Rusya’nın Varlık Fonu, Türk Lirası Almayı Planlıyor

Rusya Merkez Bankası’ndan Cuma günü yapılan açıklamaya göre Rusya Ulusal Varlık Fonu için Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ‘dostane’ ülkelerin para birimlerinin satın alınması planlanıyor.

Kurumun açıklamasına göre bu kararın arkasında yaptırımlar dolayısıyla daha fazla dolar ve euro satın alınamamasının etkisi var.

Reuters’ın haberine göre ruble için halen serbest piyasa koşullarının hakim olduğunu vurgulayan Rusya, petrol gelirlerinin zor günlerde değerlendirilmek üzere bir fona aktarılmasına ilişkin bütçe kuralı getirilmesinin mühim olduğunu ifade etti.

Rusya Merkez Bankası’nın 2023-2025 için öngürdüğü para politikasına ilişkin yayımladığı raporda yeni maliye politikasının nasıl uygulanması gerektiğine yönelik çalışmaların yapıldığı aktarıldı.

Rusya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Alexei Zabotkin, para politikası raporuna dair Cuma günü gerçekleştirdiği sunumda Çin yuanı ve ruble arasındaki ticaret hacminin Moskova’daki piyasada neredeyse euro-ruble hacmine denk geldiğini ifade etti.

Daha önceki bütçe kuralına göre Rusya, ulusal varlık fonu için dolar ve euro satın alıyordu; diğer para birimlerini alamıyordu.

Ancak kurum döviz alımlarını 2022’nin başında rubledeki yüksek oynaklık dolayısıyla durdurdu.

Ancak Reuters’a konuşan uzmanlara göre açıklanan bu para birimlerinde yeterli likiditenin bulunmaması sıkıntı olabilir.

Türkiye’de enflasyonun yüzde 80’e dayanması uzmanlara göre bu engellerden biri.

Rusya Ulusal Varlık Fonu, Maliye Bakanlığı tarafından yönetilse de ülkenin merkez bankası döviz rezervlerinin bir parçası.

Şubat ayında merkez bankası döviz rezervlerinin miktarı 640 milyar dolara ulaştı; bu miktarın yarısı Batı’nın uyguladığı yaptırımlar dolayısıyla dondurulmuş durumda.

Rusya Merkez Bankası aynı zamanda 24 Şubat’ta başlatılan sermaye kontrollerini uygulamak için artık bir neden görmediğini de açıkladı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye İle Rusya’nın Yakınlaşmasının Olası Sonuçları Ne Olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi buluşmasında iki ülkenin siyasi, ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliklerinin masaya yatırılması ve ruble üzerinde varılan mutabakat iki ülkenin daha da yakınlaştığına dair yorumlara neden oldu.

Yakın zamanda Financial Times gazetesinde yer alan haberde Batılı başkentlerin iki ülke yakınlaşmasından endişe duymaya başladığını ve Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde Türkiye’nin cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Putin’le rubleyle ödemede mutabık kaldıklarını belirten Erdoğan, Moskova’nın Batı yaptırımları sonrası kullanımını artırdığı Rus ödeme sistemi ‘Mir’ ile ilgili “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

ABD ve Avrupa ise ‘diz çöktürmeye’ çalıştığı Rusya’ya yönelik yaptırımların bir başka ülke tarafından delinmesini istemiyor.

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Ankara ve Moskova arasındaki bu yakınlaşmanın politik iktisat uzantıları olacağı görüşünde.

Ve bir endişeye dikkat çekiyor; “İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum” diyor:

”Politik iktisat uzantıların, kayıt içi yani formal ilişkiler dahilinde değil, kayıtdışı ve bölgedeki her türlü kaçakçılık, kaynağı belirsiz servetler ve de bunların yer değiştirmesinin İstanbul’dan kontrol edilmesine yönelik bir adım olacağını düşünüyorum. Ve bundan da endişeliyim. Yani İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum. Bu sadece Ukrayna sonrası konjonktüre bağlı değil, uzun yıllardan beri AKP’nin ekonomi yönetimi altında bölgede bir hap olma özelliği taşıyor. Bunun birçok ipucunu gördük; Kolombiya ile olan ticari ilişkiler, bölgedeki göçmen ticaretinde Türkiye’nin rol oynamaya sürüklenmesi…”

Halihazırda Türkiye’nin Rusya ile ticaret hacminin yaklaşık 50 milyar Dolar olduğunu ve bunun son derece formal bir ilişki olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erinç Yeldan, Batı’nın bu yakınlaşmadan dolayı doğan kaygısının yersiz olduğunu savunuyor.

“Rusya ile ticaret hacmimiz 50 milyar dolar, karşılıklı anlaşma veya ticari değerlendirmelere gerek duymayacak kadar son derece açık ve net. Onlardan enerji ithal ediyoruz, onlara da gıda ve tüketim malı ihraç ediyoruz. Şimdi bu ticaret biçiminin derinleşmesinde Batı’yı kaygılandıracak herhangi bir neden göremiyorum. Son derece formal bir ticaret ilişkisi. Sonuçta Batılı ülkeler de Rusya’dan doğalgaz ithal edebilmenin yollarını arıyor.”

Fakat son dönemde Erdoğan ve Putin arasında yapılan anlaşmaların kapalı kapılar arkasında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erinç Yeldan; ”Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak?, Türkiye ne taahhüt ediyor,?” sorularını soruyor:

“Bu ticaretin hangi mallarla alakalı olmasından ziyade, biçimi beni kaygılandırıyor. Çünkü kapalı kapılar ardında resmi dökümanlara hiç geçmeyen ve siyasi olarak her iki liderin de şiddetle kendi ülkelerinde desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemde oluyor. O nedenle Türkiye ne taahhüt ediyor, bu bilinmiyor. Yani Erdoğan’ın buradan elde edeceği siyasi başarının bedeli ne olacak? Bu yakınlaşmada Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak? Burada bir dizi içinde Suriye sorununun da olduğu kapalı kapılar ardında enformal, kayıtdışı gelişmelerin yaşanmakta olduğunu ve yaşanabileceğini düşünüyorum. Rusya-Çin-Türkiye yakınlaşmasında en büyük kaygı budur. Türkiye’nin ihraç edebileceği şeyler ötesinde, bölgede askeri üsler, kayıt altına girmeyecek ikili ilişkiler, kaçakçılık gibi kayıtdışının merkezi olmaya sürüklenmesinin endişelerini yaşıyorum.”

AB ülkeleri yaptırım uygular mı?

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, AB ülkeleri arasında bu yakınlaşmaya karşı yaptırım uygulayabilecek ülkelerin olabileceğini fakat Avrupa’nın bir bütün olarak etkili bir yaptırım süreci içine girmeyeceğini düşünüyor.

Prof. Dr. Yeldan, şimdiye kadar Avrupa ülkeleri ciddi yaptırımlarla Rusya’yı köşeye sıkıştırmış gibi görünse de bu iktisadi yaptırımlarla bir ülkenin hizaya getirilemeyeceği ve de cezalandırılamayacağı görüşünde.

Aksi durumda da her ülkenin kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğine dair bazı AB ülkelerinin yaptırımları olabileceğini fakat bu kısıtlamaların kararı veren ülkelere de zarar getireceğini ifade ediyor.

“AB üyesi ülkelerin bazı yaptırımları olabilir. Ama bu bir ihtimal. Şunu hatırlamak lazım; Rusya’ya karşı uygulanan ambargo ve kısıtlamalar aslında bu ülkelere de zarar vermektedir. Ve bazı ülkelerde bu yaklaşımın değiştirilmesi için kuvvetli çabalar ortaya çıkmaktadır. Yakında yapılacak seçimlerde en azından İtalya’da sonuç vermesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye birleşik bir AB tavrı konusunda tereddüte sahip olduğu için AB’nin tepkilerine göre davranışını belirleyemese de Almanya’nın etkisi önemlidir. O da henüz karışık duygularla hareket eden bir ülke. Eski başbakanı Ruslarla barış yapmanın önemini hatırlatan faaliyetleriyle mevcut hükümeti sıkıştırmaktadır. Şuanda Türkiye’ye hangi ülkeler ne ölçüde yaptırım uygulayabilir sorusu için erken. AB ülkeleri de mevcutta izlenen politikaların devamı konusunda tereddütler sergilemektedir.”

Türkiye yönünü Rusya’ya mı çevirdi?

Uzun vadede iki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın artı ve eksilerini söylemenin güç olduğunu belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, tarihe bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin konjonktürel olduğunu dile getiriyor.

Bunun üzerine Avrupa ile olan ticaret hacmi ve NATO içindeki birlikleri de eklenince Türkiye’nin yönünün kalıcı olarak Rusya’ya dönmesinin zor olduğunun notunu düşüyor.

Bu yakınlaşmanın iki ülkenin dönemsel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilintili olduğunu belirten Yeldan, şöyle detaylandırıyor:

“Bu kısa dönemde Erdoğan’ın çok şiddetli döviz ihtiyacı olduğunu ve bu dövizin de en azından ucuz, sürdürülebilir enerji yoluyla sağlanmasının kasım, aralık, ocak aylarında Batı’da olası bi enerji krizi yaşanırken Türkiye’nin güvence altında olmasının önemli bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum. Ruble ile karşılıklı ticaret yapalım, doları kullanmayalım bakışının kısa dönemde iç siyaset malzemesidir, ekonomik olarak karşılığı yok. Türkiye ruble elde etmek için dövizini kullanacak, yine döviz piyasalarında işlem yapacak keza Rusya da öyle.”

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı: ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak”

ODTÜ Öğretim Üyesi/Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını önemli buluyor ve hatta bu durumun Türkiye için bulunmaz bir fırsat olduğu kanısında.

İki ülke arasındaki işbirliklerine dair, ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak” diyor:

“Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacmi artmaya başladı ve öyle görünüyor ki daha da artacak. Çünkü başta yüz büyük firmanın ana merkezlerini İstanbul’a taşıması oldukça önemli bu büyük bir operasyon. Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak. Ve Türkiye için de bulunmaz bir fırsat.”

Diyalog kanallarının her zaman açık tutulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke olduğuna vurgu yapıyor.

“AB ülkeleri içinden de herhangi bir yaptırım olmaz. Biz, Rusya ve Ukrayna arasında arabulucuyuz ve ticari ilişkilerimiz var. Türkiye’ye yaptırım için bir gerekçe bulunmalı aksi durumda iki ülkenin yakınlaşması bir gerekçe olamaz. Türkiye kiminle ilişki içinde olduğunu onlara mı soracak? O zaman AB’ye alırlar, sorun olmaz. Türkiye güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Birilerinin Rusya ile konuşması lazım ve Türkiye bunu yapıyor. NATO içerisinde Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç konusundaki duruşunu da biliyoruz. Yani iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe vermesinin siyasi gerekçesi yok ve yanlış. Duyulan endişe askeri mi ekonomik mi? İki ülke yakınlaşması gayet yerinde, diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan da, Türkiye’nin bir yandan müttefikleriyle hareket etme gayreti gösterirken diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini bozmamak istemesinin anlaşılabilir bir siyasi tercih olduğu görüşünde.

Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini Suriye’de yürüyen ilişkiler üzerinden değerlendirmenin önemli olduğunu söylüyor:

“Çok boyutlu düşünmek lazım. Türkiye son yıllarda AB ve ABD ile problemli ilişkiler yaşamaktadır. Buna bir de Rusya ile problemli bir ilişkinin eklenmesini istememektedir. Rusya ile yaşadığı problemli bir ilişkinin Batı ile ilişkilerini düzelteceğine dair bir emare de yok. Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir Möntro Sözleşmesi var. Türkiye, Möntro Sözleşmesi’nin bilhassa Karadeniz’deki ülkeleri rahatsız edecek şekilde yorumlanmasını arzulamıyor. Buna karşılık ABD’nin başını çektiği müttefiklerimiz Rusya’yı Karadeniz’de kuşatmak için Türkiye’nin boğazları daha kendi isteklerine göre yönetmesini beklemektedirler. Bu Türkiye’ye açacağı tehlikeler açısından önemlidir. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri Suriye’de de yürüyen ilişkilerdir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkisini düzenlerken, özellikle Suriye’deki durumu kendi aleyhine çevirmeyi arzulamamaktadır.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye Ve Rusya Arasındaki Ruble Anlaşmasına İlk Tepki

Türkiye ve Rusya arasında ruble üzerinden yapılan anlaşmaya ABD’den ilk tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yasadışı Rus varlıkları için güvenli bir liman haline gelmemesi yönünde çağrıda bulunurken “Şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” dedi.

Bloomberg HT’den Ciner Medya Grubu ABD Temsilcisi Ali Çınar’ın sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmesi sonrası varılan Ruble’li anlaşmaya ilişkin görüşlerini bildirdi.

Açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’nın saldırganlığı karşısında Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne güçlü desteğini ifade ettiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın eylemini ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdiğini hatırlatmak istiyoruz” dendi.

Türkiye’yi yasadışı Rus varlıkları veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmemeye çağırdıklarını da belirten ABD Dışişleri Bakanlığı, “Verileri dikkatle izliyoruz ve şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Müttefikleri, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik adımlar atmaya teşvik etmeye devam ediyoruz” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı, uzun vadede enerji güvenliğini artırma çabalarına yardımcı olmak için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını belirtti.

Erdoğan ve Putin’in Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklama yapan Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye’yle gaz tedarikinin konuşulduğunu, ilk aşamada Rus Rublesi üzerinden ödenmesine karar verildiğini açıklamıştı.

Erdoğan da Soçi dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada anlaşmayla ilgili, “Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu; Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Türkiye’nin Rusya İle Derinleşen Bağları Nedeniyle Batıda Endişe Artıyor

İngiliz Financial Times gazetesi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşmesine ilişkin yayınladığı haberde, batılı yetkililerin, Türkiye ile Rusya arasındaki derinleşen ekonomik işbirliği konusunda giderek daha fazla endişe duyduğuna yer verdi.

Financial Times’a demeç veren 6 batılı yetkili, Türk ve Rus liderlerin, dün Soçi’de dört saatlik bir toplantının ardından ticaret ve enerji alanındaki işbirliğini genişletme anlaşmasından endişe duyduklarını söyledi.

Bir AB yetkilisi, Türk-Rus işbirliğinin “giderek daha yakından” izlediğini söyleyerek, Türkiye’nin “giderek daha fazla” Rusya ile ticaret için bir platform haline geldiğine dair endişelerini dile getirdi. Bir diğer yetkili ise, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik davranışını “çok fırsatçı” olarak nitelendirerek, “Türklerin endişelerimize dikkat etmesini sağlamaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

ABD’nin yaptırım uyarısı hatırlatıldı

Haberde, Washington’ın Rusya’nın yaptırımlardan kaçmasına yardımcı olan ülkeleri, ABD’nin yasal yargı yetkisinin ötesindeki ihlalleri hedef alan “ikincil yaptırımlarla” vuracağı konusunda defalarca uyardığı hatırlatılarak, AB’nin bu konuda daha zor ve ketum davrandığını aktardı.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, Haziran ayında Türk yetkililer ve İstanbullu bankacılarla bir araya gelerek onları yasa dışı Rus parasının kanalı haline gelmemeleri konusunda uyarmıştı.

“Rusya’ya verilen taahhütler yerine getirilirse şirketler Türkiye’den çekilebilir”

Üst düzey bir batılı yetkili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya verdiği taahhütleri yerine getirmesi halinde ülkelerin şirketlerini ve bankalarını Türkiye’den çekilmeye çağırabileceklerini öne sürdü.

Yetkili, Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerin, “Türkiye’nin faaliyetlerini genişletmesinin yaratacağı risk ışığında, Batılı firmaları ya Türkiye’deki ilişkilerinden çekilmeye ya da Türkiye ile ilişkilerini küçültmeye çağırarak Ankara’ya karşı harekete geçebileceklerini” söyledi. Ancak bu ifadeler, yasal açıdan durumlarını inceleyen ve iyi bir fikir olup olmadığını sorgulayan diğer bazı batılı yetkililer tarafından reddedildi.

Avrupalı ​​bir yetkili ise, “Bu tür olumsuz eylemlere karşı muhtemelen sert bir şekilde mücadele edecek çok önemli ekonomik çıkarlar var. Türkiye Rusya’ya çok yakınlaşırsa, herhangi bir olumsuz eylemi dışlamayacağız” dedi.

“Üye devletler Türkiye’ye yönelik harekete geçebilir”

FT’nin haberinde, Türkiye’ye yönelik olası yaptırımların AB içinde bölünmelere neden olacağı ifade edilirken, bazı üye devletlerin de harekete geçebileceği öne sürüldü ve “Örneğin ticaretin finansmanına kısıtlama getirilmesini isteyebilirler veya büyük finans şirketlerinden Türk şirketlerine olan finansmanı azaltmalarını isteyebilirler” ifadesi kullanıldı.

Üç Avrupalı ​​yetkili, Brüksel’de Türkiye konusunda henüz resmi bir görüşme yapılmadığını söyledi ve Soçi’deki tartışmaların tüm detaylarının ve yansımalarının henüz net olmadığı konusunda uyardı.

Batılı yetkililerin uyarıları, Rusya’nın Şubat ayındaki Ukrayna’yı kapsamlı bir şekilde işgal etmesinden bu yana Kiev ve Moskova’ya “dengeli” bir yaklaşım benimseyen Putin ve Erdoğan’ın 4 saatlik bir baş başa görüşmesinden bir gün sonra geldi.

(Kaynak: t24 )

Paylaşın

Erdoğan İle Putin’den Kritik Görüşme: Ortak Bildiri

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çalışma ziyareti nedeniyle bulunduğu Rusya’nın Soçi şehrinde, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Görüşmenin basına açık bölümünde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’e teşekkür ederek, Tahran ziyaretinin ardından 17 gün aradan sonra tekrar bir araya gelişleri sebebiyle memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Haber Merkezi / Her iki ülke heyetinin Türkiye’de yaptığı görüşmelerin de verimli geçtiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyasi, ekonomik ve ticari alanlarda birçok konuları ele aldılar ve şimdi de bizim bu konulardan sonra buna bir adeta nokta koymamız inanıyorum ki Türkiye-Rusya ilişkilerinde çok farklı bir sayfayı da açacaktır. Gerek enerjide gerek Karadeniz hattının tarımda, tahılda buradan atılan adımlar, turizmde yapılan görüşmeler, ulaşımla ilgili olarak atılan adımlar ki bütün bunlarla beraber bölgedeki bazı adımların atılması, bunlar gerek heyetlerimizin yaptığı ama bizim de bugün başa baş ikili bu görüşmeyi yapmak suretiyle Türkiye ve Rusya’nın bölgede oynadığı rolü ortaya koyması bakımından çok önemli” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti: “Suriye’deki gelişmeleri bu vesileyle özellikle ele almamız inanıyorum ki bölgeye ayrıca rahatlama getirecektir. Terörle mücadelede dayanışmamız büyük önem arz ediyor ve bu konuyla ilgili olarak da atacağımız adımlar, yapacağımız görüşmelerle inanıyorum ki bir güç kazanacaktır. Yine bugün tabii dünyanın gözü Soçi’de. ‘Acaba Soçi’de ne görüştüler, ne yaptılar?’ Burayı takip ediyorlar. Bizim de yapacağımız bu görüşmelerden sonra da bunlara verilecek olan cevaplar onları belli istikamette yönlendirecektir.”

Akkuyu Nükleer Santrali

Akkuyu konusunun büyük önem arz ettiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Enerji alanında Akkuyu konusunu bugün sizlerle bir noktaya getirmemiz onu belli bir yerde gerçekten değerlendirerek, karara bağlamamız Akkuyu’daki süreci ertelemeye fırsat vermeyecektir. Çünkü belirlenen takvimin işlemesi ve Akkuyu’nun belirlenen zamanda bitirilmesi çok çok büyük önem arz ediyor. Zira Türkiye’nin enerji temininde yüzde 10 enerji potansiyelini Akkuyu Enerji Santrali halledecek ve bu konuyla ilgili olarak da etraflıca bir görüşme yapmamızın faydalı olacağına inanıyorum. Ben de bugün böyle bir fırsatı bulduğumuz için memnuniyetimi özellikle ifade etmek istiyorum.”

Putin’den Erdoğan’a teşekkür

Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin aracılığı sayesinde Ukrayna tahıllarının Karadeniz limanlarından sevkiyatını başlatmak konusunda başarılar elde edildiğini kaydeden Rusya Devlet Başkanı Putin, katkılarından ötürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, şöyle devam etti: “Rus gıda ürünleri, Rus gübresi bu şekilde dünyaya açılmış oldu. Özelikle gelişmekte olan ülkeler için bu son derece hassas bir mesele, ciddi problemlerle karşı karşıya gelebilirler gıda krizi yüzünden. Tabi ki bütün bu ülkeler bu aldığınız kararları önemsiyorlar, yani sizin kişisel katkılarınız sayesinde mümkün olabildi bütün bunlar. Ve dediğim gibi, umarım bugün ilgili mutabakat zaptını imzalayabileceğiz ticari ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesiyle ilgilidir. Dediğim bu heyetlerimizin Türkiye’de sağlamış oldukları uzlaşılar sayesinde böyle bir mutabakat zaptını imzalama şansımız, fırsatımız oldu.”

Suriye krizi başta olmak üzere bölgedeki güvenlik konularını da ele alma fırsatını bulacaklarını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Türkiye ve Rusya oradaki durumun normalleşmesine ciddi katkı sağlıyor. Elbette bu konuyu da ele alacağız” ifadesini kullandı.

Ortak bildiri

Basına kapalı gerçekleşen görüşme, 4 saat sürdü. Görüşmenin ardından ortak bildiri yayınlandı. Bildiride, “Liderler, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir” denildi.

Ukrayna, Türkiye, Rusya ve BM’nin Ukrayna’dan tahıl sevkiyatı konusunda imzaladığı anlaşmaya değinilen bildiride, “İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ve Putin’in Libya’daki siyasi sürece destek verdiği aktarılan bildiride şu ifadelere yer verildi:

İki lider, Türkiye-Rusya ilişkilerinin, mevcut bölgesel ve küresel tüm sınamalara rağmen, karşılıklı saygı ve mütekabil çıkarların tanınması temelinde ve uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olarak ilerletilmesi yönündeki ortak iradelerini teyit etmişlerdir.

Bu anlayış çerçevesinde Türkiye-Rusya ikili ilişkilerinin gündeminde yer alan konular üzerinde kapsamlı istişarelerde bulunan liderler; iki ülke arasındaki ticaret hacminin tespit edilen hedefler doğrultusunda ve dengeli bir temelde artırılması; ekonomi ve enerji alanlarında iki ülkenin birbirlerinden beklentilerinin mütekabiliyet çerçevesinde karşılanması; ulaştırma, ticaret, tarım, sanayi, finans, turizm ve inşaat gibi sektörlerde uzun süredir iki ülke gündeminde bulunan konularda işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde somut adımlar atılması üzerinde mutabık kalmışlardır.

Bölgesel konular bağlamında, liderler, Türkiye ile Rusya arasında var olan samimi, açık sözlü ve güvene dayalı ilişkilerin bölgesel ve uluslararası istikrarın tesisi açısından taşıdığı kilit öneme işaret etmişledir. İki lider bu çerçevede, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin emniyetli taşınmasına yönelik İstanbul mutabakatına varılmasında iki ülke arasındaki yapıcı ilişkilerin rol oynadığını teyit etmişlerdir. İki lider, Rusya’nın tahıl, gübre ve gübre üretimi için gerekli hammaddenin kesintisiz ihracı dahil, İstanbul mutabakatının lafzı ve ruhuna uygun şekilde tam olarak uygulanması lazım geldiğinin altını çizmişlerdir.

“Dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılığı”

Suriye’deki son gelişmeler üzerinde durulan görüşmede liderler, ülkede kalıcı çözüme ulaşılması için siyasi sürecin ilerletilmesine atfettikleri önemin altını çizmişlerdir. Liderler, Suriye’nin siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına atfettikleri öneme işaretle, Suriye’de tüm terör örgütlerine karşı mücadelede dayanışma ve eşgüdüm içinde hareket etme kararlılıklarını teyit etmişlerdir.

İki lider, Libya’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan güçlü bağlılıklarını vurgulamışlardır. Libyalılar arasında mümkün olan en geniş mutabakat temelinde serbest, adil ve muteber seçimlerin düzenlenmesinin önemini vurgulamış ve BM himayesinde yürütülen Libya liderliğindeki ve Libya sahipliğindeki siyasi sürece desteklerini yinelemişlerdir.

Liderler, Türkiye-Rusya Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin müteakip toplantısının Türkiye’de gerçekleştirilmesi üzerinde mutabık kalmışlardır.

Paylaşın

Tahran’daki Üçlü Zirvede ‘Suriye’nin Toprak Bütünlüğü’ Vurgusu

“Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı” İran’ın başkenti Tahran’da gerçekleştirildi. Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmeleri bağlamında gerçekleştirilen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi katıldı.

Üçlü zirve toplantısı öncesinde Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan, Reisi ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile de bir araya geldi. Tahran Uluslararası Konferans Salonu’nda düzenlenen Astana Formatında Yedinci Üçlü Zirve Toplantısı sonrasında liderler ortak basın toplantısında konuştu. Toplantı sonrasında ayrıca ortak bir bildiri yayınlandı.

“Egemenliği ihlal edecek girişimlerden kaçınmalı”

Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye muhtemel askeri operasyonunun konuşulduğu günlerde gerçekleştirilen zirve sonrası yapılan açıklamalarda Suriye’nin “egemenliği ve toprak bütünlüğü” vurgusu vardı.

Zirvenin ardından gerçekleştirilen ortak basın toplantısında konuşan İran Cumhurbaşkanı Reisi, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığı kabul edilebilir değil ve onların buraları terk etmeleri gerekiyor” dedi: Suriye’nin topraklarının her noktasının Suriye’nin meşru hükümetinin denetimine ve kontrolü altına girmesi gerekiyor.

Üçlü zirvenin gündem maddelerine de değinen Reisi, “Suriye’nin egemenliğini ihlal edecek herhangi bir girişimden kesinlikle kaçınılması gerektiğini vurguladık” dedi, Rusya, Türkiye ve İran’ın iş birliğinin yanı sıra Suriye hükümetiyle işbirliği nin “çok önemli olduğunu” söyledi.

“Fırat’ın doğusu, Şam’ın kontrolünde olmalı”

Toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yaparak “çözümün siyasi olması gerektiğini” belirtti, bölgeye dışarıdan müdahale yapılmasına karşı çıktı.

Putin, ayrıca Fırat’ın doğusunun Beşar Esad yönetimindeki “Şam hükümetinin kontrolünde olması gerektiğini” söyledi.

Putin, “Rusya, İran ve Türkiye olarak Suriye’de sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dönüşüm sağlanabilmesi için kararlı olduğumuzu teyit ettik” dedi, bir sonraki zirvenin Rusya’da olacağını duyurdu.

Ortak bildiri

Üçlü zirve sonrasında yayınlanan ortak bildiride de zirvede, Suriye’deki güncel durumun ele alındığı, liderlerin “Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli bağlılıklarını vurguladıkları” kaydedildi.

“Suriye’nin kuzeyindeki duruma” ilişkin değerlendirmelerin de olduğu ortak bildiride, bölgede “terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimin reddedildiği” ifade edildi.

Ortak bildiri ayrıca “liderlerin, Suriye’nin kuzeyindeki durumu ele aldıkları, bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün muhafazası temelinde sağlanabileceği hususunun vurgulandığı” bilgisine de yer verildi.

Bildiriden öne çıkan diğer noktalar özetle şöyle:

“Devlet başkanları, sivil tesisleri hedef alan ve masum can kayıplarına neden olan saldırılar da dahil olmak üzere, Suriye’nin çeşitli bölgelerindeki terör örgütlerinin ve bunlarla iltisaklı farklı isimler altındaki grupların artan varlık ve faaliyetlerini kınamışlardır.

Suriye’nin kuzeyi ile ilgili tüm düzenlemelerin eksiksiz bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmişlerdir.

Gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişler ve Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden sınır ötesi saldırılar ve sızmalar dahil olmak üzere ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını vurgulamışlardır.”

“Suriye’den söküp atmakta kararlıyız”

Öte yandan, üçlü zirve sonrası ortak basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütleriyle mücadelemiz nerede ve kimler tarafından desteklendiğine bakılmaksızın her daim sürecektir” dedi:

“Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Astana garantörleri olarak, Rusya Federasyonu ve İran’dan beklentimiz bu mücadelede Türkiye’ye destek olmalarıdır.

Görüşmelerimizde evvelce varılan mutabakatların uygulama durumunu da gözden geçirdik. PKK, YPG, PYD terörü hepimizin ortak meselesidir. Astana garantörleri olarak, bugüne kadar sergilediğimiz iş birliğini sürdürerek bu hedeflere el birliği ile ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.”

Üçlü zirve toplantısının açılışında konuşan Erdoğan, “Milli güvenliğimize kasteden şer odaklarını Suriye’den söküp atmakta kararlıyız. Tel Rıfat ve Münbiç, terör yatağı haline dönüşmüştür, terör örgütünün sığındığı bu limanları temizlemenin vakti esasen çoktan gelmiştir” demişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Tahran Zirvesi’nde Hangi Konular Ele Alacak?

Astana Süreci’ni oluşturan Türkiye, İran ve Rusya’nın liderleri bu akşam Tahran’da bir araya gelecek ve Suriye’de devam eden istikrarsızlığı değerlendirecek. Zirvenin Suriye ile ilgili gündeminde, Rusya ile İran’ın karşı çıktıkları olası bir Türkiye askeri operasyonu ağırlıklı olarak yer alacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in zirve öncesinde yapacakları ikili görüşmenin gündemi ise Ukrayna ve oluşturulması için yoğun çaba gösterilen tahıl koridoru olacak. Erdoğan’ın amacı, Birleşmiş Milletler (BM) ile oluşturulan planın somut bir şekilde uygulanması için Putin’i de ikna etmek ve anlaşmayı imza aşamasına getirmek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 7.si yapılacak Astana Süreci zirvesi için bugün Tahran’da buluşacak. Liderlerin akşam saatlerinde bir araya gelmeleri ve toplantı sonrasında ortak basın açıklaması yapması bekleniyor.

Suriye sorununun çözülmesine kolaylaştırıcı olmak üzere 2017’de oluşturulan Astana Süreci, Covid-19 salgını nedeniyle liderler düzeyinde fiziki olarak 2019 Eylül’ünden bu yana toplanamıyordu.

Yaklaşık üç sene sonra yoğun bir Suriye gündemiyle gerçekleşecek olan zirve, 24 Şubat’ta Rusya’nın saldırmasıyla başlayan Ukrayna savaşı nedeniyle farklı bir uluslararası konjonktürde yapılacak.

Küresel ve bölgesel dengeleri tamamen değiştiren Ukrayna savaşının Suriye’ye olası etkilerinin bugünkü zirvede daha net ortaya çıkabileceği kaydediliyor.

Bu kapsamda, üç liderin kendi aralarında yapacakları ikili görüşmeler de önemli olacak. 24 Şubat’tan bu yana birçok kez telefonda görüşen Erdoğan ve Putin, savaşın başlamasının ardından ilk kez Tahran’da yüz yüze görüşecek.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan, Madrid Zirvesi’nde kabul edilen NATO Strateji Belgesi’nde “en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlanan Rusya’nın Devlet Başkanı Putin ile yüz yüze görüşen ilk ve tek NATO lideri olacak.

Batı’nın yakından takip ettiği zirve ve ikili görüşmeler, Suriye ve Ukrayna gündeminin bundan sonraki gelişmeleri açısından önem taşıyacak.

Suriye gündemi yoğun olacak

Suriye’ye odaklanan Astana Süreci’nin Tahran Zirvesi’nde ele alınacak konuların başında “terörle mücadele” konusu geliyor. Ancak özellikle Türkiye ve Rusya’nın bu konudaki öncelikleri farklı.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı’ndan zirveye ilişkin yapılan açıklamada, zirve gündemi sıralanırken “PKK/YPG ve DEAŞ başta olmak üzere bölge güvenliğine tehdit teşkil eden terör örgütleriyle mücadele” başlığı dikkat çekti.

Kremlin’den yapılan açıklamada ise liderlerin “uluslararası terörizmin yuvasının tamamen temizlenmesi için” bir dizi önlemin görüşüleceği bilgisi verilerek, özellikle İdlib’de konuşlu “radikal İslamcı terör örgütleri” gündeme getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaptığı bir açıklamada, PKK’nın Suriye kolu olarak tanımlanan YPG’nin kuzey Suriye’de Tel Rıfat ve Münbiç’ten temizlenmesi için bölgeye yeni bir askeri operasyon yapılacağını açıklamıştı.

Bölgeye en son Ekim 2019’da Barış Pınarı Operasyonu’nu düzenleyerek Cerablus-Mare arasında güvenli bir bölge oluşturan Türkiye, Tel Rıfat ve Münbiç’i de YPG’den arındırmak ve oluşturulacak yeni alanlara yaklaşık bir milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmek istediğini kaydetmişti.

İran ve Rusya, Türkiye’nin operasyonuna karşı

Ancak Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına ne Rusya ne İran sıcak bakıyor. Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesi gerektiğini, ancak yeni bir operasyonun istikrarsızlaştırıcı sonuçları olacağını kaydeden Rusya ve İran’ın, Türkiye’nin operasyonu durdurup durduramayacakları ileriki dönemde belli olacak.

Her ne kadar tüm ağırlığını Ukrayna’ya verse de Rusya, Suriye’de hala en önemli askeri güç ve son dönemde oluşturulan statükonun bozulmasını istemiyor.

Rusya, ayrıca zafiyet görüntüsü vermemek için de Türkiye’nin operasyonuna sıcak bakmıyor. Türkiye’nin olası operasyonuna Rusya’nın nasıl yanıt vereceği, örneğin 2020 başında olduğu gibi İdlib kozunu oynayıp oynamayacağı da bilinmiyor.

İran ise Rusya’nın dikkatinin Ukrayna’ya çevrilmiş olmasını fırsat bilerek Suriye ile ilişkilerini daha da güçlendirme arayışında. İran’ın desteklediği Şii milis güçlerinin son dönemde kuzey Suriye’de daha görünür oldukları kaydediliyor.

Tel Rıfat ve Münbiç’e yapılacak bir operasyonun Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep’in güvenliğini tehlikeye sokacak olması da İran’ın kaygıları arasında.

Türkiye’nin operasyonuna Rusya ve İran’ın yanı sıra, başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler de karşı çıkıyor. Washington’dan yapılan açıklamalar, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) oluşturan YPG’ye karşı yapılacak bir harekatın, IŞİD ile mücadeleye sekte vuracağı ve bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağı noktasına dayanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) operasyon yapıp yapmayacağı, yaparsa ölçüsü ve sınırları, Tahran Zirvesi sonuçları ışığında 21 Temmuz günü düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ayrıntılı ele alınacak.

Siyasi süreç donma noktasında

Astana Süreci’nin en önemli getirilerinden biri BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde Suriye’de siyasi süreci ilerletmek için Anayasa Komitesi’nin kurulması olmuştu.

Ancak aradan geçen onca yıl ve BM liderliğindeki görüşmelere karşın somut bir ilerleme sağlanamadı. Türkiye’nin Astana Süreci ortaklarına yaptığı ve Suriye’ye uygulanan siyasi ve ekonomik yaptırımlar da sonuç vermedi.

Zirvede Suriye yönetimi ile muhalefeti bir araya getiren anayasa yazım sürecinin yeniden ele alınması hedefleniyor, ancak somut sonuç çıkması beklenmiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Batı ile ilişkileri kopma noktasına gelen Rusya’nın siyasi süreç konusunda yeni talepleri olduğu, bunlar karşılanana kadar Suriye’nin anayasa komitesi toplantısına katılmasını istemediği kaydediliyor.

Bu nedenle bu ay sonunda yapılması öngörülen anayasa komitesi toplantısının 9. tur birleşimi yapılamıyor. Rusya’nın toplantıların Cenevre yerine başka bir yerde yapılmasını istediği, Arap basınının gündeme getirdiği iddialar arasında.

‘Tahıl koridoru’ da gündemde

Tahran’da üçlü Suriye görüşmesi kadar ikili temaslar da önemli olacak. Gözlerin çevrildiği buluşma ise Erdoğan ile Putin arasında olacak. Türk ve Rus liderlerin ikili gündemini ise Ukrayna dosyası dolduracak.

Savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana Ukrayna ve Rusya arasında dengeli bir politika izlediğini açıklayan Türkiye, bunalımın ilk günlerinde tarafları Antalya ve İstanbul’da bir araya getirerek çatışmaların bir an önce durmasını hedeflemişti.

Taraflar arasındaki çatışmaların yoğunlaşması ve Rusya’nın birçok kez sivil hedefleri vurarak yüzlerce kişinin ölmesine yol açması ateşkes çabalarının sona ermesine yol açmıştı.

Türkiye, Mayıs ayı başlarından itibaren küresel bir gıda krizinin engellenmesi için Ukrayna’nın gemilerde ve silolarında bekleyen 25 milyon tona yakın tahılın güvenli yollarla dünya pazarlarına ulaştırılması için taraflar arasında diplomasiye başladı.

Geçen hafta Türkiye ve BM yetkililerinin katılımıyla İstanbul’da yapılan toplantıda Ukrayna ve Rusya askeri yetkilileri uzunca bir süreden sonra ilk kez aynı masa etrafında buluşmuş, tahıl ihracının yapılabilmesi için bazı teknik unsurlarda uzlaşmıştı.

Hem Ankara hem de Moskova’dan yapılan açıklamalar, tahıl koridoruna ilişkin çalışmanın iki lider tarafından Tahran’da ele alınacağını gösteriyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, zirveden bir gün önce yaptığı açıklamada, tarafların bu hafta içinde bir kez daha bir araya gelmesinin beklendiğini kaydetti.

Erdoğan’ın da Putin’e bu anlaşmanın tamamlanması için gerekli siyasi liderliği göstermesi ve devam eden savaşın küresel gıda krizine yol açmasını önleme çağrısında bulunması bekleniyor.

Putin ile yapılacak görüşmelerde Akar’ın açıkladığı planın geri kalan unsurlarının da çözülmesi durumunda, Rusya ve Ukrayna’nın gıda koridorları oluşturulmasını içeren anlaşmaya imza atabilecekleri kaydediliyor.

Zirve öncesinde bir açıklama yapan AB Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tahıl koridoru konusunda bir anlaşmanın yakın olduğunu kaydetmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Tahran’da Suriye İçin ‘Yeşil Işık’ Arıyor

Rusya, Türkiye ve İran Suriye’de süre giden çatışmayı sona erdirmek hedefiyle 11 yl önce başlatılan ve “Astana barış süreci” olarak adlandırılan müzakerelerin yeni bir evresi olarak Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Salı günü İran’ın başkenti Tahran’da bir araya geliyor.

Üç ülke de Suriye’de güç bulunduruyor. Rusya ve İran, Selefi muhaliflere karşı Şam rejimini desteklerken Türkiye isyancıları destekliyor. Salı günkü zirve, Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki Kürt güçlerine yönelik yeni bir saldırı başlatma tehdidinin gölgesinde toplanıyor.

Al Monitor’un haberine göre toplantıya ev sahipliği yapan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi toplantı öncesinde Türkiye’nin Suriye’deki herhangi bir askeri harekatının “bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği” uyarısında bulundu.

Tahran zirvesi, Erdoğan’ın, Şubat’ta Ukrayna’yı işgal kararnamesi yayınlamasından bu yana Putin ile ilk yüz yüze görüşmesi olacak. Erdoğan uzun süredir Putin’le buluşma arzusunu dile getiriyordu.

AFP’ye demeç veren Rus yorumcu Vladimir Sotnikov, Türkiye’nin Suriye’deki istilasını Rusya’nın Ukrayna’daki işgaliyle meşrulaştırmayı hedeflediğini söylüyor.

İran ve Rusya “yeşil ışık” yakacak mı?

Erdoğan Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü Kürt gücü YPG ve Kürt-Arap ortak ordusu SDG’yi hedef alıyor. Suriye hükümeti, Türkiye’nin yeni bir saldırı başlatma tehditlerini pek çok kez kınadı.

Carnegie Europe uzmanlarından konuk araştırmacı Sinan Ülgen, Ankara’nın operasyonunu başlatmadan önce Moskova ve İran’ın onayını aradığını söyledi.

Ülgen Ankara’nın özellikle hedef almak istediği Tel Rıfat ve Membiç’in “Rusya’nın kontrolü altında” olduğunu ve Türkiye’nin operasyonu sonuçlandırmak açısından bu bölgede “hava sahasını kendisine açmasını istiyor.” Ülgen’in yorumuna göre Ankara özetle Rusya ve İran’dan “yeşil ışık” istiyor.

Ancak şu ana kadar Rusya ve İran, Ankara’nın önünü açacak bir tutum takınmadılar. Rusya, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir saldırı başlatmaktan “kaçınacağı” umudunu önceden dile getirmişti.

Geçtiğimiz haftalarda hem Ankara’yı hem de Şam’ı ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahyan Türkiye’yi ihtiyatlı olmaya çağırdı.

Ancak, İranlı diplomatlar Haziran sonunda Ankara’da “[…] belki özel bir operasyona ihtiyaç duyulabilir olmasını” değerlendirebilecekleri imasında bulunmuşlardı.

Ne var ki, Abdullahyan daha sonra Şam’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’deki askeri harekatının “bölgede istikrarsızlaştırıcı bir unsur olacağını” söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) başkomutanı Mazlum Abdi’yse, Rusya ve İran’ı Türkiye’yi dizginlemeye çağırdı vee “Umarız (saldırılar) gerçekleşmez ve Kürtler… Büyük güçler arasındaki görüşmeler sırasında terkedilmez” dedi.

Bu koşullar altında yorumcular Türkiye, Rusya ve İran’ın gerginlikten kaçınma ve Suriye konsundaki görüş farklılıklarını azaltma gayretinde olacaklarını öngörüyorlar.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın