Kangren nedir? Belirtileri, Tanısı, Tedavisi

Ülkemizde ve dünyada oldukça sık görülen hastalıklardan biri olan Kangren, kısaca kanlanma bozukluğu sonucu ortaya çıkan doku ölümü şeklinde tanımlanabilir. Cilt baskın olarak etkilendiği için dışardan çıplak gözle rahatlıkla görülebilir. Kangrenin temelinde yatan en olumsuz tarafı ise mutlaka duruma erken müdahalenin şart olmasıdır.

Kangren türleri kendi içerisinde 3 türe ayrılmaktadır. Bunlar; Kuru kangren, yaş kangren ve gazlı kangren olarak adlandırılmaktadır.

  • Kuru Kangren; Kapkara bir renk alan doku kuruyarak mumya halini alır. Bu tür kangrenin oluşum nedeni atardamarın tıkanması olarak gösterilmektedir. Hastalıklı olan alan çok net bir şekilde sağlıklı alandan ayırt edilebilmektedir. Ayırt edilmeyi sağlayan hatta ise demarkasyon hattı ya da atılma çizgisi adı verilmektedir.
  • Yaş Kangren; Beslenmenin ve damarsal ağın çok sağlam olmadığı dokularda herhangi bir hasar meydana geldiği zaman alanın mikrop kapması veya kuru kangrenin enfekte olmasıyla ortaya çıkar. Bu durum sıklıkla şeker hastalığında ortaya çıkar. İlgili enfeksiyon çok hızlı bir biçimde ilerlediği için kangrenli alan sağlam özellikteki dokuları da ele geçirerek önce kızarıklık ardından da su dolu kabarcıkların meydana gelmesine neden olur. Hastalıklı dokunun kana geçmesi sonucunda da hasta septik şoka girer. Kangren özellikle kol, bacak gibi uzuvlarda çok sık görülebildiği gibi ince bağırsak, apandist gibi organların üzerinde de görülmektedir.
  • Gazlı Kangren; Ciddi boyutlarda kas tabakasını etkisi altına alan bu kangren türü yaraların özellikle de oksijensiz kalan bölümlerinde bakterilerin bulaşmasıyla meydana gelir. Gazlı kangren durumuna erken müdahale edilmediği taktirde bu hastalık kesinlikle ölümle sonuçlanır. Bu kangren türünde clostridium perfringens bakterisi çok etkilidir. Gazlı kangrende, kangrenli doku gazla gerilir. En ciddi belirtisi ise kasın üzerinde yer alan zarın alt kısmında toplanan aşırı gerilme ve bununla beraber gelen ağrı belirtisidir.

Nedenleri;

Kangrenle sonuçlanan nihai doku ölümüne, özellikle olayın geliştiği alanlara yeterli kan akışının olmaması neden olmaktadır. Bu, deri ve diğer dokuların oksijen ve besinler ile beslenmesinin mümkün olmadığı anlamına gelir.

Kan dolaşımındaki bozukluk; kan damarlarında tıkanıklık, yaralanma, bakteriyel enfeksiyonlar sonucunda ortaya çıkar. Bazı organlarda meydana gelen şişkinlik sonucu damarların tıkanması, dolayısıyla kan akışının engellenmesi de kangrene neden olur.

Diabetes mellitus, obezite, alkol bağımlılığı, bazı tümörler, periferik damar hastalığı ve HIV gibi bazı hastalık ve durumlar da kangrene yol açabilir. Uyuşturucu ilaç kullanımı, sigara kullanımı ve sağlıksız bir yaşam tarzı da kangren gelişimine zemin hazırlar.

Kanser nedeniyle uygulanan kemoterapi ya da radyoterapi tedavilerinin bir yan etkisi olarak kangren ortaya çıkabilir. Protein ve vitamin bakımından oldukça fakir bir beslenme diğer bir neden olarak sayılabilir.

Belirtileri;

Kangren ilk başlarda kendisini deride kızarıklık ve dökülmeler olarak gösterir. Bunun yanında şişlik ve iltihaplanmada gözlemlenir. İltihap ile beraber kötü bir koku ve akıntı görülür. Bu belirtileri şiddetli ağrılar, yüksek hassasiyet, ciltte yabancı bir cisim hissinde ve nihayetinde his kaybı oluşumu izler.

Ayaklarda görülen kangrenlerde ayakların soğuması ve renksizleşmesi, ayak parmaklarında ve parmaklar arasında ölü hücrelerin neden olduğu yaralar ve ciltte akıntılı ülserler görülür. Hem yaş kangrende hem kuru kangrende kaşıntılar meydana gelir, fakat kuru kangrende görülen kaşıntı daha yüksek derecededir. Bu belirtilerin şiddeti ve şekli kişiden kişiye ve kangrenin hangi derecede olduğuna bağlı olarak değişebilir.

Tedavisi;

Kangren durumunun tedavisi, kangrenin türüne ve boyutuna göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin enfeksiyondan kaynaklı olan kangrenlerde antibiyotik kullanımı ya da mikrop kırıcı madde kullanımı ile kangren serumları yer alır.

Süt çocuklarında görülen kangren durumlarında ise seçilecek olan prosedür içerisinde antibiyotik tedavisi, elektrolit tedavisi işe su dengesi doğru bir düzenleme ile adım adım takip edilir. Bu hastalığın tedavisinde duruma göre kortizon tedavisi de uygulanmaktadır.

Dokuların canlılığını yitirmiş olan kısımları uygun cerrahi yöntemler kullanılarak vücuttan uzaklaştırılır.

Tedavisinde asıl önemli olan vakit kaybetmeden doktora gidilmesi ve durumun en kısa sürede çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Çünkü kangren zaman kaybetme lüksünün olmadığı bir hastalık olduğundan, hastanın hayatını riske sokmaktadır.

Dikkat edilmesi gerekenler;

Kangren tedavisi ve tedavi sonrası oldukça hassas bir süreçtir ve bu süreç içerisinde enfeksiyonun ya da kangrene neden olan durumun başka bölgeler sıçramaması için dikkatli olunması gerekmektedir. Kangren sonrasında dikkat edilmesi gerekenlerden bazıları şunlardır:

  • Hasta eğer sigara ya da alkol kullanıyorsa kesinlikle bırakmalıdır
  • Tedavi sonrasında hemen tempolu işler yapmamalıdır
  • Beslenmesine dikkat etmelidir
  • Düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidir
  • Eğer cerrahi bir müdahale söz konusu ise enfeksiyon oluşmaması için pansumanların düzenli olarak değiştirilmesi gerekmektedir
  • Bakterinin bol olduğu umumi ortamlardan kaçınmalıdır
  • Kişisel temizliğe önem verilmelidir
  • Kalp ve damar tıkanıklığına neden olabilecek hastalıklar konusunda bilinçli hareket edilmelidir
  • İyileşme süreci tamamlandıktan sonra düzenli spor yapılmalıdır
Paylaşın

Ganglion kistler nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kesin bir sebebi olmayan aniden ortaya çıkabileceği gibi aylar içinde yavaşça gelişebilen Ganglion kistler, eklem kapsülü, tendon veya tendon kılıfı üzerinden çıkan içi jel kıvamında bir sıvı ile dolu kistik yapıdaki iyi huylu tümörlerdir. Elde en sık rastlanan iyi huylu tümördür. Genellikle 20-40 yaş arasında ve daha çok kadınlarda görülür.

Ganglion kistleri çeşitli boyutlarda gözlenebilir. Küçük ganglion kistleri bezelye boyutunda olabilirken, daha büyük olanların çapı yaklaşık 2,5 santimetreyi bulabilir. Ganglion kistleri yakındaki bir sinire baskı yapacak konumda gelişirse ağrı hissedilebilir. Bazen de eklem hareketini engelleyecek şekilde gelişir.

Belirtileri;

İçi sıvı ile dolu bu kistler el bileğinde seyreden sinirlere baskı yaparsa ağrıya neden olur. Bazen çok büyür ve bileğin görüntüsünü bozabilirler. Ganglionlar eklemden kaynaklanır ve bir sap eklemine bağlantılarını devam ettirir. Kemik ve kasların arasından cilt altına kadar gelirler. El bileği aktifleştikçe kist de büyük. İstirahat ise kisti küçültür.Teşhis Doktor hastasına ganglionun ne zamandan beri var olduğunu, büyüklüğünün değişip değişmediğini ve ağrı yapıp yapmadığını sorar. Ganglion üzerine basarak hassas olup olmadığına bakar. Bazen MR ve ultrason yaptırmak da gerekebilir.

Tanısı;

Doktorunuz size bu balonsu yapının ne zamandan bu yana var olduğunu, ebadında bir değişiklik olup olmadığını, ağrılı olup olmadığını soracaktır. Yine muayene esnasında parmağı ile kistin üzerine bastırarak basınç uygulayacak ve bir ışık kaynağı ile kistin ışık altında ki görüntüsünü inceleyecektir. Çektireceğiniz bir grafi ile bu olayın romatizmal hastalığa bağlı eklem bozukluğundan yada bir kemik tümöründen kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılacaktır. Bazense çok küçük olan ağrılı ganglionlarda tanıyı netleştirmek için MRI istenebilir.

Tedavisi;

Ganglion kistleri genellikle ağrısızdır ve tedavi gerektirmez. Doktorunuz “gözlemle ve bekle” yaklaşımı önerebilir. Bunun nedeni ganglion kistlerinin yaklaşık yarısının kendiliğinden kaybolmasıdır. Fakat kist ağrıya neden oluyorsa veya eklem hareketini engelliyorsa, doktorunuz şu 3 yöntemden birini önerebilir:

  • İmmobilizasyon; Aktivite ganglion kistinin büyümesine neden olabileceğinden, bölgeyi geçici olarak bir destek veya atel ile hareketsiz hale getirmek işe yarayabilir. Kist küçülürken, sinirlerin üzerindeki baskı da azalacağından, ağrı azalır. Bununla beraber atelin uzun süre kullanılması kas zayıflamasına neden olur. Bu nedenle, doktorun tavsiye ettiği süreden daha uzun kullanılmaması gerekir.
  • Aspirasyon; Aspirasyon, genellikle hastanenin ya da polikliniğin ayakta tedavi bölümünde yapılır. Doktor gangliyonun içeriğini mümkün olduğunca çıkarmak için bir iğne ve şırınga kullanacaktır. Bölgeye bazen gangliyonun geri dönmesini önlemeye yardımcı olmak için bir doz steroid ilacı da enjekte edilir, ancak bunun geri dönüş riskini azalttığına dair net bir kanıt yoktur. İşlemden sonra cildinizdeki küçük delik üzerine bir bant yerleştirilir. Bu bant işlemden yaklaşık 6 saat sonra çıkarılabilir. Aspirasyon basit ve ağrısızdır ve hastaneden hemen ayrılabilirsiniz. Bu yaklaşım daha az girişim içerdiğinden ameliyattan daha önce önerilir. Ancak tüm gangliyon kistlerinin yaklaşık yarısı, bu tedaviden sonra geri gelir. Kist geri dönerse, ameliyat gerekli olabilir.
  • Cerrahi müdahale; Bir ganglion kistini çıkarmak için iki cerrahi yol vardır. Açık cerrahi, cerrahın etkilenen eklem veya tendon bölgesi üzerinde genellikle yaklaşık 5 cm uzunluğunda orta büyüklükte bir kesi yaptığı bir işlemdir. Artroskopik cerrahi yönteminde ise küçük kesiler yapılarak bir kamera ile eklemin içine girilir ve bu bölgedeki bozukluk tedavi edilir.

Her iki teknik de lokal anestezi ya da genel anestezi uygulanabilir. Seçim, gangliyonun nerede olduğuna, hangi anesteziyi tercih edeceğinize ve cerrahınızın tavsiyesine bağlıdır. Ameliyattan sonra cerrah kesikleri dikerek bir bandaj yerleştirir. Kesikler genellikle ağrılı değildir, ancak ameliyattan sonra herhangi bir rahatsızlık hissederseniz ağrı kesici reçetelenir.

Kist, elinizden veya bileğinizden çıkarılmışsa, ilk birkaç gün boyunca askı takmanız gerekebilir. Askı, kolunuzu herhangi bir darbeden koruyabilir, şişliği ve rahatsızlığı azaltabilir. Eklemlerin esnek kalmasına yardımcı olmak için parmaklarınızı düzenli olarak hareket ettirmeniz gerekir. Bir ganglion kisti operasyonundan sonra ne kadar zaman izin almanız gerektiği işinize ve gangliyonun nerede olduğuna bağlıdır. İşiniz elinizi aktif olarak kullanmanızı gerektiriyorsa, izin almanız gerekebilir. Kendinizi hazır hissettiğinizde tekrar araba sürmeye başlayabilirsiniz.

Paylaşın

Frajil X Sendromu nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tüm zihinsel gerilik nedenleri arasında da Down Sendromu’ndan sonra ikinci sırada yer alan Frajil X Sendromu; genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Görülme sıklığı erkeklerde 1/3600, kadınlarda 1/4000- 1/6000 kadardır.

İnsan vücudunda binlerce gen kromozomları oluşturmak için bir arada toplanır. Erkeklerde ve kadınlarda aynı olan ve çiftler halinde 1’den 22’ye kadar numaralanan 44 otozomal kromozom var. 23. çift ise cinsiyeti belirler. Cinsiyet kromozomu kadınlarda XX, erkeklerde ise XY olarak bulunur.

“FMR1” geni olarak adlandırılan gen “X” kromozomu üzerindedir ve beyin gelişimi için önemli olan bir proteini üretmekten sorumludur. Bu proteine FMRP (Frajil X Mental Gerilik Proteini) denir. Frajil X Sendromu olan insanlarda bu proteinin eksikliği vardır. Dünyada yaklaşık 4 bin erkek çocuktan birinde görülen Frajil X Sendromu genetik bir hastalıktır. Nesilden nesile geçebilen bu rahatsızlık zihinsel engele ve otizme neden olur. Erkeklerde ciddi zihinsel engellere neden olan Frajil X, kızlarda yaklaşık 6 bin kız çocuktan birinde görülür. Genellikle daha hafif sorunlar oluşturur. Bu sorunlar gelişim ve dil gelişimi gecikmeleri, öğrenme sorunu ve davranış problemleri olabilir.

Belirtileri;

Fiziksel;

  • Büyük kulaklar
  • Uzun, dar yüz
  • Ergenlikte/ erişkinlerde büyük testisler
  • Düz tabanlık
  • Şaşılık/ tembel gözler
  • Gevşek eklemler

Davranışsal;

  • Gelişimsel gecikme
  • Öğrenme ve entelektüel güçlük
  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
  • El çırpma ve/veya ısırma
  • Zayıf göz teması
  • Utangaçlık, endişe
  • Davranış sorunları
  • Konuşma/ dil gecikmesi
  • Hızlı, tekrarlayan konuşma
  • Geçişlerde zorluk

Tanısı;

Bir kişide Frajil X sendromu için premutasyon veya tam mutasyon olup olmadığını belirlemek için genetik test uygulanır. Bu test kandan veya yanak içi sürüntüden yapılabilir. Ayrıca riskli ailelerde, bebeğin frajil X sendromundan etkilenme olasılığının bulunup bulunmadığını öğrenmek için, gebelik sırasında da test yapmak mümkündür. Bu test türüne doğum öncesi tanı (prenatal diagnosis) adı verilir.

Frajil X sendromu tanısı konması, sadece ailede diğer riskli kişileri belirlemek için değil, bu sendroma özel geliştirilen yeni tedavilerden faydalanabilmek için de gereklidir ve otizm-gelişme geriliği-öğrenme güçlüğü olan bireylerde mutlaka düşünülmelidir.

Tedavisi;

Frajil X sendromundan etkilenen bireylerin ve ailelerinin hayatlarını iyileştirebilen birçok tedavi vardır. Bunlar arasında özel eğitim, konuşma, mesleki ve duyusal entegrasyon eğitimi ve davranış değiştirme programları bulunmaktadır. Eğitim çabaları, terapi ve destekle, frajil X sendromlu tüm bireyler ilerleme kaydedebilir. Diğer tedavi, etkilenen bir bireyin spesifik semptomlarına bağlı olabilir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

ABD’de ve dünyada Frajil X sendromuyla ilgilenen birçok klinik vardır. Bu klinikler, frajil X sendromlu bireyler için tedaviler, terapiler ve destek konusunda uzmanlaşmıştır ve ebeveynlere belirli semptomları ele almak için ilaç seçeneklerine rehberlik edebilir. Etkilenen bireyi tedavi etmek için yeni ilaçların kullanıma sunulması muhtemeldir ve uzman klinikler ebeveynlere güncel bilgiler konusunda yardımcı olabilir.

 

Paylaşın

Fobi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında hastalık olarak pek görülmeyen fobi, sık görülen bir anksiyete bozukluğudur. Fobi, kişinin belirli durum, canlı-cansız varlık veya mekana yönelik olarak hissettiği ileri düzeydeki korku hali olarak tanımlanmaktadır.

Fobisi olan kişiler belirli tehlikeleri gerçekte duyulması gerekenden daha fazla tehdit edici olarak algılayarak, tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli düzeyde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi olan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında ise çok büyük bir sıkıntı yaşarlar ki bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir.

Belirtileri;

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Hatta bazı vücut salgıları tutulamayabilir, kalbin durması ve ölüm görebilir.

  • Çarpıntı
  • Yüz kızarması
  • Yüzde kaşınma ve yanma hissi
  • Titreme
  • Soğuk terleme
  • Bulanık görme
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu
  • Yutkunma güçlüğü
  • Boğazda sıkılaşma
  • Mide bulantısı
  • Bilinç kaybı
  • Ani tansiyon düşüşü
  • Bayılma
  • Bunalım
  • Sinir krizi
  • Şok vb.

Tanısı;

Fobi hastaları sıklıkla fobilerinin farkındadırlar. Bununla birlikte basit fobiler genellikle ciddi yaşamsal sorunlara yol açmadığından, bu türden fobisi olan kişiler fobilerinden fazla şikayet etmemekte ve genellikle bir hekime başvurmamaktadır. Karmaşık fobilerde ise durum farklıdır. Bu fobilerde ciddi işlevsel bozulma görülür ve bu hastalar çok daha sıklıkla hekime gelmektedir.

Tedavisi;

Aşırı olan hiçbir durum sağlıklı değildir ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen fobi sahibi hastalar, korkularından kurtulmak için çözüm yolları aramalıdır. Bazı durumlarda, hastalar kendi başlarına fobilerinden kurtulabilirler fakat başaramadıkları durumlarda profesyonel yardım sayesinde büyük bir ölçüde korkuları azaltılabilir hatta kısa bir sürede kalıcı olarak tedavi edilebilir.

Fobi için çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır ve temel olarak popüler tedavi metotları iki kategori altında toplanabilir: ilaç tedavisi ve psikoterapi.

  • İlaç Tedavisi: Tıbbi olarak psikiyatri tarafından tanı konulduktan sonra ilaç ile tedavi edilmesi.
  • Psikoterapi ve Rahatlama Teknikleri: Psikoterapi sayesinde çevresel ve biyolojik etmenler göz önünde bulundurularak tedavi etmektir. Rahatlama teknikleri vücutta oluşan zararlı etmenleri hem zihin hem de bedensel olarak uzaklaştırmayı amaçlayarak tedavi etmektedir.

Fobinin türüne ve seviyesine göre tedavi yöntemi uygulanır ve her tedavi yöntemi hasta için aynı etkiyi yaratmayacağı için, yöntem değiştirilebilir. Ayrıca, birden fazla yöntem tedavi için aynı anda kullanılabilir.

Ayrıca, maruz bırakma, duyarsızlaştırma ve bilişsel davranışçı tedaviler de popüler olarak kullanılmaktadır.

  • Maruz Bırakma Tedavisi: Hastanın nesneye veya duruma bağlı olarak geliştirdiği korkuya ya da korkuyu tetikleyen durumlara maruz bırakılmasıdır. Bu sayede korkusu ile yüzleştirilip çözümleme yapılması sağlanır. Çözümleme yapıldıktan sonra sorun ortadan kaldırılmaya çalışılır.
  • Duyarsızlaştırma Tedavisi: Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) Derneği’ne göre bir psikoterapi yaklaşımı olan duyarsızlaştırma terapisi; fizyolojik temelli olup izole anıların işlenmesini sağlar ve beyni zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Bu sayede de fobiye neden olan travmalar ya da durumlar ortaya çıkarılıp çözümlenmesi yapılır. Bunun yardımı ile birlikte korkular azaltılıp tedavi edilebilir.
  • Bilişsel Davranışçı Tedavi (CBT): Türkiye Psikiyatri Derneği’ne göre bilişsel davranışçı terapi; düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışılır ve neden olan sorunlar ve etmenler üzerine odaklanılır. Sonrasında, hastanın başa çıkabilmesi için kişisel stratejiler üretilerek bazı beceriler kazandırılır. Bu beceriler sayesinde fobilerden kaynaklanan anormal korkular tedavi edilebilir.

Bazı fobi çeşitleri;

  • Anatidaefobi; Bu fobisi olan kişi, bir ördek tarafından izlendiğini düşünerek korkabilir. Bu fobi çoğunlukla çocukluk döneminde bir ördeğin saldırısına uğramış veya bir ördek tarafından kovalanmış kişilerde bulunur
  • Geletofobi; Kişinin kendisine gülünmesinden veya dalga geçilmesinden korkması durumudur. Bu fobiye sahip olan kişiler genelde bulunduğu ortamda atılan her kahkahanın kendileri hakkında olduğunu düşünür. Çoğu insan kendisine gülünmesini veya kendisiyle dalga geçilmesini sevmez fakat bu fobiye sahip olan insanların bu durumu içselleştirdiği ve bu duruma karşı fazla korku duyduğu görülür
  • Agirofobi; Bir caddede karşıdan karşıya geçme korkusuna denilir. Bu fobiye sahip olan kişiler özellikle de yaya geçitlerinde büyük korku yaşarlar
  • Panfobi; Her zaman var olan bir kötülüğe inanma ve bunun sonucunda da her şeyden korkma durumudur. Tıp literatüründe bu durum fobi olarak geçmez
  • Ranidafobi; Kurbağalardan korkmaktır
  • Ksantofobi; Bazı renkler insanı istemsiz bir şekilde tedirgin edebilir ve bu da sarı renge duyulan tedirginlik halidir. Bu fobi insanda psikolojik hatta hormonal olarak rahatsızlık yaratabilir
  • Obesofobi; Bu fobi insanların şişmanlamaktan fazla şekilde korkması olarak tanımlanır
  • Pogonofobi; Sakallardan veya sakallı kişilerden korkma durumudur. Bu fobi kişilerin çocukluk döneminde yaşadığı sakallı kişilerle alakalı kötü bir olaya işaret ediyor olabilir
  • Halitofobi; Obsesif kompülsif bozukluk yaşayan kişilerde sıklıkla görülen bu fobi kötü nefes fobisi olarak tanımlanır
  • Globofobi; Balonlardan özellikle de balonların patlamasından korkulmasıdır. Bu kişiler balon olan bir ortama girdiğinde büyük tedirginlik yaşarlar
  • Gametofobi; Kişilerin evlenmekten korkmasıdır. Bu fobiye sahip olan kişiler genellikle bir ortamda odak olmayı sevmeyen ve sosyal hayatlarında sıkıntılar yaşayan kişilerdir
  • Jinofobi; Çocukluk döneminde anne, abla, öğretmen veya kişide büyük etkisi bulunan herhangi bir kadınla alakalı kötü anıları bulunan, bu kişilerden kötü muamele gören kişilerde sıklıkla görülen kadınlardan korkma durumudur
  • Seksofobi; Kişinin cinsel aktivitelerden veya cinsel organlardan korkmasıdır. Geçmişte yaşanmış kötü anılar, aile eğitimi veya dinsel ve toplumsal baskılar kişide bu fobinin oluşmasını tetikler
  • Aritmofobi; Çocukluk veya gençlik döneminde matematikle alakalı kötü anıları bulunan kişilerde sıklıkla görülen sayılardan korkma durumudur
  • Nomofobi; Günümüzde çok yaygın şekilde görülen telefonsuzluktan korkmak olarak adlandırılan fobidir. Bu fobiye sahip olan kişiler telefonu yanında olmadan dışarıya çıktığında kendini tedirgin, gergin hissedebilir ve bu durumdan büyük korku duyar
  • Triskaidekafobi; Özellikle Batı ülkelerinde sıklıkla görülen bu fobi 13 sayısından korkmak anlamına gelir. Batı kültüründe 13 sayısının uğursuz olduğu düşünülür fakat bu düşünce bizim kültürümüzde yaygın değildir.
  • Tafefobi; Mezarlardan korkmak ve diri diri gömülme korkusu taşımak anlamındadır. Bu fobisi olan kişiler öldüklerinin sanılması ve bu nedenle gömülme korkusu taşırlar
  • Teknofobi; Gelişmiş olan teknolojiden korkmaktır. Son günlerde teknolojide görülen büyük yenilikler ve yapay zekanın oldukça geliştirilmesi bu fobiyi taşıyan kişilerin tedirginlik ve gerginlik düzeyinin artmasına neden olur. Yapay zekanın ilerlemesi ve kötü bir hal alması bu kişilerin en büyük korkuları arasındandır
  • Venüstrafobi; Bu fobi güzel kadınlardan korkmak olarak bilinir. Bu fobiye özgüvensizlik neden olabilir. Bu fobiyi taşıyan kişiler karşılarındaki güzel buldukları kadının gözlerine bakmakta bile zorlanabilir
  • Tetrafobi; Özellikle de Doğu Asya ülkelerinde görülen bu fobi dört sayısından korkmak anlamındadır. Doğu Asya ülkelerinde bu fobi o kadar yaygındır ki bazı asansörlerde dört sayısı yoktur
  • Roller Coaster Fobisi; Yükseklikten, hissedilen basınçtan ve yüksek hızdan kaynaklı görülen bir fobidir. Bu fobiye sahip kişiler Roller Coaster’a bindikleri zaman kendilerini güvensiz ve çaresiz hissederler
  • Androfobi; Çocukların veya gençlerin baba, abi veya öğretmen gibi hayatındaki önemli erkek figürlerden gördüğü kötü muamele veya bu kişilerle yaşadığı kötü anılar sonucu oluşabilen erkeklerden korkma olarak tanımlanan fobidir
  • Kronofobi; Zaman kavramına veya zamanın ilerleyişine karşı duyulan korkudur
  • Koumpounophobia; Giyinme konusunda kişilerin büyük sıkıntılar yaşamasına neden olan bu fobi kıyafetlerin düğmelerinden korkmak anlamına gelir
  • Kimofobi; Kişilerin küçük veya büyük fark etmeksizin dalgalardan korkmasıdır
  • Apifobi; İnsanlarda sıklıkla görülen bu fobi arılardan korkma durumudur. Çocukluk döneminde kendisinin veya yakın çevresinde bulunan bir kişinin arı tarafından sokulması kişide bu fobinin görülmesini tetikleyebilir
  • Asimetrifobi; Sıklıkla karşılaşılan bu fobi de simetrik olmayan cisimlere karşı duyulan korkudur
  • Atelofobi; Kişinin kusursuz olamamaktan korkmasıdır
  • Arakibutirofobi; Görülen en ilginç fobilerdendir. Kişinin fıstık ezmesi yerken fıstık ezmesinin damağına yapışmasından korkmasıdır.
  • Manyofobi; Kişinin yakın çevresinde psikolojik sorunlar yaşamış veya yaşamaya devam eden kişilerin bulunması sonucu oluşabilen kişinin delirmekten korkması durumudur
  • Paraskavedekatriafobi; Ayın 13’ü ve cuma gününe denk gelen günlerden korkmak anlamındadır
  • Peladofobi; Küçük yaşlardaki çocukların kel olan kişilerden etkilenmesi sonucu görülen kel kişilerden korkma veya kelleşmekten korkma durumudur
  • Fobofobi; Bu kişiler yeni korkular edinmekten korkarlar ve bu nedenle kendilerini korkutacak yeni bilgiler edinmekten uzak dururlar
  • Pentherafobi; Evli insanların kaynanalarının hayatlarına fazla etkisi bulunmasından korkmasıdır.
  • Politikofobi; Politikacılardan korkma durumudur
  • Takofobi; Yüksek hızdan korkulmasıdır

  • Transfobi; Genelde homofobik kişilerde görülen bu fobi transseksüel bireylerden korkulmasıdır
  • Tripanofobi; Özellikle çocuklarda sıklıkla görülen bu fobi iğne veya aşıdan korkulması durumudur
  • Gefirofobi; Köprülerden korkmak anlamına gelir ve bu fobiyi taşıyan kişiler köprülerin üzerinden geçmekten çekinirler
  • Helyofobi; Güneşten, güneş ışığından veya parlak olan ışıklardan korkulmasıdır bu fobi günlük hayatta birçok probleme neden olabilir
  • Hipnofobi; Genelde dengesiz hayat süren veya sıklıkla kabus gören kişilerde görülen bu fobi uykudan korkulmasıdır
  • Filemafobi; Birini öpmekten veya öpülmekten duyulan gerginliktir
  • Eisoptrofobi; Kendisinin veya bir başkasının yansımasını aynada görme korkusu olarak tanımlanır
  • Ablütofobi; Genellikle küçük yaştaki çocuklarda görülen yıkanma korkusudur
  • Pediofobi; Oyuncak bebeklerden korkulmasıdır. Bu fobiye sahip kişilerin robotlardan veya vitrin mankenlerinden de korktuğu görülebilir
  • Klostrofobi; Günümüzde sıklıkla rastlanılan bu korku her tarafı kapalı ve basık mekanlarda bulunmaktan duyulan korkudur
  • Haptofobi; Dokunulma hissinden korkulmasıdır. Dokunmak bu kişilerde yanma hissiyatına neden olur
  • Ksilofobi; Ormanlardaki ağaçlardan hatta tahta olan birçok cisimden korkulmasıdır
  • Cherofobi; Kişinin mutlu olmaktan hatta olumlu davranışlar sergilemekten veya olumlu duygular hissetmekten çekinmesidir
  • Tripofobi; Bu fobi de günümüzde sıklıkla görülen fobiler arasında sayılabilir. Delik korkusu veya delikli cisimlerden rahatsız olunması anlamına gelir
Paylaşın

Flatulans nedir? Detaylar

Flatulans, gazlı olmak ya da gaza bağlı karın şişliğini ifade eder. Flatulans, bazen yellenmek anlamında da kullanılabilir. Sağlıklı bir kişinin bağırsaklarındaki gaz miktarı 200 ml’den az ve ortalama çıkardığı gaz günlük 600 ml civarındadır.

Gastrointestinal sistemde normalde de bir miktar gaz bulunur. Hastanın çok gazı olduğunu söylemesi birçok anlam ifade edebilir. Mesela çok geğirmesi, karında şişkinlik-hazımsızlık gibi. O yüzden anamnezi derinleştirerek tam şikayet anlaşılmalıdır. Sık sık yellenmek hasta için rahatsız ediciyse de nadiren önemli bir hastalık göstergesidir.

Sabah yapılan ilk flatusta hacim gün içerisindekilere göre oldukça fazladır. Bu, kolonda uyku esnasında bağırsak gazının birikmesine, uyanma sonrasında ilk birkaç saatte peristaltik aktivitede zirveye veya rektal distansiyonun bağırsak gazının geçiş oranı üzerindeki kuvvetli prokinetik etkisine bağlıdır.

Gazın kaynağı;

İntestinal gazın %99’unu azot, oksijen, karbondioksit ve metan oluşturur. Bu gazların hepsi de kokusuzdur. Flatusun (yel) kokusuiçinde eser miktarda (çok az, yaklaşık %1) bulunan gazların miktarına bağlıdır. Bunlar; amonyak, hidrojen sülfid, uçucu aminoasitler (indole, skatole) ve kısa zincirli yağ asitleridir. Azot ve oksijenin kaynağı yutulan hava, karbondioksit, hidrojen ve metanın kaynağı ise bağırsaktaki bakterilerdir.

Koku;

Flatusun normal fizyolojik bir kokusu olamasına rağmen bazı hastalarda bu koku hastayı sosyal sıkıntıya sokacak kadar kötü olabilir. Artan koku barsak gazının diğer semptomlarından farklı olarak gazın fazla üretilmesi ile ilgili bir sorun değildir. Bazı hastalar bu kokuya aşırı hassas olabilir (Olfaktör Referans Sendromu (ORS))

Gaz çıkartırken meydana gelen ses, sfinkter kasının sızdırmazlığına, gazın hızına, su ve vücut yağı gibi diğer faktörlere bağlı olarak değişir.

Şişkinlik ve ağrı;

Genellikle karın şişliği ve barsakların aşırı gerilmesine bağlı olarak karın ağrısı şikayeti meydana gelir. En tanınan barsak hastalıklarından olan İrritabl barsak sendromu (İBS) bu semptomların görüldüğü ve aşırı gaz oluşumuyla karakterize bir hastalıktır. Barsak harketlerinin düzenin bozulması, aşırı gaz yapımı ve bu gazın vücuttan atılamaması ile karakterizedir.

Aşırı gaz (yellenme ya da şişkinlik), fazla hava yutmaktan, intestinal gıdaların bakterilerle olan metabolizmasındaki bozukluktan da kaynaklanabilir (klasik örneği laktaz intoleransı).

Tedavisi;

Tedavide hastaya yemeği sakin yemesi öğütlenir (yutulan hava!), süt, bakliyat, lahana ve benzeri gıdalara diyet uygulanır. Lifli gıdalar gaz üretimini artırabilir (sindirilemeyen maddeler). Bakteriyel overgrowth dan şüpheleniliyorsa (aşırı artış), 14 günlük tetrasiklin ya da metranidazol tedavisi genellikle etkilidir. İntestinal gazlara bağlanan maddeler de denenebilir; aktif karbon ve simethicon gibi.

(Kaynak: turkcerrahi.com)

Paylaşın

Fetal Alkol Sendromu nedir? Detaylar

Yetişkinde, alkol, önce karaciğerden geçer ve karaciğer alkolü süzerken, anne karnındaki bebeğinse henüz karaciğeri tam olarak gelişmediği için, alkolu süzemez. Bu bebeklerde, “Fetal Alkol Sendromu” adı verilen; ciddi, fizksel, mental ve davranışsal bozuklukları, öğrenme güçlükleri ortaya çıkar. 

Her ne kadar “fetal alkol sendromu” çok fazla alkol alan annelerin bebeklerinde görülse de, az miktar alanlarda da saptanmıştır. Dolayısıyla güvenli miktar diye bir kavram yoktur ve tüm gebelik sürecinde alkolden uzak durulması gerekir. Gebeliğin farkında olmadan, alkol alımında ise, doktorunuza danışarak, danışmanlık almalısınız.

Etkileri;

  • Zeka geriliği
  • İskelet ve temel organ sistemlerinde malformasyon (özellikle kalp ve beyin)
  • Büyüme geriliği
  • Santral sinir sistemi sorunları
  • Motor beceri zayıflığı
  • Öğrenme, hafıza, sosyal katılım, dikkat, problem çözme, konuşma ve duymada sorunlar

Belirtileri;

  • Ayırt edici yüz hatları, örneğin küçük gözler, istisnai olarak ince üst dudak, kısa, yukarı dönük burunla burun ve üst dudak arasında düz cilt yüzeyi
  • Eklemlerde, uzuvlarda ve el parmaklarında bozukluklar
  • Doğumdan önce ve sonra yavaş fiziksel gelişim
  • Görme güçlükleri veya işitme sorunları
  • Küçük baş çevresi ve beyin boyutu (mikrosefali)
  • Zayıf koordinasyon
  • Zihinsel yetersizlik ve gecikmiş gelişim
  • Öğrenme bozuklukları
  • Anormal davranış, örneğin kısa dikkat aralığı, hiperaktivite, zayıf dürtü kontrolü, aşırı asabiyet ve anksiyete
  • Kalp kusurları

Teşhisi;

Fetal Alkol Sendromu için bir test yok. Doktorunuz düşük doğum ağırlığı ve küçük baş gibi fiziksel semptomları arar. Dikkat ve koordinasyon gibi davranışsal belirtilere bakacaktır. Hamile iken içip içmediysen, eğer öyleyse, ne kadar içkiye maruz kaldıklarını sorarlar.

Tedavisi;

Fetal Alkol Sendromu için tedavi yoktur. Ömür boyu sürer. Buna rağmen çocuklar yardımcı olabilir. Onların tedavisi, onlara iyi tıbbi ve diş bakımı sağlamayı içerir. Gerekirse, buna gözlükler veya işitme cihazları dahildir. Bazı davranış belirtileri ilaçlarla yönetilebilir. Davranış veya gelişim sorunlarını tedavi etmek için çocuklar özel okul programlarına yerleştirilebilirler.

Önlemler;

Doktorlar gebe bir kadının tüketebileceği güvenli bir alkol seviyesi belirleyebilmiş değiller. Ama uzmanlar eğer kadınlar gebelik sırasında içki içmezlerse FAS’nın tamamen önlenebilir olduğunu bilirler.

Bu yönergeler fetal alkol sendromunu önlemeye yardımcı olabilir:

  • Gebe kalmaya çalışıyorsanız içki içmeyin, çünkü bebeğinizin beyni, kalbi ve kan damarları gebeliğin ilk haftalarında siz gebe olduğunuzu bilmeden önce gelişmeye başlar. Daha içki içmeyi bırakmadıysanız gebe kaldığınızı öğrenir öğrenmez veya gebe olabileceğinizi düşünüyorsanız bırakın. Gebeliğiniz sırasında içki içmeyi bırakmak için asla çok geç değildir ama ne kadar erken bırakırsanız bebeğiniz için o kadar iyi olur.
  • Gebeliğiniz boyunca alkolden kaçınmaya devam edin. Fetal alkol sendromu anneleri gebelik sırasında içki içmeyen çocuklarında tamamen önlenebilirdir.
  • Çocuk doğurma yıllarınızda cinsel olarak aktifseniz ve korunmadan seks yapıyorsanız alkolü bırakmayı düşünün. Çoğu gebelik planlanmadan olur ve hasar gebeliğin ilk haftalarında gerçekleşir.
  • Alkol sorununuz varsa gebe kalmadan önce yardım alın. Alkole bağımlılığınızın seviyesini belirlemek ve bir tedavi planı oluşturmak için profesyonel yardım alın.
Paylaşın

Fenilketonüri (PKU) nedir? Detaylar

Aileden katılım yoluyla geçen bir hastalık olan Fenilketonüri (PKU), tedavi edilmezse, bu çocuklarda kalıcı zihinsel sakatlığa neden olmaktadır. Fenilalanin hidroksilaz enziminin eksik olması sebebiyle, proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin denen aminoasit karaciğerde parçalanamaz. Böylece fenilalanin ve metabolitleri kan ve dokularda birikir. Beyinde birikmesi nedeniyle beyni harap eder ve beyinde hasar oluşturarak zihinsel özre neden olur.

Hastalıklı bebekler doğumda sağlıklıdır. Bu bebekler erken dönemde teşhis edilip tedavi edilmez ise geri dönüşümsüz beyin hasarı, zeka geriliği, gelişme geriliği, nöbetler, istemsiz kasılmalar, yürüme bozuklukları, hiperaktivite, kendine zarar verme, otistik davranış bozuklukları görülür. Bu çocukların idrarı fenilalanin metabolitleri nedeniyle kötü kokuludur ve bu koku fare idrarı kokusuna benzetilir.  Fenilketonürili tedavi edilmeyen çocuklarda giderek saç, deri ve gözlerde pigmentasyon azalması meydana gelir ve bu çocuklar sarışın, ince saçlı ve mavi gözlü olurlar.

Fenilalanin miktarları dikkate alınarak hiperfenilalaninemiler 5 gruba ayrılabilir;

  • Klasik fenilketonüri
  • Orta derecede fenilketonüri
  • Hafif fenilketonüri
  • Hafif hiperfenilalaninemi
  • Tetrahidrobiopterin metabolizmasına bozukluğuna bağlı hiperfenilalaninemiler

Nedenleri;

Arızalı bir gen (genetik mutasyon), hafif, orta veya ağır olabilen PKU’ya neden olur. PKU’lu bir insanda, bu kusurlu gen, bir amino asit olan fenilalanini işlemek için gereken enzim eksikliğine veya eksikliğine neden olur.

PKU’lu bir kişi süt, peynir, kuruyemiş veya et gibi protein yönünden zengin besinler ve hatta ekmek ve makarna gibi tahıllar veya yapay bir tatlandırıcı olarak aspartam yediğinde tehlikeli bir fenilalanin birikmesi oluşabilir. Bu fenilalanin birikmesi beyindeki sinir hücrelerine zarar verir.

Genetik olarak çocuğa bozukluğun geçebilmesi için her iki ebevenden PAH geninin kusurlu bir versiyonu geçmelidir. Eğer sadece bir ebeveynden kusurlu bir gen geçerse, çocuğun herhangi bir semptomu olmaz, ancak genin taşıyıcısı olacaktır.

Belirtileri;

PKU’lu yenidoğanlarda başlangıçta herhangi bir belirti yoktur. Ancak, tedavi olmadan, bebekler genellikle birkaç ay içerisinde PKU belirtileri geliştirir. PKU belirti ve semptomları hafif veya şiddetli olabilir…

  • Vücutta çok fazla fenilalaninin neden olduğu nefeste, ciltte veya idrarda küf kokusu
  • Nöbetler içerebilecek nörolojik problemler
  • Deri döküntüleri (egzama)
  • Egzama ve cilt hastalıkları
  • Anormal derecede küçük kafa (mikrosefali)
  • Hiperaktivite
  • Zihinsel engellilik
  • Gelişimde gerilik
  • Davranışsal, duygusal ve sosyal problemler
  • Psikolojik bozukluklar

Teşhisi;

Hastalığın tanısı yenidoğan tarama testlerinde kan fenilalanin düzeyi artışının belirlenmesi ile kolayca konulur.  Bunun için ülkemizde yenidoğan bebeklerden Guthrie kartı denilen özel kağıtlara, bebek hastaneden taburcu olmadan önce topuklarından birkaç damla kan alınır. Guthrie testinin yanlış negatif sonuç vermemesi için kan örneğinin bebeğin yeterli protein alımını takiben yaşamın ilk 24 saatinden sonra alınması gerekmektedir. İlk 24 saatinden önce taburculuğu yapılacak bebeklerde ise ilk kan örneğinden sonra ilk hafta içinde tekrar kan örneği alınmalıdır.

Tedavisi;

Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.

Hastalığın önlenmesi mümkün müdür?

Kalıtsal bir hastalık olduğu için önlenmesi mümkün değildir, fakat tedavi ile nörolojik sekeller önlenebilir, sağlıklı bir yaşam sürdürülebilir.

Ülkemizde hangi sıklıkta görülür?

Fenilketonüri Amerika’da ve bir birçok Avrupa Ülkesinde her 10.000-30.000 yenidoğanda bir görülmesine karşın Ülkemizde 3.000-4.500 yenidoğandan birinde görülmektedir. Türkiye Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl 400-500 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi, zeka geriliği gösteren çocukların bu hastalık yönünden incelenmemesi hastalığın yayılımına neden olmaktadır.

Paylaşın

Fasial paralizi (yüz felci) nedir? Detaylar

Yüzümüzde bulunan mimik kaslarının hareket etmesini sağlayan fasial adını verdiğimiz yüzün sağ yanına ve sol yanına giden iki tane sinir vardır. Fasial paralizi (yüz felci), bu sinirlerin kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalması durumudur.

Görülme sıklığı binde 2 civarındadır. Yaş önemli bir faktördür. Çocukluk yaşında oldukça nadir görülür. Bazı metabolik hastalıklarda örneğin şeker hastalığında görülme sıklığı 4 kez daha fazladır. Gebeliğin son üç ayı yüz felci için dikkat edilmesi gereken bir dönem olarak kabul edilir.

Bağışıklık sisteminin bozulduğu, vücut direncinin düştüğü durumlar hastalığın görülme sıklığını arttırır. Soğuğa maruz kalma, enfeksiyonlar, yorgunluk, uykusuzluk, stres, beslenme bozukluğu bu gibi durumlar hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. Risk faktörlerine bağlı olarak yüz felcinin tekrarlama olasılığı %5 – 15 arasındadır.

Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü yüz felci olmaktadır;

  • Santral tip yüz felci; Beyin içerisindeki bir hastalığa bağlı olarak doğuştan veya sonradan olan kayıplarda görülen yüz felci tipidir. Bu durum eğer tek taraflı ise ve karşı taraf düzgün çalışıyorsa felçli tarafın alın bölgesi altında kalan kısımlarında felç görülür.
  • Periferik tip yüz felci; Yüz kaslarını uyarıları taşıyan Fasial Sinir’in beyin dokusundan çıktıktan sonra kafatasının içerisinde veya dışarısında bir hastalıktan dolayı doğru çalışmaması durumunda görülür. Periferik tip yüz felcinde, eğer karşı taraf sağlam ise, yüzün yarısı tamamen çalışamaz haldedir.

Nedenleri;

  • Beyinde ilgili bölgede hasara neden olan tümörler (kitleler) veya kan dolaşımında bozulmalar (beyin enfarktüsleri)
  • Bell’s palsi; Kesin nedeni bilinmeyen bir hastalıktır. Hastalığın nedeni araştırıldığında bir nedene rastlanamaz. Akut periferik yüz felcinin % 80’inin sebebidir. Her 64 kişiden birinde görülme riski mevcuttur. Ailesinde bu şikayete daha önce rastlanmış hamile kadınlar daha fazla risk altındadır
  • Ramsey Hunt sendormu (Herpes zoster otikus); Fasiyal sinirin viral bir enfeksiyonu sonucunda görülür. Yüz felci, kulak ağrısı, duyma kaybı, cilt vezikülleri, vertigo (baş dönmesi) ile karakterizedir
  • Travma; Temporal kemik kırıkları, künt veya kesici fasiyal sinir yarlanmaları, ameliyat içi fasiyal sinir zedelenmeleri bunlara örnektir
  • Akut-kronik orta kulak iltihapları
  • Nörosarkoidoz
  • Moebius sendromu; Doğuştan her iki fasiyal sinirin olmaması durumudur. Her iki taraflı yüz felci yanında, göz hareketleri problemleri ve işitme problemleri de olabilir. Kesin sebebi bilinmemektedir
  • Tümörler; Fasiyal nöroma, hemanjiomlar, parotis (tükrük) bezi tümörleri, akustik nöromlar ve metastatik tümörler en sık yüz felci yapan tümörlerdir
  • Diğer; (AİDS, otoimmün, Kawasaki hastalığı, Guillain-Barre sendromu, doğum travması…)

Belirtileri;

Yüzde asimetri, konuşurken, ağlarken ağzın sağlam tarafa kayması en göze çarpan bulgudur. Yüzün mimik ve hareketlerinde azalma olur. Gözün tek taraflı kapanamaması, gözyaşının azalması, alın kırıştıramama, burun kanatlarının nefes alırken hareketsizliği, ıslık çalamama, tükürük salısında azalma, tad bozukluğuna kadar değişik bulgular eşlik edebilir. İstirahat durumunda görüntü tamamen normal olabilir.

Yaş ve cinsiyet ayrımı genelde yoktur, her yaşta görülebilir, hatta doğumsal bile karşımıza çıkabilir. Her mevsim görülebilmekle birlikte kış aylarında (soğuk başlıca bir etmen) daha sık gözlenmektedir. Bulaşıcı bir durum değildir. Romatizmal hastalıklar,  kulak enfeksiyonları, travma, gebelik son dönemi, soğuk, stres, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar yüz felci görülme sıklığının arttığı durumlardır.

Bu ve benzer durumlarda mutlak ve acil olarak bir kulak burun boğaz uzmanına ve nöroloji hekimine başvurmamız gerekir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar yüz güldürücüdür. İlk günler çok önemlidir.

Teşhisi;

Tanı genellikle hastanın kliniğiyle konur. Sinirin felci beş kademede değerlendirilir. Derece 1 en hafif, derece 5 en ağır klinik formu olarak değerlendirilir. En hafif formunda istirahatte tamamen normal gözükmekte, en ağır formunda istirahat halinde bile fark edilebilen yüz şekil değişikliği söz konusudur. Daha sonrasında bir takım sinirsel testlerle hem tanı kesinleştirilip hem de hastalığın gidişatı ile bilgi edinmemize yardımcı olur. Bu testler de bozukluk görülebilmesi için 3-5 gün geçmesi gerekir. Yani hastalığın ilk günlerinde bu testler normal olabilir

Tedavisi;

Tedavi nedene yöneliktir. Örneğin kulak enfeksiyon varsa bu tedavi edilmelidir. Diabetik bir hasta ise kan şekeri regüle edilmelidir, tedavi de kullanılan ilaçlar (kortizon, antiviral ajanlar, b kompleks vitaminler…) dışında, sıcak uygulama, masaj, yüz hareket egzersizleri ( balon şişirme, sakız çiğneme, ıslak çalmaya çalışma gibi) tedavide oldukça etkilidir. Bu hastaların göz kapamamaya problemi göz kuruluğuna ve göz enfeksiyonuna zemin hazırladığından geceleri göz damlaları- pomadları kullanılır ve göz bandajı ile göz kapatılmalıdır.

Yüz felci geçiren hastaların %80 herhangi bir cerrahi tedavi gereksinim duymadan 2-3 haftada düzelir. %10 bu süre bir yıla kadar uzayabilir. % 10 da ise yüz felci kalıcı olur. Nadir olsa da tekrarlama eğilimi gösterebilir. Yüz felcine neden olan duruma göre cerrahi tedavi bir seçenek olabilir.

 

Paylaşın

Fibrokistik Meme nedir? Detaylar

Fibrokistik Meme Değişimleri; memede en sık görülen rahatsızlıkların başında gelmektedir. Fibrokistik, kist olup; bunlar içi sıvı dolu ve etrafı lifli dokuyla çevrilmiş keselerdir. Yani memede içi sıvı dolu fibrokistler ( kistler ) veya içi katı doku dolu fibroadenomlar görülür. Bu kitleler kansere dönmeyen kitlelerdir.

Yaklaşık tüm kadınların yarısı, hayatlarının bir döneminde fibrokistik değişikliklere bağlı yakınmalar ile hekime başvurmaktadır. Yakınmalar bazı kadınlarda çok hafif olabilir; adet öncesi görülen bir miktar ağrı gibi. Bu kadınların muayenelerinde ellerine kitle de gelmeyebilir. Bazı kadınlarda ise bulgular çok şiddetlidir; ağrı günlük yaşamı etkileyecek kadar fazladır. Adetlerden sonra bile azalmadan devam edebilir.

Fibrokistik meme ve fibrokistik meme arasında fark var mıdır?

Hayır İkisi ayanı anlama gelir. Geçmişte bu bulgular hastalık olarak kabul edilirken günümüzde bunun bir hastalık olmadığı ve normal yapının değişimi olarak kabul edilmektedir. Meme displazisi, kronik kistik mastit, gibi isimlerde fibrokistik değişiklikler için zaman zaman kullanılan terimlerdir.

Memede fibrokistik değişikliklerin sebebi nedir?

Meme bir süt bezidir ve süt üreten bezlerden, sütü meme başına taşıyan kanallardan ve bu yapıyı destekleyen destek dokusundan oluşur. Süt bezlerinde aynı rahimde olduğu gibi adet döneminin başlangıcından itibaren östrojen ve progesteron gibi hormonların etkisi ile gebeliğe hazırlık yapılır. Süt üreten hücrelerde artış ve gelişme gözlenir. Adet sonuna doğru memelerde görülen gerginlik sebebi budur.

Gebelik gerçekleşemez ise rahimde artan ve gelişen hücreler adet dönemi sonunda kanama ile atılır. Memede ise artan ve gelişen hücreler adet sonunda gebelik gerçekleşmediği içen yıkılırlar ve bu hücrelerin bir kısmı ölür. Ölen hücreler çevreden gelen iltihap(inflamasyon) hücreleri tarafından yok edilirler. Bu süreç içinde aktive edilen bazı kimyasal salgılar rol alır. Ölen hücrelerin temizliği sırasında gelişen bir dizi kimyasal olay sırasında süt bezleri ve kanallarında da bazı hasar ortaya çıkabilir; bu hasarın tamiri sırasında yara dokusunun iyileşmesi olan fibrozis gelişebilir.

Memedeki süt bezleri süt üretmedikleri zamanlar bile salgı işlevlerini sürdürebilirler. Normalde salgılanan sıvı süt kanallarında tekrar geriye emilir. Fibrokistik değişiklikler sırasında bu kanallarda ve bezlerde hasar geliştiği için bu sıvı geriye emilemez; bazen sıvı salgılanmasında aşırı artış olabilir ve sıvı birikir ve kist denilen için sıvı dolu keler gelişir. Bu sıvı keseleri mikroskopik büyüklükte olabildiği gibi 6-7 cm çapında büyük makrokistlerin oluşması ile sonuçlanabilir.

Tüm bu olayların sonucu memede gelişen değişikliklere fibrokistik değişiklik denir. Bu olaylar her adet döneminde tekrarlanır ve bir süre sonra kalıcı değişikliklere yol açabilir. Ölen hücre artıklarının miktarı, bu artıkların temizlenme sürecinin yeterliliği, inflamasyonun derecesi her kadında farklı olabildiği gibi, her iki memede veya aynı memenin farklı yerleşimlerinde farklılık gösterebilir; aydan aya farklılık gösterebilir.

Fibrokistik değişiklikler hangi yaş grubunda görülür?

Ergenlikten ileri yaşa dek her yaşta tanı konabilir. Meme daha ilk oluştuğunda ya fibrokistiktir veya değildir. Herhangi bir şikâyet yapmadığı sürece fark edilmeyebilir ve uzun süre sonra tanı konabilir. Genellikle üreme çağında aktif olup ağrı sızı gerginlik ele gelen kitle şeklinde fark edilir. Meme büyüklüğüne göre sayıları onlu değerlerden yüzlü değerlere kadar çok sayıda olabilir. Ancak meme ultrasonlarınızda sadece en büyükleri seçilerek yazılır. Hepsinin yazılması gerekli değildir. Çünkü önemli olan sayı, boyut ve yerleşimleri değil; ne olduğundan kesin emin olunmasıdır.

Fibrokistik meme kansere dönüşür mü?

Fibrokistler asla kansere dönmez ancak fibrokistik memesi mevcut hastalar nasılsa kansere dönmez diyerek doktora fazla gitmez. Fibrokistik yapısı olan ve olmayan hastalarda meme kanseri oluşma şansı eşittir. Ancak hastalar nasılsa fibrokistler kanser olmaz diyerek yıllık muayenelerini geciktirirlerse memede sıfırdan başka bir noktada başlayan kanser kitlesi eline gelse de anlamayacaktır. Kist olduğunu düşünebilir. Bu nedenle yıllık meme kontrollerini aksatmamalıdır.

Fibrokistik memenin başlıca bulguları nedir?

Memede fibrokistik değişikliklere bağlı olarak en sık görülen yakınma ağrıdır. Bu ağrılar genellikle adet döneminin ortasına doğru başlan ve adet görmeye başlayınca azalır veya kaybolur. Bu tip ağrının sebebi adet dönemi içinde vücuttaki meydana gelen hormonal değişikliktir. Adet döneminin ikinci yarısında memelerde su tutulmaya başlanır. Dolgunluk ve şişlik hissi ile birlikte ağrılarda artış gözlenir. Adetin başlaması ile birlikte memelerde tutulan su çözülür ve ağrı azalır, kaybolur. Bazı olgularda ağrı süreklilik gösterebilir.

Fibrokistik değişikliklerin sık görülen bir diğer bulgusu da memede ele gelen kitlelerdir. Çoğunlukla ele gelen bu kitleler kisttir. Kist içi su dolu bir kesedir. Adetin ikinci yarısında daha da büyür ve ağrıya sebep olur. Genellikle adet bitimi ile küçülürler.

Fibrokistik memenin getirdiği en önemli sorun nedir?

Bu tip yakınmalar ile hekime başvuran kadınlarda klinik muayeneyi takiben duruma göre mamografi ve meme ultrasonografisi çekilir. En sık karşılaşılan sorunlardan birisi de bu tetkiklerde saptanan bazı bulguların meme kanseri bulguları ile karışmasıdır. Böyle durumlarda mutlaka memenin sorunlu bölgesinden parça alınarak patolojik incelenmesinin yapılması gerekir. Bu da kadında çok önemli bir stres sebebidir.

Fibrokistik meme ve meme kanseri;

Hormon ve hormon benzeri maddelerin sürekli ve değişen etkileri sonucu süt bezleri ve süt kanallarını döşeyen hücrelerde bazı değişiklikler olabilir. Bu hücreler diğerlerinden farklı bir görünüme sahiptir ve bunlara atipik hücre denir. Bazen bu hücrelerde artış saptanır ve buna da atipik hiperplazi denir. Atipik hiperplazi bulunan memelerde meme kanseri gelişme riski daha yüksektir; çünkü bu hücrelerin genetik yapılarında bozulmalar başlamıştır ve ortaya çıkan genetik bozuklukların tamiri yetersiz kalmaya başlamıştır.

Bir memede fibrokistik değişiklik bulunması meme kanseri riskini artırmaz. Sadece fibrokistik değişiklikler ile birlikte atipik hiperplazi bulunursa meme kanseri riski artar. Bu artış fibrokistik değişiklik bulunmayan kadınlardan 2-6 kat daha fazladır. Atipik hiperplazi teşhisi ancak buradan biyopsi ile doku örneğinin alınıp incelenmesi ile konur. Atipik hiperplazi, fibrokistik memelerde % 5 oranında görülür.

Fibrokistik meme değişikliği saptanan kadın ne yapmalıdır?

  • Her ay adetin bittiği ilk hafta kendi kendisini muayene etmesi gerekir.
  • Her yıl bir uzman tarafından muayene olması gerekir. Eğer risk faktörleri yüksek ise ( aile hikayesi, atipik hiperplazi varsa, vb) 6 ayda bir muayene öneriliyor.
  • 40 yaş üzerinde ise her yıl mamografi 40 yaş altında ise her yıl ulrasonografi ile kontrol edilmelidir. Risk faktörleri yüksek ise ( aile hikayesi, atipik hiperplazi varsa, vb) 6 ay ara ile bu tetkikler yapılabilir.

Bu tetkikler sıranda şüpheli bir gelişme saptanırsa biyopsi yapılarak parça alınarak incelenmesi gerekir. Fakat her fibrokistik değişiklik saptanan hastada biyopsi yapılması gerekli değildir; ancak tetkiklerde şüpheli gelişme saptandığında biyopsi önerilmektedir.

Fibrokistik değişikliğin tedavisi var mıdır?

  • Yakınmaların azaltılması; Öncelikle ağrı yanma gibi yakınmalar için ağrı kesici ve antienflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Memeye uygun beden sütyen giyilmesi de rahatlama sağlamaktadır. Bazı vitaminler önerilse de bu etkilerini destekleyen bir bilimsel çalışma bulunmuyor. Sadece E vitamini ile ilgili bazı çalışmalar olumlu etkisi olduğunu bildiriyor. Evening Primrose oil bazı esansiyel yağ asitleri içermektedir ; en az 6 ay süre ile günde 3 gram alındığında olumlu etkileri bildirilmiştir.
  • Hormonal bozuklukların düzeltilmesi; Düzensiz adetlerin hastanın meme yakınmalarının artırdığı görülmüştür. Bu hastaların doğum kontrol hapları ile adet bozukluklarının düzenlenmesinin faydalı olduğu ileri sürülmektedir. Tiroid bozuklukları ve şeker hastalığı gibi hormonal bozuklukların de şikayetleri artırdığı görülmüştür. Bu hastalıkların da tedavi edilmesi ile yakınmalar azalmaktadır. Bazı fibrokistik değişikliklerde östrojen hormonunun normalden yüksek olduğu saptanmaktadır; bu hastalarda östrojen hormonunun meme üzerine olan etkilerini azaltmak amacı ile progesteron hormonu verilmesi önerilmektedir.
  • Yaşam biçimi ve diyet değişiklikleri; Kafein alınmasının fibrokistik değişiklikleri artırdığı bildirilmektedir. Kahve, çay, kolalı içecekler, çukulata gibi yiyeceklerin kesilmesi ile kafein alımı sınırlandırılabilir; bira peynir şarap gibi mayalı gıdalar azaltılabilir.

Cerrahi müdahale gerektirir mi?

Ancak çok ağrı yapan, sürekli büyüyüp memede şekil değişikliği yapan ve hastayı huzursuz eden fibroadenomlarda ameliyat düşünülebilir. Ancak yine de farz değildir. Fibrokistler ise çok büyürse ameliyata gerek yoktur, kan alır gibi bir defada ağrısız içinde birikmiş sıvı iğneyle boşaltılabilir.  Farz olan en azından bir kez biyopsi yaptırıp kenara konmalıdır. Sonrasında hasta ister ise alınır istemez ise alınmadan takip edilir.

Kimler risk grubundadır?

Fibrokistik meme yapısı bir risk faktörü değildir. Dolayısı ile bu yapıya sahip toplumun % 70 ‘lik kısmında olan bayanların meraklanmasına, üzülmesine gerek yoktur. Neden bu yapının oluştuğuna dair bir kanıt yoktur. Ancak ailesel yatkınlık olduğu istatistikî olarak gösterilmiştir. Yani annemizde var ise bizde de olma ihtimali çok yüksektir. Bu meme yapısı meme kanseri riskimizi arttırmaz, sadece meme kanseri takiplerinde meme filmlerinizi yorumlayan radyoloji hekimlerinin özen ve dikkat gerektiren bir uzun bir değerlendirme yapmasına vesile olur. Zira meme içerisinde gördükleri pek çok yuvarlak kitlenin ne oldukları konusunda kesin emin olmaları gerekmektedir. Her defasında kavun tarlasında,  karpuz aramak işi yapılmaktadır. Asıl önemli olan fibrokistik kitleleriniz değil, bunların arasında sıfırdan başlamış bir kanser kitlesini gözden kaçırmamaktır. Fibrokistik memenin yıllık takiplerinde kilit nokta radyoloji uzmanınızın değerli yorumlarıdır.

 

Paylaşın

Erken doğum nedir? Nedenleri, Belirtileri

20. gebelik haftasından sonra doğumun ister ağrıların başlaması veya suyun gelmesi isterse de başka bir nedenle 37. gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır. Sağlıklı bir gebelik 40 – 42 hafta sürer.

Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar olmaktadır. Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar inmiştir.

Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor. Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var.

Nedenleri;

Normal bir gebelik yaklaşık 40. hafta sürer. Doğum hamileliğin 37. haftasından önce gerçekleştiğinde erken doğum olarak adlandırılır. Rahimdeki bu son haftalar, sağlıklı kilo alımı ve beyin ve akciğerler de dahil olmak üzere çeşitli hayati organların tam gelişimi için çok önemlidir. Bu nedenle erken doğan (prematüre) bebeklerin daha fazla tıbbi problemleri olabilir ve hastanede daha uzun süre kalmaları gerekebilir. Ayrıca öğrenme güçlüğü veya fiziksel güçlük gibi uzun vadeli sağlık sorunları olabilir.

Erken doğum hakkında öğrenecek çok şeyimiz var, bu yüzden nedenlerini ve neden olduğunu açıklamak her zaman mümkün değildir. Enfeksiyon , plasenta problemleri veya genetik problemler gibi erken doğum için anne ve bebek risk faktörleri vardır, ancak çoğu durumda nedeni bilinmemektedir. Ancak, aşağıdaki durumlardan herhangi birine sahip hamile bir kadının erken doğum yapması daha olasıdır:

  • Şeker hastalığı
  • Kalp hastalığı
  • Böbrek hastalığı
  • Yüksek tansiyon

Belirtileri;

  • Kasık kemiğinin üstünde menstrüel benzeri kramplar
  • Leğen kemiği, uyluk veya kasıklarda basınç ya da ağrı hissi
  • Bel veya sırtta belirsiz ağrı veya basınç
  • Bağırsak krampı veya ishal
  • Soğuk algınlığı benzeri belirtiler
  • Vajinal akıntıda artış, renk ya da yoğunlukta değişiklik, kan

Bu belirtilerden birini veya bir saat içinde dörtten fazla kasılma yaşarsanız, derhal doktorunuzu arayın.

Kimler risk altında?

Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adaylar bu risk açısından değerlendirilmelidirler. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek. Risk altındaki anne adayları şu şekilde gruplanıyor:

  • Yaşı 17´in altında, 35´in üzerindekiler
  • Birden fazla bebek bekleyenler
  • Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar
  • Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler
  • Düşük kilolu anne adayları
  • Sigara kullananlar
  • Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar
  • Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar
  • Düşük sosyoekonomik durumda olan hastalar

Bu risk faktörlerini önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri almak çok zor değil. Anne kilosunun ve yaşının ideal aralıkta tutulması, çalışma şartlarının uygun olması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer kötü alışkanlıklardan uzaklaşılması ve olası erken doğum eyleminin; bel-kasık ağrısı, vajinal akıntı miktarında artış, su gelmesi, vajinal kanama gibi öncü belirtilerinin hasta tarafından erken fark edilmesi ve doktora başvurulması erken doğumu engellemede önemli ölçüde rol oynar.

Erken doğum riski azaltılabilir mi?

Sağlıklı devam eden gebeliğin, erken doğumla sonuçlanıp sonuçlanamayacağının önceden belirlenmesi mümkün değildir. Ancak bazı etkenler erken doğum riskini arttırabilir. Bu etkenlerden uzak durmak, gebeliğin olağan seyrinde devam etmesine yardımcıdır. Gebelik süresince hekimin belirlediği aralıklarda kontrole gitmek ve gerekli testleri yaptırmak, olası erken doğum riskinin kontrol altına alınmasında oldukça etkilidir. Özellikle idrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonlar, erken doğuma yol açabilir. Bu yüzden enfeksiyonların erken teşhis edilip, tedavi edilmesi önemlidir. Erken doğum riskini azaltmak için şu önlemler alınabilir:

  • Düzenli olarak doktor kontrolüne gitmek
  • Sigara ve alkol tüketimini tamamen bırakmak
  • Yoğun fiziksel güç isteyen ağır işlerde çalışmamak
  • Kimyasal maddelerden sakınmak
  • Sağlıklı, düzenli ve yeterli beslenmek
  • Düzenli su tüketimi
  • Ateşli hastalıklara karşı kendini korumak
  • İki gebelik arasındaki sürenin altı aydan kısa olmaması
  • Üremeye yardımcı tüp bebek yöntemiyle planlanan gebeliklerde çoklu embriyo implantasyonundan kaçınmak

Ne zaman hastaneye gidilmeli?

Pek çok anne adayı yalancı kasılmalar hissetse de bazı kasılmalar gerçektir ve doğum ile sonuçlanır. Bu yüzden anne adayının yalancı kasılmalarla, gerçek kasılmaları ayırt etmesi son derece önemlidir. Pozisyonun değiştirilmesiyle azalmayan sancılar, kısa aralıklarla ve artan şiddette olmayan kasılmalar, çoğunlukla Braxton Hicks olarak tanımlanan yalancı kasılmalardır. Ancak hissedilen kasılmaların gerçek kasılma olması durumunda anne adayı, düzenli, giderek sıklaşan, yoğun ve uzun süren kasılmalar hisseder.

Bu kasılmaların varlığında konuşmak güçleşir. Öne doğru eğilmek zorlaşır ve anne adayı kendisini sıcak ve endişeli hisseder. İştah kaybının da gözlendiği bu durumda anne adayı, temkini elden bırakarak ne yaptığını önemsemez hâle gelebilir. Kasılmaların sıklığı ve şiddetinin son derece önemli olduğu doğum sürecinde bu gibi belirtilerin varlığında kişi, hekime haber vererek hastaneye gitmelidir. Eğer vajinadan su gelmesi gibi doğumun başladığını işaret eden belirtiler varlığında kişi en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Paylaşın