Rusya Ordusu Nerede Hata Yapıyor?

Rusya, dünyadaki en büyük ve en güçlü ordulardan birine sahip, buna rağmen Ukrayna’da bugüne kadar istediği ilerlemeyi sağlayamadı. Batılı birçok askeri uzman, Rusya’nın sahadaki performansı karşısında yaşadığı şaşkınlığı gizlemiyor.

Sahadaki ilerleyişin yavaşlığı, bazı askeri uzmanların “Rusya kayıplarının üstesinden gelebilecek mi?” sorusunu sormasına yol açtı. Bu hafta BBC’ye konuşan üst düzey bir NATO askeri görevlisi, “Rusya açıkçası hedeflerine ulaşamadı, muhtemelen nihayetinde de ulaşamayacak.” dedi. Peki yanlış giden neydi? Batılı üst düzey ordu ve istihbarat yetkilileri, Rusya’nın hataları hakkında ne düşünüyor?

Yanlış varsayımlar

Rusya’nın ilk hatası Ukrayna’nın çok daha küçük olan ordusunun savunma kapasitesini hafife almak oldu. Rusya, yıllık savunma bütçesine 60 milyar dolar ayırırken Ukrayna 4 milyar dolar ayırıyor. Bu da Rusya’nın karşısındaki gücü hafife almasına yol açtı.

Rusya, tıpkı diğer birçok güçlü orduya sahip ülke gibi, kendi askeri gücünü de gözünde fazla büyütmüş olabilir. Devlet Başkanı Vladimir Putin uzunca bir süredir Rusya ordusunun modernizasyon programı için hırsla çalışıyor ve bu çalışmaların karşılığında ordusunun gerçekte olduğundan çok daha fazla güçlendiğini düşünmüş olabilir.

İngiltere ordusundan üst düzey bir yetkilinin verdiği bilgiye göre Rusya’nın savunma yatırımlarının büyük bir kısmı nükleer kapasitesini geliştirmek ve bu konuda deneyler yapmak için kullanılıyor. Buna hipersonik füzeler gibi yeni silahlar üretmek de dahil.

Rusya’nın Kızıl Meydan’da düzenlenen Zafer Günü Geçit Törenleri’nde sergilenen ve dünyanın en gelişmiş tankı olarak tanıtılan T-14 Armata’yı da bu savaşta henüz kullanılırken görmedik. Rusya’nın sahaya çıkardığı tankların çoğu daha eski T-72 tankları, zırhlı personel taşıyıcılar, top ve füze fırlatıcıları…

İşgalin başlangıcında Rusya’nın havada çok belirgin bir avantajı vardı, sınıra gönderilen savaş uçaklarının sayısı Ukrayna’nın savaş uçaklarının üç katı kadardı. Bu sebeple birçok askeri uzman Rusya’nın havada hızlı bir üstünlük kazanacağını düşünmüştü; ancak öyle olmadı. Ukrayna’nın savaş uçaklarına karşı yürüttüğü savunma, bugüne kadar Rusya’nın manevra alanını kısıtlamaya yetecek kadar etkili olabildi. Moskova, özel kuvvetlerinin çok hızlı ve belirleyici bir rol oynayabileceğini de öngörmüş olabilir.

Üst düzey Batılı bir askeri yetkilinin BBC’ye verdiği bilgiye göre Rusya, Ukrayna’nın hava savunmasının ‘güçsüzlüğüne’ güvendiği için Spetsnatz ve VDV gibi paraşütçüler göndermenin yeterli olacağını ve bunun Ukrayna savunmasını saf dışı bırakacağını düşündü. Ancak ilk günlerde Kiev yakınlarındaki Hostomel Havalimanı’nda yapmayı planladıkları helikopterlerin yok edilmesi saldırısı geri tepti, Ukrayna savunması saldırıyı püskürttü. Bu da Rusya’nın asker, mühimmat ve destek göndermek için kullanacağı bir havalimanını ele geçirmesini önlemiş oldu.

Hostomel Havalimanı saldırısı püskürtülünce Rusya, tüm destekleri karayoluyla göndermeye başladı. Bu da belli bir trafikte ilerleyen araçların ve konvoyların Ukrayna tarafından daha kolay şekilde hedef alınmasına yol açtı. Bazı ağır silahlar bunun önüne geçmek için yoldan çıkınca çamura saplandı ve ilerleyemedi.

Bu sırada Rusya’nın kuzeyde uydular tarafından görüntülenen uzun zırhlı araç kuyruğu henüz Kiev kuşatmasına katılmadı. En önemli ilerlemeler güneyden geldi; burada hem mühimmat hem asker sevkiyatı için tren yolları kullanılıyor. Tüm bu gelişmeler üzerine BBC’ye konuşan İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, “Putin’in güçlerinin momentumu kaybettiğini” söylüyor: Takılıp kaldılar ve yavaş da olsa çok önemli kayıplar veriyorlar.

Kayıplar ve düşük moral

Rusya, Ukrayna’nın işgali için sınıra 190 bin asker yığdı ve bunların önemli bir kısmı da çatışma hattına gitti, yani aktif olarak savaşa katıldı. Ancak Batı’nın istihbaratına göre bu sayının yüzde 10’unu sahada kaybettiler. Rusya veya Ukrayna’nın kayıpları için güvenilir ve teyit edilmiş net bir bilgi yok ancak Ukrayna 14 bin Rus askerinin hayatını kaybettiğini iddia ediyor. ABD istihbaratı ise bu sayının yarısının doğru olabileceğini düşünüyor.

Batılı yetkililer de Rusya ordusundaki askerlerin morallerinin “çok, çok düşük olduğuna dair” işaretler olduğunu savunuyor. Bir yetkili, haftalardır Belarus’ta bekleyen askerler için “Üşüyorlar, yorgunlar ve açlar” dedi.

Rusya, kayıplarını karşılayabilmek için şimdiden ülkenin doğusundan ve Ermenistan’dan Ukrayna sınırına yeni asker takviyesi yapmaya başladı bile. Batılı yetkililer, Suriye’den de savaşçı taşındığı ve bunların da yakında savaşa katılacağı haberleri için “büyük olasılıkla doğru” ifadelerini kullanıyor.

Tedarik ve lojistik sıkıntısı

Rusya aslında çok temel alanlarda zorluklar yaşıyor. Eski bir askeri söylem vardır; “Amatörler taktik konuşurken profesyoneller lojistik çalışır.” Rusya’nın bu savaşta lojistik üzerine yeterince düşünmediğine dair kanıtlar var. Zırhlı ve silahlı araç konvoyları benzin, gıda ve mühimmat eksiği yaşıyor. Bozulan araçlar terk ediliyor ve Ukrayna traktörleri tarafından çekiliyor.

Batılı yetkililer Rusya’nın bazı mühimmat eksiklerinin de olabileceğini söylüyor. Şimdiye kadar uzun menzilde 850-900 hedefe kilitli mühimmat, mesela güdümlü füzeler kullanıldı. Bunların yerini de yönlendirilmeyen silahlarla doldurmak mümkün değil.

ABD’li yetkililer, Rusya’nın bu konudaki eksiklerini gidermek için Çin’den yardım isteyebileceği uyarısında bulunuyor. Tüm bunlara karşın Ukrayna’ya Batı ülkelerinden düzenli bir silah ve askeri mühimmat akışı var. Bu aynı zamanda morallerin de yükselmesine yol açıyor. ABD çok kısa bir süre önce 800 milyon dolarlık daha savunma desteği vereceğini açıkladı.

Daha fazla tanksavar ve uçaksavar füzesinin yanı sıra ABD’nin Switchblade isimli insansız hava aracı da vereceği biliniyor. Bu insansız hava aracına patlayıcı yüklenebiliyor ve hedefe ulaştığı noktada patlatılabiliyor. Batılı yetkililer hâlâ Putin’in Ukrayna şehirlerini uzunca bir süre daha bombalamaya yetecek askeri gücü olduğu konusunda da uyarıda bulunuyor.

Bir istihbarat yetkilisi de, bugüne kadarki kısmî hayal kırıklığına rağmen Putin’in vazgeçmeyeceğini ve büyük olasılıkla saldırılarını artıracağını söylüyor. “Putin Rusya’nın askeri anlamda Ukrayna’yı yenebileceğini hâlâ inanıyor.” diyor.

Ukrayna ordusu bugüne kadar etkili bir savunma göstermiş olsa da, çok ciddi anlamda bir destek ve tedarik gelmediği sürece ellerindeki malzemenin hızla bitebileceği konusunda da uyarıda bulunuyor Batılı uzmanlar. Çünkü savaşın başındaki kadar olmasa da üstünlük hâlâ Rusya ordusunda.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Putin’in Aklından Neler Geçiyor?

Batılı istihbarat birimleri, Rusya lideri Vladimir Putin’in kendi yarattığı bir çember içinde kapana kısıldığı görüşündeler ve bu onları endişelendiriyor. İstihbaratçılar yıllarca Putin’in planlarını anlayabilmek için onun kafasından geçenlerin peşine düştü.

Rus güçleri Ukrayna’da tıkanmış bir görüntü verirken, bu düşünceleri öğrenebilmek, Putin’in baskı altında nasıl reaksiyon vereceğini anlamak adına her zamankinden önemli bir hal almış durumda. Onun ruh halini anlayabilmek, krizin daha tehlikeli bir hal almasını önlemek adına hayati bir önem taşıyor.

Rus liderin hasta olduğuna dair spekülasyonlar yapılıyordu. Ancak birçok uzman Putin’in oldukça izole bir durumda olduğunu ve çevresinde alternatif olabilecek fikirleri dile getirecek kimse olmadığını değerlendiriyor.

Bu izole hal, uzun masalarda yalnız bir şekilde baş köşede oturduğu fotoğraflara da yansıyor. Bir Batılı istihbarat yetkilisi, Putin’in işgal planının bir KGB ajanı tarafından oluşturulmuşa benzediğini söylüyor ve planının, gizliliğe büyük önem veren “komplocu dar bir grup” tarafından oluşturduğunu değerlendiriyor.

Ancak sonuç tam bir kaos oldu. Rus komutanlar hazır değildi ve hatta bazı askerler niçin sınırı geçtiklerini dahi bilmiyordu.

Bir karar verici

Kaynakları hakkında ipucu vermeyen Batılı ajanlar, işgal planı hakkında, Rusya liderliği içindeki birçok kişiden daha fazla şey biliyordu. Ama şimdi daha zor bir görevleri var; Rusya liderinin bir sonraki adımını öngörmek.

CIA’in Rusya operasyonlarını yönetmiş bir isim olan John Sipher, “Kremlin’in bir sonraki adımını anlamaktaki zorluğun arkasında, Putin’in tek karar verici olması yatıyor” diyor.

İngiltere’nin Gizli İstihbarat Servisi’nin (MI6) eski başkanı John Sawers da benzer bir görüşü dile getiriyor ve “en yakınındaki isimler bile bilmezken” Putin’in ne düşündüğünü öngörmenin güçlüğüne vurgu yapıyor.

Psikoloji profesörü olan Adrian Furnham, Putin’in kendi propagandasının kurbanı olduğunu, görüş aldığı kişilerin çok sınırlı olması nedeniyle de dünyaya bakışının garipleştiğini görüşünde.

İstihbaratçılar, Putin’in yakın çevresinde hiçbir zaman fazla kişi bulunmadığını ancak konu Ukrayna’yı işgale geldiğinde bu çemberin iyice daraldığını söylüyorlar.

Bu çemberde yer alanların da, Putin’e tamamen inanmış, ihtiraslarını ve amaçlarını sorgulamayan kişilerden oluştuğu belirtiliyor. Bu yakın çevrenin ne kadar dar olduğu, işgal öncesi Kremlin’deki güvenlik zirvesinde ortaya serilmişti.

Onu yakından gözlemleyenler, 1990’larda Rusya’nın yaşadığı, Sovyetler sonrası kargaşa dönemini unutturma arzusu ile hareket ettiği görüşündeler.

Ayrıca, iktidarının Batı tarafından elinden alınmaya çalışıldığı ve aynı Batı’nın Rusya’nın önünü kapama kararlılığında olduğuna dair bir inançla hareket ettiğini düşünüyorlar. Putin’le tanışmış bir kişi, Kaddafi’nin 2011’de devrildikten sonra öldürülürken görüntülerini izleme takıntısını hatırlatıyor.

IA Başkanı William Burns’ten Putin’in ruh sağlığını değerlendirmesi istendiğinde şu yanıtı vermişti: “O, yıllardır kindarlık ve ihtirasla yanıcı hal alan bir motorla hareket ediyor.” Burns, Putin’in görüşlerinin yıllar içinde sertleştiğini ve alternatif görüşlere de kapandığını anlatıyor.

Rusya lideri delirdi mi?

Bu soru birçok Batı’da birçok kişi tarafından dile getiriliyor. Ve fakat az bir grup uzman bu soruyu yararlı buluyor. Bir psikolog, Ukrayna işgali kararının neden verildiğini, eğer o kararı veren kişiyi peşin hükümle deli olarak değerlendirirsek, anlayamayız diyor.

CIA bünyesindeki bir ekip, yabancı liderler hakkında, sağlık, geçmiş ve ilişkiler üzerinden “liderlik analizleri” yapıyor. Kullandıkları bir başka araç da, farklı liderlerle yapılan temaslardan elde edilen bilgiler. Örneğin, 2014 yılında Angela Merkel dönemin ABD Başkanı Obama’ya, Putin hakkında “o farklı bir dünyada yaşıyor” demişti.

Fransa lideri Macron da Putin ile son görüşmesinde, Rus lideri önceki görüşmelere göre “daha katı ve izole” gördüğünü söyledi. Peki bu arada bir şeyler mi değişti? Bazıları, fazla kanıt ortaya koymadan, Putin’in sağlığının kötüleşmiş olabileceğini ya da ilaçlara tepki veriyor olabileceğini ortaya atıyor.

Psikolojik faktörleri öne çıkaranlar da var. Putin’in Rusya’yı korumanın kaderi olduğunu düşündüğü ve yeniden süper güç statüsünü ona kazandırmak için az zamanı kaldığı düşüncesi ile hareket ediyor olabileceği görüşü dile getiriliyor. Bir taraftan da Covid’de kendini çok fazla izole etmiş olmasının yaratabileceği olası ruhsal etkilere atıf yapılıyor.

ABD yönetiminde diplomat olarak görev yapmış ve şimdi bir düşünce kuruluşunda olan Ken Dekleva, Putin’in ruh sağlığının bozuk olmadığını düşündüğünü ancak acele ile hareket etmeye başladığı görüşünü dile getiriyor.

Putin’in çemberi içine, yararlı bilgilerin ulaşmıyor olduğu endişesi de hakim. Rus istihbarat servisleri, Ukrayna’da askerlerin nasıl karşılanacağı gibi duymak istemeyeceği bilgileri işgal öncesi ondan saklamış olabilir.

Bu hafta bir Batılı yetkili, Putin’in halen birliklerinin durumu konusunda, Batılı istihbarat servisleri kadar bilgisi olmayabileceğini söyledi. Bu olası bilgi eksikliği, krizin derinleşmesi durumunda verebileceği tepki konusunda endişeler doğuruyor.

Deli adam teorisi

Putin’in kendisi çocukken bir fareyi nasıl kovaladığına ilişkin bir hikaye paylaşmıştı. Köşeye sıkışan farenin, saldırı haline geçtiği ve genç Vladimir’i kaçmaya ittiğini anlatmıştı. Batılı devlet insanları, Putin’in kendisini köşeye sıkışmış hissedip hissetmediği sorusunu dile getiriyor.

Bir Batılı yetkili, “Soru, acımasızlığın seviyesini artıracak ve krizi, kullanmaya hazır olduğunu söylediği silah sistemleri noktasına taşıyacak mı?” diyor. Putin’in taktik bir nükleer silah kullanabileceği bir süredir ifade ediliyor.

Psikoloji profesörü olan Adrian Furnham, ani bir kararla “düğmeye basın” diyebileceği endişesinin olduğunu söylüyor. Putin’in deli adam teorisi olarak adlandırılan bir taktiğe oynuyor olabileceği de dile getiriliyor.

Buna göre Rus liderin, düşmanlarını geri çekilmeye zorlamak için, nükleer silah kullanımı dahil, her şeyi yapabilecek bir deli adam olarak göstermek isteyebileceği de değerlendiriliyor.

Batılı ajanlar ve siyaset yapıcılar için Putin’in niyetlerini anlamak her zamankinden daha önemli. Onu, tehlikeli bir tepki verecek hale getirmeden nereye kadar zorlayabileceklerini tahmin edebilmeleri büyük önem taşıyor.

“Putin’in kendine bakışında, hataya ve zayıflığa yer yok. Hatta bunlara karşı nefret besliyor.” diyen Ken Dekleva devam ediyor: “Köşeye sıkışmış bir Putin, daha tehlikeli bir Putin’dir. Bazen ayının kafes dışına çıkış ormana geri dönmesine izin vermek daha hayırlıdır”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Karadeniz’de Serseri Mayın Tehlikesi!

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali devam ederken Karadeniz’e komşu tüm ülkeleri etkileyecek bir gelişme yaşandı. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) Ukrayna’nın denizden çıkarma yapılması korkusuyla Karadeniz kıyılarına döşediği mayınların büyük tehlike yarattığı uyarısında bulundu.

Rusya’nın Soçi Liman Müdürlüğü de Odesa Körfezi açıklarında Ukrayna tarafından döşenen mayınların kopup sürüklenmeye başladığını açıkladı. Açık denize taşınabileceğini uyarısı yapılan mayınlar için Rusya Karadeniz Filosuna “acil kodu”yla benzer bir uyarı geçti.

Mayınların Tuna Nehri’nin yarattığı akıntıyla İstanbul Boğazı’na hatta Akdeniz’e ulaşabileceği uyarısı var. Soçi Liman Müdürlüğü mayın sayısını tahmini 420 olarak açıklarken, Ukrayna da Odessa, Ochakov, Chernomorsk ve Yuzhny limanlarının çevresine yerleştirilen mayın bariyerleri için Rusya’yı suçladı.

Ukrayna merkezli “Karadeniz Stratejik Araştırmalar Enstitüsü” yöneticisi Andrey Klimenko, Rusya’nın Karadeniz sularında tüm ticareti bloke etmek için mayın tuzağı kurduğunu öne sürdü.

İki ülke de aynı mayınları kullanıyor

Mayınların “YM” ve “YRM” tipi olduğu belirtilirken bu mayınlar ilk kez II. Dünya Savaşı’nda SSCB tarafından üretildi. YM tipi mayınların genel hacmi 172 kg. Mayının içinde 20 kg TNT patlayıcı bulunuyor. Suya 1-2 metre derinliğe yerleştiriliyor.

YRM tipi mayınlarsa denizden çıkarmaları engelleme amaçlı kullanılıyor. 30 kg olan mayının içindeki patlayıcı miktarı 3 kg civarında. Temas prensibiyle çalışan mayınlar infilak ettiğinde gemilere parça tesiriyle zarar veriyor veya batırabiliyor. Her iki mayın tipinin de Rusya ve Ukrayna tarafından kullanıldığı biliniyor.

Paylaşın

ABD’nin Ukrayna’ya Vereceği ‘Kamikaze İHA’lar Savaşı Nasıl Etkileyecek?

Batılı ülkeler, Rusya’nın işgaline uğrayan Ukrayna’ya askeri yardımlar gönderiyor. Son olarak ABD, 800 milyon dolarlık yeni askeri destek paketinin parçası olarak Ukrayna’ya ‘kamikaze’ insansız hava araçları vereceğini duyurdu.

Kullanımı pratik olan “Switchblade”, çarpma anında patlayan küçük ‘intihar uçağı’ olarak adlandırılıyor. Bu ‘uçan silah’ hakkında ne biliyoruz? ‘Kamikazeler’, Ukrayna’daki savaşta ne gibi bir fark yaratabilir?

Switchblade, bir sırt çantasına sığacak kadar küçük; saatte yaklaşık 100 km hıza ulaşabiliyor. Tek kullanımlık drone üzerinde kameralar, rehberlik sistemleri ve patlayıcılar taşıyor.

Çoğu silahın aksine, Switchblade herhangi bir zamanda bir görevi devre dışı bırakabiliyor ve operatörün verdiği komuta bağlı olarak başka bir hedefe yeniden kilitlenebiliyor. Bu noktada sivillerin korunması amaçlanıyor.

‘Yeni nesil füze’

Switchblade 300 ve Switchblade 600 olmak üzere iki versiyonu bulunuyor. Üretici AeroVironment’e göre Switchblade 300, hedefini vurmadan önce 15 dakika boyunca 10 km mesafeye kadar uçabiliyor.

Şirket, kamikaze drone’nun gerçek zamanlı GPS koordinatlarını ve videoları kullandığını belirtiyor. Fırlatıcı ve taşıma çantasından oluşan kit dahil 2.5 kg ağırlığında. Bu drone, hava, deniz ve karadan fırlatılabiliyor.

Daha büyük Switchblade 600, tanklar gibi zırhlı hedefleri vurmak için tasarlandı. AeroVironment’e göre taşıdığı füzeyle 55 kg ağırlığa ulaşan drone 10 dakikadan daha kısa sürede konuşlandırılabiliyor. Yaklaşık 40 dakika havada kalabilen “yeni nesil füze”, 40 km menzile sahip.

Ukrayna başka hangi silahları kullanıyor?

Ukrayna, lazer güdümlü bombalar atan Bayraktar TB2 insansız hava araçları da kullanıyor. Londra merkezli Royal United Services Enstitüsü’nden Jack Watling’e göre, insansız hava araçları, Rusya işgalinin ilk aşamalarında beklenmedik şekilde başarılı oldu. ABD yönetimi şu ana kadar Ukrayna’ya 1.2 milyar doların üzerinde güvenlik yardım paketini onayladı.

Onlar arasında 600’den fazla Stinger uçaksavar füzesi, 2.600 Javelin zırhlı sistem, 200 el bombası fırlatıcısı ve mühimmat, 200 pompalı tüfek, 200 makineli tüfek, yaklaşık 40 milyon hafif silah mühimmatı ve 1 milyondan fazla el bombası, havan ve havan topu bulunuyor. Ayrıca helikopterler, devriye botları, uydu görüntüleri, zırhlar, kasklar da Ukrayna’ya gönderildi.

ABD’den yeni paket

ABD Başkanı Joe Biden “Ukrayna’ya savaşması ve önümüzdeki tüm zor günlerde kendilerini savunması için silah vereceğiz.” dedi. Yeni 800 milyon dolarlık yardım paketinde 800 Stinger uçaksavar sistemi, 2.000 Javelin, 1.000 hafif zırhlı silah ve 6.000 AT-4 taşınabilir tanksavar silahı bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşı Türkiye-ABD İlişkilerini Nasıl Etkiledi?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması, son yıllarda inişli çıkışlı bir süreç izleyen Türk-Amerikan ilişkilerinde dengeleri değiştirmişe benziyor. Ankara’nın net şekilde Rusya’nın işgal girişimini reddetmesi, Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı kapatması, diplomatik çözüm için çaba göstermesi Washington’dan “takdir ve teşekkür” mesajlarını getiriyor.

Diplomatik kaynaklara göre, gelecek hafta düzenlenecek NATO Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında bir görüşme olması sürpriz sayılmamalı. İki ülke arasında artan diyaloğun F-16 satışı ve S-400’ler sorununu nasıl etkileyeceği, tartışılan konular arasında.

Ukrayna krizinin Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrine ve diyaloğuna olan olumlu etkisi hem Ankara hem de Washington’daki yetkililer tarafından dile getiriliyor. Rusya’nın NATO sınırlarına kadar genişleyen saldırıları, Avrupa’nın güvenliği açısından NATO’nun kurumsal olarak önemini ortaya koyduğu gibi, jeopolitik konumu ve Moskova ile ilişkisi de Ankara’nın ittifak içindeki kritik rolünün teyit edilmesini sağladı.

Hem Washington hem de diğer önemli NATO başkentlerinde yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin rolü açısından dört ana unsur öne çıktı. Birincisi, Ankara’nın Moskova ile derin ekonomik ve ticari ilişkilerine karşın Ukrayna’ya dönük askeri operasyonu kesin bir dille reddetmesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki kınama oylamasında uluslararası toplumla birlikte hareket etmesi.

İkincisi, Ukrayna’nın Kırım dahil toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasına verdiği siyasi desteğin yanı sıra, başta silahlı insansız hava araçları (SİHA) olmak üzere, Kiev’e verdiği askeri destek. Türkiye’nin bu yöndeki desteğinin 24 Şubat sonrasında da sürdüğü uluslararası basında çıkan ve Ankara tarafından yalanlanmayan haberler arasında yer alıyor.

Üçüncü önemli gelişme, Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi uyarınca İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nı askeri gemilere kapatması. Başta Ukrayna olmak üzere ABD ve diğer NATO üyeleri, Rus savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişini engelleyen bu adımı takdir ettiklerini kayda geçirdiler.

Diğer bir önemli unsur da Türkiye’nin, ikisiyle de özel ilişkilere sahip olduğu Rusya ve Ukrayna arasında sorunun diplomatik yolla çözümüne yaptığı katkı oldu. Tarafların arasındaki görüş ayrılıklarının azaltılması ve sonunda bir anlaşmaya varılması açısından oynadığı rolü sürdüren Türk liderlerinin özellikle Rusya karşıtlarıyla temasta kalmaları önemli bir araç olarak değerlendiriliyor.

Bunlarla beraber Türk dış politikasında geçen seneden bu yana gözlemlenen normalleşme kapsamında İsrail, Ermenistan, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerle yeniden temasların kurulması ve gerilimden işbirliği sürecine geçiliyor olması da Washington’da olumlu yansıyan gelişmeler arasında.

Ankara-Washington temasları artıyor

Bu süreçte Türk-Amerikan ilişkilerine olumlu yansıyan en somut gelişme, diyaloğun sıklığı ve düzeyindeki artış oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın 9 Mart’ta yaptıkları telefon görüşmesinin yanı sıra, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ABD’li mevkidaşı Anthony Blinken ile Savunma Bakanı Hulusi Akar da ABD Savunma Bakanı Austin Lloyd ile kriz sürecinde birden fazla kez temas kurdular.

Diplomatik kaynaklar, 24 Mart’ta Brüksel’de düzenlenecek olağanüstü NATO Liderler Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden arasında yeni bir görüşme gerçekleşmesi olasılığının yüksek olduğunu kaydettiler. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun 1-2 ay içerisinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve diğer yetkililerle görüşmek üzere Washington’a bir ziyaretinin planlandığı da öğrenildi.

Düzenli Stratejik Diyalog Mekanizması

Türk-Amerikan diyaloğunun önemli sonuçlarından biri de Stratejik Diyalog Mekanizması’nın aktive edilmesi kararı oldu. Ankara’nın uzun zamandan bu yana talep ettiği mekanizma için yeşil ışık, Erdoğan-Biden arasında geçen sene Roma’da yapılan görüşmede yakılmıştı.

Söz konusu mekanizmayı, ikili ilişkilerin tamamını, yaşanan sorunları ve işbirliği alanlarını yapısal bir bütünlük içinde ve düzenli aralıklarla ele alınması için isteyen Ankara, dışişleri bakanı ya da bakan yardımcısı düzeyinde işletilecek bu sürecin yararlı olacağına inanıyor.

Bu konuda ilk adım 4 Mart’ta Türkiye’de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın ziyareti sırasında atılmıştı. Bu sürecin önümüzdeki haftalarda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Türkiye’ye yapılacak farklı düzeylerdeki ziyaretlerle daha da ileri taşınması bekleniyor.

Bu mekanizma kapsamında iki ülke arasında siyasi, ticari ve ekonomik ilişkilerin doğru ve stratejik bir düzlemde ele alınması, ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kapsamında Kuzey Suriye’de YPG’ye sağladığı destek ve Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerinden kaynaklanan sorunların çözüme kavuşturulmaya çalışılması öngörülüyor.

Ankara’ya yaptırım baskısı yok

Ukrayna odaklı gündemde en çok merak edilen konular arasında Türkiye’nin Rusya’ya karşı başlatılan yaptırımlara katılması konusunda ABD’den bir telkin ya da baskının gelip gelmediği de yer alıyor. Ankara’nın bu yönde bir baskıyla karşılaşmadığını, hava sahasını açık tutmasının da anlaşılır karşılandığı kaydediliyor.

Ancak bu durumun Rusya’nın Suriye’den Ukrayna savaş alanına askeri ekipman ya da paralı savaşçı taşıdığı bilinen askeri uçakları kapsamamasına dönük bir beklentinin masaya gelme olasılığı Ankara’da dile getirilen konular arasında.

F-16 satışını ve S-400’leri nasıl etkileyecek?

Türkiye ile ABD arasında geçen senenin sonundan itibaren geliştirilen “pozitif gündemin” en önemli etkenlerinden bir tanesi Türk Hava Kuvvetleri’nin gereksinimi kapsamında 40 adet yeni nesil F-16 alım ve mevcut filoda yer alan 80 uçak için de modernizasyon kiti talebi oldu. S-400’leri konuşlandırdığı için beşinci nesil savaş uçağı F-35 programından çıkarılan Türkiye, bu adımla hava kuvvetlerinde zaafın önüne geçmeyi planlıyor.

Kaynaklara göre, geçen aylarda başlayan teknik görüşmeler yaz aylarında tamamlanabilir ve onay için ABD Kongresi’ne sunulabilir. Biden yönetimi, F-16’ların satışı konusunda Ankara’ya hükümet tarafından bir sorun çıkartılmayacağını ancak Kongre’de onayın güç olacağını kaydediyordu.

Ankara ise Ukrayna krizinin yarattığı büyük güvenlik riskinin sadece Türkiye değil tüm ittifakı etkileyebileceği, dolayısıyla Amerikan yönetiminin NATO’nun güneydoğu kanadının hava üstünlüğünü gözeterek F-16’ların satış onayı için Kongre nezdinde daha fazla baskı yapması gerektiğini kaydediyor.

Kaynaklar, son gelişmelerin Kongre nezdinde belli bir parça etkisi olduğuna dikkat çekiyor ve F-16’lar için onay sürecinin bundan olumlu etkilenebileceğini belirtiyor. Türkiye, NATO içerisinde ABD’den sonra en büyük F-16 filosuna sahip.

Ancak sayıları azalsa da Kongre üyeleri arasında Türkiye aleyhine konuşmaya devam eden üyeler de var. Yunan lobisine yakınlığıyla bilinen Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Menendez, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, F-16’ların satışa onay verilmesi için Türkiye’nin S-400’leri topraklarından çıkarması gerektiğini yinelemişti.

Ankara’daki diplomatik kaynaklar ise Türk-Amerikan ilişkilerinde en ciddi tıkanma noktalarından olan S-400 hava savunma sistemleri ile ilgili sorunun ikili diyaloğun normalleşmesine paralel olarak çözülme fırsatı olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye, S-400’leri Rusya’dan 2019 yazında konuşlandırmaya başlamış ve bir kez test etmişti. Hava savunma sisteminin Ankara yakınlarındaki bir askeri üste bulundurulduğu ancak bir daha aktive edilmediği kaydediliyor. Amerikan yasaları, Türkiye’nin Rus silah sistemini elinde tutmaması hükmünü içeriyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

AİHM’e Başvurularda Türkiye Rusya’nın Yerini Aldı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Rusya’yı bugün resmen üyelikten çıkartması, Moskova’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatına yönelik sorumluluklarının da sonunu getirdi.

Son yıllarda AİHM’e yapılan başvuru sıralamasında sürekli ilk sırada yer alan Rusya’nın üyeliğinin son bulmasıyla ikinci sırada yer alan Türkiye bu ülkenin yerini aldı.

Strasbourg Mahkemesi’nde 2021 yılı sonu itibarıyla karar için bekleyen şikayetlerde, Rusya 17 bin 13 başvuruyla ilk sırada yer alırken, Türkiye 15 bin 251, Ukrayna 11 bin 372 ikinci ve üçüncü sıraları aldı. Romanya 5 bin 690 ve İtalya 3 bin 646 ile 4. ve 5. sıralarda.

2021 yılı itibarıyla AİHM bekleyen yaklaşık 70 bin davanın yüzde 70’ini Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Romanya’dan gelen başvurular oluşturuyordu.

AİHM’de 2021’de açıklanan mahkeme kararlarında daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye, ifade özgürlüğü alanında yine en fazla mahkumiyeti alan ülke olmuştu. AİHM, geçen yıl 31 davada Türkiye’yi ifade özgürlüğü şikayetinde insan hakları ihlalinden mahkum etmişti.

AİHM, Rusya aleyhine açılan bütün davaların incelenmesini askıya aldı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Rusya’nın resmen üyelikten çıkartılması yönündeki kararının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de bir açıklama yaptı. AİHM, Rusya aleyhine açılan bütün davaların incelenmesini askıya aldığını duyurdu.

Rusya’nın üyelikten çıkması ne anlama geliyor?

Rusya’nın komünizmin yıkılışının ardından doğu Avrupa ülkelerinde siyasi sistemlerin demokratikleştirilmesine yardımcı olan Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkması sembolik önem taşıyordu.

Ancak Moskova’nın üyelikten çıkmasının en somut sonucu 145 milyonluk Rus halkının bundan böyle konseyin yargı kolu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) korumasından yararlanma hakkının ortadan kalkması.

Rusya’nın üyelikten çıkmasıyla üye ülkelerdeki cezaevi ve karakolları haber vermeden teftiş etme hakkına sahip bağımsız uzmanlardan oluşan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi, bir daha bu ülkeye ziyaret gerçekleştiremeyecek.

Üye ülkelerin anayasa ve yasalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygunluğunu denetlemekten sorumlu Venedik Komisyonu, yine Moskova hakkında bağlayıcı kararlar veremeyecek.

Öte yandan Rusya’nın üyelikten çıkması konseyin bütçesinde yılda yaklaşık 500 milyon euro yani yüzde 7’lik gibi önemli bir azalmaya sebep olacak.

Rusya’nın üyelikten çıkartılma süreci nasıl işledi?

Rusya’nın, Ukrayna’ya yönelik askeri saldırıları nedeniyle Avrupa Konseyi’nin Bakanlar Komitesi’nde ve Parlamenterler Meclisi’nde temsil hakkı 25 Şubat’ta askıya alınmıştı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 10 Mart’ta konseyin tüzüğünün 8. maddesi kapsamında AKPM’den Rusya’ya yönelik alınabilecek yeni yaptırım kararlarını görüşmesini istemişti. Rusya, 28 Şubat 1996’da Avrupa Konseyi üyesi olmuştu.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

IMF’den ‘Savaş Küresel Ekonomik Düzeni Temelden Değiştirebilir’ Uyarısı

Uluslararası Para Fonu (IMF) Rusya’nın Ukrayna işgalinin bütün bir küresel ekonomiyi etkileyeceği, ekonomik büyümeye yavaşlatıp enflasyonu artıracağı uyarısında bulundu. IMF, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

IMF’nin internet sayfasında yayınlanan açıklamada, savaşın “uzun vadede küresel ekonomik düzeni temel olarak yeniden şekillendirebileceği” belirtildi. Açıklamada, “Büyümeye zarar verecek ve fiyatları artıracak olan çatışma, küresel ekonomiye büyük bir darbe” değerlendirmesinde bulunuldu.

IMF, savaşın insani acıları ve tarihi bir zorunlu göçü tetiklemesinin yanı sıra, gıda ve enerji fiyatlarını artırdığını, Ukrayna’ya komşu ülkelerde ticareti sekteye uğratarak tedarik zincirinde ve para transferinde tıkanmalara neden olduğunu kaydetti. Kuruluş, savaşın bir diğer olumsuz yansımasının da iş dünyasındaki özgüveni aşındırması ve yatırımcılarda belirsizliği tetiklemesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun varlık fiyatlarının düşmesine neden olacağı ve mevcut pazarlardan sermaye çıkışına yol açabileceği belirtildi.

Kıtlık tehlikesi artacak

IMF, savaşın Afrika’da ve Orta Doğu’da Mısır gibi buğday ithalatlarının önemli bir kısmını Rusya ve Ukrayna’dan gerçekleştiren ülkelerde gıda sıkıntısını artırabileceği uyarısında da bulundu. Ayrıca kötüleşen mali koşulların bu ülkelerden sermaye çıkışına neden olabileceği belirtildi.

Ukrayna ve Rusya’da derin resesyonlar yaşanabileceğini belirten IMF, Avrupa’nın da doğal gaz ihracatında ve tedarik zincirinde görülecek tıkanıklıklarla bu durumdan etkilenebileceğine işaret etti.

Açıklamada, Kafkasya ve Orta Asya’da yer alan ve Rusya’yla yakın ticari bağları ve Moskova’ya bağlı ödeme sistemleri olan ülkelerin yaşanacak resesyondan daha fazla etkileneceği kaydedildi. Asya’da ise en çarpıcı etkinin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkeleri, Hindistan ve bazı Pasifik ada ülkelerinde petrol ihraç edenler arasında görüleceği belirtilirken, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde yeni yakıt sübvansiyonlarının olumsuz etkileri azaltabileceği kaydedildi.

Küresel ekonomik büyüme tahmini aşağı çekilebilir

IMF yetkilileri, 2022’de daha önce öngördüğü yüzde 4,4’lük küresel ekonomik büyüme tahmininin de aşağı çekilebileceğini ifade etti. Bölgesel büyümede de benzer bir düşüş beklentisinin açıklanabileceği belirtiliyor. Örgüt, güncellenen öngörülerini 19 Nisan’da duyuracak.

Paylaşın

Türkiye, Rusya Yaptırımlarına Katılır Mı?

Rusya’nın Ukrayna’daki işgali devam ederken, ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinin çeşitli alanlarda Rusya’ya uyguladığı yaptırımlarda giderek ağırlaşıyor. Türkiye ise işgalin başlamasının ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımlara katılmayacağını açıklamıştı.

Bu yöndeki bir mesaj en son Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın CNN’e verdiği demeç ile geldi. Kalın, “Şu anda Rusya’ya yaptırımlar uygulamayı düşünmüyoruz. Çünkü güven kanalını açık tutmak istiyoruz. Ruslarla iletişim hatlarını açık tutmak istiyoruz. Ve tabii ki ekonomimizin etkilenmesini istemiyoruz” diye konuştu.

Ankara, Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak ettiğinde de AB ülkeleri ve ABD tarafından uygulanan yaptırımlara katılmamıştı. Şimdi ise 2014’e kıyasla çok daha ağırlaştırılan bu yaptırımlara Türkiye’nin bir noktada katılmak zorunda kalıp kalmayacağı ve Batı ülkelerinin bu konuyu bir baskı unsuru olarak kullanıp kullanmayacağı gibi çeşitli sorular mevcut.

Ünlühisarcıklı: Türkiye için şu an sorumluluk yok

Ankara, ilkesel olarak yaptırımların sorunu çözmeyeceğini düşünüyor ve daha önce başka örneklerde de olduğu gibi genelde başka ülkelerin aldığı yaptırım kararlarına uymak gibi bir politika takip etmiyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; Alman Marshall Fonu Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, şu ana kadar zaten ortada Türkiye’nin uyması gereken bir yaptırım bulunmadığını söyleyerek şu saptamada bulunuyor:

“Çünkü gerek ABD gerekse AB’nin gerekse üçüncü ülkelerin empoze ettiği yaptırımlar; doğrudan yaptırımlar. Yani üçüncü ülkeler nezdinde bir sorumluluk yaratmayan yaptırımlar. Dolayısıyla Türkiye’den beklenen şey aslında Türkiye’nin bu ülkelerin yaptırımlarına uyması değil, kendi yaptırımlarını uygulaması.”

Türkiye’nin ise Rusya’ya özel bir yaptırım uygulayacağı yönünde herhangi bir işaret yok. Türkiye, Ukrayna ile ilişkilerinin devamlılığının ve savunma sanayi alanında verdiği desteğin yaptırımlara kıyasla daha önemli olduğu görüşünde.

Emekli Büyükelçi Oğuz Demiralp’e göre de Türkiye için yaptırımlara uyup uymama meselesinden daha önemli konu, yanı başında sıcak bir savaş durumunun olması.

Demiralp, Türkiye’nin yaptırımlara uyup uymamasının Ukrayna savaşı açısından ikincil bir sorun olduğunu, hatta Türkiye’nin yaptırımlara uyması açısından da bir ihtiyaç da bulunmadığını belirterek, “Kaldı ki öyle bir evrensel, herkes yaptırımlara uysun diye alınmış bir NATO ya da BM kararı da yok. Türkiye için önemli olan, iki Karadeniz ülkesi arasında kendi bölgesinde ortaya çıkan bir çatışma” diyor.

Türkiye-Rusya ilişkileri yaptırıma izin verir mi?

Türkiye’nin başka ülkelerden bağımsız olarak Rusya üstünde kendisinin yaptırım uygulayabilme seçeneği de Rusya ile olan ilişkilerinin her alanda çok iç içe geçmiş olması nedeniyle şu an için zor görünüyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya üstünde yaptırım uygulamamak için beş sebebi bulunduğunu belirterek, bunları şöyle sıralıyor:

“Ekonomik yaptırımların etkili olduğunun düşünülmemesi ve Türk dış politikasının yaptırımlara ilkesel olarak sıcak bakmaması, geçmişte Türkiye’nin uymak zorunda kaldığı bazı yaptırımların Türk ekonomisini kötü etkilemesi, yaptırım kararı alan ülkelerin bunu tek taraflı yapması ve Türkiye’ye danışılmaması, Türkiye’nin halen bazı ülkelerin açık ya da örtülü yaptırımları altında olması ve yaptırımlara karşı Rusya’nın alacağı karşı tedbirler.”

Türkiye’nin 2015 yılında kendi hava sahasında bir Rus jetini düşürdüğü zaman Rusya’nın izlediği tutumu hatırlatan Ünlühisarcıklı, “Türkiye Rusya’ya yaptırım uygularsa Rusya’nın da eli armut toplamaz. Türkiye ekonomisi şu anda bulunduğu durum itibariyle daha fazla risk alma lüksü olan bir ülke gibi görünmüyor” diyor.

Türkiye’nin şu anda Rusya ile enerjiden turizme çeşitli alanlarda bazı uzmanlarca bağımlılık olarak nitelendirilen ilişkileri bulunuyor.

Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım uygulaması durumunda Putin’in de 2015’tekine benzer tedbirleri yeniden devreye sokabileceğini söyleyerek, ayçiçek yağı gemileri haberlerine atıfta bulunuyor. Ünlühisarcıklı, “Eskiden Türkiye’nin Rusya’ya sadece enerji bağımlılığı olduğunu ve turizm açısından belli bir bağımlılığı olduğunu düşünürdük ama belli ki ayçiçek yağı açısından da bağımlılığımız varmış” yorumu yapıyor.

Türkiye’nin şu anda sıkıntılar yaşayan ekonomisinin durumu 2023 Haziran ayı olarak planlanan seçimin sonuçları için en belirleyici etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Demiralp: Batı’ya yaklaşmak için fırsat

Dış politika uzmanlarına göre Batı’nın uyguladığı yaptırımlar için Türkiye üzerinde şu anda çok yoğun bir baskı bulunmuyor. Ancak savaşın çok uzaması durumunda bu baskının artabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Türkiye yaptırımlara uymasa da Batı ile ilişkilerini bu savaşın etkisiyle düzeltme yoluna girebilir.

Büyükelçi Demiralp, buna örnek olarak 1856’daki Kırım savaşını örnek gösteriyor ve Ukrayna savaşının Türkiye’nin Batı’ya yaklaşması açısından bir fırsat olabileceğini belirtiyor.

“Türkiye yaptırımlara uymayabilir ama Batı ile birlikte hareket ettiğini her zaman belli etmelidir. Bizim yerimiz Batı’dır. NATO’nun genel tavrını, Batı’nın genel saldırganlığa karşı tavrını desteklemeliyiz” diyen Demiralp, demokrasi ve insan hakları alanlarında atılacak adımların Türkiye’nin imajının restorasyonu için yararlı olacağını vurguluyor.

Ünlühisarcıklı da Türkiye için “hiçbir şey yapmıyor” demenin de doğru olmadığını ve Ukrayna ile sürdürülen ilişkilerin önemli olduğunu belirterek şunları kaydediyor:

“Siyaseten aslında bir denge politikası yok. Türkiye bu çatışmada Ukrayna’dan yana taraf. Bunu Türk yetkililer defalarca söylediler. Denge kelimesini belki şöyle kullanabiliriz; Türkiye Rusya’ya gösterdiği tepkiyi dengeli bir zemine oturtuyor. Ve aslında takdir de topluyor.”

Ancak hem sahadaki sıcak savaşın ve hem de yaptırımlara dayalı ekonomik savaşın daha uzaması ihtimali Ankara’yı zorlayabilir ve üstündeki baskı artabilir.

Ünlühisarcıklı, “Türkiye’nin Rusya’ya olan bağımlılığını ve Rusya kaynaklı kırılganlığını zaman içinde azaltıp kendisini ayrıştırması lehine olacaktır” diyor.

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

‘Gıda Fiyatlarında Yüzde 20’ye Kadar Artış Olabilir’ Uyarısı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle uluslararası gıda ve yem fiyatlarının yüzde 8 ila yüzde 20 arasında artabileceği uyarısında bulundu. FAO, ayrıca Ukrayna’da savaşın uzaması durumunda mahsullerin hasadı ve Rusya’nın gıda ihracatına yönelik belirsizlik olduğunu belirtti.

FAO, fiyatlardaki artışın yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalan insanların sayısını da artırabileceğini kaydetti. FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, “Temel gıda ürünleri ihracatında bu iki önemli ülkenin tarımsal faaliyetlerinde oluşabilecek aksaklıklar, dünya genelinde gıda güvensizliğini ciddi olarak artıracak” şeklinde konuştu.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, dünyada buğday ihraç eden ülkeler arasında Rusya ilk, Ukrayna ise beşinci sırada yer alıyor. Dünyada arpa arzının yüzde 19’u Ukrayna ve Rusya tarafından karşılanıyor. Dünyadaki buğday arzının yüzde 14’ünü karşılayan bu iki ülke, mısır arzının ise yüzde 4’ünü tedarik ediyor. Dünyadaki toplam tahıl ihracatının üçte birinden fazlası bu iki ülke tarafından yapılıyor.

Zelenskiy’den çiftçilere çağrı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cuma günü yaptığı açıklamada, Ukraynalı çiftçilere Rus işgaline rağmen mümkün olduğunda çok tahıl ekme çağrısında bulundu. Zelenskiy, “Bu ilkbaharda da, her ilkbaharda olduğu gibi, kapsamlı bir tohum ekme kampanyası yürütmeliyiz” diye konuştu.

Ukrayna’da tarlaları ekme faaliyetleri geleneksel olarak Şubat sonu veya Mart ayının başında başlıyor. Çiftçiler de, mümkün olan en kısa süre içinde güvenli bölgelerde tarlaların ekilmesine başlayacaklarını duyurdu. Ancak Tarım Bakan Yardımcısı Taras Vysotskiy, çiftçilerin yeterli tohumunun olduğunu ancak savaş nedeniyle yaşanan yakıt sıkıntısının çiftçiler için büyük bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Afrika ülkeleri olumsuz etkilenebilir

Buğday ithal eden ülkelerin başında ise Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye ve bazı Asya ülkeleri yer alıyor. Almanya’nın Kiel kentinde bulunan Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırma ise Ukrayna’daki savaş nedeniyle ortaya çıkacak arz açığının özellikle Afrika ülkelerinin durumunu kötüleştireceğini ortaya koydu.

IfW’nin ticaret araştırmaları uzmanı Hendrik Mahlkow, Ukrayna’daki durumu “Savaşın bir sonucu olarak Ukrayna’nın dünya ekonomisi ile bağlantısı kesilebilir- ticaret yolları kapatılabilir, alt yapı hasar görüyor ve geriye kalan bütün üretim güçleri savaş ekonomisine yönelebilir” sözleriyle değerlendirdi.

Mahlkow, bu durumun Afrika ülkeleri için muhtemel sonuçlarını ise şu sözlerle aktardı: “Ülke özellikle de Afrika kıtası için dünyanın en önemli tahıl ihracatçılarından biri olması nedeniyle, buradaki arz durumu oldukça kötüleşecek.” Enstitü’nün tahminlerine göre, Ukrayna’dan buğday ihracatının durması halinde Tunus’un ithal ettiği buğday uzun vadede yüzde 15 azalacak. IfW, Mısır’ın buğday ithalatının yüzde 17, diğer tahıl ürünlerinin ithalatının ise yüzde 19 azalacağını tahmin ediyor.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, aralarında az gelişmiş ülkelerin de bulunduğu 50 ülke, buğday sevkiyatının en az yüzde 30’unun karşılanmasında Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı durumda. FAO, raporunda “2022-2033 döneminde dünya genelinde yetersiz beslenenlerin sayısı 8 milyondan 13 milyona çıkabilir” denildi. Raporda, bu durumdan özellikle Asya-Pasifik bölgesinin, Sahra Altı Afrika ülkelerinin, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın etkilenebileceği kaydedildi.

Paylaşın