Türkiye’nin Rusya İle Derinleşen Bağları Nedeniyle Batıda Endişe Artıyor

İngiliz Financial Times gazetesi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşmesine ilişkin yayınladığı haberde, batılı yetkililerin, Türkiye ile Rusya arasındaki derinleşen ekonomik işbirliği konusunda giderek daha fazla endişe duyduğuna yer verdi.

Financial Times’a demeç veren 6 batılı yetkili, Türk ve Rus liderlerin, dün Soçi’de dört saatlik bir toplantının ardından ticaret ve enerji alanındaki işbirliğini genişletme anlaşmasından endişe duyduklarını söyledi.

Bir AB yetkilisi, Türk-Rus işbirliğinin “giderek daha yakından” izlediğini söyleyerek, Türkiye’nin “giderek daha fazla” Rusya ile ticaret için bir platform haline geldiğine dair endişelerini dile getirdi. Bir diğer yetkili ise, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik davranışını “çok fırsatçı” olarak nitelendirerek, “Türklerin endişelerimize dikkat etmesini sağlamaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

ABD’nin yaptırım uyarısı hatırlatıldı

Haberde, Washington’ın Rusya’nın yaptırımlardan kaçmasına yardımcı olan ülkeleri, ABD’nin yasal yargı yetkisinin ötesindeki ihlalleri hedef alan “ikincil yaptırımlarla” vuracağı konusunda defalarca uyardığı hatırlatılarak, AB’nin bu konuda daha zor ve ketum davrandığını aktardı.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, Haziran ayında Türk yetkililer ve İstanbullu bankacılarla bir araya gelerek onları yasa dışı Rus parasının kanalı haline gelmemeleri konusunda uyarmıştı.

“Rusya’ya verilen taahhütler yerine getirilirse şirketler Türkiye’den çekilebilir”

Üst düzey bir batılı yetkili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya verdiği taahhütleri yerine getirmesi halinde ülkelerin şirketlerini ve bankalarını Türkiye’den çekilmeye çağırabileceklerini öne sürdü.

Yetkili, Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerin, “Türkiye’nin faaliyetlerini genişletmesinin yaratacağı risk ışığında, Batılı firmaları ya Türkiye’deki ilişkilerinden çekilmeye ya da Türkiye ile ilişkilerini küçültmeye çağırarak Ankara’ya karşı harekete geçebileceklerini” söyledi. Ancak bu ifadeler, yasal açıdan durumlarını inceleyen ve iyi bir fikir olup olmadığını sorgulayan diğer bazı batılı yetkililer tarafından reddedildi.

Avrupalı ​​bir yetkili ise, “Bu tür olumsuz eylemlere karşı muhtemelen sert bir şekilde mücadele edecek çok önemli ekonomik çıkarlar var. Türkiye Rusya’ya çok yakınlaşırsa, herhangi bir olumsuz eylemi dışlamayacağız” dedi.

“Üye devletler Türkiye’ye yönelik harekete geçebilir”

FT’nin haberinde, Türkiye’ye yönelik olası yaptırımların AB içinde bölünmelere neden olacağı ifade edilirken, bazı üye devletlerin de harekete geçebileceği öne sürüldü ve “Örneğin ticaretin finansmanına kısıtlama getirilmesini isteyebilirler veya büyük finans şirketlerinden Türk şirketlerine olan finansmanı azaltmalarını isteyebilirler” ifadesi kullanıldı.

Üç Avrupalı ​​yetkili, Brüksel’de Türkiye konusunda henüz resmi bir görüşme yapılmadığını söyledi ve Soçi’deki tartışmaların tüm detaylarının ve yansımalarının henüz net olmadığı konusunda uyardı.

Batılı yetkililerin uyarıları, Rusya’nın Şubat ayındaki Ukrayna’yı kapsamlı bir şekilde işgal etmesinden bu yana Kiev ve Moskova’ya “dengeli” bir yaklaşım benimseyen Putin ve Erdoğan’ın 4 saatlik bir baş başa görüşmesinden bir gün sonra geldi.

(Kaynak: t24 )

Paylaşın

Erdoğan İle Putin’den Kritik Görüşme: Ortak Bildiri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çalışma ziyareti nedeniyle bulunduğu Rusya’nın Soçi şehrinde, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e teşekkür ederek, Tahran ziyaretinin ardından 17 gün aradan sonra tekrar bir araya gelişleri sebebiyle memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Haber Merkezi / Her iki ülke heyetinin Türkiye’de yaptığı görüşmelerin de verimli geçtiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda birçok konuları ele aldılar ve şimdi de bizim bu konulardan sonra buna bir adeta nokta koymamız inanıyorum ki Türkiye-Rusya ilişkilerinde çok farklı bir sayfayı da açacaktır. Gerek enerjide gerek Karadeniz hattının tarımda, tahılda buradan atılan adımlar, turizmde yapılan görüşmeler, ulaşımla ilgili olarak atılan adımlar ki bütün bunlarla beraber bölgedeki bazı adımların atılması, bunlar gerek heyetlerimizin yaptığı ama bizim de bugün başa baş ikili bu görüşmeyi yapmak suretiyle Türkiye ve Rusya’nın bölgede oynadığı rolü ortaya koyması bakımından çok önemli” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: “Suriye’deki gelişmeleri bu vesileyle özellikle ele almamız inanıyorum ki bölgeye ayrıca rahatlama getirecektir. Terörle mücadelede dayanışmamız büyük önem arz ediyor ve bu konuyla ilgili olarak da atacağımız adımlar, yapacağımız görüşmelerle inanıyorum ki bir güç kazanacaktır. Yine bugün tabii dünyanın gözü Soçi’de. ‘Acaba Soçi’de ne görüştüler, ne yaptılar?’ Burayı takip ediyorlar. Bizim de yapacağımız bu görüşmelerden sonra da bunlara verilecek olan cevaplar onları belli istikamette yönlendirecektir.”

Akkuyu Nükleer Santrali

Akkuyu konusunun büyük önem arz ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Enerji alanında Akkuyu konusunu bugün sizlerle bir noktaya getirmemiz onu belli bir yerde gerçekten değerlendirerek, karara bağlamamız Akkuyu’daki süreci ertelemeye fırsat vermeyecektir. Çünkü belirlenen takvimin işlemesi ve Akkuyu’nun belirlenen zamanda bitirilmesi çok çok büyük önem arz ediyor. Zira Türkiye’nin enerji temininde yüzde 10 enerji potansiyelini Akkuyu Enerji Santrali halledecek ve bu konuyla ilgili olarak da etraflıca bir görüşme yapmamızın faydalı olacağına inanıyorum. Ben de bugün böyle bir fırsatı bulduğumuz için memnuniyetimi özellikle ifade etmek istiyorum.”

Putin’den Erdoğan’a teşekkür

Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin aracılığı sayesinde Ukrayna tahıllarının Karadeniz limanlarından sevkiyatını başlatmak konusunda başarılar elde edildiğini kaydeden Rusya Devlet Başkanı Putin, katkılarından ötürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, şöyle devam etti: “Rus gıda ürünleri, Rus gübresi bu şekilde dünyaya açılmış oldu. Özelikle gelişmekte olan ülkeler için bu son derece hassas bir mesele, ciddi problemlerle karşı karşıya gelebilirler gıda krizi yüzünden. Tabi ki bütün bu ülkeler bu aldığınız kararları önemsiyorlar, yani sizin kişisel katkılarınız sayesinde mümkün olabildi bütün bunlar. Ve dediğim gibi, umarım bugün ilgili mutabakat zaptını imzalayabileceğiz ticari ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesiyle ilgilidir. Dediğim bu heyetlerimizin Türkiye’de sağlamış oldukları uzlaşılar sayesinde böyle bir mutabakat zaptını imzalama şansımız, fırsatımız oldu.”

Suriye krizi başta olmak üzere bölgedeki güvenlik konularını da ele alma fırsatını bulacaklarını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Türkiye ve Rusya oradaki durumun normalleşmesine ciddi katkı sağlıyor. Elbette bu konuyu da ele alacağız” ifadesini kullandı.

Ortak bildiri

Basına kapalı gerçekleşen görüşme, 4 saat sürdü. Görüşmenin ardından ortak bildiri yayınlandı. Bildiride, “Liderler, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir” denildi.

Ukrayna, Türkiye, Rusya ve BM’nin Ukrayna’dan tahıl sevkiyatı konusunda imzaladığı anlaşmaya değinilen bildiride, “İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ve Putin’in Libya’daki siyasi sürece destek verdiği aktarılan bildiride şu ifadelere yer verildi:

İki lider, Türkiye-Rusya ilişkilerinin, mevcut bölgesel ve küresel tüm sınamalara rağmen, karşılıklı saygı ve mütekabil çıkarların tanınması temelinde ve uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olarak ilerletilmesi yönündeki ortak iradelerini teyit etmişlerdir.

Bu anlayış çerçevesinde Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin gündeminde yer alan konular üzerinde kapsamlı istişarelerde bulunan liderler; iki ülke arasındaki ticaret hacminin tespit edilen hedefler doğrultusunda ve dengeli bir temelde artırılması; ekonomi ve enerji alanlarında iki ülkenin birbirlerinden beklentilerinin mütekabiliyet çerçevesinde karşılanması; ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde uzun süredir iki ülke gündeminde bulunan konularda işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kalmışlardır.

Bölgesel konular bağlamında, liderler, Türkiye ile Rusya arasında var olan samimi, açık sözlü ve güvene dayalı ilişkilerin bölgesel ve uluslararası istikrarın tesisi açısından taşıdığı kilit öneme işaret etmişledir. İki lider bu çerçevede, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin emniyetli taşınmasına yönelik İstanbul mutabakatına varılmasında iki ülke arasındaki yapıcı ilişkilerin rol oynadığını teyit etmişlerdir. İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir.

“Dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılığı”

Suriye’deki son gelişmeler üzerinde durulan görüşmede liderler, ülkede kalıcı çözüme ulaşılması için siyasi sürecin ilerletilmesine atfettikleri önemin altını çizmişlerdir. Liderler, Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına atfettikleri öneme işaretle, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.

İki lider, Libya’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılıklarını vurgulamışlardır. Libyalılar arasında mümkün olan en geniş mutabakat temelinde serbest, adil ve muteber seçimlerin düzenlenmesinin önemini vurgulamış ve BM himayesinde yürütülen Libya liderliğindeki ve Libya sahipliğindeki siyasi sürece desteklerini yinelemişlerdir.

Liderler, Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin müteakip toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi üzerinde mutabık kalmışlardır.

Paylaşın

Tahran’daki Üçlü Zirvede ‘Suriye’nin Toprak Bütünlüğü’ Vurgusu

“Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı” İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirildi. Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmeleri bağlamında gerçekleştirilen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi katıldı.

Üçlü zirve toplantısı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan, Reisi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de bir araya geldi. Tahran Uluslararası Konferans Salonu’nda düzenlenen Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı sonrasında liderler ortak basın toplantısında konuştu. Toplantı sonrasında ayrıca ortak bir bildiri yayınlandı.

“Egemenliği ihlal edecek girişimlerden kaçınmalı”

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye muhtemel askeri operasyonunun konuşulduğu günlerde gerçekleştirilen zirve sonrası yapılan açıklamalarda Suriye’nin “egemenliği ve toprak bütünlüğü” vurgusu vardı.

Zirvenin ardından gerçekleştirilen ortak basın toplantısında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığı kabul edilebilir değil ve onların buraları terk etmeleri gerekiyor” dedi: Suriye’nin topraklarının her noktasının Suriye’nin meşru hükümetinin denetimine ve kontrolü altına girmesi gerekiyor.

Üçlü zirvenin gündem maddelerine de değinen Reisi, “Suriye’nin egemenliğini ihlal edecek herhangi bir girişimden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurguladık” dedi, Rusya, Türkiye ve İran’ın iş birliğinin yanı sıra Suriye hükümetiyle işbirliği nin “çok önemli olduğunu” söyledi.

“Fırat’ın doğusu, Şam’ın kontrolünde olmalı”

Toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak “çözümün siyasi olması gerektiğini” belirtti, bölgeye dışarıdan müdahale yapılmasına karşı çıktı.

Putin, ayrıca Fırat’ın doğusunun Beşar Esad yönetimindeki “Şam hükümetinin kontrolünde olması gerektiğini” söyledi.

Putin, “Rusya, İran ve Türkiye olarak Suriye’de sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dönüşüm sağlanabilmesi için kararlı olduğumuzu teyit ettik” dedi, bir sonraki zirvenin Rusya’da olacağını duyurdu.

Ortak bildiri

Üçlü zirve sonrasında yayınlanan ortak bildiride de zirvede, Suriye’deki güncel durumun ele alındığı, liderlerin “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli bağlılıklarını vurguladıkları” kaydedildi.

“Suriye’nin kuzeyindeki duruma” ilişkin değerlendirmelerin de olduğu ortak bildiride, bölgede “terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimin reddedildiği” ifade edildi.

Ortak bildiri ayrıca “liderlerin, Suriye’nin kuzeyindeki durumu ele aldıkları, bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunun vurgulandığı” bilgisine de yer verildi.

Bildiriden öne çıkan diğer noktalar özetle şöyle:

“Devlet başkanları, sivil tesisleri hedef alan ve masum can kayıplarına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki terör örgütlerinin ve bunlarla iltisaklı farklı isimler altındaki grupların artan varlık ve faaliyetlerini kınamışlardır.

Suriye’nin kuzeyi ile ilgili tüm düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir.

Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır.”

“Suriye’den söküp atmakta kararlıyız”

Öte yandan, üçlü zirve sonrası ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleriyle mücadelemiz nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir” dedi:

“Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak, Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.

Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak, bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.”

Üçlü zirve toplantısının açılışında konuşan Erdoğan, “Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı haline dönüşmüştür, terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir” demişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Tahran Zirvesi’nde Hangi Konular Ele Alacak?

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri bu akşam Tahran’da bir araya gelecek ve Suriye’de devam eden istikrarsızlığı değerlendirecek. Zirvenin Suriye ile ilgili gündeminde, Rusya ile İran’ın karşı çıktıkları olası bir Türkiye askeri operasyonu ağırlıklı olarak yer alacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirve öncesinde yapacakları ikili görüşmenin gündemi ise Ukrayna ve oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru olacak. Erdoğan’ın amacı, Birleşmiş Milletler (BM) ile oluşturulan planın somut bir şekilde uygulanması için Putin’i de ikna etmek ve anlaşmayı imza aşamasına getirmek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 7.si yapılacak Astana Süreci zirvesi için bugün Tahran’da buluşacak. Liderlerin akşam saatlerinde bir araya gelmeleri ve toplantı sonrasında ortak basın açıklaması yapması bekleniyor.

Suriye sorununun çözülmesine kolaylaştırıcı olmak üzere 2017’de oluşturulan Astana Süreci, Covid-19 salgını nedeniyle liderler düzeyinde fiziki olarak 2019 Eylül’ünden bu yana toplanamıyordu.

Yaklaşık üç sene sonra yoğun bir Suriye gündemiyle gerçekleşecek olan zirve, 24 Şubat’ta Rusya’nın saldırmasıyla başlayan Ukrayna savaşı nedeniyle farklı bir uluslararası konjonktürde yapılacak.

Küresel ve bölgesel dengeleri tamamen değiştiren Ukrayna savaşının Suriye’ye olası etkilerinin bugünkü zirvede daha net ortaya çıkabileceği kaydediliyor.

Bu kapsamda, üç liderin kendi aralarında yapacakları ikili görüşmeler de önemli olacak. 24 Şubat’tan bu yana birçok kez telefonda görüşen Erdoğan ve Putin, savaşın başlamasının ardından ilk kez Tahran’da yüz yüze görüşecek.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan, Madrid Zirvesi’nde kabul edilen NATO Strateji Belgesi’nde “en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşen ilk ve tek NATO lideri olacak.

Batı’nın yakından takip ettiği zirve ve ikili görüşmeler, Suriye ve Ukrayna gündeminin bundan sonraki gelişmeleri açısından önem taşıyacak.

Suriye gündemi yoğun olacak

Suriye’ye odaklanan Astana Süreci’nin Tahran Zirvesi’nde ele alınacak konuların başında “terörle mücadele” konusu geliyor. Ancak özellikle Türkiye ve Rusya’nın bu konudaki öncelikleri farklı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan zirveye ilişkin yapılan açıklamada, zirve gündemi sıralanırken “PKK/YPG ve DEAŞ başta olmak üzere bölge güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle mücadele” başlığı dikkat çekti.

Kremlin’den yapılan açıklamada ise liderlerin “uluslararası terörizmin yuvasının tamamen temizlenmesi için” bir dizi önlemin görüşüleceği bilgisi verilerek, özellikle İdlib’de konuşlu “radikal İslamcı terör örgütleri” gündeme getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaptığı bir açıklamada, PKK’nın Suriye kolu olarak tanımlanan YPG’nin kuzey Suriye’de Tel Rıfat ve Münbiç’ten temizlenmesi için bölgeye yeni bir askeri operasyon yapılacağını açıklamıştı.

Bölgeye en son Ekim 2019’da Barış Pınarı Operasyonu’nu düzenleyerek Cerablus-Mare arasında güvenli bir bölge oluşturan Türkiye, Tel Rıfat ve Münbiç’i de YPG’den arındırmak ve oluşturulacak yeni alanlara yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmek istediğini kaydetmişti.

İran ve Rusya, Türkiye’nin operasyonuna karşı

Ancak Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına ne Rusya ne İran sıcak bakıyor. Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesi gerektiğini, ancak yeni bir operasyonun istikrarsızlaştırıcı sonuçları olacağını kaydeden Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin operasyonu durdurup durduramayacakları ileriki dönemde belli olacak.

Her ne kadar tüm ağırlığını Ukrayna’ya verse de Rusya, Suriye’de hala en önemli askeri güç ve son dönemde oluşturulan statükonun bozulmasını istemiyor.

Rusya, ayrıca zafiyet görüntüsü vermemek için de Türkiye’nin operasyonuna sıcak bakmıyor. Türkiye’nin olası operasyonuna Rusya’nın nasıl yanıt vereceği, örneğin 2020 başında olduğu gibi İdlib kozunu oynayıp oynamayacağı da bilinmiyor.

İran ise Rusya’nın dikkatinin Ukrayna’ya çevrilmiş olmasını fırsat bilerek Suriye ile ilişkilerini daha da güçlendirme arayışında. İran’ın desteklediği Şii milis güçlerinin son dönemde kuzey Suriye’de daha görünür oldukları kaydediliyor.

Tel Rıfat ve Münbiç’e yapılacak bir operasyonun Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’in güvenliğini tehlikeye sokacak olması da İran’ın kaygıları arasında.

Türkiye’nin operasyonuna Rusya ve İran’ın yanı sıra, başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler de karşı çıkıyor. Washington’dan yapılan açıklamalar, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) oluşturan YPG’ye karşı yapılacak bir harekatın, IŞİD ile mücadeleye sekte vuracağı ve bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı noktasına dayanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) operasyon yapıp yapmayacağı, yaparsa ölçüsü ve sınırları, Tahran Zirvesi sonuçları ışığında 21 Temmuz günü düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ayrıntılı ele alınacak.

Siyasi süreç donma noktasında

Astana Süreci’nin en önemli getirilerinden biri BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde Suriye’de siyasi süreci ilerletmek için Anayasa Komitesi’nin kurulması olmuştu.

Ancak aradan geçen onca yıl ve BM liderliğindeki görüşmelere karşın somut bir ilerleme sağlanamadı. Türkiye’nin Astana Süreci ortaklarına yaptığı ve Suriye’ye uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar da sonuç vermedi.

Zirvede Suriye yönetimi ile muhalefeti bir araya getiren anayasa yazım sürecinin yeniden ele alınması hedefleniyor, ancak somut sonuç çıkması beklenmiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkileri kopma noktasına gelen Rusya’nın siyasi süreç konusunda yeni talepleri olduğu, bunlar karşılanana kadar Suriye’nin anayasa komitesi toplantısına katılmasını istemediği kaydediliyor.

Bu nedenle bu ay sonunda yapılması öngörülen anayasa komitesi toplantısının 9. tur birleşimi yapılamıyor. Rusya’nın toplantıların Cenevre yerine başka bir yerde yapılmasını istediği, Arap basınının gündeme getirdiği iddialar arasında.

‘Tahıl koridoru’ da gündemde

Tahran’da üçlü Suriye görüşmesi kadar ikili temaslar da önemli olacak. Gözlerin çevrildiği buluşma ise Erdoğan ile Putin arasında olacak. Türk ve Rus liderlerin ikili gündemini ise Ukrayna dosyası dolduracak.

Savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana Ukrayna ve Rusya arasında dengeli bir politika izlediğini açıklayan Türkiye, bunalımın ilk günlerinde tarafları Antalya ve İstanbul’da bir araya getirerek çatışmaların bir an önce durmasını hedeflemişti.

Taraflar arasındaki çatışmaların yoğunlaşması ve Rusya’nın birçok kez sivil hedefleri vurarak yüzlerce kişinin ölmesine yol açması ateşkes çabalarının sona ermesine yol açmıştı.

Türkiye, Mayıs ayı başlarından itibaren küresel bir gıda krizinin engellenmesi için Ukrayna’nın gemilerde ve silolarında bekleyen 25 milyon tona yakın tahılın güvenli yollarla dünya pazarlarına ulaştırılması için taraflar arasında diplomasiye başladı.

Geçen hafta Türkiye ve BM yetkililerinin katılımıyla İstanbul’da yapılan toplantıda Ukrayna ve Rusya askeri yetkilileri uzunca bir süreden sonra ilk kez aynı masa etrafında buluşmuş, tahıl ihracının yapılabilmesi için bazı teknik unsurlarda uzlaşmıştı.

Hem Ankara hem de Moskova’dan yapılan açıklamalar, tahıl koridoruna ilişkin çalışmanın iki lider tarafından Tahran’da ele alınacağını gösteriyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, zirveden bir gün önce yaptığı açıklamada, tarafların bu hafta içinde bir kez daha bir araya gelmesinin beklendiğini kaydetti.

Erdoğan’ın da Putin’e bu anlaşmanın tamamlanması için gerekli siyasi liderliği göstermesi ve devam eden savaşın küresel gıda krizine yol açmasını önleme çağrısında bulunması bekleniyor.

Putin ile yapılacak görüşmelerde Akar’ın açıkladığı planın geri kalan unsurlarının da çözülmesi durumunda, Rusya ve Ukrayna’nın gıda koridorları oluşturulmasını içeren anlaşmaya imza atabilecekleri kaydediliyor.

Zirve öncesinde bir açıklama yapan AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tahıl koridoru konusunda bir anlaşmanın yakın olduğunu kaydetmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Tahran’da Suriye İçin ‘Yeşil Işık’ Arıyor

Rusya, Türkiye ve İran Suriye’de süre giden çatışmayı sona erdirmek hedefiyle 11 yl önce başlatılan ve “Astana barış süreci” olarak adlandırılan müzakerelerin yeni bir evresi olarak Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Salı günü İran’ın başkenti Tahran’da bir araya geliyor.

Üç ülke de Suriye’de güç bulunduruyor. Rusya ve İran, Selefi muhaliflere karşı Şam rejimini desteklerken Türkiye isyancıları destekliyor. Salı günkü zirve, Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerine yönelik yeni bir saldırı başlatma tehdidinin gölgesinde toplanıyor.

Al Monitor’un haberine göre toplantıya ev sahipliği yapan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi toplantı öncesinde Türkiye’nin Suriye’deki herhangi bir askeri harekatının “bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği” uyarısında bulundu.

Tahran zirvesi, Erdoğan’ın, Şubat’ta Ukrayna’yı işgal kararnamesi yayınlamasından bu yana Putin ile ilk yüz yüze görüşmesi olacak. Erdoğan uzun süredir Putin’le buluşma arzusunu dile getiriyordu.

AFP’ye demeç veren Rus yorumcu Vladimir Sotnikov, Türkiye’nin Suriye’deki istilasını Rusya’nın Ukrayna’daki işgaliyle meşrulaştırmayı hedeflediğini söylüyor.

İran ve Rusya “yeşil ışık” yakacak mı?

Erdoğan Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü Kürt gücü YPG ve Kürt-Arap ortak ordusu SDG’yi hedef alıyor. Suriye hükümeti, Türkiye’nin yeni bir saldırı başlatma tehditlerini pek çok kez kınadı.

Carnegie Europe uzmanlarından konuk araştırmacı Sinan Ülgen, Ankara’nın operasyonunu başlatmadan önce Moskova ve İran’ın onayını aradığını söyledi.

Ülgen Ankara’nın özellikle hedef almak istediği Tel Rıfat ve Membiç’in “Rusya’nın kontrolü altında” olduğunu ve Türkiye’nin operasyonu sonuçlandırmak açısından bu bölgede “hava sahasını kendisine açmasını istiyor.” Ülgen’in yorumuna göre Ankara özetle Rusya ve İran’dan “yeşil ışık” istiyor.

Ancak şu ana kadar Rusya ve İran, Ankara’nın önünü açacak bir tutum takınmadılar. Rusya, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir saldırı başlatmaktan “kaçınacağı” umudunu önceden dile getirmişti.

Geçtiğimiz haftalarda hem Ankara’yı hem de Şam’ı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahyan Türkiye’yi ihtiyatlı olmaya çağırdı.

Ancak, İranlı diplomatlar Haziran sonunda Ankara’da “[…] belki özel bir operasyona ihtiyaç duyulabilir olmasını” değerlendirebilecekleri imasında bulunmuşlardı.

Ne var ki, Abdullahyan daha sonra Şam’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’deki askeri harekatının “bölgede istikrarsızlaştırıcı bir unsur olacağını” söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) başkomutanı Mazlum Abdi’yse, Rusya ve İran’ı Türkiye’yi dizginlemeye çağırdı vee “Umarız (saldırılar) gerçekleşmez ve Kürtler… Büyük güçler arasındaki görüşmeler sırasında terkedilmez” dedi.

Bu koşullar altında yorumcular Türkiye, Rusya ve İran’ın gerginlikten kaçınma ve Suriye konsundaki görüş farklılıklarını azaltma gayretinde olacaklarını öngörüyorlar.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Lahey’de ‘Ukrayna’daki Savaş Suçları’ Zirvesi

Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, Ukrayna’daki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulması önerisi, Hollanda’nın Lahey kentindeki uluslararası konferansa kabul görmedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı, böyle bir mahkeme oluşumunu neredeyse imkansız kılıyor.

Bunun yerine, yaklaşık 50 ülke, Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için para ve uzman desteği sözü verdi.

Hollanda’nın öncülüğünde, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Avrupa Komisyonu işbirliği ile Perşembe günü Lahey’de “Ukrayna Hesap Verebilirlik Konferansı” düzenlendi.

BM üyesi yaklaşık 50 ülkeden üst düzey temsilcilerin katıldığı konferansta, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy de, video konferans aracılıyla bir konuşma yaptı.

Zelensky, Ukrayna’daki savaşın, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük saldırganlık eylemi olduğunu belirterek, bu nedenle Nürnberg Mahkemesi benzeri özel bir yargı mekanizması oluşturulması önerisinde bulundu.

Konferansa katılan Ukrayna Başsavcısı Irina Venediktova’ya göre, şimdiden yaklaşık 23 bin savaş suçu ihbarı yapıldı.

Ukraynalı başsavcı, “Buna her gün 200 ila 300 kişi daha ekleniyor. Şu anda en az 600 şüpheli tespit edildi ve 127’si hakkında cezai işlem başlatıldı. Altı asker zaten hüküm giydi” dedi.

Venediktova, uluslararası kamuoyunu bir an önce adım atmaya çağırdı.

Konferansa ev sahipliği yapan Hollanda Dışişleri Bakanı Wopke Hoekstra da, eski Yugoslavya ve Ruanda’da olduğu gibi, Ukrayna konusunda da bir uluslararası savaş mahkemesi kurulmasına sıcak bakıyor.

Rus vetosu

Ancak konferansa katılan üye ülkelere göre, bu çok da kolay bir adım değil. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi Rusya’nın böyle bir mahkemeyi veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Rusya olmadan bir mahkeme kurmak teorik olarak mümkün ancak bu hem çok uzun bir süreç hem de Moskova’nın desteği olmadan yargılama yapmak neredeyse imkansız.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun adaletten sorumlu yüksek temsilcisi Didier Reynders, tüm şüphelilerin yargılanmasının onlarca yıl sürebileceğini düşünüyor.

Ancak bu konuda karamsar olmadığını vurgulayan Reynders, Ruanda’da 28 yıl önce yaşanan katliamla soruşturmanın hala devam ettiğine işaret ederek, bütün sorumluların, hayatlarının sonuna dek yargılanabileceklerini söyledi.

Hollanda Dışişleri Bakanı Hoekstra da böyle bir mahkeme kurmanın kolay olmayacağını belirterek. “Rusya buna karşı koymaya çalışacak, ancak biz de kaynaklarımızı buna adamaya uğraşacağız” diye konuştu.

Hollandalı bakan, yalnızca Rus savaş suçlarının yargılanmayacağını, Ukraynalı askerler tarafından işlenen savaş suçlarının da soruşturulabileceğini dike getirdi.

Hoekstra, “Ancak saldırıdan açıkça sorumlu olan bir taraf var, o da Rusya” dedi.

Konferansa katılan ülkeler, Ukrayna soruşturma ve cinsel şiddet mağdurlarına psikososyal destek amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 20 milyon euro yardım sözü verdi.

Katılımcı ülkeler, savaş suçlarını araştırmak için gerekli delilleri toplamak için Ukrayna’ya adli tıp uzmanı göndermeyi de benimsedi.

Ukrayna, 2 ay önce Polonya, Litvanya, Estonya, Letonya ve Slovakya ile birlikte Rusya’nın işlediği savaş suçlarını araştıran Ortak Soruşturma Ekibi oluşturdu.

Bu soruşturma ekibi, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından destekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Karadeniz’deki Mayınlar Tahıl Ticaretini Engelliyor

Birleşmiş Milletler (BM) Ukrayna’dan tahıl tedariği yolunu açarak küresel gıda krizi kaygılarını gidermeye çalışırken, Karadeniz’e yerleştirilen yüzlerce mayın, herhangi bir anlaşmaya varılmasından sonra bile çözümü aylar sürecek bir kabus anlamına geliyor.

Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’nın kıyılarının bulunduğu Karadeniz, tahıl, petrol ve petrol ürünleri nakliyatında kritik öneme sahip.

Ukrayna hükümeti yetkilileri, Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı işgal öncesinde dünyanın dördüncü büyük tahıl ihracatçısı olan Ukrayna’nın elinde bulunan 20 milyon ton tahılın ihraç edilemediğini bildiriyor.

Ukrayna ve Batılı liderler, Moskova’yı, Ukrayna limanlarını işlevsiz hale getirmek ve bunun sonucunda gıda ürünlerini bir silah olarak kullanmakla suçluyor. Rusya ise tahıl ihracatının akışının yeniden sağlanması için Batılı ülkelerin yaptırımları kaldırmasını talep ediyor.

Ancak herhangi bir anlaşmaya varılsa ve Ukrayna limanları yeniden açılsa da Ukrayna ve Rusya’nın denize yerleştirdiği mayınlar, denizcilik yetkililerine göre aylar boyunca gemi nakliyeciliğini sekteye uğratmaya devam edecek.

Tahıl ürünlerinin denizlerden geçişini sağlamak için çaba gösteren kurumlardan biri olan BM’ye bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden bir sözcü, “Deniz mayınları liman girişlerine döşendi ve bazı çıkışlar batırılmış mavna ve vinçlerle bloke edildi. Limanlardaki deniz mayınlarının tamamını temizlemek birkaç ay sürer” dedi.

Gıda fiyatları

Uluslararası Tahıl Konseyi, küresel tahıl üretiminin 2022-2023 sezonunda talebin gerisinde kalacağını tahmin ediyor.

Ukrayna tahılına erişimin kesilmesi, mevcut arzı daha da daraltacak ve küresel açlığın daha önce hiç olmadığı seviyelere tırmanmasıyla ekmek, makarna gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarını arttıracak, gıda enflasyonunu körükleyecek.

Batılı deniz taşımacılığı yetkilileri, Ukrayna’da limanların civarına ne tür mayınlar döşendiğinin netlik kazanmadığını söyledi.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Mart ayında Reuters haber ajansına, Rusya’nın döşediği 372 deniz mayınının “R-421-75” tipi olduğunu, bunların Ukrayna donanmasında kayıtlı olmadığını ve Ukrayna donanması tarafından kullanılmadığını bildirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Mart’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın Odesa, Oçakov, Çoromonsk, Yujni limanlarının girişine 400 mayın döşediğini bildirmişti.

Rus istihbarat dairesi FSB de yine Mart’ta, Ukrayna’nın limanları yakınında bağlı oldukları kablolardan kopan mayınların Karadeniz’e sürüklendiğini kaydetmiş, Ukrayna ise FSB’nin uyarısının yanlış olduğunu, denize sürüklenen mayınlar hakkında bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, bazı mayınları Ukrayna’nın döşediğini söyledi ve ”BM anlaşmasının 51’inci maddesiyle garanti altına alınan meşru müdafaa hakkımız kapsamında denize mayın döşedik” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı 26 Mayıs’ta Mariupol limanının mayınlardan temizlendiğini bildirdi ve yabancı hükümetleri, “Mariupol’daki gemi sahiplerine gemilerini daimi olarak demirledikleri yerlere çekmeye teşvik etmeye” çağırdı.

Ukrayna’daki limanlarda 84 yabancı gemi mahsur kalmış bulunuyor. Bu gemilerinin birçoğu tahıl taşıyor.

Mayın tehlikesi uyarı işaretleri bulunan Odesa’daki plajlarsa kapalı. Bazı mayınlar Türkiye ve Romanya’ya kadar ulaştı.

Deniz taşımacılığı kanallarını açmak için çalışan bir başka örgüt olan Uluslararası Nakliyecilik Odası’nın Genel Sekreteri Guy Platten, “Şu anda gemilerin limanlara giriş ve çıkış yapmaları güvenli değil. Mayınlar temizlenene kadar durum değişmeyecek” dedi.

Ukrayna kıyıları yakınlarında şimdiye kadar yedi gemi mayına çarptı, bunlardan ikisi battı. İki denizciyse yaşamını yitirdi. Londra’daki sigorta şirketleriyse tüm bölgeyi yüksek risk kategorisine aldı.

Mayın temizleme

Ukrayna kıyılarındaki mayınları temizlemek için başlatılacak girişim, 1980’li yıllarda İran-Irak savaşından bu yana mayın temizleme konusunda atılacak en büyük adım olacak.

İngiltere Kraliyet Donanması’ndan emekli Gerry Northwood, döşenen mayın türleri ve bunların nereye döşendiği konusundaki istihbarata daha işin en başında ihtiyaç olduğunu söyledi.

Denizcilik güvenliği firması MAST’ta danışmanlık yapan Northwood, “Mayın temizleyicilerin mayınların yerini tespit etmesi ve imha işlemi için uzaktan kumandalı sualtı araçlarına ihtiyacı olacak” dedi.

İngiliz Kraliyet Donanması’ndan emekli Koramiral Duncan Potts, Karadeniz genellikle gel-gitin ve da güçlü akıntıların çok olmadığı bir deniz olsa da yüzeydeki mayınların zaman içinde uzak mesafeler kat edebileceğini söyledi.

Batılı hükümetlere danışmanlık yapan Potts, “Deniz yüzeyinde bir yere bağlı olmadan serbest dolaşan mayınlar, düşmanınıza olduğu kadar size de yönelik bir tehdittir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, üst düzey BM yetkililerinin son 10 gündür tahıl ürünlerinin güvenli geçişini sağlamak amacıyla Ankara, Brüksel, Kiev, Moskova ve Washington’da temaslarda bulunduğunu söyledi.

Bir Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, mayın temizliği için birliğin yapabilecekleri hakkında konuşmanın tamamen varsayıma dayalı olduğunu, döşediği mayınları Rusya’nın temizlemeye başlaması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan yetkili, “Bu sağlanana kadar deniz koridorları olmayacak. Ukrayna’ya savunmadan vazgeçmeleri için baskı yapmayacağız. Varılacak her türlü anlaşma Ukrayna tarafından kabul edilebilir olarak tanımlanmalı” dedi.

Denizcilik kaynakları, hangi ülkelerin donanmalarının mayın temizliğine katılacağına ilişkin bir anlaşma gerekeceğini, Rusya’nın çabalarına duyulan güvensizlik nedeniyle ticari firmalar ve sigorta şirketleri için bu anlaşmanın kabul edilebilir olmasının şart olduğunu bildirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Reuters: Suriye, Rusya, SDG Türkiye’nin Olası Harekatına Hazırlanıyor

İngiltere merkezli Reuters haber ajansı, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine operasyon sinyali vermesinin ardından Rusya ve Suriye’nin bölgedeki askeri takviyeleri artırdığı yönünde haber yayınladı. Türkiye destekli gruplar ise Rusya ve Suriye’nin ABD destekli Suriye Demokrat Güçleri’ne (SDG) destek verdiğini iddia ederken SDG’den Suriye yönetimine destek çağrıları yapılıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yarın Ankara’ya yapacağı ziyarette de olası operasyonun görüşüleceği belirtiliyor.

Reuters’e göre, Türkiye’den üst düzey bir yetkili ajansa yaptığı açıklamada Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’a “Suriye ve İran’ın Tel Rıfat bölgesinde askeri hareketliliğini artırdığı” yönünde bilgilerin sorulacağını belirterek “Türkiye bu operasyonu öyle veya böyle yapacak” dedi.

Türkiye’nin desteklediği ve aralarında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarının yer aldığı Suriye Milli Ordusu sözcüsü Yusuf Hammud da Reuters’e yaptığı açıklamada, Türkiye sınırına 40 kilometre mesafedeki Tel Rıfat, Menbiç, Kobanê’nin güneyi ve Ayn İsa yakınlarındaki güçlerini artırdıklarını belirterek operasyona hazırlanıldığı mesajı verdi.

Rus helikopterlerinin Tel Rıfat yakınlarındaki bir hava üssüne indiğini söyleyen Hammud, “Suriye rejimi ve İranlı milisler SDG’ye takviye kuvvet gönderiyor” iddiasında bulundu.

‘Operasyon Putin’le ilişkileri test edebilir’

Suriye’nin kuzey sınırlarında TSK’nin henüz kritik bir yığınak yapmadığı ancak son iki haftada roket ve topçu atışlarının daha sık yapıldığı belirtilen haberde “Ankara, Moskova’nın Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerinde arabuluculuk yapmaya çalıştı ancak Suriye’de karşıt tarafa verdiği destek, Vladimir Putin’le ilişkilerini test edebilir” analizine de yer verildi.

Haberde, “Devlet Başkanı Beşar Esad’ın güçlü müttefiki Rusya’nın en azından üstü kapalı bir onayı olmadan yapılacak bir operasyon ek zayiat riski anlamına da gelebilir” ifadeleri yer aldı.

SDG: Şam’a bağlı birliklerle kordinasyona hazırız

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi de 5 Haziran’da Reuters’e verdiği demeçte, Suriye’ye Türkiye’nin olası saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini kullanması için çağrı yaparken SDG Askeri Konseyi’nin bugün Kamışlı’da yapılan olağanüstü toplantısından da benzer bir çağrı yapıldığı kaydedildi.

Almanya merkezli Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre, toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamada, “Türkiye’nin son tehditleri dahil olmak üzere işgal projeleri Suriye’nin bölünmesine hazırlık” denildi.

Habere göre, açıklamada, “Potansiyel bir Türk işgali Suriye topraklarında istikrar ve birliği olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle işgale sadece hedef alınan bölgelerde değil, halihazırda işgal altındaki Suriye topraklarında da karşı koyulmalıdır. SDG herhangi bir Türk saldırısına karşı koymak ve Suriye topraklarını korumak için Şam hükümetine bağlı birliklerle koordinasyona hazırdır” ifadeleri yer aldı.

Rusya’dan ise Türkiye’nin operasyon sinyallerine “Suriye’de mevcut zor durumun daha da tehlikeli bir şekilde kötüleşebileceği” uyarısı yapılmıştı. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, basın brifinginde gazetecilerin Rusya’nın Suriye’nin kuzeyindeki mevzilerini güçlendirip güçlendirmediği sorularına ise “Suriye ordusunun bazı askeri noktaları az ya da çok güçlendirdiği” yanıtı vermişti.

Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) destekleyen ABD’den ise “Türkiye’nin olası operasyonunun Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelede güç kaybettireceği ve kazanımları baltalayabileceği” açıklaması yapılmıştı. Suriye hükümetine yakın El Vatan gazetesi ise Türkiye sınırına yakın noktalarda birliklerin tank ve ağır silahlarla konuşlandırıldığını yazmıştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

AP’den Ankara’ya ‘Rusya Konusunda Net Ol’ Çağrısı

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2022 Türkiye raporu Strasbourg’da düzenlenen genel kurul oturumunda tartışıldı. AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez-Amor, oturumda yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokratik standartlardaki gerilemenin “kasıtlı” olduğunu savundu ve “insanlar demokratik umutlarının uçsuz bucaksız otoriter bir sarmalda yok olup gittiğini görüyor” şeklinde konuştu.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, Sosyal Demokrat Grup üyesi İspanyol parlamenter, mevcut durumun bir sonraki seçimler sonrası devamı halinde “Türkiye’nin üyelik sürecinin sonlanacağını düşündüğünü” söyledi.

Ukrayna’daki savaşa da değinen Sanchez Amor, “Rus kleptokratlara Türk sahillerinde yatırım hakkı tanınıyor, Türkiye ile Rusya arasındaki uçuş sayısı kat kat artıyor, binlerce Rus vatantaşına kredi kartı veriliyor” dedi. Tüm bunları “bir tür yaptırım delme sistemi” olarak değerlendiren Sanchez Amor, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini “sorumsuzca veto” ettiğini söylediği Türkiye’nin “bu iki ülkeyle değil demokrasiyle sorunu olduğunu” savundu.

Ankara ile en büyük sorun Kıbrıs

Avrupa Komisyonu’nun genişleme sürecinden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi ise AP raporunda yer alan tespitlerin “Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaya devam ettiği yönündeki kaygı verici gidişatı teyit eder nitelikte” olduğunu ve bu nedenle katılım müzakerelerinin durduğunu söyledi. Osman Kavala örneğini veren Macar üye, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesini “özellikle tedirgin edici” sözleriyle yorumladı.

Türkiye ile “en büyük zorluğun Kıbrıs sorunu” olduğunu ifade eden Varhelyi, Ankara’dan “Maraş bölgesine yönelik provokatif eylemlere son vermesini” istedi. AB olarak Kıbrıs Türk toplumunu desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.

Türkiye’nin Ukrayna konusundaki aktif diplomasisi ve dayanışmasının önemine işaret eden Varhelyi, yapıcı rolünü memnuniyetle karşıladıkları Türkiye’den AB çizgisine daha yakın politika yürütmesini beklediklerini söyledi.

Raporda neler var?

AP raporunda her yıl olduğu gibi Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklere saygıyla ilgili genel bir tablo çiziliyor. Bu alanlarda elle tutulur ilerleme kaydedilmeden AB ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlama şansı olmadığı mesajı veriliyor. Türkiye ile AB arasında “değerler ve normlar bakımından kapanmak bilmeyen bir mesafe olduğu ve bu mesafenin kapanması için gereken reformlar konusunda siyasi iradenin bulunmadığı” görüşü dile getiriliyor.

TCMB ve TÜİK de raporda

Raporda Türkiye’deki mevcut ekonomik durum “kaygı verici” olarak tanımlanıyor. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığın “bağımsız olması gereken Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gibi kurumlara müdahale etttiği, müdahaleler nedeniyle bu kurumlara güvensizliğin arttığı” savunuluyor. Bu iki kurumun işleyişinin bağımsızlığı “AB üyeliği için elzem bir kriter” olarak gösteriliyor.

“Türkiye’nin marka imajı zedeleniyor”

Hukuk devletine saygı alanındaki kötü performansın Türkiye’nin “marka imajı” üzerindeki olumsuz etkisine işaret edilen raporda, “hukuksal güvenliğin olmaması yabancı yatırımları ciddi biçimde tehlikeye sokabilir” ifadelerine yer veriliyor. AB ile “daha güçlü ve yakın bir ilişkinin kimi zorlukların aşılmasına ve Türk halkının yaşam düzeyinin iyileşmesine katkıda bulunabileceği” görüşü dile getiriliyor.

AB ile ilişkilerde Osman Kavala faktörü

AP, Türkiye-AB ilişkilerinin temel çerçevesinin “Türk toplumunun demokrasi ve Avrupa yanlısı özlemini desteklemek için” üyelik süreci olduğunu not ediyor. Buna karşılık, geçen yıl olduğu gibi üyelik müzakerelerinin resmen askıya alınmasını istiyor. AİHM’nin Osman Kavala kararıyla ilgili gelişmelerin Türkiye-AB ilişkilerinde yarattığı olumsuz etkiyi hatırlatıyor. Türk hükümetini, “Osman Kavala davasında AİHM kararına açıkça meydan okuyarak, AB üyelik sürecini yeniden başlatma emellerini kasten imha etmekle” suçluyor.

Alternatif ilişki modelleri

Parlamento, geçen yıl olduğu gibi, Türkiye ve AB’nin, üyelik sürecine paralel olarak, üst düzey diyalog ve modernleştirilmiş bir anlaşma vasıtasıyla, “demokrasi, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklere saygı koşullu, yeni, dengeli ve mütekabiliyet ilkesine dayalı ortaklık” arayışına girmelerini istiyor.

Raporun satır aralarında bu yeni ortaklığın neler olabileceğiyle ilgili ipuçları da verilmekte. Türkiye için “ekonomik ve stratejik planda önemli ortak” ifadesini kullanan AP; ticaret, göç, kamu sağlığı, iklim, ekolojik dönüşüm, güvenlik ve terörle mücadele gibi müşterek çıkar alanlarında Türkiye’yi “AB için önemli bir komşu” olarak tanımlıyor.

“Rusya’ya sığınak olma”

Dış politikaya geniş yer ayrılan raporda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline de değiniliyor. Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteği için Ankara’ya teşekkür ediliyor. Ancak Ankara’dan Rusya, Rus yöneticiler ve Rus oligarkları hedef alan yaptırımlarla ilgili tutumunu gözden geçirmesi ve Rus sermaye ve yatırımları için “sığınak olmaktan kaçınması” isteniyor.

AB’nin özellikle Afganistan ve Ukrayna dosyalarında Türkiye ile yakın işbirliği yapabileceğine dikkat çekilen raporda, Ankara’nın, aday ülkeler arasında AB’nin dış ve güvenlik politikasına “en uzak ülke” olduğu belirtiliyor. Türkiye ve AB’nin Kafkasya, Suriye, Irak ve Libya politikalarının “çeliştiği” not ediliyor. Ankara’nın Suriye ve Irak topraklarındaki askeri operasyonları kınanıyor.

“Kıbrıs’ta iki devlete hayır”

Türkiye’ye karşı Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile “tam dayanışma” mesajı verilen raporda, Ankara’ya “Kıbrıs’ta iki devletli çözüm önerisinden vazgeç” mesajı gönderiliyor. Kıbrıs müzakerelerinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları temelinde ve BM himayesinde 2017’de Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi gerektiği savunuluyor.

Erivan ile Ankara arasında son zamanlarda yürütülen diyaloğun olumlu olduğu belirtilirken, Ankara’ya bir kez daha “Ermeni soykırımını tanı” çağrısında bulunuluyor.

“Göçmenleri siyasi malzeme olarak kullanma”

Türkiye ile AB arasında göç ve sığınmacılar konusunda işbirliğinin devamını savunan AP, bu alanda Mart 2016’da imzalanan siyasi deklarasyona iki tarafın da saygı duymasını istiyor. Türkiye’ye yönelik göç baskısını anladığını belirtmekle birlikte, Türk hükümetinden göçmenleri “siyasi malzeme” olarak kullanmamasını istiyor. Afganların evlerine zorla gönderildiği, Suriyelilerin ise ülkelerine keyfi biçimde yollandığının kaydedildiği raporda, Türkiye’de sığınmacı ve göçmenlere karşı artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gündeme taşınıyor.

“Ankara AB’deki Türk diasporasını kontrol etmek istiyor”

Raporda Ankara’nın, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Diyanet aracılığıyla “AB’deki Türk diasporasını kontrol etmek istediği” görüşüne de yer veriliyor. Türkiye’nin “Afrika, Balkanlar, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da AB karşıtı dezenformasyon yaydığı şüpheleri üzerine AB Dış İlişkiler Dairesi Stratejik İletişim biriminden konuyla ilgili dosya hazırlayarak AP’ye sunması” talep ediliyor. Rapor 7 Haziran Salı günü Avrupa Parlamentosu genel kurulunda oylamaya sunulacak.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin üzerinden yüz günü aşkın bir zaman geçti. 80 yıldan beri ilk defa Avrupa’daki egemen bir ulus devlet işgal ediliyor ve bu işgal tüm dünyada hissedilen izler bırakıyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgali, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük ölçekli savaş olarak kayıtlara geçti. Pek çokları için tahayyül etmesi zor olan bu savaşın beklenmeyen etkileri küresel çapta hissedildi. Ukrayna savaşı dünyayı nasıl değiştirdi?

Sığınmacı akını

Rusya saldırısından bu yana 6,8 milyon Ukraynalı ülkesini terk etti, en az 7,7 milyonu da ülke içinde yerinden edildi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, ilk etapta komşu ülkelere kaçan 3 milyon kişi, sonrasında başka ülkelere geçiş yaptı. Polonya’dan sonra, en çok Ukraynalı sığınmacı alan ülkeler 727 bin kişiyle Almanya iken ve 348 bin kişiyle Çekya. Savaştan kaçan yaklaşık 2 milyon Ukraynalının ise ülkesine geri döndüğü kaydedildi.

Ukraynalıların Avrupa Birliği’ne (AB) gelişi, hem büyük bir desteği harekete geçirdi hem de sistemlerinin zorlanmasına neden oldu. Yeni bir ülkeye yerleşen sığınmacılar, en azından bir süre için, sosyal güvenlik ağlarına bağlı durumda hayatlarını sürdürüyor.

Gıda krizi

Ukrayna önemli bir tahıl üreticisi ve dünyanın ayçiçek arzının yarısından fazlasının da üreticisi. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, Ukrayna küresel mısır arzının yüzde 15’i ve buğday ticaretinin yüzde 10’undan sorumlu. Savaşın başlamasının ardından Rusya’nın Ukrayna’nın Karadeniz limanlarına girişini engellemesiyle tahılların ihracatı durmuş durumda.

İhracatın engellenmesi en çok Mısır ve Hindistan gibi, Ukrayna’nın tahıl ve ayçiçek yağı ithalatına bağımlı olan ülkeleri etkiledi. Dalga etkisiyle de yayılmaya devam ediyor.

Bazı uzmanlar, savaşın iklim değişikliği nedeniyle oluşan sert hava koşulları, pandemi nedeniyle gerçekleşen ekonomik krizle beraber, küresel bir gıda krizine neden olabileceği konusunda uyarıyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, açlık oranlarının küresel ölçekte yeni bir rekor yakaladığı konusunda uyarmış, on milyonlarca insanın savaş nedeniyle uzun süreli kıtlık ile karşılaşabileceğini söylemişti. Mayıs ayında, 23 ülke gıda ihracatını durdurmuş durumdaydı, bu da azalan gıda güvenliğinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Enerji güvenliği

Rusya, dünya çapında en büyük doğal gaz ihracatçısı olma konumunda. Aynı zamanda, en büyük ikinci ham petrol ve üçüncü en büyük kömür ihracatçısı. Savaş başlayana kadar, gazının dörtte üçü ve ham petrolünün neredeyse yarısı Avrupa’ya ihraç ediliyordu. 2020 yılında, AB’nin toplam enerji tüketiminin çeyreğini Rus gazı, petrolü ve kömürü oluşturdu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında AB, Rus enerjisine bağımlılığını azaltma yollarını aramaya başladı. Avrupa Komsiyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mart ayında “Bizi açıkça tehdit eden bir tedarikçiye güvenemeyiz” demişti. Komisyon Mart ayında AB’nin 2030 yılına kadar Rus fosil yakıtlarını almayı bırakması niyetini açıklamış, Rusya’dan alınan gazın da üçte ikisinin bu yıl sonuna kadar kesilmesi planlarını belirtmişti.

Gaz stoğunu arttırmak, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatını, ABD gibi ülkelerden artırmak geçici tedbirler arasında bulunuyor. Bazı uzmanlar ise gaz kıtlığının ve rasyonlamanın (karne ile dağıtma uygulaması) imkan dahilinde olduğunu söylüyor.Pek çok kişi bu krizi AB’nin Rus enerjisine bağımlılıktan kurtulmasının ve Birlik’in yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini artırarak gerçekleştirmeyi planladığı iklim koruma hedeflerinin önünde bir fırsat olarak görüyor. Ancak bu hedeflerin ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceği konusunda bazı sınırlamalar mevcut. Rus olmayan enerji kaynaklarına olan talebin artması da, enerji fiyatlarını artırmış durumda.

Fiyat artışları ve enflasyon

Savaş başladığından bu yana yaşanan gıda ve enerji sıkıntıları pek çok kişinimn hayatını büyük ölçüde değiştirdi: Fiyatlar arttı.

Bir şeyin arzı azaldıkça, değeri artar. Gıda ve yakıt pahalılaştıkça, diğer ürünler de pahalılaştı. Özellikle gıda fiyatları tırmanışta. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda fiyatı endeksi (bir sepet gıda ürününün aylık fiyat değişimlerini ölçer) Mart ayında en yüksek oranları gördü.

Enflasyon, yani fiyatlar arttıkça alım gücünün azalması ise ekonominin her boyutunu etkileyen anahtar kriterlerden.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre 2021 yılının Mart ayından bu yana, enflasyon iki kattan daha fazla yükseldi. Avrupa Bölgesi’nde enflasyon geçen ay yüzde 8,1’i gördü, yeni bir rekor kırıldı.

Enflasyonun düşük gelirli ülkeleri daha çok etkilemesi tahmin ediliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sanayileşmiş ülkeler için enflasyon tahmini yüzde 5,7 iken, gelişmekte olan ülkeler için yüzde 8,7.

NATO’nun canlanması

Rusya’nın Ukrayna saldırısı jeopolitikada da izlerini bıraktı. Bazı uzmanlar, Doğu’da Rusya ve Çin’in olduğu, Batı’da ABD ve AB’nin olduğu yeni bir Doğu ve Batı jeopolitik / ekonomik blok ayrımı bekliyor.

NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949 yılında, ABD, Kanada ve 10 AB ülkesini bir araya getirmek için kuruldu. Soğuk savaş ürünü olan örgüt, Avrupa için demokrasi ve serbest piyasa şemsiyesi haline gelirken, 2004 yılında doğuya genişledi.

NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesi, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda, diğer üye ülkelere de saldırıldığı anlamına geleceğini, askeri misillemenin bütün üye ülkeler tarafından üstlenileceğini söyler. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019 yılında NATO için “beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylemesinin ardından, Ukrayna savaşı’nın dünyanın en güçlü askeri ittifaklarından olan örgütü yeniden sahneye taşıdığı söyleniyor.

Putin’in Rusya için tasarladığı emperyalist projeden korkulması nedeniyle Finlandiya ve İsveç geçtiğimiz haftalarda, 70 yıllık tarafsızlığın ardından ittifaka katılma niyetlerini belirtti.

Putin, NATO’yu Rusya’ya bir tehdit olarak görüyor ve ittifakın Ukrayna’yı kabul etmesi durumunda olacaklar konusunda uyarılarda bulunmuştu. İttifakı eleştirenler ise doğu genişlemesinin provokasyon anlamına geldiğini söylüyor.

NATO, Ukrayna’ya silah ve ekipman desteği sağlıyor. Hassas dansına devam ediyor. Kararlı duruyor ancak hafif adımlarla ilerliyor, Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetiklemekten kaçınıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın