Bradikardi (Kalp Ritmi) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Belki sizde de farkında olmadığınız bir aritmi olabilir. Kalpteki ritim bozukluklarından biri bradikardidir. Bradikardi mutlaka dikkatle takip edilmelidir. Eğer kontrol altına alınmazsa bayılmaya, kalp yetmezliğine ve ani ölümlere yol açabilir.

Kalp atışlarının dakikada 60’tan az olması bradikardi olarak değerlendirilir. Sağlıklı insanlarda dinlenme halinde kalp ritmi 60 ila 100 arasındadır. 100’den fazla olduğu durumlar da yine ritim bozukluğu sınıfına girer. Buna taşikardi denir.

Nedenleri;

  • Yaşlılık:İleri yaşlarda kalbin ileti dokusunun iletkenliğinin azalması sebebiyle olur.
  • Damar tıkanıklığı:Kalp krizi sonrasında ileti sisteminin hasar görmesine bağlı olur.
  • Kalp dokusunun enfeksiyonu.
  • Doğumsal kalp bozuklukları.
  • Tiroid bezinin az çalışması.
  • Potasyum ve kalsiyum gibi elektrolit bozuklukları.
  • Uykuda solunum durması (OSAS).
  • Kalp ameliyatı sonrası oluşabilecek komplikasyonlar.
  • İlaç veya bal zehirlenmesi.

Belirtileri;

Bradikardi olunca kalbin oksijenden zengin kanı yeterli derecede pompalayamamasına bağlı olarak aşağıdaki belirtiler olabilir:

  • Baş dönmesi
  • Aşırı halsizlik
  • Bayılma
  • Nefes darlığı
  • Göğüs ağrısı
  • Erken yorulma
  • Göz kararması
  • Bilinç bulanıklığı

Teşhisi;

Bayılma, sürekli halsizlik gibi şikayetler ile doktora gittiğinizde size ailenizde kalp hastalığı geçiren var mı diye soracaktır. Hastanın aile öyküsünün alınması çok önemlidir çünkü bu tip şikayetlerin çok sayıda sebebi olabilir. Bayılma kardiyolojik kökenli olabileceği gibi nörolojik kökenli de olabilir. Önce hastanın fizik muayenesi yapılır, kullandığı ilaçlar ve şikayetlerin ne zaman başladığı sorulur.

Fizik muayenede doktor kalp ritmini bizzat kendisi ölçer ve atışların düzenini kontrol eder. Doktor hareket etmenizi veya oturmanızı söyleyebilir. Tiroid sorunlarından şüphelenirse tiroid belirtilerine bakacaktır. Örneğin boğazı muayene ederek bezlerin şişkinliğini kontrol eder. Saçların ve cildin ne kadar kuru olduğunu inceler.

İleri tetkiklerde elektrokardiyografi (EKG) çekilerek hastada bradikardi değerlendirmesi yapılır. Belki EKG çektirmişsinizdir. Çok kolay ve hızlı bir görüntüleme yöntemidir. Kalbin atışları bir kağıt üstüne dökülür. Bazı bradikardi türleri EKG’de belli olmayabilir. Böyle durumlarda ambulatuvar EKG çekilir. Bu testte hasta Holter adı verilen giyilebilir bir EKG cihazını üstüne geçirir. Holter genellikle 24 saat boyunca hastanın üzerinde kalır. Eğer bradikardinin belirtileri sık sık olmuyorsa Holterin süresi uzayabilir. Bradikardinin halsizlik, yorgunluk gibi belirtileri ortaya çıktığında Holterin kayıt düğmesine basmalısınız. Bu şekilde en net kalp ritmi elde edilir.

Tedavisi;

Sağlıklı bir atlette bradikardi için çoğu zaman tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Bu kişilerin kalp atışları normalden az olsa bile vücut yeterli miktarda kanı alır. Hastaların günlük hayatlarını zorlaştıracak bir belirtileri bulunmuyorsa doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamayabilir. Bunun yerine hasta önce takip edilir. Eğer sinüs nodunda veya atriyoventriküler nodda bir bozukluk varsa o zaman tedavi gerekir.

Bradikardiden korunmak için özel bir yöntem yoktur. Genel olarak sağlığınıza dikkat etmelisiniz. Dengeli ve sağlıklı beslenin, düzenli sporunuzu yapın. Kullandığınız ilaçların yan etkisi sonucu oluşan bradikardi vakaları ilacı bıraktığınızda geçecektir. Bazen dozu azaltmak da çare olabilir. Hangi yöntemi denerseniz deneyin bir doktor kontrolünde olduğunuzdan emin olun.

Paylaşın

Böbrek Taşı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Böbrek kanalları içerisinde genellikle bilinmeyen nedenlere bağlı olarak bazı minerallerin birleşerek oluşturduğu sert yapılara böbrek taşı adı verilir. Renal lithiasis veya nefrolitiyazis denilen böbrek taşları tek böbrekte oluşabileceği gibi her iki böbrekte de görülebilmektedir.

Erkeklerde kadınlara oranla 3 kat daha yaygın olarak görülen bu hastalık, bir kez oluştuğu takdirde tedavi ile yok edilse bile çoğunlukla tekrarlama eğilimi gösterir. Her yaşta görülebilmekle birlikte 30’lu yaşlardaki bireylerde daha sık gözlenir. Böbrek taşları tedavi edilmemesi durumunda böbrek kanallarının tıkanmasına yol açar ve bu da böbrek içerisinde basınç artışına neden olarak şiddetli ağrı ile birlikte organın fonksiyonlarında bozulmalara sebebiyet verir. Bu nedenle böbrek taşı olan bireyler, ağrıları olmasa bile mutlaka tedavi olmalıdır.

Nedenleri;

Böbrek taşı oluşumunda birden fazla faktör etken rol oynayabilir. Böbrek taşı oluşmasında birkaç faktörün bir araya gelmesi riski artırabilmektedir.

  • Yetersiz sıvı alımı: Vücutta yeterli su olmaması böbrek taşı oluşmasında önemli bir etkendir. Gün içinde yeteri oranda su içilmemesi idrarla atılan taş öncüsü maddelerin yoğunluğunu artırır ve idrarı asidik hale getirebilir. Bu durumda böbrek taşı oluşumuna neden olabilir. Sıcak iklimlerde yaşayanlar ve çok fazla terleyenler de risk altındadır.
  • Cinsiyet: Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla böbrek taşı oluştuğu bilinmektedir.
  • Genetik: Ailede böbrek taşı geçmişi olması yani genetik unsunlar böbrek taşı oluşumuna yol açabilir.
  • Daha önce böbrek taşı oluşan kişilerin tekrar böbrek taşı oluşturma ihtimali daha yüksektir. Özellikle 25 yaşından önce böbrek taşı oluşan kişilerde tekrarlayan böbrek taşları görülebilmektedir.
  • Beslenme de böbrek taşı oluşumunda etkili olabilir. Protein, sodyum veya şeker açısından yüksek bir beslenme düzeni böbrek taşına zemin hazırlayabilir. Yüksek protein düşük lif oranı içeren şekilde beslenmekten kaçınmak gerekmektedir. Özellikle yiyeceklerin çok fazla tuzlu tüketilmesi böbreklerden atılan kalsiyum miktarını artırır ve böbrek taşı riskini önemli ölçüde artırır.
  • Sindirim sistemi ameliyatı geçiren kişilerde risk oranı artabilmektedir.
  • Kilolu ve obez kişilerde böbrek taşı oluşabilir.
  • Polikistik böbrek ya da başka bir kistik böbrek hastalığı olan kişilerde böbrek taşı oluşma oranı daha fazladır.
  • Tek böbrekli olmak böbrek taşı oluşma riskini artırabilmektedir.
  • İdrarda sistin, oksalat, ürik asit veya kalsiyum oranlarının artmasına neden olan rahatsızlıklar böbrek taşı oluşumu riskini artırır.
  • Sıvı birikimini azaltmak için kullanılan ilaçlar, kalsiyum bazlı antasitler, bazı antibiyotikler ve ilaçlar böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlayabilir.
  • Çok sık idrar yolu enfeksiyonu geçirmek, Crohn hastalığı, renal tübüler asidoz, hiperparatiroidizm, medüller sünger böbrek ve Dent hastalığı gibi rahatsızlıklar böbrek taşı oluşumu riskini artırır.
  • Uzun süre D vitamini ve kalsiyum takviyesi kullanmak böbrek taşlarının oluşumuna katkıda bulunabilmektedir.

Belirtileri;

Çok küçük taşlar, fark edilmeden idrar yolundan geçebilmekteyken, taş boyutları büyüdükçe böbrekte ve mesaneyi birbirine bağlayan tüpte (üreterde) sıkışabilirler.

Böbrek taşı olan hastalarda en sık görülen şikayet ağrıdır. Bazı hastalarda ağrı fark edilmeyecek kadar hafif düzeydeyken, bazılarında son derece şiddetli olabiliyor. Böbrek taşlarından kaynaklanan ağrılar genelde aralıklarla kendini gösterip kaybolan ağrılar şeklinde görülüyor. Hastalar ağrıyı genellikle “yan ağrısı” olarak tarif ediyor. Bu ağrı dışında, böbrek taşlarının  belirtileri şunlardır:

  • İdrar yaparken ağrı
  • İdrarda kan
  • Mide bulantısı ya da kusma
  • Sık idrara çıkma
  • Az miktarlarda idrar yapma veya idrar yapma zorluğu
  • Ateş ve titreme

Kimi hastalarda ise herhangi bir şikayet olmaksızın, başka amaçla yapılan tetkikler sonucunda da tesadüfen böbrek taşları saptanabiliyor.

Çeşitleri;

  • Kalsiyum taşları: Kalsiyum oksalat ve kalsiyum fosfat gibi kalsiyumun çeşitli bileşiklerinin oluşturduğu taşlardır. Tüm böbrek taşı vakalarının yaklaşık %75’i kalsiyum taşlarından oluşmaktadır.
  • Ürik asit taşları : Genellikle yüksek proteinli diyetle beslenen bireylerde görülen böbrek taşı türüdür.
  • Sistin taşları: Nadir görülen bir böbrek taşı türü olmakla birlikte genellikle metabolik bozukluklardan kaynaklıdır.
  • Sitruvit (enfeksiyon) taşları: Genellikle idrar yolu enfeksiyonlarından kaynaklanan bu taş türü, çok hızlı büyümesi nedeniyle kısa sürede ciddi böbrek hasarına yol açabilmektedir.

Teşhisi;

Böbrek taşı hastalığında hastanın öyküsü ve fizik muayene ile birlikte, burada tespit edilen bulguları desteklemek ve tanıyı netleştirmek amacıyla üriner sistem grafisi ve ultrasonografi yapılabiliyor. Bu iki tetkik birlikte kullanıldığında böbrek taşlarının çok büyük bir kısmı tespit edilebiliyor.

Taşa bağlı olarak zaman zaman görülen idrar yolu enfeksiyonları veya idrarda kanamanın tespiti için idrar analizi yapılıyor. Bunun yanı sıra taşların niteliğinin tespit edilmesinde veya nedenlerinin araştırılmasında kan tetiklerine başvurulabiliyor. Çok küçük taşların tespiti veya ameliyat planlanan hastalarda böbrek anatomisinin görülebilmesi amacıyla kontrastsız Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekilebiliyor.

Böbrek taşlarının tespiti ve idrar yollarının değerlendirilmesinde kullanılan başka bir yöntem olan intravenöz piyelografide (IVP) hastanın damar yolundan röntgen altında tespit edilebilir bir ilaç veriliyor ve kan böbreklerden süzüldükten sonra ilaç idrar yollarından geçerken röntgen çekiliyor, böylelikle vücuttaki, böbrek taşları, idrar yollarındaki tıkalı alanlar ve böbreklerde kan akışı gözlemlenebiliyor.

Tedavisi;

Böbrek taşı rahatsızlığında tedavi süreci, taşın boyutu ve türü gibi faktörlere göre değişkenlik gösterir. Tedavide kullanılan bazı yöntemler aynı zamanda safra kesesi taşları tedavisinde de uygulanır. Bazı taşlar ameliyat yapılmaksızın birtakım ilaçlar yardımıyla eritilebilir. Özellikle küçük boyutlu taşlarda hekim önerisi doğrultusunda uygulanabilen ilaç tedavilerinin yanı sıra bol su tüketimi ile taşların idrar yolu ile atılımı sağlanabilir. Daha büyük boyuttaki taşlar için önceleri açık ameliyat uygulanmaktaydı. Fakat gelişen teknoloji ve tıbbın ilerlemesi ile zorlu bir iyileşme süreci gerektiren ve hastalığın tekrarlama olasılığını artıran bu yöntem, yerini daha yenilikçi uygulamalara bırakmıştır.

Erimeyen ve boyutu belirli bir düzeyin altındaki taşlarda ESWL (Extracorporeal Schock Wave Lithotripsy) olarak adlandırılan şok dalgaları ile taş kırma tedavisi uygulanabilir. Ayrıca idrar yolundan RIRS tedavisi olarak da bilinen Retrograd İntrarenal Cerrahi yardımıyla üreteroskopi ile taş kırma veya çıkarma işlemleri de uygulanabilir. Bazı durumlarda ise taşın böbrekten doğrudan çıkarıldığı kapalı böbrek taşı ameliyatı olarak da bilinen nefrolitotomi operasyonu tercih edilir. Tüm bu tedavi yöntemlerinden hangisinin tercih edileceği ürolog tarafından yapılan detaylı muayene sonrasında belirlenmelidir.

Hastalığın tedavisi kadar tedavi sonrası süreçte yeni taş oluşumlarının önüne geçilebilmesi adına böbrek taşlarından korunma yöntemlerini bilmek ve uygulamak da önem taşır. Bireyde oluşan taş türünün bilinmesi ve hastanın beslenme planında bu taşın oluşum riskini artıran besinlere yer verilmemesi gerekir. Ayrıca böbrekte taş oluşumlarının önlenmesi için bol su tüketimine özen gösterilmelidir. Eğer sizde de böbrek taşı sorunu var ise, şiddetli ağrıların oluşumunu beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvurup tedavi sürecinizi başlatarak hastalığın yol açabileceği daha ciddi boyuttaki sorunların önüne geçebilirsiniz.

Paylaşın

Göz kapağı iltihabı (Blefarit) nedir? Teşhis, Tedavi

Cinsiyet farkı gözetmeksizin her yaş grubunda görülebilen Göz Kapağı İltihabı (Blefarit), göz kapağının iltihaplanması sonucu yaşanan ve kronikleşmeye yatkın bir hastalıktır. Bu hastalık göz kuruluğu ve kirpik batması hastalığı ile birlikte seyredebilir.

Hastalık ön blefarit ve arka blefarit olmak üzere 2’ye ayrılır. Ön blefaritte göz kapağının dış kenarı ve kirpik dipleri etkilenir. Vücuttaki bakterilerin aşırı miktarda çoğalması ve derinin yağlı/ kepekli olmasından dolayı blefarit meydana gelmektedir. Arka blefaritte ise kapağın gözün içine değen kısmı etkilenir, gözyaşı yağ bezlerinin normal çalışmaması ile ilişkilidir.

Nedenleri;

Göz kapağı iltihabının oluşumunda her zaman için bir neden olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda herhangi bir sebep yokken veya bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak blefarit oluşumu söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra iltihabi bir hastalık olan blefarit oluşumunda risk artırıcı faktörler arasında değerlendirilebilecek hususlar şunlardır:

  • Kirli ve tozlu ortamlarda uzun süre kalmak
  • Gözlerde kuruluk sorununun varlığı
  • Stafilokok ve benzeri bakteri türlerinin neden olduğu enfeksiyonlar
  • Kontakt lens kullanımı
  • Gül hastalığı (akne rozasea – kırmızı yüz hastalığı)
  • Makyaj malzemeleri ve lens solüsyonlarına karşı alerji
  • Göz kapağındaki küçük yağ bezelerinde oluşan tıkanıklıklar
  • Seboreik dermatit
  • Kirpik bitleri ve akarları

Göz kapaklarında oluşan iltihaplanmalar, zamanında tedavi edilmedikleri durumlarda birtakım komplikasyonları da beraberinde getirebilmektedir. Kirpik problemleri, kronikleşmiş konjonktivitler, göz kapağı sorunları, kontakt lens kullanımında güçlük, arpacık, şalazyon ve kornea ülserleri bu komplikasyonlara örnek olarak verilebilir. Bu gibi durumların oluşumunun önlenebilmesi adına göz kapağı iltihabına gereken hassasiyet gösterilerek tedavi süreci aksatılmamalıdır.

Belirtileri;

Göz kapağı iltihabı belirtileri hemen hemen her hastada benzer şekilde görülmesine karşın enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak semptomların yoğunluğu da değişkenlik gösterir. Başlangıç aşamasında yalnızca kaşıntı ve gözlerin kapatılması, ovuşturulması esnasında hissedilen hafif ağrılar şeklinde belirti veren blefarit, enfeksiyon ilerledikçe şu belirtilerle kendini göstermeye başlar:

  • Gözlerde yanma
  • Göze kum kaçmış hissi
  • Bulanık görme
  • Göz sulanması
  • Gözlerde kuruma ve şişlik
  • Yağlı görünen göz kapakları ve aşırı çapaklanma
  • Gözlerde ve kirpik diplerinde kızarıklıklar
  • Normalden daha sık göz kırpma isteği
  • Kirpiklerde dökülme
  • Hassasiyet ve parlak ışıkta görüşün azalması
  • Kirpiklerde dökülmeler
  • Kirpik diplerinde su baloncuğu benzeri yapılanmalar

Tanısı;

Göz kapağı iltihaplanması yani arpacık hastalığını teşhis etmek için göz muayenesinin yanı sıra göz kapağı içi muayenesine de ihtiyaç duyulmaktadır. El ve göz yordamı ile yapılacak muayene neticesinde tedavi planlaması yapılır ve ilaç tedavisi ile 1 hafta gibi kısa bir sürede tedavi etkisini gösterir.

Tedavisi;

Göz kapağı iltihabı, kolay tedavi edilebilen fakat tekrarlayabilen inatçı bir hastalıktır ve evde de tedavisi mümkündür. Tedavide her gün düzenli olarak, sıcak, nemli ve temiz bez ya da pamuk ile göz kapağına ve kirpik diplerine yapılan hafif bir masajla kirpik dibinin temizlenmesi önemlidir. Bu işlem 5 dakika boyunca günde 2-3 kere uygulanmalı ve çam ağacı ekstresi içeren özel şampuanlar ile kirpik dibi temizlenmelidir. Hastaların çoğu, bu rahatsızlığın nüksetmemesi için yaşam boyu günlük temizlik rutinini sürdürmek zorundadır. Ayrıca göz hekiminin yazacağı antibiyotikli kremler veya steroidli göz damlaları da komplikasyonları önlemek ve hastayı rahatlatmak için çok önemlidir. Ayrıca göz kuruluğu da varsa gözyaşı damlaları yine hekim tarafından önerilecektir.

Tedavisi sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

Hijyen alışkanlıkları, zayıf bağışıklık sistemi  ve çevresel faktörler iltihaplanmaya yol açabilir.  Ve önlemle alınmazsa kronikleşerek sık aralıklarla yaşanarak yaşam kalitenizi düşürebilir.  Korunmak veya hafif atlatmak için nelere dikkat etmelisiniz?

  • Günün her saati ellerinizi yıkayamıyorsanız, gözlerinize, yüzünüze dokunma alışkanlığınızdan kurtulmaya çalışın.
  • Kişisel havlu, yastık kılıfı ve kozmetik ürünlerinizi ikinci kişiler ile paylaşmayın. Göz hastalıkları da nezle, grip gibi bulaşıcı olabilir.
  • Özellikle yağlı bir cildiniz varsa, göz kapaklarınızı ve kirpiklerinizi sabah akşam ılık su ile yıkamak iyidir.
  • Bu hastalığa yatkınlığınız var ise kozmetik ürünler kullanmamaya, sigara içilen yerlerde bulunmamaya özen göstermeniz önerilir.
  • Blefaritin kronikleşen bir hastalık olduğundan uygun bakım ile tekrarlama riskini en aza indirebilirsiniz.

Temiz havada yürüyüş yapın, beslenmenize dikkat edin, uyku düzeninize dikkat edin, ihtiyaç duydukça gözlerinizi dinlendirin.   Bu şekilde bağışıklık sisteminiz güçlenecektir.   Ve zamanla hastalığın tekrarlanma sıklığı azalacaktır.

 

Paylaşın

Bilinç kaybı nedir? Belirtileri, Nedenleri

Bilinç Kaybı veya Bilinç Bozukluğu; Bilincin oluşmasını sağlayan faaliyetlerin aksaması sonrasında çeşitli evrelerde meydana gelen aksama durumudur. Daha geniş bir tanımla, Beynin normal faaliyetlerindeki bir aksama nedeni ile uyku halinden başlayarak (=bilinç bozukluğu): hiçbir uyarıya cevap vermeme haline kadar giden (=bilinç kaybı) bilincin kısmen ya da tamamen kaybolması halidir.

Bilinç kaybı yaşanmasında birçok faktör etki gösterebilir. Kişilerde kalbe bağlı hastalıklar nedeniyle bir bilinç kaybı ortaya çıkabilir. Epilepsi, beyinde geçici dolaşım bozukluğu, kafa travması gibi beyin hastalıklarına bağlı bilinç kaybı gerçekleşmektedir. Refleks senkopu olarak gruplandırabileceğimiz öksürük senkopu, yutma senkopu, miktürisyon senkopu (idrar yaparken oluşan baygınlık), defekasyon senkopu (büyük abdest yaparken oluşan baygınlık) bilinç kaybı oluşmasına yol açar. Kandaki azalan oksijen oksijen seviyesi sonucu ortaya çıkan anoksi – hipoksi ve anemi de aynı sonucu doğurabilir. Hastaların kullandığı bazı ilaçlar da bilinç kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle hastanın hikayesi sorulduğunda bunların atlanmadan anlatılması gerekir. Uygulanacak tedavi bilinç kaybının oluşum nedenine göre farklılık gösterir. Bu durumda bilinç kaybının kısa ya da uzun süreli ortaya çıkması en büyük etkendir.

Bayılma

Kısa süreli bir bilinç kaybı oluşmasına neden olur. Bayılma esnasında geçici süreliğine duruş kaybı ile bilinçte de kaybolma görülür. Bayılma bazı zamanlar çok önemli olmayan nedenler ile gerçekleşir. Bazen ise çok ciddi hastalıkların habercisi olarak meydana gelir. Hastalar başka belirtiler oluşana kadar bir uzmana başvurmayı erteleyebiliyor. Kimi hastalar ise hangi bölüme başvuracağını bilmediğinden ya da işlemlerin uzun süreceği düşüncesiyle bayılmayı dikkate almıyor. Bayılmanın altında yatan sebepleri kardiyoloji uzmanına başvurarak öğrenebilirsiniz.

Bayılma nedeni tilt testi ile kısa sürede tespit edilebilmektedir. Tilt testinin halk arasındaki adı ise eğik masadır. Tıp dilinde senkop olarak geçen bayılma stres, ağrı, aşırı sıcağa maruz kalma, öksürük, yutma, miktürisyon gibi durumlar sonucunda ortaya çıkıyor. Beyindeki kan akımının kısa süreliğine yeterli düzeyde olmamasından ortaya çıkar. Yaş faktörü de hastalığın tespitinde izlenecek yol için önemlidir. Çocuk ve genç bireylerde kalp rahatsızlığına bağlı bayılmalar pek olmadığı için ayrıntılı testlere pek ihtiyaç duyulmaz. Daha ileri yaştaki hastalar için ise EKG ve diğer testler isteyebilmektedir.

Koma

Uzun süreli bir bilinç kaybıdır. Kişi komadayken kendisinden ve çevresinde olup bitenden haberdar değildir. Koma hafif, orta dereceli ve derin olarak üçe ayrılır. Hafif ve orta dereceli komada hastalar çevrelerine tepki ya da refleks olarak yüzlerini buruşturmak gibi eylemler gerçekleştirebilirler. Ancak bu derin komada mümkün değildir. Derin komada hastalar kendinde ve çevresinde oluşan değişikliklere karşı basit düzeyde dahi refleks veremezler. Komadaki bir hasta için acil durum uygulanır. Hasta ve doktoru için zaman çok değerlidir.

Zaman iyi değerlendirilmezse aslında tedavisi mümkün olan hasta ağır beyin hasarı yaşar ya da hastanın ölümüne neden olur. Bu nedenle süreçte yapılacaklara hızla karar verilir ve uygulamaya geçilir. Komadaki hastaya öncelikle nörolojik anlayışla yaklaşılır. Hastanın yakınlarından diyabet, kalp hastalığı, böbrek nakli, epilepsi gibi rahatsızlıkları olup olmadığı bilgisinin alınabilmesi de önemlidir. Hastanın bulunduğu andaki pozisyonu ve başını bir yere vurmuş olabileceği ihtimalleri de detaylı bir şekilde aktarılmadır.

Bilinç kaybı nedenleri ve belirtileri nelerdir?

Bayılma nedenleri;

  • Korku, aşırı heyecan
  • Sıcak, yorgunluk
  • Kapalı ortam, kirli hava
  • Aniden ayağa kalkma
  • Kan şekerinin düşmesi
  • Şiddetli enfeksiyonlar

Bayılma ( Senkop) Belirtileri;

  • Baş dönmesi, baygınlık, yere düşme
  • Bacaklarda uyuşma
  • Bilinçte bulanıklık
  • Yüzde solgunluk
  • Üşüme, terleme
  • Hızlı ve zayıf nabız

Koma nedenleri;

  • Düşme veya şiddetli darbe
  • Özellikle kafa travmaları
  • Zehirlenmeler
  • Aşırı alkol, uyuşturucu kullanımı
  • Şeker hastalığı
  • Karaciğer hastalıkları
  • Havale gibi ateşli hastalıklar

Koma belirtileri;

  • Yutkunma, öksürük gibi tepkilerin kaybolması
  • Sesli ve ağrılı dürtülere tepki olmaması
  • İdrar ve gaita kaçırma

Bilinç bozukluğu durumunda ilkyardım nasıl olmalıdır?

Kişi başının döneceğini hissederse;

  • Sırt üstü yatırılır, ayakları 30 cm. kaldırılır
  • Sıkan giysiler gevşetilir
  • Kendini iyi hissedinceye kadar dinlenmesi sağlanır

Eğer kişi bayıldıysa;

  • Sırt üstü yatırılarak ayakları 30 cm kaldırılır
  • Solunum yolu açıklığı kontrol edilir ve açıklığın korunması sağlanır
  • Sıkan giysiler gevşetilir
  • Kusma varsa yan pozisyonda tutulur
  • Solunum kontrol edilir
  • Etraftaki meraklılar uzaklaştırılır

Bilinç kapalı ise:

  • Hasta/yaralının yaşam bulguları değerlendirilir (ABC)
  • Hasta/yaralıya koma pozisyonu verilir
  • Yardım çağrılır (112)
  • Sık sık solunum ve nabız kontrol edilir
  • Yardım gelinceye kadar yanında beklenir

Koma pozisyonu (yarı yüzükoyun-yan pozisyon) nasıl verilir?

  • Sesli veya omzundan hafif sarsarak, uyarı verilerek bilinç kontrol edilir
  • Sıkan giysiler gevşetilir
  • Ağız içinde yabancı cisim olup olmadığı kontrol edilir
  • Bak, dinle, hisset yöntemi ile solunum kontrol edilir
  • Şah damarından nabız kontrol edilir
  • Hasta/yaralının döndürüleceği tarafa diz çökülür
  • Hasta/yaralının karşı tarafta kalan kolu karşı omzunun üzerine konur
  • Karşı taraftaki bacağı dik açı yapacak şekilde kıvrılır
  • İlkyardımcıya yakın kolu baş hizasında omuzdan yukarı uzatılır
  • Karşı taraf omuz ve kalçasından tutularak bir hamlede çevrilir
  • Üstteki bacak kalça ve dizden bükülerek öne doğru destek yapılır
  • Alttaki bacak hafif dizden bükülerek arkaya destek yapılır
  • Başı uzatılan kolun üzerine yan pozisyonda hafif öne eğik konur

Bilinç kaybı tedavi türleri;

Öncelikle hızlı stabilizasyon sonrasında ise ateş ölçümü yapılır. Hastanın ateşi otuz beş dereceden küçük ise özel promlara başvurulur. Travma olabileceği ihtimali göz önünde tutulur. Hasta tamamen soyulup muayene edilmelidir. Sonrasında nörolojik inceleme yapılır. Nörolojik muayene sonrasında duyu, motor ve göz muayenesi yapılır. İlk geliş bulguları incelenir. Bütün bu değerlendirmelerden sonra gerekli olan tetkiklere karar verilir. Hastaya yapılacak tetkikler ve verilecek ilaçlar için tekrar muayene ya da test gerekebilir. Komaya giren hastalar için kan şekeri ölçümü gereklidir. Ancak bilinç kaybı yaşayan hastaların durumuna göre o an testlerin gerekliliğine karar verilir. İdrar, EEG ve MR testlerinin yapılıp yapılmayacağına hastanın durumuna göre bir karar verilir.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Hastaların tedavi sonrası stresten uzak durmaları önemlidir. Meydana gelen bayılmalar stres ve kaygının sonucu ortaya çıkabilir. Ani korku, terleme ve hızlı nabız atışına neden olacak ortamlardan uzak durulmalıdır. Yoğun yorgunluk, uyuşukluk ve bulantı gibi şeyler hissedildiği zaman istirahat pozisyonuna geçilmelidir. Kan şekerinin düştüğünü hissettiği an müdahale etmeli ya da yakınında bulunan kişilerden rica istemelidir. Zaman zaman görme bozukluğu, konuşmada zorluk oluyorsa mutlaka tekrar doktoruna başvurmalı ve durumu geçiştirmemelidir. Havasız ortamlarda bulunmamaya çabalamalıdır. Havasız ortamlar bayılmanın tekrar meydana gelmesini tetikleyebilir. Eğer idrar yollarında yaşanan bir rahatsızlık sonrasında bayılma ve bilinç kaybı gerçekleşti ise yeme alışkanlıklarını değiştirmesi istenebilir. Doktorun uyarılarına uymamak hastalığın tekrarlamasına yol açabilir.

Paylaşın

Bel Soğukluğu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Cinsel yolla bulaşan yaygın hastalıklardan biri olan Bel Soğukluğu (Gonorea), hem kadın, hem de erkeklerle görülmekte birlikte, erkeklerde görülme saklığı daha fazladır. Özellikle 15-24 yaş arası gençlerde görülür.

‘Bel Soğukluğu’nun etkeni Neisseria gonorrhoeae olup özellikle üreme sisteminin serviks (rahim ağzı), rahim, tüpler ve üretra (idrar yolları) gibi sıcak ve nemli bölgelerinde kolayca çoğalabilmektedir. Ayrıca ağız, boğaz, göz ve anüs bölgelerinde de saptanabilmektedir.

Belirtileri;

Etken vücuda girdikten sonra 4-6 gün arasında belirtiler ortaya çıkar. Ancak bel soğukluğu kimi zaman belirti vermez. Belirti verdiğinde ise çoğunlukla cinsel organlarda gözle görülen bulgular vardır. Bunlar;

Erkeklerde;

  • İdrar yaparken ağrı ve yanma,
  • Penisten beyaz, sarı ya da yeşil renkte akıntı
  • Penis ucunda kızarıklık
  • Testislerde ağrı ya da şişlik (daha nadir)

Erkeklerin yüzde 10’unda hiçbir belirti görülmez. Kadınların ise çoğunda herhangi bir belirti görülmez ya da belirtiler vajina ya da idrar yolları enfeksiyonlarla karıştırılabilir. Belirtiler olmasa da enfeksiyonun ciddi sağlık sorunlarına yol açma riski vardır.

Kadınlarda;

  • Vajinal akıntı
  • İdrar yaparken ağrı ve yanma hissi
  • Dış genital bölgede kaşıntı
  • Adet dönemi dışında vajinal kanama, özellikle cinsel ilişki sonrasında kanama
  • Cinsel ilişki sırasında acı hissetme
  • Alt karın ya da pelvik bölgede ağrı
  • Vücudun diğer bölgelerinde bu enfeksiyonun yol açabileceği belirtiler şunlardır:

Rektum;

Anal kaşıntı, rektumdan akıntı, tuvalet kâğıdında görülebilen kırmızı lekeler (kanama), dışkılama sırasında ağrı.

Gözler;

Gonore virüsü gözleri etkilediğinde gözlerde ağrı, ışığa hassasiyet ve gözlerin biri ya da ikisinden iltihaplı akıntı görülür.

Boğaz;

Boğaz ağrısı ve boyundaki lenf bezlerinde şişlik görülebilir.

Eklemler;

Eklemlerden biri ya da birkaçı bu bakteri nedeniyle iltihaplanmışsa (septik artrit), enfekte olan eklemler kırmızı, şişmiş ve ağrılı olur.

Gonore, tedavi edilmediği takdirde kadın ve erkekte ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Kadınlarda pelvik inflamatur hastalık (PID) oluşabilir ve bu nedenle tüplerde yapışıklık ve tıkanıklık, kısırlık, uzun dönemli kasık ve karın ağrılarına neden olabilir.

Erkeklerde testislerin bağlı olduğu tüplerde ağrı ve nadiren kısırlık ile sonuçlanabilir. Tedavi edilmeyen gonore kan ve eklemlere yayılabilir. Bu, hayati tehlike arz eden bir durumdur. Gonore geçiren kişi korunmasız ilişkiyle tekrar hastalığa yakalanabilir.

Tedavisi;

Çeşitli antibiyotikler ile gonore başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Birçok hastada gonore ile klamidya enfeksiyonu birlikte bulunur. Tedavide her ikisine yönelik antibiyotikler birlikte verilir. Gonoresi olan kişilerin diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar yönünden de araştırılması gerekir. Verilen tedavinin sonuna kadar kullanılması önemlidir. İlaç tedavisi ile enfeksiyon sona erse de oluşan kalıcı hasarlar geçmez.

Gonoresi tedavi edilmiş kişiler enfekte kişilerle temas sonrası  tekrar hastalanabilirler. Tedaviye rağmen belirtiler devam ediyorsa kişinin tekrar hekimine başvurması gerekir.

Çocuklarda gonore çeşitli antibiyotikler ile başarıyla tedavi edilir. Fakat ilaçlara dirençli bakteri tiplerinin ortaya çıkışıyla tedaviler güçleşmiştir. Tedavi edilmeyen gonore, kadınlarda ve erkeklerde çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

Kadınlarda genellikle pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açmaktadır. PID; tüplere zarar veren, infertiliteye (kısırlık) veya dış gebeliğe neden olan bir hastalıktır. PID; çok hafif seyredebileceği gibi ateş ve karın ağrısı gibi ciddi semptomlara da neden olabilmektedir. PID rahim ağzından başlayarak, kadın genital organlarında enfeksiyona neden olmakta ve uzun dönemde kronik pelvik ağrıya dönüşmektedir.

Erkeklerde ise gonore epididimitise neden olmaktadır. Epididimitis; spermleri testislerden üretraya (idrar kanalı) taşıyan epididimis adı verilen organın enfeksiyonu olup tedavi edilmediğinde kısırlığa yol açabilmektedir.

Gonore kan veya eklemlere yayılabilmekte ve hayatı tehdit eden bir hastalık haline gelebilmektedir. Ayrıca gonore hastalığı, hastanın HIV ile enfekte olma olasılığını arttırmaktadır.

Korunma yolları;

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmakta en önemli unsur, korunmasız cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Ayrıca tek eşlilik önerilmektedir.

Latex kondomlar her seferinde ve doğru olarak kullanıldığında hastalık bulaşma riskini azaltırlar. Akıntı, idrar yaparken yanma, ağrı veya kızarıklık halinde hemen hekime başvurmalıdır.

Gonore tanı ve tedavisi olan kişinin yakın dönemde cinsel ilişkiye girdiği partnerlerinin de muayene, test ve gerekirse tedavilerinin yapılması gerekir. Böylece bu kişilerde gelişebilecek olası komplikasyonlar engellenebilir ve bunların enfeksiyonu tekrar tekrar bulaştırmaları önlenir.

Hastaların tedavi sonuçlanana kadar cinsel ilişkide bulunmamaları gerekir. Ayrıca yılda bir kez herhangi bir yakınma olmasa bile kontrole gitmek ve test yaptırmak önerilmektedir.

Paylaşın

Bel fıtığı nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Genellikle şiddetli bel ağrısı ve bacağa yayılan ağrıyla ortaya çıkan Bel Fıtığı, omurgalar arasında, amortisör görevi gören disklerin (zorlama, düşme, ağır kaldırma ya da zorlanması sonucu) kayması veya yırtılması sonucu meydana gelir. Kaymış – yırtılmış disk olarak da adlandırılır.

Diskler esnek bir yapıya sahip kıkırdak dokudan oluşur. Omurga insan vücudunu ayakta tutarak vücudun yükünü taşır. Gövdenin her yöne hareketini sağlar. İçindeki kanal yapısıyla omuriliği korur. Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur. Vücut ağırlığını en çok taşıyan burasıdır. Dolayısıyla buradaki diskler daha kolay yıpranır. Disk ortada çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşur. Herhangi bir zorlanmayla koruyucu kısım yırtılıp çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir; işte buna bel fıtığı denir.

Nedenleri;

  • Kilo fazlalığı ve hareketsiz yaşam
  • Sıvı kaybına neden olduğu için sigara kullanımı
  • Yaralanmalar
  • Hareketlerin ani bir şekilde yapılması
  • Mesleği şoförlük olanlar
  • Masa başı işte çalışanlar
  • Gebelik

Belirtileri;

  • Basit ağrı kesicilerle geçmeyen bel ve bazen bacak ağrıları
  • Bacaklar ve belde uyuşma, karıncalanma hissi
  • Hastalık ilerledikçe güç kaybı
  • Hareket kısıtlılığı
  • Topallayarak yürüme
  • Duyu kaybı
  • Refleks kusurları
  • İdrar ve büyük tuvaletin tutulamaması (Fıtığın   omurilik ve sinir köklerine aşırı baskı yapması   sonucu görülür.)
  • Yürürken vücudun bir tarafa doğru eğilmesi. Bel fıtığının belirtilerini hissettiğiniz anda bir doktora başvurmanız bu hastalıktan en kısa sürede kurtulmanın ilk adımı olacaktır

Tedavisi;

Bel fıtığında cerrahi olmayan tedavi yöntemleri;

Bel fıtığı teşhisi konulan bir hastaya doktor kısa istirahat, ağrıya neden olan tahrişin azaltmaya yönelik anti-inflamatuar ilaçlar, ağrı kontrolü için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonları gibi tedavi yöntemleri önerebilir.

Eğer istirahat önerilirse doktorunuza ne süreyle yatak istirahati yapmanız gerektiğini sormalısınız. Çünkü gerektiğinden uzun süren yatak istirahati eklem sertliği ve kas güçsüzlüğüne sebep olabileceği için ağrılarınızı azaltabilecek hareketler yapmanızı da zorlaştıracaktır.

Bu nedenle bel ağrısı için 2 gün ve bel fıtığı için 1 haftadan uzun süren istirahat önerilmez. Ayrıca sert yatakta ya da yerde yatmanın fıtık ve ağrı tedavisinde kanıtlanmış hiçbir etkinliği yoktur. Öte yandan doktorunuza bel fıtığı tedavisi süresince işe devam edip edemeyeceğinizi de sormalısınız.

Bel fıtığı hastalığınız ileri seviyeye ulaşmamış ise ve işe devam etmeniz geriyorsa, tedaviye başlamanın yanı sıra, bir hemşire ya da fizyoterapist yardımı ile belinize aşırı yük bindirmeden günlük aktivitelerinizi nasıl yapabileceğinize dair bilgi almalısınız.

Cerrahi olmayan bel fıtığı tedavisinin amacı, fıtıklaşmış diskten kaynaklanan sinir tahrişini azaltmak ve hastanın genel durumunu düzelterek omurgayı koruyarak genel işlevselliğini artırmaktır.

Doktor tarafından bel fıtığı için önerilebilecek ilk tedaviler arasında; ultrasonik ısıtma tedavisi, elektrik uyarıları, sıcak uygulama, soğuk uygulama ve elle masaj gibi tedaviler vardır. Bu uygulanmalar bel fıtığı ağrısını, inflamasyonu ve kas spazmını azaltabilir ve bir egzersiz programına başlanmasını kolaylaştırır.

Bel fıtığı tedavisinde çekme ve germe yöntemi;

Bel fıtığında traksiyon (çekme, germe) yöntemi bazı hastalarda ağrının bir nebze hafiflemesini sağlayabilir; ancak bu tedavinin mutlaka bir fizik tedavi uzmanı ya da fizyoterapist tarafından uygulanması gerekir. Aksi takdirde bu uygulama geri dönüşü olmayan zararlara yol açabilir.

Bel fıtığı için korse tedavisi etkili midir?

Bazı durumlarda doktorunuz bel fıtığı tedavisinin başlangıcında ağrınızı azaltmak için bel fıtığı korsesi (yumuşak ve bükülebilen bir sırt desteği) kullanmanızı önerebilir. Ancak bel fıtığı korseleri fıtıklaşmış diskin iyileşmesini sağlamazlar.

Elle uygulanan tedaviler, sebebi belirsiz bel ağrılarında kısa vadeli rahatlama sağlasa da disk hernilerinin çoğunda bu tür uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Bir fizik tedavi veya egzersiz programı genelde sırt ağrısını ve bacak şikayetlerini azaltmaya yönelik hafif esneme ve duruş değiştirme hareketleri ile başlar. Ağrınız azaldığı zaman esneklik, kuvvet, dayanıklılık artırıcı ve normal bir hayat tarzına dönmeye yönelik yoğun egzersizlere başlanabilir.

Egzersizlere bir an önce başlanmalı ve bel fıtığı tedaviniz ilerledikçe egzersiz programı buna uygun planlanmalıdır. Evde uygulanabilecek bir egzersiz ve esneme programı öğrenilerek uygulanması da tedavinin önemli bir parçasıdır.

Bel fıtığında ilaç tedavisi;

Ağrıyı kontrol etmeye yarayan ilaçlara ağrı kesiciler (analjezikler) denir. Çoğu durumda bel ve bacak ağrısı aspirin veya asetaminofen gibi yaygın olarak kullanılan (reçetesiz satılabilen) ağrı kesicilere cevap verir.

Ağrının bu ilaçlar ile kontrol edilemediği hastalarda, non-steroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAID’ler) denen bazı analjezik-antiinflamatuar ilaçlar bel fıtığı sonucu oluşan ve ağrının asıl kaynağı olan tahriş ve yangının kontrolü için eklenebilir.

Eğer şiddetli ve geçmeyen ağrınız varsa doktorunuz kısa bir süre için narkotik analjezikler de reçete edebilir. Bazı durumlarda tedaviye kas gevşeticiler eklenebilir. Kas gevşeticilerden yüksek doz almak iyileşmenizi hızlandırmayacaktır zira bu ilaçlar yan etki olarak bulantı, kabızlık, sersemlik, dengesizlik ve bağımlılık yapabilir.

Tüm ilaçlar sadece tarif edildiği şekilde ve miktarda alınmalıdır. Doktorunuza kullandığınız her türlü ilacı (reçetesiz aldıklarınız dâhil) bildirin ve size önerilen ağrı kesicileri daha önce denediyseniz, bunların sizde işe yarayıp yaramadıklarını anlatın.

Reçeteli veya reçetesiz satılan ağrı kesici ve NSAID’lerin uzun süreli kullanımının doğurabileceği sorunlar (mide rahatsızlığı veya kanaması) açısından doktorunuz tarafından takip edilmelisiniz.

Anti-inflamatuar etkileri olan başka ilaçlar da mevcuttur. Kortizonlu ilaçlar (kortikosteroid) bazen çok şiddetli bel ve bacak ağrısı için kuvvetli anti-inflamatuar etkileri sebebi ile reçete edilirler. NSAID’ler gibi kortikosteroidlerin de yan etkileri olabilir. Bu ilaçların faydaları ve risklerini doktorunuzla konuşmalısınız.

Epidural enjeksiyonlar veya “bloklar”, çok şiddetli bacak ağrılarını rahatlatmak için kullanılabilir. Bunlar, epidural boşluğa (spinal sinirler etrafındaki boşluk), doktor tarafından yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır.

İlk enjeksiyon ileriki tarihlerde bir veya iki enjeksiyonla desteklenebilir. Bunlar genelde katılımcı bir rehabilitasyon ve tedavi programı dahilinde yapılırlar. Ağrıyı tetikleyen noktalara yapılan enjeksiyonlar, yumuşak doku ve kaslara direk olarak yapılan lokal anestetik enjeksiyonlarıdır.

Bazı durumlarda ağrı kontrolü için faydalı olmalarına rağmen tetikleyici noktalara yapılan enjeksiyonlar fıtıklaşmış diskin düzelmesini sağlamaz.

Bel fıtığı ameliyatı;

Bel fıtığı ameliyatı Bel fıtığı ameliyatının amacı fıtıklaşmış diskin sinirlere baskı yaparak tahrişini ve bu şekilde ağrı, kuvvet kaybı gibi şikayetlere sebep olmasını önlemektir. Bel fıtığı ameliyatında en yaygın uygulanan yönteme diskektomi ya da kısmi diskektomi denir. Bu yöntem fıtıklaşmış diskin bir kısmının çıkarılmasıdır.

Diskin tam olarak görülebilmesi için diskin arkasındaki lamina denilen kemik oluşumun küçük bir kısmının çıkarılması gerekebilir. (şekil-2) Kemik çıkarılması mümkün olan en az düzeyde tutulursa buna hemilaminotomi, daha yaygın şekilde yapılırsa hemilominektomi denir.

Daha sonra fıtıklaşmış disk dokusu özel tutucular yardımıyla çıkartılır. (şekil-3) Sinire bası yapan disk parçası çıkartıldıktan sonra sinirdeki tahriş kısa zamanda yok olarak tam iyileşme sağlanabilir. (şekil-4) Günümüzde bu işlem yaygın olarak bir endoskop ya da mikroskop kullanılarak küçük cerrahi kesiler ile yapılabilmektedir.

Diskektomi lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta ameliyat masasına yüzüstü yatırılır ve hastaya çömelme pozisyonuna benzer bir pozisyon verilir. Fıtıklaşmış diskin üzerindeki cilde küçük bir kesi yapılır. Daha sonra omurga üzerindeki kaslar kemikten ayrılarak kenara çekilir. Cerrahın sıkışan siniri görebilmesi için küçük bir miktar kemik çıkarılabilir.

Fıtıklaşmış disk ve diğer kopmuş parçalar sinirin üzerinde hiçbir baskı kalmayacak şekilde çıkarılır. Sinirin herhangi bir baskıya maruz kalmayacağından emin olmak için mevcut olabilen kemik çıkıntılar (osteofitler) de çıkarılır. Bu işlemde genelde çok az miktarda kanama ile karşılaşılır.

Bel fıtığında acil cerrahi müdahale ne zaman gereklidir?

Çok nadir olarak büyük bir disk hernisi, mesane ve bağırsakları kontrol eden sinirlere baskı yaparak mesane ve bağırsak kontrolünün kaybına sebep olabilir. Bu genelde kasık ve de genital bölgenin uyuşması ve karıncalanması ile birliktedir. Bu durum acil disk hernisi ameliyatı gerektiren nadir durumlardan biridir ve böyle bir durumla karşılaşırsanız derhal doktorunuzu arayınız.

 

Paylaşın

Behçet Hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kronik bir hastalık olan Behçet Hastalığı, bir damar hastalığıdır. Damarların iltihabıdır yani bir vaskülittir. İlk defa 1937 yılında Hulusi Behçet tarafından teşhis edilmiş, bu nedenle uluslararası tıp camiasında Behçet Hastalığı olarak adlandırılmıştır.

Hastalık; özellikle deri altı, göz, beyindeki kan damarlarının iltihaplanmasına yol açan, sebebi bilinmeyen. nadir görülen, bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalıktır. Hastalık, bulaşıcı değildir. Her ne kadar hastalığın kalıtımsal olduğuna dair şüpheler olda da bu sav ispatlanmış değildir. İki kardeşten biri Behçet hastası iken diğeri gayet sağlıklı olabilir.

Nedeni;

Hastalığın tanımlanmış kesin bir nedeni yoktur. Genetik faktörler, virüsler ve çevresel faktörler suçlanmaktadır. Behçet hastalığında vücudun kendi dokularına karşı açmış olduğu bir savaş söz konusudur.

Belirtileri;

Behçet hastalığının ilk aşamalarında birbiri ile ilgisiz görülebilecek çok sayıda belirti ve semptomlar görülebilir. Behçet hastalığı belirtileri kişiden kişiye değişir, zamanla şiddetlenerek alevlenebilir veya daha az şiddetli hale gelerek yatışabilir.

Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları vücudun hangi bölümlerini etkilendiğine bağlı değişiklik gösterir. Bu belirti ve semptomlar arasında ağız yaraları, göz iltihabı, deri döküntüleri ve lezyonları ve genital yaralar mevcuttur. Behçet hastalığının ilerleyen komplikasyonları görülen belirti ve semptomlara bağlıdır.

Behçet hastalığından yaygın olarak etkilenen alanlar arasında öncelikle ağız gelir. Behçet hastalığının en yaygın belirtisi olarak ağız içinde ve çevresinde kanser yaralarına benzeyen ağrılı ağız yaraları ortaya çıkar. Küçük, ağrı yapan kabarık lezyonlar kısa sürede ağrılı ülserler halini alır. Yaralar genellikle bir ila üç hafta içinde iyileşir, ancak bu belirti sıklıkla tekrarlar.

Behçet hastalığından muzdarip bireylerin bir kısmının vücutlarında sivilce benzeri yaralar gelişir. Diğer vakalarda ise özellikle alt bacaklarda olmak üzere ciltte kızarık, kabarmış ve yüksek hassasiyete sahip nodüller, yani normal olmayan doku büyümeleri gelişir.

Üreme organlarında, yani skrotum veya vulvada kırmızı ve açık yaralar oluşabilir. Bu yaralar genellikle ağrılıdır ve iyileştikten sonra geride yara izi bırakabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerin gözlerinde iltihaplanma görülür. Bu iltihaplanma üç tabakadan meydana gelen gözün ortasındaki uvea tabakasında meydana gelir ve üveit olarak isimlendirilir.

Bu durum her iki gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeye neden olur. Behçet hastalığı olan kişilerde bu durum zaman içinde alevlenebilir veya yatışabilir.

Tedavi edilmemiş üveit, zamanla görmede azalmaya veya körlüğe neden olabilir. Gözünde Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları olan kişilerin düzenli olarak bir göz doktorunu ziyaret etmeleri gerekir.  Uygun tedavi bu belirtinin komplikasyon ortaya çıkarmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerde eklem şişmesi ve ağrıları genellikle dizleri etkiler. Bazı vakalarda ayak bilekleri, dirsekler veya kol bilekleri de etkilenebilir. Belirti ve semptomlar bir ila üç hafta süreyle etkisini devam ettirebilir ve kendiliklerinden düzelirler.

Damarlarda bir kan pıhtısı ortaya çıktığında oluşan iltihaplanma, kollarda veya bacaklarda kızarıklığa, ağrıya, ve şişmeye neden olabilir. Büyük atar ve toplar damarlarda meydana gelen iltihaplanma ise ayrıca anevrizma, damar daralması veya tıkanması gibi komplikasyonlara yol açabilir.

Behçet hastalığının sindirim sistemi üzerindeki etkisi karın ağrısı, ishal ve kanama gibi çeşitli belirti ve semptomlar şeklinde görülebilir.

Behçet hastalığından dolayı beyinde ve sinir sisteminde meydana gelen iltihaplanma ateşe baş ağrısına, baş dönmesine, denge kaybına veya felce neden olabilir.

Behçet hastalığına işaret edebilecek olağandışı belirtiler ve semptomlar fark eden bireyler mutlaka doktordan randevu almalıdır. Behçet hastalığı teşhisi konulmuş bireyler de yeni belirtiler ve semptomlar fark ederlerse yine doktorlarına başvurmalıdır.

Tanısı;

Behçet hastalığı tanısı büyük oranda klinik bulgulara göre konur. Hastalığa özgü bir test yoktur. Paterji testi tanıda yardımcı olan bir testtir.

Tedavisi;

Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmemesi nedeni ile özel bir tedavisi yoktur. Ağız aftları için antiseptikli gargaralar ve kortizonlu kremler kullanılır. Behçet hastalığında göz, sinir sistemi ve sindirim sistemi tutulumu varsa kortizon içeren ilaçlar yaygın olarak kullanılır. Kolşisin ve kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar Behçet hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Hastalık alevlenmeler ve yatışma dönemleri şeklinde seyretmektedir. Tedavinin süresi hastalık belirtilerinin yatışmasına bağlıdır. Yaklaşık iki yıllık tedaviyi takiben hastalık bulguları yatışmışsa ilaç tedavisi sonlandırılıp hasta izlenmeye devam edilir. Göz tutulumu varsa tedavi daha uzun sürelidir.

Behçet hastalığında tamamen iyileşen hastalar olduğu gibi çok kronik seyreden ve sık sık alevlenme gösteren hastalar görülmektedir. Behçet hastaları, sıklıkla alternatif tedavi yöntemlerine başvurmaktadır. Ancak kanıtlanmış alternatif tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Standart tıbbi tedaviyi bırakıp alternatif tedaviye yönelmek ciddi riskler içerir. Alternatif tedavide kullanılan bazı maddelerin ilaçlarla etkileşimi vardır.

Behçet hastalığı iş ve okula gitmeye engel değildir. Ancak ilerleyici göz problemi çalışmaya veya okula engel olabilir. Hastalar aktif eklem tutulumları yoksa spor yapabilir. Hastalıkta stresten uzak durmak önemlidir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekir. Genital aftlar cinsel ilişkiye engel olabilir. Ancak behçet hastalığına sahip kadınlar doğum yapabilir.

Siz de yukarıda saydığımız belirtilerden bir yada birkaçını kendinizde görüyorsanız en yakınınızdaki dermatoloji hekimine başvurunuz.

Paylaşın

Bebekte mide çıkışı tıkanıklığı nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Nedeni tam olarak bilinmeyen Bebekte Mide Çıkışı Tıkanıklığı dediğimiz durum sindirilen gıdaların mideden ince bağırsağa geçtiği yerde meydana gelen tıkanma durumudur. Kısaca, midenin çıkış bölgesi olan Pilor’un darlığıdır.

Görülme sıklığının her 1000 canlı doğumun 1 ile 3’ündedir. İlk erkek bebeklerde görülme olasılığı diğer bebeklerden (mesela 2. erkek veya ilk kızdan) 4 kat daha fazla olduğu istatistiksel olarak saptanmıştır.

Pilor darlığı (Pilor stenozu, Kısaca PS) Süt çocukluğu döneminin nadir ama önemli bir kusma nedenidir. Her kusan bebekte pilor stenozu çıkmaz ama gün geçtikçe artan kusmalarda pilor stenozu düşünmek gerekir. Pilor darlığı ile doğan bir bebek hayatının ilk günlerinde normal bir görünüme sahiptir; iyi beslenir, kusması her bebek kadar veya biraz daha fazla reflü kusması şeklindedir. Zamanla kusmalar giderek artar, basınçlı ve fışkırır tarzda olmaya başlar. Kusmalara bağlı su ve tuz (özellikle potasyum kaybı) ortaya çıkar.

Belirtileri;

Bebekte görülen ilk belirtiler yediğini yemeği çıkarma, kusma ile birlikte nadiren kan da görülmektedir. Kusma normal olarak beslenme esnasında veya beslenmeden kısa bir süre sonra meydana gelmektedir. Fakat saatler sonra da bu kusma meydana gelebilir. Kusma durumundan sonra bebek yeniden kendini aç hissedebilir ve yemek ister. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebek bağırsaklarından çok az yiyecek geçtiği için çok az dışkılama yapar.

Belirli bir süre sonra bebek zayıflamaya başlar, su kaybı görülür. Bebeğin gözleri içerisine çökmeye başlar, yanaklarda kırışıklıklar meydana gelir. Bu görünümle beraber bebek yaşlı bir insan gibi görünmeye başlar. Mide çıkışında tıkanma yaşayan bebek rahatsız görülebilir ancak çok büyük acı çekiyormuş gibi de gözükmez.

Teşhis ve tedavisi;

Mide çıkışı tıkanması durumunda doktor öncelikle fiziksel muayene yapacaktır. Karın bölgesinde yapılan muayene ile mide kapısında bir sorun olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhisi yapılır. Doktor muayenesinde böyle bir bulguya rastlamaz ise ultrasonografik muayene gerekebilir. Mide çıkışı tıkanması ile dünyaya gelmiş bir bebek, damardan sıvı gıda verildikten kısa bir süre sonra mutlaka ameliyata alınmalıdır.

Ameliyatı ve sonrası;

Mide çıkışı tıkanması ameliyatı bebeğe damardan beslenme yapıldıktan sonra uygulanır. Ameliyattan ortalama 6 saat sonra bebek ağızdan yemeğe başlayacaktır. Doktorun da takibi ile verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Bebeklerin çoğu ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilmektedir. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebeğin sağlığına kavuşma süresi teşhisin erken yapılması ve bebeğin genel durumuna bağlı olarak değişim gösterebilmektedir. Fakat genel olarak bu iyileşme süreci oldukça hızlı olmaktadır.

 

Paylaşın

Baş Ağrısı neden olur, ne yapmalıyım?

Birçok kişiyi korkutan ‘Baş Ağrısı’nı Uluslararası Baş ağrısı Derneği, 14 ana grup ve yüzlerce alt grup olarak sınıflandırmıştır. Baş ağrısı şikâyeti olanların oranı toplumda yüzde 90’lara ulaşır. Tüm baş ağrılarının yüzde 90’ını ise migren ve gerilim tipi baş ağrıları oluşturur.

Yapılan çalışmalar aile hekimlerine başvuran 10 kişiden birinin baş ağrısı şikayeti nedeniyle geldiğini göstermiştir. Ayrıca nörolojiye yapılan her 3 sevkten 1 tanesi de baş ağrısı nedeniyle gerçekleşmektedir.

Kaç tip baş ağrısı vardır?

  • Baş ağrısına neden olan birçok hastalık vardır. Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipi; gerilim tipi baş ağrısı denilen sinir, stres ve kaygıların neden olduğu baş ağrısıdır. Bu tip baş ağrısı, genelde başın etrafını saran bir ağrı olarak algılanır. Gerilim tipi baş ağrısı öğleden sonraları sık görülür ve başlangıçta ağrı kesicilere yanıt vermesine karşın sonraları yanıtsız hale gelebilir. Uzun sure ağrı kesici alan hastalarda, ağrı kesicilere bağlımide ve börek hastalıkları görülebilir. Bu nedenle bu tip baş ağrısının ağrı kesicilerden çok özgül tedavi yaklaşımları ile tedavi edilmesi önerilir. Bu tedavi yaklaşımları gerilim ve kaygıyı azaltacak ilaçlar, rahatlama egzersizleri ve psikoterapilerden birini içerebilir.
  • Bir diğer sık baş ağrısı nedeni ise migrendir. Migren de toplumda oldukça sık görülen bir hastalıktır. Genelde tek taraflı ve zonklayıcı ağrıya neden olur. Birlikte bulantı ve kusma görülebilir. Migren ağrısı çok şiddetli olabilir ve bu nedenle kişinin okul ve iş performansında ciddi düşmelere neden olur. Migrenin tedavisinde triptan denilen özel ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak kişide sık ataklar görülüyorsa, bu ataklara bağlı iş, okul ve aile hayatında sorunlar ortaya çıkıyorsa özel migren ilaçlarından faydalanılabilir. Bu ilaçlar beta-blokör denilen tansiyon ilaçları ve epilepsi ilaçları denilen anti-epileptiklerdir.
  • Sık görülen bir diğer migren tipi adetle ilişkili migrendir. Bazı kadınlarda her adet döneminde tekrarlayan migren atakları olur. Bu tip atakların tedavisinde de önleyici tedavi yaklaşımları uygulanabilir. Örneğin migren ilaçları sadece adet döneminde kullanılarak adete bağlı ağrılar önlenebilir.
  • Üçüncü sık görülen baş ağrısı tipi de nevraljilerdir. Bu tip ağrılar genelde elektrik çakması gibi algılanan kısa süreli ama çok şiddetli ağrılardır. En sık görüleni yüzde görülen trigeminal nevraljidir. Kişi yüzünde çok kısa süren ama çok rahatsız edici elektriklenmeler hisseder. Bu tip ağrıların tedavisinde ilk seçenek epilepsi ilaçlarıdır. Ancak bu tedaviden fayda görülmezse ilgili sinirin bokajı yoluna gidilebilir. Sinir blokajında ağrıya neden olan sinire lokal anestezik verilerek uyuşturulur. Böylece ağrıda uzun süreli kesilme sağlanabilir.

Baş ağrısı sebepleri nelerdir?

Baş ağrısının nedenleri nelerdir sorusuna verilecek cevap baş ağrısının tipine göre değişmektedir. Örneğin; primer tipi baş ağrılarında, genetik olarak yatkın kişilerde, çevresel faktörler beyinde bir aktivasyon yaratırlar. Bu aktivasyon, beyin damarlarında genişleme yapar ve kimyasal maddeler açığa çıkar. Bunlar sinirleri uyararak ağrıya neden olur.

Sekonder tip baş ağrılarının altında ise çok farklı  nedenler olabilir. Örneğin enfeksiyonlar (sinüs, kulak, beyin zarı iltihapları), kan damarlarındaki hasarlar (anevrizma, malformasyonlar, damar tıkanıklıkları),tümörler, hipertansiyon bu nedenlerden sadece birkaç tanesidir. Bu nedenle sekonder tip baş ağrılarının sebebinin belirlenmesi hayati önem taşır. Ayrıca kadınlarda adet sırasında baş ağrısı görülebilir. Bunun haricinde stres de önemli bir tetikleyici faktördür.

Sürekli baş ağrıları neden olur?

Sürekli ağrılarda sekonder bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Daha önce periyodik gelen ağrıları olan hastalarda ağrılar süreklilik kazanmışsa hastanın çok sayıda ağrı kesici ilaç kullanmış olabileceği ya da altta psikolojik nedenlerin yatıyor olduğu olasılığı düşünülmelidir.

Baş ağrısı için sürekli ağrı kesici  kullanmak doğru mu?

Ağrı kesiciler genelde masum ilaçlar olarak kabul edilir. Ama böbrek, mide gibi organlar üzerinde geri dönüşsüz hasarlar bırakabilirler. Bu nedenle uzun süreli ve düzenli ağrı kesici kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle baş ağrınız için haftada birden fazla ağrı kesici alma ihtiyacı hissediyorsanız bir nöroloji doktoru ile görüşmeniz gerekir.

Baş ağrısı nasıl geçer?

Baş ağrısı tedavisinde denenecek birçok ilaç bulunmaktadır. Migren tedavisindeki hedef, tetikleyici faktörleri azaltmak, sinir sistemindeki hassasiyeti ve ağrı sırasında ortaya çıkan damar ve damar çevresindeki olayları baskılamaktır. Temel tedavi, koruyucu ve atak tedavisi olmak üzere ikiye ayrılır. Burada hastanın ağrılarının sıklığı tedavi kararında etkilidir. Örneğin; hastanın ağrıları ayda bir iki kez görülüyorsa sadece atak sırasında tedavi önerilir.

Ağrı tedavisinde basit ağrı kesiciler, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar, ergotaminli ilaçlar ve triptanlar kullanılır. Ağrı kesici ilaçlar genelde masum ilaçlar olsa da, sürekli kullanıldıklarında böbrek ve diğer organlar üzerinde geri dönüşümsüz hasarları olabilir. Bu nedenle sürekli kullanımı tavsiye edilmez. Ağrı kesiciler atağın başında alınmalıdır. Koruyucu-önleyici tedavi ise bir ay içinde atak sayısı üçü, dördü geçiyorsa uygulanır. Koruyucu tedavide ilaçlar her gün alınır. Kalp ilaçları, depresyon ilaçları, epilepsi ilaçları bu amaçla kullanılmaktadır. Bu tip ilaçlar, kesinlikle doktora danışılmadan alınmamalıdır.

Bütün bu tedaviler dışında baş ağrılarında kullanılan bir takım alternatif tedavi yöntemleri vardır. Bunlara örnek olarak;

  • Gerilim tipi baş ağrısında biofeedback (geri iletim – gevşeme eğitimi),
  • Migrende akupunktur,
  • Kronik ağrılarda doku masajı, Riboflavin, magnezyum, ‘fever few’ bitkisi içeren ilaçlar verilebilir. Bu tedaviler hastaların bir kısmında yararlı olabilmektedir.
  • Botox son yıllarda baş ağrısı tedavisinde de kullanılmaya başlansa da, sık gelen ve kronik ağrılarda bir tedavi alternatifi olmakla birlikte çok pahalı olması nedeniyle öncelikli olarak kullanılan, pratik bir tedavi değildir.

Baş ağrısını engellemek için bir takım yaşam stili değişiklikleri yapabilirsiniz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Baş ağrısı tetikleyicilerinizi keşfedin, genelde günün hangi saati ve hangi aktiviteleri yaptıktan sonra başınızın daha fazla ağrıdığını hissettiğiniz not edin. Bu aktiviteleri imkanınız varsa azaltın.
  • Alkol tüketiminizi sınırlayın. Alkol özellikle de kırmızı şarap baş ağrısına neden olmaktadır.
  • Nitrat içeren işlenmiş gıdalar, baş ağrısına neden olabilir. Bu gıdalara örnek olarak çikolata, işlenmiş etler verilebilir. Nitratlar vücuttaki kan damarlarına etki ederler. Bu nedenle beyindeki damarlar ile etkileşime girerek baş ağrısına sebep olabileceği düşünülmektedir.
  • Uyku yoksunluğu: Uyku kalitesi ve süresi sağlıklı yaşam için önemli olmasının yanı sıra migren veya baş ağrısı ataklarından korunmak için de önemli bir unsurdur.
  • Duruş bozuklukları: uzun süre bilgisayar ya da cep telefonu kullanımı sonrasında ense kaslarında bir takım yorulmalar ve ağrılar gözlenebilir. Bu gibi durumlarda sık sık pozisyon değiştirmek ağrı duymayı engelleyebilir.
  • Açlık bir baş ağrısı tetikleyici olduğundan dolayı öğünleri atlamamak baş ağrısından korunmak için önemlidir.
  • Stres: Bazı baş ağrı çeşitleri stres ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle yaşamınızda stresle başa çıkmak hem baş ağrılarınızın kontrolü hem de yaşam kalitenizi artırmanız açısından çok önemlidir.

Başı ağrıyan hasta ne zaman mutlaka doktora başvurmalı?

  • Ağrı sürekli ve artan şiddette ise
  • İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,
  • Daha önce mevcut olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse, tedaviye cevap vermiyorsa,
  • Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa ve ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak, cinsel ilişki) ortaya çıkmış ve şiddetini arttırmışsa mutlaka doktora gitmek gerekir.
Paylaşın

Bahar (nezlesi) alerjisi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Halk arasında saman nezlesi olarak da bilinen Bahar (nezlesi) alerjisi; bahar aylarında havadaki polen miktarı ve çeşidinin artması sonucu başta burunda olmak üzere gözlerde, yüzde ve ciltte görülen bazı alerjik belirtilere verilen genel bir alerjik hastalık tanısıdır.

Alerjik reaksiyonlar her yaş grubunda başlayabilir ve alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır. Alerjik reaksiyon, bu reaksiyonu oluşturan alerjenlerin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen maddeler salgılanmasıyla başlar. Salgılanan maddeler on beş dakika içinde maksimum seviyeye ulaşır. Alerji her zaman olabileceği gibi sadece belli mevsimlerde de görülebilir.

En sık görülen alerjenler; toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir. Rinit ise, burun içini döşeyen mukozanın her çeşit iltihabına denir. Eğer bu iltihaba yukarıda sıralanan alerjik faktörler neden olmuşsa buna alerjik rinit denir. Alerjik rinitte en sık görülenler şikayetler, burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı, geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç problemleri sayılabilir.

Nedenleri;

Bahar alerjisi, bağışıklık sistemi tarafından polenlerin zararlı gibi algılanarak bunlara karşı antikor üretilmesi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Böylelikle polenler veya diğer alerjenler bağışıklık sisteminin hafızasında zararlı olarak kaydedilmektedir. Antikor, bağışıklık sisteminde bir kere üretildikten sonra, vücudun aynı polen veya polen grupları ile her karşılaşmasında “histamin” adı verilen madde otomatik olarak üretilmekte ve alerjik hastalık belirtileri ortaya çıkmaktadır. Duyarlı kişi ne kadar çok alerjen ile karşılaşırsa vücudun buna vereceği tepki yani salgılanan histamin miktarı da o kadar fazla olmakta ve bahar alerjisi hastalık belirtileri daha ağır ve uzun süreli geçmektedir.

Çeşitleri;

Bahar mevsimleri süresince atmosferde ve soluduğumuz havada birçok polen çeşidi bulunmaktadır. Bahar alerjisinin etkilediği alan ve organa göre değişik bahar alerjisi çeşitleri gözlenmektedir. Başlıcaları; Saman nezlesi (alerjik nezle=alerjik rinit), alerjik astım, alerjik dermatit (deri alerjileri), alerjik konjuktivit, Besin alerjileridir.

Bahar alerji belirtileri ağırlıklı olarak ilkbahar ve sonbahar mevsimi boyunca görülmekle birlikte yıl boyu polen salabilen bazı allerjenler ve polen dışı ev tozu akarı ve ev hayvanı epiteli alerjisi nedeniyle alerjik rinit yıl boyu da görülebilmektedir. Bu nedenle genel olarak iki gruba ayrılmaktadır.

  • Mevsimsel alerjik Rinit (MAR): Hastada hapşırık, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı ve burun akıntısı özellikle polen mevsiminde görülür. Bu alerji türüne ot, ağaç, çiçek polenleri, küf mantarları gibi dış ortam allerjenleri neden olmaktadır.
  • Perennial alerjik Rinit (PAR): Hastada yıl boyu alerjik bulgular devam eder. Ev tozu akarları, hamam böcekleri ve evcil hayvanların tüylerinin yanısıra polen grubunda sayılan bazı mantar sporları etken olarak kabul edilmektedir.

Belirtileri;

  • Burun tıkanıklığı,
  • Hapşırma nöbetleri,
  • Sulu burun akıntısı,
  • Burun ve gözlerde kaşıntı (aynı zamanda konjuktivit),
  • Sinüslerde baskı ve yüzde ağrı,
  • Gözaltlarının şişmesi ve mavimsi bir renk alması,
  • Koku ve tat duyularında azalma,
  • Çocuk hastalarda sık sık ellerini buruna sürtme ve kaşıma hareketi,
  • Yorgunluk,
  • Algılama güçlüğü,
  • Uyku bozukluğu ,
  • Damakta ve gırtlakta kaşıntı,
  • Öksürük ve baş ağrısı görülebilir.

Haftada 4 günden az ya da 4 haftadan daha kısa süren alerjik rinit semptomlarının olması aralıklı alerjik rinit olarak, haftada 4 günden daha fazla veya 4 haftadan daha fazla süren alerik rinit semptomlarının olması kalıcı alerjik rinit olarak tanımlanır.

Alerjik rinit her yaşta görülebilmekle birlikte en sık başlangıç yaşı çocukluktan erişkin döneme geçildiği yıllar olarak görülmektedir. Alerjik rinitli hastalarda yaklaşık %50 pozitif aile hikayesi vardır. Hem anne hem de babada alerjik rinit olan çocukların %68’i 10 yaşından önce, %85’i de 20 yaşından önce ilk alerji bulgularını vermişlerdir. Alerji bulgularının kaybolması olasılığı %10 civarında olup sadece hastalığın hafif formlarında görülür.

Tedavisi;

Tüm alerjilerde olduğu gibi polen alerjisinde de en doğru tedavi ve korunma şekli alerjenden kaçınmadır, ancak bu her zaman sağlanamamakta ve yeterli olmamaktadır. Alerjenden kaçınma yetersiz kaldığı zamanlarda alerji belirtilerinin şiddetine ve süresine göre ilaç tedavisi gerekmektedir. Her hastanın alerjene verdiği reaksiyon farklı olduğundan ve alerjen yoğunluğu günden güne değişebildiğinden dolayı her hastada farklı farklı tedaviler uygulanmaktadır. Burun akıntısı ve tıkanıklığı fazla olan bir hastaya antihistaminik dediğimiz histamin salınımını engelleyen ilaçlar verilmesi daha uygun olacaktır. Tüm bu tedavilere rağmen hastada şiddetli alerji bulguları devam ediyorsa, kortizonlu bazı ilaçlarda kullanılabilmektedir. En ideali alerji ve İmmünoloji Uzmanları veya Kulak Burun Boğaz Uzmanlarına muayene olarak onların önereceği şekil ve sürece ilaç kullanılmasıdır.

Polenden korunma önlemleri ve alerji ilaçlarına rağmen bazı hastalarda aşırı burun tıkanıklığı görülmekte ve burun konkaları aşırı büyüyüp burundan nefes alınamaz hale gelinmektedir. Bu durumda ise konka denilen burun içi etleri küçültme operasyonları düşünülebilir. Ayrıca Radyofrekans tedavisi ile konkalarda küçültme de uygulanabilmektedir.

Alerjide bir diğer tedavi yöntemi de “Aşı tedavisi” yani “İmmunoterapi” dir. Aşı tedavisinin hem tedavi edici hem de koruyucu özelliği vardır. Aşı tedavisinin ortalama süresi 3-5 yıldır. Aşı tedavisi temel olarak alerjik nezle (rinit), alerjik astım ve arı alerjisi olan hastalara uygulanmaktadır. Deri testi ve kan testi ile gösterilen alerjen maddenin kişide yakınmalara neden olanlara, alerjenden korunma ve ilaç tedavisinden yeterli fayda görmemiş kişilere, kişinin uzun süreli ilaç kullanmak istememesi ve ilaçların yan etkilerini çok görüldüğü kişilere aşı tedavisi uygulanabilir. Tedaviye uyumsuz hastalara, 5 yaşından küçük çocuklara, ağır astımlı hastalara, kanser, bağışıklık sistemi hastalıkları, psikolojik bozukluk, ciddi hipertansiyon ve kalp hastalığı varlığında ise aşı tedavisi önerilmemektedir.

Korunma yolları;

Bahar alerjisinden korunabilmek için önce hangi polenin alerji yaptığının bilinmesi gereklidir. Bunun için alerji testi gereklidir. Polenler coğrafi bölgelere göre değişkenlik gösterir. Sabahtan öğlene kadar polenler en yüksek seviyede bulunur. Yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Bu nedenle :

  • Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde, kuru ve rüzgarlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın.
  • Polen mevsiminde spor için kapalı alanları tercih edin.
  • Siperli şapka kullanın.
  • Göz nezleniz varsa güneş gözlüğü faydalı olabilir.
  • Eve geldiğinizde giysilerinizi değiştirin
  • Uzun kollu elbiseler ve pantolon giyin.
  • Eve geldiğinizde duş alın ve bol su ile yüzünüzü yıkayın.
  • Çok şiddetli bulgularınız varsa evinizde ve aracınızda polen filtresi kullanın.
  • Polen mevsiminde çamaşırlarınızı evde kurutmaya özen gösterin.
  • Polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapı, pencere açmayın.
  • Doktorunuz tarafından reçete edilen ilaçlarınızı düzenli kullanın.
  • Düzenli doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  • Rüzgarlı havalarda dışarıda bulunmamaya çalışın.
  • Toplu taşıma araçlarında açık kapı ve pencere önlerinde durmayın.
  • Çimlerin biçildiği ortamlardan uzak durun.
  • Polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde uygun bir maske kullanabilirsiniz.
  • Sigara içmek şikayetleri çok artırır. Kendiniz sigara içmeyin ve sigara içilen ortamlardan uzak durun
  • Çimenli çiçekli ortamlarda yerde uzanmayın.
Paylaşın