HDP’li Garo Paylan’dan Türkiye İşçi Partisi’ne Sert Sözler

TİP’in ayrı bir liste olarak seçime girmesini hata olarak gördüğünü söyleyen HDP’li Garo Paylan, TİP’in ‘HDP’den ayrı girersek alabileceğimiz oylar var’ dediğini belirterek “Eğer siz o oyları ikna edemiyorsanız HDP’yle yürüme konusunda, o zaman başarınız nerede?” diye sordu.

HDP’nin ‘Kürt halkının da özgürlüğünü, eşitliğini talep eden bir parti’ olduğunu ifade eden Paylan, “Kürt’le mesafeli gibi durursam daha fazla oy alırım” bakışının yanlış olduğunu kaydetti.

HDP’li siyasetçi sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonuçlarını da gördük… Belki TİP yüzde 1,7 oy aldı, dört milletvekili kazandı ama mesele 4, 5, 7 milletvekili kazanmak değildi; rüzgarı arkamıza almaktı… Barış, demokrasi ve emeğe inanan, emeğin haklarına inanan Emek ve Özgürlük Hareketi’nin bu mücadeleden başarılı çıkmasıydı. Başarı ölçütümüz yüzde 15 oydu toplam olarak ve 100 milletvekiliydi. 65 milletvekilinde kaldık. Bu da bir başarısızlıktı.”

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenlerinden Türkiye İşçi Partisi (TİP), 14 Mayıs’taki seçimde daha öncekinin aksine Halkların Demokratik Partisi (HDP) çatısında değil, kendi amblemiyle pusulada yer almıştı. Seçimde HDP 65, TİP ise dört vekil kazanmıştı. Seçim sürecinde TİP’in parti olarak pusulada yer alma konusu tartışma konusu olmuştu.

Halk TV yayınına katılan HDP’li Garo Paylan, TİP’in ayrı bir liste olarak seçime girmesini hata olarak gördüğünü kaydetti. Paylan, TİP’in ‘HDP’den ayrı girersek alabileceğimiz oylar var’ dediğini belirterek “Eğer siz o oyları ikna edemiyorsanız HDP’yle yürüme konusunda, o zaman başarınız nerede?” diye sordu.

HDP’nin ‘Kürt halkının da özgürlüğünü, eşitliğini talep eden bir parti’ olduğunu ifade eden Paylan, “Kürt’le mesafeli gibi durursam daha fazla oy alırım” bakışının yanlış olduğunu kaydetti.

HDP’li siyasetçi sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonuçlarını da gördük… Belki TİP yüzde 1,7 oy aldı, dört milletvekili kazandı ama mesele 4, 5, 7 milletvekili kazanmak değildi; rüzgarı arkamıza almaktı… Barış, demokrasi ve emeğe inanan, emeğin haklarına inanan Emek ve Özgürlük Hareketi’nin bu mücadeleden başarılı çıkmasıydı. Başarı ölçütümüz yüzde 15 oydu toplam olarak ve 100 milletvekiliydi. 65 milletvekilinde kaldık. Bu da bir başarısızlıktı.”

Paylan, Kürt seçmende sol bileşenlere karşı bir ön yargı oluştuğunu aktararak, seçmenlerin “Neden biz bunlarla birlikteyiz? Bunlar bize kaybettiriyor” diye bir duyguyla karşı karşıya kaldığını aktardı.

“TİP konfor alanı yarattı”

HDP’li siyasetçi, bu düşüncenin yanlış olduğunu belirterek “Bizler yoldaşız. Türk sosyalistleri, Kürt sosyalistleri diye bir ayrım oldu, bu doğru değil. Sosyalizm enternasyoneldir” dedi. Paylan, HDP’nin sosyalistlerin, demokratların, ekolojistlerin ve feministlerin birlikte mücadelesi üzerine kurulduğunu aktararak şöyle devam etti:

“Halkların eşitliği iddiası üzerine kurduk partimizi. Burada bir ayrı gayrı söz konusu oldu, bu duygudan dolayı da kaybettik. Batıda bize stratejik veya duygusal olarak destek veren seçmenler için bir konfor alanı yarattı TİP. ‘Bak işte biz Kürtlerle, HDP’yle ayrıyız, bize daha rahat oy verebilirsiniz’ diye bir duygu yarattı. Bu da kötüydü. Sanki HDP kriminal bir vakaymış, biz daha legal bir partiyiz gibi’ algılandı. Bu da ciddi bir hata.”

Paylaşın

CHP’li Cihaner: Seçim Kampanyalarına İndirgenmiş Siyaset Anlayışı Terk Edilmeli

Seçimler sonrası ortaya çıkan tabloyu değerlendiren CHP’li İlhan Cihaner, “Bugünkü parlamento, Türkiye tarihinin gördüğü belki de en gerici, en sağcı parlamento olarak ortaya çıktı” dedi ve ekledi:

“Orada yeni ittifaklar, yeni dinamikler nasıl oluşacak? Deneyimledik ki en büyük muhalif olarak görünen aktörler bile bir anda olgusal hiçbir karşılığı ya da bir gerekçesi olmadığı halde taraf değiştirebiliyor ya da işte kendi politik örgütlerinin çıkarları çerçevesinde -ki haklıdır da- farklı pozisyon alabiliyor.”

Cihaner, açıklamasının devamında, “2019’da kazanılan büyükşehirlerin ne şekilde kazanıldığının dinamiklerinin çok iyi ölçülmesi lazım. “X yerde bir başarı elde edildi, bu başarının mimarı şudur” gibi bir tutum içine girilmemeli. Baktığımız zaman 2019 yerel seçimlerin öncesindeki referandumda “Hayır” blokunun oyu neyse yerel seçimlerde elde edilen oy da o oldu.

Dolayısıyla burada kişiye indirgenmiş yaklaşımın da terk edilmesi lazım diye düşünüyorum. Ve elbette her şeyin şeffaf bir şekilde yürütülmesi lazım. Siyaset mühendisliğinin, işte partinin özellikle seçim kampanyalarına indirgenmiş bir siyaset anlayışının terk edilmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

CHP’nin sol kanadında yer alan ve partinin ana hattının da bu doğrultuda olması gerektiğini savunan “Gelecek İçin Biz” grubu, seçimlerin ardından ortaya çıkan tabloyu “net bir yenilgi” olarak nitelendirerek parti içi değişim çağrısında bulundu.

Grubun kurucusu, aynı zamanda üç dönem CHP milletvekili ve Parti Meclisi üyesi olarak görev yapan, eski cumhuriyet başsavcısı İlhan Cihaner’le seçim sonuçlarını ve önümüzdeki süreçte nasıl bir sorumluluk alacaklarını bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi

14 ve 28 Mayıs seçimlerine iki büyük krizin gölgesinde gidildi: Ekonomik kriz ve 6 Şubat depremleri. Deprem sonrası CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “İktidarla hizalanmayı reddediyorum” çıkışı önemliydi. Ancak seçim sürecinde bu gündem öne çıkarılmadığı gibi, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının da özellikle ittifak içerisinde sahiplenilmediği görüldü. Hatta seçim sonuçlarından doğru tersine hareket edildiğini bile söyleyebiliriz. Siz bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?

Deprem bölgesindeki özellikle ikinci tur sonuçlarına bakıldığı zaman tabii ki bu yenilginin depremzedelere kesilmesi kabul edilebilir bir şey değil. Sizin söylediğiniz yaklaşımın belki en uç noktası bu oluyor. Ama deprem sonrası “İktidarla hizalanmayacağız” denilmesine rağmen bu sürecin politikleştirilmediğini de görüyoruz.

Bu belki çok insancıl bir gerekçeyle, insanların acıları çok sıcakken anlaşılabilir bir şey. Ancak nihayetinde bir siyasi partiden söz ediyoruz ve siyasi partilerin attığı adımların, aynı zamanda kendilerini siyaseten güçlendirecek şekilde formüle edilmesi lazım. Bu ikisi birbirini dışlayan şeyler değil.

Hem yurttaşın ihtiyaçlarını karşılayıp, acılarını dindirmeye çalışıp dayanışmayı yükseltebilirsiniz hem de bu süreci politikleştirebilirdiniz. Bence bu süreçte de çok doğru bir hat izlenmedi.

Bakın deprem bölgesinde ikinci günden itibaren vardık. Dayanışma mekanizmalarına katkı vermeye çalıştık ve o sahada özellikle büyükşehir belediyelerinin insanüstü gayretleri vardı. Şimdi herkesin şapkayı önüne koyup niçin buradan bir politik sonuç, bir politik kitle elde edilmediğini düşünmeleri lazım.

İktidar uydurma temel atmalarla, gerçekleştirilmesi imkânsız vaatlerle oraya gitti ama hatırlayacak olursanız bakanların da arabaları tekmeleniyordu, yuhalanıyorlardı. Deprem, özellikle ortaya koyduğu sonuçlar itibariyle tabii ki politikti.

Nihayetinde depremin bir doğal afet olduğu kuşkusuz ama ortaya çıkardığı sonuçlar da bir o kadar politiktir. Dolayısıyla deprem gündeminin, seçim sürecine politikleştirerek taşınamadığını düşünüyorum.

Nitekim iktidar deprem bölgesinin önemini düşünerek ağırlıklı olarak o bölgede propagandasını yaptı, o bölgeye dair projeler üretti. Bunların gerçekçi olup olmaması önemli değil. Özellikle ikinci turda doğrudan doğruya oraya çalıştı AKP.

Ama ne olursa olsun burada temel mesele CHP’nin ideolojisizleştiği, siyasetsizleştiği gerçeğidir. Sonuçta attığınız tüm adımların büyük bir politik tutumun parçası, onu güçlendiren, onu taşıyan şeyler olması lazım. Birbirinden kopuk işler yapıldı. Sadece depreme özgü de değil bu.

Ben çok sık şu örneği veriyorum: Türkiye siyasi tarihinin bence en önemli iki olayı, Gezi Direnişi -ki işte tam da 10. yıl dönümündeyiz- ve bir diğeri de Adalet Yürüyüşü’dür. Bu iki olgu da ıskalandı. Oradaki dinamikler iyi okunarak politikleştirilemedi. Bu belki genel olarak sosyalist solu da ilgilendiren bir durum olabilir. Ama özellikle Cumhuriyet Halk Partisi gibi değişimin öncülüğünü yapmış, işte Adalet Yürüyüşü’nün ne kadar heyecan yarattığını düşünün, o orada kaldı.

Özet olarak tüm bu süreçler, sahip olduğumuz siyasi bakış açısına mal edilmedi. Rumuzsuz, sembolsüz bir siyaset tarzı izlendi. Bunların da büyük bir hata olduğunu düşünüyorum.

CHP MYK üyelerinin istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir değişim, dönüşüm şart derken bu sadece birkaç istifa ya da MYK’nin bu şekilde değiştirilmesinden ziyade bunun bir özeleştiri sonrasında ve sorumluluk tarifiyle olması gerekiyor.

Dünkü istifalar aslında rutin, her seçim sonrası ya da parlamentonun yenilendiği zaman MYK üyelerinin Genel Başkan’ın elini rahatlatmak için verdikleri istifa olarak görülüyor. Mesela burada, “x” MYK üyesinin özeleştiri yaptığı, yenilenmenin ve dönüşümün önünü açarak attığı bir adım yok.

Öyle olsa bile burada yeni MYK üyeleri yine Parti Meclisi (PM) içerisinden seçilecek ve PM de aslından bu süreçte yaşanan hatalardan sorumludur. Birçok taktik ve stratejik hata yapılırken bir eleştiri yaptıklarını duymadık. Buna dair bir tartışma olmadı.

Çünkü nereden biliyoruz? PM toplantısı olmadığı halde söylemde ya da politikada radikal değişiklikler oldu. Anlaşılıyor ki bunların hiçbiri PM içerisinde tartışılarak alınmış kararlar değil.

Dolayısıyla partinin kurultaydan sonra en üst organı olan PM’nin de bypass edildiğini görüyoruz. Buna göz yuman, buna izin veren PM’den oluşturulacak yeni MYK’nin de bizim kastettiğimiz hem ideolojik ve siyaset anlamında hem de kadro anlamında bir yenilenmeye işaret edeceğini çok düşünmüyorum.

Son olarak, önümüzdeki süreçte “Gelecek İçin Biz” olarak nasıl bir sorumluluk alacaksınız?

Biz, CHP içerisinde büyümeye çalışıyoruz ve parti içerisinde siyaset yapıyoruz. Bu eleştirilerimizi dönem dönem dile getirdiğimizde “her şeyden memnuniyetsiz insanlar” ya da aday olup olmama üzerinden hedef alındık. Bunu kabul etmiyoruz. Parti Meclisi’ndeyken de milletvekiliyken de bu eleştirileri dillendiriyorduk.

Geldiğimiz noktada, parti tabanının ‘şimdi yeri ve zamanı değildir’ bakış açısının hâkim olmasına izin vermemesi gerekiyor. Bu tartışmaların tüketilmesi lazım ki yerel seçimlere güçlü bir şekilde gidilebilsin.

Ve yerel seçimler konusunu tekrar vurgulamak istiyorum: Yerel seçimlerin kazanılmasının dinamiği çok ama çok yanlış okunuyor. Biraz önce detaylandırdığım gibi, ana dinamik destekler ve ittifaklardır, isimler değildir. Orada izlenen, ortaya konulan çiçek, böcek politikaları değildir. Bu destek mekanizmaları ve dinamikleri aynı şekilde işleyecek mi? Bundan çok emin değilim. Çünkü artık başka bir siyasi tablo var önümüzde.

“Kişiye indirgenmiş yaklaşım terk edilmeli”

Bugünkü parlamento, Türkiye tarihinin gördüğü belki de en gerici, en sağcı parlamento olarak ortaya çıktı. Orada yeni ittifaklar, yeni dinamikler nasıl oluşacak? Deneyimledik ki en büyük muhalif olarak görünen aktörler bile bir anda olgusal hiçbir karşılığı ya da bir gerekçesi olmadığı halde taraf değiştirebiliyor ya da işte kendi politik örgütlerinin çıkarları çerçevesinde -ki haklıdır da- farklı pozisyon alabiliyor.

2019’da kazanılan büyükşehirlerin ne şekilde kazanıldığının dinamiklerinin çok iyi ölçülmesi lazım. “X yerde bir başarı elde edildi, bu başarının mimarı şudur” gibi bir tutum içine girilmemeli. Baktığımız zaman 2019 yerel seçimlerin öncesindeki referandumda “Hayır” blokunun oyu neyse yerel seçimlerde elde edilen oy da o oldu.

Dolayısıyla burada kişiye indirgenmiş yaklaşımın da terk edilmesi lazım diye düşünüyorum. Ve elbette her şeyin şeffaf bir şekilde yürütülmesi lazım. Siyaset mühendisliğinin, işte partinin özellikle seçim kampanyalarına indirgenmiş bir siyaset anlayışının terk edilmesi lazım.

Paylaşın

CHP’li Cihaner: Bir Kişinin Gitmesiyle Değişim Olmaz

Seçimler sonrası ortaya çıkan tabloyu değerlendiren CHP’li İlhan Cihaner, “Değişim şart. Bu değişimin tabii ki birincil koşulu da bir kurultay yapılması. Kurultay yapılması derken sadece Genel Başkan ve Parti Meclisi’nin seçildiği bir kurultayı kastetmiyorum” dedi ve ekledi:

“Parti’nin ideolojik tutumunun da tartışılacağı, tüzük ve program kurultayını da içeren bir değişim olmadıktan sonra bir kişinin gidip bir kişinin gelmesi ya da işte tüm MYK’nın değişmesi, bu bizim kafamızdaki değişimi karşılayacak bir şey değil.”

Cihaner, açıklamasının devamında, “Çünkü değişim, parti tabanında ve partinin karar mekanizmalarının olgunlaştığı süreçte tartışılmadı. Dünya değişiyor, partiler de değişir. Partilerin tutumları da değişir. Ancak bu tutum üzerine etraflıca düşünülür, taban buna göre endoktrine edilir, bu içselleştirilir. Öyle olunca tabanınız sahaya çıktığında bunun taşıyıcısı olabilir” ifadelerini kullandı.

CHP’nin sol kanadında yer alan ve partinin ana hattının da bu doğrultuda olması gerektiğini savunan “Gelecek İçin Biz” grubu, seçimlerin ardından ortaya çıkan tabloyu “net bir yenilgi” olarak nitelendirerek parti içi değişim çağrısında bulundu.

Grubun kurucusu, aynı zamanda üç dönem CHP milletvekili ve Parti Meclisi üyesi olarak görev yapan, eski cumhuriyet başsavcısı İlhan Cihaner’le seçim sonuçlarını ve önümüzdeki süreçte nasıl bir sorumluluk alacaklarını bianet’ten Vecih Cuzdan’a değerlendirdi.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerini geride bıraktık. Gelecek İçin Biz olarak, seçim sonuçlarından hareketle, “merkez sağ inşası” taktiğinin tutmadığını belirterek, yönetime özeleştiri yapma ve sorumluluk alma çağrısında bulundunuz. CHP’yi bundan sonra nasıl bir süreç bekliyor?

Biz parti yönetiminin hem kadro olarak hem şu andaki karar mekanizmalarının tutumu olarak bir yenilenmeye, hem de en önemlisi politik tutum olarak bir yenilenmeye gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama parti karar mekanizmalarından yöneticilere kadar dışarıya yansıyan sanki bu yenilgi yaşanmamış gibi, sanki aynı minval üzere devam edileceği yolunda izlenimler ediniyoruz.

Köklü bir özeleştirinin gerektirdiği adımların atılması yerine birtakım vitrin değişikliklerine, kısmi kadro değişikliklerine gidildi ki bu da bizim tüzüğümüze göre yetersizdir. Çünkü örneğin MYK’nın kaynağı Parti Meclisi’dir. Ama Parti Meclisi bu yenilgiye giden süreç içerisinde hiçbir eleştiride bulunmadı, tutum almadı. Tam tersine, başından itibaren yetkilerinin tamamını tartışmadan Genel Başkan’a verdiler.

Tabii hatalar sadece Genel Başkan’ın tutumuna da indirgenemez. Çünkü Parti Meclisi tam da bunun için var. Her şey orada tartışılır, doğrular-yanlışlar ayırt edilir ve ortaya çıkan kararın demokratik ve politik meşruiyeti burada belirlenir. Ama bu mekanizmalar işletilmedi. Bu hatalar yapılırken, Parti Meclisi’nin dışında önemli illerin başkanları, büyükşehir belediye başkanları da bir eleştirel tutum getirmediler.

Biz de tabii artık adaylar belirlenip listeler kesinleştikten sonra o dar zamanda eleştiri dozumuzu düşürdük. Ama şimdi önümüzde çok önemli bir seçim var: Yerel seçimler. Her ne kadar parti yönetimi önümüzdeki yerel seçimler nedeniyle de bu tartışmaların yapılmaması ya da değişikliğin gerçekleştirilmemesi gibi bir bakış açısını hayata geçirmeye çalışıyor. Bu tutumu da çok yanlış buluyoruz.

Çünkü 2019 yerel seçimlerinde koşullar farklıydı. İYİ Parti’nin net bir desteği vardı büyükşehirlerde. Ayrıca HDP birçok yerde aday göstermeyerek örtülü bir destek vermişti. Şimdi hem Yeşil Sol Parti içerisindeki hem de İYİ Parti içerisindeki tartışmalar önümüzdeki süreçte ittifakların aynı şekilde devam edip etmeyeceğini de belirsiz hale getiriyor.

Dolayısıyla bu süreçte yenilgi olmamış gibi davranılamaz. İnsanlarda var olan motivasyon düşüklüğü, karamsarlık vs. bunların hepsinin acilen masaya yatırılması lazım.

Bugün yapılacak olan CHP MYK toplantısından bir beklentiniz var mı? Sizce tüm bunlar değerlendirilecek midir?

Kuşkusuz değerlendirilmiş bile olabilir. Ancak tek tük yapılan açıklamalardan ve önceki pratiğimizden hareketle muhtemeldir ki Genel Başkan’a ‘tam destek’ açıklaması yapılacaktır.

Belki kısmi bir MYK değişikliği için Genel Başkan’a alan açılacaktır -ki aslına bakarsanız zaten Genel Başkan tek belirleyici orada. Ancak sorun şu ki bizim tüzüğümüze göre MYK üyeleri, Parti Meclisi içerisinden seçilmek zorunda. Ve bu Parti Meclisi de bugüne kadar yapılan yanlışlardan, bu ideolojik savrukluktan, kadro ve liste hatalarından, ittifak hatalarından nihayetinde onlar da sorumlu. Ya doğrudan doğruya parçası olarak ya müdahale etmeyerek ya yetkilerini tüzüğe aykırı bir şekilde topyekûn olarak devrederek bu durumun sorumlusu aynı zamanda.

Dolayısıyla bu toplantıdan bizim düşündüğümüz gibi bir yenilenme, motivasyonu artırma veya örgütlerin yeniden sürece dâhil edilmesi gibi bir pratiğin çıkmasını doğrusu pek beklemiyorum. Umarım yanılırım.

Önümüzdeki süreç için “değişim” vurgusu yaptınız, bu noktada bir olağanüstü kurultay ya da benzer bir gelişmenin yapılabileceğini düşünüyor musunuz?

Değişim şart. Bu değişimin tabii ki birincil koşulu da bir kurultay yapılması. Kurultay yapılması derken sadece Genel Başkan ve Parti Meclisi’nin seçildiği bir kurultayı kastetmiyorum.

Parti’nin ideolojik tutumunun da tartışılacağı, tüzük ve program kurultayını da içeren bir değişim olmadıktan sonra bir kişinin gidip bir kişinin gelmesi ya da işte tüm MYK’nın değişmesi, bu bizim kafamızdaki değişimi karşılayacak bir şey değil.

Çünkü değişim, parti tabanında ve partinin karar mekanizmalarının olgunlaştığı süreçte tartışılmadı. Dünya değişiyor, partiler de değişir. Partilerin tutumları da değişir. Ancak bu tutum üzerine etraflıca düşünülür, taban buna göre endoktrine edilir, bu içselleştirilir. Öyle olunca tabanınız sahaya çıktığında bunun taşıyıcısı olabilir.

“Parti bir siyasi laboratuvara dönmüş durumda”

Son süreçten örnek vereyim. Şimdi herkesle temas edildi, tamam temas edilsin ama bunu yapan kadrolarınız bu süreçte ilk turdaki tezlerinizi mi taşıyacak, onları mı savunacak? Yoksa ikinci turdaki tezlerin mi savunusunu yapacak? Temas böyle bir şey değil ki. Yoksa en çok ev gezen başarıyı elde eder. Öyle bir şey değil. Dolayısıyla bir ideolojik netleşmeye de ihtiyaç var.

Nitekim bu tartışmaları Cumhuriyet Halk Partisi geçmiş dönemlerde de yapmış. Örneğin ‘Ortanın Solu’ sürecinde. Parti arşivine baktığımız zaman il, ilçelerde, gençlik kollarında inanılmaz tartışmalar yapılmış, raporlar düzenlenmiş. Ama şimdi parti adeta bir siyasi laboratuvara dönmüş durumda. İnformel, kayıt dışı siyaset yapılıyor.

Parti Meclisi’nin hatta belki MYK’nın bile onayı olmadan birdenbire bir hat değişikliği, bir söylem değişikliği gündeme geliyor. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak da bir kafa karışıklığı, bir bulamaç ortaya çıkıyor. Bunların hepsinin tartışılacağı bir sürece ihtiyacımız var -ki zaman da yeterli.

Biz ilk çıktığımızda örneğin bir tüzük kurultayı yapıldı. O tüzük kurultayında tam da bu hataları giderecek, bir daha bu hataların yaşanmaması ya da minimize edilmesi için bir tüzük teklifi de sunmuştuk kurultaya. Orada da çok antidemokratik bir süreç yaşandı ve o tüzük kurultayı heba edildi.

Tüzük kurultayının tek çıktısı ön seçimin kaldırılması oldu. Eylemli olarak. Nitekim Cumhuriyet Halk Partisi neredeyse son üç-dört seçimdir ön seçim yapmıyor. Ne yerel yönetimlerde ne de genel seçimlerde. Bu da yaşadığımız yıkımın dinamiklerinden birisi olarak örgütün yeterince motive edilip sahaya sürülememesine vesile olmuştur.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı İkinci Tur Seçiminin Kesin Sonucu Açıklandı

YSK Başkanı Ahmet Yener, 28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçiminde, Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan’ın yüzde 52,18; Kılıçdaroğlu’nun yüzde 47,82 oy oranına ulaştığını söyledi. Kesin sonuçlar Resmi Gazete’de bugün yayınlanacak.

Haber Merkezi / YSK Başkanı Yener, “Kurulumuz seçim takvimi içerisindeki süreçleri izlemiş ve 29-31 Mayıs tarihinde sona eren ikinci oylamasına ilişkin itirazları dün kurulumuz değerlendirmiştir. Söz konusu itirazlar sonuçlandırılmış ve 28 Mayıs seçimlerinin ikinci tur sonuçları ilan edilmek üzere Resmi Gazete’nin mükerrer sayısına gönderilmiştir.” dedi.

Ahmet Yener, ikinci oylamada katılım oranının toplam yüzde 84,15 olduğunu söyledi.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, 28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinin kesin sonuçlarını açıkladı. Yener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“14 Mayıs 2023 tarihinde gerçekleştirilen seçimin ardından 15 Mayıs 2023 tarihinde ilk defa gerçekleştirilen ikinci tur oylama süreci başlamış olup, 20 Mayıs 2023’te yurt dışında oy verme işlemi başlamıştır. İkinci tur oylamanın ilk aşaması olan yurt dışı temsilcilik oylaması başlamıştır.

YSK üyelerine, merkez teşkilatımıza ve diğer tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. 24 Mayıs 2023 tarihinden yurt içi oy verme gününe kadar dönüş transferleri gerçekleşmiştir. YSK’nın ve tüm teşkilatımızın özverili çalışmalarını kamuoyunun takdirine sunuyorum.

İtirazlar sonuçlandırılmış ve 28 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tur sonuçları Resmi Gazete’ye gönderilmiştir. 28 Mayıs’ta seçimin ikinci oylamasında 52 milyon 93 bin 375 seçmenimizin oy kullandığı görülmüştür.

Yurt dışında 1 milyon 930 bin 26 seçmenimiz oy kullandı. Yurt içi ve 54 milyon 23 bin 601 seçmenimizin oy kullandığı görülmüştür. Sayın Erdoğan’ın 27 milyon 834 bin 574 oy aldığı, Kılıçdaroğlu’nun 25 milyon 475 bin 724 oy aldığı görülmüş olup, Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak seçildiği anlaşılmıştır.”

Paylaşın

Demirtaş’tan HDP’ye Seçim Eleştirileri: Yöre Derneğinin…

14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucunu değerlendiren Selahattin Demirtaş, “63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız” dedi.

Büyük bir yenilenme hamlesinin gerekli olduğunu belirten Demirtaş, Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs seçimine Yeşil Sol Parti listesinden giren HDP’nin aldığı sonucu Artıgerçek’e değerlendirdi.

Demirtaş’ın “HDP açısından TBMM seçimi: Neden böyle oldu?” başlığıyla yayınlanan yazısından öne çıkanlar şöyle:

“Devleti ele geçirmiş olan bir grup, devletin tüm olanaklarını sınırsız şekilde kullandı, hiçbir ahlaki değer gözetmeden büyük bir karalama kampanyası yürüttü, sandık oyunları yaptı. Ne var ki partimizin milletvekili seçimlerinde yeterince başarılı olamamasını sadece bunlara bağlamak kolaycılık olur.

Kürt siyasi hareketi için seçimler bir varlık ya da yokluk meselesi değildir elbette. Bununla birlikte, geride bıraktığımız seçimler her bakımdan çok önemli olmasına rağmen Kürt siyasi hareketi bunu çok geç fark etti veya çok geç bilince çıkardı. Bunu yaptığında da iş büyük oranda işten geçmişti. Partimiz, oylama gününe bir ay kala seçim çalışmasına yüklendi, o da yarım yamalak ve dağınık bir çalışma şeklinde olabildi ancak. AKP-MHP iktidarı ise 2014 yılından yani çöktürme planının hayata geçirilmeye başlandığı günden bu yana uygulanan stratejinin parçası olarak özellikle son beş yıldır bir tür mühendislik yapıyor.

“Yöre derneğinin seçim çalışması gibi…”

Genel durum böyleyken eğer 63 milyon seçmenin olduğu bir ülkede ‘Milletvekilliği seçiminde yüzde 15’i aşacağız, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefet adayının yüzde 50’yi geçmesini sağlayacağız’ diyorsanız seçime bir ay kala başlattığınız ve profesyonellikten uzak, bir yöre derneğinin seçim çalışması gibi amatörce bir yaklaşımla başarılı olamazsınız.

Bu vesileyle bazı konulara açıklık getirmekte yarar görüyorum. Son beş yıldır HDP Genel Merkezi’ne yazdığım mektuplarla, gönderdiğim mesajlarla ve makalelerimle bu gerçeği anlatmaya çalışıyorum fakat her seferinde, sesim yankılanıp bana geri dönüyor.

Yaşanan birçok şey var ve bunları halka yansıtmayı doğru bulmadığım için kurumları işletmeye gayret ediyorum. Ne yazık ki çoğu zaman da kurumlar işlemiyor.

Bize önyargıyla bakan tüm toplumsal kesimlere ulaşabilmek için cezaevinden olağanüstü çaba sarf ettim. Yaklaşık beş bin kişiye mektup ve kart yazdım, binlerce tweet, yüzlerce makale ve röportaj ile HDP’ye kendi imkanlarımla alan açmaya çalıştım. Çünkü çok büyük bir boşluk vardı ve kimse de bu boşluğu doldurmayı denemiyor ya da denese bile başaramıyordu.

Ancak bizim mahalleden bazı arkadaşlar bu çabaları anlamaya çalışmak yerine ‘kendini öne çıkarıyor’ düşüncesiyle linç etmekle uğraştılar. Oysa varsa eksiklikler, yetmezlikler ancak eleştiriyle, öneriyle giderilebilir, vefasızca saldırmakla değil…

Demokratik Kürt siyasi hareketi, genel Türkiye toplumunda yaşanan sosyolojik kırılmaları iyi analiz edemediği gibi, Kürt halkındaki değişim ve kırılmaları da doğru okumaktan uzak bir pratik sergiliyor.

Bizim artık toplumun mikro düzeydeki sorunlarından makro düzeydeki sorunlarına kadar her başlığı ana gündem yapıp örgütlenme ve çözüm politikaları üretmemiz gerekiyor.

“Büyük bir yenilenme hamlesi”

Slogancılıkla kimse daha fazla ilerleyemez. Kapitalist moderniteye bu kadar maruz kalmış bir halka demokratik moderniteyi anlatamaz ve kurumlarıyla birlikte alternatif, güzel, onurlu yaşamı sunamazsanız toplumsal çöküş kaçınılmaz olur.

Sonuçta her şeye rağmen halen çok büyük emek, fedakarlık ve bedelle yürüyen zorlu bir mücadele var. Bu mücadeleye zarar verecek yaklaşımlardan uzak durup büyük bir yenilenme hamlesiyle sürece cevap verileceğine inanıyorum.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal: Erdoğan, Siyasal Olarak Kaybetmiştir

14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunan DP Lideri Uysal, “İnandığımız değerlere karşı sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmanın huzuru içindeyim. Bilmenizi isterim ki geride bıraktığımız iki yılı aşkın zamanda bizler için asıl kazanç; zerrece menfaat, şahsi ikbal kaygısı olmaksızın verilmiş mücadele, dökülmüş terdir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Asıl kazanç, tüm farklılıklara rağmen ortak irade koyduğumuz diğer partilerle, Millet İttifakı ile omuz omuza Türkiye için çalışabilme, eskisi gibi bir lokma ekmeği bölüşebilme iradesidir.

Bilinmesi gerekir ki Erdoğan kirli ve eşit rekabet imkanı olmayan bir seçimi sayısal olarak kazanmış, siyasal olarak kaybetmiştir. Bizim için ise kazancın başlangıcı burasıdır. Bu, ‘seçim kazandık’ diyenlerin kaybettiği, kaybettiği zannedilen Millet İttifakı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazandığı bir seçimdir. Elbet bir gün tarih hükmünü icra edecektir.”

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, 14 ve 28 Mayıs seçimleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

DP Lideri Uysal, “Türk siyasi tarihinin en adaletsiz seçimini geride bıraktık. Buna karşın Türkiye’de değişime ihtiyaç duyan, refah, adalet ve demokrasi arayan, bu değerlerin bilincinde olan ve artı değer yaratan milyonlarca insanın desteği ile umutvar olduk.” dedi.

“28 Mayıs’ta ikinci turu yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunun, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.” diyen Uysal, “karşılaştıkları haksız rekabeti” şu sözlerle eleştirdi:

“Çok partili siyasi hayata geçtiğimiz günden bugüne kadar hiç görülmemiş şekilde kamunun imkan ve araçlarının ‘bir siyasi parti lehine’ hareket ettiği ve bir ‘tek parti iktidarı’nın varlığını kanıtlayan seçim dönemini geride bıraktık.

Bir tarafta iktidar ve iktidarın tüm imkanları, dahası iktidarın yedeğine aldığı birçok kirli güç unsuru, diğer tarafta ise yıllardır süren hukuksuzluk, haksızlık ve yolsuzluklara karşı kısıtlı imkanlar ve seçmenin samimi desteğinin rekabetine tanık olduk. Aslında iktidarın sahip olduğu imkanları düşündüğümüzde siyasette ‘haksız rekabetin’ en kesif örneği ile karşılaştık…

Bilinmesi gerekir ki Erdoğan kirli ve eşit rekabet imkanı olmayan bir seçimi sayısal olarak kazanmış, siyasal olarak kaybetmiştir. Bizim için ise kazancın başlangıcı burasıdır. Bu, ‘seçim kazandık’ diyenlerin kaybettiği, kaybettiği zannedilen Millet İttifakı ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazandığı bir seçimdir. Elbet bir gün tarih hükmünü icra edecektir.”

Paylaşın

The Economist: Türkiye Demokrasisini Ve Ekonomisini Onarma Şansını Kaybetti

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yarışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ipi göğüsleyen taraf oldu.

Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi uluslararası basında geniş yer buldu. Birleşik Krallık merkezli The Economist dergisinde, Türkiye’de dün gerçekleşen Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunun sonuçları değerlendirildi.

Türkiye’de muhalefetin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmek için tarihin en büyük fırsatını yakaladığı belirtilen değerlendirmede, Erdoğan’ın eski seçimlerdeki benzer taktiklerini kullanarak son seçimlerde de galip geldiği ifade edildi.

‘Erdoğan sağlığı el verirse 2030’lara kadar iktidarda kalabilir’

“Türkiye’nin demokrasisini ve ekonomisini onarma şansının kaybedildiği” belirtilen yazıda şunlar kaydedildi:

“Erdoğan bunun kendisinin son dönemi olacağını söyledi, ancak bu doğru olmayabilir. Erdoğan’ın 2017’de anayasada gerçekleştirdiği değişiklik, meclisin bir cumhurbaşkanının dönemi sona ermeden erken seçim çağrısı yapması durumunda üçüncü dönemde de göreve gelebilmesini sağlıyor.

Erdoğan’ın koalisyonunun mecliste 600 koltuğun 323’üne sahip olduğunu düşünürsek, bu kolayca gerçekleşebilir. 69 yaşındaki Erdoğan, sağlığının el vermesi durumunda 2030’lara kadar iktidarda kalabilir.”

The Economist editörlerinden Adam Roberts ise seçimlere ilişkin yorumunda şöyle dedi:

“Buradan ne çıkarılabilir? Birkaç hafta önce, Erdoğan’ın yenilgisinin, dünyanın diğer tek adam yöneticilerine bir mesaj göndereceğini söylemiştik. Ne yazık ki, Erdoğan’ın zaferi de bir mesaj veriyor. Örneğin, Hindistan’da Narendra Modi, gelecek yıl üçüncü genel seçimiyle karşı karşıya olacak.

Tahmin ediyorum ki, kendisi Türkiye’den gelen haberlere sevinmiştir. Benzer şekilde, bugün dünyada iktidarda olan tüm kadınlardan daha uzun süre görevde kalmış olan Bangladeş’in demir leydisi Şeyh Hasina 2024 başlarında seçime girecek. Her ikisinin de seçimlerin ardından hükümette kalacağından endişe ediyorum.”

Paylaşın

SVT’den Seçim Yorumu: Ekonomiyi Zor Bir Süreç Bekliyor

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yarışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ipi göğüsleyen taraf oldu.

Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi uluslararası basında geniş yer buldu. İsveç merkezli SVT’nin haberinde ekonomiyi zor bir sürecin beklediği vurgulanarak, “Erdoğan’ın güçlü liderliği, ülkenin muhafazakar ve dini değerlerini koruma iddiası, ekonomik krize üstün geldi” denildi.

“Batı korku ve umut arasında kaldı”

The Guardian Gazetesi’nde yer alan haberde Erdoğan’ın “Türkiyre’nin katı ve ısrarlı siyasi kutuplaşmasını yansıtan bir oylamada” kazandığı belirtildi.

Patrick Wintour ise gazetede çıkan makalesinde “Batı, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı kampanyası boyunca sessiz kaldı. Özel olarak Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının sürpriz bir şekilde sona ermesini umuyordu. Ama şimdi ona üçüncü bir dönem hizmet etmesi için kesin bir görev verildi, Batı korku ve umut arasında kaldı” dedi.

“Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında”

Rusya haber ajansı TASS, oyların yüzde 99’undan fazlası açıldıktan sonra Erdoğan’ın yüzde 51,9 oy alarak kazandığını başlığa taşıdığı haberinde, muhalefet adayı Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında, İstanbul, İzmir dahil batı kıyılarında ve Antalya dahil güneybatı illerinde desteklendiğini; Kürtlerin yoğun olduğu güneydoğu illerinde ise yüksek oy almakla birlikte buradaki desteğin 14 Mayıs’taki ilk tur oylamaya kıyasla azaldığını vurguladı.

“Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı”

Rusya’da Kremlin yanlısı Izvestia gazetesi, “Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı olarak kalacak” başlığı attı.

Erdoğan’ın seçimi kazanmasının siyasi olarak ne gibi değişimleri beraberinde getireceği konusuna değinilen, uzmanlarla konuşularak hazırlanmış bir haberde; Cumhurbaşkanı’nın 6 Şubat depremlerinden sonraki restorasyon, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin çözülmesi gibi konulara yöneleceğinin tahmin edildiği yazıldı.

“Erdoğan yine kazandı”

İtalyan kamu yayıncısı Rai da seçim sonuçlarına ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Erdoğan’ın 2028’e kadar yönetici olacağına dikkat çekildi. Kılıçdaroğlu’nun, “adaletsiz seçim” vurgusu ve konuşmasından notlar ayrıca haberleştirildi.

La Republica ise seçim sonuçlarını açıkladığı habere, “Erdoğan yine kazandı: ‘Türkiye’nin yüzyılı’; Ve LGBT haklarına saldırıyor” başlığı attı.

“Enflasyona, depremlere rağmen kazandı”

The New York Times gazetesinde “Enflasyona, depremlere ve zorlu yarışa rağmen Erdoğan yeniden seçildi” başlıklı haberde “Erdoğan, yaklaşmakta olan bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu ülkesinde veya Batılı müttefiklerini kızdırdığı dış politikada gidişatını değiştireceğine dair çok az işaret verdi” denildi.

“Ankara’nın efendisi”

Financial Times gazetesindeki haberde adayların izlediği politikalara değinilerek ülkenin ekonomik gidişata ilişkin sorunlarla yüzleşeceği yazıldı. Le Monde, haberi “Ankara’nın efendisi Erdoğan kendisine üçüncü bir vekalet teklif ediyor” başlığıyla duyurdu.

Yakın tarihin en sert kampanyası”

Katar merkezli Al Jazeera ise “İki aylık seçim dönemi, yakın tarihin en sert kampanyalarından birine sahne oldu. Erdoğan defalarca – Kürt yanlısı ana partinin sunduğu destek nedeniyle – rakibinin ‘teröristler’ tarafından desteklendiğini ifade ederken, Kılıçdaroğlu Erdoğan’a ‘korkak’ diyerek kampanyayı bitirdi.

Muhalefetin özellikle Suriyelileri ve diğer mülteci toplulukları ülkeyi terk etmeye zorlama sözü vermesiyle, kampanya giderek milliyetçi bir tona büründü” diye yazdı.

“Ekonomiyi zor bir süreç bekliyor”

İsveç merkezli SVT’nin haberinde ekonomiyi zor bir sürecin beklediği vurgulanarak, “Erdoğan’ın güçlü liderliği, ülkenin muhafazakar ve dini değerlerini koruma iddiası, ekonomik krize üstün geldi” denildi.

“Erdoğan galip geldi”

Almanya’nın kamu yayıncısı Deutsche Welle, seçim sonucunu “Türkiye seçimleri: Tarihi ikinci turdan sonra Erdoğan galip geldi” başlığıyla verdi.

Haberde Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşmasında alıntılar yer aldı. Erdoğan’ın cumhuriyetin kurulmasından bu yana Türkiye’nin en uzun süre görev yapan lideri olduğu vurgulandı.

Diğer Alman kamu yayıncılarından ARD, halkın Erdoğan’ı seçtiğini yazdı, Avrupa ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Haberde Kılıçdaroğlu’nun seçimlerin yıllar içinde yapılan en adaletsiz seçim olduğu şeklindeki açıklaması yer aldı.

Paylaşın

New York Times: Erdoğan, Enflasyona Ve Depremlere Rağmen Kazandı

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yarışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ipi göğüsleyen taraf oldu.

Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi uluslararası basında geniş yer buldu. The New York Times gazetesinde “Enflasyona, depremlere ve zorlu yarışa rağmen Erdoğan yeniden seçildi” başlıklı haberde “Erdoğan, yaklaşmakta olan bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu ülkesinde veya Batılı müttefiklerini kızdırdığı dış politikada gidişatını değiştireceğine dair çok az işaret verdi” denildi.

Değişim gelecek, zamanı var”

İsrail merkezli Haaretz gazetesinde Louis Fisherman imzalı makalede, “Ekonomideki felaket, beyin göçü ve sivil toplum üzerindeki baskı devam edecek. Bu seçim, genç neslin fikirlerini açıkça dile getirebildikleri ve isteklerini özgürce ifade edebildikleri yeni bir Türkiye hayal edebileceği ender bir alandı. Bu nesil gitmiyor ve değişim gelecek. Sadece daha zamanı var” diye yazdı.

“Batı korku ve umut arasında kaldı”

İngiliz Guardian gazetesi, “Batı, Erdoğan Türkiye’deki 20 yıllık iktidarını uzatırken korku ile umut arasında kaldı” başlıklı bir yazıya yer verdi.

Gazetenin diplomasi editörü Patrick Wintour, Batı ülkelerinin başkentlerinin, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası boyunca sessiz kaldığını, dile getirmeden Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının sürpriz bir şekilde sona ermesini umduğunu, ancak kendisine bir dönem daha görev verildiğini ve Batı’nın korku ile umut arasında kaldığını dile getirdi.

İngiliz Sky News kanalı, dünya liderlerinin Erdoğan’a tebriklerine yer verdiği, sonucu açıkladığı haberinde, Türkiye tarihinde ilk kez cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turda sonuçlandığını yazdı.

“Erdoğan, Batı medyasını suçladı”

Almanya merkezli ARD, sonuçlara ilişkin haberinde “Erdoğan, zaferinden sonra yabancı medyayı kendisine karşı propaganda yapmakla suçladı. Erdoğan, Alman, Fransız ve İngiliz gazetelerinin kendisini ‘devirmeye’ çalıştığını ancak başarısız olduğunu söyledi” diye yazdı.

Almanya’nın kamu yayıncı kuruluşu ZDF’nin haberinde, “İkinci tur seçimleri kazanan görevdeki Erdoğan, beş yıl daha Türkiye’nin kaderini belirleyecek. Rakibi Kılıçdaroğlu, şimdiye kadarki ‘en adaletsiz seçimden’ söz etti” denildi.

Yakın tarihin en sert kampanyası”

Katar merkezli Al Jazeera ise “İki aylık seçim dönemi, yakın tarihin en sert kampanyalarından birine sahne oldu. Erdoğan defalarca – Kürt yanlısı ana partinin sunduğu destek nedeniyle – rakibinin ‘teröristler’ tarafından desteklendiğini ifade ederken, Kılıçdaroğlu Erdoğan’a ‘korkak’ diyerek kampanyayı bitirdi.

Muhalefetin özellikle Suriyelileri ve diğer mülteci toplulukları ülkeyi terk etmeye zorlama sözü vermesiyle, kampanya giderek milliyetçi bir tona büründü” diye yazdı.

“Ekonomiyi zor bir süreç bekliyor”

İsveç merkezli SVT’nin haberinde ekonomiyi zor bir sürecin beklediği vurgulanarak, “Erdoğan’ın güçlü liderliği, ülkenin muhafazakar ve dini değerlerini koruma iddiası, ekonomik krize üstün geldi” denildi.

“Erdoğan yine kazandı”

İtalyan kamu yayıncısı Rai da seçim sonuçlarına ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Erdoğan’ın 2028’e kadar yönetici olacağına dikkat çekildi. Kılıçdaroğlu’nun, “adaletsiz seçim” vurgusu ve konuşmasından notlar ayrıca haberleştirildi.

La Republica ise seçim sonuçlarını açıkladığı habere, “Erdoğan yine kazandı: ‘Türkiye’nin yüzyılı’; Ve LGBT haklarına saldırıyor” başlığı attı.

“Erdoğan galip geldi”

Almanya’nın kamu yayıncısı Deutsche Welle, seçim sonucunu “Türkiye seçimleri: Tarihi ikinci turdan sonra Erdoğan galip geldi” başlığıyla verdi.

Haberde Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşmasında alıntılar yer aldı. Erdoğan’ın cumhuriyetin kurulmasından bu yana Türkiye’nin en uzun süre görev yapan lideri olduğu vurgulandı.

Diğer Alman kamu yayıncılarından ARD, halkın Erdoğan’ı seçtiğini yazdı, Avrupa ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Haberde Kılıçdaroğlu’nun seçimlerin yıllar içinde yapılan en adaletsiz seçim olduğu şeklindeki açıklaması yer aldı.

Paylaşın

The Guardian: Batı Korku Ve Umut Arasında Kaldı

28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yarışan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ipi göğüsleyen taraf oldu.

Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi uluslararası basında geniş yer buldu. The Guardian Gazetesi’nde yer alan haberde Erdoğan’ın “Türkiyre’nin katı ve ısrarlı siyasi kutuplaşmasını yansıtan bir oylamada” kazandığı belirtildi.

Patrick Wintour ise gazetede çıkan makalesinde “Batı, Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı kampanyası boyunca sessiz kaldı. Özel olarak Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının sürpriz bir şekilde sona ermesini umuyordu. Ama şimdi ona üçüncü bir dönem hizmet etmesi için kesin bir görev verildi, Batı korku ve umut arasında kaldı” dedi.

“Enflasyona, depremlere rağmen kazandı”

The New York Times gazetesinde “Enflasyona, depremlere ve zorlu yarışa rağmen Erdoğan yeniden seçildi” başlıklı haberde “Erdoğan, yaklaşmakta olan bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu ülkesinde veya Batılı müttefiklerini kızdırdığı dış politikada gidişatını değiştireceğine dair çok az işaret verdi” denildi.

“Ankara’nın efendisi”

Financial Times gazetesindeki haberde adayların izlediği politikalara değinilerek ülkenin ekonomik gidişata ilişkin sorunlarla yüzleşeceği yazıldı. Le Monde, haberi “Ankara’nın efendisi Erdoğan kendisine üçüncü bir vekalet teklif ediyor” başlığıyla duyurdu.

Yakın tarihin en sert kampanyası”

Katar merkezli Al Jazeera ise “İki aylık seçim dönemi, yakın tarihin en sert kampanyalarından birine sahne oldu. Erdoğan defalarca – Kürt yanlısı ana partinin sunduğu destek nedeniyle – rakibinin ‘teröristler’ tarafından desteklendiğini ifade ederken, Kılıçdaroğlu Erdoğan’a ‘korkak’ diyerek kampanyayı bitirdi.

Muhalefetin özellikle Suriyelileri ve diğer mülteci toplulukları ülkeyi terk etmeye zorlama sözü vermesiyle, kampanya giderek milliyetçi bir tona büründü” diye yazdı.

“Ekonomiyi zor bir süreç bekliyor”

İsveç merkezli SVT’nin haberinde ekonomiyi zor bir sürecin beklediği vurgulanarak, “Erdoğan’ın güçlü liderliği, ülkenin muhafazakar ve dini değerlerini koruma iddiası, ekonomik krize üstün geldi” denildi.

“Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında”

Rusya haber ajansı TASS, oyların yüzde 99’undan fazlası açıldıktan sonra Erdoğan’ın yüzde 51,9 oy alarak kazandığını başlığa taşıdığı haberinde, muhalefet adayı Kılıçdaroğlu’nun ülkenin kuzeybatısında, İstanbul, İzmir dahil batı kıyılarında ve Antalya dahil güneybatı illerinde desteklendiğini; Kürtlerin yoğun olduğu güneydoğu illerinde ise yüksek oy almakla birlikte buradaki desteğin 14 Mayıs’taki ilk tur oylamaya kıyasla azaldığını vurguladı.

“Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı”

Rusya’da Kremlin yanlısı Izvestia gazetesi, “Erdoğan üçüncü kez Türkiye cumhurbaşkanı olarak kalacak” başlığı attı.

Erdoğan’ın seçimi kazanmasının siyasi olarak ne gibi değişimleri beraberinde getireceği konusuna değinilen, uzmanlarla konuşularak hazırlanmış bir haberde; Cumhurbaşkanı’nın 6 Şubat depremlerinden sonraki restorasyon, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin çözülmesi gibi konulara yöneleceğinin tahmin edildiği yazıldı.

“Erdoğan yine kazandı”

İtalyan kamu yayıncısı Rai da seçim sonuçlarına ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Erdoğan’ın 2028’e kadar yönetici olacağına dikkat çekildi. Kılıçdaroğlu’nun, “adaletsiz seçim” vurgusu ve konuşmasından notlar ayrıca haberleştirildi.

La Republica ise seçim sonuçlarını açıkladığı habere, “Erdoğan yine kazandı: ‘Türkiye’nin yüzyılı’; Ve LGBT haklarına saldırıyor” başlığı attı.

“Erdoğan galip geldi”

Almanya’nın kamu yayıncısı Deutsche Welle, seçim sonucunu “Türkiye seçimleri: Tarihi ikinci turdan sonra Erdoğan galip geldi” başlığıyla verdi.

Haberde Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşmasında alıntılar yer aldı. Erdoğan’ın cumhuriyetin kurulmasından bu yana Türkiye’nin en uzun süre görev yapan lideri olduğu vurgulandı.

Diğer Alman kamu yayıncılarından ARD, halkın Erdoğan’ı seçtiğini yazdı, Avrupa ve dünya liderlerinin tebriklerine yer verdi. Haberde Kılıçdaroğlu’nun seçimlerin yıllar içinde yapılan en adaletsiz seçim olduğu şeklindeki açıklaması yer aldı.

Paylaşın