Kısırlık nedir? Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Kısırlık (infertilite) sadece bir kadının sorunu değildir. Erkekler de kısır olabilir. Aslında, erkekler ve kadınlar eşit derecede doğurganlık sorunları yaşarlar. Kısırlık vakalarının yaklaşık üçte biri kadın kısırlığına bağlanabilirken, erkeklerin oranı vakalarının üçte birini oluşturuyor. Vakaların geri kalan üçte biri, erkek ve kadın kısırlığının bir kombinasyonundan kaynaklanıyor olabilir veya bilinen bir nedeni olmayabilir.

Kısırlık (infertilite) çiftlerin düzenli ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl içinde gebelik gerçekleşmemesi olarak tanımlanır. Bu süre yaşı daha genç olan çiftlerde daha uzun olabilir. Kadınlarda yaş 35’in üzerinde ise ve muayene geçmişinde kısırlıkla ilgili bulgular varsa araştırmaya vakit kaybetmeden başlanmalıdır. Her 100 çiftten 15-20’sinde görülen kısırlık yaş ilerledikçe daha sık görülür. Kısırlık, üreme sistemi ile ilgili bir sağlık sorunudur. Tek bir sebebe bağlı olabildiği gibi; birkaç faktörün kombinasyonu ile de gerçekleşebilir.

Nedenleri;

Gebe kalamama şikayeti ile başvuran çiftlerde, infertilite probleminin ortaya çıkış nedenleri fazlasıyla değişiklik gösterir. Başvuru sonrasında her iki partnere yapılacak olan detaylı muayene ile problemin asıl kaynağı saptanabilir. Yapılan muayene kısırlık probleminin hangi partnerden kaynaklandığını, uygulanacak tedavi yöntemlerini ve tedavinin başarılı olma yüzdesini belirleme açısından son derece önemlidir.

Erkeklerde kısırlık nedenleri;

Bunlar şunları içerebilir:

Kadınlarda kısırlık nedenleri;

Kadın infertilite nedenleri arasında şunlar olabilir:

Kadınlarda diğer nedenler şunlardır:

  • Kanser ve tedavisi: Bazı kanserler (özellikle dişi üreme kanserleri – sıklıkla kadın fertilitesini şiddetlendirir, hem radyasyon hem de kemoterapi doğurganlığı etkileyebilir
  • Diğer durumlar: Çölyak hastalığı, kötü kontrol edilen diyabet ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar gibi gecikmiş puberte veya menstrüasyonun olmaması (amenore) ile ilişkili tıbbi durumlar, bir kadının doğurganlığını etkileyebilir. Genetik anormallikler ayrıca gebe kalma ve gebelik olasılığını azaltabilir.

Kadında kısırlık belirtileri;

Bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeyen kısırlık, çoğu kadın için pek çok işaretle sinyal vermektedir. Üreme çağındaki kadınlarda en basit kısırlık belirtisi adet kanamalarındaki düzensizliklerdir. Örneğin iki adet dönemi arasının 21 günden daha kısa ya da 35 günden daha uzun olması yumurtlama düzensizliklerinin ve dolayısıyla da kısırlığın belirtisi olarak algılanabilmektedir.

Bununla birlikte anormal derecede çok yoğun ve uzun süreli kanamalar ya da 2 günden kısa süren, damlalar halinde geçen adet dönemleri de yumurtlamada problem olduğuna işarettir. Yine çok adet kanamalarının çok düzensiz aralıklarla seyretmesi; bazen 20 günde, bazen 30 günde, kimi zaman da 45 günde bir adet görülmesi de kısır olabilirlik olarak düşünülebilir. Ayrıca kadının cildindeki dokusal ve yapısal değişiklikler, fazla sivilcelenme, aşırı kıllanma, saç dökülmesi, ani kilo alma ya da kilo kaybetme, sırt ve bel ağrıları, cinsel ilişki sırasında şiddetli ağrı hissetme de kısırlık belirtileri olabilmektedir.

Emzirme dönemi içinde olmamasına rağmen kadının göğüslerinden beyaz renkli süt kıvamında bir akıntı gelmesi de kısırlık belirtisi olarak algılanmaktadır. İşte tüm bu belirtiler kadında gebe kalabilirlik yetisi, üreme kapasitesi açısından bazı şeylerin yolunda gitmediğini gösterir.

Erkekte kısırlık belirtileri;

Erkeklerde kısırlık belirtileri kadınlardakinden çok daha az sayıda ve az fark edilebilir düzeydedir. Pek çok erkek uzun süre cinsel ilişkiye girdiği halde bebek sahibi olamadığında doktora başvurunca doktor muayenesi sonucunda kısır olduğunu öğrenir.

Zira erkeğin kısırlık belirtilerini anlaması daha zordur. Ancak sertleşme ve boşalmada güçlük ya da sorun yaşayan, saçlarının daha hızlı veya çok daha yavaş uzadığını fark edenler, cinsel isteklerinde belirgin azalma ya da artma olan erkekler doğal yollarla bebek sahibi olamıyorlarsa kısırlıktan şüphelenmelidirler.

Bununla birlikte normalden daha küçük testisleri olan ve testislerinde acı, ağrı veya olağandışı küçük yuvarlak bir oluşum fark edenler kısırlık sorunu ile doktora başvurmalıdırlar. Burada sayılan belirtilerin hiç birisi olmadığı halde doğal yolla gebelik elde edilemiyorsa ya sorun kadından kaynaklı kısırlıktır ya da erkeğin sperm sayısı, olgunluğu ve kalitesi gebeliğin meydana gelmesi için yeterli olmamaktadır.

Teşhisi;

Kısırlık nedeni ile doktora başvuran ailelerde, Kısırlık sebebini açıklamak adına bazı testler yapılmalıdır. Yapılan testlerden ilki erkek de sperm analizi ve kadında rahim ve tüplerinin tıkanık olup olmadığını anlamak için rahim filmi çekilmesidir. Bir başka test ise, kadında yapılan gebeliğe engel olabilecek hormonal testlerdir. Hormonal testler adet gününün üçüncü günü yapılır.

Tüp bebek (in-vitro fertilizasyon) en çok bilinen fertilite tedavisidir ancak doğal yollardan gebe kalmakta zorluk çeken çiftlere önerilecek daha farklı tedavi yöntemleri de mevcuttur.

Hangi yöntemin önerileceği kararı partnerlerin yaşı, daha önceden yaşanmış bir gebeliğin olup olmadığı, ne kadar süredir gebelik uğraşısı içinde olunduğu gibi bilgilerin eşliğinde, kadının fallop tüplerinin durumu ve yumurta kalitesi ile erkeğin sperm değerlendirmesi sonrasında verilmektedir.

Gebelik (fertilite) ilaçları; Eğer gebelik (fertilite) problemi düzenli yumurtlamanın olmamasından kaynaklanıyor ise tablet ya da enjeksiyon şeklinde verilebilecek fertilite ilaçları sayesinde yumurta gelişimi sağlanabilmektedir. İlaç formunda verilen tedavi vücudunuzdaki doğal fertilite mekanizmalarının daha etkin çalışmasını sağlarken, enjeksiyon şeklinde verilen tedavi direk olarak yumurtalıkları uyararak yumurtlamayı gerçekleştirmektedir.

İlaç tedavisi esnasında karşılaşılan olası yan etkiler sıcak basması, göğüslerde hassasiyet, bulantı hissi ve duygusal dalgalanmalar şeklinde kendini gösterebileceği gibi, enjeksiyon tedavisinde nadiren olsa da alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir. Yumurta sayısını artırmayı amaçlayan hamilelik (fertilite) tedavisinden sonra çoğul gebelik riski artabilmekte ve nadir de olsa ‘over hipersitimülasyonu’ olarak adlandırılan yumurtalıkların normalden fazla uyarılması durumu ile karşılaşılabilmektedir. Gebelik tedavisinin yakın gözetim altında yapılması olası yan etkileri en az düzeye indirmek açısından oldukça önemlidir. Yumurtlamayı düzenleyen ve artıran bu ilaçlar diğer hamilelik tedavilerinde de sıklıkla kullanılmaktadır.

Aşılama Tedavisi (İnseminasyon); Aşılama tedavisi, doğurganlığın en yüksek olduğu yumurtlama döneminde eşinizin spermlerinin basit bir yöntemle rahim içine yerleştirilmesi ile uygulanmaktadır. Bu yöntem tüplerin sağlıklı olduğu ve nedeni açıklanamayan kısırlık problemlerinde önerilmektedir.

Sperm sayısının ya da hareketliliğinin çok düşük düzeylere inmeden azaldığı, spermin rahim ağzından geçişinin engellendiği ya da cinsel ilişkinin vajinismus, erken boşalma, sertleşme sorunu gibi nedenlerle gerçekleşemediği çiftlerde de etkin olarak kullanılmaktadır.

Eşinizin verdiği sperm örneğinden seçilen en hareketli ve yumurtayı dölleyebilme ihtimali en yüksek spermler plastik bir tüp yardımı ile rahim ağzından geçilerek rahim içerisine bırakılmaktadır.

Aşılama tedavisi ağrılı bir yöntem olmayıp genelde gebelik oluşumunu destekleyen ilaçlar ile birlikte uygulanmaktadır. Tedavinin başarı oranı yaklaşık %15 olup kadının yaşına, erkeğin sperm değerlerine ve tüplerin sağlık durumuna göre değişim göstermektedir.

Tüp bebek (IVF) tedavisi; Düzenli adet gören kadınlar her ay tek bir yumurta oluşturmaktadırlar. Tüp bebek tedavisinde ise dışarıdan verilen hormon ilaçları ile bu sayının artması hedeflenmektedir. Her tedavi protokolü farklılıklar gösterse de temel olarak yumurta gelişimini sağlayan ve erken yumurtlamayı engelleyen iki paralel hormon tedavisi uygulanmaktadır.

Transfer edilecek olan embriyo sayısının belirlenmesi gebelik şansına ve çoğul gebelik riskine direkt olarak etki edebilir. Embriyo kalitesi belirlendikten sonra, embriyo sayısı transfer öncesinde çiftlerle ayrıntılı olarak görüşülecektir. Embriyo transfer işlemi çok nadir durumlar haricinde anestezi gerektirmemektedir.

İnfertilite tedavisinde cerrahi yöntemler;

  • Tüp bebek tedavisi öncesi bazı cerrahi girişimler gebelik şansını artırmaktadır.
  • Endometriozis hastalığının tedavisi
  • Rahim iç tabakasını düzensizleştiren miyomların veya poliplerin çıkartılması
  • Rahim içi yapışıklıkların açılması
  • Tıkalı ve içerisinde sıvı birikerek genişlemiş fallop tüplerinin çıkartılması
  • Polikistik over rahatsızlığı olan ve yumurtlaması baskılanmış kadınlarda yapılabilecek cerrahi tedaviler
  • Sperm görülmeyen erkeklerde, spermin testisten (TESE, TESA) ya da epididimisden (MESA, PESE) cerrahi olarak çıkarılması

Laparoskopi; Laparoskopi ile karın alt bölgesinde açılan 3 – 5 mm’lik deliklerden içeri sokulan aletler ile rahim, yumurtalık ve tüpleri ilgilendiren hastalık veya sorunlar doğrudan gözlemlenebilir ve gerekli görülürse cerrahi girişim yapılabilir. Laparoskopinin uygulandığı durumlar şunlardır:

  • Karın içi yapışıklıklar
  • Tüplerin açılması
  • Hasarlı tüplerin alınması
  • Miyom cerrahisi
  • Çikolata kisti cerrahisi

Histeroskopi; Histerektop, ucunda kamera olan tüp şeklinde bir cihazdır. Vajina içerisine yerleştirilerek rahim boyundan rahme doğru uzanır ve hekimin rahim içi problemleri tespit etmesine olanak sağlar. Doktorunuz gerekli görürse ufak bir doku örneği alabilir. Histeroskop cihazı ile rahim içi görüntülenerek miyom, polip ve rahim içi perde gibi sorunların teşhisi ve eş zamanlı müdahale ile tedavisi yapılabilmektedir. Histeroskopi incelemesinin yapıldığı durumlar şunlardır:

Histeroktopi nasıl yapılır?

Histeroskopik gözlemde ufak bir teleskopik kamera sistemi rahim ağzından rahim içine gönderilir. Bu ameliyat için herhangi bir kesiye gerek yoktur. Histeroktopi işleminde bu teleskop vasıtası ile rahim içine steril sıvı verilerek rahim iç cidarı gözden geçirilmekte, miyom, polip, yapışıklık, septum gibi problemler tespit edilebilmekte ve gerekirse biyopsi alınabilmektedir.

Tanı amaçlı yapılan bu işlem sonrasında tespit edilen problemlerin aynı seansta cerrahi histeroskopi ile tedavisi de mümkün olmaktadır. Gerekli görüldüğü takdirde hekiminiz işlemi genel anestezi, lokal anestezi veya sedasyon (sakinleştirme) altında uygulayabilir. Büyük miyom çıkartma ameliyatları hariç ameliyat sonrasında genellikle taburculuk sağlanmaktadır.

Histeroskopi sonrası hafif vajinal kanama ve adet sancısı benzeri karın ağrısı olabilir. Ağrı için hekiminiz bir takım ilaçlar önerebilir. Kanama birkaç gün içinde azalarak dinecektir. Ağırlaşmadığı, rahatsızlık veren kokulu bir akıntıya dönüşmediği müddetçe bu kanama bir problem ifade etmez..

Miyomektomi – Miyom Ameliyatı; Miyomektomi, rahim içinde yar alan ve gebeliği önleyebilecek miyomların çıkarılmasıdır. Açık ya da kapalı ameliyat yöntemiyle gerçekleştirilir. Tüp bebek tedavisi öncesi embriyonun yerleşmesini ve gebeliği önleyecek bir dizi muayene ve tetkik yapılır. Bu tetkiklerde anne adayının miyomlara ve poliplere sahip olup olmadığı da belirlenir.Miyom tedavisinde ameliyat kararı verilirse hastalara genel anestezi uygulanır, rahimde olan miyomlar tek tek alınır. Bu operasyonlar genellikle karın bölgesinden açık yöntemle yapılsa da, laparoskopik ya da histeroskopik yöntem kullanılarak uygulanabilir.

Rahimdeki miyom sayısının artması tedaviyi daha zor hale getirebilir. Bazı durumlarda hastaların yeniden ameliyat edilmesi gerekebilir. Her miyom gebelik için büyük risklere sebep olmaz, bu nedenle doktorun görüşüne göre bir tedavi planlanmaktadır.

Hamilelik sırasında miyomlar rahmin içine ve dış duvarına yerleşebilir. Bu miyomlar büyüme veya çoğalma gösterdiklerinde rahmin iç duvarının tıkanmasına sebep olur. Bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilecekleri gibi erken doğuma da sebep olabilir. Miyomlara müdahalede kişinin yaşadığı şikayetlere göre ameliyat kararı verilir. Her 10 kadından birinde miyom ameliyatı (miyomektomi) gerekli görülmektedir. Diğer hastalarda miyomlar düzenli takip ile kontrol altında tutulur.

Robotik Cerrahi ; Robotik cerrahi, laparoskopik (kapalı) ameliyatların da Vinci isimli robot yardımıyla 3 boyutlu görüntü altında yapılmasıdır. Robotik cerrahi denilince ameliyatın robot tarafından yapıldığı seklinde yanlış̧ bir kanı vardır. Oysa ameliyatı gerçekleştiren robot değil, robotun kollarını kontrol eden cerrahın kendisidir. Robotik cerrahi ile aşağıda belirtilen işlemler yapılabilir ve gebelik şansı artırılabilir.

  • Miyom ameliyatı
  • Tüp cerrahisi
  • Çikolata kisti cerrahisi

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kısa bağırsak sendromu nedir? Detaylar

Kısa bağırsak sendromu, ince veya kalın bağırsağın bir kısmının çıkarıldığı veya düzgün çalışmadığında ortaya çıkan durumdur. Kısa bağırsak sendromu olan kişiler, vitaminleri, mineralleri, proteinleri, yağları düzgün bir şekilde ememez. 

Bazı kısa bağırsak sendromu vakaları hafif seyrederken, bazıları ise çok daha fazla ağır seyreder.

Nedenleri;

Kısa bağırsak sendromu, ince bağırsağın bir kısmının cerrahi olarak çıkarılmasından sonra gelişir. Bu ameliyat, aşağıdakiler dahil olmak üzere farklı bağırsak durumlarını tedavi etmek için yapılır:

  • Daralmış bir ince bağırsakla doğmak veya sindirim sisteminin bir kısmının eksik olması (bağırsak atrezisi)
  • Fiziksel travmadan bağırsak yaralanması
  • Bağırsaklarda yavaş hareket
  • Bağırsakları etkileyen kanser veya kanser tedavisi
  • Crohn hastalığına bağlı bağırsakların yaralanması, sindirim sisteminde tıkanmaya neden olur
  • Kan damarı tıkanması sonucu bağırsaklara kan akışı kaybı

Belirtileri;

Kısa bağırsak sendromunun semptomları değişebilir, ancak en yaygın olanı ishaldir . İshal dehidrasyona ve yetersiz beslenmeye yol açabileceğinden , ciddi bir semptomdur ve tedavi edilmelidir. Kısa bağırsak sendromunun diğer semptomları şunları içerebilir:

  • Kilo kaybı
  • Bedensel zayıflık ve yorgunluk
  • Karında kramp ve şişkinlik
  • Bacaklarda şişme (ödem)
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Kötü kokulu veya soluk, yağlı dışkı
  • Mide ekşimesi ve gaz

Kısa bağırsak sendromunun semptomları, işleyen bağırsağın ne kadarının kaldığına bağlı olarak büyük ölçüde değişir.

Teşhisi;

Doktor, tıbbi geçmişinize, ailenizin tıbbi geçmişine, kapsamlı bir fiziksel muayeneye ve çeşitli klinik testlere göre kısa bağırsak sendromunu teşhis edecektir. Doktorunuz, kardeşleriniz ve ebeveynleriniz gibi yakın ailenizde meydana gelen semptomlar ve benzer durumlar hakkında size sorular soracaktır. Daha sonra doktor, karın bölgenizi stetoskopla dinlemek, reflekslerinizi test etmek ve kas atrofisi belirtilerini aramak dahil olmak üzere eksiksiz fiziki muayene yapacaktır .

Diğer teşhis prosedürleri şunları içerebilir:

  • Görüntüleme testleri; Örneğin röntgen , BT taramaları , MRI taraması , üst GI serisi (baryum çalışması) ve karın ultrason görüntüleme bağırsak sistemi veya bağırsak alanları tıkalı veya daralmış meydana çıkarmak olabilir, hem de diğer organlardaki düzensizlikler
  • Kan testleri, kan dolaşımındaki vitamin ve mineral seviyelerini ve kan sayımını (anemiyi kontrol etmek için) ölçmek için
  • Dışkıda yağ testleri, vücudun yağı ne kadar iyi emdiğini ölçmek için. Doktorunuz bu test için sizden dışkı örneği vermenizi isteyecektir

Tedavisi;

Şu anda kısa bağırsak sendromunun tedavisi yoktur. İyi haber şu ki, semptomlar genellikle yönetilebilir, yaşam kalitenizi artırabilir ve tehlikeli komplikasyonları önleyebilir.

Beslenme ve diyet; Kısa bağırsak sendromlu insanlar için doğru beslenme ilk savunma hattıdır. Doğru diyet, duruma neyin neden olduğuna ve ne kadar şiddetli olduğuna bağlı olarak kişiden kişiye değişecektir. Bununla birlikte, kısa bağırsak sendromlu çoğu kişiye şunları tavsiye edilir:

  • Besinlerin bağırsaklardan emilimini teşvik etmek ve bağırsak uyumunu hızlandırmak için sık sık yemek yiyin; bu, bağırsağın sağlıklı kısmının düzgün çalışmayan veya çıkarılmış bölümleri telafi etmeyi “öğrendiği” süreçtir. Buradaki fikir, büyük öğünlerden önce gün boyunca sağlıklı atıştırmalıkların tadını çıkarmaktır
  • Sıvıları yemek sırasında değil, öğün aralarında için. Yemeklerle birlikte sıvı içmek ishali artırabilir
  • Bol su, et suyu ve kafeinsiz alkolsüz içecekler içerek gün boyunca susuz kalmayın. Çocuklar ayrıca çoğu eczanede ve gıda mağazasında satılan reçetesiz rehidrasyon solüsyonlarını tüketmelidir
  • Lif veya şeker oranı yüksek olanlar gibi ishale neden olabilecek yiyeceklerden ve ayrıca yüksek yağlı yiyeceklerden kaçının
  • Muz, pirinç, yulaf ezmesi, elma püresi ve kızarmış ekmek gibi ishali kontrol etmeye yardımcı olabilecek kalın, hafif yiyecekler yiyin
  • Vitamin ve mineral takviyelerini doktorun rehberliğinde alın

Diyetiniz genellikle ek beslenme desteği biçimleriyle desteklenecektir. Bunlar, enteral beslenme olarak bilinen, burun veya ağızdan sokulan bir mide tüpü yoluyla besinlerin verilmesini içerebilir. Daha yaygın olarak, parenteral beslenme olarak bilinen sıvı ve besinlerin intravenöz olarak verilmesini alırsınız. Toplam parenteral beslenme (TPN) hepsini tedarik etmeyi içerir. Sindirim sistemini tamamen atlayarak besinlerinizin doğrudan kan dolaşımına karışmasını sağlayın. En ağır durumlar dışında TPN normalde geçicidir.

İlaç tedavisi; Doktorlar ayrıca kısa bağırsak sendromu için aşağıdakileri içeren ilaçlar da dahil olmak üzere çeşitli ilaçlar reçete edebilir:

  • İshali önleme
  • Mide asitlerinin salınımını düzenleme
  • İnce bağırsağın besinleri emme kapasitesini arttırma
  • Bağırsak bakterilerinin büyümesini engelleme
  • Safra akışını uyarma
  • Karaciğeri koruma

Ameliyat; Kısa bağırsak sendromlu insanların yaklaşık yarısının bir çeşit ameliyata ihtiyacı olacaktır. Cerrahinin amacı ince bağırsağın besin emilimini artırmaktır. Ameliyat türleri şunları içerir:

  • Bianchi prosedürü, bağırsağı ikiye bölerek ve bir ucunu diğerine dikerek bağırsağın uzatıldığı bir prosedür
  • striktüroplasti, bir bağırsağın uzunluğunu korurken, bağırsağın daralmış bir kısmını açan prosedür
  • seri enine enteroplasti, bağırsağın uzunluğunu artırmak için bağırsakların zikzak şeklini oluşturan bir prosedür
  • çok ağır vakalarda bağırsak nakli

Komplikasyonları;

Kısa bağırsak sendromundan kaynaklanabilecek komplikasyonlar şunları içerir:

  • Safra kesesi taşları ve böbrek taşları
  • Bağırsakta aşırı bakteri üremesi
  • Peptik ülserler

Ek olarak, tedaviler aşağıdaki gibi komplikasyonlara neden olabilir:

  • TPN’den gelişen kateter ile ilgili enfeksiyonlar, kan pıhtıları ve böbrek veya karaciğer sorunları
  • Organ reddi ve nakil sonrası gelişen enfeksiyonlar

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Ketonüri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Ketonüri, idrarınızda yüksek keton seviyelerine sahip olduğunuzda olur. Bu duruma ayrıca ketoasidüri ve asetonüri de denir. Ketonlar veya keton bir asit türüdür. Ketonlar, vücudun enerji için yağları ve proteinleri yaktığında oluşur. Bu normal bir süreçtir. Fakat, bazı sağlık koşulları ve diğer nedenlerle bağlı olarak keton üretimi aşırı hızlanmaya başlayabilir.

Keton seviyeleri çok uzun süre yükselirse, kanınız asidik hale gelir. Bu da sağlığınıza zarar verebilir. Ketonüri en çok şeker hastalığı olan kişilerde, özellikle de tip 1 şeker hastalığı olanlarda yaygındır. Hamile veya emziren kadınlarda da görülebilir.

Nedenleri;

İdrar tahlilinde keton bulunmasına yol açan en önemli neden diyabet hastalığıdır. Şeker hastalığına bağlı olarak idrar testinde keton varlığı tespit edilebilir. İdrarda keton bulunmasına yol açan nedenler şunlardır:

Diyabet (şeker hastalığı); Diyabet hastalığına sahip bireylerin vücutlarında yeterli insülin olmayabilir veya var olan insülin uygun şekilde kullanılmayabilir. İnsülin hormonundaki bu bozukluklar nedeniyle şeker (glikoz) hücrelere verimli bir şekilde taşınamaz ve enerji kaynağı olarak kullanılamaz. Diyabet hastalarında ketonüri varsa, muhtemelen kan şekeri seviyelerinde yükseklik vardır. Şeker hastalarında idrarda keton bulunmasının diğer bazı nedenleri şunlardır:

  • Kontrolsüz kan şekeri seviyeleri
  • İnsülin kullanımını aksatmak
  • Öğün atlamak
  • Yeterince beslenmemek
  • Diyete dikkat etmemek
  • Çeşitli enfeksiyon hastalıkları geçirmek
  • Cerrahi müdahaleler
  • Ağır yaralanmalara maruz kalmak

İdrar testinde keton pozitifliği altta yatan diyabet hastalığını işaret ediyor olabilir. Bu hastaların kan şekeri düzeyleri kontrol edilmelidir.

Diyabetik ketoasidoz; Kontrol altında alınmayan kan şekeri düzeyleri diyabetik ketoasidoz adı verilen tıbbi bir durum ile sonuçlanabilir. Diyabetik ketoasidozda kan şekeri düzeyleri çok yükselmiştir. Diyabetik ketoasidozda kandaki keton düzeyi çok yükselmiştir. Bu nedenle çeşitli belirtiler ortaya çıkar. Diyabetik ketoasidozun belirtileri şunlardır:

  • Aşırı susuzluk hissi
  • Nefeste aseton kokusu
  • Kurumuş ve parlaklaşmış cilt
  • Zihin bulanıklığı
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Nefes alma güçlüğü
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Karın ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı
  • Koma

Diyabetik ketoasidoz durumundaki hastaların idrarında keton pozitifliği ile karşılaşılır. Bu durum ketoasidoz  durumunun derinleştiğini gösteren önemli bir veridir. Diyabetik ketoasidoz hastaları kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve tıbbi yardım almalıdırlar. Derinleşen ketoasidoz insan yaşamını tehdit edebilir.

Ketojenik diyet; Son yıllarda birçok farklı diyet türü popüler hale gelmiştir. Bu diyet türlerinden biri de ketojenik diyettir. Ketojenik diyette karbonhidrat alımı sınırlandırılır. Daha az karbonhidrat ile beslenen hastaların vücutları enerji kaynağı olarak yağları ve proteinleri kullanılır. Bu nedenle kandaki keton düzeyleri yükselir. Oruç tutanlarda veya ketojenik diyet yapanlarda idrarda keton ile karşılaşmak normal bir durumdur. Ketojenik diyet normal bir şekilde yapılırsa sağlık açısından risk oluşturmaz.

Ateşli hastalıklar; Ani ateşlenmelere neden olan hastalıklarda vücuttaki enerji mekanizmasında ani değişiklikler olabilir ve daha fazla keton oluşur. Oluşan fazla keton idrar ile vücuttan uzaklaştırılmaya çalışılır. Bu nedenle ketonüri tablosu ortaya çıkar. Şu nedenler kandaki keton düzeyinin artmasına yol açabilir:

  • Ani ateş yüksekliği
  • Kanser tedavisi görmek
  • Sepsis
  • Zehirlenme
  • İleri derecede yanığı olan hastalar
  • Organ nakli sonrası

Diğer nedenler; İdrar tahlilinde keton pozitifliğine yol açabilecek birçok farklı neden vardır. Ketonüri oluşumuna yol açabilecek diğer nedenler şunlardır:

  • Aşırı alkol alımı
  • Çok fazla kusmak
  • Uzun süreli ishal
  • Gebelik/hamilelik
  • Uzun süreli açlık
  • Yeme bozuklukları
  • Oruç tutmak
  • Hipertiroidi
  • Çeşitli hastalıklar
  • Enfeksiyon hastalıkları
  • Kalp krizi geçirmek
  • Fiziksel travmalar
  • Uzun süreli egzersizler
  • Kortikosteroidler
  • Diüretik ilaçlar

İdrar testinde keton düzeylerinin yüksek olmasına yol açabilecek birçok farklı sağlık koşulu vardır. Doktorunuz altta yatan nedeni belirlemek için çeşitli tanı araçlarını kullanacaktır.

Belirtileri;

Ketonüri, ketoasidozunuz olduğunun veya buna yol açtığınızın bir işareti olabilir. Keton seviyeniz ne kadar yüksekse, semptomlar o kadar şiddetli ve daha tehlikeli hale gelebilir. Ciddiyet derecesine bağlı olarak, belirti ve semptomlar şunları içerebilir:

  • Ssusuzluk
  • Meyve kokulu nefes
  • Kuru ağız
  • Yyorgunluk
  • Mide bulantısı ya da kusma
  • Sık idrara çıkma
  • Kafa karışıklığı veya odaklanma zorluğu
  • Yüksek kan şekeri
  • Önemli dehidrasyon
  • Elektrolit dengesizliği

Ek olarak, yüksek keton seviyelerine yol açabilen sepsis, pnömoni ve idrar yolu enfeksiyonları gibi hastalık belirtileri olabilir.

Teşhisi;

Ketonüri genellikle idrar testi ile teşhis edilir. Doktorunuz ayrıca belirtilerinize ve tıbbi geçmişinize de bakacaktır. Hem idrarınızda hem de kanınızda ketonlar için ortak testler şunları içerir:

  • Parmak çubuğu keton kan testi
  • İdrar şerit testi
  • Aseton nefes testi

Başka testler ve taramalardan da geçebilirsiniz:

  • Kan elektrolitleri
  • Tam kan sayımı
  • Göğüs röntgeni
  • CT tarama
  • Elektrokardiyogram
  • Enfeksiyonlar için kan kültürü testleri
  • Kan şekeri testi
  • İlaç perdesi

Tedavisi;

İdrar testinde ketonun pozitif olması her zaman ciddi bir problemin varlığı anlamına gelmez. Bu durum egzersizlerden veya yaptığınız diyetten de kaynaklanıyor olabilir. Ketonüri, açlık veya diyetinizdeki değişikliklerden kaynaklanıyorsa muhtemelen kendi kendine çözülecektir. Bu durumda ek bir tedaviye ihtiyacınız olmayacaktır. İdrar ketonunun pozitif olması ile birlikte şu belirtilerin olması ketoasidoz açısından yol göstericidir:

  • Nefes darlığı
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Susuzluk hissi
  • Nefeste çürük meyve kokusu
  • Vücutta ısı artışı
  • Zihin bulanıklığı
  • Karın ağrısı
  • Uyuklama
  • Bilinç kaybı

İdrarda keton düzeyinin pozitif sonuç vermesi ile birlikte bu belirtilere sahip olmanız altta yatan tıbbi bir problemi gösteriyor olabilir.

Antibiyotikler; İdrarda keton pozitifliği farklı sağlık koşullarından kaynaklanıyorsa farklı tedavi seçeneklerine ihtiyacınız olabilir:

  • Antiviraller
  • Kalp ilaçları
  • Besleyici ürünler

Doktorunuz kandaki ve idrardaki keton düzeyinin artmasına yol açan nedeni tespit edecek ve nedene yönelik tedavi adımlarını uygulayacaktır.

Tedavi adımları atılırken bazı önlemler alınmalıdır:

  • Hastaya şeker verilmeli ve beslenilmelidir.
  • Hastanın uzun süre aç kalması önlenmelidir.
  • Hastanın yoğun egzersizler yapması önlenmelidir.

Kandaki keton düzeyini arttıran nedenin tedavisi yapıldıktan sonraki birkaç gün içerisinde idrarda keton değerleri negatif sonuç verecektir. Bu aşamada doktorunuzun önerilerine ve tedavi yaklaşımına uygun davranmalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Diyabetik ketoasidoz nedir? Tanısı, Tedavisi

Diyabetik ketoasidoz (DKA), tip 1 diyabetin ve çok daha az yaygın olarak tip 2 diyabetin ciddi bir komplikasyonudur. DKA, kan şekeriniz çok yüksek olduğunda ve keton adı verilen asidik maddeler vücudunuzda tehlikeli seviyelere çıktığında olur. Ketoasidoz , zararsız olan ketozis ile karıştırılmamalıdır .

Ketozis, ketojenik diyet olarak bilinen aşırı düşük karbonhidrat diyetinin veya oruç tutmanın bir sonucu olarak ortaya çıkabilir . DKA yalnızca vücudunuzda kandaki yüksek glikoz seviyelerini işlemek için yeterli insülin olmadığında olur.

Keton nedir?

Ketonlar (keton cisimcikleri) yağ asitlerinin parçalanması sonucunda oluşan yan ürünlerdir. Yağın enerji olarak yakılması sonucunda ortaya çıkan keton cisimleri ilk önce kanda görülür, miktarları arttıkça idrara geçmeye başlar. Bu durum vücuttaki hassas kimyayı bozar. Hızlı bir biçimde aşırı miktarda keton oluşumu kötü bir durum olduğunun habercisidir.

Aslında, vücudun enerji ihtiyacı için yağın parçalanması ve sonucunda da ketonların oluşumu herkes için normal bir süreçtir. Sağlıklı bir insanda insülin, glukagon ve diğer hormonlar kandaki keton seviyelerinin çok yükselmesini önler. Vücudu yeterli insülini üretemeyen diyabetliler ise kanlarında aşırı derecede keton birikimi açısından risk altındadır.

Diyabetik ketoasidoz nedenleri;

DKA, tedavi almamış yeni tanı Tip 1 diyabetlilerde, hastalığın tanı aldığı ilk şeker yükseklik belirtisi olabilir. Tedavi almakta olan diyabetlilerde ise, mutlak insülin eksikliğine yol açan durumlarda DKA riski artar. Tedaviye uyum problemleri, insülin tedavisini çeşitli nedenlerle bırakılması yada afet vb. sebeplerle tedaviye ulaşılamaması, ağır enfeksiyon ve benzeri organik stres durumlarında artan insülin ihtiyacı karşılanamaması gibi durumlar en sık DKA nedenleridir.

Belirtileri;

  • Sık idrara çıkma
  • Aşırı susuzluk hissi
  • Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği)
  • İdrarda keton yüksekliği
  • Mide bulantısı ya da kusma
  • Karın ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı (konfüzyon)
  • Nefeste meyve kokusu
  • Yüzde kızarma
  • Halsizlik
  • Nefes darlığı
  • Ağız ve cilt kuruluğu

Risk faktörleri;

  • Tip 1 diyabet
  • 19 yaşın altında olmak
  • Duygusal veya fiziksel travma
  • Stres
  • Yüksek ateş
  • Kalp krizi veya felç
  • Sigara
  • Alkol veya uyuşturucu bağımlılığı (özellikle kokain)
  • Gebelik

Tanısı;

Doktorunuz diyabetik ketoasidozdan şüphelenirse, fizik muayene ve çeşitli kan testleri yapacaktır. Bazı durumlarda, diyabetik ketoasidozu neyin tetiklediğini belirlemek için ek testler gerekebilir.

Kan testleri; Diyabetik ketoasidoz tanısında kullanılan kan testleri şunları ölçecektir:

  • Kan şekeri seviyesi; Vücudunuzda şekerin hücrelere girmesine izin verecek kadar insülin yoksa, kan şekeri seviyeniz yükselir (hiperglisemi). Vücudunuz enerji için yağ ve proteini parçaladıkça kan şekeri seviyeniz yükselmeye devam edecektir
  • Keton seviyesi; Vücudunuz enerji için yağ ve proteini parçaladığında, ketonlar olarak bilinen asitler kan dolaşımınıza girer
  • Kan asitliği; Kanınızda fazla keton varsa, kanınız asidik hale gelir (asidoz). Bu, vücudunuzdaki organların normal işlevini değiştirebilir.

Ek testler; Doktorunuz diyabetik ketoasidoza katkıda bulunmuş olabilecek altta yatan sağlık sorunlarını belirlemek ve komplikasyonları kontrol etmek için testler isteyebilir. Testler şunları içerebilir:

  • Kan elektrolit testleri
  • İdrar tahlili
  • Göğüs röntgeni
  • Kalbin elektriksel aktivitesinin kaydı (elektrokardiyogram)

Tedavisi;

Diyabetik ketoasidoz teşhisi konulursa, acil serviste tedavi edilebilir veya hastaneye kabul edilebilirsiniz. Tedavi genellikle şunları içerir:

  • Sıvı değişimi; Bu durumda ağızdan veya bir damardan (intravenöz olarak) sıvı alırsınız. Sıvılar, aşırı idrara çıkma yoluyla kaybettiğiniz şeylerin yerini alacak ve kanınızdaki fazla şekeri seyreltmeye yardımcı olacaktır
  • Elektrolit değişimi; Elektrolitler kanınızdaki sodyum, potasyum ve klorür gibi elektrik yükü taşıyan minerallerdir. İnsülin yokluğu kanınızdaki birkaç elektrolit seviyesini düşürebilir. Kalbinizin, kaslarınızın ve sinir hücrelerinizin normal şekilde çalışmasına yardımcı olmak için bir damardan elektrolitler alırsınız
  • İnsülin tedavisi; İnsülin, diyabetik ketoasidozise neden olan süreçleri tersine çevirir. Sıvılara ve elektrolitlere ek olarak, genellikle bir damar yoluyla insülin tedavisi alırsınız. Kan şekeri düzeyiniz yaklaşık 200 mg/dL’ye (11.1 mmol/L) düştüğünde ve kanınız artık asidik olmadığında, intravenöz insülin tedavisini durdurabilir ve normal subkutan insülin tedavinize devam edebilirsiniz

Vücut kimyası normale döndüğünde, doktorunuz diyabetik ketoasidoz için olası tetikleyicileri kontrol etmek için ek testler yapmayı düşünecektir. Koşullara bağlı olarak, ek tedaviye ihtiyacınız olabilir.

Diyabetik ketoasidoz önlenebilir mi?

Diyabetik ketoasidoz ve diğer diyabet komplikasyonlarını önlemek için yapabileceğiniz çok şey vardır:

  • Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi günlük rutininizin bir parçası haline getirin. Oral diyabet ilaçlarını veya insülini belirtildiği şekilde alın
  • Kan şekeri düzeyinizi günde en az üç ila dört kez kontrol etmeniz ve kaydetmeniz önemlidir. . Dikkatli izleme, kan şekeri seviyenizin hedef aralığınızda kalmasını sağlamanın tek yoludur
  • İnsülin dozunuzu kan şekeri seviyenize, ne yediğinize, ne kadar aktif olduğunuza, hasta olup olmadığınıza ve diğer faktörlere göre nasıl ayarlayacağınız konusunda doktorunuzla veya diyabet hemşirenizle konuşun. Kan şekeri seviyeniz yükselmeye başlarsa, kan şekeri seviyenizi hedef aralığınıza döndürmek için diyabet tedavi planınızı izleyin
  • Hastaysanız, idrar keton test kiti ile evde tetkik yapabilirsiniz.. Keton seviyeniz orta veya yüksekse, hemen doktorunuza başvurun veya acil yardım alın
  • Diyabetik ketoasidozunuz olduğundan şüpheleniyorsanız, kan şekeri düzeyiniz yüksekse ve idrarınızda yüksek keton varsa acil yardım alın

Diyabet komplikasyonları korkutucudur. Ama korkunun kendinize iyi bakmanızı engellemesine izin vermeyin. Diyabet tedavi planınızı dikkatle izleyin ve diyabet tedavi ekibinizden ihtiyaç duyduğunuzda yardım isteyin.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Nasır nedir? Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Cildin en dış tabakasının kalınlaşması durumu olan Nasır, acısızdır. Ellerde, ayaklarda veya sürtünmenin tekrarlandığı her yerde oluşabilir. Farklı nasır türleri vardır. Örneğin; ayağın altında bir plantar nasır bulunur.

Nasırlar bu problemi çekenler için ciddi bir sıkıntı, kötü görüntüsü nedeniyle büyük bir sorun haline gelir. Genelde ciddi bir şikâyete neden olmadığından ihmal edilen bir rahatsızlıktır.

Nedenleri;

  • Sıkı ve dar ayakkabı kullanımı
  • Ayak yapısına uymayan ve yüksek topuklu ayakkabılar
  • Ayak parmaklarındaki deformasyonlar
  • Ayak yapısının fazla kemikli olması
  • Yanlış basma, yürüme hareketleri

Belirtileri;

Nasırın birçok farklı belirtisi olmasına karşın belirti vermeyen ağrısız olanları da vardır. Nasır oluşurken ilk belirti nasır bölgesindeki keskin acıdır. Hafif nasırlarda basınç ortadan kalktığında ağrı da kaybolur ama derin ve geniş çaplı nasırlarda ağrı daha keskin ve daha rahatsız edicidir. Ağrıyla birlikte kalınlaşma da başlar. Nasırlar genellikle zararsızdır. Ama ağrılı olanlarda tedavi gerektirirler.

Çeşitleri;

Nasırların çeşitleri ve boyutları birbirinden farklıdır. Tedavi sürecinin başlangıcında nasırın hangi evrede olduğu ve türü belirlenir ve buna yönelik tedavi planlanır. Temel olarak 3 farklı nasır çeşidi vardır:

  • Yumuşak Nasır; Genellikle ayak parmakları arasında kalan boşluklarda oluşan ve ağrı, akıntı gibi sorunlara neden olan nasırlar, yumuşak nasırdır. Boyutu 1-4 cm aralığında olup kızarık, hassas bir yapıya sahiptir. Oluşum nedeni parmakların birbirine normalin üzerinde baskı yapmasıdır. Yüksek topuklu ayakkabıların sık olarak giyilmesi ayağın parmak bölgesine binen yük miktarını arttırdığından dolayı bu nasırların oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayak parmaklarında doğumsal olarak var olan veya sonradan gelişen şekil bozuklukları da yumuşak nasır oluşumuna neden olabilir
  • Sert Nasır; Genellikle ayağın kemikli kısımlarında meydana gelen, ayağın yanlış basılması veya kemiklerde bulunan deformasyonlara bağlı olarak ayakkabının ayak yüzeyine basınç yapması sonucunda gelişen bir nasır türüdür. Yoğun bir kökü vardır ve ayak parmaklarının tepeleri, küçük parmaklarının dış kısımları ve ayak tabanında oluşum gösterebilir
  • Tohum Nasırı; Topukların yan ve arka kısımlarında görülen tohum nasırları, ölü deriden oluşur. Basınca maruz kalması durumunda ağrıya neden olabilir. Nasır bölgesinin üzerindeki sert derinin temizlenmesi veya yumuşatılması ile genellikle ağrı hissi önlenebilse de ilerlemiş durumlarda deri altında nasır köklerinin oluşması nedeniyle farklı tedavi yöntemleri gerektirebilir

Tanısı;

Nasır, kişiler tarafından gözle rahatlıkla görülebilen ve yukarıda bahsedilen belirtiler nedeniyle kolaylıkla anlaşılabilen bir cilt rahatsızlığıdır. Fakat farklı türlerinin olması, boyutlarının ve görünümünün kişiden kişiye değişebilmesi nedeniyle bazı durumlarda siğil gibi farklı cilt sorunları ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle ayağının belirli bir kısmında deri farklılaşması, sertleşme, ağrı, batma hissi gibi şikayetleri bulunan hastalar, mutlaka bir cildiye uzmanına başvurmalıdır.

Cildiye uzmanı tarafından nasır tanısının konulması durumunda doktorun vereceği öneriler doğrultusunda tedavi süreci başlar. Çoğunlukla nasır bantları, kremler ve evde alınabilecek pratik önlemlerle tedavi edilebilen nasırlar nadir olarak çok fazla ilerlemiş olduğu durumlarda küçük cerrahi işlemler gerektirebilir. Bu nedenle bir uzmanın değerlendirmesinde fayda vardır.

Tedavisi;

Ciltte sertleşmiş olan bölgenin nasır ya da siğil olup olmadığını anlamak için, doktor etkilenen bölgeyi bir miktar kazıyacaktır. Üst deri kazıldığında, eğer siğil varsa kanama olacaktır. Nasır ise kanamaz ve kazıdıkça sadece daha fazla ölü deri ortaya çıkar. Nasırın kalınlığını azaltmak için, nasır üst kısmından tıraş edilebilir. Bunun dışında banyo sonrasında yumuşatılan ayaklardaki nasırları cilde zarar vermeden ponza taşıyla sürtmek de bir diğer tedavi yöntemidir.

Ancak yanlış uygulandığı takdir de sağlıklı cilt dokusunu öldürebilir ve alerjik reaksiyonlara sebep olabilir.Bu bantları dolaşım bozukluğu olanlar ve şeker hastaları kesinlikle kullanmamalıdır.

Nasırı keserek yok etmeye çalışmayın. Derinizde oluşacak kesikler sürekli olarak bakterilerin üreyebilecekleri ve rutubetli olmasından dolayı başka problemlere neden olabilir. Uygun şekilde nasırın üzerine yerleştirilen küçük pedler de, nasırın maruz kaldığı basıncı azaltır.

Nasır nasıl önlenir?

  • Ayakkabı alırken ayağı tam oturduğundan, yürürken rahatsız etmediğinden emin olunmalıdır. Öğleden sonraları alışveriş için uygun bir zamandır, ayaklar gün içersinde şişer ve ayaklar şişken alınan ayakkabı genel kullanımda rahatlık sağlar. Ayrıca ayakkabı çok gevşek de olmamalıdır
  • Yüksek topuklu ayakkabı tercih edilmemeli, yerine düz tabanlı ayakkabı giyilmelidir
  • Slikon pedler kullanılabilir. Her çeşidi eczanelerde mevcuttur
  • Özel tabanlık kullanılabilir
  • Her gün temiz çorap giymelidir ve terlemeye karşı talk pudrası kullanmalıdır
  • İş gereği sürekli bir el aleti kullanmanı gerekiyorsa noktasal sürtünme ve darbelere engel olmak için eldiven kullanılmalıdır
  • Kuru ve sert cildi yumuşatmak için ayaklar yıkandıktan sonra iyice kurulayıp özel bir nemlendirici ayak kremi sürülmelidir. Ponza taşı kullanımı alışkanlığa dönüşmeli
  • Ayak tırnakları kısa tutulmalıdır. Çok uzun ayak tırnakları ayak parmaklarını ayakkabıya doğru itmeye zorlayarak zamanla nasır oluşumuna yol açabilir. Bu basıncı ortadan kaldırmak için ayak tırnaklarını kısa tutmak önemlidir
  • Manikür yapılmayı ya da yaptırılmalıdır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Karaciğer kanseri nedir? Teşhisi, Tedavisi

Vücuttaki en büyük salgı organı olan Karaciğer, vücudu toksinlerden ve zararlı maddelerden uzak tutmak için çeşitli kritik işlevleri yerine getiren önemli bir organdır.

Karnın sağ üst kadranda, kaburgaların hemen altında bulunan Karaciğer, yağları, vitaminleri ve diğer besinleri sindirmenize yardımcı olan bir madde olan safra üretiminden sorumludur. Bu hayati organ, glikoz gibi besinleri de depolar, böylece yemediğiniz zamanlarda beslenmiş oluruz.

Ayrıca ilaçları ve toksinleri de parçalayan Karaciğerde kanser geliştiğinde, karaciğer hücrelerini yok eder ve karaciğerin normal işlev görme kabiliyetine müdahale eder. Karaciğer kanseri genellikle birincil veya ikincil olarak sınıflandırılır. Birincil karaciğer kanseri, karaciğer hücrelerinde başlar. İkincil karaciğer kanseri, başka bir organdaki kanser hücreleri karaciğere yayıldığında gelişir. 

Nedenleri ve risk faktörleri;

Karaciğer kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber hastalıktan sorumlu olduğu ve riski çok arttırdığı düşünülen bazı hastalıklar veya maddeler mevcuttur. Hepatit B ve hepatit C virüsüyle sarılık hastalığı geçirip virüs taşıyıcısı olmak, altta yatan en önemli nedenlerdir. Karaciğer kanseri, bu tür virüs infeksiyonları görüldükten yıllarca sonra ortaya çıkabilir. Hepatit virüsleriyle yakınmanız olmadan da hastalığı geçirebilirsiniz ve ancak kan testleri ile hastalığı geçirdiğiniz anlaşılabilir.

Karaciğer sirozu nedeniyle oluşmuş yara(siroz hastalarının %5’inde de karaciğer kanserine yakalanma riski vardır) , karaciğer adenomu, yiyeceklerde bulunan bazı karsinojenik maddeler, bazı ilaçlar ve hemakromatozis gibi metabolik hastalıklar, anabolik steroidlerin alımı, karaciğer yağlanması, ailede karaciğer kanseri öyküsü, tahıllarda yaşayan Aspergillus adı verilen mantarların ürettiği aflatoksin adı verilen zehirler, sigara kullanımı, içme suyunda bulunan bir zehir olan arsenik, diyabet, aşırı kilolu olma, zayıf bir bağışıklığa sahip olma ve bazı tip doğum kontrol haplarını kullanmak, alkol (her 3 karaciğer kanseri vakasından 1’i alkole bağlı olarak ortaya çıkmaktadır) karaciğer kanseri nedenleri arasındadır.

Belirtileri;

Belirtiler tümörün büyüklüğüne ve yaygınlığına göre değişlik gösterir. Erken dönemlerde fark edilmesi zordur. Fizik muayenede elle fark edilebilmesi için tümörün çok büyümüş olması gerekir ki bu genellikle geç safhalarda mümkün olur. Karaciğer yetmezliğine bağlı belirtilerin (sarılık, karında su toplaması, gibi) gelişebilmesi için karaciğerin büyük kısmının tümörle kaplanması gerekir, ancak bu da tümörün ileri safhalarında olur. Bu nedenle tümörün erken dönemde fark edilebilmesi genellikle rutin kontroller sırasında istenen incelemeler (ultrasonografik incelemeler gibi) sırasında olur.

Karaciğer sirozu olan hastalarda birlikteliği sık olduğu için bu hastalarda daha sık akla gelir ve incelemeler buna göre yönlendirilir. Sirozlu hastanın genel durumunda hızlı bozulma, sarılığın ortaya çıkması, karında su birikmesinin hızlanması gibi durumlarda karaciğer kanseri akla gelmelidir.

HCC hastalarında paraneoplastik sendrom denen bir durum eşlik edebilir. Bu sendromda, hastalarda tümör hücrelerinin salgıladığı bazı hormonlara bağlı kan şekerinde düşmeler (hipoglisemi), kanda alyuvar sayısında artış (polisitemi), kalsiyumda artış (hiperkalsemi), hipertansiyon, ishal vb şikâyetler görülebilir.

Tanısı;

Karaciğer kanseri tanısını koymak için kullanılan testler ve işlemler aşağıdakileri içerir:

  • Kan testleri. Kan tahlilleri karaciğer fonksiyon anormalliklerini gösterebilir
  • Görüntüleme Testleri. Doktorunuz, ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT) taraması ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi görüntüleme testlerini önerebilir
  • İnceleme için bir karaciğer doku örneği alınması. Doktorunuz karaciğer kanserinin kesin tanısını koyabilmek için laboratuarda incelenmek üzere bir parça karaciğer dokusunun alınmasını önerebilir.

Karaciğer biyopsisi sırasında, doktorunuz doku örneği elde etmek için cildinizden karaciğerinizin içine ince bir iğne batırır. Laboratuarda, doktorlar kanser hücrelerini aramak için dokuyu mikroskop altında inceler. Karaciğer biyopsisi kanama, morarma ve enfeksiyon riski taşır.

Tedavisi;

Karaciğer tümörlerinin tedavisi, ameliyat ile tümör kitlesinin çıkarılmasıdır. Karaciğer fonksiyonlarının yeterli olduğu ve kitlenin çıkarılabileceği hastalarda ameliyat tercih edilmektedir. Ancak karaciğer naklinin gerektiği durumlar da mevcuttur.

Bu tedavi yöntemi, tümörün karaciğer içinde sınırlı olduğu siroz hastalarında uygulanır. Ameliyat edilmeye uygun olmayan hastalarda ise diğer bazı girişimsel yöntemler uygulanabilir. Bunların arasında ilk sırada yer alan; kemoembolizasyon yöntemidir.

Bu yöntemde, karaciğer atardamarının içine ilaç verilerek kitlenin büyümesi sınırlandırılır. Hasta açısından toleransın yüksek olduğu bilinmektedir. Buna alternatif diğer yöntemler ise; alkol enjeksiyonu, radyofrekans ablasyonu ve kriyoterapidir.

Bunların tümünde kitleye lokal olarak ısı, soğutma veya kimyasal etki uygulanarak tümör dokusunun ölmesi sağlanır. Diğer kanserlerde sıklıkla kullanılan kemoterapi, karaciğer kanserlerinde diğer yöntemlerle beraber kullanıldığında daha etkili sonuçlar vermektedir.

Karaciğer kanserinin sistemik tedavisi;

Kanserin karaciğer dışındaki lenf bezlerine veya diğer organlara yayılması halinde veya mevcut diğer tedavi yöntemleri kullanılmasına rağmen kanserin ilerlemesi ya da yayılması durumunda “ilerlemiş” ya da “metastatik” karaciğer kanserinden söz edilir.

Bu evredeki karaciğer kanserinde kalıcı ve tam bir şifa sağlamak, hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir ve yapılacak tüm tedavilerin amacı hastanın kansere bağlı şikâyetlerini azaltmak, mümkünse hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır.

İlerlemiş/metastatik karaciğer kanserinde sadece karaciğer üzerinde değil vücuttaki tüm doku ve organlarda etkili olan “sistemik tedavi” tercih edilir. Sistemik tedavi, kemoterapi ilaçlarını ve hedefe yönelik tedaviyi içermektedir.

Karaciğer kanseri genellikle kemoterapi ilaçlarına dirençli bir kanser türüdür ve hiçbir kemoterapi ilacı ömrü uzatmamaktadır. Hedefe yönelik tedavi ilaçları, tümörün büyümesinde ve yayılmasında önemli olan damarlanma özelliğini ve bazı proteinlerin üretimini engelleyerek etki göstermektedir.

Yapılan çalışmalarda ilerlemiş veya metastatik karaciğer kanserinde bu ilaçların yaşam süresini ortalama 3 ay kadar uzattığını göstermiştir. İlaç, sirozu olmayan ya da sirozu ileri derecede bulunmayan hastalarda etkili görünmektedir.

İlacın kullanımı ile ortaya çıkması olası başlıca yan etkiler iştahsızlık, halsizlik, ishal, kilo kaybı, ciltte kızarıklık ve/veya döküntü, el ayaları ve ayak tabanlarında soyulmadır.

Hedefe yönelik bu ilaçlar kullanılırken belirli aralıklarla kan tahlilleri yapılarak karaciğer testleri ve kan sayımı değerleri kontrol edilmelidir. Yan etkiler fazla ise, karaciğer fonksiyonlarında giderek kötüleşme görülüyorsa ya da kan tahlillerinde anormallikler mevcutsa ilaca ara verilebilir ya da dozu azaltılabilir.

Korunmak mümkün mü?

HBV’ye karşı aşıların kullanılması karaciğer kanseri insidansının düşürülmesinde önemlidir. Ayrıca kronik hepatit C’nin tedavi edilmesi, hemokromatozisin erken tespiti ve alkolizmin tedavi edilmesi gibi siroz gelişiminin önlenmesine yönelik girişimler, yüksek risk taşıyan bu bireylerde karaciğer kanseri gelişiminin önlenmesinde büyük önem taşır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalça kırığı nedir? Detaylar

Her yaşta ciddi bir durum olan Kalça Kırığı, neredeyse her zaman ameliyat gerektirir. Kırık bir kalça ile ilişkili komplikasyonlar hayati tehlike oluşturabilir. Kalça eklemini oluşturan uyluk kemiği ve onun uzantısı olan top şeklindeki femur başını birleştiren femur boyun kısmında ve boynun altındaki trockanterik bölgedeki kırıklar kalça kırığı adını almaktadır.

Yaşlılarda kemik erimesi nedeniyle, genellikle basit düşmelerle, gençlerde ise trafik kazası veya yüksekten düşme gibi ciddi travmalar sonucu oluşur. Yaşın ilerlemesi ile görme sorunları, kas zayıflıkları ve eşlik eden hastalıklar ( yüksek tansiyon, şekerin yükselmesi veya düşmesi, inme gibi problemler) hastanın düşmesine yol açarak zayıflamış olan kemikte kırıklara yol açmaktadır.

Tanısı;

Kaymış kalça kırıklarında tanı koymak kolaydır. Hasta yürüyemez ve kalça bölgesinde hareketle artan şiddetli ağrısı olur. Kırık taraftaki bacak kısalmış ve dışa dönmüş durumdadır. Tanı için röntgen çoğu kez yeterli olur. Ancak yorgunluk kırıklarında ve kaymamış kırıklarda hafif bir kalça ağrısı ile aksayarak yürümek mümkün olabilir. Bu durumda ilaveten bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulur.

Riskleri;

Yaşlılarda güçlükle dengede olan organ sistemleri ve ruhsal durum kalça kırığının oluşması ile tamamen bozulur. Yatağa bağımlı hale gelen hastanın metabolik dengeleri hızla bozulur. Şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi önceden var olan hastalıkları giderek ağırlaşır. Yatağa temas eden yerlerinde yatak yaraları çıkabilir. Uzun süreli yatağa bağımlılık sağlıklı yaşamla bağdaşmamaktadır.

Tedavisi;

Amaç hastayı yatağa bağımlılıktan bir an önce kurtarmak ve eskisi gibi yürümesini sağlamaktır. Bunun için tek çözüm cerrahi tedavidir. Cerrahi tedavide iki farklı seçenekten birine karar verilir: Bunlardan birincisi kırık parçaları uç uca getirip kaynatmayı hedefleyen ameliyatlardır. Osteosentez denen bu ameliyatlar çok yaşlı olmayan, ev dışı aktif yaşam beklentileri olan ve hastaneye gecikmeden getirilmiş hastalara yapılabilir. Bu ameliyatlarda özel vida veya çivi sistemleriyle kırık sabitleştirilir. Kaynama süresi boyunca hasta o tarafına tam yük verilmeden yürütülür. İkinci seçenek ise protezlerdir. Fizik aktiviteleri kısıtlı, hafıza problemi olan ve çok yaşlı hastalarda ameliyat ile kırığın üst parçası çıkarılıp yerine metal protez yerleştirilir. Böylelikle hastanın hemen yürütülmesi mümkün olur.

Korunma;

İleri yaş grubunda görülen kalça bölgesi kırıkları daha çok osteoporoza bağlı olduğundan ve evde basit düşmeler sonucu oluştuğundan bazı önlemlerle kırık riski azaltılabilir. Osteoporozun ilaç ve egzersilerle önlenmesi ve tedavisi dışında yaşama alanında uygulanacak bazı önlemlerle düşme riski de azaltılabilir. Yürüme alanından halı parçalarının, kapı eşiklerinin ve kabloların kaldırılması, halıların sabitlenmesi, banyo gibi ıslak alanlarda kaymayan zemin örtüleri kullanılması, banyo ve tuvaletlere tutamak konulması ve yaşam alanının yeterli aydınlatılması bu önlemlerdendir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Yara nedir, kaç çeşit yara vardır? İlkyardım

Yara, içten veya dıştan vücut bütünlüğünün bozulması durumudur. En önemli ayrım, açık ve kapalı yaralar arasındadır.  Açık yara, vücudu saran deri bütünlüğünün dışarıdan gelen bir şiddet sonucu bozulmasıdır. Kapalı yaralarda ise tam tersi durumudur.

Farklı bir tanımla; Bir travma sonucu deri yada mukozanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Aynı zamanda kan damarları, adale ve sinir gibi yapılar etkilenebilir. Derinin koruma özelliği bozulacağından enfeksiyon riski artar.

Kaç çeşit yara vardır?

Kesik yaralar; Bıçak, çakı, cam gibi kesici aletlerle oluşur. Genellikle basit yaralardır. Derinlikleri kolay belirlenir.

Ezikli yaralar; Taş yumruk ya da sopa gibi etkenlerin şiddetli olarak çarpması ile oluşan yaralardır. Yara kenarları eziktir. Çok fazla kanama olmaz, ancak doku zedelenmesi ve hassasiyet vardır.

Delici yaralar; Uzun ve sivri aletlerle oluşan yaralardır. Yüzey üzerinde derinlik hakimdir. Aldatıcı olabilir tetanos tehlikesi vardır.

Parçalı yaralar; Dokular üzerinde bir çekme etkisi ile meydana gelir. Doku ile ilgili tüm organ, saçlı deride zarar görebilir.

Kirli (enfekte) yaralar:

Mikrop kapma ihtimali olan yaralardır. Enfeksiyon riski yüksek yaralar şunlardır:

  • Gecikmiş yaralar (6 saatten fazla)
  • Dikişleri ayrılmış yaralar
  • Kenarları muntazam olmayan yaralar
  • Çok kirli ve derin yaralar
  • Ateşli silah yaraları
  • Isırma ve sokma ile oluşan yaralar

Yaraların ortak belirtileri nelerdir?

  • Ağrı
  • Kanama
  • Yara kenarının ayrılması

Ciddi yaralanmalar nelerdir?

  • Kenarları birleşmeyen veya 2-3 cm olan yaralar
  • Kanaması durdurulamayan yaralar
  • Kas veya kemiğin göründüğü yaralar
  • Delici aletlerle oluşan yaralar
  • Yabancı cisim saplanmış olan yaralar
  • İnsan veya hayvan ısırıkları
  • Görünürde iz bırakma ihtimali olan yaralar

Ciddi yaralanmalarda ilkyardım;

  • Yaraya saplanan yabancı cisimler çıkarılmaz
  • Yarada kanama varsa durdurulur
  • Yara içi kurcalanmamalıdır
  • Yara temiz bir bezle örtülür (nemli bir bez)
  • Yara üzerine bandaj uygulanır
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuş Gribi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kuş Gribi (Avian İnfluenza, Tavuk Vebası, Pestis Avium, Bird Flu), sadece kanatlıları değil, insanları ve diğer hayvanları da enfekte eden viral bir enfeksiyondur. Virüsün çoğu formu kuşlarla sınırlıdır. H5N1, kuş gribinin en yaygın şeklidir. Kuşlar için ölümcüldür ve bir taşıyıcıyla temas eden insanları ve diğer hayvanları kolayca etkileyebilir.

Hasta tavuklarda yüksek bulaşıcılığı olan bu hastalık ilk kez 1878 yılında İtalya’da tespit edilmiş ve “tavuk vebası” olarak adlandırılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, H5N1 ise ilk olarak 1997’de insanlarda keşfedildi ve enfekte olanların yaklaşık yüzde 60’ını öldürdü. Şu anda, virüs insandan insana temas yoluyla yayılmamaktadır. Yine de bazı uzmanlar H5N1’in insanlara pandemik bir tehdit oluşturma riski taşıyacağından endişe ediyorlar.

Nasıl bulaşır?

Hasta hayvanların akıntıları ve özellikle dışkı ile direkt temas; bulaşık yem, su, malzeme ve kıyafetlerle temas; klinik olarak hastalık belirtilerini göstermeyen su ve deniz kuşlarıyla temas bulaşa neden olabilir. Özellikle ölü veya canlı hastalıklı kuşlar ve kuşların atıklarına maruz kalan kişilere solunum ve temas yoluyla bulaşır.

Avian influenza virüsleri genellikle insanları doğrudan enfekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda avian influenza virüsleriyle oluştuğu bildirilmiş doğal enfeksiyon sayısı çok azdır. İnsanlardaki olguların enfekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından insandan insana geçiş olmadığı belirtilmekle birlikte literatürde sağlık çalışanları, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olguları bildirilmiştir. Avian İnfluenza A nın bazı suşları (H5N1, H7N7 ve H9N2 vb.) sağlık çalışanları, aile bireyleri, tavukçuluk yapanlar ve tavuk imha ekiplerinde çalışanlarda insandan insana çok sınırlı bir biçimde de olsa bulaşabildiği anlaşılmaktadır.

Hastalık ülke içinde çiftlikler arasında hızlıca yayılım gösterebilir. Enfekte olmuş araçlar, elbiseler, ayakkabılar aracılığı ile bir yerden diğerine taşınırlar. Doğrudan ya da dolaylı yollarla vahşi göçmen kuşların evcil kuşlara enfeksiyonu bulaştırması en önemli salgın nedenidir. Ayrıca, canlı kuş pazarları salgının yayılmasında önemlidir. Bir ülkeden diğerine ise uluslararası canlı kümes hayvanları ticareti ve göçmen kuşlar aracılığı ile taşınabilmektedir.

Enfeksiyonun görüldüğü dönemlerde sulak alanlara girip çıkan araç ve insanlar ile yerleşim yerlerine taşınma riski vardır. Riskli dönemlerde avcılık faaliyetleri ile de hastalığın yerleşim yerlerine taşınma olasılığı bulunmaktadır. Risk yaratan diğer bir durum da, hastalık çıkmış olan yerleşim yerlerinden kontrolsüz araç ve insan hareketleri ile yayılımıdır.

Aşağıdaki gibi tipik grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız bir H5N1 enfeksiyonu olabilir:

  • Öksürük
  • İshal
  • Solunum güçlüğü
  • Yüksek ateş (38 ° C üzeri)
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Keyifsizlik
  • Burun akması
  • Boğaz ağrısı

Risk faktörleri;

H5N1 uzun süreler boyunca hayatta kalma yeteneğine sahiptir. H5N1 ile enfekte olan kuşlarda virüs 10 gün boyunca dışkıda ve tükürükte bulaşmaya devam eder. Kontamine yüzeylere dokunmak enfeksiyonu yayabilir.

H5N1’in bulaşma riski yüksek olan kişiler aşağıdakiler gibidir:

  • Kümes hayvanı yetiştiren çiftçiler
  • Kuş gribinden etkilenen bölgeleri ziyaret edenler
  • Enfekte kuşlar ile temas
  • Az pişmiş kümes hayvanları veya yumurta yiyen biri
  • Enfekte hastalar için bakım yapan bir sağlık çalışanı
  • Virüslü bir kişinin hanesinde bulunan diğer kişiler

Tanısı;

Laboratuvar tanısında altın standart, virüs izolasyonudur. Şüpheli insan vakalarının hızlı laboratuvar doğrulaması genellikle influenza virüs antijenlerinin immünokromatografik veya immünfloresan tespiti ya da solunum örneklerinde H5 spesifik RNA’sının real-time-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile tespit edilmesi ile yapılmaktadır. Ek olarak nükleoprotein gibi viral antijenlere karşı oluşan antikorları tespit eden ticari ELISA kitleri mevcuttur.

Tedavisi;

Farklı kuş gribi tipleri farklı semptomlara neden olabilir. Sonuç olarak, tedaviler de değişebilir. Çoğu durumda, antiviral ilaçlarla tedavi, hastalığın şiddetini azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, belirtiler ilk ortaya çıktıktan 48 saat içinde ilaçlar alınmalıdır.

Grip insan formuna neden olan virüs, en yaygın iki antiviral ilaç, amantadin ve rimantadin formlarına direnç geliştirebilir. Bu ilaçlar hastalığı tedavi etmek için kullanılmamalıdır.

Aileniz veya sizinle yakın temas halinde olan diğer kişilere de, hasta olmadıkları halde önleyici tedbir olarak antiviral ilaç olarak da verilebilir. Virüsün başkalarına yayılmasını önlemek için karantina uygulanır.Şiddetli bir enfeksiyon durumunda solunum cihazına bağlanabilirsiniz.

Hastalıktan korunmak için yapılması gerekenler nelerdir?

Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Crohn nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Genellikle ince ve kalın bağırsaklarda görülmekle birlikte, sindirim sisteminde ağızdan makata kadar olan bölgede etkili olan Crohn, tutulum yaptığı sindirim sistemi bölümlerinde kalınlaşma, ülser adı verilen yara oluşumları ve iltihaba neden olur. Ciddi sorunlara yol açan ve yaşam kalitesini en olumsuz şekilde etkileyen hastalıklardan bir tanesi Crohn, insanlar arasında yaklaşık olarak binde iki oranında görülmektedir.

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler ve çevresel etmenlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olduğu bilim dünyası tarafından öne sürülmektedir. Oldukça ciddi etkilere sebep olan Crohn hastalığı, yaşam boyu tam olarak iyileşme göstermez ve çoğu zaman cerrahi müdahaleler gerektirir. Aynı zamanda hastalığın yol açtığı etkiler, birçok başka hastalığın oluşumuna da zemin hazırlayabilir.

Nedenleri;

Crohn hastalığının nedeni ile ilgili halen bir belirsizlik söz konusudur. Hastalıkla ilişkili bazı genetik ve çevresel faktörler bulunmaktadır; fakat bu faktörleri rolü belirli değildir. Bununla birlikte, hastalığın vücudun immün sisteminin bağırsaklarda bulunan bakterilere karşı bir yanıtı olduğu düşünülmektedir. Birçok bilim adamı dış kaynaklı bir ajanın (bakteri veya virüs) immün sistemle etkileşiminin bağırsak duvarında bir atağı tetikleyerek kronik enflamasyona ve nihayetinde ülserasyona ve bağırsak hasarına neden olduğuna inanmaktadır.

Belirtileri;

  • Kalıcı ishal (bazen kanlı olabilir)
  • Karın bölgesinde kramp ve ağrı
  • Kilo kaybı
  • Halsizlik veya yorgunluk
  • Şişkinlik hissi
  • Rektal (makat) kanama
  • Göz kızarıklığı veya ağrı
  • Ateş
  • Eklem ağrıları
  • Mide bulantısı veya iştah kaybı
  • Genellikle bacaklarda kırmızı, ağrılı şişmiş cilt lekeleri
  • Ağız ülseri

Teşhisi;

  • Kan testi
  • Dışkı testi
  • Kolonoskopi ve endoskopi
  • Bilgisayarlı tomografi ve MR
  • Biyopsi

Bazen teşhis için aynı tetkikler birden fazla yapılmak zorunda kalınabilir. Crohn hastalığının kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Uygulanan tedavi seçenekleri hastalığın şiddetini ve sıklığını azaltmaktadır.

Hastalığın belirtileri göz önüne alındığında ülseratif kolit ile karıştırılabilmektedir. Ancak ülseratif kolit sadece kalın bağırsağı etkilerken Crohn hastalığı sindirim sisteminin her hangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Bunun yanında ülseratif kolit kolon mukozasının en dıştaki doku tabakasını etkilerken, Crohn hastalığı kalın bağırsak dokusunun tüm katmanlarını etkileyebilmektedir.

Tedavisi;

Chron hastalığı, hiçbir zaman tam olarak iyileştirilemeyen kalıcı bir hastalıktır. Hasta bireyler, Chron hastalığının alevlendiği ve durgunlaştığı çeşitli periyotlar geçirir. Alevlenme dönemlerinde daha yoğun olmak üzere çeşitli ilaç tedavileri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanan hastalarda hastalık önlenemese de yol açtığı semptomların minimuma indirilmesi mümkündür. Bunun dışında Chron hastalığının yaklaşık olarak %50 – %70’lik kısmı yaşamları boyunca en az bir kez cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyar. Özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi müdahale tercih edilmektedir.

Chron hastası bireyler, yaşamları boyunca özel bir beslenme planı çerçevesinde hareket etmelidir. Özellikle yüksek posa oranına sahip besinler hastalığı tetiklediğinden mümkün olduğunca az tüketilmeli, özellikle aktif (alevlenme) dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır. Bireylerin ishal veya kabızlık sorunu yaşadığı dönemlerde de Chron hastalığı diyeti buna göre düzenlenmelidir.

Bunun dışında hastalığın aktif dönemlerinde bireyler ağır sporlar ve fiziksel güç gerektiren hareketler yapmaktan kaçınmalı, mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Sonuç olarak Chron hastalığına sahip olan bireylerde doktor ve diyetisyen eşliğinde yapılan tedavilere gereken özen gösterilerek hastalığın yol açtığı sorunlar en aza indirilebilir, bu sayede yaşam kalitesi büyük ölçüde artırılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın