız bu politikayı tercih edip yolunuza devam edebilirsiniz.

İhtiyaç halinde bu tür bir parasal genişlemeye gidip yan etkilerini yaşamadan ekonomiye net bir destek verebilmek, normal zamanlarda işini güzel yapmış merkez bankalarının sahip oldukları bir lüks.

Biz bu lükse sahip miyiz?

İyimser bir tahminle GSYH’dan yaklaşık iki puan kadar çalması beklenen büyük depremden sonra ekonominin desteklenmesi elbette çok önemli.

Ancak burada soru atılan taşın yerine gidip gitmeyeceği sorusu. Biz normal zamanlarda işimizi doğru yapıp beklentileri çıpalamış bir merkez bankası olsaydık tam da en çok ihtiyacımız olduğu noktada gönül rahatlığı ile faiz indirebilir ve indirdiğimiz faize karşılık da ekonomide canlanma yaratabilirdik.

Ama şimdi durum öyle mi?

Ekonomiyi desteklemek amacı ile faizi düşürdük, güzel. Peki yüzde 58 manşet enflasyona karşılık yüzde 8,5’e düşen politika faizi ekonomide genişleyici bir etki mi, yoksa daraltıcı bir etki mi yapar?

Daraltıcı genişlemeye devam

Politika faizi ile piyasa faizleri arasındaki ilişki uzunca bir süredir kopuk.

Enflasyonu ve riskleri artıran faiz indirimleri piyasa faizlerini azaltmayıp bilakis artırdığı için Merkez Bankası ve BDDK uzun süredir yeni düzenleme ve kontrollerle faizleri düşük tutmaya çalışıyor.

Ancak zorlama ile devam ettirilmeye çalışılan düzen piyasa fiyatlamalarını ve öngörülebilirliği daha da bozduğu için ekonomiyi desteklemekten ziyade daraltıcı etki yapıyor. Bu daraltıcı etki daha çok faiz indirimi ile bertaraf edilmeye çalışılsa da biriken kırılganlıkların ağır bastığı bir sürece giriyoruz.

Nitekim 2023’e dair deprem öncesi yapılan büyüme tahminlerinde bile yaygın olarak yansıtılan ivme kaybı bu etkiyi yansıtıyor.

‘Hataların maliyetini birisi ödemek zorundadır’

Politika hatalarının bedelleri en çok felaket zamanlarında ağırlaşıyor. Para politikası bacağında atılan hatalı adımlar deprem sonrası dönemde para politikasını maalesef etkisiz hale getirdi.

Maliye politikasının deprem öncesi dönemde görece daha ihtiyatlı hareket etmiş olması ve hareket edecek mali alanımız olması ise şu anda gerekli finansmanı elde edebilme konusunda en büyük şansımız olacak.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini Yüzde 8,50’ye Çekti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından, politika faizini 50 baz puan düşürerek yüzde 8,50’ye çektiğini duyurdu. Banka, önceki iki toplantısında faizde bir değişikliğe gitmemişti.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Kurul, bu ölçülü indirim sonrası para politikası duruşunun deprem sonrası gerekli toparlanmayı desteklemek için yeterli olduğu görüşündedir” ifadeleri kullanıldı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Yakın dönemde iktisadi faaliyete ilişkin açıklanan veriler tahmin edilenden daha olumlu seviyelerde gerçekleşmesine rağmen, jeopolitik risklerin ve faiz artışlarının da etkisi ile gelişmiş ülke ekonomilerinde resesyon endişeleri sürmektedir. Türkiye’nin geliştirdiği stratejik nitelikte çözüm araçları sayesinde temel gıda başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının olumsuz etkileri azaltılmış olsa da uluslararası ölçekte üretici ve tüketici enflasyonu yüksek seviyelerini sürdürmektedir. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerindeki ayrışma devam etmektedir. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin sürdüğü gözlenmektedir. Ayrıca finansal piyasalar, durgunluk risklerine karşı faiz artışı yapan merkez bankalarının faiz artırım döngülerini yakında sonlandıracağını beklentilerine yansıtmaktadır.

Asrın felaketi öncesindeki öncü göstergeler 2023 yılının ilk çeyreğinde iç talebin dış talebe kıyasla daha canlı olduğuna ve büyüme eğiliminde artışa işaret etmekteydi. Depremin üretim, tüketim, istihdam ve beklentiler üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Depremin yakın vadede ekonomik aktiviteyi etkilemesi beklenmekle birlikte orta vadede Türkiye ekonomisinin performansı üzerinde kalıcı bir etkide bulunmayacağı öngörülmektedir.

Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, turizmin cari işlemler dengesine beklentileri aşan güçlü katkısı yılın tüm aylarına yayılarak devam etmektedir. Bunun yanında, iç tüketim talebi, enerji fiyatlarındaki yüksek seviye ve ana ihracat pazarlarındaki zayıf iktisadi faaliyet cari denge üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir.

Kurul, 2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma metninde belirttiği üzere, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve fonlama kanalları başta olmak üzere tüm politika araç setini liralaşma hedefleriyle uyumlu hale getirecektir. Kurul, yaşanan felaketin etkilerinin en düşük seviyelere indirilmesi ve gerekli dönüşümün desteklenmesi amacıyla uygun finansal koşulların oluşmasını önceliklendirecektir.

Uygulanan bütüncül politikaların desteğiyle enflasyonun seviyesinde ve eğiliminde iyileşmeler görülmeye başlanmakla birlikte depremin yol açtığı arz-talep dengesizliklerinin enflasyon üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Sanayi üretiminde yakalanan ivmenin ve istihdamdaki artış trendinin sürdürülmesi açısından finansal koşulların destekleyici olması daha da önemli hale gelmiştir.

Bu çerçevede Kurul, politika faizinin 50 baz puan düşürülmesine karar vermiştir. Kurul, bu ölçülü indirim sonrası para politikası duruşunun fiyat istikrarı ve finansal istikrarı koruyarak deprem sonrası gerekli toparlanmayı desteklemek için yeterli olduğu görüşündedir. Depremin 2023 yılının ilk yarısındaki etkileri yakından takip edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. TCMB, fiyat istikrarının kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması için Liralaşma Stratejisi’ni tüm unsurlarıyla uygulayacaktır.

Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Paylaşın

TCMB Açıkladı: Reel Kesim Güveni Şubat Ayında Arttı

Reel kesim güven endeksi şubat ayında bir önceki aya göre 0,7 puan artarak 102,4 oldu. Verinin 100’ün altında olması, anketin kapsadığı reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin güveninin azaldığı, görünümün kötümser olduğu anlamına geliyor.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.

Buna göre, 2023 yılı Şubat ayında mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi bir önceki aya göre 1,0 puan azalarak 102,4 seviyesinde gerçekleşti.

Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki toplam istihdam ve sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki üretim hacmi ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.

Mevsimsellikten arındırılmamış reel kesim güven endeksi bir önceki aya göre 0,7 puan artarak 102,4 seviyesinde gerçekleşti.

Anketi yanıtlama oranı deprem bölgesinde yüzde 61’e geriledi

2023 yılı Şubat ayında İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren bin 678 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılark toplulaştırılmasıyla elde edilerek değerlendirildi.

Reel kesim güveni Şubat ayı ile İktisadi Yönelim Anketi yanıtları 1 Şubat’tan itibaren derlendi. Depremden etkilenen 11 ilde bulunan firmaların ağırlıklı yanıtlanma oranı bir önceki ay yüzde 87 iken Şubat ayında yüzde 61,1’e geriledi.

Verinin 100’ün altında olması, anketin kapsadığı reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin güveninin azaldığı, görünümün kötümser olduğu anlamına geliyor.

Kapasita kullanımı binde 1 arttı

İmalat sanayi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış Kapasite Kullanım Oranı (KKO-MA), bir önceki aya göre 0,1 puan azalarak yüzde 75,7 seviyesinde gerçekleşti.

Mevsimsel etkilerden arındırılmamış Kapasite Kullanım Oranı (KKO), bir önceki aya göre 0,1 puan azalarak yüzde 75,2 seviyesinde kaydedildi.

Paylaşın

Depremler Sonrası TL’yi Korumak İçin 7 Milyar Dolar Harcandı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Kahramanmaraş ve Elbistan’da 6 Şubat’ta meydana gelen yıkıcı  depremlerden sonraki iki hafta içinde Türk Lirası’nın değerini sabit tutmak için rezervlerden 7 milyar dolar harcadığı öne sürüldü.

Reuters haber ajansında yer alan habere göre, devlet politikalarının hassasiyeti nedeniyle adlarının açıklanmasını istemeyen bankacılar, TCMB döviz rezervlerinin önümüzdeki haftalarda baskı altında kalmaya devam edebileceğini belirtti.

Türkiye modern tarihinin en ağır doğal afeti olan 6 Şubat depremleri binlerce kişinin ölümüne ve başta Maraş, Hatay ve Adıyaman olmak üzere güneydeki 10 ilde geniş çaplı yıkıma neden oldu. İstanbul Borsası ise geçici süreliğine kapatıldı.

Ancak 6 Şubat’taki ilk depremden bu yana geçen iki haftalık süre içinde döviz piyasalarında Türk Lirası, ABD Doları karşısında sadece binde 2 oranında değer kaybetti.

Rezervler nasıl değişti?

TCMB verileri, döviz rezervlerinin, 6 Şubat depreminden bir hafta sonra 4 milyar dolar azalarak 125 milyar 600 milyon dolara gerilediğini gösteriyor. Reuters, üç bankacının hesaplamalarının, TCMB döviz rezervinin geçen hafta 3 milyar dolar daha azaldığını ortaya koyduğunu kaydetti.

TCMB, konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

VOA Türkçe’nin aktardığı habere göreyse, Reuters’a konuşan bankacılardan biri, TCMB’nin döviz piyasasını “uzun zamandır özellikle ihracattan elde edilen yeni döviz gelirlerini piyasaya aktararak” dengelediğini söyledi. Bankacı, “Rezerv kullanımı uzun zaman sürdürülebilir değil çünkü rezerv yeterliliği düşük. Dövize olan talebi azaltmak için atılan adımların devam etmesini bekliyorum” dedi.

Özellikle lirada 2021 yılı sonundaki tarihi değer kaybından bu yana TCMB döviz rezervlerini kullanmak, hükümetin alışılmışın dışındaki ekonomi politikalarının rutin bir parçası haline geldi.

TCMB, azalan döviz rezervlerini takviye etmek için ihracatçıların elde ettiği gelirin bir kısmını kendisine satmasını şart koşuyor; şirket ve bireyleri ellerindeki dövizi kur korumalı mevduata (KKM) dönüştürmeye teşvik ediyor.

Yetkililer, depremden sonra dövize olan talebi azaltmak için birkaç adım attı. Bankalar, Borsa İstanbul’da türev işlemleri yapmaya çağrıldı. Döviz ve altın işlemlerindeyse alım ve satım arasındaki fiyat farkı arttırılarak talebi sınırlandırma yoluna gidildi.

Reuters’a konuşan bankacılar, TCMB’nin kısa vadede liranın değerini korumak için döviz rezervlerini kullanma baskısı altında kalmaya devam edeceğini kaydetti. Bankacılar, uluslararası yardımların bu baskıyı hafifletmeye yardımcı olabileceğini söyledi.

Mali hizmetler firması JPMorgan, depremlerin binalara ve altyapıya verdiği doğrudan hasarın maliyetinin 25 milyar dolar olduğu tahmininde bulundu ve “uluslararası yardım, lira üzerindeki baskıyı telafi edebilir” dedi.

Faiz indirimi bekleniyor

Türk yetkililer, enflasyonun geçen yıl resmi verilere göre yüzde 85’e ulaşmasına rağmen TCMB’nin faiz oranlarını düşürmesinin yolunu açmak için liranın değerini sabit tutmaya çalışıyor.

Reuters haber ajansının yaptığı ankete göre TCMB’nin perşembe günü faiz oranını 50 baz puan daha düşürerek yüzde 8,5’e indirmesi bekleniyor.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tüketici Güveni Son 23 Ayın Zirvesinde

2023 ocak ayında 79,1 olan Tüketici Güven Endeksi, şubat ayında 82,5 olarak kayıtlara geçti. Böylece endeks, son 23 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. 6 Şubat 2023’ten önce derlenen veriler deprem öncesini yansıtıyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Güven Endeksi, Şubat 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen “Tüketici Eğilim Anketi” sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, şubatta ocak ayına göre yüzde 4,3 arttı.

Geçen ay 79,1 olan endeks, bu ay 82,5 olarak kayıtlara geçti. Böylece endeks, son 23 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

TÜİK’ten yapılan açıklamada tüketici güvenine dair verilerin 6 Şubat 2023’ten önce derlendiği, dolayısıyla verilerin deprem öncesini yansıttığı ifade edildi.

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülüyor.

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Kısa Vadeli Dış Borçta Yeni Rekor: 190,2 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) verilerine göre, 2022 aralık ayı sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç stoku, 190,2 milyar dolara yükseldi.

Haber Merkezi /Söz konusu borç stokunun içinde kamu sektörünün yüzde 21,2, Merkez Bankası’nın yüzde 17,2,  özel sektörün ise yüzde 61,6 oranında paya sahip.

2022 aralık sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonunun yüzde 45,2’si dolar, yüzde 26’sı euro, yüzde 9,7’si TL ve yüzde 19,1’i diğer döviz cinslerinden gerçekleştiği gözlendi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Aralık 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, Aralık sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku 2021 yıl sonuna göre yüzde 22,1 artışlar 145,6 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 22,3 artışla 60,1 milyar dolar olurken diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku ise yüzde 19,7 artarak 52,6 milyar dolar oldu.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2021 yıl sonuna göre yüzde 2,6 oranında artarak 10,8 milyar ABD doları seviyesinde yükseldi.

Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin Döviz tevdiat hesabı yüzde 32,5 oranında artarak 20,3 milyar ABD doları, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 20,6 oranında artışla 16,8 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Öte yandan yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 30,1 oranında artışla 12,3 milyar ABD doları oldu.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları ise, 2021 yıl sonuna göre yüzde 20,7 oranında artarak 46,9 milyar ABD doları seviyesine ulaştı.

2022 Aralık sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonunun yüzde 45,2’si dolar, yüzde 26’sı euro, yüzde 9,7’si TL ve yüzde 19,1’i diğer döviz cinslerinden gerçekleştiği gözlendi.

2022 Aralık sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 190,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Böylelikle kısa vadeye göre dış borç stoku rekor serisini üçüncü aya taşımış oldu.

Söz konusu stokun 15,5 milyar dolarlık kısmı Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştuğu belirtildi.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 35,76

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2023 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 35,76 olurken, bankanın 2024 yılı için enflasyon beklentisi yüzde 17,18’den 18,11’e yükseldi.

Haber Merkezi /Merkez Bankası’nın 2023 yıl sonu dolar kuru beklentisi 22,84 lira olurken, 2024 yıl sonu döviz kuru beklentisi ise 23,44 liradan 23,10 liraya geriledi.

Merkez Bankası’nın yıl sonu büyüme beklentisi yüzde 4,1’den 3,6’ya inerken, gelecek yıl büyüme beklentisi yüzde 4,3’ten 4,5’e çıktı.

Bankanın yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi, 30,6 milyar dolara geriledi. Gelecek yıl için cari işlemler açığı beklentisi ise 21,6 milyar dolar oldu.

Merkez Bankası’nın politika faizine ilişkin cari ay sonu ve 3 ay sonrasına yönelik beklentiler yüzde 9 olarak belirlendi. 12 ay sonrası için politika faizi beklentisi ise yüzde 13,94 düzeyinde oluştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2023 yılı Şubat ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarını açıkladı: TCMB’den yapılan açıklama şöyle:

“Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 32,46 iken, bu anket döneminde yüzde 35,76 olmuştur. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 30,44 iken, bu anket döneminde yüzde 30,75 olmuştur. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 17,18 ve yüzde 18,11 olarak gerçekleşmiştir.

2023 yılı Şubat ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 15,63 olasılıkla yüzde 25,00 – 29,99 aralığında, yüzde 25,31 olasılıkla yüzde 30,00 – 34,99 aralığında, yüzde 35,26 olasılıkla ise yüzde 35,00 – 39,99 aralığında artış göstereceği öngörülmektedir.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 15,63’ünün beklentilerinin yüzde 25,00 – 29,99 aralığında, yüzde 25,00’inin beklentilerinin yüzde 30,00 – 34,99 aralığında, yüzde 31,25’inin beklentilerinin yüzde 35,00 – 39,99 aralığında olduğu gözlenmektedir.

2023 yılı Şubat ayı anket döneminde, katılımcıların 24 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 10,67 olasılıkla yüzde 9,00 – 14,99 aralığında, yüzde 55,26 olasılıkla yüzde 15,00 – 20,99 aralığında, yüzde 18,27 olasılıkla ise yüzde 21,00 – 26,99 aralığında artış göstereceği öngörülmektedir.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre, 24 ay sonrası TÜFE enflasyonu beklentileri değerlendirildiğinde, katılımcıların yüzde 14,81‘inin beklentilerinin yüzde 9,00 – 14,99 aralığında, yüzde 48,15‘inin beklentilerinin yüzde 15,00 – 20,99 aralığında, yüzde 25,93’ünün beklentilerinin yüzde 21,00 – 26,99 aralığında olduğu gözlenmektedir.

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 9,08 iken, bu anket döneminde yüzde 9,00 olmuştur. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 9,00 olarak gerçekleşmiştir.

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 23,12 TL iken, bu anket döneminde 22,84 TL olmuştur. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise bir önceki anket döneminde 23,43 TL iken, bu anket döneminde 23,10 TL olarak gerçekleşmiştir.

Katılımcıların GSYH 2023 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde 4,1 iken, bu anket döneminde yüzde 3,6 olarak gerçekleşmiştir. GSYH 2024 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde 4,3 iken, bu anket döneminde yüzde 4,5 olarak gerçekleşmiştir.”

Paylaşın

Cari Açık 9 Yılın Zirvesinde: 48 Milyar 769 Milyon Dolar

2022 yılında cari işlemler açığı 48 milyar 769 milyon dolar oldu. Bu oran, 2013 yılından bu yana en yüksek cari açık anlamına geliyor. Ekonomistlerin 2022 için toplam cari işlemler açığı beklentisi ise 46 milyar 650 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmişti.

Haber Merkezi / 2022 yılı aralık ayında cari işlemler hesabı 5 milyar 910 milyon dolar açık verdi. Ekonomistler, cari işlemler hesabının Aralık 2022’de 5 milyar dolar açık vermesini bekliyordu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ödemeler Dengesi Aralık 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, aralık 2022’de cari işlemler hesabı 5 milyar 910 milyon dolar açık verdi. Bunun sonucunda, 2022’de cari işlemler açığı 48 milyar 769 milyon dolar oldu. Bu rakam, 2013 yılından bu yana en yüksek cari açık anlamına geliyor.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı aralıkta 3 milyar 525 milyon dolar, ocak-aralık döneminde ise 50 milyar 793 milyon dolar fazla verdi.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı aralıkta 8 milyar 89 milyon dolar oldu. Bu dönemde, hizmetler dengesi kaynaklı girişler 2 milyar 498 milyon dolar, seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler de 1 milyar 468 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Birincil gelir dengesi kalemi aralıkta 533 milyon dolar net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi ise 214 milyon dolar net giriş kaydetti.

Beklentilerin üzerinde

Ekonomistler, cari işlemler hesabının Aralık 2022’de 5 milyar dolar açık vermesini bekliyordu. Ekonomistlerin 2022 için toplam cari işlemler açığı beklentisi ise 46 milyar 650 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmişti.

TCMB tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Cari işlemler hesabı

Aralık ayında cari işlemler hesabı 5.910 milyon ABD doları açık kaydetmiştir. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 3.525 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 8.089 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 2.498 milyon ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 1.468 milyon ABD doları olmuştur.

Birincil gelir dengesi kalemi 533 milyon ABD doları net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi ise 214 milyon ABD doları net giriş kaydetmiştir.

Bunun sonucunda, Ocak-Aralık dönemi cari işlemler açığı 48.769 milyon ABD doları olurken, aynı dönemde altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı 50.793 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Finans Hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 374 milyon ABD doları olarak kaydedilmiştir.

Portföy yatırımları 828 milyon ABD doları tutarında net giriş kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 16 milyon ABD doları net alış ve hisse senedi piyasasında 580 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, Genel Hükümet 2.000 milyon ABD doları net kullanım ve bankalar 694 milyon ABD doları net geri ödeme yapmışlardır.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 4.109 milyon ABD doları net azalış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 351 milyon ABD doları net azalış ve Türk lirası cinsinden 31 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 320 milyon ABD doları net azalış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 250 milyon ABD doları ve 301 milyon ABD doları net geri ödeme, genel hükümet ise 745 milyon ABD doları net kullanım gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 2.434 milyon ABD doları net artış olmuştur.

Yıl sonu güncellemeleri

“Revizyon Politikası” doğrultusunda yapılan yıl sonu çalışmaları kapsamında, Ödemeler Dengesi İstatistikleri’nde 2018 yılından itibaren birincil gelir dengesi, doğrudan yatırımlar ve diğer yatırımlar kalemleri başta olmak üzere çeşitli güncellemeler yapılmıştır. Güncellemelerin bir kısmı ödemeler dengesi tablosunda sadece sınıflama değişikliğine neden olurken, bir kısmı da “Cari İşlemler Hesabı” ile “Finans Hesabı” kalemlerini ve dolayısıyla “Net Hata ve Noksan” kalemini etkilemiştir.

Yapılan güncellemeler neticesinde Net Hata ve Noksan kalemi, 2018 yılında 235 milyon ABD doları, 2019 yılında 98 milyon ABD doları, 2020 yılında 58 milyon ABD doları, 2021 yılında 194 milyon ABD doları ve 2022 yılının Ocak-Kasım dönemi için 1.431 milyon ABD doları güncellenmiştir.”

Paylaşın

Merkez Bankası, Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yüzde 22,3’te Sabit Tuttu

2023 yılının ilk enflasyon raporuyla yıl sonu enflasyon tahminlerini açıklayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 22,3 ile sabit tuttu. Merkez Bankası, 2024 yılı yıl sonu enflasyon tahminin de yüzde 8,8 olarak açıkladı.

Haber Merkezi / Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Şahap Kavcıoğlu, “Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz” dedi.

Konuşmasının devamında, “İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.” ifadelerini kullanan Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık. Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.”

Kavcıoğlu önümüzdeki dönemde Liralaşma stratejisine öncelik vermeye devam edeceklerini söyledi:

“Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun konuşmasının tam metni şöyle:

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını büyük bir gururla kutlayacağımız 2023 yılının ilk Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz. Toplantıyı, gerek bu salondan gerek ekranları başından takip eden tüm katılımcıları saygılarımla selamlıyorum. Merkez Bankası adına 2023 yılının ve toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Konuşmamda, geçtiğimiz üç ay içerisinde açıklanan veriler ışığında, küresel ve yurt içi makroekonomik gelişmelere dair analizlerimizi ve para politikası uygulamalarımızı sizlerle paylaşacağım. Bunu takiben, orta vadeli enflasyon tahminlerimizi açıklayarak, önümüzdeki döneme ilişkin genel bir değerlendirmede bulunacağım.

2022 yılında yaşadığımız Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte, enerji ve emtia fiyatları olağanüstü yüksek düzeylere ulaşmıştır. Bunun sonucunda, OECD üyesi ülkelerde enerji harcamalarının milli gelire olan oranı, tarihi ortalama olan yüzde 11,5 seviyesinden, OPEC krizinden bu yana kaydedilen en yüksek seviye olan yüzde 18’e çıkmıştır. Enerji fiyatlarındaki bu olumsuz gelişmenin yansımaları, en büyük ticari ortağımız olan Avrupa Birliği’nde enerji ve dış ticaret dengesinde gerçekleşen rekor düzeydeki açıktan da izlenmiştir.

Enerji fiyatları üzerindeki bu büyük şok, 2022 yılında, başta enflasyon olmak üzere, tüm ekonomik göstergeleri etkileyen bir boyut kazanmıştır.

Bununla birlikte, son dönemde başta Avrupa doğal gaz fiyatları olmak üzere enerji fiyatlarında önemli gerilemelerle birlikte normalleşme eğilimi görülmeye başlanmıştır.

2022 yılında, küresel enflasyon enerji maliyetlerindeki büyük artış kaynaklı olarak yükselmiş olmakla birlikte, son dönemde, enerji ve emtia fiyatlarında gerçekleşen azalış, Çin’in pandemi politikasındaki değişiklikle birlikte, tedarik süresinde gözlenen iyileşmeler ve enerji fiyatlarında uygulanan destekler, tüketici fiyatları enflasyonunu olumlu yönde etkilemiştir. Enflasyonun yükselişinde önemli rol oynayan unsurların hafiflemesi sonucunda, 2023 yılına ilişkin enflasyon beklentileri, ülkemizde de olduğu gibi, birçok ülkede aşağı yönlü güncellenmeye başlanmıştır.

Küresel ekonomik görünümde, ikinci çeyrekte başlayan yavaşlama eğilimi, yılın son çeyreğinde daha da belirginleşmiştir. Öte yandan, büyüme oranları öncü göstergelere göre toparlanma eğilimi göstermektedir. 2022 yılında iktisadi faaliyete ilişkin açıklanan veriler, öngörülenden daha olumlu yönde gerçekleşmektedir. Küresel finansal koşullar ve jeopolitik risklerin etkisiyle 2023 yılına ilişkin büyüme tahminleri, önceki Rapor dönemine göre küresel ölçekte bir miktar aşağı yönlü güncellenmekle birlikte, kasım ayından bu yana bir çok ülkede yukarı yönlü güncellenmektedir. Bu görünüm çerçevesinde, derin bir resesyon ihtimalinin oldukça azaldığı değerlendirilmektedir.

Küresel görünüme ilişkin değerlendirmelerimizin ardından, Türkiye ekonomisine ilişkin gelişmelerden bahsedeceğim.

Küresel arz şoklarına ve Rusya-Ukrayna Savaşı’na rağmen, Türkiye ekonomisi sürdürülebilir düzeyde ve kesintisiz olarak büyümeye devam etmiştir. Türkiye ekonomisi, 2019 yılının son çeyreğinden bu yana gösterdiği büyüme performansıyla G20 ülkeleri arasında birinci, OECD ülkeleri arasında ise ikinci sırada yer almıştır.

Türkiye’nin küresel ekonomi içerisindeki payı, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir bazında, yıllar itibarıyla ikiye katlanarak yüzde 2’ye ulaşmıştır. Buna ek olarak, söz konusu artış, 2000 yılında dünya sıralamasında on sekizinci sırada bulunan ülkemizin, 2022 yılı itibarıyla on birinci sıraya çıkmasını sağlamıştır. Aynı dönemde, ihracat payımızın da yüzde 0,43’ten yüzde 1,02’ye çıkarak, iki katından fazla artmış olması, büyümenin sağlam temeller üzerinde gerçekleştiğini göstermektedir.

Pandemi sonrasında hızla normalleşen Türkiye ekonomisi, 2022 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde sırasıyla, yüzde 7,5 ve 7,7 oranında büyüyerek güçlü bir performans sergilemiştir. Yılın üçüncü çeyreğinde zayıflayan dış talep görünümünün etkisiyle, sınırlı olarak ivme kaybetmiş olmakla birlikte, Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre, yüzde 6,2 oranında büyümüştür.

2022 yılı boyunca büyüme sürdürülebilirlik açısından sağlıklı bir yapı sergilemiştir. Ekonomimizin üretim kapasitesi, ihracat öncülüğünde artarken, yatırımlar, tüm küresel olumsuz koşullara rağmen, kesintisiz olarak devam etmiştir. Bu çerçevede, net ihracat yıllık büyümeye, son yedi çeyrek boyunca aralıksız katkı sağlamış ve makine-teçhizat yatırımları ise üçüncü çeyrekte yıllık bazda, yüzde 14,3 oranında yükselerek yıllık büyümeye olan katkısını on ikinci çeyreğe taşımıştır. Yılın ilk üç çeyreğinde, net ihracat ve makine-teçhizat yatırımlarındaki artışın katkıları, ortalama yıllık büyüme oranının üçte ikisini oluşturmuştur.

Küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinin arttığı, finansal koşulların sıkılaştığı ve risk iştahının azaldığı bir ortamda, söz konusu yatırımların gerçekleşmesinde, yurt içi finansal koşullar kritik bir rol oynamıştır. Konuşmamın ilerleyen kısımlarında da değineceğim gibi ticari kredilerin üretim ve yatırımlara yönelik olarak kullandırılması desteklenmiştir.

Yılın ilk yarısındaki artıştan sonra üçüncü çeyrekte, sanayi üretiminde dış talepteki yavaşlamanın etkileri, sınırlı oranda da olsa hissedilmiştir. Öte yandan, dördüncü çeyrekte sanayi üretimi toparlanma kaydetmiş ve özellikle ihracat yoğunluğu yüksek sektörlerde rekor düzeylere çıkmıştır.

2022 yılında, sanayi üretiminin yapısında, teknolojik üretim kapasitesi açısından da önemli bir gelişme yaşanmıştır. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayi üretimi, kasım ayı itibarıyla yıllık bazda yüzde 49,7 oranında artmıştır.

Teknoloji yoğun sektörlerdeki bu eğilimin, hedefli kredi ve sanayi politikalarımız ile devam edeceğini öngörüyoruz. Verimlilik artışlarına hız kazandıracak bu gelişmeler, cari fazla kapasitemizi iki kanaldan güçlendirecektir. Birincisi, teknoloji sektörlerindeki ivmelenme ihracat birim değerini artırarak, cari fazla kapasitesini doğrudan büyütecektir. İkincisi, ihracatımızın küresel talep döngülerinden daha az etkilenmesini ve dolayısıyla dış satış performansının sürekliliğini sağlayacaktır.

Küresel talepteki yavaşlamanın etkileri, imalat sanayi kapasite kullanım oranlarında da gözlenmiştir. Bazı firmalar için kapasite kullanımının yüksekliği, yatırım iştahının da yüksek seviyelerde kalmasına katkıda bulunmaktadır.

İktisadi faaliyette dış talep kaynaklı ivme kaybına rağmen öngörülü şekilde aldığımız tedbirlerin de etkisiyle, işgücü piyasası sağlıklı gelişimini sürdürmektedir. Kasım ayında mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak, işgücü 35,2 milyon kişiye ulaşırken, işsizlik oranı yüzde 10,2 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Kasım ayı itibarıyla istihdam bir önceki Rapor dönemine göre yaklaşık 500 bin, 2022 yılının ilk 11 ayında ise 1,6 milyon kişi artarak 31,6 milyon kişi olmuştur. Aynı dönemde, işgücüne katılım oranı da yükselmiş ve yüzde 54,1’e ulaşarak, pandemi öncesi dönemde gözlenen tarihi yüksek seviyeleri aşmıştır. Sektörler itibarıyla incelendiğinde, 2022 yılının üçüncü çeyreğinde istihdam edilen kişi sayısı, pandemi dönemine kıyasla hizmetler sektöründe, yüzde 21,4 oranında büyümeyle, 3,1 milyon ve sanayi sektöründe yüzde 25 oranında büyümeyle 1,3 milyon olmak üzere toplamda 4,9 milyon kişi artmıştır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında pandemi öncesinden bu yana istihdamını, hem kişi sayısı hem de büyüme oranı açısından, en fazla artıran ülkelerden biri olmuştur.

2022 yılında hizmet sektörü büyümesi ve istihdamını güçlü şekilde destekleyen turizm sektörü cari dengeye de güçlü bir katkı sağlamıştır. Yıl boyunca yukarı yönlü eğilim izleyen seyahat gelirleri, özellikle yaz aylarına doğru hızlanarak, pandemi öncesine göre yüzde 22 artışla kasım ayı itibarıyla 39,9 milyar dolara ulaşmıştır. Ziyaretçi başına harcama tutarlarında gözlenen artış ve turizm faaliyetlerinin yıl geneline yayılması turizm katma değerinin gelişimi için önemli bir eşiğin aşılmakta olduğuna işaret etmektedir.

2022 yılında büyümenin temel sürükleyicilerinden olan ihracatımız, yılın ilk yarısında savaş ve ikinci yarısında ise küresel iktisadi faaliyetteki yavaşlamaya ve euro-dolar paritesinin olumsuz etkisine rağmen sağlam ekonomik temeller üzerindeki güçlü seyrine devam etmiştir. 2021 yılında 225 milyar dolar seviyesine çıkan ihracatımız, 2022 yılının ilk 11 ayında 231 milyar doları aşarken, geçici verilere göre yıl genelinde 254,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Böylece, ihracatımız geçtiğimiz yıl gösterilen başarılı performansın ardından, bu yıl daha da büyük bir ivmeyle, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

2022 yılında, küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki olağanüstü yükselişle birlikte enerji ithalatımızın milli gelir içerisindeki payı yüzde 3,8’den, tarihi rekor niteliğindeki, yüzde 11 düzeyine çıkmıştır. Yılın ikinci yarısında altın ithalatı da önemli oranda artmış ve altın dış ticareti 2022 yılı cari dengesine, kasım ayı itibarıyla 16,8 milyar dolar negatif katkı yapmıştır. Bu gelişmelerle 2022 yılında cari açığımız yükselmiştir. Öte yandan, son dönemde enerji fiyatları ve paritedeki gelişmelerin cari açığı olumlu yönde etkilemesi beklenmektedir.

Enerji ithalatı fiyatlarında 2021’e kıyasla, yüzde 100’ün üzerinde bir artış gerçekleşirken, ithalat miktarı doğal gaz kaynaklı olarak gerilemiştir. Dolayısıyla, enerji ithalatımızda 50 milyar dolara yaklaşan artışın tamamı uluslararası fiyatlardan kaynaklanmakta ve bu etki cari açığımızdan daha yüksek bir rakama işaret etmektedir. Başka bir deyişle, enerji fiyat gelişmeleri dışlandığında ekonomimiz 2022 yılında cari fazla vermiştir.

Bu doğrultuda, uluslararası fiyatlardaki çevrimsel etkiler dışlanarak hesaplanan yapısal cari fazlada, yıl genelinde artış gözlenmiştir. Bu durum, ihracatın cari fazla kapasitesine kalıcı katkı vermekte olduğuna işaret etmektedir. Yapısal cari denge kazanımlarının sürdürülebilirliği, sıkça vurguladığımız gibi, kalıcı fiyat istikrarı için kritik önem taşımaktadır.

İktisadi faaliyete ilişkin bu değerlendirmelerimizin ardından, konuşmamın bu bölümünde enflasyon görünümüne değinmek istiyorum.

2022 yılının ilk yarısında, jeopolitik gelişmelere bağlı olarak yükselen tüketici fiyatları enflasyonu, takip eden aylarda küresel arz şoklarının etkilerini büyük ölçüde yitirmesiyle yavaşlamış ve kasım-aralık döneminde belirgin olarak ivme kaybetmiştir. Yılın son çeyreğinde, yıllık enflasyon 19,2 puan azalarak aralık ayında yüzde 64,3’e gerilemiş ve Ekim ayı Enflasyon Raporu’nda öngördüğümüz patikada seyrederek, tahminimizin orta noktasının yaklaşık bir puan altında gerçekleşmiştir.

Enflasyondaki yavaşlama, çekirdek enflasyon göstergeleriyle de desteklenmektedir. B ve C endeksi enflasyon oranları da manşet enflasyonla uyumlu olarak son aylarda önemli ölçüde gerilemiştir.

Enflasyonun ana eğilimine yönelik göstergelerimiz enflasyondaki belirgin yavaşlamayı teyit etmektedir. Fiyatı artan kalemlerin fiyatı azalan kalemlere oranına ilişkin bilgi sunan yayılım endeksi, özellikle üçüncü çeyrekten itibaren enflasyonda gerçekleşen hız kaybını doğrulamaktadır. Aylık enflasyon oranları da öngörülerimizle uyumlu olarak kademeli bir şekilde tarihsel ortalamalarına yakınsamaktadır.

Enflasyondaki yavaşlama beklentilere de yansımıştır. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri eylül ayından bu yana gerileyerek sırasıyla 11,6 ve 7,2 puan azalmıştır.

2021 yılının son çeyreğinden itibaren yükselen ve jeopolitik gelişmelerle ivmelenen Türk lirası cinsinden ithalat birim değer endeksi, 2022 yılının son çeyreğinde gerilemiştir. Bu gelişmede uluslararası fiyatlarda süregelen normalleşme eğilimi ve politikalarımızın etkinliğiyle döviz kurlarının istikrar kazanması önemli rol oynamıştır.

Yıl boyunca toparlanma eğiliminde olan yurt içi tedarik süresi eylül ayından itibaren belirgin olarak iyileşmiştir. Özellikle ekim ayından itibaren tarihsel açıdan iyi olarak kabul edilebilecek bir düzeye ulaşmıştır.

Üretici fiyat artışları 2022 yılı boyunca kademeli olarak azalmıştır. Bu olumlu görünüm yıllık bazdaki artış oranlarına da yansımış ve ekim ayından itibaren üretici fiyatları yıllık artış oranı sert bir düşüş göstermiştir. Aralık ayında ise üretici fiyatları genel seviyesinde 37 aydan sonra ilk defa azalış gerçekleşmiştir. Buna ek olarak, 12 aylık üretici fiyatları enflasyonu beklentisi de Ocak ayında 14,2 puanlık düşüş kaydetmiştir.

Dış şokların etkilerini yitirdiği, maliyet şoklarının tamamen yansıtıldığı, döviz kurlarında tüm dünyada oynaklık artarken öngörülebilirliğin arttığı, şirketlerimizin finansman maliyeti açısından da desteklendiği bir ortamda yüksek fiyat artışlarının devamı için bir zemin kalmamıştır. Önümüzdeki dönemde, enflasyondaki düşüş ile birlikte fiyatlama davranışlarının da ekonomik temellerle uyumlu hale geldiğini göreceğiz. 2023 yılında enflasyonun tahminlerimizle uyumlu seviyelerde gerçekleşmesi için tüm politikalarımızı kararlılıkla uygulayacağız.

Para Politikası

Enflasyona ilişkin değerlendirmelerimizin ardından para politikası uygulamalarımızdan ve yansımalarından bahsedeceğim.

Geçtiğimiz aylarda, küresel büyümeye yönelik belirsizliklerin arttığı ve jeopolitik risklerin sürekli tırmandığı bir dönemde sanayi üretiminde yakaladığımız ivmenin ve istihdamdaki artışın sürdürülmesi için finansal koşulların destekleyici olması gerektiğini değerlendirdik. Politika çerçevemizde, özellikle finansman maliyeti kanalıyla, ticari kredi faizlerinin arz ve cari fazla kapasitesini güçlendirici rolü önemlidir. Bu nedenle, ağustos-kasım döneminde politika faizini toplamda 500 baz puan indirerek yüzde 9 seviyesine getirdik.

Parasal aktarımın güçlenmesi için bütüncül bir anlayışla uyguladığımız politikalarımız etkili olmaya devam etmektedir. TL ticari kredi faizleri temmuz ayından itibaren politika faizimizle uyumlu olarak 18,5 puan civarında gerilemiştir. Türk lirası cinsi menkul kıymet faizleri de haziran ayından bu yana tüm vadelerde politika faizine yakınsayarak yaklaşık 16 puan azalmıştır.

2022 yılında TL ticari kredi kullanımı güçlü bir gelişim göstermiş ve 2021 yılı kullanım tutarının yaklaşık 5,5 katı düzeyinde gerçekleşmiştir. Ayrıca, 2022 yılında ticari kredilerde, önceki yılların aksine, KOBİ’lerin ağırlığı artmış ve KOBİ’lere 2021 yılı tutarının 7 katına yakın miktarda kredi kullanımı sağlanmıştır.

Kalıcı cari fazla verebilmemiz için uluslararası fiyatlarda normalleşmenin sürmesi ve gerileyen dış talebe rağmen ihracat kapasitemizi geliştirmemiz gerekiyor. Ülkemiz, dış dengesini sürekli bir fazlayla sağladıktan sonra döviz piyasalarındaki arz-talep dengesi kalıcı bir istikrara kavuşacaktır. Bunu fiyat istikrarının sağlanması için bir ön koşul olarak görüyoruz.

Bu kritik dönüşüm sürecinde, bir taraftan finansman maliyeti kanalıyla, Bankamızın hedefli kredi politikalarıyla ve finansal sektörün tüm unsurlarıyla yatırım ortamını desteklemeye devam ediyoruz. Diğer taraftan da uygulamalarımız sağlanan kaynakların aşırı ithalat ve doğrudan döviz talebine dönüşmemesini hedeflemektedir.

Kalıcı fiyat istikrarı açısından kredilerin arz ve talep arasındaki dengeye katkı sunması gerekmektedir. Finansal koşullar destekleyici olmazsa üretim kapasitemizi kalıcı cari fazlaya ulaştırmamız, mevcut küresel koşullarda mümkün değildir. Öte yandan, kaynakların verimli dağılımı enflasyondaki düşüş sürecinin ve öngörülebilirliğin desteklenmesi açısından önemlidir. Dolayısıyla, hedefli ve selektif kredi anlayışını titizlikle takip etmemiz, uyguladığımız politikaların sürdürülebilirliği için elzemdir.

2022 yılında bankacılık sektörünün mevduat yapısındaki liralaşma alınan önlemlerle güçlenerek devam etmektedir. Türk lirası mevduat oranı yükselerek ocak ayındaki yüzde 35,6 seviyesinden, 2022 yıl sonu itibarıyla yüzde 55,1 seviyesine ulaşmıştır. Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi metninde de belirttiğimiz gibi, 2023 yılı için mevduatta liralaşma hedefimiz yılın ilk yarısı için yüzde 60’tır.

Rezerv kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik etkin politikalarımızla 2022 yılında önemli kazanımlar sağlanmıştır. Uluslararası rezervlerimiz 2021 yılı sonuna göre 17,7 milyar dolar artarak, 2022 yıl sonu itibarıyla 128,8 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Öte yandan, 2022 yılında merkez bankalarının uluslararası rezervleri, küresel ölçekte yüzde 6 oranında azalmış, aralarında gelişmiş ülkelerin de bulunduğu pek çok ülkede, yüzde 10’u geçen oranlarda rezerv kaybı yaşanmıştır. Uluslararası rezervlerimiz ise aynı dönemde yüzde 16 oranında artmıştır.

Orta Vadeli Tahminler

Para politikamızın yansımalarına ilişkin değerlendirmemizin ardından şimdi sizlerle orta vadeli tahminlerimizi paylaşacağım.

Orta vadeli tahminlerimizi üretirken, başlangıç noktası olarak şimdiye kadar özetlediğim iktisadi görünümü esas aldık. İthalat fiyatları, gıda fiyatları ve küresel büyüme gibi dışsal unsurlar için varsayımlarımızı gözden geçirdik.

Küresel ekonomiye yönelik açıklanan veriler son dönemde iyileşme gösterse de küresel büyüme tahminleri, bir önceki Rapor dönemine göre aşağı yönlü güncellenmiştir.

Küresel talebe ilişkin beklentilerle birlikte gerileyen emtia fiyatlarına karşın jeopolitik risklere bağlı olarak petrol fiyatlarını, 2023 yıl sonu için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik. Bununla birlikte, ortalama petrol fiyatı varsayımlarımızda 2023 yılında bir önceki yıla göre düşüş öngörmeye devam ediyoruz.

İthalat fiyatlarında küresel talep görünümü ile uyumlu olarak 2023 yılı için aşağı yönlü beklentimiz devam etmektedir. 2024 yılında ise küresel iktisadi faaliyetle uyumlu olarak sınırlı bir oranda artış bekliyoruz.

Gıda fiyatlarının, 2023 yılında, önceki tahminimizle uyumlu olarak yüzde 22, 2024 yılında ise yüzde 11,5 oranında artacağını varsaydık.

Ayrıca, tahminler üretilirken, makroekonomik politikaların orta vadeli bir perspektifle, enflasyonu düşürmeye odaklı ve liralaşma adımları kapsamında koordineli bir şekilde belirlendiği bir görünümü esas aldık.

Şimdi, sizlerle, anlattığım bu çerçeve dâhilinde ürettiğimiz enflasyon tahminlerimizi paylaşacağım. Enflasyon tahmin aralığımızın orta noktaları, önceki Rapor’da açıkladığımız tahminlerimizle uyumlu olarak 2023 yılı sonunda yüzde 22,3; 2024 yılı sonunda, yüzde 8,8 seviyelerine tekabül etmektedir.

Gerek enflasyon gerekse tahminlerimize ilişkin varsayımlarımız bir önceki Rapor’da sunulan öngörülerimizle uyumlu olarak gerçekleşmiştir. Enflasyon, bir önceki tahmin orta noktasının yaklaşık bir puan altında gerçekleşirken, dışsal değişkenlere yönelik tahminlerimizde de çok önemli bir farklılaşma olmamıştır. Dolayısıyla, tahminlerimizde herhangi bir değişikliğe gitmeyerek 2023 yıl sonu tahminimizi yüzde 22,3; 2024 yıl sonu tahminimizi de yüzde 8,8’de sabit tuttuk.

2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi metninde ifade ettiğimiz gibi, enflasyon tahminlerimizi bir ara hedef olarak değerlendiriyoruz. Liralaşma Stratejimizin tüm araçlarını tahminlerimizle uyumlu bir enflasyon patikasını desteklemek için kullanmaya devam edeceğiz. Fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde gözlenen iyileşmenin, politikalarımız çerçevesinde aldığımız kararların belirginleşen katkısıyla birlikte, önceki enflasyon tahminlerimizle uyumlu olarak önümüzdeki dönemde de devam edeceğini öngörüyoruz.

Enflasyonun ana eğilimi ile beklentilerde gözlenen ve devam edeceği öngörülen iyileşmenin 2023 yılı tahminleri üzerinde 1,4 puan aşağı yönlü etkisi oldu.

Türk lirası cinsinden ithalat fiyatları ve birim iş gücü maliyetleri varsayımlarındaki güncellemeler, 2023 yılı enflasyon tahminlerini sırasıyla 0,1 puan ve 1,5 puan yükseltti.

Yönetilen-yönlendirilen fiyatlardaki doğalgaz ve elektrik fiyatları kaynaklı güncellemeler, 2023 yıl sonu enflasyon tahminini 0,2 puan kadar aşağı çekti.

Konuşmamın sonuna gelirken, sizlere para politikası uygulamalarımız çerçevesinde 2023 yılına ilişkin genel değerlendirmemizi sunmak istiyorum.

Ülkemiz sürdürülebilir büyümenin devamı için yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı bir gelişimi öngören Türkiye Ekonomi Modelini uygulamaktadır. 2022 yılı içerisinde tüm politika araçlarımızı gözden geçirerek ülkemizin ihtiyaç ve koşullarına en uygun para politikası çerçevesini, kademeli olarak oluşturduk. Bu doğrultuda geliştirdiğimiz, Liralaşma Stratejisi kapsamında, politika faizimizle birlikte, likidite, teminat, zorunlu karşılık ve uluslararası rezervlerin yönetimine ilişkin araçlarımızı, bütüncül bir anlayışla en etkin şekilde kullandık.

Enflasyonu düşürmek ve fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etmek amacıyla, üretimi ve yatırımları destekleyici, cari fazla kapasitemizi artırıcı politikalar uygulamaktayız. Buna ek olarak, para politikası uygulamalarımızı liralaşma odaklı bir şekilde tasarlayarak, fiyat istikrarını bozan ve ekonomiyi dışsal şoklara açık hale getiren yapısal unsurlarla da mücadele ediyoruz. Kalıcı fiyat istikrarını hedefleyen Liralaşma Stratejimizin başarıya ulaşması için, güçlü ve kararlı adımlar atıyoruz.

Uygulamakta olduğumuz para politikamızın önemli bir ayağını oluşturan hedefli kredi anlayışı, finansman maliyetlerinin kalıcı olarak azaltılması ve kredilerin ekonominin üretim potansiyelini en verimli yönde artıracak şekilde kullanılmasını esas almaktadır. Bu kapsamda, TL kredilerde, firma ve özellikle KOBİ’ler lehine giderek artan bir kredi hacmi oluşmasını sağladık.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde hanehalkı, firma ve bankacılık kesiminin varlık ve yükümlülüklerinde Türk lirası cinsinden kalemlerin payının kademeli bir şekilde artırılmasını ve finansal sistemin Türk lirası ağırlıklı bir yapıya kavuşmasını destekliyoruz. Uyguladığımız politikaların etkinliği sayesinde kısa sürede önemli bir eşiği aşarak TL varlıklara ve Türk lirasına olan talebi artırdık.

Küresel gündemde önemli bir yer tutan iklim değişikliği konularını da ekonomi ve finansal sisteme olan yansımalarından dolayı yakından takip ediyoruz. Merkez Bankası olarak, ülkemizin “2053 Net Sıfır Emisyon” hedefi ve “Yeşil Kalkınma” vizyonuna kendi görev ve sorumluluklarımız çerçevesinde katkıda bulunmak amacıyla iklim değişikliğine yönelik ulusal ve uluslararası çalışmalara aktif olarak katılım sağlıyoruz.

Önümüzdeki dönemde de iklim değişikliğinin ekonomi ve finansal sisteme etkilerinin takibine ve bu konuda ulusal ve uluslararası paydaşlarla işbirliğine devam edeceğiz.

Geleceğin merkez bankacılığı ve ödeme sistemlerine yönelik olarak da önemli teknolojik yatırımlar yaptık. Bu çerçevede, yenilikçi adımlar atarak, Bankamız öncülüğünde ilgili kurumlarla gerçekleştirdiğimiz mutabakatla Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu oluşturduk. Birinci faz pilot uygulama çalışmaları kapsamında tesis ettiğimiz Dijital Türk Lirası Ağı’nda ilk ödemelerimizi başarı ile gerçekleştirdik.

Ayrıca, Liralaşma Stratejimizde dijital ekonomi yol haritasının önemli bir bileşeni olan, ödemeler alanı açık bankacılık hizmetlerini kullanıma açarak, bankalarımızın GEÇİT altyapısı üzerinden hizmet vermelerine olanak tanıdık.

Fonların Anlık ve Sürekli Transferi uygulamamız FAST için önemli bir katman servis olan ve yasadışı kullanımların tespitini çok hızlı, bilgi ve belge aktarımı sağlayarak kolaylaştıran SİPER servisini geliştirerek hizmete sunduk.

Ödeme sistemleri ve finansal teknolojiler alanındaki yenilikçi girişimlerimizi ileriye taşıyacağız ve Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu büyüterek, geniş katılımlı pilot testleri gerçekleştireceğimiz ileri safhalara geçeceğiz.

Liralaşma Stratejimizi inşa ettiğimiz ve para politikası uygulamalarımızın olumlu sonuçlarını almaya başladığımız 2022 yılını geride bıraktık. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını gururla kutlayacağımız 2023 yılında, temel amacımız olan fiyat istikrarını sağlama ve sürdürmeye yönelik olarak, sahip olduğumuz tüm araçları en etkin şekilde kullanmaya devam edeceğiz. Kalıcı fiyat istikrarını destekleyici bir unsur olarak finansal istikrarı gözetmeyi sürdüreceğiz. Bütünleşik politika çerçevemizin temelini oluşturan Liralaşma Stratejimizi daha da güçlendirerek kararlılıkla uygulayacağız.

Önümüzdeki dönemde, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemek amacıyla hedefli kredi uygulamalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda, kredi gelişmelerinin finansal istikrarı gözeten bir yapıda, dengeli ve istikrarlı olmasını sağlarken, kredilerin büyüme hızı ve kompozisyonunun fiyat istikrarını destekleyici yönde ve öngörülen enflasyon patikasıyla uyumlu olmasını temin edeceğiz. Likidite ve teminat politikalarımızı da bu hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla kullanacağız.

Liralaşma Stratejimiz çerçevesinde uygulayacağımız politikaları, bankacılık sisteminde Türk lirasının ağırlığının kalıcı olarak artırılması amacıyla güçlendirmeye devam edeceğiz. Liralaşma odaklı olarak fonlamanın kompozisyonunu para takasının ağırlığının azalacağı bir çerçevede geliştireceğiz.

Rezerv yönetiminde oluşturduğumuz kaynak çeşitliliğini devam ettirerek, uluslararası rezervlerimizdeki artışı sürdüreceğiz ve Türk lirasının istikrarını destekleyeceğiz.

Kalıcı fiyat istikrarı için cari fazla verdiğimiz ve liralaşmayı sağladığımız bir dengeyi tesis etmemiz gerekiyor. Bunu, ancak, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat ile gerçekleştirebiliriz. Finansal koşulların bu amaçlar için yeterince destekleyici olmasını önemli görüyoruz. Hedefli kredi ve likidite adımlarımız, liralaşma adımlarımız, çeşitlendirilmiş rezerv kaynağı yönetimi uygulamalarımız, ifade ettiğim bu hedefe giden yolda sürdürülebilirliği sağlıyor.

Tekrar vurgulamak isterim ki, küresel enerji fiyatlarının gerilediği, maliyet şoklarının tamamen yansıtıldığı, döviz kurlarında öngörülebilirliğin arttığı, şirketlerimizin karlılık performanslarının geliştiği ve finansman koşulları açısından da desteklendiği bir ortamda, yüksek fiyat artışlarının devamı için bir zemin kalmamıştır. Tüm ekonomi politikalarının ve paydaşlarımızın koordinasyonuyla enflasyondaki düşüşün, öngörülerimizle uyumlu şekilde devamını sağlayacağız.

Sürekli geliştirerek güçlü bir politika çerçevesi haline getirdiğimiz Liralaşma Stratejimizin uygulanması konusunda kararlıyız. Enflasyonun, tahminlerimiz doğrultusunda, 2023 yılı sonunda yüzde 20 seviyelerine ve 2024 yılı sonunda ise yüzde 10’un altına inmesiyle fiyat istikrarını kalıcı olarak tesis etme hedefimizi gerçekleştireceğiz.”

Paylaşın