Behçet Hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kronik bir hastalık olan Behçet Hastalığı, bir damar hastalığıdır. Damarların iltihabıdır yani bir vaskülittir. İlk defa 1937 yılında Hulusi Behçet tarafından teşhis edilmiş, bu nedenle uluslararası tıp camiasında Behçet Hastalığı olarak adlandırılmıştır.

Hastalık; özellikle deri altı, göz, beyindeki kan damarlarının iltihaplanmasına yol açan, sebebi bilinmeyen. nadir görülen, bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalıktır. Hastalık, bulaşıcı değildir. Her ne kadar hastalığın kalıtımsal olduğuna dair şüpheler olda da bu sav ispatlanmış değildir. İki kardeşten biri Behçet hastası iken diğeri gayet sağlıklı olabilir.

Nedeni;

Hastalığın tanımlanmış kesin bir nedeni yoktur. Genetik faktörler, virüsler ve çevresel faktörler suçlanmaktadır. Behçet hastalığında vücudun kendi dokularına karşı açmış olduğu bir savaş söz konusudur.

Belirtileri;

Behçet hastalığının ilk aşamalarında birbiri ile ilgisiz görülebilecek çok sayıda belirti ve semptomlar görülebilir. Behçet hastalığı belirtileri kişiden kişiye değişir, zamanla şiddetlenerek alevlenebilir veya daha az şiddetli hale gelerek yatışabilir.

Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları vücudun hangi bölümlerini etkilendiğine bağlı değişiklik gösterir. Bu belirti ve semptomlar arasında ağız yaraları, göz iltihabı, deri döküntüleri ve lezyonları ve genital yaralar mevcuttur. Behçet hastalığının ilerleyen komplikasyonları görülen belirti ve semptomlara bağlıdır.

Behçet hastalığından yaygın olarak etkilenen alanlar arasında öncelikle ağız gelir. Behçet hastalığının en yaygın belirtisi olarak ağız içinde ve çevresinde kanser yaralarına benzeyen ağrılı ağız yaraları ortaya çıkar. Küçük, ağrı yapan kabarık lezyonlar kısa sürede ağrılı ülserler halini alır. Yaralar genellikle bir ila üç hafta içinde iyileşir, ancak bu belirti sıklıkla tekrarlar.

Behçet hastalığından muzdarip bireylerin bir kısmının vücutlarında sivilce benzeri yaralar gelişir. Diğer vakalarda ise özellikle alt bacaklarda olmak üzere ciltte kızarık, kabarmış ve yüksek hassasiyete sahip nodüller, yani normal olmayan doku büyümeleri gelişir.

Üreme organlarında, yani skrotum veya vulvada kırmızı ve açık yaralar oluşabilir. Bu yaralar genellikle ağrılıdır ve iyileştikten sonra geride yara izi bırakabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerin gözlerinde iltihaplanma görülür. Bu iltihaplanma üç tabakadan meydana gelen gözün ortasındaki uvea tabakasında meydana gelir ve üveit olarak isimlendirilir.

Bu durum her iki gözde kızarıklık, ağrı ve bulanık görmeye neden olur. Behçet hastalığı olan kişilerde bu durum zaman içinde alevlenebilir veya yatışabilir.

Tedavi edilmemiş üveit, zamanla görmede azalmaya veya körlüğe neden olabilir. Gözünde Behçet hastalığının belirtileri ve bulguları olan kişilerin düzenli olarak bir göz doktorunu ziyaret etmeleri gerekir.  Uygun tedavi bu belirtinin komplikasyon ortaya çıkarmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Behçet hastalığı olan bireylerde eklem şişmesi ve ağrıları genellikle dizleri etkiler. Bazı vakalarda ayak bilekleri, dirsekler veya kol bilekleri de etkilenebilir. Belirti ve semptomlar bir ila üç hafta süreyle etkisini devam ettirebilir ve kendiliklerinden düzelirler.

Damarlarda bir kan pıhtısı ortaya çıktığında oluşan iltihaplanma, kollarda veya bacaklarda kızarıklığa, ağrıya, ve şişmeye neden olabilir. Büyük atar ve toplar damarlarda meydana gelen iltihaplanma ise ayrıca anevrizma, damar daralması veya tıkanması gibi komplikasyonlara yol açabilir.

Behçet hastalığının sindirim sistemi üzerindeki etkisi karın ağrısı, ishal ve kanama gibi çeşitli belirti ve semptomlar şeklinde görülebilir.

Behçet hastalığından dolayı beyinde ve sinir sisteminde meydana gelen iltihaplanma ateşe baş ağrısına, baş dönmesine, denge kaybına veya felce neden olabilir.

Behçet hastalığına işaret edebilecek olağandışı belirtiler ve semptomlar fark eden bireyler mutlaka doktordan randevu almalıdır. Behçet hastalığı teşhisi konulmuş bireyler de yeni belirtiler ve semptomlar fark ederlerse yine doktorlarına başvurmalıdır.

Tanısı;

Behçet hastalığı tanısı büyük oranda klinik bulgulara göre konur. Hastalığa özgü bir test yoktur. Paterji testi tanıda yardımcı olan bir testtir.

Tedavisi;

Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmemesi nedeni ile özel bir tedavisi yoktur. Ağız aftları için antiseptikli gargaralar ve kortizonlu kremler kullanılır. Behçet hastalığında göz, sinir sistemi ve sindirim sistemi tutulumu varsa kortizon içeren ilaçlar yaygın olarak kullanılır. Kolşisin ve kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar Behçet hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Hastalık alevlenmeler ve yatışma dönemleri şeklinde seyretmektedir. Tedavinin süresi hastalık belirtilerinin yatışmasına bağlıdır. Yaklaşık iki yıllık tedaviyi takiben hastalık bulguları yatışmışsa ilaç tedavisi sonlandırılıp hasta izlenmeye devam edilir. Göz tutulumu varsa tedavi daha uzun sürelidir.

Behçet hastalığında tamamen iyileşen hastalar olduğu gibi çok kronik seyreden ve sık sık alevlenme gösteren hastalar görülmektedir. Behçet hastaları, sıklıkla alternatif tedavi yöntemlerine başvurmaktadır. Ancak kanıtlanmış alternatif tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Standart tıbbi tedaviyi bırakıp alternatif tedaviye yönelmek ciddi riskler içerir. Alternatif tedavide kullanılan bazı maddelerin ilaçlarla etkileşimi vardır.

Behçet hastalığı iş ve okula gitmeye engel değildir. Ancak ilerleyici göz problemi çalışmaya veya okula engel olabilir. Hastalar aktif eklem tutulumları yoksa spor yapabilir. Hastalıkta stresten uzak durmak önemlidir. Dengeli ve sağlıklı beslenmek gerekir. Genital aftlar cinsel ilişkiye engel olabilir. Ancak behçet hastalığına sahip kadınlar doğum yapabilir.

Siz de yukarıda saydığımız belirtilerden bir yada birkaçını kendinizde görüyorsanız en yakınınızdaki dermatoloji hekimine başvurunuz.

Paylaşın

Bebekte mide çıkışı tıkanıklığı nedir? Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Nedeni tam olarak bilinmeyen Bebekte Mide Çıkışı Tıkanıklığı dediğimiz durum sindirilen gıdaların mideden ince bağırsağa geçtiği yerde meydana gelen tıkanma durumudur. Kısaca, midenin çıkış bölgesi olan Pilor’un darlığıdır.

Görülme sıklığının her 1000 canlı doğumun 1 ile 3’ündedir. İlk erkek bebeklerde görülme olasılığı diğer bebeklerden (mesela 2. erkek veya ilk kızdan) 4 kat daha fazla olduğu istatistiksel olarak saptanmıştır.

Pilor darlığı (Pilor stenozu, Kısaca PS) Süt çocukluğu döneminin nadir ama önemli bir kusma nedenidir. Her kusan bebekte pilor stenozu çıkmaz ama gün geçtikçe artan kusmalarda pilor stenozu düşünmek gerekir. Pilor darlığı ile doğan bir bebek hayatının ilk günlerinde normal bir görünüme sahiptir; iyi beslenir, kusması her bebek kadar veya biraz daha fazla reflü kusması şeklindedir. Zamanla kusmalar giderek artar, basınçlı ve fışkırır tarzda olmaya başlar. Kusmalara bağlı su ve tuz (özellikle potasyum kaybı) ortaya çıkar.

Belirtileri;

Bebekte görülen ilk belirtiler yediğini yemeği çıkarma, kusma ile birlikte nadiren kan da görülmektedir. Kusma normal olarak beslenme esnasında veya beslenmeden kısa bir süre sonra meydana gelmektedir. Fakat saatler sonra da bu kusma meydana gelebilir. Kusma durumundan sonra bebek yeniden kendini aç hissedebilir ve yemek ister. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebek bağırsaklarından çok az yiyecek geçtiği için çok az dışkılama yapar.

Belirli bir süre sonra bebek zayıflamaya başlar, su kaybı görülür. Bebeğin gözleri içerisine çökmeye başlar, yanaklarda kırışıklıklar meydana gelir. Bu görünümle beraber bebek yaşlı bir insan gibi görünmeye başlar. Mide çıkışında tıkanma yaşayan bebek rahatsız görülebilir ancak çok büyük acı çekiyormuş gibi de gözükmez.

Teşhis ve tedavisi;

Mide çıkışı tıkanması durumunda doktor öncelikle fiziksel muayene yapacaktır. Karın bölgesinde yapılan muayene ile mide kapısında bir sorun olduğunun belirlenmesi neticesinde teşhisi yapılır. Doktor muayenesinde böyle bir bulguya rastlamaz ise ultrasonografik muayene gerekebilir. Mide çıkışı tıkanması ile dünyaya gelmiş bir bebek, damardan sıvı gıda verildikten kısa bir süre sonra mutlaka ameliyata alınmalıdır.

Ameliyatı ve sonrası;

Mide çıkışı tıkanması ameliyatı bebeğe damardan beslenme yapıldıktan sonra uygulanır. Ameliyattan ortalama 6 saat sonra bebek ağızdan yemeğe başlayacaktır. Doktorun da takibi ile verilen gıda miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır. Bebeklerin çoğu ameliyattan 2 gün sonra taburcu edilmektedir. Mide çıkışı tıkanması yaşayan bebeğin sağlığına kavuşma süresi teşhisin erken yapılması ve bebeğin genel durumuna bağlı olarak değişim gösterebilmektedir. Fakat genel olarak bu iyileşme süreci oldukça hızlı olmaktadır.

 

Paylaşın

Baş Ağrısı neden olur, ne yapmalıyım?

Birçok kişiyi korkutan ‘Baş Ağrısı’nı Uluslararası Baş ağrısı Derneği, 14 ana grup ve yüzlerce alt grup olarak sınıflandırmıştır. Baş ağrısı şikâyeti olanların oranı toplumda yüzde 90’lara ulaşır. Tüm baş ağrılarının yüzde 90’ını ise migren ve gerilim tipi baş ağrıları oluşturur.

Yapılan çalışmalar aile hekimlerine başvuran 10 kişiden birinin baş ağrısı şikayeti nedeniyle geldiğini göstermiştir. Ayrıca nörolojiye yapılan her 3 sevkten 1 tanesi de baş ağrısı nedeniyle gerçekleşmektedir.

Kaç tip baş ağrısı vardır?

  • Baş ağrısına neden olan birçok hastalık vardır. Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipi; gerilim tipi baş ağrısı denilen sinir, stres ve kaygıların neden olduğu baş ağrısıdır. Bu tip baş ağrısı, genelde başın etrafını saran bir ağrı olarak algılanır. Gerilim tipi baş ağrısı öğleden sonraları sık görülür ve başlangıçta ağrı kesicilere yanıt vermesine karşın sonraları yanıtsız hale gelebilir. Uzun sure ağrı kesici alan hastalarda, ağrı kesicilere bağlımide ve börek hastalıkları görülebilir. Bu nedenle bu tip baş ağrısının ağrı kesicilerden çok özgül tedavi yaklaşımları ile tedavi edilmesi önerilir. Bu tedavi yaklaşımları gerilim ve kaygıyı azaltacak ilaçlar, rahatlama egzersizleri ve psikoterapilerden birini içerebilir.
  • Bir diğer sık baş ağrısı nedeni ise migrendir. Migren de toplumda oldukça sık görülen bir hastalıktır. Genelde tek taraflı ve zonklayıcı ağrıya neden olur. Birlikte bulantı ve kusma görülebilir. Migren ağrısı çok şiddetli olabilir ve bu nedenle kişinin okul ve iş performansında ciddi düşmelere neden olur. Migrenin tedavisinde triptan denilen özel ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak kişide sık ataklar görülüyorsa, bu ataklara bağlı iş, okul ve aile hayatında sorunlar ortaya çıkıyorsa özel migren ilaçlarından faydalanılabilir. Bu ilaçlar beta-blokör denilen tansiyon ilaçları ve epilepsi ilaçları denilen anti-epileptiklerdir.
  • Sık görülen bir diğer migren tipi adetle ilişkili migrendir. Bazı kadınlarda her adet döneminde tekrarlayan migren atakları olur. Bu tip atakların tedavisinde de önleyici tedavi yaklaşımları uygulanabilir. Örneğin migren ilaçları sadece adet döneminde kullanılarak adete bağlı ağrılar önlenebilir.
  • Üçüncü sık görülen baş ağrısı tipi de nevraljilerdir. Bu tip ağrılar genelde elektrik çakması gibi algılanan kısa süreli ama çok şiddetli ağrılardır. En sık görüleni yüzde görülen trigeminal nevraljidir. Kişi yüzünde çok kısa süren ama çok rahatsız edici elektriklenmeler hisseder. Bu tip ağrıların tedavisinde ilk seçenek epilepsi ilaçlarıdır. Ancak bu tedaviden fayda görülmezse ilgili sinirin bokajı yoluna gidilebilir. Sinir blokajında ağrıya neden olan sinire lokal anestezik verilerek uyuşturulur. Böylece ağrıda uzun süreli kesilme sağlanabilir.

Baş ağrısı sebepleri nelerdir?

Baş ağrısının nedenleri nelerdir sorusuna verilecek cevap baş ağrısının tipine göre değişmektedir. Örneğin; primer tipi baş ağrılarında, genetik olarak yatkın kişilerde, çevresel faktörler beyinde bir aktivasyon yaratırlar. Bu aktivasyon, beyin damarlarında genişleme yapar ve kimyasal maddeler açığa çıkar. Bunlar sinirleri uyararak ağrıya neden olur.

Sekonder tip baş ağrılarının altında ise çok farklı  nedenler olabilir. Örneğin enfeksiyonlar (sinüs, kulak, beyin zarı iltihapları), kan damarlarındaki hasarlar (anevrizma, malformasyonlar, damar tıkanıklıkları),tümörler, hipertansiyon bu nedenlerden sadece birkaç tanesidir. Bu nedenle sekonder tip baş ağrılarının sebebinin belirlenmesi hayati önem taşır. Ayrıca kadınlarda adet sırasında baş ağrısı görülebilir. Bunun haricinde stres de önemli bir tetikleyici faktördür.

Sürekli baş ağrıları neden olur?

Sürekli ağrılarda sekonder bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Daha önce periyodik gelen ağrıları olan hastalarda ağrılar süreklilik kazanmışsa hastanın çok sayıda ağrı kesici ilaç kullanmış olabileceği ya da altta psikolojik nedenlerin yatıyor olduğu olasılığı düşünülmelidir.

Baş ağrısı için sürekli ağrı kesici  kullanmak doğru mu?

Ağrı kesiciler genelde masum ilaçlar olarak kabul edilir. Ama böbrek, mide gibi organlar üzerinde geri dönüşsüz hasarlar bırakabilirler. Bu nedenle uzun süreli ve düzenli ağrı kesici kullanımından kaçınmak gerekir. Özellikle baş ağrınız için haftada birden fazla ağrı kesici alma ihtiyacı hissediyorsanız bir nöroloji doktoru ile görüşmeniz gerekir.

Baş ağrısı nasıl geçer?

Baş ağrısı tedavisinde denenecek birçok ilaç bulunmaktadır. Migren tedavisindeki hedef, tetikleyici faktörleri azaltmak, sinir sistemindeki hassasiyeti ve ağrı sırasında ortaya çıkan damar ve damar çevresindeki olayları baskılamaktır. Temel tedavi, koruyucu ve atak tedavisi olmak üzere ikiye ayrılır. Burada hastanın ağrılarının sıklığı tedavi kararında etkilidir. Örneğin; hastanın ağrıları ayda bir iki kez görülüyorsa sadece atak sırasında tedavi önerilir.

Ağrı tedavisinde basit ağrı kesiciler, steroid olmayan anti-inflamatuar ilaçlar, ergotaminli ilaçlar ve triptanlar kullanılır. Ağrı kesici ilaçlar genelde masum ilaçlar olsa da, sürekli kullanıldıklarında böbrek ve diğer organlar üzerinde geri dönüşümsüz hasarları olabilir. Bu nedenle sürekli kullanımı tavsiye edilmez. Ağrı kesiciler atağın başında alınmalıdır. Koruyucu-önleyici tedavi ise bir ay içinde atak sayısı üçü, dördü geçiyorsa uygulanır. Koruyucu tedavide ilaçlar her gün alınır. Kalp ilaçları, depresyon ilaçları, epilepsi ilaçları bu amaçla kullanılmaktadır. Bu tip ilaçlar, kesinlikle doktora danışılmadan alınmamalıdır.

Bütün bu tedaviler dışında baş ağrılarında kullanılan bir takım alternatif tedavi yöntemleri vardır. Bunlara örnek olarak;

  • Gerilim tipi baş ağrısında biofeedback (geri iletim – gevşeme eğitimi),
  • Migrende akupunktur,
  • Kronik ağrılarda doku masajı, Riboflavin, magnezyum, ‘fever few’ bitkisi içeren ilaçlar verilebilir. Bu tedaviler hastaların bir kısmında yararlı olabilmektedir.
  • Botox son yıllarda baş ağrısı tedavisinde de kullanılmaya başlansa da, sık gelen ve kronik ağrılarda bir tedavi alternatifi olmakla birlikte çok pahalı olması nedeniyle öncelikli olarak kullanılan, pratik bir tedavi değildir.

Baş ağrısını engellemek için bir takım yaşam stili değişiklikleri yapabilirsiniz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Baş ağrısı tetikleyicilerinizi keşfedin, genelde günün hangi saati ve hangi aktiviteleri yaptıktan sonra başınızın daha fazla ağrıdığını hissettiğiniz not edin. Bu aktiviteleri imkanınız varsa azaltın.
  • Alkol tüketiminizi sınırlayın. Alkol özellikle de kırmızı şarap baş ağrısına neden olmaktadır.
  • Nitrat içeren işlenmiş gıdalar, baş ağrısına neden olabilir. Bu gıdalara örnek olarak çikolata, işlenmiş etler verilebilir. Nitratlar vücuttaki kan damarlarına etki ederler. Bu nedenle beyindeki damarlar ile etkileşime girerek baş ağrısına sebep olabileceği düşünülmektedir.
  • Uyku yoksunluğu: Uyku kalitesi ve süresi sağlıklı yaşam için önemli olmasının yanı sıra migren veya baş ağrısı ataklarından korunmak için de önemli bir unsurdur.
  • Duruş bozuklukları: uzun süre bilgisayar ya da cep telefonu kullanımı sonrasında ense kaslarında bir takım yorulmalar ve ağrılar gözlenebilir. Bu gibi durumlarda sık sık pozisyon değiştirmek ağrı duymayı engelleyebilir.
  • Açlık bir baş ağrısı tetikleyici olduğundan dolayı öğünleri atlamamak baş ağrısından korunmak için önemlidir.
  • Stres: Bazı baş ağrı çeşitleri stres ile doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle yaşamınızda stresle başa çıkmak hem baş ağrılarınızın kontrolü hem de yaşam kalitenizi artırmanız açısından çok önemlidir.

Başı ağrıyan hasta ne zaman mutlaka doktora başvurmalı?

  • Ağrı sürekli ve artan şiddette ise
  • İlk kez ağrıyla tanışan kişinin yaşı 10’un altında, 50’nin üstündeyse,
  • Daha önce mevcut olan ağrının şiddeti, şekli değiştiyse, tedaviye cevap vermiyorsa,
  • Baş ağrısı şimdiye kadar hayatında karşılaştığı en şiddetli ağrıysa ve ağrı bir fiziksel aktivite sırasında (ağır bir yük kaldırmak, cinsel ilişki) ortaya çıkmış ve şiddetini arttırmışsa mutlaka doktora gitmek gerekir.
Paylaşın

Bahar (nezlesi) alerjisi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Halk arasında saman nezlesi olarak da bilinen Bahar (nezlesi) alerjisi; bahar aylarında havadaki polen miktarı ve çeşidinin artması sonucu başta burunda olmak üzere gözlerde, yüzde ve ciltte görülen bazı alerjik belirtilere verilen genel bir alerjik hastalık tanısıdır.

Alerjik reaksiyonlar her yaş grubunda başlayabilir ve alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır. Alerjik reaksiyon, bu reaksiyonu oluşturan alerjenlerin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen maddeler salgılanmasıyla başlar. Salgılanan maddeler on beş dakika içinde maksimum seviyeye ulaşır. Alerji her zaman olabileceği gibi sadece belli mevsimlerde de görülebilir.

En sık görülen alerjenler; toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir. Rinit ise, burun içini döşeyen mukozanın her çeşit iltihabına denir. Eğer bu iltihaba yukarıda sıralanan alerjik faktörler neden olmuşsa buna alerjik rinit denir. Alerjik rinitte en sık görülenler şikayetler, burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, kaşıntı, geniz akıntısı, boğazda gıcık, kronik öksürük, orta kulakta basınç problemleri sayılabilir.

Nedenleri;

Bahar alerjisi, bağışıklık sistemi tarafından polenlerin zararlı gibi algılanarak bunlara karşı antikor üretilmesi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Böylelikle polenler veya diğer alerjenler bağışıklık sisteminin hafızasında zararlı olarak kaydedilmektedir. Antikor, bağışıklık sisteminde bir kere üretildikten sonra, vücudun aynı polen veya polen grupları ile her karşılaşmasında “histamin” adı verilen madde otomatik olarak üretilmekte ve alerjik hastalık belirtileri ortaya çıkmaktadır. Duyarlı kişi ne kadar çok alerjen ile karşılaşırsa vücudun buna vereceği tepki yani salgılanan histamin miktarı da o kadar fazla olmakta ve bahar alerjisi hastalık belirtileri daha ağır ve uzun süreli geçmektedir.

Çeşitleri;

Bahar mevsimleri süresince atmosferde ve soluduğumuz havada birçok polen çeşidi bulunmaktadır. Bahar alerjisinin etkilediği alan ve organa göre değişik bahar alerjisi çeşitleri gözlenmektedir. Başlıcaları; Saman nezlesi (alerjik nezle=alerjik rinit), alerjik astım, alerjik dermatit (deri alerjileri), alerjik konjuktivit, Besin alerjileridir.

Bahar alerji belirtileri ağırlıklı olarak ilkbahar ve sonbahar mevsimi boyunca görülmekle birlikte yıl boyu polen salabilen bazı allerjenler ve polen dışı ev tozu akarı ve ev hayvanı epiteli alerjisi nedeniyle alerjik rinit yıl boyu da görülebilmektedir. Bu nedenle genel olarak iki gruba ayrılmaktadır.

  • Mevsimsel alerjik Rinit (MAR): Hastada hapşırık, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı ve burun akıntısı özellikle polen mevsiminde görülür. Bu alerji türüne ot, ağaç, çiçek polenleri, küf mantarları gibi dış ortam allerjenleri neden olmaktadır.
  • Perennial alerjik Rinit (PAR): Hastada yıl boyu alerjik bulgular devam eder. Ev tozu akarları, hamam böcekleri ve evcil hayvanların tüylerinin yanısıra polen grubunda sayılan bazı mantar sporları etken olarak kabul edilmektedir.

Belirtileri;

  • Burun tıkanıklığı,
  • Hapşırma nöbetleri,
  • Sulu burun akıntısı,
  • Burun ve gözlerde kaşıntı (aynı zamanda konjuktivit),
  • Sinüslerde baskı ve yüzde ağrı,
  • Gözaltlarının şişmesi ve mavimsi bir renk alması,
  • Koku ve tat duyularında azalma,
  • Çocuk hastalarda sık sık ellerini buruna sürtme ve kaşıma hareketi,
  • Yorgunluk,
  • Algılama güçlüğü,
  • Uyku bozukluğu ,
  • Damakta ve gırtlakta kaşıntı,
  • Öksürük ve baş ağrısı görülebilir.

Haftada 4 günden az ya da 4 haftadan daha kısa süren alerjik rinit semptomlarının olması aralıklı alerjik rinit olarak, haftada 4 günden daha fazla veya 4 haftadan daha fazla süren alerik rinit semptomlarının olması kalıcı alerjik rinit olarak tanımlanır.

Alerjik rinit her yaşta görülebilmekle birlikte en sık başlangıç yaşı çocukluktan erişkin döneme geçildiği yıllar olarak görülmektedir. Alerjik rinitli hastalarda yaklaşık %50 pozitif aile hikayesi vardır. Hem anne hem de babada alerjik rinit olan çocukların %68’i 10 yaşından önce, %85’i de 20 yaşından önce ilk alerji bulgularını vermişlerdir. Alerji bulgularının kaybolması olasılığı %10 civarında olup sadece hastalığın hafif formlarında görülür.

Tedavisi;

Tüm alerjilerde olduğu gibi polen alerjisinde de en doğru tedavi ve korunma şekli alerjenden kaçınmadır, ancak bu her zaman sağlanamamakta ve yeterli olmamaktadır. Alerjenden kaçınma yetersiz kaldığı zamanlarda alerji belirtilerinin şiddetine ve süresine göre ilaç tedavisi gerekmektedir. Her hastanın alerjene verdiği reaksiyon farklı olduğundan ve alerjen yoğunluğu günden güne değişebildiğinden dolayı her hastada farklı farklı tedaviler uygulanmaktadır. Burun akıntısı ve tıkanıklığı fazla olan bir hastaya antihistaminik dediğimiz histamin salınımını engelleyen ilaçlar verilmesi daha uygun olacaktır. Tüm bu tedavilere rağmen hastada şiddetli alerji bulguları devam ediyorsa, kortizonlu bazı ilaçlarda kullanılabilmektedir. En ideali alerji ve İmmünoloji Uzmanları veya Kulak Burun Boğaz Uzmanlarına muayene olarak onların önereceği şekil ve sürece ilaç kullanılmasıdır.

Polenden korunma önlemleri ve alerji ilaçlarına rağmen bazı hastalarda aşırı burun tıkanıklığı görülmekte ve burun konkaları aşırı büyüyüp burundan nefes alınamaz hale gelinmektedir. Bu durumda ise konka denilen burun içi etleri küçültme operasyonları düşünülebilir. Ayrıca Radyofrekans tedavisi ile konkalarda küçültme de uygulanabilmektedir.

Alerjide bir diğer tedavi yöntemi de “Aşı tedavisi” yani “İmmunoterapi” dir. Aşı tedavisinin hem tedavi edici hem de koruyucu özelliği vardır. Aşı tedavisinin ortalama süresi 3-5 yıldır. Aşı tedavisi temel olarak alerjik nezle (rinit), alerjik astım ve arı alerjisi olan hastalara uygulanmaktadır. Deri testi ve kan testi ile gösterilen alerjen maddenin kişide yakınmalara neden olanlara, alerjenden korunma ve ilaç tedavisinden yeterli fayda görmemiş kişilere, kişinin uzun süreli ilaç kullanmak istememesi ve ilaçların yan etkilerini çok görüldüğü kişilere aşı tedavisi uygulanabilir. Tedaviye uyumsuz hastalara, 5 yaşından küçük çocuklara, ağır astımlı hastalara, kanser, bağışıklık sistemi hastalıkları, psikolojik bozukluk, ciddi hipertansiyon ve kalp hastalığı varlığında ise aşı tedavisi önerilmemektedir.

Korunma yolları;

Bahar alerjisinden korunabilmek için önce hangi polenin alerji yaptığının bilinmesi gereklidir. Bunun için alerji testi gereklidir. Polenler coğrafi bölgelere göre değişkenlik gösterir. Sabahtan öğlene kadar polenler en yüksek seviyede bulunur. Yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Bu nedenle :

  • Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde, kuru ve rüzgarlı havalarda zorunlu değilse dışarı çıkmayın.
  • Polen mevsiminde spor için kapalı alanları tercih edin.
  • Siperli şapka kullanın.
  • Göz nezleniz varsa güneş gözlüğü faydalı olabilir.
  • Eve geldiğinizde giysilerinizi değiştirin
  • Uzun kollu elbiseler ve pantolon giyin.
  • Eve geldiğinizde duş alın ve bol su ile yüzünüzü yıkayın.
  • Çok şiddetli bulgularınız varsa evinizde ve aracınızda polen filtresi kullanın.
  • Polen mevsiminde çamaşırlarınızı evde kurutmaya özen gösterin.
  • Polenlerin yoğun olduğu saatlerde kapı, pencere açmayın.
  • Doktorunuz tarafından reçete edilen ilaçlarınızı düzenli kullanın.
  • Düzenli doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  • Rüzgarlı havalarda dışarıda bulunmamaya çalışın.
  • Toplu taşıma araçlarında açık kapı ve pencere önlerinde durmayın.
  • Çimlerin biçildiği ortamlardan uzak durun.
  • Polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde uygun bir maske kullanabilirsiniz.
  • Sigara içmek şikayetleri çok artırır. Kendiniz sigara içmeyin ve sigara içilen ortamlardan uzak durun
  • Çimenli çiçekli ortamlarda yerde uzanmayın.
Paylaşın

Büllöz pemfigoid nedir? Teşhisi, Tedavisi

Halk arasında bilinen bir adı olmayan Büllöz pemfigoid; içi su dolu kabarcıklar oluşturan ve bu su dolu kabarcıkların patlayıp açılması ile üzeri kabuklanan, yüzeysel yaralar şeklinde seyreden önemli bir deri hastalığıdır.

Bülöz pemfigoid tıp dilinde otoimmün bir hastalık olarak bilinir. Yani normalde insan vücuduna zararlı olabilecek mikrop ve yabancı maddelere karşı bir koruma sistemi olan bağışıklık sisteminin, kişinin kendi doku ve hücrelerini de yabancı olarak algılayıp buna karşı tepki vermesi sonucunda ortaya çıkan hastalıklardan birisidir.

Daha basit bir biçimde kimde olacağını önceden kestiremediğimiz büllöz pemfigoid hastalığı, henüz bilmediğimiz bir nedenle vücudun kendi derisini yabancı olarak algılaması ve buna karşı tepkime vermesi ile oluşur. Bu tepkimeyle, derideki hücreleri bir arada tutan bağlar, vücudun salgıladığı ve antikor adı verilen maddelerin etkisiyle kopar.

Bunun sonucunda hücrelerin birbirinden ayrıldığı alanlara sıvı toplanır. Böylece “bül” adı verilen içi berrak sıvı ile dolu olan kabarcıklar meydana gelir. Bu kabarcıklar zaman içerisinde patlarlar ve tabanı ıslak et görünümlü, kendi kendine iyileşmeyen yüzeysel yaralara dönüşür. Bu yaralardan sıvı ve vücut için gerekli maddelerin kaybedilmesi ya da bu yaralardan mikrop kapılması sonucunda hastalığın bazen yaşamı tehdit eden olumsuz sonuçları ortaya çıkar.

Büllöz pemfigoid nedenleri;

Kabarcıklar bağışıklık sisteminizdeki bir arıza nedeniyle ortaya çıkar. Vücudunuzun bağışıklık sistemi normalde bakteri, virüs veya diğer zararlı olabilecek yabancı maddelerle savaşmak için antikorlar üretir. Net olmayan nedenlerden dolayı, sisteminiz vücudunuzdaki belirli bir dokuya karşı bir antikor geliştirebilir.

Büllöz pemfigoidde, bağışıklık sistemi cildin dış tabakasını (epidermis) ve bir sonraki cilt tabakasını (dermis) bağlayan liflere antikorlar üretir. Bu antikorlar, kabarcıklar ve kaşıntı üreten iltihabı tetikler.

Büllöz pemfigoidin belirtileri;

İlk belirtileri yama tarzında kurdeşen benzeri kızarıklıklar ve şiddetli kaşıntıdır. Bu kızarıklıkların üzerinde günler ya da haftalar sonra bül denilen yanık benzeri içi su dolu gergin kabarcıklar meydana gelir. Büller kısa sürede patlayarak açılırlar ve tabanları ıslak, yüzeysel yaralara dönüşürler. Bu yüzeysel yaralar zamanla kuruyup
kabuklanırlar. Eğer tedavi edilirse yaralar, yerlerinde geçici kahverengi lekeler bırakarak iyileşirler. Ancak tedavi edilmezse hastalık yeni büllerin ortaya çıkması ile giderek şiddetlenebilir. Bu yaralar genellikle deride olsa
da hastaların dörtte birinde ağız içerisinde de çıkabilir.

Büllöz pemfigoid teşhisi;

Teşhisi doğrulamak için doktorunuz kan testleri isteyebilir ve laboratuvar testi için etkilenen cildin küçük bir örneğini alarak cilt biyopsisi yapabilir. Doktorunuz sizi belirtilerinize ve laboratuvar testlerinizin sonuçlarına bağlı olarak cilt (dermatolog) veya gözler (göz doktoru) konusunda uzmanlaşmış bir doktora yönlendirebilir.

Tedavisi;

Büllöz Pemfigoid tedavisinin temel amacı ve hedefi; hastalığa yol açan, vücut tarafından üretilen antikor adı
verilen maddelerin üretimini azaltmak ya da tamamen durdurmaktır. Bu amaçla, vücudun kendisine yönelmiş bağışıklık sistemini baskılayıcı birtakım ilaçlar veya kanın antikor adı verilen maddelerden temizlenmesine
yönelik birtakım yöntemler kullanılır. Bu amaca yönelik en sık kullanılan ilaçlar, deriye sürerek ya da hastalığın daha şiddetli olduğu durumlarda ağızdan hap şeklinde veya toplardamara enjeksiyon şeklinde kullanılan ‘kortizon’ ilaçlarıdır.

Genellikle kortizon içeren ilaçlar hastalığı baskılamakla birlikte; ilacın yetersiz olduğu veya uzun süre kullanımlarında yan etkileri sebebiyle kortizon düzeyinin minimum tutulmak istendiği durumlarda tedaviye immunsupresif ilaçlar eklenebilir. Sık kullanılan immunsupresif ajanlar arasında azatiyoprin, metotreksat, mikofenolat mofetil vardır.

Daha az kullanılan diğer ilaçlar arasında, nikotinamid, tetrasiklin, dapson, sülfonamidler, siklofosfamid, siklosporin, klorambusil gibi ilaçlar mevcuttur. Yukarıdaki tedavilerle olumlu sonuç alınamayan hastalarda daha ileri tedavi
yöntemleri (ritüksimab, plazmaferez, IVIG vb..) kullanılabilir.

Yaşam tarzı ve ev ilaçları;

Büllöz pemfigoid varsa, aşağıdaki kişisel bakım stratejileriyle durumunuzun bakımına yardımcı olabilirsiniz:

  • Yara bakımı: Kabarcıkların günlük bakımı için doktorunuzun tavsiyelerine uyun.
  • Gerekirse etkinlikleri sınırlayın: Ayak ve ellerde kabarcıklar yürümeyi veya günlük aktivitelere katılmayı zorlaştırabilir. Kabarcıklar kontrol altına alınana kadar rutininizi değiştirmeniz gerekebilir.
  • Güneşe maruz kalmaktan kaçının: Büllöz pemfigoidden etkilenen cildin herhangi bir bölgesinde uzun süre güneşe maruz kalmaktan kaçının.
  • Gevşek pamuklu kıyafetler giyin: Bu cildinizi korumaya yardımcı olur.
  • Ne yediğinize dikkat edin: Ağzınızda kabarcıklar varsa, cips, çiğ meyve ve sebze gibi sert ve gevrek yiyecekler yemekten kaçının, çünkü bu tür yiyecekler semptomları şiddetlendirebilir.
Paylaşın

Burun kanaması nedir? Nedenleri, Tedavisi

Burunun yapısal hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkan ve tıpta epistaksis olarak da adlandırılan Burun Kanaması, farklı sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Toplumda her 10 kişiden birinde görülebilmekle birlikte, burun kanaması olan kişilerin sadece %1-2’sinde cerrahi tedavi gerektirir.

Burun kanamaları meydana geldiği anatomik bölge ve ilişkili damar sistemine göre ikiye ayrılır; ön burun kanamaları ve arka burun kanamaları. En sık karşılaşılan burun kanaması tipi, ön burun kanamalarıdır. Sıklıkla burun içinde meydana gelen travma sonucu oluşan ön burun kanamasına özellikle çocuklar ve gençlerde rastlanır.

Arka burun kanmaları ise yetişkin ve ileri yaştaki kişilerde daha sık gözlenir. Bu tip kanamalarda, burun boşluğu geniz üzerinden ağız ile bağlantılı olduğundan ağızdan kan gelmesi de söz konusudur. Sıklıkla altta yapısal problem veya kronik hastalık yatar.

Nedenleri;

Burun kanamaları genellikle soğuk havaya veya zedelenmelere bağlı olarak da ortaya çıkabilmekle beraber şiddetli veya uzun süreli geçmeyen kanamalarda mutlaka en kısa süre içerisinde bir doktora görünmeniz önerilmektedir. Burun kanamasına sebep olabilecek nedenlerin bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Kuru hava
  • Burun karıştırma
  • Buruna alınan darbeler
  • Akut sinüzit (sinüs enfeksiyonu)
  • Alerjiler
  • Yüksek tansiyon
  • Aspirin kullanımı
  • Hemofili gibi kanama bozuklukları
  • Kan inceltici ilaçlar
  • Amonyak gibi kimyasal maddelere maruz kalma
  • Kronik sinüzit
  • Kokain kullanımı
  • Soğuk algınlığı
  • Burunda yabancı cisim
  • Alerjileri tedavi etmek için kullanılanlar bazı spreyler
  • Kalıtsal hemorajik telanjiektazi
  • İdiyopatik trombositopenik purpura (ITP)
  • Lösemi
  • Burun ve paranazal sinüs tümörleri
  • Burun polipleri
  • Yeni geçirilmiş burun ameliyatları
  • Gebelik
  • Burun içi eğrilikler
  • Hormonal nedenler

Belirtileri;

Burun kanaması başlı başına bir belirti olmasına rağmen altta yatan farklı bir hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Bu gibi durumlarda burun kanamasına ek belirtiler olup olmadığına dikkat edilmeli ve baş dönmesi ya da mide bulantısı gibi durumlar varsa en kısa sürede bir hekime başvurulması gereklidir.

Burun kanamaları tek taraflı olabileceği gibi burnun ön ya da arka tarafında da meydana gelebilir. Ön tarafta meydana gelen kanamalar genellikle kısa sürer ve enfeksiyon, nezle ya da tahriş olma gibi durumlara bağlı olarak gelişir.  Fakat arka taraf kaynaklı kanamalar ise tansiyon veya tümör gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

Burun kanamasına eşlik eden belirtiler altta yatan başka bir hastalığın habercisi olabilir. Aşağıdaki belirtilerin olması durumunda en kısa süre içinde bir doktora görünmeniz önerilmektedir.

  • Aşırı kanama
  • Kanamadan dolayı solunum fonksiyonu engelleniyorsa
  • Burun kanamaları tekrarlamaya başladıysa
  • Tek taraflı ve sık olarak oluyorsa
  • 30 dakikadan uzun bir süre içinde geçmiyorsa
  • İki yaşından küçük çocuklarda görülüyorsa

Burun kanamasına nasıl müdahale edilmeli?

Burun kanaması tedavisinde uygulanabilecek bazı yöntemler vardır:

  • Kanaması olan kişiyi sakinleştirmeye çalışmak gerekir.
  • Heyecanlı ve panik halinde olanların tansiyonu yükselir ve kanamanın şiddeti artabilir.
  • Baş hafifçe öne doğru eğilmeli (arkaya değil), kanın yutularak mideye gitmesi engellenmelidir. Aksi takdirde kanama miktarı anlaşılamadığı gibi bulantı ve kusmaya da yol açabilir.
  • Burnun yumuşak olan kısmı tamamen kavranmalı, başparmak ve işaret parmaklarla 5 dakika kadar sıkıştırılmalıdır.
  • Dik oturulmalı veya yatmak gerekiyorsa mutlaka baş yüksekte kalacak şekilde yatılmalıdır.

Burun kanamasına evde acil müdahale nasıl yapılır?

  • Ayakta kalmayın, bir yere oturun.
  • Burnunuzu başparmağı ve işaret parmağınızın arasına alarak sıkın.
  • Başınızı geri doğru değil, öne doğru eğerek 5-10 dakika bekleyin.
  • Tampon yapmak için herhangi bir madde (pamuk, gazlı bez gibi) burnun içine sokmayın.
  • Ensenize ve burun sırtınıza soğuk kompres (buz uygulaması) yapabilirsiniz.
  • Sümkürmeyin, burun içindeki pıhtıları temizlemeye çalışmayın.
  • Burun kanamasının devam etmesi, kanın ağızdan da gelmesi halinde acil olarak doktora başvurun.

Sağlık kuruluşlarında yapılan tamponlar gazlı bezler veya özel şeritlerin burun boşluğunun gerisine alet yardımıyla kanama odağına baskı yapacak şekilde yerleştirilmesi şeklinde uygulanır. Bu tamponlar 2-3 gün sonra çıkartılmalıdır.

Burun kanaması nasıl tedavi edilir?

Kanamanın durmadığı ön burun kanamalarında sınırlı bir tampon yapılarak veya küçük bir müdahale ile damar pıhtılaştırılarak kanama durdurulabilir.

Kanama durmuşsa veya tampon alındıktan sonra tekrar kanamıyorsa; kanamanın tekrar etmemesi için çoğu kez yumuşatıcı ve yara iyileştirici krem veya merhemler önerilir.

Kulak burun boğaz hekimi; burun kanamasının yerini görebilmek için endoskopik muayene yapabilir. Önden veya arkadan gelen kanamalar için; ucunda kimyasal maddeler bulunan ufak çubuklarla ya da bipolar ile yakma işlemi (koterizasyon) yapılabilir.

Durmayan kanamalarda önden ya da arkadan tampon uygulaması yapılabilir. Bu tip kanamalarda hastaların 24-72 saat arasında hastanede kalıp takip edilmesi gerekebilir.

Kanama nedeni bulunduktan sonra, ek tedaviler de uygulanır. Çok ciddi olan tampon ve cerrahi yöntemlerle durdurulamayan burun kanamalarında anjiyografi rehberliğinde embolizasyon da uygulanabilir.

Burun kanaması ile ilgili merak ettiğiniz konuları Grup Florence Nightingale Hastaneleri’nin uzman ekibine sorabilir, sorunuzla ilgili öneriler isteyebilirsiniz. Bize ulaşmak için web sitemizde yer alan iletişim formunu kullanabilir ya da 444 0436 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Hangi durumlarda sağlık kuruluşuna başvurulmalı? 

Aşağıdakilerden herhangi birisiyle karşılaşması durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir:

  • Tekrar tekrar burun kanaması atakları olması
  • İdrar veya dışkı gibi burun dışındaki yerlerde ek kanamaların bulunması
  • Vücutta kolay morarma
  • Eğer kişide burun kanaması varsa ve kan sulandırıcı aspirin, warfarin veya kumadin gibi ilaçlardan birini kullanıyorsa
  • Eğer karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı veya hemofili gibi kan pıhtılaşmasını etkileyebilecek herhangi bir altta yatan hastalığı varsa
  • Son zamanlarda kemoterapi görmüşse
  • Burnu 10 ila 20 dakika kadar basınç uyguladıktan sonra kanama devam ediyorsa
  • Kısa süre içinde birkaç kez tekrarlamışsa veya çok miktarda kan kaybı olmuşsa
  • Baş dönmesi varsa
  • Kişi kendini sarhoş gibi hissediyorsa ya da bilincinin kapanacağından endişeleniyorsa
  • Hızlı bir kalp atışı veya nefes darlığı varsa
  • Kanamayla birlikte kusma da varsa
  • Eşlik eden 38,5 dercenin üzerinde ateş varsa
  • Vücutta döküntüler varsa
Paylaşın

Burkulma nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tıp dilindeki adı Distorsiyon olan Burkulma, olağandışı bir hareket sonucunda eklem bağlarında oluşan kopma ya da aşırı gerilmedir. Başka bir deyişle, zorlanma sonucu eklemleri bir arada tutan bağlarda meydana gelen esneme, yırtılma veya kopmadır.

En çok el ve ayak bileklerinde ve dizde olur. Belirtileri, burkulan eklemde ağrı, şişme, hareketin güçleşmesi ya da yapılamamasıdır. Eklem içinde kanama da olabilir. Tedavisi için soğuk kompres ve fazla sıkı olmamak koşuluyla eklemi sarmak yararlıdır. Bazı burkulmalarda lokal anestezi gerekebilir.

Nedenleri;

Burkulma yanlış bir hareket sonucu birdenbire olabilir. Buna akut burkulma denir. Yapılan işten dolayı, sürekli tekrarlanan hareketler neticesinde o bölgede zaman içerisinde meydana gelecek olan gerilmeler sonucu ortaya çıkmışsa buna kronik burkulma denir.

Bağdaki lifler elastik bir yapıya sahiptir. Eklemde meydana gelebilecek normalden fazla zorlama veya herhangi bir kaza anında bağların normal esnekliğinin üzerindeki gerilmeler sonucu meydana gelecek hasarlar burkulmaya neden olur. Bu gibi durumlarda liflerle birlikte bazı küçük damarlar kopar. Eklemlerde şişme, ağrı ve morluk meydana gelir. Burkulmalar, ayak ve el bileklerinde, diz ve dirseklerde meydana gelir. Vücuttaki en hareketli bölge olması ve vücudun bütün yükünü taşıması sebebi ile ayak bileği en hassas olan bölgedir.

Belirtileri;

Yumuşak dokularda (kaslar, tendonlar ve lifler) meydana gelecek yaralanmalarda birtakım belirtilerle iltihaplanma süreci başlar. Bu belirtiler kızarma, ağrı, ateş ve şişmedir. Bu belirtilerin her biri iyileşme süreci içinde önemli bir yere sahiptir. Burkulma sonucu meydana gelen hasarın büyüklüğüne göre belirtilerin şiddeti değişir. Sakatlanan bölgede sinir liflerindeki hasar ne kadar büyükse ağrı o kadar fazla olur. Hasara uğrayan dokudan zehirli maddeler çıkar. Bu zehirli maddeler sinirlerin zarar görmesine neden olur. Hasarlı bu bölgede kan akışı artmaya başlar. Artan kan akışı sinir uçlarına baskı yaptığından dolayı ağrılar meydana gelir.

Küçük damarların kopması sebebiyle deride kızarıklıklar oluşur. Bu bölgedeki damarlar, besinleri ve yaralı olan dokuyu iyileştirici maddelerin akışını hızlandırak için genişler. Kan akışı sayesinde yaralı bölgede oluşan zehirli maddeler atılır. Bu olay o bölgenin şişmesine neden olur.

Tedavisi;

Burkulmanın ciddiyetine göre tedavi uygulanır. Eğer burkulma hafif olmuşsa eklem bir süre hareketsiz bırakılarak, eklemin sabit bir şekilde kalmasına özen göstermek gerekir. En çok işe yarayan yöntemlerden biri hasara uğrayan bölgeye soğuk tedavi uygulamaktır. Örneğin bir beze sarılmış buz burkulan yerin üzerine konulmalıdır. Soğuk uygulama sayesinde damarların daralması sağlanır ve o bölgeye olan kan akışı yavaşlatılmış olur. Bu uygulama 15-20 dakikalık aralıklarla tatbik edilebilir.

Sinir uçlarında fazla miktarda sıvı birikimi nedeniyle acı hissedilebilir. Bunun için yaralı olan bölge esnek bir bantla sarılmalıdır. Uygulanacak bandaj işlemi deriye hafif bir şekilde basınç yapacak düzeyde sıkı olmalıdır. Fakat kan dolaşımını engelleyecek kadar fazla sıkılmamalıdır.

Hasara uğrayan bölgenin iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Örneğin ciddi bir ayak burkulmasının tedavi süresi bir ya da birkaç ay sürebilir. Burkulma ayak bileğinde meydana gelmişse hasta yatağa uzatılır. Kan birikmesini önlemek amacıyla ayağının altına yastık yerleştirilmelidir. Burkulma bilekte ya da dirsekte meydana gelmişse, kol bir süre hareketsiz kalması için boyuna asılmalıdır. Burkulmadan birkaç gün sonra hasarlı bölgeyi ısıtıp, iyileşme sürecini hızlandırmak için yumuşak masaj yapılabilir. Çok şiddetli durumlarda hastaneye başvurmak gerekir. Zarar gören dokunun tedavisi için cerrahi müdahale gerekebilir.

Paylaşın

Bulimya (Bulimia) Nedir? Teşhisi, Tedavisi

Bulimya (Bulimia); Belirli bir zaman dilimi içerisinde çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği yeme durumu ve başka bir deyişle yeme kontrolünün kaybolması durumudur. Bulimya (Bulimia), ileri safhada PEM (Protein Enerji Malnütrüsyonu) gelişir ve hastaneye yatırılması gerekebilir.

Kişide aşırı bir iştah, fakat aynı zamanda aşırı bir kilo alma korkusu vardır. Kişi çok fazla yemek tükettikten hemen sonra kendisini kusturarak yada diüretik ve laksatifler kullanarak yediklerinden kurtulmaya çalışır. Çoğunlukla bulimik kişi, birkaç gün çok fazla yemek tüketir. Sonra karın ağrısı ve uyku düzensizliği başlayınca kendisini kusturmaya başlar. Zorlama ile yapılan bu kusmalar diş çürüklükleri, özefajit , metabolik alkaloz, dehidratasyon, hipokalemi ve diğer elektrolit bozukluklarına yol açar.

Bulimia ne sıklıkta görülür?

Her 100 kişiden bir ila ikisi bulimia hastalığına yakalanır. Ancak bulimianın ayrı ayrı semptomları (hastalık belirtileri) daha sık görülür ve her 100 kişiden yaklaşık 5’inde bulunur.

Bu hastalık özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Her 100 bulimikten 90’ı genç kız ve kadınlardan oluşur. Ancak son zamanlarda giderek daha çok genç erkek de şişmanlamaktan korktuğunu, yeme davranışını kontrol ettiğini, aşırı açlık krizlerine girdiğini, yediklerini çıkardığını, giderek daha çok spor yaptığını veya kilolarını korumak için müshil ilaçlarına yöneldiğini bildirmektedir.

Bulimia hastalığı kimlerde görülür?

  • Düşük özgüvenli kişiler
  • Depresif belirtileri olan kişiler (mutsuzluğa eğilimli, pekçok şeye karşı isteksizliği olan, bunlara ek olarak uyku,iştah, konsantrasyon, enerji sorunları, değersizlik düşünceleri yaşayanlar)  -sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler
  • Çcuklukta aşırı düzeylerde kaygı belirtileri olan kişiler
  • Zayıf vücut idealinin içselleştirilmesi
  • Çocukluk çağlarında cinsel ve fiziksel istismar yaşayanlar
  • Çocuklukta obezitenin (şişmanlık) varolması, erken yaşlarda ergenliğe giriş
  • Ebeveynin aşırı veya yetersiz düzeyde müdahaleleri risk etmenleri arasında sayılmaktadır

Bulimia hastası olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?

Bulimia hastalığı hemen bir günde oluşmaz. Mağdurların erkenden yardım aramaları çok önemlidir zira hastalığın sonlandırılması esasen tedaviye çabuk başlanmasına bağlıdır.

Bir yeme bozukluğu başlangıcının belirtileri şunlar olabilir:

  • Kendi yeme davranışından memnun olmama
  • Kişinin kilosu ve beslenmesiyle ilgili endişelenmesi
  • Kişinin vücuduyla ilgili endişelenmesi
  • Gizli yemek yemek
  • Kusma veya yeme krizleri

Çoğunlukla ilk olarak aile hekimiyle görüşülür. Mağdurun bir bulimia hastası olup olmadığı ise, ancak bir uzman hekim veya psikoterapistin kapsamlı teşhisiyle ortaya çıkar. Bunun için detaylı bir bedensel muayenenin yanısıra, hastanın yeme davranışı ve buna karşı önlemler hakkında ayrıntılı bir görüşme de yapılır.
Muayene sonucuna göre hangi tedavi şeklinin tavsiye edileceğine karar verilir.

Esas itibariyle, bulimia ne kadar erken teşhis edilirse, başarılı bir tedavi şansının da o kadar yüksek olacağı kabul edilir.

Bulimianın sonuçları nelerdir?

  • Amenore (adet görememe) ya da adet düzensizlikleri görülebilir
  • Kusma davranışları sonucu vücut su-tuz-mineral düzensizlikleri ciddi sorunlara yol açabilir
  • Yemek borusunda kusmalar sonrası yırtılma, midede delinmeler, kalp ritim bozuklukları gibi nadir ama ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilmektedir
  • Laksatif (dışkılamayı arttırıcı, kolaylaştırıcı) ilaçların uygunsuz kullanımı ile barsak hareketleri olumsuz etkilenir ve bunlar olmadan dışkılayamama gelişebilir, diğer mide-barsak sorunları, rektal prolapsus (barsağın anüsten sarkması) görülebilir
  • Duygu durum bozuklukları, kaygı bozuklukları, alkol, madde, uyarıcı nitelikte yasadışı ilaç kullanımı ve kişilik bozukluğu ile birlikte görülebilir

Nasıl Tedavi Edilir?

Bilişsel davranış terapisi esasına göre yapılan bir psikoterapinin özellikle etkili olduğu gözlemlenmiştir. Eğer bir davranış terapisi mümkün değilse, psikodinamik yaklaşıma göre bir tedavi de düşünülebilir. Yaklaşık her üç bulimik hastadan biri, psikoterapi ile kalıcı olarak iyileştirilebiliyor. Önemli olan, tedaviyi yapan terapistlerin yeme bozuklukları alanında hususi bilgilerinin ve önemli tecrübelerinin olmasıdır. Yaşı küçük hastalarda çoğunlukla, hastaların da görüşü alınarak hasta yakınları zaman zaman terapiye dahil edilir.

Ayakta psikoterapide mağdurlar genelde psikoterapistle haftalık görüşmeler yapar. Tedaviyi yapan hekimle anlaşarak tedaviyi tamamlaması açısından bazı durumlarda ilaç alınması da anlamlı olabilir.

Paylaşın

Diş Gıcırdatma (Bruxism) Nedir? Nedenleri, Tedavisi

Diş Gıcırdatma (Bruxism); Bruksizm, diş gıcırdatma veya diş sıkma ile kendini gösteren güçlü çene hareketlerinin neden olduğu anormal bir aktivite olarak tanımlanan ve oldukça fazla görülen bir bozukluktur.

Halk arasında daha çok diş sıkma ya da gıcırdatma olarak bilinen Bruksizm, tedavi edilmeden bırakılmaması gereken bir ağız hastalığıdır.

Belirtileri ve semptomları;

Bruksizm, başka rahatsızlıklara benzer birçok belirtiye sahiptir. Bu tür rahatsızlıklar yaşıyorsanız diş hekiminize başvurun:

  • Aşınmış diş minesi ve artan diş hassasiyeti.
  • Çene ağrısı veya sıkı çene kasları.
  • Uyku partnerinizi uyandırmak için yeterince yüksek olabilecek seviyede dişleri gıcırdatma veya kenetleme.
  • Düzleşmiş, kırık, yontulmuş veya gevşemiş dişler
  • Şakaklarınızda başlayan hafif bir baş ağrısı.

Uyku sorunları;

Bruksizme neyin yol açtığı kesin olarak bilinmese de, hem fiziksel hem de psikolojik nedenler genellikle diş gıcırdatma ile bağlantılıdır. Uyku sorunları en yaygın nedenlerden bazılarıdır.

Araştırmalar horlama ve uyku apnesi gibi durumların dişlerini gıcırdatan kişilerde daha çok görüldüğünü gösteriyor. Uyku apnesi, solunum işlemini etkileyen benzersiz bir durumdur; teşhis ve tedavi için doktorunuza göründüğünüzden emin olun.

Önlemler ve tedavisi;

Bruksizmden muzdarip olduğunuzu düşünüyorsanız, işe belirtileri kaydederek başlayın ve bir sonraki randevunuzda bunlara dikkat çekin. Diş hekiminiz herhangi bir belirtiyi veya semptomu tam olarak teyit etmek için kapsamlı bir muayene yapmak ve ardından bunların nedenlerini belirlemek isteyebilir.

Aradaki zamanda, gıcırdatma işleminden kaynaklanan herhangi bir hasarı hafifletmek amacıyla bir ağız koruyucusu reçete edebilir veya dişlerin hizalanmasıyla ilgili sorunları gidermek için bir diş çalışması gerçekleştirebilir. Henüz yapmadıysanız stresi azaltma yöntemlerini ele almak başka bir seçenektir.

Her zaman olduğu gibi, ağız bakımı evde başlar. Bu rahatsızlığın bir sonucu olarak aşınan diş minesini güçlendirmek amacıyla dişlerinizi düzenli olarak fırçalamayı ihmal etmeyin.

İlaçlar ve hastalıklar;

Bruksizm nedenleri, Huntington Hastalığı ve Parkinson Hastalığı gibi nörolojik rahatsızlıkların yanı sıra psikiyatrik ilaçların ve antidepresanların yan etkileri ile de ilişkilendirilmiştir. Bu tür durumlarda doktorunuza başvurun.

Yaşam tarzı;

Tütün kullanımı, alkol tüketimi ve hatta çok fazla kafein gibi madde kaynaklı alışkanlıklar bruksizm yaşama riskinizi artırabilir. Hatta, sağlık uzmanınız gerektiğinde uygun bir bağımlılık tedavisi yöntemi önerebilir. Bruksizm çocuklarda ergenlerden daha yaygın olduğu için, yaşın da önemli bir etken olduğunu unutmayın.

Paylaşın

RSV (Respiratuar Sinsityal Virus) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm yaş gruplarında özellikle bebekler ve yaşlılarda yaşamı tehdit eden solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan RSV (Respiratuar Sinsityal Virus); Grip ve soğuk algınlığına benzer şikayetlere neden olurken, tedavisinde gecikildiğinde akciğerleri tehdit ediyor.

Çocukların tümü 2 yaşına kadar en az bir kez RSV ile hastalanmakta ve hayat boyu bu enfeksiyonun tekrarı sık olarak görülmektedir. Büyük çocuk ve erişkinlerde RSV genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu; bebek ve küçük çocuklar ile prematüre doğanlarda, bağışıklık yetmezliği olanlarda ve yaşlılarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonları geliştirebilmektedir.

Belirtileri;

RSV tıpkı grip ve nezle bulgularına benzer şikayetlere neden olurken prematüre doğanlarda veya bebeklerde huzursuzluk, beslenmeme, sık nefes alma ya da solunum düzensizliklerine neden olmakla birlikte virüsün tek kaynağının insanlardır. Çevreden yada yakınlarındaki bu bulguları sergileyenlerden bireye çabucak bulaşır. RSV virüsünün bulaşması enfekte salgılar ile doğrudan ve yakın temasla oluşurken, virüs çevre yüzeylerce saatlerce, ellerde ise yarım saatten fazla canlı kalabiliyor.

RSV enfeksiyonunun tanısı solunum yolu sekresyonlarında RSV antijenine bakılarak konulur. Bu yaygın olarak kullanılan, hızlı sonuç veren ve % 90 oranında doğru sonuç veren bir yöntemdir. RSV virüsü genellikle kış ve erken ilkbahar aylarında yıllık salgınlar şeklinde görülmektedir. Hastalık genellikle Kasım- Aralık aylarında başlamakta, Ocak ve Şubat ayında zirveye ulaşmakta, Nisan ayı sonunda da sona ermektedir.

Tedavisi;

RSV enfeskiyonlar özellikle hassas yaş gurupları olan bebekler ve yaşlılar ile özellikli altta yatan hastalığı olanlarda ağır seyirlidir. Bu hastalarda oral alım bozulacağından hastalıkta ilk tedaviyi destek tedavisi oluşturur.  Sıvı kaybının yerine konması, solunumun dikkatle değerlendirilmesi ve oksijen desteği, üst solunum yolu aspirasyonu ve gerekirse solunum cihazına bağlanma uygulanması gerekebilir. RSV bronşiti sonrasında kulak iltihabı veya bakteriyel akciğer enfeksiyonu gelişirse antibiyotik kullanılır, bubnun dışında antibiotik etkisi söz konusu değildir. Ağır seyirli vakalarda hastane yatışı ile takip sıkça uygulanan bir durumdur. Özellikle 6 aylıktan küçük bebeklere tanı durumunda hastane yatışı önerilmektedir.

RSV’den korunmak münkün mü?

Anne sütünün desteklenmesi, sigara maruziyetinin engellenmesi, standart enfeksiyon kontrol önlemleri, risk gruplarının belirlenmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, rutin aşılama programına uyulması, hastanede yeni olguların hızla saptanması ve temas izolasyonu RSV’den korunma esastır. Hastalığın bulaşması hasta kişinin solunum sekresyonlarıyla kontamine olmuş yüzeylere dokunmakla veya öksürdüğü havadaki damlacıklar yoluyla olur. Hasta kişiyle kontağın sınırlandırılması, maske kullanımı ve el yıkama yayılımı azaltabilir.

RSV için kullanılabilir rutin bir aşı bulunmamaktadır; ancak 29 haftadan küçük doğan yüksek riskli prematürelerde, doğumsal kalp hastalığı ya da kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonunu önlemek için pasif immünizasyon yani RSV antikoru içeren Palivizumab(RSV monoklonal antikor)isminde yalnızca uzman hekim önerisiyle ve rapor çıkartılarak kullanılan bir ilaç mevcuttur.

RSV virüsünden korunmak için yüksek riskli bebeklere pasif immunizasyon yani ayda bir antikor verilmesi(palivizumab) önerilmektedir. Pasif immunizasyon uygulanması gereken hastalar şunlardır:

  • Gebelik haftası 29 haftadan küçük ve 1 yaşından küçük bebekler
  • Kronik akciğer hastalığı olan ve 2 yaşından küçük bebekler
  • Tedavi gerektiren kalp hastalığı olan 2 yaşından küçük bebekler

İlaç uygulaması RSV sezonu denilen Ekim-Mart ayları arasında ayda bir kez yapılmaktadır. Bu uygulamanın sezonda tam ve düzenli olarak yapılması ile ağır hastalık gelişimi ve hastaneye yatışlar azalmaktadır.

(Kaynak: medicalpark.com.tr)

Paylaşın