Türkiye’nin Yurt Dışı Yükümlülükleri 818,3 Milyar Dolar

Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 4,2 artarak 419,6 milyar dolar, yurt dışı yükümlülükleri ise yüzde 1,0 artışla 818,3 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Temmuz 2026 dönemine ilişkin Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı. Verilere göre Türkiye’nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, Temmuz 2026 itibarıyla -398,7 milyar ABD doları oldu.

Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 4,2 artarak 419,6 milyar dolar, yurt dışı yükümlülükleri ise yüzde 1,0 artışla 818,3 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Varlık kalemleri içerisinde en dikkat çekici artış rezerv varlıklarda görüldü. Rezerv varlıklar 17 milyar dolar artarak 164,4 milyar dolara ulaştı. Aynı dönemde doğrudan yatırımlar yüzde 0,8 artışla 81,8 milyar dolara, finansal türevler yüzde 0,7 artışla 2,5 milyar dolara yükseldi.

Diğer yatırımlar ise yüzde 0,5 azalarak 161,7 milyar dolara gerilerken, bankaların yabancı para varlıkları yüzde 6,9 düşüşle 44,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Portföy yatırımları kapsamında yer alan hisse senetleri ve yatırım fonu paylarının değeri de bir önceki aya göre yüzde 1,0 artarak 50,2 milyar dolara yükseldi.

Yükümlülükler tarafında ise doğrudan yatırımlar yüzde 0,3 azalarak 232,5 milyar dolara geriledi. Portföy yatırımları yüzde 3,5 artışla 160,2 milyar dolara, diğer yatırımlar ise yüzde 1,6 yükselişle 421,6 milyar dolara çıktı.

Finansal türevler kaleminde ise belirgin bir düşüş yaşandı. Bu kalem, bir önceki aya göre yüzde 43,0 azalarak 4,0 milyar dolar seviyesine geriledi.

Böylece Temmuz ayında Türkiye’nin yurt dışı varlıkları ile yükümlülükleri arasındaki farkı gösteren net Uluslararası Yatırım Pozisyonu -398,7 milyar dolar olarak kaydedildi.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Rezervleri 178,7 Milyar Dolara Geriledi

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt rezervleri,  milyar dolar azalarak 178,7 milyar dolara geriledi. Net rezervler 3,5 milyar dolar düşüşle 62,2 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 50 milyar dolara indi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezervlerinde eylül ayının ikinci haftasında da gerileme görüldü.

11 Eylül haftasında brüt rezervler 5,5 milyar dolar azalarak 178,7 milyar dolar oldu. Net rezervler de aynı dönemde yaklaşık 3,5 milyar dolar gerileyerek 62,2 milyar dolara çekildi.

Swap hariç net rezervler ise 53,4 milyar dolardan 50 milyar dolara geriledi.

Döviz mevduatları arttı

TCMB verilerine göre, 11 Eylül haftasında döviz mevduatları parite etkisinden arındırılmış olarak 1 milyar 802 milyon dolar arttı. Bir önceki hafta döviz mevduatlarında 277 milyon dolarlık düşüş kaydedilmişti.

Gerçek kişilerin döviz mevduatları 7 milyon dolar artarken, tüzel kişilerin döviz mevduatları 1 milyar 795 milyon dolar yükseldi.

Paylaşın

Merkez Bankası: Sıkı Para Politikası Duruşu Sürecek

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizinin sabit tutulduğu eylül ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına ilişkin toplantı özetlerini yayımladı.

Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit tuttu. Gecelik vadede borç verme faiz oranı yüzde 40, borçlanma faiz oranı ise yüzde 35,5 seviyesinde bırakıldı.

Toplantı özetinde, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini destekleyeceği belirtildi.

Tüketici fiyatlarının ağustos ayında yüzde 1,84 arttığı, yıllık enflasyonun ise 0,24 puan gerileyerek yüzde 31,51 seviyesinde gerçekleştiği bildirildi.

Ağustos ayında enerji fiyatları yüzde 5,46 arttı. Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş enerji fiyatlarındaki artışta belirleyici oldu. Hizmet grubu enflasyonunun ise başta eğitim olmak üzere haberleşme ve ulaştırma hizmetleri öncülüğünde yüksek seyrini koruduğu kaydedildi.

Yurt içi üretici fiyatları ağustosta yüzde 2,57 artarken, yıllık üretici enflasyonu 0,12 puan yükselerek yüzde 27,95 oldu.

Toplantı özetinde, ağustos ayında sektörel enflasyon beklentilerinde genel olarak yükseliş görüldüğü belirtildi.

Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,4’e, 2027 yıl sonu beklentisi yüzde 21,9’a yükseldi. On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 23,7 olurken, 24 ay sonrasına ilişkin beklenti yüzde 18 olarak ölçüldü.

Reel sektörün 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi yüzde 32,8, hanehalkının beklentisi ise yüzde 45,6 seviyesinde gerçekleşti.

Toplantı özetinde, jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarında yüksek ve dalgalı seyrin sürdüğü belirtildi.

Brent ham petrol fiyatının ağustos ayında 91 dolar seviyesinde gerçekleştiği, eylül ayının ilk 10 gününde ise ortalama 103 dolar seviyesine ulaştığı bildirildi. TTF doğal gaz fiyatlarının da yükselmeye devam ettiği kaydedildi.

TCMB, enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından belirleyici olmaya devam ettiğini belirtti.

Toplantı özetinde, Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3, çeyreklik bazda ise yüzde 1,1 büyüdüğü belirtildi.

İkinci çeyrek verilerinin iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğine işaret ettiği kaydedildi. Üçüncü çeyreğe ilişkin öncü göstergelerin de iç talepteki zayıf görünümü teyit ettiği ifade edildi.

Temmuz ayında sanayi üretimi mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 1 geriledi. Temmuz itibarıyla üçüncü çeyrekte sanayi üretimindeki çeyreklik gerileme yüzde 1,9 olarak gerçekleşti.

TCMB’nin brüt uluslararası rezervleri, 24 Temmuz’dan bu yana 21,6 milyar dolar artarak 4 Eylül itibarıyla 184,2 milyar dolara ulaştı.

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) ise 9 Eylül itibarıyla 220 baz puan seviyesine geriledi.

24 Temmuz-4 Eylül döneminde bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 2 seviyesine gerilerken, TL ticari kredilerde bu oran yüzde 2,5 oldu.

Sıkı para politikası duruşu sürecek

TCMB, fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşunun devam edeceğini bildirdi.

Kurulun politika faizine ilişkin adımları enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentileri dikkate alarak belirleyeceği belirtildi. Kararların enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınacağı ifade edildi.

Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağı kaydedildi. Kurul ayrıca enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurguladı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 28

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Enflasyon Raporu 2026-III toplantısında yaptığı açıklamada, 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 28’e yükseltildiğini açıkladı.

Karahan, 2027 için yüzde 15, 2028 için yüzde 9 enflasyon öngörüsünü korurken, orta vadede yüzde 5 hedefinin sürdürüldüğünü belirtti.

Karahan, jeopolitik gelişmelerin mayıs ayındaki Enflasyon Raporu’ndan bu yana dalgalı bir görünüm sergilediğini belirterek, Merkez Bankası’nın gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip ettiğini söyledi. Sıkı ve temkinli para politikası duruşunun sürdürüldüğünü ifade eden Karahan, arz şoklarının dezenflasyon sürecini olumsuz etkilediğini ancak sıkı para politikasının iç talep üzerindeki sınırlayıcı etkilerinin belirginleştiğini kaydetti.

Karahan, son aylarda dezenflasyon sürecinin yavaşladığını, ancak temel mal enflasyonunun düşük seviyesini koruduğunu ve bazı hizmet gruplarında ataletin zayıfladığını belirtti.

Temmuz ayında yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleştiğini aktaran Karahan, çekirdek enflasyon göstergelerinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi. Enerji ve gıda dışı fiyatları kapsayan C endeksinin yıllık artışının yüzde 30’un biraz altında kaldığını belirtti.

Temmuz ayında enflasyonun ana eğiliminde gerileme görüldüğünü ifade eden Karahan, özellikle dağılım tabanlı göstergelerde düşüş yaşandığını söyledi. Altı farklı göstergenin yıllıklandırılmış üç aylık ortalamasının yüzde 27’ler seviyesinde bulunduğunu belirten Karahan, ana eğilimin genel olarak yatay bir görünüm sergilediğini kaydetti.

Temel mal enflasyonunun yıllık yaklaşık yüzde 17 ile manşet enflasyonun oldukça altında olduğunu belirten Karahan, sıkı para politikasının iç talebi sınırlamasının fiyat artışlarını baskıladığını ifade etti.

Karahan, son dönemde gıda fiyatlarının enflasyon açısından öne çıkan başlıklardan biri olduğunu söyledi. 2026 yılı tarımsal üretim tahminlerinin, 2025’teki kuraklık ve zirai donun ardından özellikle meyve ve tahıl üretiminde toparlanmaya işaret ettiğini belirtti.

Bununla birlikte gıda enflasyonundaki ayrışmanın son dönemde arttığını kaydeden Karahan, bazı yüksek ağırlıklı ürünlerde haziran ve temmuz aylarında arz kaynaklı sıkıntılar ve belirgin fiyat artışları görüldüğünü söyledi. Süt, et ve bunlarla bağlantılı ürünlerin yıllık enflasyonda öne çıktığını, alkolsüz içeceklerde ise fiyat artışlarının hızlandığını ifade etti.

Enerji fiyatlarının jeopolitik gelişmelere bağlı olarak dalgalı seyrini sürdürdüğünü belirten Karahan, temmuz ayında enerji fiyatlarında artış görüldüğünü ve öncü göstergelerin bu etkinin ağustos ayında da sürdüğüne işaret ettiğini söyledi.

Doğal gaz ve elektriğin savaş döneminde en fazla artış gösteren enerji kalemleri arasında bulunduğunu belirten Karahan, akaryakıt fiyatlarında ise eşel mobil sisteminin artışları sınırladığını ifade etti. Ham petrol fiyatları ile motorin rafineri marjlarındaki gelişmelerin akaryakıt fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu kaydetti.

Karahan, arz şoklarına rağmen hizmet enflasyonunda dezenflasyonun devam ettiğini, zayıf talebin de bu sürece katkı sağladığını söyledi. Yıllıklandırılmış üç aylık hizmet enflasyonu eğiliminin yıllık enflasyonun altında bulunduğunu belirtti.

Kira ve eğitim kalemlerinin hizmet enflasyonundaki yavaşlamada önemli rol oynadığını ifade eden Karahan, yılın ilk yedi ayında bu alanlardaki birikimli enflasyonun geçen yılın altında kaldığını söyledi. Yeni kiracı kira endeksinin de kira enflasyonundaki gerilemenin devam edeceğine işaret ettiğini belirtti.

Ulaştırma hizmetlerinde akaryakıt fiyatlarının, iletişim hizmetlerinde ise fiyat artışlarının enflasyon görünümünü sınırladığını belirten Karahan, restoran ve otel gibi talebe duyarlı hizmetlerde dezenflasyonun sürdüğünü kaydetti.

Karahan, piyasa katılımcılarının enflasyon beklentilerinde bir miktar yükseliş görüldüğünü, reel sektör ve hanehalkı beklentilerinde ise gerileme yaşandığını belirtti. Zayıf iç talebin maliyet artışlarının beklentiler üzerindeki etkisini sınırladığını ifade eden Karahan, sıkı para politikasının dezenflasyon sürecini desteklemeye devam edeceğini söyledi.

2026 enflasyon tahmini yüzde 28’e yükseltildi

TCMB’nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltildi. 2027 yılı için yüzde 15, 2028 yılı için yüzde 9 olan tahminler korunurken, orta vadede enflasyonun yüzde 5 seviyesine gerilemesi hedefleniyor.

Karahan, 2026 tahminindeki 2 puanlık güncellemede motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia görünümünün yanı sıra gıda fiyatları ve yönetilen-yönlendirilen fiyatlara ilişkin varsayımlardaki değişikliklerin etkili olduğunu belirtti.

İç talebin sıkı finansal koşullar nedeniyle zayıf kalmasının beklendiğini ifade eden Karahan, hizmet enflasyonundaki ataletin zayıflamasıyla dezenflasyonun daha belirgin hale geleceğini söyledi.

Karahan, jeopolitik belirsizliklerin devam ettiğini ancak dezenflasyon sürecinin sürdüğünü belirterek, arz şoklarının etkisinin azalmasıyla birlikte enflasyondaki düşüşün yeniden hız kazanmasının beklendiğini kaydetti.

TCMB Başkanı, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve refah artışı için temel ön koşul olduğunu vurgulayarak, para politikasındaki sıkı duruşun ara hedeflerle uyumlu fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürüleceğini ifade etti.

Paylaşın

Türkiye’nin Dış Finansman Açığı Derinleşiyor

Merkez Bankası’nın (TCMB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri, ekonominin dış finansmana bağımlılığının sürdüğünü ve yurt dışına karşı net yükümlülük pozisyonunun yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiğini ortaya koydu.

Verilere göre Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu Mart ayı itibarıyla eksi 360,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Rakamlar, Türkiye’nin sahip olduğu yurt dışı varlıkların, yabancıların Türkiye üzerindeki finansal haklarının oldukça gerisinde kaldığını gösterirken, ekonomistler bu tablonun dış kaynak ihtiyacının ve küresel finansal koşullara duyarlılığın devam ettiğine işaret ettiğini belirtiyor.

TCMB verilerine göre Türkiye’nin yurt dışı varlıkları yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,4 azalarak 395 milyar dolara gerilerken, yükümlülükleri aynı dönemde yüzde 1,4 artışla 755,8 milyar dolara yükseldi.

Böylece Türkiye’nin net yatırım pozisyonundaki açık daha da büyüyerek 360,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Ekonomi uzmanları, uluslararası yatırım pozisyonunun bir ülkenin dış dünyaya karşı bilançosu niteliğinde olduğunu belirterek, varlıkların azalırken yükümlülüklerin artmasının dış finansal kırılganlık açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olduğunu ifade ediyor.

Mart sonu itibarıyla Türkiye’nin yurt dışındaki toplam varlıkları 395 milyar dolar seviyesinde bulunurken, yabancı yatırımcıların Türkiye üzerindeki finansal alacakları ve yatırımları 755,8 milyar dolara ulaştı.

Başka bir ifadeyle Türkiye’nin dış dünyaya karşı yükümlülükleri, sahip olduğu dış varlıkların yaklaşık iki katına yaklaşmış durumda.

Uzmanlara göre bu tablo, küresel sermaye hareketlerindeki değişimlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini artırıyor. Özellikle uluslararası piyasalarda risk iştahının azalması veya finansman maliyetlerinin yükselmesi halinde dış kaynak girişlerinde yaşanabilecek yavaşlama ekonomiyi daha hassas hale getirebiliyor.

Verilerde olumlu görünen başlıklardan biri doğrudan yatırımlar oldu.

Türkiye’nin yurt dışındaki doğrudan yatırımları yüzde 3,8 artışla 78 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım stoku da yüzde 5,2 artarak 212,7 milyar dolara çıktı.

Ancak ekonomistler, doğrudan yatırımların artmasının olumlu bir gelişme olduğunu kabul etmekle birlikte, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli ve üretken yatırımlar açısından mevcut seviyelerin yeterli olmadığını belirtiyor.

Son yıllarda küresel doğrudan yatırım hareketlerinden Türkiye’nin aldığı payın geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı kaldığına dikkat çeken uzmanlar, yatırım ortamına ilişkin güven unsurlarının önemini vurguluyor.

Portföy yatırımları tarafında ise daha karmaşık bir görünüm ortaya çıktı.

Türkiye’nin yurt dışındaki portföy yatırımları yüzde 51,9 gibi dikkat çekici bir artışla 10,2 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları kaynaklı yükümlülükleri 142,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Portföy yatırımları genellikle kısa vadeli sermaye hareketleri olarak değerlendirildiği için ekonomistler bu kalemin dış finansal istikrar açısından daha kırılgan bir yapı oluşturduğunu belirtiyor.

Küresel piyasalardaki faiz değişimleri veya jeopolitik gelişmeler nedeniyle bu tür fonların hızlı giriş ve çıkış yapabilmesi, finansal piyasalar üzerinde ani dalgalanmalara yol açabiliyor.

Veriler, yabancı yatırımcıların elindeki devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) belirgin bir gerilemeye de işaret etti.

Genel yönetimin DİBS yükümlülükleri bir önceki çeyreğe göre yüzde 20,1 azalarak 14,6 milyar dolara düştü.

Bu gerileme, yabancı yatırımcıların kamu borçlanma araçlarına ilgisindeki zayıflamanın sürdüğüne yönelik değerlendirmeleri yeniden gündeme taşıdı.

Ekonomi çevreleri, yabancı yatırımcıların tahvil piyasasına dönüşünün kalıcı hale gelebilmesi için fiyat istikrarı, öngörülebilir ekonomi politikaları ve güçlü rezerv yapısının önem taşıdığı görüşünde.

Mart ayı verilerinde dikkat çeken bir başka gelişme ise bankaların yabancı para varlıklarındaki yükseliş oldu.

Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 19,9 artarak 52,7 milyar dolara çıktı.

Uzmanlar, bu artışın bankacılık sektörünün döviz likiditesini güçlendirmesi açısından olumlu görülebileceğini ancak ekonomideki yüksek dolarizasyon eğiliminin de tamamen ortadan kalkmadığını gösterdiğini ifade ediyor.

Uluslararası yatırım pozisyonunun en büyük kalemlerinden biri olan “diğer yatırımlar” kategorisindeki yükümlülükler 400,8 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Bu kalem ağırlıklı olarak krediler, mevduatlar ve çeşitli finansal yükümlülüklerden oluşuyor.

Ekonomistler, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının önemli bölümünün bu kalem üzerinden karşılandığını ve küresel kredi koşullarındaki değişimlerin ekonomi üzerinde doğrudan etkili olabildiğini belirtiyor.

Tablo Ne Anlatıyor?

Mart 2026 verileri, Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonunda yapısal kırılganlıkların devam ettiğini ortaya koyuyor. Net yatırım pozisyonundaki 360,8 milyar dolarlık açık, ülkenin dış dünyaya karşı ciddi bir yükümlülük pozisyonunda bulunduğunu gösteriyor.

Yurt dışı varlıkların azalması, yükümlülüklerin artması ve yabancı sermayeye olan bağımlılığın sürmesi, küresel ekonomik gelişmelerin Türkiye üzerindeki etkisini artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Uzmanlara göre bu açığın kalıcı biçimde azaltılabilmesi için yalnızca kısa vadeli sermaye girişlerine değil, yüksek katma değerli üretimi destekleyen doğrudan yatırımlara, güçlü ihracat performansına ve sürdürülebilir büyüme politikalarına ihtiyaç bulunuyor. Aksi halde dış finansman koşullarında yaşanabilecek her dalgalanma, Türkiye ekonomisinin en hassas noktalarından biri olmaya devam edecek.

Paylaşın

Hanehalkının Enflasyon Beklentisi Yüzde 49,51

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı Hanehalkı Beklenti Anketi, vatandaşın enflasyon algısında kısmi bir iyileşme olsa da yüksek fiyat beklentisinin kalıcı şekilde devam ettiğini ortaya koydu.

Buna göre hanehalkının 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi bir önceki aya göre 2,05 puan düşerek yüzde 49,51 seviyesine geriledi. Ancak oran, hâlâ yüksek enflasyon algısının sürdüğüne işaret ediyor.

Ekonomistler, beklentideki düşüşü olumlu bir sinyal olarak yorumlasa da yüzde 50’ye yakın seviyenin “fiyat istikrarı algısının henüz oluşmadığını” gösterdiğine dikkat çekiyor.

Ankette öne çıkan bir diğer çarpıcı sonuç ise vatandaşın enflasyonu hangi kalemlerde hissettiği oldu. Katılımcılar, son bir yılda fiyatı en çok artan ve önümüzdeki dönemde de en çok artmasını bekledikleri ürün grupları olarak gıda ile yakıt ve enerji kalemlerini işaret etti.

Gıdayı en çok artan kalem olarak görenlerin oranı bir önceki aya göre 0,2 puan artarak yüzde 40,9’a yükseldi. Bu durum, resmi enflasyon verilerindeki gerileme tartışılırken, vatandaşın günlük yaşam maliyetlerinde fiyat baskısını güçlü biçimde hissetmeye devam ettiğini ortaya koyuyor.

Ekonomi çevrelerine göre özellikle gıda fiyatlarındaki algı, enflasyon beklentilerinin aşağı yönlü kırılmasını zorlaştıran en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor.

Ankette konut fiyatlarına ilişkin beklentilerde de sınırlı bir düşüş dikkat çekti. Katılımcıların 12 ay sonrası için konut fiyat artışı beklentisi 1,28 puan azalarak yüzde 33,95 seviyesine geriledi.

Ancak bu oran, konut piyasasında fiyat artış beklentisinin hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Özellikle kira ve konut erişimindeki zorlukların, hanehalkı üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği belirtiliyor.

Ankette döviz kuru beklentilerinde ise yukarı yönlü bir hareket dikkat çekti. Katılımcıların 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi 0,41 TL artarak 52,53 seviyesine yükseldi.

Ekonomistler, kur beklentilerindeki yükselişin enflasyon beklentileriyle paralel ilerlediğini ve fiyatlama davranışları üzerinde etkili olmaya devam ettiğini ifade ediyor.

Kur beklentisinin yüksek seyretmesi, özellikle ithalata dayalı ürünlerde fiyat artışı beklentisini de besleyen bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Anket sonuçlarına göre hanehalkının yatırım tercihlerinde altın açık ara ilk sırada yer almaya devam etti. “Altın alırım” diyenlerin oranı yüzde 48,3’e gerilese de hâlâ en güçlü yatırım tercihi olma özelliğini koruyor.

İkinci sırada ise gayrimenkul yer aldı. “Ev, dükkan, arsa vb. alırım” diyenlerin oranı yüzde 33,2 olarak ölçüldü.

Uzmanlara göre bu tablo, vatandaşın finansal sistemden ziyade geleneksel ve fiziksel varlıklara yönelme eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Özellikle yüksek enflasyon algısı, tasarrufların bankacılık sistemi yerine altın ve gayrimenkule yönelmesine neden oluyor.

Her ne kadar enflasyon beklentilerinde sınırlı bir gerileme görülse de hanehalkının yüzde 49,51 seviyesinde enflasyon beklemesi, fiyat istikrarına yönelik güven sorununun sürdüğünü ortaya koyuyor.

Ekonomistler, beklentilerde kalıcı düşüş sağlanabilmesi için yalnızca para politikasının değil, aynı zamanda gıda fiyatları, kira artışları ve enerji maliyetleri gibi günlük yaşamı doğrudan etkileyen kalemlerde de hissedilir bir iyileşme gerektiğini vurguluyor.

Aksi halde beklentilerdeki düşüşün sınırlı ve kırılgan kalacağı, vatandaşın yüksek enflasyon algısının uzun süre devam edeceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Kısa Vadeli Dış Borçta Rekor Serisi Devam Ediyor

Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) İstatistikleri’ni yayımladı. Verilere göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir gerileme göstererek 166,6 milyar ABD dolarına indi.

TCMB verilerine göre, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Mart 2026 itibarıyla bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak 166,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Orijinal vadesine bakılmaksızın, vadesine bir yıl veya daha az süre kalan borçları kapsayan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku ise 237 milyar dolar olarak hesaplandı.

Bankacılık sektörünün kısa vadeli dış borç stoku, ilk çeyrekte yüzde 1,6 düşüşle 71,3 milyar dolara geriledi. Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler yüzde 3,5 azalarak 8,3 milyar dolar oldu.

Yurt dışı yerleşik bankaların Türkiye’deki mevduatları da düşüş gösterdi. Bu kalemdeki stok yüzde 8,3 gerileyerek 17,4 milyar dolara indi.

Buna karşılık, banka dışı yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki mevduatlarında artış yaşandı. Döviz tevdiat hesapları yüzde 2,5 artışla 21,8 milyar dolara, Türk lirası cinsinden mevduatlar ise yüzde 0,9 yükselerek 23,9 milyar dolara çıktı.

Reel Sektörün Borç Yükümlülükleri Arttı

Diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku ise ilk çeyrekte yüzde 1,7 artarak 69,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Bu dönemde dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri yüzde 1,8 artışla 63,6 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler 5,8 milyar dolar seviyesinde değişmeden kaldı.

Mart sonu itibarıyla kısa vadeli dış borç stokunun döviz dağılımı incelendiğinde, borcun yüzde 35,8’inin ABD doları, yüzde 27,8’inin euro, yüzde 24’ünün Türk lirası ve yüzde 12,4’ünün diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Vadesine bir yıl veya daha az süre kalan yükümlülükleri gösteren kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stokunda da dikkat çekici gelişmeler yaşandı.

Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de faaliyet gösteren bankalardaki mevduat stoku 63 milyar dolara gerilerken, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ile tahvil yükümlülükleri 73,2 milyar dolara yükseldi.

Uzmanlar, kısa vadeli dış borç stokundaki sınırlı gerilemeye rağmen kalan vadeye göre hesaplanan 237 milyar dolarlık yükümlülüğün Türkiye ekonomisinin dış finansman ihtiyacını göstermesi açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle bankacılık sektöründeki dış yükümlülüklerdeki düşüşün finansman yapısındaki değişimi yansıttığı, reel sektör kaynaklı ticari kredi borçlarının ise artış eğilimini sürdürdüğü değerlendiriliyor.

Paylaşın

Konut Fiyatları Yüzde 26,6 Arttı

Merkez Bankası’nın (TCMB), Nisan 2026 verilerine göre konut fiyatları yıllık bazda yüzde 26,6 arttı. Ancak yüksek enflasyon etkisiyle fiyatlar reel olarak yüzde 4,3 geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Nisan ayına ilişkin Konut Fiyat Endeksi (KFE) verilerini yayımladı. Açıklanan verilere göre konut fiyatlarındaki yükseliş sürerken, enflasyondan arındırılmış reel bazda düşüş devam etti.

TCMB verilerine göre, Türkiye genelinde konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan Konut Fiyat Endeksi (2023=100), Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,8 artarak 223,4 seviyesine yükseldi. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 26,6 artış gösterirken, reel bazda ise yüzde 4,3 oranında geriledi.

Üç büyük ilde de fiyat artışı devam etti. Nisan ayında konut fiyatları İstanbul’da aylık yüzde 1,6, Ankara’da yüzde 2,6 ve İzmir’de yüzde 2,1 oranında yükseldi. Yıllık bazda bakıldığında ise İstanbul’da yüzde 26,2, Ankara’da yüzde 29,9 ve İzmir’de yüzde 26,7 oranında artış kaydedildi.

Bölgesel veriler incelendiğinde, yıllık konut fiyat artışının en yüksek olduğu bölge yüzde 33,6 ile Erzurum, Erzincan, Bayburt, Ağrı, Ardahan, Kars ve Iğdır’ı kapsayan bölge oldu. En düşük artış ise yüzde 16,7 ile Aydın, Denizli ve Muğla bölgesinde görüldü.

Öte yandan TCMB, Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini de açıkladı. Buna göre endeks, Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,7 artarken, yıllık bazda nominal olarak yüzde 31,7 yükseldi. Ancak reel bazda kira artışları yüzde 0,5 oranında geriledi.

Yeni kiracı kira endeksi İstanbul’da aylık yüzde 1,4, Ankara’da yüzde 2,8 ve İzmir’de yüzde 1,2 oranında arttı. Yıllık bazda ise İstanbul’da yüzde 36,2, Ankara’da yüzde 36,7 ve İzmir’de yüzde 29,4 oranında yükseliş gerçekleşti.

Bölgesel kira artışlarında en yüksek oran yüzde 36,7 ile Ankara bölgesinde kaydedilirken, en düşük artış yüzde 21,5 ile Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye bölgesinde gerçekleşti.

Veriler, konut ve kira fiyatlarında nominal artışların sürdüğünü ancak yüksek enflasyon etkisi nedeniyle reel bazda gerilemenin devam ettiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Enflasyon Beklentilerinde Alarm: Reel Sektör Kötümser

Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2026 dönemine ilişkin Sektörel Enflasyon Beklentileri’ni yayımladı. Açıklanan veriler, enflasyon beklentilerinde tüm kesimlerde artış yaşandığını ortaya koydu.

TCMB’nin, Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliğiyle yürüttüğü Hanehalkı Beklenti Anketi verileriyle oluşturduğu çalışmaya göre; finansal sektör, reel sektör ve hanehalkının 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon öngörüleri yukarı yönlü güncellendi.

Nisan ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi, piyasa katılımcıları için 1,22 puan artarak yüzde 23,39’a yükseldi. Reel sektörün beklentisi 0,80 puanlık artışla yüzde 33,70’e çıkarken, hanehalkında ise artış daha belirgin oldu. Hanehalkının enflasyon beklentisi 1,67 puanlık yükselişle yüzde 51,56 seviyesine ulaştı.

Öte yandan, enflasyonun önümüzdeki 12 ayda düşeceğini bekleyen hanehalkı oranında gerileme dikkat çekti. Bu oran bir önceki aya göre 0,57 puan azalarak yüzde 14,57’ye indi.

Veriler, enflasyona ilişkin beklentilerin toplumun tüm kesimlerinde bozulmaya devam ettiğini ve özellikle hanehalkı tarafında yüksek enflasyon algısının sürdüğünü gösterdi.

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Sabit Tuttu

Merkez Bankası (TCMB), nisan ayı toplantısında piyasa beklentileriyle uyumlu bir karara imza attı. Kurul, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit bırakma kararı aldı.

Karar metninde faiz koridoruna ilişkin detaylar da paylaşıldı: Merkez Bankası gecelik borç verme faiz oranını yüzde 40, borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5 seviyesinde korudu.

Kurul tarafından yapılan açıklamada, mart ayında enflasyonun ana eğiliminde bir gerileme gözlendiği ancak öncü verilerin nisan ayında sınırlı bir yükselişe işaret ettiği belirtildi. Özellikle jeopolitik gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki oynaklık, Merkez Bankası’nın radarındaki en kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Açıklamada, “Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve oynaklığın, maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerindeki etkileri yakından takip edilmektedir,” denilerek küresel risklerin iç piyasaya yansımalarına dikkat çekildi.

“Gerekirse Sıkılaşma Devam Edecek”

Ekonomideki yavaşlama sinyallerine rağmen dezenflasyon sürecine vurgu yapan TCMB, fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini belirtti. Banka, enflasyon görünümünde “belirgin ve kalıcı bir bozulma” yaşanması halinde para politikası duruşunun daha da sıkılaştırılabileceğinin sinyalini vererek piyasalara şu mesajı verdi:

“Para politikası kararları enflasyon odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz.”

Banka, sadece faiz oranlarıyla değil, yardımcı araçlarla da piyasayı dengelemeye kararlı. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında bir seyir izlenmesi durumunda, makroihtiyati adımların devreye alınacağı ifade edildi. Ayrıca, piyasadaki likidite koşullarının yakından izlendiği ve likidite yönetimi araçlarının etkin şekilde kullanılmaya devam edeceği vurgulandı.

TCMB, tüm bu hamlelerin temel amacının enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştırmak olduğunun altını çizdi. Kurul; kararların öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alınmaya devam edileceğini belirterek ekonomi yönetimindeki kararlılık mesajını tazeledi.

Paylaşın