FT: Türkiye’nin Rusya’ya İhracatındaki Artış, Batı’yı Kaygılandırıyor

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının son üç ayda geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 46 arttığını ve bu durumun Batılı ülkeleri kaygılandırdığını yazdı.

Gazetenin Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu’ndan derlediği ihracat verilerine göre, Mayıs-Temmuz döneminde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2 milyar doları aştı.

Sadece Temmuz ayında ise Rusya’ya yapılan ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 75 artışla 730 milyon dolara yükseldi. Rusya’nın Temmuz ayında Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı geçen yıla göre yüzde 2,6’dan yüzde 3,9’a yükseldi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi verileri, Rusya’ya yapılan ihracattaki artışta tekstil, elektrik ve mobilya ile birlikte kimyasallar, yaş meyve sebze ve diğer gıda ürünlerinin başı çektiğini gösteriyor.

Financial Times’taki haberde, “Ticaret hacmi, Türkiye’nin Rusya’dan enerji ağırlıklı ithalatı karşısında nispeten küçük kalsa da, iki ülke arasında artan ticaret Ankara ile Moskova arasındaki ekonomik işbirliğinin derinleşmesinden endişe duyan Batılı yetkilileri rahatsız edecek gibi görünüyor” yorumu yapıldı.

Gazeteye konuşan iki Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, üye devletlerin Türkiye’nin Rusya ile artan ticaretinin, Avrupa’yla ticaretin yerini alması ihtimali nedeniyle giderek daha fazla tedirgin olduklarını söyledi.

Yetkililerden biri “İzliyoruz. Bu hoş değil ve AB tarafından iyi algılanmıyor. Rahatsız edici” yorumunu yaptı.

Financial Times, bazı AB ülkelerinin Türkiye’den, Rusya’yla ilişkisi hakkında bilgi istediğini yazdı.

Gazeteye göre “Batılı yetkililer Ankara’nın, Ukrayna’ya açtığı savaş nedeniyle Putin’i cezalandırmaya yönelik önlemleri benimsemeyeceğini büyük ölçüde kabul etti”. Türk Lirası’nın dolar karşısında bu yıl yüzde 25 değer kaybetmesi ve bu nedenle Türkiye’de üretilen ürünlerin nispeten ucuzlaması da ihracatın artmasında rol oynamış olabilir.

Türkiye Ticaret Bakanlığı’ndan bir sözcü gazeteye yaptığı açıklamada, Rusya ile ticaret hacminde “dikkate değer bir değişiklik olmadığını” söyledi ancak detay vermedi.

Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, son üç ayda Rusya ile deniz yoluyla yapılan otomotiv ticaretinde yılın ilk dört ayına kıyasla yüzde 58’lik bir artışın, açık denizde “Türkiye’nin liderliğini” gösterdiğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan iki hafta önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rusya’nın tatil beldesi Soçi’de bir araya gelmiş, görüşme 4 saat sürmüştü.

Görüşme sonrası, enerji ve ticaret alanında işbirliğinin artırılacağı açıklanmıştı.

Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uygulanan AB yaptırımları; ileri teknoloji elektronik ve yazılım, makine ve ulaşım ekipmanları, petrol rafinerisi, enerji, havacılık ve uzay endüstrileri tarafından kullanılan mal ve teknolojilerin ihracatına yönelik yasakları içeriyor.

Financial Times, bazı Batılı yetkililerin, Ankara’nın, Batılı şirketlerin Rusya’dan ayrılmasını, Türk şirketlerin onların yerini doldurması için bir fırsat olarak görmesinden endişe duyduklarını yazdı.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, “Avrupa, Ukrayna’ya karşı saldırganlığına yanıt olarak Rusya ile bağlarını azaltırken, Moskova ile bağları veya etkileşimi artırmak uygun değil” demişti.

Financial Times ise haberinde Türkiye’nin güçlü ve etkili bir NATO üyesi olduğunu ve yaklaşık 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yaptığını hatırlattı.

Gazetedeki haber şu satırlarla noktalandı:

“Batılı yetkililer, Birleşmiş Milletler’in aracılık ettiği Ukrayna’nın deniz yoluyla tahıl ihracatını yeniden başlatmasına izin veren son anlaşmanın gösterdiği gibi, Erdoğan’ın Putin ile müzakere kabiliyetinin değerli olduğunu kabul ediyor.”

Konunun hassasiyeti nedeniyle adının açıklanmaması koşuluyla konuşan bir Avrupalı ​​yetkili ise ‘Türkiye’den bahsediyoruz, (AB’deki) herkesin şu ya da bu nedenle onlara ihtiyacı var” dedi. Aynı yetkili, ‘AB, Türkiye’nin kabiliyetlerinin farkında olmalı… (Erdoğan)’a sadece, bizim kurallarımıza uyması gerektiğini söyleyemeyiz’ diye konuştu”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan S-400 Açıklaması: Sözleşme Hayata Geçirilmeye Başladı

Türkiye’nin Rusya ile ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri almak ve bazı parçaları üretmek üzere anlaşma imzalandığına dair Rus medyasında yayımlanan ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yalanlanan habere ilişkin karmaşa sürüyor.

İlk açıklamayı yapan Rusya Federal Askeri ve Teknik İş Birliği Dairesi Başkanı Dmitriy Şugayev, yeni demecinde de “Rus S-400 uçaksavar füze sisteminin ikinci alayının tedarikine ilişkin sözleşmenin imzalandığını ve hayata geçirilmeye başladığını” söyledi.

Sputnik’e konuşan Şugayev, “Diğer hususların yanı sıra sistemin ayrı bileşenlerinin üretiminin yerelleştirilmesini sağlayan (ikinci S-400 alayının Türkiye’ye tedariki ile ilgili) sözleşme belgesi imzalanmış bulunuyor. Sözleşme şu anda hayata geçiriliyor” diye konuştu.

Türkiye’nin Rusya’nın önemli bir ortağı olmaya devam ettiğini söyleyen Şugayev, iki devletin yakın ticari ve ekonomik ilişkiler ile bağlı olduğunu, askeri-teknik işbirliği dahil olmak üzere ikili işbirliğinin birçok alanda geliştiğini vurguladı.

Şugayev, “Bu yıl gelişen zorlu politik durum, Rus tarafı ile ortakları arasındaki etkileşimin bazı yönleri üzerinde olumsuz etki yarattı. Bununla birlikte Türkiye ile askeri-teknik işbirliği, iki ülkenin liderleri arasında varılan anlaşmalar doğrultusunda gelişiyor. Türk ortaklarla şeffaf ve karşılıklı yarar temelinde çalışmaya devam etmeyi planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

S-400 sistemlerinin benzersizliğine dikkat çeken Şugayev, “Önümüzdeki yıllarda herhangi bir devletin performans özellikleri açısından S-400 Triumf’a yaklaşabilecek bir sistem geliştireceğine inanmak için hiçbir neden olmadığını bundan emin olarak söyleyebilirim” dedi.

Ne olmuştu?

Şugayev’in ilk açıklaması, Türkiye’den bir heyetin yeni F-16 alımını ve mevcut filonun modernizasyonunu görüşmek için ABD’ye gitmesinin hemen sonrasında gelmişti.

ABD, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Rus yapımı S-400 hava savunma sistemleri almasına karşı yaptırım dayatmış, Türkiye üretim ortağı F-35 savaş uçakları programından çıkarılmıştı. Sonrasında ise F-35’ler yerine F-16’lar üzerine pazarlıklar başlamıştı.

Ankara’nın F-16 girişimlerine Joe Biden yönetiminden yeşil ışık gelse de, Kongre’den onay çıkıp çıkmayacağı henüz bilinmiyor.

S-400

S-400 S-300’den geliştirilmiş yeni nesil Rusya yapımı bir kısa-orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemidir.

S-400, 1979’da S-300’ün ortaya çıkmasından hemen sonra 1980’lerin başında, o zamanki adıyla Almaz Merkezi Tasarım Bürosu tarafından (günümüzde Alman Bilimsel Endüstriyel Şirketi) Sovyetler Birliği’nde geliştirilmeye başlanmış ve gelişim süreci SSCB’nin dağılması nedeniyle uzun bir döneme yayılmıştır.

S-400’ün S-300 sistemlerinden en önemli farkı, daha fazla hedefi aynı anda takip edebilmesi ve gelişmiş elektronik karşı tedbirlere sahip olmasıdır. S-400’de kullanılan radarlar hafif radar izine sahip olan ve hayalet uçak tabir edilen hedefleri takip edebilme yeteneğine sahiptir.

S-400 sistemine şu ana kadar pek çok devlet ilgi göstermiş olmasına rağmen Çin ve Türkiye haricinde yabancı bir ülkeye satış gerçekleşmemiştir. 2017’de S-400, İngiliz The Economist gazetesi tarafından bir yazısında, “şu anda yapılan en iyi hava savunma sistemlerinden biri” olarak tanımlandı.

SIPRI Kıdemli Araştırmacısı Siemon Wezeman’a göre S-400, “mevcut en gelişmiş hava savunma sistemleri arasında yer almaktadır” demiştir. 2007’den beri Rusya Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılmaktadır.

Paylaşın

ABD’de Türkiye’ye S-400 Tepkisi: Yaptırımların Açık İhlali Olur

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Senatosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez Türkiye’nin Rusya’dan bir parti daha S-400 alacağına ilişkin Rus haber ajansı TASS’ta yayımlanan habere tepki gösterdi.

Menendez “Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi büyük bir hata olur” dedi.

Demokrat Senatör Menendez, VOA Türkçe’nin aktardığı yazılı açıklamasında, “Türkiye’nin Rusya’dan bir başka S-400 füze savunma sistemi satın almayı değerlendirdiği haberleri konusunda son derece endişeliyim” diyerek, bunun Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası’nın (CAATSA) açık bir ihlali olacağını vurguladı.

Menendez, “Rusya Ukrayna’yı zalim ve yasa dışı şekilde işgal etmeye devam ederken Türkiye’nin Vladimir Putin gibi bir savaş suçlusuyla askeri işbirliğini tamamen reddederek, NATO’ya, bölgesel barış ve güvenliğe yönelik taahhüdünü güçlü şekilde gösterme sorumluluğu ve fırsatı var” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’nin rotasını değiştireceğini umuyorum’

Senatör Menendez, “Yunanistan’ın hava sahasında düşmanca ihlallerin devam etmesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliklerinin geciktirilmesinin gölgesinde, Türkiye’nin rotasını değiştirmesini ve bölgede yapıcı bir ortak olarak savunma ittifakına karşı sorumluluklarını yerine getirmesini umuyorum” dedi.

Menendez, “Amerika net olmalı. Türkiye’nin Rus savunma sektörüyle ilişkilerinin genişlemesi Avrupa’da NATO müttefiklerimiz ve ortaklarımızın güvenliğini tehlikeye atacak büyük bir hata olur” ifadelerini kullandı.

Rus haber ajansında böyle bir haberin yer alması, Amerika ve Türkiye arasında F-16 savaş uçağı alımı ve modernizasyonu konusunda teknik görüşmelerin dördüncüsünün Washington’da yapıldığı bir döneme rastladı.

Savunma Sanayi Başkanlığı ise Rus haber ajansında yer alan haberden yaklaşık beş saat sonra yaptığı iki cümlelik açıklamasında, ‘‘Yeni bir gelişme söz konusu değil. İlk gün yapılan anlaşmaya göre süreç devam etmektedir’’ ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

ABD’den ‘İkinci S-400’ İddiasının Ardından Türkiye’ye Uyarı

Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveriş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

Türkiye’nin Rusya ile ikinci parti S-400 hava savunma sistemleri almak için anlaşma imzalandığına dair Rus medyasında yayımlanan ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nca yalanlanan haber, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’a soruldu.

Price, günlük basın toplantısındaki açıklamasında Türkiye’ye Rusya’nın savunma sektörüyle daha fazla işbirliği yapmama çağrısında bulundu. Price, “Sürekli olarak vurguladığımız nokta şu ki, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı gaddar ve meşru olmayan savaşı, tüm ülkelerin Rusya’nın savunma sektörü ile alışveiş yapmamasını bazı açılardan her zamankinden daha hayati hale getirdi” dedi.

ABD Dışişleri Sözcüsü, “Ne olacağını bekleyip görmemiz lazım ama biz bu konuda yeni bir gelişmeden haberdar değiliz” dedi. Price, Türkiye’nin Rusya’dan yeni parti S-400 satın almasının, Biden yönetiminin yeni F-16 satışını gözden geçirip geçirmeyeceğine dair yorum yapmadı.

Rus basınındaki haber, Türkiye’den bir heyetin F-16 satışını ve mevcut F-16 filosunun modernizasyonunu görüşmek üzere ABD’ye hareket ettiği gün yayımlanmıştı. Haberde, Rusya Federal Askeri-Teknik İşbirliği Servisi Direktörü Dmitri Şugayev’in açıklamalarına dayanarak Rusya ile Türkiye arasında ikinci parti S-400’ler için anlaşmanın ‘çoktan’ imzalandığı ve bazı parçaların da Türkiye’de üretileceği belirtiliyordu.

ABD Dışişleri Sözcüsü Price’ın açıklamalarını aktaran Defense News sitesine konuşan Türk kaynaklar da, Rusya ile bazı S-400 parçalarının Türkiye içinde üretilmesi konusunda anlaşma yapılabileceğini savundu.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Rusya’dan S-400 Açıklaması; Türkiye’den Yalanlama

Rusya Askeri İşbirliği Dairesi Başkanı Dmitri Şugayev, hava savunma sistemi S-400’lerin ikinci partisinin Türkiye’ye gönderilmesi için Ankara ve Moskova’nın anlaşma imzaladığını açıkladı. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ise açıklamayı yalanladı.

T24’ün Rusya devlet haber ajansı TASS’tan aktardığına göre Şugayev, Army-2022 uluslararası forumunda gazetecilere yaptığı açıklamada, “Karşılıklı bir anlaşma zaten imzalandı. Birçok şeyin yanı sıra S-400’lerin bazı parçaları da bu anlaşma kapsamında Türkiye’de üretilecek” dedi.

“Yakın gelecekte hiçbir ülkenin S-400’e rakip olacak bir savunma sistemi geliştiremeyeceğinden emin olduklarını” belirten Şugayev, “Türkiye’yle imzalanan anlaşma şu an yürürlükte” dedi.

Türkiye yalanladı

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ise tedarik sürecinde yeni bir gelişmenin söz konusu olmadığını duyurdu ve açıklamayı yalanladı.

Yaptırımlar

Türkiye, 2017’de S-400 sistemlerini alarak, Rusya’dan hava savunma sistemlerinin yeni modelini alan ilk NATO ülkesi olmuştu. ABD ise Türkiye’nin S-400 alımına yaptırımlarla karşılık verilmişti.

S-400

S-400 S-300’den geliştirilmiş yeni nesil Rusya yapımı bir kısa-orta-uzun menzilli hava savunma füze sistemidir.

S-400, 1979’da S-300’ün ortaya çıkmasından hemen sonra 1980’lerin başında, o zamanki adıyla Almaz Merkezi Tasarım Bürosu tarafından (günümüzde Alman Bilimsel Endüstriyel Şirketi) Sovyetler Birliği’nde geliştirilmeye başlanmış ve gelişim süreci SSCB’nin dağılması nedeniyle uzun bir döneme yayılmıştır.

S-400’ün S-300 sistemlerinden en önemli farkı, daha fazla hedefi aynı anda takip edebilmesi ve gelişmiş elektronik karşı tedbirlere sahip olmasıdır. S-400’de kullanılan radarlar hafif radar izine sahip olan ve hayalet uçak tabir edilen hedefleri takip edebilme yeteneğine sahiptir.

S-400 sistemine şu ana kadar pek çok devlet ilgi göstermiş olmasına rağmen Çin ve Türkiye haricinde yabancı bir ülkeye satış gerçekleşmemiştir. 2017’de S-400, İngiliz The Economist gazetesi tarafından bir yazısında, “şu anda yapılan en iyi hava savunma sistemlerinden biri” olarak tanımlandı.

SIPRI Kıdemli Araştırmacısı Siemon Wezeman’a göre S-400, “mevcut en gelişmiş hava savunma sistemleri arasında yer almaktadır” demiştir. 2007’den beri Rusya Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılmaktadır.

Paylaşın

Rusya’nın Varlık Fonu, Türk Lirası Almayı Planlıyor

Rusya Merkez Bankası’ndan Cuma günü yapılan açıklamaya göre Rusya Ulusal Varlık Fonu için Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ‘dostane’ ülkelerin para birimlerinin satın alınması planlanıyor.

Kurumun açıklamasına göre bu kararın arkasında yaptırımlar dolayısıyla daha fazla dolar ve euro satın alınamamasının etkisi var.

Reuters’ın haberine göre ruble için halen serbest piyasa koşullarının hakim olduğunu vurgulayan Rusya, petrol gelirlerinin zor günlerde değerlendirilmek üzere bir fona aktarılmasına ilişkin bütçe kuralı getirilmesinin mühim olduğunu ifade etti.

Rusya Merkez Bankası’nın 2023-2025 için öngürdüğü para politikasına ilişkin yayımladığı raporda yeni maliye politikasının nasıl uygulanması gerektiğine yönelik çalışmaların yapıldığı aktarıldı.

Rusya Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Alexei Zabotkin, para politikası raporuna dair Cuma günü gerçekleştirdiği sunumda Çin yuanı ve ruble arasındaki ticaret hacminin Moskova’daki piyasada neredeyse euro-ruble hacmine denk geldiğini ifade etti.

Daha önceki bütçe kuralına göre Rusya, ulusal varlık fonu için dolar ve euro satın alıyordu; diğer para birimlerini alamıyordu.

Ancak kurum döviz alımlarını 2022’nin başında rubledeki yüksek oynaklık dolayısıyla durdurdu.

Ancak Reuters’a konuşan uzmanlara göre açıklanan bu para birimlerinde yeterli likiditenin bulunmaması sıkıntı olabilir.

Türkiye’de enflasyonun yüzde 80’e dayanması uzmanlara göre bu engellerden biri.

Rusya Ulusal Varlık Fonu, Maliye Bakanlığı tarafından yönetilse de ülkenin merkez bankası döviz rezervlerinin bir parçası.

Şubat ayında merkez bankası döviz rezervlerinin miktarı 640 milyar dolara ulaştı; bu miktarın yarısı Batı’nın uyguladığı yaptırımlar dolayısıyla dondurulmuş durumda.

Rusya Merkez Bankası aynı zamanda 24 Şubat’ta başlatılan sermaye kontrollerini uygulamak için artık bir neden görmediğini de açıkladı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye İle Rusya’nın Yakınlaşmasının Olası Sonuçları Ne Olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi buluşmasında iki ülkenin siyasi, ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliklerinin masaya yatırılması ve ruble üzerinde varılan mutabakat iki ülkenin daha da yakınlaştığına dair yorumlara neden oldu.

Yakın zamanda Financial Times gazetesinde yer alan haberde Batılı başkentlerin iki ülke yakınlaşmasından endişe duymaya başladığını ve Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde Türkiye’nin cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Putin’le rubleyle ödemede mutabık kaldıklarını belirten Erdoğan, Moskova’nın Batı yaptırımları sonrası kullanımını artırdığı Rus ödeme sistemi ‘Mir’ ile ilgili “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

ABD ve Avrupa ise ‘diz çöktürmeye’ çalıştığı Rusya’ya yönelik yaptırımların bir başka ülke tarafından delinmesini istemiyor.

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Ankara ve Moskova arasındaki bu yakınlaşmanın politik iktisat uzantıları olacağı görüşünde.

Ve bir endişeye dikkat çekiyor; “İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum” diyor:

”Politik iktisat uzantıların, kayıt içi yani formal ilişkiler dahilinde değil, kayıtdışı ve bölgedeki her türlü kaçakçılık, kaynağı belirsiz servetler ve de bunların yer değiştirmesinin İstanbul’dan kontrol edilmesine yönelik bir adım olacağını düşünüyorum. Ve bundan da endişeliyim. Yani İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum. Bu sadece Ukrayna sonrası konjonktüre bağlı değil, uzun yıllardan beri AKP’nin ekonomi yönetimi altında bölgede bir hap olma özelliği taşıyor. Bunun birçok ipucunu gördük; Kolombiya ile olan ticari ilişkiler, bölgedeki göçmen ticaretinde Türkiye’nin rol oynamaya sürüklenmesi…”

Halihazırda Türkiye’nin Rusya ile ticaret hacminin yaklaşık 50 milyar Dolar olduğunu ve bunun son derece formal bir ilişki olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erinç Yeldan, Batı’nın bu yakınlaşmadan dolayı doğan kaygısının yersiz olduğunu savunuyor.

“Rusya ile ticaret hacmimiz 50 milyar dolar, karşılıklı anlaşma veya ticari değerlendirmelere gerek duymayacak kadar son derece açık ve net. Onlardan enerji ithal ediyoruz, onlara da gıda ve tüketim malı ihraç ediyoruz. Şimdi bu ticaret biçiminin derinleşmesinde Batı’yı kaygılandıracak herhangi bir neden göremiyorum. Son derece formal bir ticaret ilişkisi. Sonuçta Batılı ülkeler de Rusya’dan doğalgaz ithal edebilmenin yollarını arıyor.”

Fakat son dönemde Erdoğan ve Putin arasında yapılan anlaşmaların kapalı kapılar arkasında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erinç Yeldan; ”Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak?, Türkiye ne taahhüt ediyor,?” sorularını soruyor:

“Bu ticaretin hangi mallarla alakalı olmasından ziyade, biçimi beni kaygılandırıyor. Çünkü kapalı kapılar ardında resmi dökümanlara hiç geçmeyen ve siyasi olarak her iki liderin de şiddetle kendi ülkelerinde desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemde oluyor. O nedenle Türkiye ne taahhüt ediyor, bu bilinmiyor. Yani Erdoğan’ın buradan elde edeceği siyasi başarının bedeli ne olacak? Bu yakınlaşmada Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak? Burada bir dizi içinde Suriye sorununun da olduğu kapalı kapılar ardında enformal, kayıtdışı gelişmelerin yaşanmakta olduğunu ve yaşanabileceğini düşünüyorum. Rusya-Çin-Türkiye yakınlaşmasında en büyük kaygı budur. Türkiye’nin ihraç edebileceği şeyler ötesinde, bölgede askeri üsler, kayıt altına girmeyecek ikili ilişkiler, kaçakçılık gibi kayıtdışının merkezi olmaya sürüklenmesinin endişelerini yaşıyorum.”

AB ülkeleri yaptırım uygular mı?

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, AB ülkeleri arasında bu yakınlaşmaya karşı yaptırım uygulayabilecek ülkelerin olabileceğini fakat Avrupa’nın bir bütün olarak etkili bir yaptırım süreci içine girmeyeceğini düşünüyor.

Prof. Dr. Yeldan, şimdiye kadar Avrupa ülkeleri ciddi yaptırımlarla Rusya’yı köşeye sıkıştırmış gibi görünse de bu iktisadi yaptırımlarla bir ülkenin hizaya getirilemeyeceği ve de cezalandırılamayacağı görüşünde.

Aksi durumda da her ülkenin kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğine dair bazı AB ülkelerinin yaptırımları olabileceğini fakat bu kısıtlamaların kararı veren ülkelere de zarar getireceğini ifade ediyor.

“AB üyesi ülkelerin bazı yaptırımları olabilir. Ama bu bir ihtimal. Şunu hatırlamak lazım; Rusya’ya karşı uygulanan ambargo ve kısıtlamalar aslında bu ülkelere de zarar vermektedir. Ve bazı ülkelerde bu yaklaşımın değiştirilmesi için kuvvetli çabalar ortaya çıkmaktadır. Yakında yapılacak seçimlerde en azından İtalya’da sonuç vermesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye birleşik bir AB tavrı konusunda tereddüte sahip olduğu için AB’nin tepkilerine göre davranışını belirleyemese de Almanya’nın etkisi önemlidir. O da henüz karışık duygularla hareket eden bir ülke. Eski başbakanı Ruslarla barış yapmanın önemini hatırlatan faaliyetleriyle mevcut hükümeti sıkıştırmaktadır. Şuanda Türkiye’ye hangi ülkeler ne ölçüde yaptırım uygulayabilir sorusu için erken. AB ülkeleri de mevcutta izlenen politikaların devamı konusunda tereddütler sergilemektedir.”

Türkiye yönünü Rusya’ya mı çevirdi?

Uzun vadede iki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın artı ve eksilerini söylemenin güç olduğunu belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, tarihe bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin konjonktürel olduğunu dile getiriyor.

Bunun üzerine Avrupa ile olan ticaret hacmi ve NATO içindeki birlikleri de eklenince Türkiye’nin yönünün kalıcı olarak Rusya’ya dönmesinin zor olduğunun notunu düşüyor.

Bu yakınlaşmanın iki ülkenin dönemsel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilintili olduğunu belirten Yeldan, şöyle detaylandırıyor:

“Bu kısa dönemde Erdoğan’ın çok şiddetli döviz ihtiyacı olduğunu ve bu dövizin de en azından ucuz, sürdürülebilir enerji yoluyla sağlanmasının kasım, aralık, ocak aylarında Batı’da olası bi enerji krizi yaşanırken Türkiye’nin güvence altında olmasının önemli bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum. Ruble ile karşılıklı ticaret yapalım, doları kullanmayalım bakışının kısa dönemde iç siyaset malzemesidir, ekonomik olarak karşılığı yok. Türkiye ruble elde etmek için dövizini kullanacak, yine döviz piyasalarında işlem yapacak keza Rusya da öyle.”

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı: ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak”

ODTÜ Öğretim Üyesi/Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını önemli buluyor ve hatta bu durumun Türkiye için bulunmaz bir fırsat olduğu kanısında.

İki ülke arasındaki işbirliklerine dair, ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak” diyor:

“Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacmi artmaya başladı ve öyle görünüyor ki daha da artacak. Çünkü başta yüz büyük firmanın ana merkezlerini İstanbul’a taşıması oldukça önemli bu büyük bir operasyon. Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak. Ve Türkiye için de bulunmaz bir fırsat.”

Diyalog kanallarının her zaman açık tutulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke olduğuna vurgu yapıyor.

“AB ülkeleri içinden de herhangi bir yaptırım olmaz. Biz, Rusya ve Ukrayna arasında arabulucuyuz ve ticari ilişkilerimiz var. Türkiye’ye yaptırım için bir gerekçe bulunmalı aksi durumda iki ülkenin yakınlaşması bir gerekçe olamaz. Türkiye kiminle ilişki içinde olduğunu onlara mı soracak? O zaman AB’ye alırlar, sorun olmaz. Türkiye güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Birilerinin Rusya ile konuşması lazım ve Türkiye bunu yapıyor. NATO içerisinde Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç konusundaki duruşunu da biliyoruz. Yani iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe vermesinin siyasi gerekçesi yok ve yanlış. Duyulan endişe askeri mi ekonomik mi? İki ülke yakınlaşması gayet yerinde, diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan da, Türkiye’nin bir yandan müttefikleriyle hareket etme gayreti gösterirken diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini bozmamak istemesinin anlaşılabilir bir siyasi tercih olduğu görüşünde.

Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini Suriye’de yürüyen ilişkiler üzerinden değerlendirmenin önemli olduğunu söylüyor:

“Çok boyutlu düşünmek lazım. Türkiye son yıllarda AB ve ABD ile problemli ilişkiler yaşamaktadır. Buna bir de Rusya ile problemli bir ilişkinin eklenmesini istememektedir. Rusya ile yaşadığı problemli bir ilişkinin Batı ile ilişkilerini düzelteceğine dair bir emare de yok. Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir Möntro Sözleşmesi var. Türkiye, Möntro Sözleşmesi’nin bilhassa Karadeniz’deki ülkeleri rahatsız edecek şekilde yorumlanmasını arzulamıyor. Buna karşılık ABD’nin başını çektiği müttefiklerimiz Rusya’yı Karadeniz’de kuşatmak için Türkiye’nin boğazları daha kendi isteklerine göre yönetmesini beklemektedirler. Bu Türkiye’ye açacağı tehlikeler açısından önemlidir. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri Suriye’de de yürüyen ilişkilerdir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkisini düzenlerken, özellikle Suriye’deki durumu kendi aleyhine çevirmeyi arzulamamaktadır.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye Ve Rusya Arasındaki Ruble Anlaşmasına İlk Tepki

Türkiye ve Rusya arasında ruble üzerinden yapılan anlaşmaya ABD’den ilk tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yasadışı Rus varlıkları için güvenli bir liman haline gelmemesi yönünde çağrıda bulunurken “Şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” dedi.

Bloomberg HT’den Ciner Medya Grubu ABD Temsilcisi Ali Çınar’ın sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmesi sonrası varılan Ruble’li anlaşmaya ilişkin görüşlerini bildirdi.

Açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’nın saldırganlığı karşısında Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne güçlü desteğini ifade ettiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın eylemini ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdiğini hatırlatmak istiyoruz” dendi.

Türkiye’yi yasadışı Rus varlıkları veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmemeye çağırdıklarını da belirten ABD Dışişleri Bakanlığı, “Verileri dikkatle izliyoruz ve şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Müttefikleri, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik adımlar atmaya teşvik etmeye devam ediyoruz” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı, uzun vadede enerji güvenliğini artırma çabalarına yardımcı olmak için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını belirtti.

Erdoğan ve Putin’in Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklama yapan Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye’yle gaz tedarikinin konuşulduğunu, ilk aşamada Rus Rublesi üzerinden ödenmesine karar verildiğini açıklamıştı.

Erdoğan da Soçi dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada anlaşmayla ilgili, “Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu; Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın