Türkiye’nin Yüzde 73,4’ü Çölleşme Tehlikesi Altında

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Ülkemizin yüzde 50,9’unun orta, yüzde 22,5’inin de yüksek derecede olmak üzere toplam yüzde 73,4’ünün çölleşme tehlikesi altındaki alanlardan oluşuyor. Ülkemizde erozyon, çölleşme nedenlerinin başında geliyor” dedi ve ekledi:

“Tarım arazilerinin yüzde 39’unda, mera arazilerinin ise yüzde 54’ünde erozyon görülüyor. Öte yandan büyüyen kentler verimli tarım arazilerinin azalmasına sebep oluyor. Tarım arazilerimiz, 1990-2022 yılları arasında yaklaşık 4 milyon hektar azalarak 27,9 milyon hektardan, 23,9 milyon hektara geriledi. Bu da yaklaşık 7,5 İstanbul büyüklüğünde tarım alanının kaybedilmesi demek oluyor.”

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) , “17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü” kapsamında bugün bir açıklama yayınlayarak Türkiye’nin yüzde 73.4’ünün çölleşme tehlikesi altında olduğunu belirtti.

Gıda güvenliğini sağlamak, iklim değişikliğine karşı dirençli olmak ve kuraklıktan daha az etkilenmek için çölleşme ile mücadelenin önemine dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Çölleşmenin yıllık maliyetinin ülkelerin gayrisafi millî hasılasının (GSMH) yüzde 4-8’i olduğu tahmin ediliyor. Bu oranın 2050 yılında yüzde 40’lara ulaşacağı öngörülüyor” dedi. Deniz Ataç, şunları kaydetti:

“Dünyada arazi tahribatının boyutları ürkütücü seviyeye geliyor. 2019 BM Arazi Raporu’nda 30 milyon km2 yani yaklaşık Afrika kıtası büyüklüğündeki arazi varlığının tahrip olduğu dile getiriliyor. Bu tahribatın içinde dünyanın yüzde 45’ini ve dünya nüfusunun 3’te 1’ini oluşturan kurak alanlar önemli yer teşkil ediyor.

Zor koşullara adapte olmuş fakat kırılgan bir ekosisteme sahip olan kurak alanlar dünya ekili tarım arazilerinin yüzde 44’ünü, canlı hayvan varlığının ise yüzde 50’sini barındırıyor. Gıda güvenliği açısından önemi tartışmasız olan bu alanların yüzde 20’sinde çölleşme görülüyor. Çölleşen arazilerin yüzde 87’sinde ise ana nedeni erozyon teşkil ediyor, iklim değişikliği ise süreci hızlandırıyor.”

Çölleşme nedeniyle tarım topraklarında verimliliğin azaldığını kaydeden Ataç, toprak verimliliğinin azalmasının doğal olarak ekonomik kayıplara da neden olduğuna işaret ederek, “Ülkemizin yüzde 50,9’unun orta, yüzde 22,5’inin de yüksek derecede olmak üzere toplam yüzde 73,4’ünün çölleşme tehlikesi altındaki alanlardan oluşuyor. Ülkemizde erozyon, çölleşme nedenlerinin başında geliyor.

Tarım arazilerinin yüzde 39’unda, mera arazilerinin ise yüzde 54’ünde erozyon görülüyor. Öte yandan büyüyen kentler verimli tarım arazilerinin azalmasına sebep oluyor. Tarım arazilerimiz, 1990-2022 yılları arasında yaklaşık 4 milyon hektar azalarak 27,9 milyon hektardan, 23,9 milyon hektara geriledi. Bu da yaklaşık 7,5 İstanbul büyüklüğünde tarım alanının kaybedilmesi demek oluyor” dedi.

Kuraklık göçü tetikliyor

İklim değişikliğinin kurak bölgeleri daha da kuraklaştırarak bölgedeki insanların yaşam koşullarını güçleştirdiğini belirten Ataç, iklim krizi sebebiyle dünyanın ortalama sıcaklığı sanayi öncesi döneme göre 1,1°C arttığına işaret etti. Sıcaklık artışı sebebiyle atmosfer dengesi bozulan dünyanın birçok bölgesinde kuraklık başta olmak üzere çeşitli krizlerin baş gösterdiğine dikkat çeken Ataç, bu durumun da insanları doğup büyüdükleri evlerini bırakıp göç etmeye zorladığını söyledi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yaptığı çalışmaları da aktaran Ataç, buna göre kuraklık ve çölleşmenin neden olduğu göç krizinden en çok kadınlar ve çocukların etkilendiğine dikkat çekti. Ataç, “Çalışmalarda kadınların çoğunlukla arkada bırakıldığı gözlemleniyor ve göç eden kadınların göç yollarında ciddi tehlikelerle karşılaştığı biliniyor. Yine aynı çalışmalar, çölleşme ve buna bağlı göç meselesinin toplumsal cinsiyet ekseninde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

“Çözüm yine topraktan geçiyor” diye konuşan Ataç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun için arazi kullanım planlarının hazırlanması, kanunlarda yer alan orman, mera ve verimli toprakları başka amaçla kullanımı kolaylaştıran hükümlerin yürürlükten kaldırılması, erozyonla mücadele edilmesi, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve tahrip edilmiş arazilerin eski haline getirilmesi yani restorasyon çalışmaları yapılması gerekiyor.

İklim değişikliği ile mücadele için de restorasyon çalışmalarının büyük önemi bulunuyor. Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılına kadar tahrip edilmiş arazilerin yüzde 30’unda restorasyon çalışmalarının yapılması hedefleniyor. Gıda güvenliğini sağlamak, iklim değişikliğine karşı dirençli olmak ve kuraklıktan daha az etkilenmek için çölleşme ile mücadele büyük önem taşıyor. Çölleşme ile mücadele, bugünün yaşanan sorunlarını azaltmak, geleceği kazanmaktır.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın