DEM Parti’den Eleştirilere Sert Yanıt: Halkını Üç Kuruşa Satacak…

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar, asker cenazlerini bile kendisinin bu ülkeyi nasıl yönettiğinin sorgulanmasını engellemek üzerine kullanacak kadar vicdansızca davrandı. Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreklerimizde hissettik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çatışmaların derinleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor, birileri iktidarını korumak için bu çatışmaları körüklüyor. Biz herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz. Bahçeli ve diğerleri, bizleri karanlık odakların hedefleri haline getiren konuşmalar sıraladı. Sizin karşınızda dolandırıcılar, halkını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu laflardan korkacak cesaret yoksunu bir parti yok.”

Tülay Hatimoğulları, açıklamasının devamında, “Şeref ve onurdan payesini almayanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, haddinizi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından nefret ve küfrü çıkarsanız yazacak bir şey bulamazsınız. Bizler çok katledildik, çok tehdit edildik, işkence gördük, çok hapsedildik. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi için çok çaba sarf ettik, bugünlere geldik. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, halk taşıdı. Halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin tarihin en kirli çöp sepetinde yer alacağından hiç kuşkumuz yok” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin genel merkezinde açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Hatimoğulları, Cumhuriyetin ikinci yüz yılının ilk bütçe yapım sürecinin tamamlandığını, bütçenin iktidar ile küçük ortağının adaletsiz gelir dağılımını derinleştiren kararlarıyla sonuçlandığını belirtti. Hatimoğulları, bütçe görüşmelerinden sonra gündemlerinin artık yerel seçimler olduğunu ifade ederek, “Yerel seçimlerde bütün vekillerimiz artık kendi sahalarında olacaklar. 7/24 tam takım artık çalışmalarımızı yürüteceğiz” dedi.

Hatimoğulları, iktidar ve küçük ortağının kin ve nefreti diri tutarak ülkede yaşanan ekonomik krizi, açlığı ve yoksulluğu konuşmalarını engellemek istediğini kaydederek, “Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreğimizin derinliklerinde hissediyoruz. Bu çatışmalarda yaşamını yitiren bütün gençlerin ailelerine ve Türkiye halklarına başsağlığı dileklerimizi bir kez daha buradan iletiyoruz. Savaştan, çatışmadan, kandan, ölümden, acıdan, gözyaşından, adaletsizlikten beslenen ve bundan siyaset devşirmek isteyen iktidar ve ortağının bu tutumunu ayrıca şiddetle kınadığımızı belirtiyorum” diye belirtti.

Hatimoğulları konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye siyasi ve toplumsal tarihinin çok önemli dönemeçlerinden birini yaşıyoruz. Kürt sorununun çatışmayla, ölümle çözülemeyeceğinin, çatışmaların ve savaşın derinleştirildiği bir evreden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor. Birileri iktidarını korumak için bu savaşı ne yazık ki körüklüyor. Bizse bütün bu ölümlere rağmen her zaman döndük ve şunu söyledik; lütfen barış olsun bu ülkede. Bizler, gelin hep birlikte barış için çalışalım dedik ve buradan da sözümüzü yineliyoruz, biz barış için çalışıyoruz ve herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz.

Son asker ölümlerinden sonra Bahçeli efendi başta olmak üzere, iktidarın diğer temsilcileri partimizi, seçmenimizi ve halkımızı tehdit etti ve hedef haline getirmek istedi. Karanlık odakların hedefi haline getiren konuşmalar sıraladı. Bahçeli efendi ve MHP’nin yönlendirilmesiyle konuşan AKP’li beyefendilere sesleniyorum; hele kulağınızı bize verin, sizin karşınızda foncular, dolandırıcılar, halkını, davasını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu lafları duyacak, korkacak, ürkecek bilinç yoksunu bir parti yok. Cesaret yoksunu bir parti hiç yok. Yaptığı her konuşmada barış çağrısı yapan Eş Genel Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve milletvekillerimizi pespaye bir dille ağza alınmayacak kelimelerle tehdit eden ve kullandıkları bütün lafları kendilerine iade ediyoruz.

Şunu iyi bilin ki şeref ve onurdan payesini almamış olanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, Haddinizi bileceksiniz. Konuşurken karşınızda kimin olduğunu çok iyi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından kin nefret ve küfür kelimelerini çıkarın, geriye bir şey kalır mı? Sayfanız bomboş kalır. Yazacak iki kelime bulamazsınız. Çünkü sadece küfür ve tehditlerle konuşmasını bilen bir insan. Partimiz tarih boyunca ağır bedellerle bugüne kadar tarih yazarak gelmiştir. Bizler çok katledildik, çok faili meçhullere kurban edildik, çok işkence gördük, çok tehdit edildik, çok yargılandık çok hapsedildik.

Fırtınada büyüyen fidanlar rüzgarla sarsılmaz. Bizler onların estirdiği bu sahte rüzgarla hiç sarsılmayız. Bir adım bile geri durmadık. Adalet eşitlik özgürlük için Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için bir milim sapmadan mücadelemizde dimdik ayakta durduk ve bugüne geldik. Bunun en büyük kanıtlarından biri, şuan hali hazırda devam eden Kobanê kumpas davasıdır. Bakın Kobanê kumpas davasında bizleri hukuksuzca siyasi intikam amacıyla yargılamaya çalışanları, arkadaşlarımız tek tek yargılıyor. Bugün hali hazırda savunmasını sevgili Selahattin Demirtaş yapıyor ve her gün bu iktidarı, bu tekçi ırkçı devlet anlayışını sorguluyor. Sebahat’lar, Figen’ler, Ayla’lar, Gültan’lar… hepsi tek tek bu adaletsiz yargı sistemini ve bu ceberut egemen sistemi yargılıyor.

Sizden korkan sizin gibi olsun. Haddinizi bileceksiniz ve Türkiye’nin milyonlarca yurttaşının oyunu almış bir partiye dil uzatmak aynı zamanda bize oy verenlere ve topluma dil uzatmak demektir. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, bizi Meclis’e halk taşıdı. Sizin aldığınız oyların benzeri bir şekilde bizler de oy alarak seçildik. Bu zehirli ayrıştırıcı kutuplaştırıcı ve suç işleyen hatta halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin, tarihin çöp sepetinde yer aldığından hiç şüphemiz yoktur.

Irak’ın kuzeyinde karın, buzun ortasında naylon çadırlarda savaşa gönderilen yoksul halkın çocuklarıdır. Savaş kararını verenler, ağzından çıkan her kelimesi kanla karışık olanlar çocuklarını askere göndermiyor. Yakınlarını askere göndermiyor. Onlar sırça köşklerinde, sıcacık evlerinde zevk ü sefa içinde yaşarken, o kerpiç evlerde oturan yoksul ailelerin çocukları sınırın ötesinde neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri yerlere gönderiliyor.

Bizler DEM Parti olarak dedik ki; sınır ötesi operasyonları derhal durdurun. Libya’da, Irak’ta. Suriye’de ne işiniz var dedik. İktidar bundan acayip rahatsız oldu. Her seferinde ‘sınırı, sınırın ötesini de koruyacağız’ diyerek Türkiye’yi daha güvenliksiz hale getirdiler. Biz bir kez daha soruyoruz, hakikaten ne işiniz var? Güvenlik dedikçe, sınırlarımız dünyanın en güvenliksiz sınırları haline gelmiş durumdadır. IŞİD’i, El Nusra’yı Kürtlerin yerine ikame ederek, Kürtlerin yerine onları komşu olmaya addederek, sınırlarımız dünyanın en güvensiz sınırları haline geldi. Bun kim yaptı? Şu anki iktidar ve karar vericiler yaptı.

Dünyanın en garantili, en güvenli olan şeyi barıştır. Ancak ne yazık bu iktidar barış siyasetinden uzaklaşalı çok oldu. Bu ülkenin kanayan yarası; Kürt sorununa her daim dedik ki gelin çözüm bulalım. Bu ülkeye en büyük zararı veren, bölen, çatıştıran; ‘Kürt yoktur, Alevi yoktur, bu halk tektir tek ırktır’ diyen ve ‘tek dille konuşmak zorundasınız’ diyen anlayışın kendisidir. Bu ülkede yaklaşık 40 yıldır çatışmalar devam ediyor. Bugüne kadar ne çözüldü? Her gelen asker cenazesinde, her gelen Kürt cenazesinde anaların gözyaşları aynı renk akmadı mı? Fosilleşmiş, yüreği nasırlaşmış, organize kötülük şeflerinin umurunda değil. Onlar birer rakam değil, birer hayat. Onların her birinin bir sevdiği, bir ailesi var. Onlar yitip gidiyor ama AKP ve MHP bundan siyaset devşirmeye çalışıyor. Ant olsun ki kan kusan siyasetinize rağmen bizler bu ülkede en güzel barışı tesis edeceğiz.

Kürt sorununun çözümü için devlet 93’te Özal üzerinden temaslarda bulundu, 96’da Erbakan temasta bulundu. O dönemin başbakanıydı. 97’de Genelkurmay doğrudan ilişki kurdu. 99’da Genelkurmay devlet adına yüz yüze temaslarda bulundu. 2000 ve 2005 yılları arasında askeri kanat sürekli görüşmeler yaptı. 2005’ten sonra 2010 ağırlıklı olmak üzere MİT bu görüşmelerde aktif rol adlı. MİT’in yanında çeşitli bakanlıklar ve bürokratlar görev aldı. Geçmiş dönemde başbakan ve ulaştırma bakanı olarak görev yapan Binali Yıldırım, 2010 yılında Van ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında ‘Bu savaşın bütçesi 1 trilyon dolar. 40 bin insanımızı kaybettik’ demiş. ‘Sona ersin, bu çıkmaz yoldur’ demiş.

Şimdiki Meclis Başkanı’nın 14 Eylül 2013 tarihinde Bursa’da yaptığı konuşmasında ‘28 yıllık süreçte Türkiye’de yaklaşık 50 bin insan yaşamını yitirdi. Yaşananların ülke ekonomisine tahmini maliyetinin en azını söylüyorum, 1 trilyon 144 milyon. Dolar olarak da baktığımızda; 620 milyar dolar. Bu parayla Türkiye’nin bugün var olan tüm ailelerinin hepsine araba ve ev alabilirdik’ demiş. Peki bütün bu görüşmeler, bütün bu konuşmalar yanlış mıydı? Hayır yanlış değildir, bilakis hepsi dosdoğruydu. Ve olması gereken de bu zaten. Kürt sorunu hamasetten daha büyük bir meseledir. Bahçeli zihniyetine kalsa 10 milyonlarca Kürt’ü bu ülkeden sürecek. Fakat bunun hayal olduğunu devlet biliyor.

Değerli yurttaşlarımız, bu iktidar ve ortağı çözüm değil, intikam peşinde. En son DEM Parti Gençlik Meclisi Kongresi’nin çıkışında çok sayıda genç gözaltına alındı. Gözaltılar bitmedi, ertesi günler de devam etti ve yine aynı günlerde yine intikam amaçlı Rojava’ya, Kuzey ve Doğu Suriye’ye hunharca saldırılar düzenlendi. Dışişleri Bakanı, bu saldırılarda tek bir sivilin dahi katledilmediğini söylemişti. Eski MİT müsteşarı, kaç sivilin katledildiğini bizden daha çok iyi biliyor. Rakamlar onda mevcuttur. Sadece son birkaç günde Rojava’da buğday siloları, tekstil atölyeleri ve fabrikaları, matbaalar, sivil alanlar vuruldu. Buradan eski MİT müsteşarı ve şimdiki Dış İşleri Bakanı’na soruyoruz; burada asker mi yaşıyordu? Burada silahlı unsurları mı matbaa işletiyor ve tekstil atölyesini çalıştırıyor? Burada yaşayan Kürt sivil halkın öldüğünün, öldürdüğünü bilmeyecek kim vardır bu ülkede ve bu dünyada? Bunu bir kere daha kendilerine hatırlatıyoruz.

Filistin halkı için döktüğümüz gözyaşını Kürt halkı için de dökmemiz gerekiyor. Bir ümmet olmanın da ötesinde insanlık adına ve savaş karşıtlığı adına da Filistin için döktüğümüz gözyaşını mazlum Kürt halkı için de, Rojava’da katledilen Kürt halkı için de dökmeliyiz. Buradan Türkiye’de bütün siyasi partilere, demokrasi güçleri ve siz değerli halkımıza sesleniyorum; Türkiye halklarının vicdanı eminim bu sese kulak verecektir. Savaş sevicilerine lütfen kulaklarımızı kapatalım, onlar gerçekleri gizliyorlar. Kendilerine safahat ve yoksulu emekçi halka ölümü ve cefayı reva görüyorlar. Kendileri para pul içinde, zenginlikler içinde offshore hesapları ile gemicikleriyle yurtdışında yedi cetlerine kadar sermaye biriktirdiler ama yoksul halk çocuklarının ve Türkiye halklarının çocuklarını ölüme terk etmeyi uygun buluyorlar.

MHP Lideri Bahçeli’ye tepki

Şerefli olmak yoksul halkın gencecik evlatlarının ölümünü seyretmek midir? Yoksa bu gençlerin ölümünü engelleyecek siyaseti ortak bir akılla üretmek midir? Şerefli olmak gençlerin yaşamasını istemek midir, onurlu olmak Türk’ün, Kürt’ün Alevi’nin, Sünni’nin, özgürce barış ortamında yaşamasını eşit yurttaşlık temelinde yaşamasını talep etmekte midir?

İşte Bahçeli oturacak, kendini şeref temsilinden geçirecek. Bizim ismimiz sürekli değişiyorsa dönüp o parlamento kendine bakacak. O zaman ismimizin değişmesinin nedenini görecek. İsmimiz hukuksuzluklardan dolayı değişti. İsmimizi sürekli değişime mahkum edenler 12 kez partimiz kapatmaya yeltenenlerdir. İsmimizin değişiminde aynı zamanda ‘ben muhalefetim’ diyen ama partimize dönük açılan kapatma davası dahil olmak üzere bizler üzerindeki baskılara seyirci kalanlardır. Onlar sırtlarını 90’lı yılların karanlık tarihine dayamış. Biz, desteğimizi gücümüzü halkımızdan aldık. Sırtımızı da halkımıza dayıyoruz. Bu böyle biline. Muhalefet, ne yazık ki önemli bir bölümü, söz konusu biz olunca eşitleniyor. Umarız ki bu eşitlik bozulur, umarız ki muhalefetin diğer kesimlerinin aklı başına gelir. Umarız 90’ların zihniyetini taşıyan bu anlayışların zihniyeti de derhal değişir.”

Paylaşın

DEM Parti: AKP Hileyle İrademizi Gasp Etmeye Çalışıyor

Partisinin genel merkezinde açıklama yapan DEM Parti Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, “AKP’yi demokratik bir seçim yarışına davet ediyoruz, mert bir seçim yarışına davet ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Asıl çağrıyı AKP’ye yapmayacağım. Çünkü AKP bildiği şeyi yapıyor. Hilelerle seçim sonuçlarını manipüle etmeye çalışıyor. Ben halklarımıza bir çağrı yapmak isterim; AKP hile ile hurda irademizi gasp etmeye çalışıyor. Lütfen buna izin vermeyin. AKP sizin oylarınızla değil, taşıdığı memurlar askerler ve korucu aileleri ile belediye başkanı belirlemek istiyor. Buna izin vermeyin. Halkın gücünü AKP’ye de bütün halk düşmanlarına gösterin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Batman Milletvekili ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, partisinin genel merkezinde taşınan seçmenlere ilişkin açıklama yaptı.

Tiryaki, Iğdır, Kars, Diyarbakır’ın Kulp, Hazro, Mardin’in Savur, Dargeçit, Batman’ın Hasankeyf, Gercüş, Hakkari Çukurca, Şemdinli, Yüksekova, Şırnak merkez, Uludere, Silopi ilçeleri ile Muş’ta birçok adrese seçmen kaydedildiğini söyledi.

Seçim güvenliğine dair DEM Parti seçmenine seslenen Tiryaki, “AKP’yi demokratik bir seçim yarışına davet ediyoruz, mert bir seçim yarışına davet ediyoruz” diyen Tiryaki, “Asıl çağrıyı AKP’ye yapmayacağım. Çünkü AKP bildiği şeyi yapıyor. Hilelerle seçim sonuçlarını manipüle etmeye çalışıyor. Ben halklarımıza bir çağrı yapmak isterim; AKP hile ile hurda irademizi gasp etmeye çalışıyor. Lütfen buna izin vermeyin. AKP sizin oylarınızla değil, taşıdığı memurlar askerler ve korucu aileleri ile belediye başkanı belirlemek istiyor. Buna izin vermeyin. Halkın gücünü AKP’ye de bütün halk düşmanlarına gösterin” dedi.

Tiryarki, taşınan seçmen profiline dair bilgi de verdi ve seçmenin büyük çoğunluğunun erkeklerden ve askerlerden oluştuğunu söyledi.

Tiryaki’nin verdiği örneklerden bazıları şöyle: “HDP’nin bin 514 farkla kazandığı Iğdır merkezinde seçim sonucunu etkilemek için bakın AKP ne yapmış; Pir Sultan Abdal mahallesi, 831. Sokak, No:5, bu adres yeni bir adres. Bu adrese tam bin 450 seçmen kaydedilmiş. Bunların yalnızca 5 tanesi, 14 Mayıs seçimlerinde Iğdır merkezinde oy kullanmış. Bin 445 seçmen Iğdır merkeze dışarıdan getirilmiş.

Konaklı Mahallesindeki Kazım Karabekir Caddesi üzerinde bulunan 220 numaralı adrese 6 ay önce toplam 743 erkek seçmen kaydedilmiş. Adres sorgulama sisteminde söz konusu adres İl Emniyet Müdürlüğü olarak geçiyor. Bir işyeri. Bu işyerine 743 erkek seçmen kaydedilmiş. Adres olarak belirtilmeyecek yerden bahsediyoruz. 2023 seçimlerinde yurtdışı seçmen kütüğüne kayıtlı bin 186 seçmen, 2024 yerel seçimlerinde oy kullanabilmeleri için Iğdır merkeze kaydedilmiş. Bu da yeni bir şey. Adeta bir seyyar seçmenden bahsediyoruz. Güvenlik görevlilerini, jandarmayı, polisi bir seyyar seçmen gibi bir dönem yurt dışına, bir dönem istedikleri şehirlere, köylere, ilçelere, kasabalara taşıyan bir siyasi iktidar var.

Siirt merkezde en az 6 bin şüpheli seçmen tespit edilmiş. Hayali seçmenden bahsetmiyorum. Bunların her birisi seçmen. Fakat seçimlerde adresleri Siirt merkeze nakledilmiş binlerce kişiden bahsediyoruz. Yeni mahalle, Cengiz Topel caddesi, No: 40; Bu adrese Mayıs 2023 seçimlerinde 10 tane seçmen kaydedilmiş. Şimdi ne kadar artmış? Yüzde 20 bin 890 artmış, yani 2 bin 99 kişi kaydedilmiş. Bunlardan yalnızca 10 tanesi Siirt merkez seçmeni. Diğerlerinin tamamı dışarıdan getirilmiş kişiler.

Doğan mahallesi Abdurrahman Kavak caddesi, No: 75; Burası da adres sorgulama sisteminde Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket Şube Müdürlüğü olarak geçiyor. Emniyet Müdürlüğü Özel Hareket Şube Müdürlüğü’nde 7 olan seçmen sayısı bin 989’a yükselmiş.

AKP, 2019 yılında Şırnak Belediyesi’ni 8 bin 500 oyla kazanmış. Yanına bir parantez açmak gerekiyor. Şırnak’ta ahırlara bile seçmen kaydı yaptırılmıştı. Biz bunların hepsini belgeledik, YSK’ya başvurduk ama sonuç alamadık.

2023 Mayıs seçimlerinde Şırnak merkezi kazanamayacağını anlayan AKP, bu mühendisliği bir başka biçimde sürüyor. Yeşilyurt Mahallesi, Şehit Tümgeneral Erdoğan Aydın caddesi; adres sorgulama sisteminde burası askeri alan. Seçmen taşınan en yoğun alandır. Bu yerleşkeye kayıtlı seçmen 752.

Yüzde bin 600 artışla şu anda 5 bin seçmene ulaşmıştır. Bu seçmenlerin 4 bin 368’i yeni kayıtlı seçmen. Hiçbiri Şırnaklı değil. 4 bin 368’li yeni seçmen garip bir şekilde AKP’nin seçimi hiçbir şekilde kazanamayacağını bildiği Silopi ve Cizre’den Şırnak merkeze getirilmiş.

AKP, Hakkari Çukurca’yı 2019 seçimlerinde 94 oyla kazanmış. Aslında büyük bir rakam. AKP Çukurca’yı olağan koşullarda kazanamayacağı için inanılmaz seçmen taşımış. Çukurca Yeşilçeşme mahallesinin yalnızca yüzde 15’i Hakkarililerden oluşuyor. Bu mahallede seçmen yalnızca 801’i Hakkârili. Üstelik bu adreslerden bir tanesi No :6/2.

14 Mayıs seçimlerinde tek bir tane seçmeni olan bir adres. Adı soyadı bizde. Buradaki seçmen artışı yüzde 92 artarak, 923’e ulaşmış. 923 tane yeni seçmen kaydedilmiş. Yine bir başka adresteki 67 seçmen sayısı bin 224’e çıkmış. Yüzde bin 726 artış olmuş. Bir başka adres 501 seçmeni bin 455’e ulaşmış. Yüzde yüz 90’lık bir artış olmuş. Bunlara AKP adına biri konuşacaktır. Ama şunu bilsinler ki her adresi bütün ayrıntıları ile biliyoruz ve bunlara itirazlarımızı yapacağız. Polis evi, askeri yer, emniyet özel hareket yeri diyerek kurtulamayacaklar.

Kulp ilçesinde 2019 yerel seçimlerinde HDP belediyeyi bin 757 oy ile kazanmış. Turgut Özal mahallesi, Turgut Özal Bulvarı, No:103; Adres sorgulama sisteminde Jandarma Misafirhanesi olarak gözüküyor. 6 ay önce böyle bir misafirhane kayıtlarda yoktu.  Ekim 2023 itibariyle bu adrese bin 62 tane seçmen kaydedilmiş. Bunlardan sadece 13 tanesi 14 Mayıs seçimlerinde Kulp’ta oy kullanmış. Kulp’a gelen, Kulp’ta olmayan toplam 2 bin 100 seçmenin bin 49’u bu adrese kaydedilmiş. Misafirhanede bulunan askerlerin 572 tanesi de kazanma ihtimalinin olmadığı düşündüğü Lice’den Kulp’a getirilmiş kişilerden oluşuyor.”

“Kazanan biz olacağız, kazanan halkımız olacak”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, polis ve askerlerin gezici seçmen olarak kaydedilmesine dair sanal medya hesaplarında yaptıkları paylaşımlarla tepki gösterdi.

Hatimoğulları, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda şunları belirtti: “İktidar ölülere bile oy kullandırın talimatıyla başladığı yolda seyyar seçmenle Kürt halkının iradesini gasp etmek istiyor. Bunların hile ve hurdalarını bir araya getirsek fizana yol olur. Sadece birkaç örnek vermek istiyorum:

Siirt İl Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Şube Müdürlüğü olarak görünen bu adresin Mayıs seçimlerindeki seçmen sayısı 7 iken %28314,29 artarak 1.989 olmuştur. Şırnak’ta askeri alandaki bir yerleşkeye kayıtlı seçmen sayısı Mayıs 2023’te 752 iken %692 artışla şu anda 5.956 seçmene ulaşmıştır. Bu seçmenlerin 4.368’i yeni kayıtlı seçmendir ve hiçbiri Şırnaklı değildir. Yine Şırnak’ta polisevi olarak görünen adreste Mayıs seçiminde seçmen sayısı 14 iken %3514 artarak 506 olmuştur. 506 kişinin yalnızca 10’u daha önce Şırnak merkez seçmenidir.

Kars’ta orduevi olarak görünen adresin Mayıs 2023 seçimlerindeki seçmen sayısı 13 iken %23015,38 artarak 3.005 olmuştur ve bu 3.005 kişiden yalnızca 10 tanesi daha önceden Kars Merkez seçmenidir. Emniyet, jandarma ve güvenlik bürokrasisini seferber edip hile ve usulsüzlüğe başvurarak Kürt halkına ve iradesine düşman hukukuyla yaklaştıklarını bir kez daha gösteriyorlar.

Bu hukuksuzluğa karşı halkın hakkını savunacağız. Tek bir şüpheli seçmene bile izin vermeyecek şekilde itirazlarda bulunacağız. Siz halkın iradesini çalmak için hilelere devam edin. Biz halkın gönlündeyiz ve size boyun eğmeyecek, kazanacağız.”

Bakırhan ise sosyal medya hesabına yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Her türlü devlet imkanını kullanarak, halkın iradesine kayyım atayarak Kürt kentlerindeki iflasını engelleyemeyen iktidar şimdi de seçmen kaydırmayla sonuç almaya çalışıyor.

Sadece İdil’deki tek bir hanede beş olan seçmen sayısını bin 450’ye çıkararak, Iğdır’da Emniyet Müdürlüğü’ne ait bir adrese 743 seçmen ekleyerek hukuksuzlukta çığır açtınız.

Siirt Kurtalan’da misafirhane olarak görünen adreste Mayıs 2023 seçimlerinde 13 seçmen kayıtlıyken şu anda 1.003 seçmen kaydedilmiş. 1.003 seçmenin 994’u önceki seçimde Kurtalan seçmeni değildi. Bunun gibi birçok yerde hile ve usulsüzlük yaptığınızı biliyoruz. Ensenizde olacağız. Bu hile ve usulsüzlük irade hırsızlığıdır. Vicdanınız olsa kuruyup giderdi. Ahlakınız olsa çürür, kokardı. Sizin pusulanız hile, usulsüzlük; bizim pusulamız halktır! Ne yaparsanız yapın. Kazanan biz olacağız. Kazanan halkımız olacak.”

Paylaşın

CHP’den DEM Parti’ye Ziyaret: Diyalog Ve Müzakere Vurgusu

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile görüşen CHP Lideri Özgür Özel, “Biz bu diyaloğun, bu görüşmenin Türkiye demokrasisine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Ben bir kez daha kendilerine ve Dem Genel Merkezi’nde bizleri ağırlayan hem tüm siyasilere hem de emekçilere Cumhuriyet Halk Partisi adına teşekkür ediyorum” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bugün genel merkezimizde CHP genel başkanı sayın Özgür Özel ve heyetini karşıladık. Çok verimli bir görüşme oldu. Başta ekonomik kriz olmak üzere demokrasi, Kürt meselesi, kayyumlar ve çevre gibi Türkiye’nin yaşamış olduğu meseleleri konuştuk” ifadelerini kullanırken, Tülay Hatimoğulları ise, “Demokrasiye model olması gereken siyasi partilerin sorunlara dair konuşmasını, diyalog yolunun açık olmasını özlemiştik” dedi. Hatimoğulları, “Çözüm kanallarının açık olacağını ümit ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile DEM Parti Genel Merkezi’nde bir araya geldi. CHP heyetini, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcıları Özlem Gündüz ile Mehmet Rüştü Tiryaki karşıladı.

Toplantı sonrası genel başkanlar ortak açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; İlk olarak söz alan DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Özel ile gerçekleştirilen görüşmede Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutları olan çoklu krizler ve bu krizlerin çözümü üzerine istişarelerde bulunduklarını söyledi.

Tuncer Bakırhan, “Siz de bilirsiniz partimizin sürekli dile getirdiği bir şey var: Muhalefet, siyasi partiler sorunları diyalogla, müzakereyle çözer. Bu kadar yoğun sorun yaşadığımız bu süreçte, muhalefet partilerinin daha fazla müzakere ve diyaloga ihtiyacı var. Umarım önümüzdeki günlerde de Türkiye’de bulunan siyasi partiler diyalog ve müzakere sürecini büyüterek devam ettirirler. Biz kendilerine hoş geldiniz diyoruz” dedi.

CHP Lideri Özgür Özel ise, “Dem Partisi’ni Genel merkezinde ziyaret ettik. Daha önce Meclis’te görev yaptığım her aşamada da şunu vurgulamıştım; siyasi partilerin arasındaki diyalog hem o ülkenin demokrasisi açısından hem o parlamentonun üretkenliği açısından hem de o ülkedeki toplumsal barış açısından en önemli temel taşlardan biridir. Bu olmazsa olmaz. Biz kurultayımızı yaptık. Kurultayımızı yaptıktan sonra Sayın Eş Genel Başkanlarım arayarak kutlamışlardı. Sonra takvime baktığımda onlar da bizden hemen önce kurultaylarını yapmışlardı.

Bizim kurultay yoğunluğumuz için de bir hayırlı olsun ziyareti gerçekleşmemişti. Ben bugün heyetimizle birlikte o ziyareti gerçekleştirdim.Tabi görevlerinde başarılar diledik, karşılıklı bu başarı dileklerini ifade ettik. Sayın Eş Genel Başkanın da ifade ettiği gibi bir araya gelmişken yapmamız gereken bir şeyi yaptık; Türkiye’yi değerlendirdik, dünyayı değerlendirdik ve önümüzdeki süreci değerlendirdik. Çok verimli, çok yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiğimizi ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin devam edeceğini söyleyen Özel, “Biz bu diyaloğun, bu görüşmenin Türkiye demokrasisine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Ben bir kez daha kendilerine ve Dem Genel Merkezi’nde bizleri ağırlayan hem tüm siyasilere hem de emekçilere Cumhuriyet Halk Partisi adına teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Özel’den sonra kısa bir açıklama da DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptı. Tüşlay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Gerçekten demokrasiye model olması gereken, Türkiye’deki bütün siyasi partilerin esasen Türkiye’nin sorunlarını görüşmek ve konuşmak üzere ve hep birlikte çözüm üretmek üzere diyalog yolunun açık olması özlediğimiz bir şeydir. Ne yazık ki Türkiye tarihine dönüp baktığımızda, bu konuda siyasi partilerin tarihi çok zengin deneyimlere sahip değil.  Ümit ediyoruz ki biz böylesi bir tabloyu hep birlikte Türkiye’deki bütün siyasi partiler ve Türkiye’deki demokrasi gücünün vicdanı olan yapılarla birlikte yol alırız.”

Paylaşın

DEP Partili Tuncer Bakırhan: Yerel Seçimlere Damga Vurmaya Hazırız

Yerel seçimlere ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “2019 yılında seçim sonucunu belirleyen ‘Kaybettir-Kazan’ formülünü ‘Kazan-Kazan’ formülü ile tekrar güncelliyoruz. Biz 3. Yol siyasetimizle 2024 yılı seçimlerine de damga vurmaya hazırız” dedi ve ekledi:

“Önümüzdeki seçimler bizim için Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızı Türkiye’nin her tarafına yayma seçimidir. Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızla, örneğin artık deprem olduğunda Beştepe’den talimat gelmesini beklemeyecek, kendi yaralarımıza ilk müdahaleyi kendimiz yapacağız.”

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Önümüzdeki seçimler sadece belediye kazanma seçimi değildir. Kendimize, dilimize, kültürümüze, kaynaklarımıza sahip çıkma seçimidir. Önümüzdeki seçimlerde biz kazanınca, herkes kazanacak, Türkiye halkları kazanacaktır. Fabrikalarda, işyerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, bütün yaşam alanlarında eşitlik, barış, özgürlük, adalet mücadelemizi büyütecek ve mutlaka kazanacağız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri başlayan 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmelerinde konuştu.

Ortadoğu yanı sıra dünya genelinde yaşanan dengelere işaret eden Bakırhan, bu nedenle dünya halklarının savaş, ekonomik kriz, göç ve gözyaşı yaşadığını ifade etti. Bakırhan, “Bugün yaşananlar, adı konmamış bir 3. Dünya Savaşıdır. Sistem içi çekişmelerin bir doyuma ulaştığı, bölgesel ve yerel düzeyde tarihin hızlandığı, enerji koridorları üzerinden yeniden dizayn etme çabaları söz konusuyken Kürt sorunu da büyümeye, dengeleri değiştirmeye devam etmektedir. Evet, her ne kadar Kürt Sorunu yok sayılsa da temelde yok sayılan Kürtlerin varlığıdır.

Varlığı, dili, temel hakları yok sayılan, yurttaşlığına şerh konulan Kürtler varlar ve her yerdeler. Sorunun özü de işte bu inkâr ve yok saymadır! Bu sorunun önümüzdeki süreçte nereye evirileceği, nasıl şekilleneceği, büyük oranda Türkiye’nin politik tercihlerine bağlıdır. Bundan sonra tercih demokrasi mi yoksa şiddet mi? Bunlar; sağduyu mu hamaset mi? Müzakere mi yoksa çatışma mı olacak? Bilindik yolları seçip gözyaşı ve şiddeti sürdürmek yerine cesaretle az gidilen patikalar tercih edilecek mi hep beraber göreceğiz” diye kaydetti.

Kürt kelimesinin “terör” kelimesi ile eşitlenmeye çalışıldığını, Meclis’te konuşan vekillere sürekli “Anayasa 3’üncü Madde” hatırlatması yapıldığına dikkat çeken Bakırhan, “Bu akıl, bunu iyi düşünmelidir. Biz samimiyetle, tüm birikimimizle bu sorunun çözümüne odaklanmış bulunuyoruz. Çünkü bu ülkede geleceğe, ekonomiye, sosyal refaha, demokrasiye dair ne söylenirse söylensin son kertede bütün problemlerin kaynağında Kürt meselesinin çözülmemiş oluşu yatıyor. Bu, bir iddia değildir. Gören gözler, duyan kulaklar için tarihten süzülmüş rafine bir gerçektir” diye konuştu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siz de biliyorsunuz; geçen birinci yüzyılda 42 başbakan, 12 Cumhurbaşkanı ve sayısız bakan, inkâr ve yok sayma dışında tek bir şey yapmadı, çözüme yanaşmadı ve kaybeden Türkiye halkları oldu. Tarih de gösterdi ki: Kürt sorununu çözemeyen kendisi çözülür. Bir siyaset malzemesi ve kullanışlı bir iç düşman olarak görülen, her ekonomik ve siyasi krizde düşman ilan edilen, her ekonomik krizde Kürtleri inkâr etmek bir işe yaramıyor. Bu artık görülmelidir, bu artık anlaşılmalıdır.

2024 Merkezi Bütçesi 11 trilyon civarıyken, bu yoksulluk ve kriz koşullarında bunun yüzde 10’unun savaşa ayrılmış olması nasıl açıklanabilir? Verdiğimiz her 100 lira verginin 10 lirası bu halka şiddet ve baskı olarak dönüyor. Bu nasıl izah edilebilir, hangi vicdan bunu kabul edebilir? Barışın maliyeti yoktur ama savaş, şiddet, çatışma maliyetlidir. Bakın size bir örnekle bunu açıklayayım: 2022 yılında Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş patlak verdi. Türkiye bu savaşta ne bir cepheye sahipti ne de koruması gereken bir sınırı vardı.

Buna rağmen bu savaştan Türkiye’nin zararı 8 milyar dolar oldu. O halde sormak gerekiyor: 40 yıldır, doğrudan yürütülen ve her bakımdan kayba neden olan bir çatışmanın ekonomik olarak yarattığı yıkımın maliyeti nedir? Kürtçe’de bir söz vardır… Tencereye ne koyarsan onu yersin. Bugün halkın boş tencerelerine ‘merminin fiyatını biliyor musun?’ denilerek çirkin gerekçeler üretenlerin verdiği zarar bundan ibaret değil, maalesef bu yoksul halkın pişirdiği dert, yediği ise kandır, acıdır. Unutmayın ki, savaş eken, zarar-ziyan biçer.

Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye halklarının barışçıl ve huzurlu bir geleceğinin olmayacağı nettir. 21. yüzyılda Kürt sorunu ve bu sorunun çözümünün güncel adına dönüşen Sayın Öcalan üzerindeki tecrit, tüm yakıcılığıyla gündemdedir. Mutlak tecridin kalkması için hukuki ve meşru taleplerle cezaevlerindeki binlerce tutsak şu anda açlık grevindedir. Biz bir kez daha herkesi aklı selime davet ediyoruz.

Demokratik çözüm ve darbe mekaniği arasında sıkışan anlayışı, demokratik çözümde uzlaşmaya çağırıyoruz. Yüzyıl önce bu kürsülerden ‘Kürt yoktur’, ‘Türk olmayanların görevi hizmetkârlıktır’ diyorlardı. Kürt halkı ‘Êdî Bese! Em li virin’ diyerek bu aşamayı geçti. Korku ve tehdit girdabını çoktan aştı! Bugün artık Kürt sorununu bütçeye koyduğunuz 12 cezaevi yapımıyla çözemezsiniz, parti adımıza kafayı takarak bizi durduramazsınız.

Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarınız sürdükçe, emrinizdeki yargıyla yürüttüğünüz Kobanî ve HDP kapatma davası gibi kumpaslar ayağınıza dolanır. Kentlerin yıkımında askere verdiğiniz dokunulmazlık, döner dolaşır darbe girişimi olarak sizi bulur. Yargıtay da bir ceza dairesi de darbe mekaniğini canlı tutmaya heveslenir. Sizin dilinizde haklar suç, barış hakaret, adaletse cezaevi demek oldukça, hiçbir soruna çözüm üretemezsiniz. Ama bilin ki, bu ülkede toprak bile ölümden, zulümden, adaletsizlikten yoruldu. Bu sebeple gelin artık Kürt sorunundan, kutuplaşmadan ve düşmanlaştıran siyasetten nemalananlara bu fırsatı vermeyelim, demokratik çözümün kapılarını aralayalım.

21. yüzyılda Kürt sorunu artık bir tanınma sorunu değil, statü sorunudur. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına giriyoruz. Kürt sorunundaki çözümsüzlükten dolayı aynen 90’larda olduğu gibi çürümüş, yozlaşmış ve suçtan ibaret hale gelmiş bu düzende ısrar edenler, etrafımızı saran ve yaklaşan ‘muazzam fırtınayı’ görmelidir. Bugün artık Kürt sorununu Türkiye’nin iç dinamikleriyle çözmemiz gereken bir süreçteyiz. Treni kaçırmayalım! İnanın bu sorunun çözümü başka yerlerde değildir. Kürt sorunu Ankara’da çözülür, Diyarbakır’da çözülür, yeter ki samimiyetle güçlü bir irade ortaya koyalım! Bu bir ‘tarihe geçme’ veya ‘tarih olma’ seçimidir! Gelin yeni bir dille Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayarak ikinci yüzyılda demokratik bir cumhuriyet inşa edelim.

Başta Alevi toplumu olmak üzere, Hıristiyan, Süryani, Asuri Êzidî, Yahudi inançlarına yönelik ayrımcı uygulamalara da cumhuriyetin kurulduğu günden beri karşı durduk, mücadele ettik. Aynı şekilde Demokratik bir İslam’ı da her zaman savunduk. ‘Zulme karşı direnmeyen benim ümmetimden değildir’ sözünden ve Medine Sözleşmesinden hareketle, özellikle Müslüman coğrafyada iktidarların halka karşı uyguladıkları zulüm ve baskılara dikkat çekerek, hak mücadelesini yükselterek; Firavun ve Nemrutların varlığına karşı İbrahimi duruşla ses olmaya çalıştık. Alevi toplumu, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana sistematik ayrımcılığa maruz kalıyor. AKP-MHP ittifakı da Alevi inancını inkar etmeye devam ediyor.

Doğaya açılan savaş yaşama açılan savaştır. Bu açıdan yeni yaşam iddiası ekolojik bakış açısından ayrılamaz ve çok iyi biliyoruz ki ekolojik bir bakış açısında istikrarın sağlanması demokratikleşmeyle mümkündür. Ama ‘istikrar’ kelimesini tekrarlayıp duran AKP’nin en istikrarlı olduğu konulardan biri ekolojik yıkımdır. Bu iktidar döneminde ekosistemde yer alan ne varsa, denizler, göller, nehirler, dağlar, ovalar, tarım alanları, ormanlar, sulak alanlar hepsi birer enkaza dönüştürüldü. Son yirmi yılda 3 milyon hektar tarım alanı yok edildi. Bu alan öyle bir ilçe, bir köy kadar bir il kadar değildir. Belçika’nın yüzölçümü kadardır. Bu alanları yok ettiğiniz için bugün buğdayı, eti, temel gıda maddelerini ithal etmek zorunda kalıyoruz.

Derdiniz toprak gördüğünüz yere beton dikmektir. Beton dikerek rant sağlamaktır. Size soruyoruz: kaç çimento, kaç beton bir dirhem toprağın ve bereketinin yerine geçebilir? Ne ekmeğe ne özgürlüğe çözüm olan bu bütçe hayata geçerse yetersiz beslenen insan sayımız 15 milyondan, 80 milyona çıkacak. Yaşayabilmek için artık öğün sayımızı azaltmak yetmeyecek, ekmeğe muhtaç bir hale geleceğiz. Bu düzen böyle gitmez. Bizler havamıza, suyumuza, aşımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Nerede sebzeyi çöpten toplayan bir yoksul, nerede en basit sosyal etkinliğe dahi katılamayan bir genç, nerede ay sonunu getiremeyen bir emekli varsa, derdini bu parlamentoda dillendirdik, dillendirmeye devam edeceğiz.

Bu ülkenin temel sorunu, kurulduğu günden beri merkezi toplumu dışlayan rejimdir. Bir ülkede küçük bir azınlık bolluk, bereket içinde yaşıyor; nüfusun yüzde 99’u sefalet ve yoksulluk içinde yaşıyorsa orada rejim ve sistem sorunu vardır. 2015 yılında Çözüm Süreci’nin iktidar tarafından bitirilmesi ve 2018 yılında OHAL koşulları altında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu ülkeye ölüm ve açlıktan başka bir şey getirmemiştir.

Buzdolabına konan çözüm süreci, OHAL’e dayanan yeni sistem, Türkiye halklarını büyük bir çöküşle karşı karşıya bırakmıştır. Sürekli kriz üreten bu sistemin her şeyi merkeze bağlayan anlayışı, felaketin postacısıdır. Tüm kaynakları merkezden dağıtan anlayış artık dünyada iflas etmiştir. Siirt’in, Tekirdağ’ın, Antalya’nın sorunlarını Saray’dan kaynak gitmesine bağlamak çağ dışılıktır. İlçe milli eğitim müdürünü de, Bakanları da tek bir kişinin ataması bu sistemdeki merkezileşmenin trajedisidir.

Bu ülkede merkezileşmenin panzehiri, adem-i merkeziyetçiliktir. ‘Milli Kurtuluş’ diye menkıbe yazanlar 1920-1923 yılları arasına bakarsa 1921 Anayasasındaki özerklik gerçekliğini görür. Rejimler halkı kendine uydurmaz, halkın gerçekliğine uygun şekilde yapılır. Hiçbir rejim ve sistem kutsal değildir. İster milli mücadele dediğiniz döneme bakın; isterseniz de daha önceki dönemlere bakın, her ikisinde de bu ülkeyi kurtaran gerçeklik, yerel demokrasidir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık toplumu sisteme değil, sistemi topluma uyumlu hale getiren bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bunun adı Demokratik Cumhuriyettir. Demokratik Cumhuriyet çağrısı aynı zamanda tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik temelde yeniden inşa edilmesidir. Toplumsal hakikatle savaş içinde olan ve sürekli kriz üreten merkeziyetçiliğe karşı önümüzdeki seçim sadece belediye seçimi değildir. Aynı zamanda yerel demokrasi talebini dillendirmektedir. Bu kapsamda, yerel seçimler merkeziyetçi devlete karşı toplumun demokrasi çağrısı olacaktır.

Evet, önümüzde bir yerel seçim var. Bizler, kayyımlarla iradesi en fazla gasp edilen, en eşitsiz şartlarda seçimlere katılan, haksızlık ve hukuksuzluklarla en fazla mücadele eden parti olarak bu seçimlere de hazırız! Belediyelerimize kayyım atanırken, ‘şuraya buraya para aktarıldı’ yalanına sarılanları, bölgede tabela partisi haline getirmekte kararlıyız. Herkes biliyor, biz kaynakları halk için kullandık, kayyımlar ise ceplerini doldurmak için. Kayyım rejimi, belediyelerimizden başlayıp tüm Türkiye’ye yayıldı.

Biz de önümüzdeki seçimde belediyelerimizden başlayarak tüm Türkiye’de kayyım rejimini ortadan kaldıracağız. Kayyım irade gaspıdır. Kayyım talandır, yolsuzluktur, usulsüzlüktür. Belediyeleri halktan ayıran ve Batı Şeria’da olduğu gibi yükselen utanç duvarları demektir. Atadığınız kayyımların bulaşmadığı suç kalmadı. Kayyıma kayyım atamak zorunda kaldınız. Tarihe geçtiniz. Bir kez daha diyelim. Kayyım Kürt’e atanmış sömürge valisidir. Kürt halkı kayyımlarınızı istemiyor. Demokratik kamuoyu kayyımlarınızı istemiyor.

Türkiye halkları, biz sadece kayyımları göndermeyeceğiz. Muş’ta, Şırnak’ta, Ağrı’da, Bingöl’de ve daha birçok bölge belediyesinde hizmetsizlik, yolsuzluk ve ranta bulaşmış belediyeleri de alacağız ve bu belediyeleri halkın evi haline getireceğiz. Türkiye’nin batısında ‘Kent Uzlaşısı’ stratejimizle halkımızı belediye yönetimlerine taşıyacağız. Yol yapmayan, su ihtiyacını dahi gideremeyen, yolsuzluktan geçilmeyen yönetimleri değiştirerek demokratik yerel yönetimler anlayışımızla herkesi buluşturacağız. Bizimle belediyeleri yönetecek olanlar; müteahhitler, sermaye yanlıları, parti bürokratları değil; ilde, ilçede üreten, emek veren, orada yaşayan, sokağını dert eden halktır, halklarımız olacaktır.

2019 yılında seçim sonucunu belirleyen ‘Kaybettir-Kazan’ formülünü ‘Kazan-Kazan’ formülü ile tekrar güncelliyoruz. Biz 3. Yol siyasetimizle 2024 yılı seçimlerine de damga vurmaya hazırız. Önümüzdeki seçimler bizim için Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızı Türkiye’nin her tarafına yayma seçimidir. Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızla, örneğin artık deprem olduğunda Beştepe’den talimat gelmesini beklemeyecek, kendi yaralarımıza ilk müdahaleyi kendimiz yapacağız.

Önümüzdeki seçimler sadece belediye kazanma seçimi değildir. Kendimize, dilimize, kültürümüze, kaynaklarımıza sahip çıkma seçimidir. Önümüzdeki seçimlerde biz kazanınca, herkes kazanacak, Türkiye halkları kazanacaktır. Fabrikalarda, işyerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, bütün yaşam alanlarında eşitlik, barış, özgürlük, adalet mücadelemizi büyütecek ve mutlaka kazanacağız.”

“Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalıdır”

Bütçenin komisyonda görüşüldüğünü ve partilerinin verdiğin tüm önergelerin AKP-MHP oyları ile reddedildiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Bütçe sadece rakam değil, siyasi tercihtir. Ne yazık ki AKP iktidara geldiği günden bugüne uyguladığı neoliberal politikalarla tercihlerini halktan emekçiden yana değil de sermaye ve yandaşlardan yana yaptı.

Bütün yurttaşların eşit hakkı olması gereken Beytül-Mal’ı parça parça yandaşlarına, aile çevrelerine, fonculara ve sermayeye peşkeş çekiyorlar. Onlar zevküsefa ve şatafat içinde saraylarda, konaklarda yaşarken yurttaşlarımız değerli yurttaşlarımız ne yazık ki ekmek alamıyor evlerine. İşte 2024 bütçesi tam da budur Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bu bütçe olarak bu şekilde tarihe geçecek” dedi.

Neoliberal ekonomik anlayışın tüm dünyayı krize soktuğunu ve çoklu krizlerin giderek büyüdüğü ve sorun yumağı haline geldiğini belirten Hatimoğulları, “Çin ekonomisiyle birlikte emperyalist güçlerin rekabeti daha da kızıştı  şimdi artan savaşların nedeni budur. Tek kuşak projesine karşı G20 ülkeleri Yeni Dehli’de yaptıkları toplantıda Hindistan-Ortadoğu- Avrupa ekonomik koridorunu oluşturdular.

Emperyalist güçler dünyayı parça parça yeniden paylaşmaya çalışırken işçinin emekçinin kitlelerin ve milyarlarca insanın payına açlık ve yoksulluk düşüyor. Yine emperyalist güçler bu ekonomik dağılımı krizi yönetebilmek için dünyada sağcı ırkçı popülist erkek yönetimlerin hakim olduğunu görüyoruz bu bir tesadüf değildir” diye konuştu.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buradaki yurttaş diyor ki ‘açım ben, yoksulum ben, barınamıyorum ben’, onlar diyor ki ‘sen teröristsin, sesini çıkaramazsın, aç uyuyacaksın ama ses edemeyeceksin’ Sendikacı diyor ki grev hakkımı kullanmak istiyorum, ‘otur yerine’ diyor, ‘sen teröristsin, grev hakkını da kullanamazsın’ Bu faşizan sürecin dünya ölçeğinde nasıl ilerlediğine baktığımızda Rusya- Ukrayna savaşı, Afrika’daki savaşlar ve çatışmalar, Dağlık Karabağ, Yemen, Suriye ve Irak. Tüm bunlar, bunun sonucu. Ne yazık ki değerli yurttaşlarımız, İsrail’in Gazze’ye yönelik yürüttüğü operasyon ve savaş da bunun ürünüdür. Şu an Gazze’de çok çok büyük bir vahşet yaşanıyor.”

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara işaret eden Hatimoğulları, “Yıllardır iktidarın emriyle bombalanıyor oralar. Sivil insanlar katlediliyor, sivil insanların yaşam alanları, hastaneleri, okulları, içtikleri su şebekeleri her yer paramparça ediliyor. İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleniyor. Biz bunu kabul etmedik, etmeyeceğiz. Rojava’da Kürt halkı Arpa haklarıyla birlikte IŞİD gibi dünyanın başına bela olmuş bir örgüte geri adım attırmayı başarmıştır. Onurlu bir mücadele yürütmüşlerdir. AKP iktidarı ve ortağı ile birlikte İsrail’in zalimliğini anlatarak kendi zulmünü anlatarak örteceğini zannediyor ama yanılıyor” diye kaydetti.

Hatimoğulları, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: “Bakın Kürt sorunu çözülsün dedik. Toplum bölünür ülke bölünür dediniz. Tam tersi ülke daha çok güçlenir. Kürt sorunu çözülseydi neler olabileceğin çok konuştuk. Şunun altını kalın kalın çiziyoruz. Filistin sorunu da Kürt sorunu da statü eşitlik sorunudur. Bu konuda bu parlamentoya çağrımızı yineliyoruz.

Gelin bu sorunun çözümü konusunda hep birlikte kanallar açalım, masalar kuralım, diyalog oluşturalım. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmelidir. İmralı tecridi kalkmalıdır. Şimdi de biliyorsunuz tecridin kalkması için cezaevlerinde devam açlık grevleri var. Açlık grevleri daha ağır bir tabloya dönüşmeden, Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalı, tecrit ortadan kaldırılmalıdır.  Türkiye Kürt sorunu çözebilen bir ülke pozisyonuna gelirse bütün Ortadoğu’ya Afrika’ya örnek olabilecek barış hareketinin de başını çekebilir.

Gelin bu sorunların çözümü konusunda kanallar açalım masalar kuralım diyalog kuralım. Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmelidir. İmralı tecridi kalkmalı ve şimdi tecridin kalkması için cezaevlerinde devam eden açlık grevleri var. Açlık grevleri ağır bir tabloya dönüşmeden Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalıdır. Tecrit ortadan kaldırılmalıdır.

Türkiye, Kürt sorununu çözebilen bir pozisyona gelirse bütün Ortadoğu’ya Avrupa’ya örnek olacak barış hareketinin başını çekebilir. Hani diyor ya Filistin sorununun çözümünde garantör olabiliriz o zaman bu garantörlük teklifiniz halklar nezdinde de ülkeler nezdinde de bir karşılık bulur. Kürt sorunu çözülürse savaşa ve mermiye ayrılan kaynakların yerine aç insanların karnı daha fazla doyar. Bu ne zordur ne de hayaldir. Yeter ki bu konuda hep birlikte niyet edelim.

Bakın sadece seçim sonrası şekere 11 kez çaya 4 kez zam yapıldı. Demsiz su şekersiz çay katıksız ekmek iktidarın bu ülkeye layık gördüğü sefalettir. Türkiye’de işsizlik ve baskılardan dolayı tarihin en büyük göçü yaşanıyor. Asgari ücret yoksulluğun 4 kat aşağısındadır. Toplumun yüzde 70’i geçinemiyor. AKP genel başkanı dedi ki; ücrete tek bir defa zam yaparız. Ama sanıyorum ki ne AKP sıralarında oturanlar ne de AKP Genel Başkanı bu gerçekleri bilmiyor.

Gıdadaki, kiradaki, yol ücretlerindeki artışa ayda 3 defa zam geliyor ama beyefendiler ‘yılda bir defa asgari ücrete bir iyileştirme yaparsak insanları kandırırız’ diye düşünüyorlar. Aç olan insan, sizin sözünüze kanmaz. Kanmıyorsa bu durumu değiştirebiliriz. Ekonomi ve siyaset birbirinden ayrılamaz, bunun için radikal ve güçlü değişimlere ihtiyacımız var. Demokratik ekonomi programımızla, enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı, adaletsizlik, yoksulluk, barınma sorunu üzerine çok detaylı çalışma yürüttük parti olarak. Acil önlemler kapsamındaki önerilerimizi burada sizlerle paylaşıyorum.

Vergi sistemini değiştireceğiz, azdan az çoktan çok vergi almaya yönelik sistemi oturtacağız. Bunu yapabiliriz. Türkiye tarihinde iktidarların hortumlamaları çoktur. Devasa hırsızlıklar ve şatafat düzenine son verirsek bunu başarabiliriz. İktidar Türkiye’yi uyuşturucu, kadın, insan, organ ticareti, mafya sisteminin adeta üssü haline getirdi. Hem kara parayı burada aklıyorlar hem de İstanbul gibi yerlerde korunaklı villalar tutmuşlar.

Söz veriyoruz değerli halkımız bu düzen ortadan kalkacak ve kayıtsız bir kuruş bile bu ülkeye giremeyecek. AKP’nin bitirdiği tarımı yeniden canlandıracağız. Sudan’a gidip tarla kiralamışlar. Biz Sudan’a gidip orada tarla kiralamayacağız, Çukurova’nın bereketli toprakları var. Ege’nin, Urfa’nın bereketli toprakları var. Anadolu ve Mezopotamya’nın verimli topraklarında pekala şimdi nasıl iktidar bizi ithalatçı pozisyona getirdiyse biz yeniden ihracatçı pozisyona geçebiliriz.

Bu bütçede kadının adı yok! Çünkü bu iktidarın gücü yetse kadın ismini sözlükten silecek. Bunu istiyorlar. Bu çürümüş egemen düzende her gün kadınlar katlediliyor, her gün kadınlar yoğun şiddete maruz kalıyorlar. İşsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 30’larda geniş tanımlı kadın işsizliğidir. Mecliste kadın temsil oranı ki onu da bizim partimiz yükseltiyor yüzde 20 oranındadır ve oldukça düşük. Yerel yönetimlerde sırf kadın özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik yerel yönetim modellerini, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet modelini hayata geçirdik diye onlarca kadın eş başkanımız gözaltına alınıp tutuklandı. Kayyım atanan belediyelere gelen kayyımların ilk icraatları da kadın kurumlarını kapatma oldu.

2023 küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde Türkiye en dibe doğru başlığıyla 146 ülke içerisinde 129’uncu sırada. Ve kalkıp şu kürsülerde övünüyorlar ‘biz kadınların önünü açtık’ diye. Bu tabloya baktığımızda kadınların önü siyasette, sosyal yaşamda, kamusal alanda nasıl kapattığınızı siz de çok iyi göreceksiniz. Merkezi bütçede kadın sorunlarının çözümü ve her türlü şiddetin engellenmesi için özgün bir bütçe ayrılmadı.

Toplumsal cinsiyete dayalı bir bütçeyi talep ettiğimizde ne söylüyorlar biliyor musunuz? Erkekler kıs kıs bıyık altında gülüyorlar. Oysa biz bunu talep ediyoruz ve söz veriyoruz sevgili kadınlar bizler kadın bakanlığı kuracağız ve diğer bakanlıklar gibi bütçesi, özgün bir şekilde görüşülecek. Bu bizim şiddetle mücadele etmemize, bu bizim toplumsal değişim ve dönüşüme katkı sunmamıza hizmet edecek. Kadın istihdamını güçlendireceğiz, güçlendirmeliyiz.

Sevgili kadınlar kız kardeşlerim. Yine bu iktidar bizleri başörtümüz ve eteğimizin boyu üzerinden birbirimize düşürmek ve ayırmak istiyor. Başarı kapalı ya da açık eteği uzun ya da kısa hangi inançtan olursak olalım ortak bir paydamız var kadın haklarını savunuyoruz, özgürlük ve eşitlik istiyoruz. Buradan çağrımız bütün kadınlaradır. Bizi bölmek isteyen erkek egemen sisteme karşı gelin hep birlikte kadın dayanışmasını ve mücadelesini güçlendirelim ve örgütlenelim.

Aldığımız belediyelere yeniden kayyım atanmasını engellemek üzere değerli halkımız ve kitlelerimizle beraber halkımızın evi olan belediyeleri sarıp sarmalayacağız. Zannetmeyin ki elinizi kolunuzu sallayarak aynı şeyi yapabileceksiniz. Biz sadece kayyımları göndermekle kalmayacağız, partimizin seçmeninin bulunduğu her yerde Türkiye’nin dört bir yanında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ne gönül veren, oy veren tüm yurttaşlarımız müsterih olsun. Bizler kendi yerel yönetim anlayışımızın, o yerel yönetimlerde temsil edilmesini sağlayacak sistemi Türkiye’nin dört bir yanında kuracağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz.

İşçi kardeşlerim, emekçiler, yoksullar, başı açık kapalı bütün, kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Kürt halkı, Aleviler, bütün halklar ve inançlar gelin hep birlikte bu ceberrut rejime karşı güçlü bir sahneyi hep birlikte alalım. Yolumuz meşakkatli farkındayız. Çünkü bütün kolluk kuvvetlerini medyayı önümüze diziyorlar. Çünkü AKP zaten bu düzeni sağlamak için ilk başa geldiği zaman medyayı nasıl ele geçirdiğini de biliyoruz.

Askeri vesayet rejiminden kurtulacağım diye başlattığı operasyonlara askere ve farklı alanlara nasıl Sarayın vesayetini dayattığını biliyoruz. İşte böyle böyle bir sistem kurdukları için yolumuzun meşakkatli ve zor olduğunun farkındayız. Bizler bize dayatılan bu insanlık dışı hayatı kabullenmemeliyiz. Demokratik bir yaşamı inşa etmek, ortak davamızdır. Bu davayı güçlü bir şekilde sahiplenmeliyiz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının bütçesi ne yazık ki bundan uzak. Bizler demokratik cumhuriyeti inşa edecek, demokratik cumhuriyete yakışır bir şekilde demokratik ekonomi programımız hayata geçireceğiz.

Daha büyük bir cesarete daha büyük umuda ve sistematik bir mücadeleye ihtiyacımız var. Hepimiz bunun farkındayız. Değerli halkımız çok olan biziz. Yeter ki bu ölü toprağı üzerimizden atalım. İnancımız bilincimiz cesaretimizi birleştirerek kesinlikle başarabiliriz. Başaracağımıza olan inancımız sonsuz. Başarıya olan inancımızla adalete eşitliğe özgürlüğe olan inancımızla bunun için bedel ödeyen bir parti olarak bütün ödediğimiz bedellere rağmen asla geri adım atmayacak savunduğumuz değerleri savunmaya devam edecek ve böylesi bir düzeni kurana dek mücadelemiz devam edecek.”

Paylaşın

HEDEP’ten “2019’daki Pozisyonda Olmayacağız” Mesajı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimler yaklaştıkça partilerde çalışmalarına hız verdi. Seçimlerde ne yapacağı en çok merak edilen partilerden biri olan HEDEP, 2019’daki pozisyonda olmayacakları mesajını verdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP)Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “İktidarı, sağcı bir muhalefetle değiştirme gibi bir amacımız yok” diye konuştu.

İstanbul Kongre Merkezi’nde gazetecilerle bir araya gelen HEDEP Eş Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan daha çok yerel seçim odaklı soruları yanıtladı.

HEDEP’in ‘Kent Uzlaşışı’ olarak kavramlaştırdığı; yerellerde seçim işbirliği modelinin İstanbul özelinde nasıl işleyeceği, her yerde aday çıkarma eğiliminin CHP ile uzlaşıya olanak verip vermeyeceği konusu en çok merak edilen konuydu.

Gazete Pencere’den Candan Yıldız’ın aktardığına göre; Tuncer Bakırhan şu yanıtı verdi: “14 Mayıs seçim sonuçlarını başarısızlık olarak değerlendirdik. Binin üzerinde halk toplantısı yaptık. Halkımız varlık sebebimiz nedir diye sordu. 2015’ten beri muhalefeti destekleyen iktidara kaybettiren bir yöntem denendi. Bir siyasi partiyiz. Ağır sorunları çözme çabamız var ve bunun da bedelini ödüyoruz.

Yapacağımız her iş bu ağır sorunların çözümüne katkı sunmalı. 2015’te başarılı bir sonuç aldık. Artık kazan ve kaybettir siyaseti yerine batıda da kazanmayı hedefliyoruz. Bunun için aday başvurularını almaya başladık. Seçim işbirliklerini, ittifaklarını bir pazarlık ya da taktik olarak görülmesini kabul etmiyoruz. Böyle bir amacı asla gütmeyiz. 2015’ten beri destek verdiğimiz muhalefete sormak gerekiyor.

Ana muhalefet partisi, kayyumlara gerekli tepkiyi gösterdi mi? Maalesef bir şey duymadık. Yaptığımız her şey devlet kodlarını devam ettirdi. Bölgedeki uygulamalara bakalım; uyuşturucu baronları, çeteler, işsizlik ve yoksulluk, Kürtsüzleştirme, gençsizleştirme gibi ağır bir süreç var. Sadece Bingöl’de 12 bin genç yurt dışına gitmiş.

Bunu devlet organize ediyor. Sokağa çıkma yasakları, siyaset yasakları sadece bize… Bölgede olan bitenler hakkında muhalefet ne yaptı ne yapıyor? İktidarı sağcı bir muhalefeti destekleyerek değiştirme gibi bir amacımız yok. Kent uzlaşısı bizim için siyasi partileri aşan bir tutum. Demokratik şeffaf halkçı yerel yönetimleri iktidara getiren arayışımız olacak. Bu pazarlık değildir. Kenti birlikte yönetme siyaseti…”

Bakırhan’ın bu sözlerini, özellikle İstanbul özelinde, CHP ile işbirliğine kapıyı kapatmadıkları ancak açık şeffaf görüşmenin olmazsa olmaz olduğu, kent yönetimine müdahil olmayı ilkesel bir tutum olarak gördükleri şeklinde yorumluyorum.

Soru-cevap kısmının bütününden anladığım benzer bir hassasiyetin Ankara için gösterilmeyebileceği… Zira Mansur Yavaş’la ilgili soruya Tuncer Bakırhan ” Yavaş’a bile oy verdirttik. Bu Kürtlerle partinin kadar ne kadar güçlü bir bağı olduğunu gösteriyor. Akdeniz Belediyesi’ni hep biz kazanırdık. Ama son seçimde CHP’ye kazandırdık. Bu da bizim tutarlılığımız gösteriyor. Bütün bunları sineye çektik. CHP’ye mahkum bir parti değiliz.”

Yavaş’ın Kürtlerle ilgili yaptığı açıklamalar hafızada yer alıyor. Diğer yandan 14 Mayıs genel seçiminde Ümit Özdağ’ın Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda Mansur Yavaş‘ı destekleyeceklerini açıklaması, karşı hamle olarak HDP’nin Yavaş’a oy vermeyeceklerini deklere etmesi CHP’nin yeniden Yavaş’ı aday göstermesi durumunda HEDEP’in tutumunun ne olacağına dair çok şey söylüyor.

AKP ile ‘kayyum atanmayacak’ pazarlığı yapılıp yapılmadığı iddialarına da her iki Eş Başkan, hasta tutuklular üzerinden yapılan görüşme dışında arka kapı görüşmesi yapılmadığını söyledi. İlkeler çerçevesinde her partiye görüşebileceklerini, kent uzlaşısında kapının herkese açık olduğunu dile getirdi. Ümit Özdağ ve Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki gizli protokolün de utanç verici olduğunu ve unutulmayacağını vurguladı.

Tülay Hatimoğulları da ‘kent uzlaşısı’ nı daha da açarak “Kastımız sandalye istemek değil. Temsiliyeti sandalye ile ölçmüyoruz. Kent uzlaşısı toplumsal ve siyasal dinamiklerin belirli ilkeler çerçevesinde bir araya gelerek yönetimde olması demek. Nasıl yöneteceğiz, birlikte yönetecek miyiz sorusuna yanıt olacak. Demokrasi sadece HEDEP’in sorunu değil ki. Tek adam rejimine karşı olan herkesin sorunu” dedi.

Hatipoğlu, Selahattin Demirtaş‘ın seçim sürecine dahil olup olmayacağı ile ilgili soruya da “Demirtaş dahil bütün eş başkanlarımızın, tutuklu arkadaşlarımızın görüşlerini alacağız” yanıtı verdi.

Paylaşın

HEDEP’li Bakırhan’dan Yerel Seçim Açıklaması: Pazarlık Ya Da Taktik Yapmıyoruz

İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde Türkiye’nin her yerinden aday çıkarma eğilimine ilişkin, “Pazarlık ya da taktik yapmıyoruz” dedi ve ekledi:

“Ana muhalefet görevini yürütebilse, belediyelerimize kayyım atanırken, 81 yaşındaki Makbule Özer cezaevine kadar gönderilirken bir HÜDA PAR vekili kadar duyarlı olsaydı başka bir değerlendirme yapılabilirdi.”

Bakırhan, açıklamasının devamında, “Bölgede yedi yıldır sokağa çıkma yasakları var ama sadece HEDEP’e var, AKP etkinlik yapabiliyor. Halkımız da bu durum karşısında oy verdiğimiz muhalefet ne yapıyor diye soruyor. Sağcı bir iktidarı sağcı bir muhalefeti destekleyerek değiştirme gibi bir durumumuz yok” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları bugün İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Can Bursalı’nın aktardığına göre; Yerel seçimlere yönelik kullanılan ‘Kent uzlaşısı’ tanımına ilişkin Bakırhan tarafından yapılan değerlendirmede amacı hem parti tarafından kazanılabilecek belediyelerin alınması hem de batıda halkın güçlü temsilinin ortaya çıkacağı bir sonuca ulaşmanın hedeflendiği belirtildi.

“Kent nüfusunun yüzde 2-3’nün tercihiyle adaylar belirlenecek” diyen Bakırhan, batı illerinde de kendi adayları ile seçime gitme eğiliminde olduklarını ancak nihai kararın Parti Meclisi tarafından verileceğini belirtti.

“Pazarlık ya da taktik yapmıyoruz. Ana muhalefet görevini yürütebilse, belediyelerimize kayyım atanırken, 81 yaşındaki Makbule Özer cezaevine kadar gönderilirken bir HÜDA PAR vekili kadar duyarlı olsaydı başka bir değerlendirme yapılabilirdi” diyen Bakırhan, “Bölgede yedi yıldır sokağa çıkma yasakları var ama sadece HEDEP’e var, AKP etkinlik yapabiliyor. Halkımız da bu durum karşısında oy verdiğimiz muhalefet ne yapıyor diye soruyor. Sağcı bir iktidarı sağcı bir muhalefeti destekleyerek değiştirme gibi bir durumumuz yok” dedi.

Bakırhan, 28 Mayıs’ta yapılan ikinci tur öncesinde CHP ve Zafer Partisi arasında imzalanan gizli protokolün bir kırgınlık yarattığını ancak kayyımsız bir belediyecilik için kimseyle konuşmaya kapalı olmadıklarını herkesle görüşebileceklerini belirtti

Bunu sadece seçim için söylemediklerini vurgulayan Bakırhan, “CHP’nin ne düşündüğünü çok bilmiyorum. Ama kendilerine şunu sormalılar: Bizi bu noktaya ne getirdi? Bunu biraz sorsunlar, sorgulasınlar” dedi.

Eş Genel Başkan Hatimoğulları da iktidarla bir pazarlık yapıldığı yönündeki iddialara ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir pazarlık yapmıyoruz ancak halkın meseleleri olan cezaevleri, deprem ve savaş gibi konularda halkın vekilleri olarak çözüm önerilerini yetkili mercilere taşımak durumundayız” diye konuştu.

“Bizim kadar AKP’yi tanıyan, anlayan bir parti yok” diyen Bakırhan, Türkiye’nin temel meselelerini masaya koyarak oturur tartışırız. Biz Türkiye’nin bir gerçeğiyiz. Biz ilelebet iktidara kapalı ya da muhalefetin yedeği bir parti değiliz. Türkiye kazanacaksa herkesle görüşürüz” diyen Bakırhan, “Biz aynı zamanda müzakere yürüten bir partiyiz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, seçimlerden bağımsız her konuyla ilgili görüşme yapılabileceğini de belirtti.

Eş Başkan Tülay Hatimoğulları, ana muhalefeti eleştirerek, “Tüm çıkışı sandıkta gören bir anlayış var. Ama Türkiye’nin bir mücadele ittifakına ihtiyacı var” dedi.

“Türkiye’nin bir demokrasi mücadelesine ihtiyacı var” ifadelerini de kullanan Hatimoğulları, yerel seçimden sonra seçimsiz geçmesi beklenen 4 yıllık sürece vurgu yaparak Emek ve Özgürlük İttifakı’na ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Hatimoğulları, “Emek ve Özgürlük İttifakı bir seçim ittifakı değildi. Henüz ittifak bileşenlerleriyle değerlendirme yapmadık ama ittifak şu an için yeterli değil. En geniş yelpazede bir mücadele ittifakına ihtiyacımız var. Bu ittifakına oluşması için var gücümüzle çalışacağız” dedi.

Yerel seçimlerde İstanbul’daki tavırlarına ilişkin soruyu Eş Başkan Bakırhan yanıtladı. Bakırhan, İstanbul’un en yoğun Kürt nüfusuna sahip kent olduğuna değindi ve “İstanbul’da tabanımız var. Demokrat, ırkçı olmayan, Türkiye’deki mozaiğe saygı göstermesi gibi ölçülerimiz var. Şeffaf müzakere yürütülmesi gibi bir kriterimiz var. İsimlere çok girmek istemiyorum” diye konuştu. 2019’daki yerel seçimlerde Mansur Yavaş’a oy verdiklerini ve kazanmasında rol oynadıklarını da söyleyen Bakırhan, yaptıkları değerlendirmelerin CHP’ye özgü değerlendirmeler olmadığının altını çizdi.

2019’daki yerel seçimlerde kazandıkları kentlere atanan kayyumların uygulamalarından bahseden Bakırhan, Siirt Belediyesi’yle ilgili şunları söyledi:

2014’te belediyeyi kazandıktan sonra atanan kayyum 2.5 yıl boyunca hiçbir hizmet üretmedi. Biz teslim ettiğimizde kasada 20 milyon lira vardı. 2019’da belediyeyi tekrar kazandık, 115 milyon lira borçla devraldık. Borçları eritmeye başlayıp aynı zamanda hizmet ürettiğimiz sırada tekrar kayyum atandı. Şu anda Siirt Belediyesi’nin 400 milyon lira borcu var.”

Paylaşın

HEDEP’li Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Sen Getirdin

HEDEP Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor” dedi ve ekledi:

“Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir.”

Hatımoğulları açıklamasının devamında, “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Hatımoğulları, konuşmasında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne ilişkin mesaj verdi.

Tulay Hatımoğulları, “Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla grubumuzu siz değerli kadınlarla birlikte yapıyoruz. 1960’da Mirabel kardeşler özgürlük, eşitlik mücadelesi verdikleri için katledildiler. Bizler, onların miraslarını bıraktıkları yerden devralarak daha da ileri taşıyacağız. Mücadeleleriyle kelebek etkisi yarattılar. Kelebeklerin ömrü kısadır ama rengarenktir” dedi.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, “Selam olsun mücadelede yitirdiğimiz bütün kız kardeşlerimize. Selam olsun yoldaşlarımıza, onları saygıyla anıyoruz, bayraklarını asla yerde bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

Meclis’teki bütçe görüşmelerine değinen Hatımoğulları, “Meclis’teki bütçe görüşmelerinde kadının adı yok. Bu bütçede çocuk, farklı cinsel yönelimler yok. Engelliler yok, engelli kadınlar ise hiç yok. Bu bütçe toplumsal cinsiyete duyarlı olmayan bir bütçe. Biz bütçemizi kendi ellerimizle yapacağız” dedi.

“Biz bütçemizi kendi elimizle yapacağız” diyen Oruç Hatımoğulları, “Kadın Bakanlığı’nı kuracağız ve Kadın Bakanlığı’nın bütçesi ayrı görüşülecek” ifadelerini kullandı.

Herkesin kılık kıyafetinde özgür olma hakkı olduğunu vurgulayan Hatımoğulları, “Bunu hiç kimse bir siyasi malzeme olarak sakın ola getirmeye kalkmasın. Kıyafetlerimizi, yaşam tarzımızı ne AKP ne de HÜDAPAR belirleyemez. Kadınları bölmek isteyenlere karşı daha güçlü bir dayanışmayı, başı açık ya da kapalı fark etmez, bütün kadınlar olarak ortak bir şekilde vereceğiz” diye konuştu.

“Başörtülü kız kardeşlerime sesleniyorum” diyen Hatımoğulları, şunları söyledi: “Başımız açık ya da kapalı olabilir, eteğimiz kısa ya da uzun olabilir, önemli değil. Biz kadınlar özgürlüklerimiz için bir arada olmalıyız, dayanışmayı büyütmeliyiz, ele ele vermeliyiz ve bu iktidarı alaşağı etmeliyiz.”

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yüzde 50+1’ çıkışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Oruç, “Erdoğan Anayasa’yı buruşturulacak kağıt, canı istediğinde oynanacak bir oyuncak zannediyor. Ey Erdoğan, 50+1’i sen getirdin, tek adam rejiminin inşa edilmesi için otoriter yönetimin öncülüğünü yaptı, onun şahsi öncülüğü de senin şahsında cisimleşmiştir” ifadelerini kullandı.

HEDEP Eş Genel Başkanı Hatımoğulları, şunları kaydetti: “Bizim için 50+1 demek erkek+erkek demektir. Bu 40+1’e de inse erkek+erkek demektir. O nedenle bizler HEDEP olarak bütün siyasi partilerin doğrudan temsil hakkını savunduğumuzu buradan ilan ediyorum. Demokratik bir sisteme ihtiyacımız var, Erdoğan’ın oyları düştüğü için Anayasa’da oynama meselesine ihtiyacımız yoktur.”

Yerel seçimlere ilişkin mesaj veren Hatımoğulları, “Önümüz yerel seçim. Lütfen hız kesmeden seçim yarın olacakmış gibi hep birlikte çalışmalarımızı sürdürelim” diye konuştu. Hatımoğulları, şunları söyledi: “Kayyumcu zihniyetten hesap soracağız. Bizim olanı geri alacağız. Belediyelerimizi yeniden inşa edeceğiz. Kadın odaklı yerel yönetimlerin nasıl olacağını Türkiye ve dünyaya bir kez daha göstereceğiz.”

Bakırhan: 50+1 sistemi yıkılmaya mahkum

Öte yandan Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde halka seslenen HEDEP Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Küçük ortakla birbirlerine girdiler. Şimdi Erdoğan ve partisi bu 50 artı 1 için Türkiye’nin kurtuluşu demişti. Demokrasi gelecekti, barış gelecekti, kavga bitecekti, yoksulluk bitecekti. Aradan 5 yıl geçmeden küçük ortakla 50 artı 1 tartışması yürütüyorlar. Belli ki küçük ortağın bu kadar agresif olmasının bir sebebi budur. 50 artı 1’den vazgeçilince öneminin ve anlamının kalmayacağını düşünüyor. Bakalım aralarında nasıl çelişkiler, nasıl kavgalar çıkacak.

Yani bunların 5 yıl önce kurtuluş olarak sundukları başkanlık sistemi şimdi yıkılmak üzere ve bizlere yerine yeni bir şeyler önermeye çalışıyorlar. Her seferinde bize kurtarıcı olarak sundukları bütün projeleri yerle bir oluyor. Çünkü içinde halk yok, demokrasi yok, emek yok, emekçi yok, işçi yok, farklılıklar yok. İçinde toplumun kendisinin olmadığı sistem ne olursa olsun şimdi başkanlık sisteminin tartışıldığı gibi tartışılmaya, yıkılmaya, yok olmaya mahkumdur.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: HEDEP’ten ‘İttifak’ Açıklaması

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Az farkla kaybettiğimiz belediyeleri kazanacağız. Kazanılmış belediyeleri de kayyımın elinden söke söke alacağız” dedi.

Batı illerinde ittifaka açık olduklarını belirten Hatimoğulları, “Bütün yerellerimizde belediye eş başkanlarımızın ve Meclis üyelerimizi ön seçimle belirleyeceğiz. Bütün bunların detaylı çalışmasını seçim komisyonumuz şu an yürütüyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Adana’da yerel seçimlere ve olası ittifaklara ilişkin açıklama yaptı. Artı Gerçek’in aktardığına göre, Adana’da konuşan Hatimoğulları, “Birinci, ikinci olduğumuz bölgelerde kendin adaylarımız ile seçime gireceğiz. Batı illerinde ise ittifaka açığız” dedi.

Agos Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast’ın tahliye edilmesine tepki gösteren Hatimoğulları, “Hrant Dink şunu söylüyordu: ‘Bu ülkede güvercin ürkekliğiyle yaşıyorum ama biliyorum ki bu toplumda güvercinlere güvercinlere dokunmazlar’ demişti. Ama Hrant Dink’e dokundular.

Biz o güvercini, güvercin ürkekliğiyle yaşayan gazeteciyi koruyamadık. Bundan dolayı hepimiz vicdanen huzursuz ve rahatsızız. Ve Hrant Dink’ten, ailesinden, Ermeni toplumundan binlerce kez özür diliyoruz. Biz Hrant Dink’i koruyamadık” diye konuştu.

Samast’ın tahliyesini, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında devam eden yargı krizinin, yargı darbesinin ürünü olarak gördüklerini söyleyen Hatimoğulları, şöyle devam etti: “AYM’nin kararına karşı çıkarak Yargıtay, aslında yargıda büyük bir krizi bize göstermiş oldu, aslına bu kriz vardı. Ve sevgili Can Atalay Hatay halkı tarafından, deprem bölgesi olan Hatay bölgesinden seçilmiş bir milletvekili olarak hâlâ cezaevinde olmasını kabul etmemiz mümkün değil.

AİHM kararlarına rağmen sevgili Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı ve arkadaşlarını cezaevinde bırakan anlayış ne yazık ki Ogün Samast gibi katilleri salıvermiştir. İşte yargıda çürümüşlüğün, yargıda kokuşmuşluğun geldiği nokta .Yargı geçmişte çok mu bağımsızdı, elbette değildi. Ama yargı hiçbir zaman bu kadar kılıfına bile uydurma gereği duymadan, bu kadar açıktan anayasayı ihlal etmemişti.”

“Rejimle ilgili eleştirilerimiz noktasında kesinlikle aynı yerdeyiz”

Hatimoğlulları’nın seçimlere ilişkin kayyum ve ittifak açıklamaları ise şu şekilde: “Az farkla kaybettiğimiz belediyeleri kazanacağız. Kazanılmış belediyeleri de kayyımın elinden söke söke alacağız. Bütün yerellerimizde belediye eş başkanlarımızın ve Meclis üyelerimizi ön seçimle belirleyeceğiz. Bütün bunların detaylı çalışmasını seçim komisyonumuz şu an yürütüyor.

Batıda 2019 yılında belirlemiş olduğumuz seçim stratejisi büyükşehir belediyelerinin ana muha’lefet tarafından kazanılmasına katkı sağladı. Bütün büyük şehirler HDP’nin vermiş olduğu katkıyla kazanılmış oldu. Mayıs seçimlerinde aday çıkarmayarak Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekledik. Çünkü mevcut olan iktidarın gitmesi gerektiğini düşündük. Biz mevcut iktidarın gitmesi gerektiği konusunda aynı yerdeyiz. Rejimle ilgili eleştirilerimiz noktasında kesinlikle aynı yerdeyiz.

Fakat bu dönem şurada bir farklılık sergileyeceğiz; bizler bu ülkede HDP’nin kriminalize edildiği bir dönemde, HDP hakkında kapatılma davası açıldığı bir dönemde eş başkanlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, meclis üyelerinin tutuklandığı bir dönemde HDP’nin yanında açıkça olmak gerekiyor. Bizler muhalefeti yeterince yanımızda olmamakla eleştiriyoruz.”

Paylaşın

HEDEP’li Hatimoğulları: Adaylarımızı Sandık Kurarak Belirleyeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, yerel seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

MA’nın haberine göre İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına değinen Hatimoğulları, bütün dünyanın izleyici konumunda olduğunu söyledi.

Gazze’de her an büyük bir insanlık dramı yaşandığını ama bir tek devletin bile kılının doğru düzgün kıpırdamadığını belirten Hatimoğulları, “AKP,  Filistin halkıyla dayanışma mitingi yaptı. Mitingde Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı hatırlayacaksınız. Adeta yerel seçimlere hazırlanmak üzere yapılmış bir miting gibiydi. Gerçekten Filistin halkı için ağlayan yok. Ağlamıyorlar, doğru söylemiyorlar, timsah gözyaşı döküyorlar” diye konuştu.

“Biz bu kürsüden defalarca çağrı yaptık, yapmaya devam edeceğiz; İsrail ile ticari ve askeri anlaşmalarınızı devam ettirdiğiniz sürece siz hiçbir şey yapamazsınız” ifadelerini kullanan Hatimoğullları, “Şimdi diyor ki ‘garantör olalım. Gelin barışı sağlayalım.’ Buradan AKP genel başkanına soruyoruz: Türkiye’de Kürt sorunu bu kadar capcanlıyken, barış yanlısı insanların barış çağrılarına kulak vermezken hangi barıştan, hangi garantörlükten bahsedeceksiniz?” diye sordu.

“Sizlerin yüreğiniz kaskatı kesilmiş. Yüreğiniz o kadar katılaşmış ki Ortadoğu’da firavun olarak anıtınız dikilecek. Sizin yüreğiniz işte bu kadar kaskatı olmuştur.”

“Erdoğan bu kadar vicdanlıysa çıksın kürsüden ‘Filistin sorununu çözmek için yola çıkacağımız gibi Kürt sorunu da çözmek istiyorum’ desin” çağrısını yapan Hatimoğulları, “Ama bunu söyleyecek ne bilinç ne yürek ne de anlayış yok. Ortadoğu halklarının savaşsız, sınırsız, sömürüsüz, bir arada yaşamaya ihtiyacı var. Türkiye ve bölge halklarının tamamının yığınaklarını buraya yapması lazım” dedi.

“Bu zalim rejimlerden bizlere hayır gelmez. Savaşa karşı barış savunmak bizim sorumluluğumuzdadır. Bizler, halkların demokratik zeminde kurtuluşu için ölüm kusan silahlara karşı yaşamı, kan dolu ideoloji ve sistemlere karşı barışın erdemini, hakkaniyetini, adaletini sonuna kadar savunacağız. Acılarımızı hep beraber dayanışarak, örgütlenerek, mücadele ederek dindireceğiz.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının devamı kısaca şöyle: “4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın içinde olduğu çok sayıda milletvekilimiz gözaltına alındı ve tutuklandı. Geçtiğimiz hafta Kobanî davası kapsamında önceki dönem HDP milletvekilliğini yürütmüş sevgili Hüda Kaya yine yaka paça gözaltına alınarak tutuklandı.

“Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP”

Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP, adaletten, eşitlikten, kardeşlikten, barıştan yana olan 28 Şubat mağduru bir mütedeyyin kadını gözaltına aldınız ve tutukladınız. Sonra ‘28 Şubat Darbesi’yle hesaplaşıyoruz’ diyorsunuz. Hadi oradan. 28 Şubat’ta size yapılanın aynısını şimdi sizden olmayan, muhaliflere yapıyorsunuz. Gültan Kışanak’ın tutukluluk süresi dolmuş durumda ve şu an yasaya aykırı bir şekilde keyfi bir biçimde hala alıkonulmuş durumda.

Uluslararası bir suç işleniyor. Bir hukuk dışılık ve insanlık dışılık söz konusu. Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki cezaevinde bulunan bir insan 3 yıl boyunca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesin. Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum; BM İnsan Hakları Komitesinin verdiği tedbir kararını üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz atılmış somut bir adım yok. Bu konuda derhal görev ve sorumluluklarınızı yerine getirin. CPT’ye sesleniyorum; görevinizi yapın, adaya gidin ve milyonların talebi olan Sayın Öcalan’ın sağlığı başta olmak üzere adadaki durumu kamuoyu ile paylaşın. Ağırlaştırılmış tecridin kalkması demek.

Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz. Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Paylaşın

HEDEP’den İktidara Filistin Tepkisi: Timsah Gözyaşı Dökerek Dayanışma Olmaz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız” dedi ve ekledi:

“İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.”

Hatimoğulları konuşmasının devamında, “Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Gazete Penecere’nin aktardığına göre, Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Biz bu grup toplantımızı yaptığımız anda bile İsrail Filistin’i vurmaya devam ediyor. Ağır bir savaş bölgeyi esir almış durumda. 7 Ekim’den bu yana yüzlerce sivil katledildi. Binlerce yaralı var. Yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. İsrail insanlık suçu, savaş suçu işlemeye devam ediyor.

2 Milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze, yıllar içerisinde İsrail tarafından açık cezaevine dönüştürüldü, şimdi ise topraklarından sürülmeye çalışılıyor. Hastaneler bombalanıyor. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı bağış çağrısı yapmış. Sağlık bakanlığı neyin bağışını isteyebilir ki? Akla ilk gelen kan bağışı. Ama değil. Yakıt bağışı istemiş. Yakıtın bittiği yerde sağlık malzemelerinin ve Filistin’de sağlık hizmetinin ne hale geldiğini varın siz düşünün.

Türkiye’de iktidar her açıklamasında Filistin’i sahiplendiğini söylese de gerçek bu değil. Samimiyetten uzak ‘Dostlar alışverişte görsün’ misali adımlarla savaş durduramazsınız. İktidar, Filistin’i ve savaşı, iç siyaset malzemesi yapmaktan geri durmuyor, tabanına şirin mesajlar vermek için kullanıyor. Oysa bu savaşın yayılmaması ve akan kanın durması için dilek ve temenniler yetmez.

Buradan iktidara açıkça soruyoruz: İsrail’le yaptığın askeri anlaşmaları iptal edecek misin, etmeyecek misin? Ey iktidar! Timsah gözyaşı dökerek Filistin’le dayanışma olmaz. Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verdiğin belirler tavrını.

Filistin halkı gerçek bir destek ve dayanışma bekliyor. Kudüs, Mescidi Aksa, Gazze… Bir asırdır yaşadıkları şiddete karşı yaşamlarını, topraklarını savunmaya devam eden, İntifada’larla tarih yazan mazlum Filistin halkının yanındayız. Bu bizim tarihsel bir sorumluluğumuzdur aynı zamanda.

İsrail’in saldırılarını acilen durdurması için muhatapları; bölge ve bütün dünya kamuoyunu seferberlik ruhuyla tavır koymaya çağırıyorum. Savaşlar karşısındaki sessizlik, ölümleri, vahşetleri, yıkımları onaylamak demektir. Vicdanı olan herkesi, tüm insanlığı savaş karşıtlığında birleşerek barışın tarafı olmaya ve sesini gür çıkarmaya çağırıyorum.

Savaşı dayatanların değil, barıştan taraf olanların sesi gür çıktığında dünya ve bölge değişecektir. O halde; Barışın sesini savaşı bastıracak kadar gür çıkaralım.

Filistin’in yaşadığı acıların benzerini Kürt halkı da on yıllardır yaşıyor. Ortadoğu’nun kanayan iki yarasının biri Filistin davası ise diğeri kuşkusuz Kürt sorunudur. Suriye’de 2011’den bu yana devam eden savaş sürecinde Kürtler komşumuz olarak kalmasın diye Türkiye’deki iktidarın yapmadığı şey kalmadı. Kürtleri Afrin’den sürdü. Şimdi İsrail’in Gazze’de yaşayan Filistinlileri Sina Yarım Adası’na ya da Necef Çölü’ne sürmek istediği gibi. Rojava’da kalan Kürtleri ve diğer halkları oradan sürerek demografik yapı değiştirilmek isteniyor. İşte Türkiye’ye neden

Suriye topraklarından elinizi çekin. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmek üzere hala dört parçada sorun olarak durmaya devam ediyor. Siz öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz.

Türkiye barış Meclisi’nin kuruluşunda büyük emek veren değerli Yaşar Kemal “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.” der. Evet Yaşar Kemaller barış için çalıştı, çabaladı. Biz Yaşar Kemallerin çağrısını yineliyoruz. Barışa sahip çıkalım, barışı bölgemizde tesis edelim, akan kanı durduralım.

Bugün otomotiv sanayisinde çalışan bir işçi kendi imal ettiği arabaya hayatı boyunca binemeyecek. Çünkü onu alabilecek parası yok.

2024 bütçesi görüşülmeye başladı. Bu bütçe Türkiye’de 84 milyon yurttaşımızı doğrudan ilgilendiren bir bütçe. Sunulan bütçe de göreceğiz ki hiçbir şey değişmemiş. Bu bütçede yine iktidar bir türküde söyler ya ‘tahsildar da çıkmış köyleri gezer, elinde kamçısı yoksulu ezer.’

“15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz”

Deprem bizden çok şey götürdü. Depremin üzerinden 8 ay geçti. Orada değişen hiçbir şey yok. İktidar, ana akım medyanın büyük kameralarının olduğu yerde çadırlar ve aşevi kurdu, bunları servis etti. Ama koca bir yalan. 15 milyonu etkileyen depremde çok büyük acılar çektik, çekmeye devam ediyoruz. Deprem bölgesinde insanlar hijyen malzemelerine, temiz içme suyuna ihtiyaç var.

Birçok bölgede taş üstüne taş konmamış. Okul bile yapılmamış. Çocukları servislere mahkum ederek 1-1.5 saatlik yol almalarını istiyorlar. Depremzedelere derhal konut inşa edilmelidir. 2024 bütçesinin temel odaklanacağı noktalardan biri depremzedelere verilecek konutların karşılanması olmalıdır.

Paylaşın