Renk Körlüğü (Daltonizm) nedir? Belirtileri, Tedavisi

Renk Körlüğü (Daltonizm), görme merkezinde bulunan özel bir pigment molekülünün olmaması veya gerektiğinden az olması durumudur. Bu eksiklik sebebiyle, hasta çevresindeki renkleri doğru bir şekilde ayırt edemez. Renk Körlüğü olan kişiler, kırmızı, yeşil ve mavi renklerden bir veya birkaçını ayırt edememektedir.

Kadınlardan fazla erkeklerde görülen, oldukça yaygın bir durumdur. Kadınlarda yüzde 0,6–0,8 oranında rastlanılmasına rağmen bu oran erkeklerde yaklaşık yüzde 10 dur. Her 20 erkekten ve her 200 kadından birinde vardır. Çoğu renk körü olduğunu kendiliğinden fark etmez.

Belirtileri;

Renk körlüğünün yaygın türü olan kalıtsal renk körlüğünde yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı, aynı biçimde algılanır ve ayrı renkler ancak yoğunluklarıyla ayırt edilebilir. Bu bozukluk doğuştan geldiğinden renk körleri zamanla belirli tonları ayıracak hale gelebilirler. Renk körlüğünün ender görülen ve ciddi olan türünde ise görüş bozukluğu ilerleyicidir ve hasta her şeyi siyah – beyaz görür.

Renk körlüğü günlük yaşamda önemli bir sorun oluşturmaz, ama hasta, renklerle ilgili belirli işlerde çalışamaz. Kırmızı – yeşil renkler bütün dünyanın kara ve deniz işaretlerinde yaygın olarak kullanıldığından, renk körleri sürücülük ve denizcilik yapamazlar. Bu renklerde önemli uyarılar yapıldığından, görülmemeleri yaşamsal tehlike oluşturabilir.

Teşhisi;

Renk körlüğünün teşhisinde kullanılan birçok yöntem bulunmaktadır. Kullanılacak yöntemler, hastanın renk körlüğünü açığa çıkarmaya ve renk görme eksikliğinin ne seviyede olduğunun belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Ishihara testi, Farnsworth testi, Munsell D-15 testi, Farnsworth Lantern testi gibi birçok test, renk körlüğünün teşhisinde kullanılmaktadır. Renk körlüğünü saptamak için özel olarak hazırlanmış İshihara Testi, en yaygın kullanılan teşhis yöntemidir.

Aydınlatması iyi olan bir yerde, hastadan testte gördüğü şekil ve sayıları anlamlandırması istenir. Eğer bir renkte eksiklik tespit edilirse, daha detaylı testlerin yapılması da gerekmektedir. Bu testlerin göz doktorları tarafından yapılması, daha doğru bir tanı konmasına yardımcı olacaktır.

Tedavisi;

2009 yılında ABD’de gerçekleştirilen bir çalışma ile maymunlarda renk körlüğü problemi gen tedavisiyle düzeltilmiştir. Ancak insanlarda henüz gen tedavisi gerçekleştirilememektedir. Grafik tasarımı, ince elektronik işler, cerrahi gibi meslekleri icra etmede renk körleri zorluklar yaşayacaklardır. Ama bunun dışındaki mesleklerde ve günlük hayatta renk körleri fazla zorluk çekmezler.

Renk körleri için üretilmiş renkli kontakt lensler ve gözlükler mevcuttur. Göz doktorunuz size bu kontakt lens ve gözlüklerin deneme setinden farklı renkleri denetir. Hangi renge sahip kontakt lens veya gözlükle renkleri daha iyi ayırt edebildiğiniz saptanır. Sonra da bu renkteki kontakt lens ve gözlüğü kullanmaya başlayabilirsiniz.

Paylaşın

Dakriyoadenit nedir? Belirtileri, Tedavisi

Yözyaşı kanallarının tıkanması durumunda Gözyaşı Kesesi iltihabı meydana gelebilmektedir. Dakriyoadenit, göz yaşı bezinin iltihaplanmasına verilen bilimsel isimdir. Hastalığın etkeni viral olabileceği gibi bakteriyel de olabilir.

Gözyaşı kanalları gözyaşlarının gözden burun boşluğuna iletilmesi işlevini yerine getirmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı durumunun sıkça çocuklarda görüldüğü bilinmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı genel olarak burun, burun polipleri ve sinüs enfeksiyonları sonucunda meydana gelmektedir. Tüm bunların yanı sıra gözyaşı kesesi iltihabı genetik nedenler sonucunda da meydana gelebilmektedir.

Gözyaşı kesesi iltihabının her yaştan kişilerde görülebildiği bilinmektedir. Başlıca hijyen problemleri nedeniyle meydana gelebilmekte olan gözyaşı kesesi iltihabı özellikle çocuklarda sıkça görülmektedir. Göz ve göz çevresinin temiz tutulması gözyaşı kesesi iltihabına yakalanmamak için oldukça önemlidir.

Belirtileri;

Gözyaşı kesesi iltihabının bazı belirtileri dışarıdan görülebilecek durumda olmaktadır. Bu durum meydana geldiğinde çoğu kişide ortak belirtiler görülmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabının başlıca belirtileri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Göz kenarlarında şişme
  • Göz kenarlarında aşırı duyarlılık
  • Göz kenarlarında hissedilen şiddetli ağrı
  • Gözde kızarıklık

Gözyaşı kesesi iltihabı durumunu yaşamasına rağmen herhangi bir belirtinin görülmediği hastalar da olabilmektedir. Hiçbir belirtinin görülmemesi durumu oldukça tehlikelidir. Hiçbir belirti görülmediği için kişi muayene edilme gereksinimi duymaz ve iltihap önlenemez. Aynı zamanda belirtinin görülmediği durumlarda gözyaşı kesesi iltihabı durumu normalden daha şiddetli bir şekilde görülmektedir. Bu durumun görüldüğü hastalarda gözyaşı kesesi iltihabının kronik bir hale geldiği dahi görülebilmektedir. Bu nedenle hastaların çok ciddi belirtiler görmeseler dahi sürekli tetikte olmaları ve düzenli göz muayenelerine devam etmeleri önerilmektedir. Gözyaşı kesesi iltihabı erken teşhis edilip müdahale edilmediği takdirde cerrahi müdahale gerekebilmektedir.

Tedavisi;

Hiçbir belirtinin kesin bir şekilde görülmediği gözyaşı kesesi iltihabına sahip kişilerde, bu durum kronik bir hale gelebilmektedir ve tedavisi zorlaşabilmektedir. Bu sebeple kişinin sürekli kontrol halinde olması tavsiye edilmektedir. Göz bölgesinin hijyenik olması birtakım rahatsızlıklardan korunmanın en sık önerilen yoludur.  Burun veya solunum enfeksiyonuna yakalanan kişilerin ise göz çevresinin hijyeni konusunda çok daha fazla dikkatli olması gerekmektedir. Burun veya solunum enfeksiyonuyla birlikte yaşanması durumunda kişilerin gözyaşı kesesi iltihabının yaşandığını fark etmeleri oldukça zordur.

Gözyaşı kesesi iltihabı için uygulanmakta olan birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Göz üzerine sıcak suya bastırılmış pamuk uygulaması uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Hastanın durumuna göre doktor tarafından antibiyotik kullanımı da önerilebilmektedir. Genel olarak doktor tarafından önerilen tedavi yöntemlerinin gözyaşı kesesi iltihabı üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Tedavi yöntemlerinin etkili olmaması durumunda ise gözde yağ kistleri oluştuğu takdirde cerrahi işlem uygulanması gerekebilmektedir. Cerrahi operasyonlar çok zorlu geçmemesine rağmen uzmanlara tarafından kişiye erken teşhisle diğer yöntemlerin uygulanması tercih edilmektedir. Bu nedenle kişinin gözünde herhangi bir belirtiyle karşılaşması durumunda mutlaka bir uzmana danışması gerekmektedir.

(Kaynak: esencanhastanesi.com.tr)

Paylaşın

Dupuytrens nedir? Belirtileri, Tedavisi

Genellikle 40 yaş üzeri erkeklerde rastlanan ve tüm parmakları etkileyebilen Dupuytrens, avuç iç derisinin hemen altında yer alan ve altından geçen tendon sinir ve damar yapıları için koruma görevi üstlenen yapının (fasya) anormal kalınlaşması ile meydana gelen bir durumdur. 

Genellikle ağrısız olmasına rağmen bazı kişilerde hafif sızı ve kaşıntı şeklinde yakınmalar görülebilir. Her ne kadar kesin olarak nedenleri kanıtlanamamış olsa da bazı etkenler suçlanmaktadır. Bunlar arasında alkol, şeker hastalığı, sigara, sistemik diğer hastalıklar, genetik geçiş, sürekli el travması olan bir işte çalışma sayılabilir.

Semptomları nelerdir?

Başlangıç sinsidir, avuç içinde özellikle 4 ve 5. parmaklar hizasında, oluşan ağrısız şişliklerle başlar. Giderek şişlik artarak bir bant şeklinde kalınlaşmaya başlar. Ciltte oluşan şişlik ve sertleşme arttıkça parmakların esnekliği etkilenir. Hasta avuç içini düz zemine koyduğunda , el ayası yere temas etmez ve kubbe şeklini alır.

Hastalık ilerledikçe tendonları, komşu damar ve sinirleride etkileyebilir. Hastanın parmağını açması giderek zorlaşır. Bu nedenle elini yıkaması, eldiven giymesi, alkışlaması ve nesneleri kavraması bozulur.

Tedavi seçenekleri nelerdir?

Parmakta gerginliğe ve hareket kısıtlılığına neden olmayan nodullere cerrahi gereksizdir. İlerlemeyi azaltmak için uygun hastalarda kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Ama mutlaka doktor kontrolunde olunmalı ve parmakta açamama başladığı anda uygun cerrahi işlemle müdahale edilmelidir.

Hangi cerrahi yöntem en başarılıdır?

Birçok cerrahi yöntem tanımlanmış olup cerraha ve hastaya göre uygulanacak yöntem değişebilmektedir. Cerrahi müdehalede  geç kalındıkça, uygulanan cerrahi müdehaleden sonra hareketli parmak elde etme şansıda azalmaktadır.

Paylaşın

Diyabet (Şeker Hastalığı) nedir? Tedavisi

Tıptaki adı ile Diabetes Mellitus olan ve çağın hastalıkları arasında en ön sıralarda yer alan Diyabet (Şeker Hastalığı), pankreasın yeterli miktarda insülin salgılayamaması veya salgılanan insülinin yeterli derecede kullanılamaması nedeniyle kan şekerinin yükselmesi durumu olarak tanımlanmaktadır.

Diyabet (şeker hastalığı), ölümcül birçok hastalığın oluşumunda birinci sırada rol oynayan ve dünyanın her yerinde çok yaygın olarak görülen bir hastalık türüdür. Diyabetin insüline bağımlı (Tip I) ve insüline bağımsız (Tip II) olmak üzere başlıca iki tipi vardır.

Tip 2 Diyabet Nedir?

Tip 2 diyabet, kandaki şeker seviyesinin (glikoz) çok yüksek olmasına neden olan ve oldukça yaygın bir durumdur. Ancak Tip 2 diyabetin belirtileri insanları her zaman kötü hissettirmediği için kolaylıkla fark edilmeyebilir.

Vücudun hücrelerinin normal olarak üretilen insüline karşı direnç kazanması, bu nedenle de kandaki şekerden faydalanamaması durumudur. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam tarzı, stres, ailede şeker hastalığı görülmesi ve ilerleyen yaş Tip 2 diyabetin nedenleri arasındadır.

Normalde görülen aşırı susama, sık idrara çıkma ve yorgunluk gibi semptomların yanı sıra kalp ve sinirlerle ilgili ciddi sorunların ortaya çıkması ihtimalini arttırır. Tip 2 diyabet kişinin günlük yaşamını hayat boyu etkileyecek bir durumdur. Kontrol altına alınması için diyet değişikliği, ilaç kullanımı ve düzenli tıbbi kontroller gerektirebilir.

Tip 1 Diyabet Nedir?

Tip 1 Şeker Hastalığı, ya da Tip 1 diyabet, vücudun kan şekerini kontrol etmek için yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi durumudur. Bunun sonucunda da kandaki şeker (glikoz) seviyesi çok yüksek değerlere ulaşır.Tip 1 diyabette kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmak için günlük insülin enjeksiyonlarına ihtiyacınız duyulur. Tip 1 diyabet genellikle küçük yaşta ortaya çıkar. Vücudun kendi bağışıklık sisteminin pankreasın insülin üreten hücrelerine saldırmasından kaynaklanır.

Tip 1 şeker hastalığı diyabetik ketoasidoza yani DKA’ya neden olabilir. DKA, vücutta ciddi insülin eksikliği olduğunda ortaya çıkar. Enerji için şeker kullanamayan vücut, bunun yerine vücutta bulunan depolanmış yağdan faydalanmaya başlar. Depolanmış yağ vücut tarafından kullanılırken geriye ketonlar adı verilen kimyasallar bırakılır.

Bu durum kontrol altına alınmazsa ketonlar kanda birikirler ve kanın asit değerini yükseltirler. Özellikle başta çocuklar olmak üzere Tip 1 şeker hastalığı olduğundan habersiz bireyler, DKA nedeniyle kötüleşmeden teşhis edilemeyebilirler. Bu nedenle DKA’nın belirtilerini ve semptomlarını hızlı bir şekilde tedavi edebilmek için tespit etmek önemlidir.

Bunlar arasında başta planlanmamış kilo kaybı gelir. Eğer vücut yiyeceklerden enerji alamazsa, bunun yerine enerji için var olan kas ve yağları yakmaya başlayacaktır. Beslenme ve hareket tarzını değiştirmeden kilo vermeye başlamanın nedeni budur. Vücudun yağ yakarken ortaya çıkardığı ketonlar mide bulantısı ve kusma hissi oluşturabilir. Ketonlar kanda hayatı tehdit edebilecek tehlikeli seviyelere kadar yükselebilir.

Belirtileri;

  • Sık idrara çıkma
  • Ağız kuruluğu
  • Çok su içme
  • Açlık hissi
  • Cilt yaralarının geç iyileşmesi
  • Kuru ve kaşıntılı bir cilt
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma
  • Karıncalanma
  • Halsizlik ve yorgunluk hissi
  • Hızlı ve istemsiz kilo kaybı
  • Bulanık görme

Nedenleri;

Şeker hastalığı nedenleri konusunda yapılan birçok araştırmanın neticesinde, diyabet hastalığında genetik ve çevresel nedenlerin birlikte rol aldığı sonucuna varılmıştır. Temelde Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet olarak iki türü bulunan şeker hastalığında hastalığa neden olan etmenler bu türlere göre farklılık göstermektedir.

Tip 1 Diyabet nedenleri arasında yüksek oranda genetik faktörler rol oynamakla birlikte kan şekerinin düzenlenmesinde görev alan insülin hormonunu üretimi yapan pankreas organına zarar veren virüsler ve vücut savunma sisteminin çalışmasındaki aksaklıklar da hastalığa sebep olan etmenler arasındadır. Bunun yanı sıra şeker hastalığının daha yaygın görülen türü olan Tip 2 diyabetin nedenleri arasında şu şekilde belirtilebilir:

  • Obezite (aşırı kilo)
  • Ebeveynlerde diyabet öyküsünün bulunması
  • İleri yaş
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Stres
  • Gebelik sırasında gestasyonel diyabet oluşumu ve normalden yüksek doğum ağırlıklı bebek dünyaya getirme

Teşhisi;

Kesin tanı için diyabet şüphesi olan hastalarda kan şekeri ölçümleri yapılmalıdır.

  • Açlık plazma kan şekeri 110 mg/dl. üzerinde ise;
  • Herhangi bir saatte bakılan plazma kan şekeri 200 mg/dl. üzerinde ise;

Diyabetin yol açtığı sorunlar;

Diyabette yıllar geçtikçe etkilenen organlara göre değişik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu sorunlar ;

  • Göz problemleri
  • Ayak yaraları
  • Böbrek bozuklukları
  • Kalp ve damar bozuklukları
  • Enfeksiyonlara yatkınlık
  • Cinsel problemlerdir

Tedavisi;

Diyabet tedavi yöntemleri, hastalığın türüne göre farklılık gösterir. Tip 1 diyabette insülin tedavisi ile birlikte tıbbi beslenme tedavisi titizlikle uygulanmalıdır. Hastanın diyeti doktor tarafından önerilen insülin dozu ve planına göre diyetisyen tarafından planlanır. Besinlerin içerdiği karbonhidrat miktarına göre insülin dozunun ayarlanabildiği karbonhidrat sayımı uygulaması ile birlikte Tip 1 diyabetli bireylerin hayatı oldukça kolaylaştırılabilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerde ise tedavi beslenme düzeninin sağlanmasının yanı sıra genellikle hücrelerin insülin hormonuna duyarlılığını artırmaya veya doğrudan insülin hormonu salınımını artırmaya yönelik oral antidiyabetik ilaçların kullanılmasını içerir.

Diyabet hastalığında dikkat edilmesi gerekenler ve önerilen tedavi ilkelerine uyulmadığı durumlarda kan şekerinin yüksek seviyelerde seyretmesi, başta nöropati (sinir harabiyeti), nefropati (böbreklerde hasar oluşumu) ve retinopati (göz retinasında hasar oluşumu) olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açar. Bu nedenle eğer siz de diyabet hastalığına sahip bir bireyseniz, düzenli olarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyiniz.

Paylaşın

Dermatit ve Egzama nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kronik bir cilt hastalığı olan Egzama (Atopik Dermatit), birçok nedenden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Egzama her yaş ve cinsiyette insanı etkileyebilir. Egzama vakalarının çoğu çocukluk döneminde başlar, ancak yetişkinlerde de egzama gelişmesi mümkündür.

Egzama (Atopik Dermatit) gibi deri hastalıkları, neden olduğu rahatsızlığın yanı sıra estetik açıdan da olumsuzluklara yol açtığı için insanların yaşamlarını olumsuz etkiler.

Nedenleri;

Egzemanın kesin olarak nedeni bilinmemektedir, ancak genetik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Vücudun içinden veya dışından bir madde bağışıklık sistemini tetiklediğinde aşırı reaksiyona girer ve iltihap oluşturur. Cildin kırmızı, kuru ve kaşıntılı olmasına neden olan şey bu iltihaptır.

Ayrıca araştırmalar egzama olan bazı insanların, filaggrin oluşturmaktan sorumlu genlerin mutasyona uğramış olduğunu göstermiştir. Filaggrin, insan vücudunun cildin en üst katmanında sağlıklı ve koruyucu bir bariyer tutmasına yardımcı olan bir proteindir. Güçlü bir cilt koruması için vücutta yeterince filaggrin bulunması gereklidir. Aksi durumlarda cilde gerekli olan nem vücutta tutulamaz ve cilt bakteri ve virüsler için açık hedef haline gelir. Bu yüzden atopik olan birçok insanın çok kuru ve enfeksiyonlara yatkın bir cildi vardır. Atopik dermatitin ebeveynlerde görülmesi halinde çocuklarda da gelişme riskinin yüksek olduğu bilinmektedir. Ancak bunun kesin nedeni hala kanıtlanmış değildir. Bu ebeveynlerde astım ve saman nezlesi var ise çocuklarda bu tür hastalıkların gelişme olasılığı %50’dir. Eğer hem anne hem de babada bu hastalıklardan herhangi birisi varsa bu oran daha da artar.

Dünyadaki insanların %10’luk bir kısmı yaşamlarında bir dönem atopik dermatitten etkilenir. Durum kentsel alanlarda ve gelişmiş oralarda daha yüksektir.

Belirtileri; 

Egzamanın belirtileri kişiden kişiye değişmekle beraber, bebekler ve küçük çocuklarda lezyonlar genellikle dirsek, diz, kafa derisi ve yüz bölgelerinde görülür.

Daha büyük çocuklar ve yetişkinlerde ise genellikle eller, ayaklar, kol içleri ve dizlerin arkası lezyonların daha sık görüldüğü bölgelerdir. Semptomlar şunları içerebilir;

  • Kuru, pullu lezyonlar
  • Kuru bir cilt
  • Ciltte kalınlaşma
  • Deride su toplanması
  • Ciltte kızarma ve şişlik
  • Cilt renginde değişiklikler
  • Duyarlılık ve hassasiyet
  • Kaşıma esnasında ciltte olan yaralanmalar

Bulaşıcı mıdır?

Atopik dermatitin herhangi bir bulaşıcılığı yoktur. Dokunmayla veya diğer başka bir durumla başka bir bireye bulaşması söz konusu değildir. Ayrıca kozmetik ürünler, parfüm, deodorant, deterjan, temizleyici, kimyasallar ve bazı bitkilerin cildi kuruttuğundan dolayı alerjik egzama riskini arttırdığı da söz konusudur.

Teşhisi;

Dermatolog tarafından muayene bulguları ve ciltteki belirtilerden yola çıkarak egzama teşhisi koyabilir. Bunun yanı sıra, egzamalı kişilerde sık görülen bir takım alerjik durumları tespit etmek için Deri Prick Testi ve kan testi gibi bir takım alerji testleri istenebilir.

Tedavisi;

Atopik dermatitin kronik olma olasılığı çok yüksektir. Böyle durumlarda aylar veya yıllar boyu süren çeşitli tedavilerin denenmesi gerekir. Tedavilerin başarılı olması halinde bile hastalık yeniden ortaya çıkabilir. Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da erken tanı ve tedavi önemlidir. Düzenli cilt nemlendirmesi ve cildin kurumasına neden olan maddelerden kaçınmak tedavi için yardımcı olabilir.

Bunun dışında doktor tarafından kaşıntıları kontrol altına alan ve cildi onarmaya yardımcı olan kremler tavsiye edilir. Bu kremler kortikosteroid içeriklidir ve dozunda kullanmak önemlidir. Doz aşımı olduğu durumlarda cildin aşırı derecede incelmesine neden olur ve başka reaksiyonlara yol açar.

Takrolimus ve pimekrolimus gibi kalsinörin inhibitörleri içeren bazı kremler de bağışıklık sistemini güçlendirmesi için önerilir. Ciltte meydana gelen reaksiyonları önlemek ve kontrol altına almak için 2 yaşından büyük bütün bireylerde kullanıma uygundur. Bu tür kremler kullanıldıktan sonra güneşten korunmak gerekir. Bunun yanında ciltte herhangi bir enfeksiyon meydana gelmişse antibiyotik tedavisi de gerekir. Bu enfeksiyonu tedavi etmek için kısa süreli antibiyotik kullanımı gerekebilir.

Bireysel olarak uygulanabilecek en etkili yöntem ise cildin yeterince nemlendirilerek, cildi kurutan maddelerden kaçınılmasıdır. Cildin nemli olması alerjik egzamanın önüne geçecek, hali hazırda hasta olan bireylerde ise rahatlamayı sağlayacaktır.

Paylaşın

Depresyon nedir? Belirtileri, Tedavisi

Bir ruh halini tanımlayan sözcük olan Depresyon, bireyin gündelik yaşamında, kendini moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissetmesi olarak tanımlayabiliriz. Depresyon şu anda dünyada en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıklar sıralamasında dördüncü.

İyi tedavi edilmemiş depresyon; alkol-madde bağımlılığına, başka ruhsal bozukluklara ve bedensel hastalıklara zemin hazırlayabiliyor. Bir kişi için ‘depresyonda’ denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılmaktadır.

Nedenleri;

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Psikolojik, biyolojik ve sosyal faktörlerin her biri depresyona neden olabilir.

Depresyon için risk etkenleri;

  • Erken ebeveyn kaybı
  • Madde ve alkol kötü kullanımı
  • Anksiyete bozuklukları
  • Kadın olmak
  • Erken ebeveyn kaybı
  • Düşük sosyoekonomik düzey
  • Ayrı yaşama, boşanmış olma
  • İşsizlik: İşsizlik depresyonda risk etkeni olması yanında işte verimliliği azalmasının önemli nedenlerindendir.
  • Daha önce depresyon geçirmiş olma
  • Yakın zamanda önemli yaşam olayları, stres etkenleri
  • Kişilik yapısı
  • Çocukluk döneminde cinsel veya fiziksel kötü davranılma öyküsü
  • Bazı ilaçlar
  • Tıbbi hastalıklar
  • Hormonal değişiklikler.

Belirtileri;

  • Karamsar ve kederli duygu-durumu ;
  • Kötümser düşünce içeriği
  • Umutsuzluk
  • Çaresizlik hisleri
  • Hayattan zevk alamama
  • Günlük hayatta her konuda ilgi kaybı yer alır.
  • Kişi günün çoğunda, özellikle sabahları depresiftir. Beraberinde boşluk hissi olur ve her şey anlamsız gelebilir.
  • Motivasyon kaybı nedeniyle gelecekle ilgili hedef belirleyebilmek ve hedefe odaklanabilmek güçleşir.
  • Kaygı ve korkular da bulunabilir. İç huzursuzluğu ve gerginlik hisleri olabilir. Hüzünlü duygu duruma eşlik eden ağlama olabileceği gibi bazı hastalar ağlayamamaktan şikâyetçidir.
  • Geçmişte yaşanmış olumsuz olaylar sık sık akla gelmeye başlar, pişmanlık hissi yoğunlaşabilir
  • Şimdiki zamanda ise hasta kendini sürekli değersiz, yetersiz, ya da suçlu hisseder kendine ve çevreye güvenmekte zorlanır.
  • Alınganlık artar.
  • Yalnızlık hissedilebilir.
  • Gelecekle ilgili olumsuz düşünceler olabilir.
  • Düşünce yavaşlayarak konuşmanın da yavaşlamasına ve azalmasına neden olur.
  • Unutkanlık olur. Dikkat bozulabilir.
  • Yeni bir şeyler öğrenmek güçleşir. Enerji düşer, kişi çabuk yorulur.
  • Uykuya dalmak zorlaşabilir. Gece boyunca uykuda bölünmeler ya da sabaha karşı yorgun bir şekilde uyanma ve tekrar dalamama görülebilir. Tersine, uykuya meyil ve uyku süresinde uzama da olabilir.
  • İştah azalması ve kilo kaybı olabileceği gibi aşırı yemek yeme ihtiyacı da olabilir.
  • Ağır durumlarda kişi kendine zarar verme planları yapabilir ya da zarar verebilir. İntihar düşüncesi /planı / girişimi olabilir.

Depresyon tekrarlar mı?

Depresyon yineleyici bir hastalık. Daha önce yaşanmış olması tekrarlama olasılığını arttırıyor. Depresyonda yineleme için risk etkenleri:

  • Daha önceki depresyondan kalıntı belirtilerin varlığı
  • Aile öyküsü olması
  • Daha önce geçirilmiş depresyonda anksiyete ve madde kullanımının olması
  • Depresyonun 60 yaş üzerinde başlaması

Teşhisi-Tanısı;

Depresyon tanısı koyabilmek için anlatılan belirtilerin tamamının bulunması gerekmez. Yukardaki belirtilerden bir küme işlevselliği bozacak kadar ağır ise ve başka nedenlere bağlanamıyorsa tanı konur.

Çocuklarda depresyon görülür mü?

Evet. Çocukluk döneminde de depresyon görülebilir. Tedavi edilmemesi halinde uzayabilir ve erişkinlikte de sürebilir. Çocuklarda depresyon belirtileri bazen erişkinliktekinden ayrılabilir. Okul reddi, hastalık uydurma, ebeveynlerini kaybetme kaygısı, okul sorunları biçiminde kendini gösterebilir.

Depresyon genetik bir hastalık mıdır?

Hem depresyon hem de bipolar bozukluk (iki uçlu hastalık) ailesel yatkınlık gösterir. Yakın akrabalarda bu iki hastalığın görülme sıklığı genel topluma göre 2-5 kat daha fazladır. İkiz çalışmaları da genetiği desteklemektedir. Ancak genetik etkiler yatkınlık düzeyindedir. Depresyon hastalığı çevresel stres etkenlerindeden önemli ölçüde etkilenir.

Tedavisi;

Depresyon tedavisi, kişinin ruh halini ve duygu durumunu etkileyebilen olumsuzlukların giderilmesini amaçlayan tedavi planına verilen isimdir. Depresyon tedavisinde psikoterapi, ilaçlar ve beyin uyarımı teknikleri kullanılır. Etkin bir tedavi ile haftalar içinde kısmi düzelme, 2-4 ay aralığında da tam düzelme elde edilebilir.

Hafif şiddetteki depresyonda psikoterapi, majör stresörün ortadan kalkmasıyla birlikte, tek başına yeterli olabilir. Ayaktan takip edilen orta şiddette bir hastada ise, psikoterapiyle birlikte ilaç tedavisi ya da Mevsimsel depresyonda Fototerapi de uygulanır. İstenen düzelme elde edilemezse ikinci aşamada güçlü bir “beyin uyarım tekniği” olan Manyetik Uyarım Tedavisi (TMU) kullanılabilir.

Ağır durumlarda, intihar riski olan hastalarda hastaneye yatış yapılır ve yoğun bireysel psikoterapi, gerekli durumlarda eş/aile terapisi ve yanında biyolojik tedaviler uygulanır. İlaç ve beyin uyarım teknikleri (TMU, Elektrokonvülsif Tedavi-EKT) yanı sıra, bazı ilaçların damar yoluyla verilmesi gibi farklı tedavi yöntemleri de kullanılabilir.

Tedavi ilk kez depresyon geçirenlerde en az altı ay sürdürülür, sonra kişinin durumuna göre sonlandırma planı yapılabilir. Birkaç kez depresyon geçiren hastalarda ise tedavinin koruyucu amaçlı daha uzun yıllar sürdürülmesi önerilmektedir.

Standart tedavilerle yanıt alamadığımız depresyon hastalarında ağırlıklı olarak Ketamin Infuzyon tedavisi uygulanır.

Günümüzde çoğu insan zaman zaman kendini üzgün ya da depresyonda hissetmektedir. Yoğun yaşam şartları mücadelesi içerisinde bu, normal bir durumdur.

Ancak aşırı mutsuz, umutsuz, yoğun üzüntü içerisinde kendini değersiz hissetmek tarzında duygular içerisinde olup, bu duygular da günlerce sürüyorsa bu durum artık tıbbi bir rahatsızlıktır ve kişinin depresyon tedavisi alması gerekir. Depresyon (klinik depresyon ya da majör depresif bozukluk) yaygın ve ciddi bir ruh hali, duygudurum bozukluğudur. Depresyon tanısı konulan kişiye bir uzman tarafından depresyon tedavisi planlaması yapılması gerekmektedir.

Depresyon günlük hayatı etkileyerek, üretkenliğin düşmesine, ilişkilerin bozulmasına hatta sıklıkla da sağlık durumunun bozulmasına neden olabilir. Depresyon tedavisi yapılmazsa kişide; astım, kalp ve damar rahatsızlıkları, diyabet, kanser, obezite gibi rahatsızların ilerlemesine neden olabilir.

Depresyon tedavisi kişiye özeldir. Çünkü depresyon kişileri aynı şekilde etkilenmez. Bir kişi için işe yaratan tedavi başkası için işe yaramayabilir. Depresyonu tedavi etmek için en iyi yol tedavi seçenekleri hakkında bilgi sahibi olmak ve bunları ihtiyacı karşılayacak şekilde uyarlamak olacaktır.

Depresyon da zihinsel bir rahatsızlık sayılmaktadır. Ancak tedavi edilebilmektedir. Depresyonlu kişilerin yaklaşık yüzde 85’i tedaviye olumlu yanıt vermektedir. Tedavi sonrasında neredeyse tüm hastalarda semptomların azaldığı ve yaşam kalitesinin arttığı gözlemlenir.

Bir tanı ya da tedaviden önce uzman bir hekimle görüşülmeli ve fiziki bir muayene de dahil olmak üzere ayrıntılı teşhis sürecinden geçilmelidir. Depresyonun tiroit problemi gibi tıbbi bir durumdan kaynaklanmadığına emin olmak için de kan testi yaptırılmalıdır. Durumu değerlendirmek, bir tanı koymak ve bir hareket planı belirlemek için spesifik semptomları, ailenin tıbbi geçmişini, çevresel faktörleri tespit etmek önemlidir.

Depresyon tedavisinde, antidepresan kullanımının ilk haftalarında bir miktar iyileşme olsa da asıl fayda iki ya da üç ay sonrasında görülmeye başlar. Hasta, birkaç hafta sonrası iyileşme hissederse veya hissetmediği durumlara göre uzman doktor ilaçların dozajını arttırabildiği veya eksiltebildiği gibi ilaçları da değiştirebilir. Doktorlar, genel olarak semptomlar düzelmiş olsa bile altı ya da daha fazla ay boyunca ilaç kullanımına devam edilmesini önermektedir.

Depresyon tedavisinde psikoterapi sıklıkla kullanılmaktadır. Orta ve şiddetli depresyon tedavilerinde ise antidepresan ilaçlar kullanılır. Psikoterapide, depresyonun ciddiyetine bağlı olarak, süreç birkaç hafta veya daha uzun da sürebilir. Ortalama 10 ile 15 seans sonrasında önemli gelişmeler elde edilir.

Depresyon tedavisinde, elektrokonvülsif tedavi (ECT), hastanın diğer tedavilere cevap vermediği şiddetli majör depresyon ya da bipolar bozukluğu olan durumlarda başvurulan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavide anestezi altındaki hastanın beynine kısa elektrik akımları verilir. Bu tedavi, uzman psikiyatr, anestezi uzmanı ve bir hemşire gibi eğitimli tıbbi profesyonellerden oluşan bir ekip tarafından uygulanır.

Yeniden hastalanmamak için ne yapılmalıdır?

Bu konuda en uygun yol doktorunuzun önerilerine uymaktır. Yineleyen depresyonlarda en önemli neden gerek ilacın dozu gerekse tedavi süresi açısından yetersiz tedavidir. Doz ve tedavi süresine uymak depresyondan yüksek oranda korunmayı sağlar.

Çevresel nedenlerin belirgin olduğu durumlarda stres etkenlerini azaltacak veya kontrol edecek önlemler depresyonun yinelemesini azaltabilir. Örneğin aile içi iletişim sorunlarının belirgin olduğu durumlarda aile veya bireysel psikoterapi yarar sağlayabilir.

Paylaşın

Demiyelinizan nedir? Belirtileri, Tedavisi

Demiyelinizan sinir hücrelerinin miyelin kılıflarının hasar gördüğü bir sinir sistemi hastalığıdır. Miyelini etkileyen hastalıklar etkilenen sinirlerdeki sinyallerin iletilmesini bozar. İletim yeteneğinde azalma, hasar görmüş sinirlerde duyu yitimi, hareket, biliş veya diğer işlevlerin eksikliğine neden olur.

Sinir hücrelerinden oluşan sistem elektrik kablolarına benzetilebilir. Sinir hücresi boyunca ilerleyen iletinin kayıpsız olarak hedefe hızlıca ulaşması için dışarıdan yalıtılmış olması gerekir. Sinir hücresi dışını kaplayan miyelin, uyarının hızlıca ilerlemesine olanak sağlayacak şekilde yalıtım görevi üstlenir.

Yapısal olarak başlangıçta normal olan miyelinin radyasyon gibi çevresel sebeplerle veya kalıtım, mikrobik etkenler gibi biyolojik nedenlerle yeterli işlev gösterememesi  sonucu ortaya çıkan sinir sistemindeki ileti yitimi, demiyelinizan hastalık olarak değerlendirilir. Örneğin, hareketten sorumlu sinir sisteminde gelişecek demiyelinizan hastalık kuvvet azalmasına, hareketi doğru yapamamaya veya felce yolaçabilir.

Demiyelinizan hastalıklar, ömür boyu süren ve ilerleme gösterebilen hastalıklardır. Tedavi ile  myelinin kılıfı ve sinir hücre yapısının bozulmasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Beyin dokusu veya omurilikte yapılan MR incelemelerinde bu bozulmalar beyaz lekeler şeklinde görülmektedir. Ayrıca beyin omurilik sıvısında bağışıklık sisteminin durumu ile ilgili laboratuar incelemeleri de yapılmaktadır.

Demiyelinizan hastalıklar çok ciddi ve tedavisi zor hastalıklarıdır. İleri düzeyde bilgi ve deneyim gerektiren bu hastalıkların tanı ve tedavisi  için hastanemiz ve doktorlarımız gerekli  olan donanıma ve tecrübeye sahiptir.

Miyelin kılıf nedir?

Miyelin kılıf; sinir hücresinin elektriksel uyarıyı taşıyan uzun ve silindir biçimindeki akson adlı parçasının çevresini saran ve onu koruyan bir kılıftır. Sinir sisteminde tüm hücreler miyelin kılıfa sahip değildir.

Miyelinsiz nöronlar üzerinde sinyal iletimi saniyede 50 santimetre kadarken, miyelinli nöronlarda bu hız saniyede 120 metre kadardır. Bu bakımdan miyelin kılıf; sadece aksonu korumakla kalmaz, bunun yanı sıra elektrik akımının iletimini de hızlandırır ve ileti kaybını önler. Miyelin kılıfa bir zarar gelirse sinyal iletimi bozulur ve yavaşlar.

Merkezi ve çevresel sinir sisteminde miyelin kılıf farklı hücreler tarafından üretilmektedir. Merkezi sinir sisteminde oligodendrosit hücreleri tarafından, çevresel sinir sisteminde ise Schwann hücreleri tarafından yapılırlar.

Demiyelinizan – Dismiyelinizan farkı nedir?

Demiyelinizan hastalıklarda normal üretilmiş olan miyelin kılıf yapısının yıkımı söz konusudur. Dismiyelinizan hastalıklar ise miyelin kılıf yapısının hatalı yapımı ya da hatalı yıkımı ile ortaya çıkar.

Demiyelinizan hastalıklar neden olur?

Demiyelinizan hastalıklarda normal miyelin kılıf yapısı çeşitli nedenlerle bozulur. Bazı enfeksiyon hastalıkları, bağışıklık sisteminde rol olan hücrelerin kendi hücrelerine saldırmasıyla karakterize otoimmün hastalıklar, alkol gibi bazı toksik maddeler, B12 vitamini eksikliği ve beyin damar hastalıkları miyelin kılıf üretimini bozarak ya da oluşan miyelin kılıfa zarar vererek hastalık tablosu oluşmasına neden olabilir.

Demyelinizan hastalıklar nelerdir?

Çok sayıda hastalığı kapsayan demyelinizan hastalıklar arasında en çok bilinen ve yaygın olarak görülen hastalık Multiple Skleroz (MS)’dur. MS, otoimmun mekanizmayla ortaya çıkar. Akut disemine ensefalomyelit (ADEM) ve Devic hastalığı daha çok merkezi sinir sistemini ilgilendirirken; Guillain–Barre sendromu ve periferik nöropatiler (çevresel sinir sistemindeki miyelinlerin harabiyeti) çevresel sinir sisteminde hastalığa yol açmaktadır.

Demiyelinizan hastalıkların belirtileri nelerdir?

Çok geniş bir hastalık yelpazesine sahip demyelinizan hastalıklar grubunda sinir sisteminin tutulduğu bölge ve hastalığın etkilediği nöron gruplarının işlevine göre farklı klinik tablolar ve belirtiler ortaya çıkmaktadır. Ancak yaygın olarak görülen belirtiler arasında; kol ve bacaklarda güçsüzlük/his kaybı, çift görme (diplopi) veya bulanık görme, konuşma ve yürüme gibi temel motor faaliyetlerde aksama, bellek-konsantrasyon-dikkat bozukluğu gibi bilişsel yakınmalar sayılabilir.

Demiyelinizan hastalıklara nasıl tanı konur?

Demyelinizan hastalıklar grubundaki hastalıkların tek bir tanı koyma yöntemi yoktur. Genellikle tüm tanı gereçleri birlikte değerlendirilerek tanı konur. Hastadan alınan öykü, nörolojik muayene bulguları, beyin ve spinal (omurilik) MR (manyetik rezonans) bulguları, bazı durumlarda beyin-omurilik sıvısı bulguları (belden su alarak) ve gerektğinde de elektrofizyolojik bazı testlerle tanı konur. Çok nadiren diğer tanı olasılıklarını dışlamak için sinir biyopsisi yapılması gerekebilir.

Demiyelinizan hastalıklar nasıl tedavi edilir?

Tedavi modelleri hastaya özgüdür. Hastalığın ilerleme seyrine ve semptomların ciddiyetine bağlıdır. Semptomların yönetimi veya demiyelinizasyon oranının yavaşlaması ile hastanın yaşamında iyileşmeler sağlanabilir.

İlaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri (sigarayı bırakma ve beslenme tarzı değişiklikleri vb.), fiziksel egzersizin teşvik edilmesi ve hasta eğitimi hastalık yönetiminde tercih edilebilen yöntemlerdir.

Paylaşın

Demir eksikliği nedir? Belirtileri, Tedavisi

Toplumda kansızlık olarak bilinen demir eksikliği anemisi, kandaki kırmızı kan hücrelerinin yapısında oksijenin taşınması ve bu hücrelerin kırmızı olmasını sağlayan hemoglobin miktarının azalmasıdır. Demik eksikliği dünyada en çok görülen anemi yani kansızlık türüdür.

Demir eksikliği, kadınların %35’inde, erkeklerin ise %20’sinde ortaya çıkan önemli bir sağlık problemidir. Gebe kadınlarda ise bu oran %50’ye kadar çıkmaktadır.

Demir eksikliği anemisi genellikle başarı ile tedavi edilebilir. Tedavi durumun nedenine ve ağırlığına bağlıdır. Tedavide beslenmenizde değişiklik, ilaçlar ve cerrahi girişim yer alabilir. Ağır demir eksikliği anemisinde hastanede tedavi, kan nakli, demir enjeksiyonları veya damar içi demir tedavisi gerekebilir.

Nedenleri;

  • Gebelik
  • Emzirme dönemi
  • Sık aralıklarla doğum yapmak
  • Büyüme çağında olmak
  • Ergenlik dönemi şekilde sıralanabilir.

Yetersiz demir alımı sonucu demir eksikliği nedenleri ise;

  • Yetersiz ve dengesiz beslenme
  • Demir yönünden zengin olan et, karaciğer ve diğer sakatatların tüketilmediği vejeteryan beslenme şeklidir (Bitkisel gıdalarda yeterli miktarda demir bulunmasına rağmen, bulunan form vücutta zayıf şekilde değerlendirilebilir. Hayvansal kas yapısındaki miyoglobin ise çok kolay emilebilir demir içerir.).

Vücuttan demir kaybı sonucu eksiklik nedenleri;

  • Adet kanamalarının şiddetli olması
  • Mide ülseri, hemoroid, kaza gibi nedenlerle aşırı kan kayıplarının ortaya çıkması
  • Aşırı egzersiz yapılması nedeniyle idrar ve terle demir gibi mineral ve diğer eser elementlerin kaybında artış olmasıdır.

Yukarıda sayılan nedenlere ek olarak aşağıdaki faktörler demir eksikliğine neden olabilir:

  • Mide asit salgısının yetersiz olması
  • Mide ya da onikiparmak bağırsağında ülserler olması
  • Mide ya da ince bağırsağın bir kısmının operasyonla alınması
  • Vücuda alınan demirin, çölyak gibi hastalıklar nedeniyle bağırsaklar tarafından yeterli düzeyde emilim olmaması
  • Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler yemeklerle birlikte tüketildiğinde demir emilimini önemli oranda engellemesi
  • Kalıtsal demir eksikliği
  • Emilimi bozan ilaçların kullanımı

Belirtileri;

Demir eksikliğine bağlı kansızlık bazı durumlarda belirti göstermez. Demir eksikliği rutin sağlık kontrollerinde yapılan kan tahlillerinde teşhis edilebilir.Demir eksikliğinin belirtileri arasında;

  • Cilt solgunluğu,
  • Vücutta güçsüzlük, yorgunluk,
  • Konsantrasyon bozukluğu,
  • Baş ağrısı,
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma,
  • Sinirlilik hali,
  • Kulakların uğuldaması,
  • Dudaklarda çatlaklar ve ağız kenarında yaralar,
  • Tırnakların çabuk kırılması,
  • Saçlarda dökülme sayılabilir.

Demir eksikliğinin ileri derece belirtileri arasında; çarpıntı, toprak veya buz yeme, yavaşlayan tiroit fonksiyonları ve huzursuz bacak sendromu gibi durumlar da görülür. Çocuklarda demir eksikliği belirtilerinde ise karşımıza çocuklarda yürüme-oturma-konuşmasında gecikme, öğrenmede güçlük  ortaya çıkabilir.

Teşhisi; 

Demir eksikliği genellikle başka amaçlarla yapılan ya da rutin kan sayımı sırasında tespit edilir. Demir eksikliği durumunda, vücut önce demir depolarını boşaltır. Bu rezervler tamamen tükendiği zaman demir eksikliği anemisi ortaya çıkar. Bu sebeple demir eksikliğinin erken teşhisi için demir depolarının durumunu gösteren kan testlerinin yapılması gerekir.

Demir eksikliğini düşündüren şikâyetleriniz varsa bir sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz. Doktorunuz yaşam ve besin alışkanlıklarınızı sorgulayacak ve aynı zamanda önceden var olan hastalıkları ve ilaçları içeren  ayrıntılı bir tıbbi öykü incelemesi yapacaktır. Öte yandan, genç kadınlarla adet döneminin sıklığı, süresi ve ciddiyeti hakkında sorular sorar. Yaşlılara ise sindirim sistemi, idrar ve genital organlardan kanama olup olmadığını araştırır. Kansızlık nedeninin bilinmesi tedavinin başarılı olabilmesi için kilit noktayı oluşturur.

Demir dengesi hakkında kesin bilgi ancak kan testleri ile mümkündür. Testlerle hemoglobin, hematokrit, eritrosit sayısı, transferin gibi çeşitli parametrelere bakılarak tanı konulmaya çalışılır.

Tedavisi;

Demir eksikliği anemisi tedavisi altta yatan nedene ve durumun ağırlığına göre değişir. Tedavi yöntemleri arasında beslenme tarzı değişiklikleri, takviyeler, ilaçlar ve cerrahi girişim bulunur. Ağır demir eksikliği anemisi hastanede yatarak tedavi gerektirebilir, kan nakli, demir enjeksiyonları veya damardan demir tedavisi uygulanması gerekebilir. Demir eksikliği anemisinde tedavinin amaçları altta yatan nedeni iyileştirmek ve alyuvar, hemoglobin ile demir düzeylerini normale getirmektir.

Beslenme değişiklikleri ve takviyeler;

Demir;

  • Demir düzeylerinizi olabildiğince hızla yükseltmek için demir takviyesi almanız gerekebilir. Demir takviyeleri düşük demir düzeylerini aylar içinde düzeltebilir. Takviyeler tablet halinde veya çocuklar için damla şeklindedir.
  • Demirin fazlası zararlı olabilir, Bu nedenle demir takviyelerini sadece doktorunuzun önerdiği şekilde almanız gerekir. Demir takviye ilaçlarını çocukların erişemeyeceği yerlerde bulundurun. Böylece yanlışlıkla aşırı doz demir almaları önlenebilir.Demir takviyelerinin dışkının renginde koyulaşma, mide rahatsızlıkları ve yemek
  • borusunda yanma hissi gibi yan etkileri olabilir. Demir ayrıca kabızlık yapabilir, bu nedenle doktorunuz dışkı yumuşatıcı bir ilaç kullanmanızı da önerebilir.
  • Doktorunuz demirden zengin gıdaları daha fazla tüketmenizi isteyebilir. En iyi demir kaynakları özellikle sığır eti ve ciğer olmak üzere kırmız ettir. Tavuk, hindi, balık ve kabuklu deniz ürünleri de iyi birer demir kaynağıdır.
  • Vücut kırmızı etteki demiri diğer gıdalardakine göre daha iyi emilime uğratır. Bununla birlikte, diğer gıdalar da demir düzeylerinizin yükseltilmesinde yararlı olur.
  • Etin dışında, demir kaynağı olan gıdalar arasında şunlar bulunur:
  • Ispanak ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler
  • Yer fıstığı, fıstık ezmesi ve badem
  • Yumurta
  • Bezelye, mercimek, beyaz ve kırmızı fasulye
  • Üzüm, kayısı ve şeftali gibi meyvelerin kurutulmuşları
  • Erik suyu
  • Demir mısır gevreği, ekmek ve makarna gibi bazı gıdalara eklenebilir. Paketlenmiş gıdalarda o gıdanın ne kadar demir içerdiğini üzerlerinde yazan “beslenme bilgi”sinden öğrenebilirsiniz. Paketlerin üzerinde günlük ihtiyacınız olan demirin yüzde kaçını içerdiği yazar.

C Vitamini

  • C vitamini vücutta demir emilimine yardımcı olur. C vitamini bakımından zengin gıdalar meyve sebzelerdir, özellikle tropikal bir meyve olan guava, tatlı kırmızıbiber, kivi, portakal ve portakal suyu, yeşilbiber ve greyfurt suyu iyi birer C vitamini kaynağıdır.
  • İlaçlar kullanıyorsanız doktorunuza ya da eczacınıza greyfurt ve greyfurt suyu tüketip tüketemeyeceğinizi sorun. Bu meyveler bazı ilaçların gücünü ve yararlılığını etkileyebilir.
  • C vitamini bakımından zengin olan diğer meyveler çilek, kavun, papaya, ananas ve mangodur. C vitamininden zengin sebzeler arasında sebze ve domates suları, Brüksel lahanası, kohlrabi (Akdeniz turpu), brokoli, tatlı patates, ve kıvırcık lahana bulunur.
  • Taze ve dondurulmuş meyve sebzelerde, konservelere oranla daha fazla C vitamini bulunur.

Kanamanın durdurulması için uygulanan tedaviler;

  • Demir eksikliği anemisine kan kaybı neden oluyorsa, tedavi de kanamanın sebebine yönelik olacaktır. Örneğin, kanayan bir ülseriniz varsa doktorunuz ülseri tedavi etmek için antibiyotikler ve diğer ilaçlar yazabilir.
  • Kan kaybınız bağırsağınızdaki bir polipe veya kanserli bir tümöre bağlı ise bunların çıkarılması için ameliyat olmanız gerekebilir.
  • Kan kaybınız menstruasyon kanamasının aşırı olmasından kaynaklanıyorsa doktorunuz bunu azaltmak için doğum kontrol hapı yazabilir. Bazı durumlarda cerrahi girişim önerilebilir.

Ağır demir eksikliği anemisinde tedaviler;

  • Demir eksikliği aneminiz şiddetli ise, alyuvar nakli gerekebilir. Kan nakli, sık uygulanan ve oldukça güvenli bir işlemdir. Toplardamarlarınızdan birinin içine kan verilir. Kan naklinde alıcı ile vericinin kanlarının uyuştuğundan emin olmak gerekir.
  • Alyuvar nakli aneminizi hızla düzeltir. Alyuvarlar ayrıca vücudunuzun tekrar kullanabileceği bir demir kaynağı da sağlar. Bununla birlikte, nakiller sadece kısa süreli bir tedavidir. Doktorunuzun aneminin nedenini bulup tedavi etmesi gerekir.
  • Demir ayrıca kas içine veya bir kanül vasıtasıyla damar içine de verilebilir. Ancak, damardan demir tedavisinde bazı güvenlik çekinceleri bulunur. Bu işlemin bir hastanede veya bir klinikte, deneyimli personelin varlığında yapılması gerekir. Bu tedavi genellikle uzun dönem demire gereksinimi olan, ancak ağızdan demir takviyesi alamayan veya demir eksikliği anemisi için bir an önce tedavi edilmesi gereken kişilere uygulanır.

Demir eksikliği anemisi nasıl önlenebilir?

  • Demirden zengin gıdalar içeren dengeli bir beslenme demir eksikliği anemisinin önlenmesinde yardımcı olur.
  • Besinlerle yeteri kadar demir alamıyorsanız (doktorunuzun yazdığı şekilde) demir takviyesi alınması da demir eksikliği anemisi riskinizi azaltabilir.
  • Beslenme ve takviyelerle ilgili daha fazla bilgi için “Demir Eksikliği Anemisi Nasıl Tedavi Edilir?” bölümüne bakınız.
  • Özel önlemlerle bu durum açısından riski açısından en fazla risk altında olan gruplarda (bebekler, küçük çocuklar ve kadınlar) demir eksikliği anemisinden korunabilir.

Bebekler ve küçük çocuklar;

  • Bir bebeğin beslenme şekli demir eksikliği anemisi açısından risk altında olup olmadığına etki eder. Örneğin, inek sütünde demir azdır. Bu ve diğer nedenlerden ötürü ilk bir yıl içinde bebeklere inek sütü verilmesi önerilmez. İlk yıldan sonra bebeğinizin içtiği inek sütü miktarını sınırlamanız gerekebilir.
  • Ayrıca, bebekler büyüyüp katı gıda yemeye başladıklarında da daha fazla demire gereksinim duyarlar. Sağlıklı bir beslenme rejimi ve çocuğunuzun yeterli demir almasına yardımcı olacak gıda seçimleri hakkında çocuğunuzun doktoruyla görüşün.
  • Çocuğunuzun doktoru demir damlası önerebilir. Bununla birlikte, çocuklara çak fazla demir vermek de zararlı olabilir. Doktorun bilgilendirmelerine uymak ve demir takviyeleri ile vitaminleri çocuklardan uzak tutmak önemlidir. Çocuğun açamayacağı şekilde paketlenmiş takviyeler çocuklarda aşırı doz alımını önlemekte yararlı olabilir.

Kadınlar;

  • Çocuk doğurma çağındaki kadınlara özellikle aşağıdaki durumlar varsa demir eksikliği anemisi tarama testleri yapılabilir:
  • Demir eksikliği anemisi öyküsü
  • Adet kanamalarının çok fazla olması
  • Demir eksikliği anemisi açısından diğer risk faktörlerinin varlığı
  • Hamile kadınlarda gebelik süresince yapılan kontrollerde anemi taraması da uygulanır. Ayrıca doktorunuz demir takviyesi yazabilir veya demirden zengin gıdalar tüketmenizi önerebilir.
Paylaşın

Dandy Walker sendromu nedir? Tedavisi

Dandy Walker sendromun beyin omurilik sıvısının dolaştığı ve beyinde yer alan dördüncü ventrikül adı verilen boşluğun anormal gelişmesi durumudur. Beyinde oluşan bir anormalliktir. Dandy Walker sendromu zamanla zeka geriliğine yol açabilir, kafa basıncının artmasına ve kafatasının büyümesine neden olur.

Dandy Walker sendromunun neden kaynaklandığı henüz tam olarak bilinemese de, anne karnında bebeğin yetersiz gelişiminden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Belirtileri;

Hastalığın belirtileri çoğunlukla erken çocukluk döneminde baslar. Başlıca belirtiler çocuğun noro-motor ve zeka gelişiminin geri kalması ve bas çevresinde meydana gelen büyümedir. Bu, vücutta genel anlamda sinir sistemi ile kas-iskelet sisteminin birlikte, sistematik, yasa uygun ve olması gereken gelişiminin geri kalması anlamına gelmektedir.

Bunun sonucunda çocukta ileri yaslara doğru anormal kas tonusu ve kasılmaları nedeni ile spastik vücut posturu yani spastisite ve zeka gelişiminde yetersizlik ortaya çıkmaktadır. Hastaların yaklaşık yarısında zeka gelişimi ve IQ düzeyi normal kalmaktadır. Hastalık belirtileri hastalığı oluşturan anormalliklerin ağırlık derecesine bağlıdır. Bazı çocuklar hiçbir belirti görülmeden de belirli bir yasa kadar gelebilirler. Hatta bazen erişkin yasa kadar hastalık fark edilmemekte ve başka bir nedenle yapılan tetkiklerde tesadüfen ortaya çıkmaktadır.

Bazen tek hastalık belirtisi aile tarafından fark edilen bas çevresindeki anormal artış ve çocuğun başının giderek büyümesidir. Erken çocukluk veya bebeklik döneminde fark edilmeyen hastalar ileri yaslarda kafa içi basınç artışı belirtileri (kusma, sara türü nöbetler, huzursuzluk) veya beyincik fonksiyon bozukluğuna ait belirtiler (denge bozukluğu, sendeleme, ve gözlerde sağa sola bakışta anormal titremeler) ile başvurabilirler.

 Tedavisi;

Dandy Walker sendromunun maalesef henüz tam olarak tedavisi bulunamamıştır. Ancak düzenli takiple bazı başarılar elde edilebilir. Tabi bunda hastalığın hangi boyutta olduğu da önemlidir. Bazı durumlarda hasta çocuğa shunt adı verilen bir cihaz takılır. Bu cihazla omurilik sıvısı karın boşluğuna aktarılır ve böylece kafa basıncının artması engellenmiş olur. Bu sayede kafa çevresinin genişlemesi de engellenebilir.

Shunt her hastaya takılamaz ve takılabiliyor olsa bile kullanan her hastada aynı başarı elde edilemeyebilir. Hastaların yaklaşık olarak %50’sinde görülen zeka geriliğine ise bir tedavi yöntemi yoktur. Bununla birlikte hastalara düzenli egzersiz yapması önerilir. Dandy Walker sendromu hastalığı olan çocukların düzenli olarak gelişim nörologları, beyin cerrahları ve fizyoterapistler tarafından kontrollerinin yapılması gerekmektedir.

Paylaşın

Çocuklarda kabızlık nedir? Nedenleri, Tedavisi

Kabızlık, çocuklarda bir tanıdan ziyade farklı bir rahatsızlığın bir belirtisi olabilir, önemsenmelidir. Çocuklarda uzun süre görülen kabızlık bir tanıdan ziyade bir hastalık belirtisidir. Kabızlığı basitçe tanımlamak gerekirse kabızlık katı gaitanın, seyrek ve zorlukla dışkılanmasıdır. 

Çocukta iyi bir tuvalet alışkanlığı sağlanabilmesi için şunlar önerilebilir. Ne zaman nerede geleceği belli olmayan dışkılama arzusu çoğunlukla en olmadık zamanları seçer ve ertelenir. Her erteleme kabızlığa bir adımdır. Her gün, özellikle bir öğünün(örneğin kahvaltının) peşinden gaita yapmaya alıştırılan çocukların tüm yaşantıları boyunca rahat ettikleri bildirilmektedir. Gaita tutma becerisi çocuktan çocuğa büyük değişiklikler göstermekle birlikte genellikle 1-3 yaş arasında gerçekleşir. Bu eğitim sırasında çocuğa baskı yapılmamalı, yüreklendirmekle yetinmelidir. Asla ceza konusu olmamalı ve bunun normal bir vücut işlevi olduğu uygun bir dille anlatılmalıdır.

Nedenleri;

En sık karşılaştığımız tür olan basit kabızlık, anne sütü kesildiğinde yerine başlanan besinlere uyum sağlama aşamasında veya tuvalet eğitimi sırasında başlamaktadır. Seyrek olarak anne sütüne ek olarak, bebek için yeni olan besinler başlandığında da ortaya çıkabilir. Burada seçilen besinin niteliği önemli olmakla birlikte bünyesel faktörlerin de rolü vardır. Sık görülen bu basit tipin yanı sıra kabızlığa, kullanılmakta olan ilaçlar(demir ilaçları, idrar söktürücüler, bazı psikiyatri ilaçları,..) neden olabileceği gibi, bu durum bazı önemli hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu hastalıklardan bazıları şunlardır:

  • Doğuştan olan darlık ve anomaliler(anüste çatlak, darlık, apse, basur, tümör,..),
  • Barsakların bir bölümünde sinir hücrelerinin doğuştan yokluğu ile karakterize hastalıklar(Hirschprung hastalığı ve benzerleri),
  • Bazı hormon bozuklukları(tiroid ve paratiroid hormon eksikliği, kistik fibroz, şekersiz şeker hastalığı gibi),
  • Nörolojik bozukluklar(bazı kas hastalıkları, inme vs)
  •  Psikolojik sıkıntılar(aile içi huzursuzluk, kardeş gelmesi, tuvalet eğitimi, gibi)…
  • Beslenme bozuklukları(Çeşitli nedenlere bağlı iştahsızlıklar, aşırı inek sütü alımı, anne sütünden yoksun beslenme, uzamış kusmalar,..)
  • Diğer nedenler.

Bu liste daha da uzatılabilir. Mevcut kabızlığın bu hastalıklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılması için mutlaka konuyla ilgili bir uzmana başvurulması gerekir. Konunun önemsenmemesi tedavide gecikmelere yol açabilir.

Teşhisi;

İlk belirti bebek ya da çocuğun gaitasını yaparken zorlanması ve acı çekmesidir. Hatta dışkılama hastayı ağlatacak kadar ıstırap verici olabilir. Gaita aralıkları gitgide uzar. Bebeğin bezini değiştiren anne gaitanın seyrekliğini ve giderek kıvamının arttığını fark eder. Ancak gaitasını kendi başına yapacak yaştaki çocuklarda bu seyreklik gözden kaçırılabilir. En sık yanılgı gaitanın iyice katılaşmamış olmasıdır. Gaita kıvamındaki belirgin artışlar çocuğun gaitası iyice sert olmasa bile kabızlık lehine yorumlanmalıdır. Çocukta gaita yapmadığı dönemlerde karın ağrıları, hatta bazen kusma bile ortaya çıkabilir. Büyük çocuklarda gaitanın özellikle ilk kısmı kuru, sert ve iridir. Üzerinde çizgi şeklinde kan görülebilir veya küçük küçük sert parçalardan oluşabilir. Kan miktarı fazlaysa başka önemli bir nedeni olabileceği unutulmamalıdır.

Tedavisi;

Uzun süren ya da eksik tedavi edilen kabızlık sonucu anüs kenarında çatlak oluşur. Daha sonraları anüs kenarlarında mor renkte damar genişlemeleri belirir. Eğer kabızlık tedavisiz kalırsa, bunlar daha ileri yaşlarda(ilk gençlik döneminde) hemorid(basur) halini alırlar.

Uzun süren olgularda giderek dışkılama mekanizması bozulacaktır. Bunu gaita kaçırma ve hatta gaitasını hiç tutamama gibi tedavisi son derece güç durumlar izleyebilir. Bu nedenle tedavi başlangıcında alınan iyi sonuçlara bakarak tedavi kesilmemeli, tekrarlamaması için sabırla ve dikkatle sürdürülmelidir.

Tedavide özellikle kabızlık nedeni olduğunu iyi bildiğimiz besinler(muz elma ve havuç, kola, çay, aşırı tüketiliyorsa inek sütü) kabızlık geçene kadar diyetten uzaklaştırılmalıdır. Dolayısıyla bu besinleri bebeklere başlarken aşırıya kaçmamaya özen gösterilmesi yerinde olacaktır. Çok miktarda inek sütü tüketen çocuklarda kabızlık ortaya çıkmasından bu besini tek başına sorumlu tutanlar da vardır. Kabızlığın derecesine göre gaita yumuşatıcı ilaçların da doktor kontrolünde kullanımı faydalı olacaktır. Eğer çatlak varsa tedavisi edilmeli ve çocuğun acı duymadan gaita yapması sağlanana kadar tedaviye devam edilmelidir.

Paylaşın