Reuters: Yerel Seçimler Ekonomi Yönetiminin Kararlılığını Test Edecek

Birleşik Krallık merkezli uluslararası haber ajansı Reuters, Türkiye’de ise yeni ekonomi yönetiminin iyileştirme planlarını sürdürmesi halinde son 10 yıldır ilk kez not artışı yaşanabileceğini kaydetti.

Moody’s’ten uzman Marie Diron, Mart’ta Türkiye’de yapılacak yerel seçimin ekonomi yönetiminin yüzde 40’ın üzerindeki faiz oranlarına bağlı kalma konusundaki kararlılığını test edeceğini, yetkililerin rotayı koruması ve yabancı yatırımcıların ülkeye geri dönmeye başlamasının “olumlu bir ivmeye işaret edeceğini” söyledi.

Reuters, ülkelere yatırım yapılırken önemli kriterlerden biri olarak görülen kredi derecelendirme notlarıyla ilgili 2024 tahminlerini yayınladı.

Ajans, dünya kredi derecelendirme piyasasının yüzde 95’ini kontrol eden üç kurum; Moody’s, Standard & Poor’s (S&P) ve Fitch uzmanlarıyla görüştü.

Buna göre, 2024’te Türkiye’nin kredi notunun son 10 yılda ilk kez artması, İsrail’in ise ilk kez düşmesi bekleniyor.

Reuters ayrıca, Moody’s kredi derecelendirme kuruluşunun 2024 için dünyanın en büyük iki ekonomisi ABD ve Çin’in görünümlerini negatif olarak değerlendirdiğine dikkat çekti.

Moody’s’ten uzman Marie Diron, kuruluşun 2024’te Washington’un “borç ödeyememe” tehdidiyle nasıl baş edeceğini ve Çin’in ise emlak ve yerel yönetim borçlarının azalıp azaltamayacağını yakından takip edeceğini bildirdi.

Moody’s’in yanı sıra, Ağustos ayında ABD’nin kredi notunu düşüren Fitch ve Standard & Poor’s da Kasım 2024’te yapılacak başkanlık seçimi nedeniyle ABD’yi yakından takip edeceği kaydedildi.

Fitch’ten Ed Parker, “ABD’nin notunu düşürürken işaret ettiğimiz faktörlerin çoğu geçerliliğini koruyor” dedi ve yüksek faiz oranları, savunma harcamaları ve yaşlanan nüfusun ABD’nin borç seviyelerini yükseltmeye devam edeceğini belirtti.

Reuters, Türkiye’de ise yeni ekonomi yönetiminin iyileştirme planlarını sürdürmesi halinde son 10 yıldır ilk kez not artışı yaşanabileceğini kaydetti.

Marie Diron, Mart’ta Türkiye’de yapılacak yerel seçimin ekonomi yönetiminin yüzde 40’ın üzerindeki faiz oranlarına bağlı kalma konusundaki kararlılığını test edeceğini, yetkililerin rotayı koruması ve yabancı yatırımcıların ülkeye geri dönmeye başlamasının “olumlu bir ivmeye işaret edeceğini” söyledi.

S&P, 30 Kasım 2023’te Türkiye’nin kredi notunu “B” olarak teyit etmiş, kredi notu görünümünü ise “durağan”dan “pozitif”e çevirmişti.

Fitch Ratings de 9 Eylül 2023’te Türkiye’nin kredi notunu “B” olarak teyit ederken, not görünümünü 2 yıl sonra “negatif”ten “durağan”a çıkardığını açıklamıştı.

Moody’s’in de 15 Aralık’ta Türkiye’nin kredi notunda ve not görünümünde iyileştirme yapabileceği yönünde beklenti vardı ancak bu gerçekleşmedi. Moody’s, Türkiye’nin kredi notuna ilişkin değerlendirme yapmadığını bildirdi.

Moody’s, halihazırda Türkiye’nin kredi notunu “B3” ve not görünümünü “durağan” olarak değerlendiriyor. Kurum, 12 Ağustos 2022’den bu yana Türkiye’nin notunu güncellemedi.

“Savaş İsrail’de not indirimine neden olabilir”

Diğer yandan İsrail’in devam eden Hamas savaşı nedeniyle 2024’te ilk not indiriminin yaşanabileceği belirtildi.

S&P’nin İsrail ile ilgili not görünümü negatif iken, Fitch ve Moody’s not indirimi uyarısı yaptı.

Fitch’ten Parker, Yemen’deki İran yanlısı Husi isyancıların Kızıldeniz’de İsrail’e giden gemilere saldırmaya başlamasıyla birlikte, “savaşın ne kadar süreceği ya da sonrasında ne olacağı konusunda büyük bir belirsizlik olduğunu” söyledi.

Kredi derecelendirme piyasasının en büyük üç oyuncusu Moody’s, S&P ve Fitch’in, ekonomik görünümü değerlendirerek ülkelere verdikleri notlar, yatırım dünyasına yön veriyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Reuters: 14 Mayıs’tan Sonra Ekonomi Ve Piyasalarda İstikrarsızlık Yaşanabilir

İngiltere’nin Reuters haber ajansından Orhan Coşkun,, muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geleneksel olmaktan uzak ekonomi politikalarını ‘alaşağı etme vaadinde bulunduğunu’ hatırlatarak,  “Bazı anketleri önde götüren ana muhalefet ittifakı, ekonomi ve finans piyasalarını devlet kontrolünden kurtarma ve Merkez Bankası’na bağımsızlığını geri kazandırma sözü veriyor; böylelikle enflasyonun ateşini düşürmek için atılgan bir şekilde faizler yükseltilecektir” dedi.

AK Parti’nin yüzde 44 seviyesindeki resmi enflasyon rakamlarına rağmen düşük faiz ve yüksek büyüme programını sürdüreceğini söylediğini ve yetkililerin yıllarca Türk Lirası’na istikrar kazandırdıktan sonra ülkedeki döviz rezervlerini tükettiğini kaydeden Orhan Coşkun, “Analistler, muhalefetin kuracağı bir hükümetin, aşırı değerlenmiş liranın zayıflaması ve parasal teşvikin ortadan kaldırılmasıyla ekonomi ve piyasalarda istikrarsızlık ile karşı karşıya kalabileceğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, uluslararası basın da, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak İngiltere’nin Reuters haber ajansından Orhan Coşkun, siyasi partilerin ‘içinden’ isimlere dayandırdığı haberinde, “Seçimi kim kazanırsa kazansın, Türkiye ekonomisi ‘kayıp yıl’ ile karşı karşıya kalacak” değerlendirmesini yaptı.

Muhalefetin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geleneksel olmaktan uzak ekonomi politikalarını ‘alaşağı etme vaadinde bulunduğunu’ hatırlatan Coşkun, “Bazı anketleri önde götüren ana muhalefet ittifakı, ekonomi ve finans piyasalarını devlet kontrolünden kurtarma ve Merkez Bankası’na bağımsızlığını geri kazandırma sözü veriyor; böylelikle enflasyonun ateşini düşürmek için atılgan bir şekilde faizler yükseltilecektir” dedi.

AK Parti’nin yüzde 44 seviyesindeki resmi enflasyon rakamlarına rağmen düşük faiz ve yüksek büyüme programını sürdüreceğini söylediğini ve yetkililerin yıllarca Türk Lirası’na istikrar kazandırdıktan sonra ülkedeki döviz rezervlerini tükettiğini kaydeden Orhan Coşkun, “Analistler, muhalefetin kuracağı bir hükümetin, aşırı değerlenmiş liranın zayıflaması ve parasal teşvikin ortadan kaldırılmasıyla ekonomi ve piyasalarda istikrarsızlık ile karşı karşıya kalabileceğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

Analistlerin ‘politika programlarının sıfırı tüketmesi ve yenilenmeye ihtiyaç duyması ile mevcut hükümetin kendi yarattığı dalgalanma ile de karşı karşıya kalabileceğini söylediğini’ aktaran Orhan Coşkun, ismini vermediği AK Partili bir yetkilinin sözlerine yer verdiği haberinde, AK Partili yetkilinin ‘ekonominin, özellikle de hayat pahalılığı krizinin seçim kampanyası için zorluklar yarattığını söylediği’ bilgisini paylaştı.

AK Partili yetkili, “Kabul ediyorum; bütçenin durumu çok iyi değil. Seçim yılları zordur. Bu, kayıp bir yıl gibi olacak” diyerek ‘2024’te daha güçlü bir ekonomik büyüme beklenebileceğini’ söyledi. Reuters’a konuşan yetkili ayrıca AK Parti’nin seçimi kazanması durumunda ‘daha dengeli bir programa yönelebileceği’ yorumunda da bulundu.

Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e de atıfta bulunan AK Partili yetkili, “Şimşek’in gelip destek olacağına ve eğer gelirse ciddi bir döviz akışı olacağına inanıyorum” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir muhalefet yetkilisi de Erdoğan’ın ekonomisinin ‘enkazını’ devralacaklarını söyleyerek, ellerinde ‘sihirli bir değnek olmadığını’ ve bu sebeple ekonomiyi düzeltmenin zaman alacağını söyledi. Bir diğer muhalefet yetkilisi ise yeni hükümetin ekonomik sorunları anlamaya çalışırken bürokraside reform yapacağını aktardı.

“2024 kaybedebileceğimiz bir yıl değil”

Reuters’a konuşan ikinci muhalefet yetkilisi, “2023’ün kayıp yıl olacağı açık ama 2024 kaybedebileceğimiz bir yıl değil” ifadelerini kullandı. Yetkili, ülke ekonomisinin önümüzdeki iki yılda yüzde 5 büyümesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.

Capital Economics’ten kıdemli ekonomist Liam Peach ise seçimlerin ‘Türkiye’deki makroekonomik istikrarı sağlayacağı ya da bozacağı’ yorumunu yaptı. Buna göre, Erdoğan’ın seçimi kazanması ‘eş zamanlı para birimi, bankacılık ve bağımsız borç krizleri’ riskini artırırken, Kılıçdaroğlu’nun kazanması ‘gelecekte enflasyonu sürdürülebilir bir biçimde düşürme yolunda zorlu bir güzergah’ anlamına gelebilir.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Erdoğan’ın En Zorlu Seçimi: Enflasyon, Yoksulluk Ve İşsizlik…

Uluslararası basın, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansı, “Türkiye’de, Erdoğan ekonomisinin yükseliş ve düşüşünü hesaba katan bir seçim” başlıklı bir analiz haber yayınladı.

Jonathan Spicer imzalı analizde 14 Mayıs seçimleri “cumhurbaşkanının 20 yıl içindeki en zorlu sınavı” olarak nitelendirilirken, “Türkler bu ayki seçimlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirirse, bunun nedeni büyük ölçüde, onun 20 yıllık saltanatının ortasında refahlarının, eşitliklerinin ve temel ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerinin düşmeye başladığı ekonomik bir tersine dönüş olacak” denildi.

Enflasyon, yoksulluk ve işsizlik…

Anketlerin, Erdoğan’ı “alışılmışın dışında” ve “sert ekonomi politikalarını tersine çevirecek olan” Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında olduğunu gösterdiğine dikkat çekilen analizde “Yükselen enflasyon karşısında faiz oranlarını düşürme politikasının getirdiği bir dizi kur düşüşü ve derinleşen bir yaşam maliyeti krizi nedeniyle Erdoğan’ın desteği son birkaç yılda azaldı” ifadeleri yer aldı.

Analizde ülkenin en temel sorunlarının başlarında yoksulluk ve işsizliğin geldiği vurgulandı.

Analizdeki bilgiye göre; Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Legantum Institute’ın refah endeksinde Türkiye, 2011’den bu yana 23 sıra gerileyerek dünya çapında 95. sırada yer alıyor.

Ajansa konuşan Wharton Üniversitesi’nde doçent olan Merkez Bankası eski başkanı Bülent Gültekin “Erdoğan seçimi kazanır ve ekonomi politikasını sürdürürse, bir noktada tamamen çökecek. Oldukça karanlık bir tablo” dedi.

Gültekin, “Bir süreliğine işleri erteleyebilirsiniz, ancak sonunda faturayı ödemeniz gerekir” diye konuştu.

Paylaşın

Reuters: Yabancı Yatırımcılar Yeniden Türkiye Piyasasını Yokluyor

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça uluslarlarası medyada Türkiye ile ilgili haberlerini sürdürüyor. Son olarak Birleşik Krallık merkezli Reuters, yabancı yatırımcıların yeniden Türkiye piyasasını yokladığını öne sürdü.

Reuters, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı.

Reuters’a konuşan kaynaklar, yatırımcı ziyaretleri ve konferans görüşmelerinin son haftalarda arttığını ve Nisan ayına kadar devam edeceğini söyledi.

Reuters haber ajansı, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı

“Çok sayıda yabancı yatırımcı, Türkiye’deki seçimlerin ekonomi ve finans piyasalarında bir değişim yaratıp yaratmayacağını anlamak için yıllar sonra İstanbul ve Ankara’ya dönüyor.” Bu değerlendirme İngiliz haber ajansı Reuters’a ait.

14 Mayıs seçimleri yaklaşırken Türkiye ile ilgili haberlerini sürdüren Reuters, bazı yatırımcı ve bankacılara dayanarak BBVA ve BNP Paribas gibi büyük yabancı bankaların, müşterilerinin mevcut Türk hükümeti yetkilileri, muhalefetten isimler ve danışmanlarla tanışmaları için geziler ve görüşmeler düzenlediğini yazdı.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yükselen enflasyon karşısında agresif faiz indirimlerini de içeren alışılmışın dışındaki politika yaklaşımı, ekonomiyi ve piyasaları büyük ölçüde devlet yönetimine bıraktı ve son beş yılda yabancı yatırımcıların kaçışını körükledi” diyen Reuters, ancak yirmi yıllık iktidarın ardından Erdoğan ve iktidar ittifakının, 14 Mayıs’taki seçim öncesi bazı anketlerde, muhalefetin gerisinde kaldığına dikkat çekti.

Reuters’a konuşan kaynaklar, yatırımcı ziyaretleri ve konferans görüşmelerinin son haftalarda arttığını ve Nisan ayına kadar devam edeceğini söyledi. Kaynaklar bu temasların, COVID-19 salgınının seyahatleri durdurmasından önceki dönem dahil geçmiş yıllara göre çok daha fazla ilgi topladığını belirtti.

Planlar hakkında bilgi sahibi olan bir kişi, İspanyol BBVA tarafından gelecek hafta düzenlenecek bir gezide, gelişmekte olan piyasalarda borçla ilgili varlıklarda yaklaşık 1,5 trilyon doları temsil eden müşterilerin bulunacağını söyledi.

Bu kişi, muhalefetin kazanması halinde “nispeten kısa bir süre içinde potansiyel olarak devasa bir faiz artışının geleceğini” de söyledi ve yatırımcıların “kimin kazanacağını, kilit pozisyonlara kimin geleceğini ve programın ne olacağını” anlamaya çalıştığını kaydetti.

TEB’in büyük hissedarlarından Fransız kredi kuruluşu BNP, toplantılara gelecek ay evsahipliği yapacağını doğruladı.

Garanti Bankası’nın çoğunluk sahibi BBVA, Reuters’ın duyurduğu planlarla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Reuters’a göre geziler sadece Türkiye’ye yapılmıyor. Türkiye’den başka ülkelere de ziyaretler var.

Hazine, Çevre ve Enerji bakanlıklarından yetkililer de son günlerde Avrupa’nın finans başkenti Londra’da, para piyasalarının yöneticileriyle depremler ve yeni “sürdürülebilir” tahviller hakkında konuştular.

Toplantılardan birine katılan Abrdn portföy yöneticisi Viktor Szabo, tahvil planlarının neredeyse tamamen şekillenmiş göründüğünü, hatta hükümetin seçim öncesinde bunları satmaya çalışabileceğini söyledi.

Analistler Türkiye’nin bu yıl 5 milyar dolar daha borçlanması gerektiğini söylüyor. Sürdürülebilir bir tahvil satışı yoluyla ciddi miktarda para elde etmek bir umut olsa da standart tarzda dolar cinsinden ek bir tahvil veya “sukuk” herhangi bir açığı kapatabilir.

İslami bankacılığın ürünü, varlığa dayalı borç senedi olan sukuk, “kira sertifikası” olarak da adlandırılıyor.

Türkiye’nin defalarca yaşadığı kur çalkantıları, birçok uluslararası fonun lira cinsinden devlet tahvillerini satmasına neden oldu. Hükümet verilerine göre, yabancıların bu piyasadaki payı beş yıl önce yüzde 25’in üzerindeyken şimdi yüzde 1’in altında.

Bazı analistler cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinde muhalefetin zaferinin, lirada keskin bir yükseliş getirmesini bekliyor. Bazılarına göre ise parasal sıkılaştırmanın ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği göz önüne alındığında daha fazla belirsizlik söz konusu olabilir.

Reuters’a konuşan analistler, 2021’in sonlarında yaşanan son kur çöküşünden bu yana kabul edilen 100’den fazla mali düzenlemenin ele alınması ihtiyacının ve Merkez Bankası, düzenleyici kurumlar ve bakanlıklarda beklenen personel revizyonunun, herhangi bir geçiş sürecini karmaşıklaştıracağını söylüyor.

Wall Street bankalarından Citi, bu ayın başlarında tahvil ve hisse senedi yatırımcıları için İstanbul’da iki gün süren toplantılar düzenlediğini açıklamıştı.

Citi, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, seçim sonucuna ilişkin “gergin” bir atmosfer olsa da “olumlu bir değişim için umutlu bir hava var” demişti.

Planlanan bir dizi toplantı hakkında bilgi sahibi olan ve Reuters’a konuşan bir başka kaynak da sadece Batılı değil, Körfez merkezli yatırımcıların da finansal varlıklardan ziyade, potansiyel doğrudan yabancı yatırımlar hakkında çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

Yakında Türkiye’yi ziyaret edecek olan Batılı bir yabancı yatırımcı da çalıştığı grubun mümkün olduğunca muhalefeti dinlemeyi ve aynı zamanda Merkez Bankası yetkilileriyle görüşmeyi planladığını söyledi.

Reuters’ın konuştuğu yatırımcı, “Türkiye’nin emsal piyasalar arasında halihazırda önemli ölçüde yetersiz konumunu yeniden gözden geçirmek için iyi bir fırsat olabilir. Bu yıl gelişmekte olan piyasalar arasında bir yıldız parlayacaksa, o da Türkiye olacaktır” dedi.

Merkez Bankası bu tür toplantılar hakkında, haber ajansına yorum yapmayı reddetti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Ekonomistlerin Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 41

Reuters anketine katılan 10 ekonomistin yıl sonu enflasyon tahminlerinin medyanı yüzde 41 olurken, tahminler yüzde 30 ile yüzde 48 arasında değişti. Merkez Bankası ise enflasyonun yıl sonuna kadar yüzde 22,3’e kadar düşeceğini öngörmüştü.

Türkiye İstatistik Kurumu ise ocak ayı enflasyon verilerini 3 Şubat Cuma günü açıklayacak.

Türkiye’de enflasyon, 2021 yılı sonunda yaşanan döviz krizi nedeniyle yükselmiş olsa da, ekim ayında son 24 yılın zirvesi olan yüzde 85,51’e ulaştı. Enflasyonda aralık ayında da baz etkisi nedeniyle keskin bir düşüş yaşanmış ve ocak ayı içinde benzer bir düşüş beklenmeye başlanmıştı.

Ancak ekonomistler, enflasyonun 2023’te Merkez Bankası’nın tahmin ettiği yüzde 22,3’lük oranın neredeyse iki katına çıkacağını ve bu yıl mayıs ayında yeniden seçime gidilmesi nedeniyle hayat pahalılığının artabileceğini bekliyor.

Ocak ayı enflasyon tahmini yüzde 51-54

Gazete DuvaR’da yer alan habere göre; Reuters anketine katılan 13 ekonomistin ocak ayı için yıllık enflasyon tahminlerinin medyanı yüzde 53,5 olurken, tahminler yüzde 51,2 ile yüzde 56,65 arasında değişti.

Aylık bazda medyan tahmini ise yüzde 2,30 ile yüzde 5,95 aralığında olurken, ortalama beklenti %3,8 artış gerçekleşmesi oldu. Aylık bazda beklenen keskin artış ise toplu taşıma, tütün ürünleri, hizmetler ve artan gıda fiyatlarını da içeren bir dizi yeni yıl zammından kaynaklandı.

Yükselen fiyatlara rağmen Merkez Bankası ise 2021 sonundan bu yana politika faizini %19’dan %9’a düşürerek alışılmışın dışında bir adım atmıştı. Banka bu hamlesiyle geçen yılın sonlarında yaptığı en son indirim serisinin ekonomik yavaşlamayı ele almayı amaçladığını söylemişti. Perşembe günü ise Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’de keskin fiyat artışlarının devam etmesi için hiçbir temel nedenin kalmadığını söyleyerek, enflasyonun yıl sonuna kadar %22,3’e düşeceği yönündeki tahminini korumuştu.

Ancak Reuters anketine katılan 10 ekonomistin yıl sonu enflasyon tahminlerinin medyanı %41 olurken, tahminler yüzde 30 ile yüzde 48 arasında değişti. Türkiye İstatistik Kurumu ise ocak ayı enflasyon verilerini 3 Şubat Cuma günü açıklayacak.

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken Erdoğan’ın “Seçim Taktiği” Analizi

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının ilk yarısında ekonomik büyümenin ivme kazanması dikkat çekerken, analistlere göre son 10 yılda refah seviyesinde gerçekleşen düşüş Erdoğan’ın seçmen arasındaki popülerliğini zedeledi.

TL son 3 ayda yatay bir seyre geçmeden önceki son 5 yılda dolar karşısında %80 civarı değer kaybı yaşadı. TL böylece yüzde 89 kayıp yaşayan Arjantin’den sonra benzerleri arasında en kötü performansı gösteren para birimi oldu.

Tüm bunlar enflasyonun yüzde 85’i aşarak 20 yıldan uzun bir sürenin zirvesine çıkmasıyla sonuçlanırken pek çok seçmene göre ise sokakta hissedilen enflasyon çok daha yüksek oldu.

İktidar, yeni konut paketlerinden emeklilikte yaşa takılanlara, yapılandırmadan 2,000 TL altı icralık borçların silinmesine kadar birçok düzenleme ile azalan popülerliği tekrar artırmaya da çalışıyor.

Bunun için diğer ülkelere göre daha güçlü olan bütçeden harcamalar kullanılırken, piyasalar iktidarın son attığı adımların seçmen davranışlarına nasıl yansıyacağını izliyorlar.

Reuters haber ajansı seçimlere giden Türkiye’nin içerisinde bulunduğu atmosferi analiz eden bir yazı kaleme aldı.

Analize göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikada çizdiği ‘güçlü’ lider portresi ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar sonrası İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı söylemleri, muhalefetin seçim öncesi en güçlü silahı olan ekonomik sorunlara rağmen, kitlesini ‘dış düşman’ karşısında konsolide ediyor ve bu silahı muhalefetin elinden almaya çalışıyor.

Oda TV’nin aktardığına göre o analizin tamamı şöyle:

En son İsveç’in başkenti Stockholm’de hafta sonu gerçekleşen gösterilerde aşırı sağ ve göçmen karşıtı bir politikacının Kur’an-ı Kerim’i yakması, İsveç’in NATO üyeliği için Ankara’nın desteğine ihtiyaç duyduğu bugünlerde iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı.

Politikacılar ve analistler buna benzer gerilimleri seçim dönemlerinde Erdoğan’ın lehine kullanmaya çalıştığını vurguluyor.

Son olayları değerlendiren CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı” yorumunda bulunurken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Son olayları değerlendiren CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı” yorumunda bulunurken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sayın Erdoğan ve arkadaşları, bu tarz konularda, genellikle; ‘Oh ne güzel! Seçim için malzeme çıktı…’ diye, sevinmeyi tercih ediyorlar. İç politika için, siyasi rant devşirmeyi tercih ediyorlar. Bol bol gürültü çıkartmayı, ama iş icraata gelince, arazi olmayı tercih ediyorlar.”

Akşener, devleti yönetenlerin esas hedefinin bu tip eylemlerin tekrarlanmasını önlemek olması gerektiğini söyledi ve “Bu nefret suçunun gerçekleşmesine yol verdiği için, İsveç hükûmetini yargıya şikâyet edeceğiz. Ve nihai olarak, bu davayı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, ilgili maddeleri kapsamında açacağız” diye konuştu.

“Güvenlik algısını ön plana çıkarmak”

MetroPOLL Araştırma Yöneticisi Özer Sencar’a göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO girişlerinin bloke edilmesi, NATO’ya ya da ABD’ye karşı tavır alınması gibi konular Erdoğan’ın iç politikada kullanabileceği ‘malzeme üretim meselesi’ olurken, Sencar “(Erdoğan’ın) burada temel yaklaşımı (amacı) kamuoyu üzerinde güvenlik algısını ön plana çıkarmak” dedi.

Yunanistan ile olan çekişme, Suriye’nin kuzeyinde PYD ile ilgili ABD ile olan ilişkilerin benzer düzeyde güvenlik algısını öne çıkaran konular olduğunu söyleyen Sencar, “Geleneksel olarak Türkiye’de Cumhuriyet politikasıdır: ‘Herkes Türkiye’nin düşmanıdır. Türk’ün dostu yoktur. Herkes Türk’ün düşmanıdır’ algısı zaten halktan yerleşmiş bir şey. Erdoğan bu duyguyu da esas alarak olayları Türkiye için bir güvenlik meselesi haline dönüştürüyor” diye konuştu.

“Eğer bir güvenlik algısı, güvenlik sorunu üretebilirseniz o zaman insanlar, güvenlik söz konusu olduğunda güçlü liderlerin arkasında toplanırlar” diyen Sencar, İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılması olayının iç politikada nasıl kullanıldığını ise şöyle açıkladı:

“Manipüle edilmiş, provokasyon hareketidir… Eğer iktidar buna sahip çıkmasaydı Türkiye’de hiçbir gürültü olmazdı. Bunu ‘dış dünya, hem Türklere karşı hem müslümanlara karşı hem dine karşı’ algısı üreterek bunların karşısında olan bir lider çıkıyor ortaya. Erdoğan çok iyi kullanıyor bunları.”

“Dış politika dinamikleri seçmen kararını etkileyecek gibi durmuyor”

Ekonomik ve Dış Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen de, “Bu son hadiselerle gördüğümüz gibi özellikle İsveç’le NATO’dan da bağımsız olarak bir siyasi kriz yaşanması ve içeride bunun bir iç siyasi söyleme dönüşmesi söz konusu olabilir, özellikle İslamofobi eleştirisi üzerinden. Fakat bunun seçimler üzerindeki etkisini değerlendirmek zor. Bunun, seçmen davranışını etkileyecek nitelikte bir gelişme olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.

Seçmenin şu anda büyük ölçüde ekonomiye odaklanmış durumda olduğunu söyleyen Ülgen, seçmenin hükümetin ekonomi alanında atacağı ya da atmayacağı adımlara bakacağını belirterek, “Bu gibi dış politika dinamikleri seçmen kararını etkileyecek gibi durmuyor” dedi.

Ülgen, Kur’an-ı Kerim’e saldırı olayında bütün Türkiye’nin iktidar-muhalefet tüm partiler bu eylemi eleştirdiği için aynı ölçüde iç siyasete malzeme olacak bir konu olarak görünmediğini vurguladı.

Paylaşın

Reuters: Ankara Ve Şam Temaslarını Artırdı

Ankara – Şam arasındaki ilişkiler yeni bir döneme giriyor… Türkiye – Suriye arasındaki ilişkilerinin normalleşmesi on yıldan uzun süredir devam eden iç savaşı yeniden şekillendirebilir. Kaynaklar iki ülke arasındaki temasların arttığına dikkat çekti.

Reuters’ın Türk ve Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, geçen haftalarda Suriyeli mevkidaşı ile Şam’da birkaç kez bir araya geldi. İstihbarat teşkilatı başkanları arasındaki bu sık görüşme, Rusya’nın Suriye’de taraflar arası iletişimi artırma çabalarının işe yaradığının işareti olarak görülüyor.

Ajansa bilgi veren Şam ile bağlantılı bir kaynak, Fidan ve Suriye istihbarat teşkilatı başkanı Ali Mamlouk’un son olarak bu hafta Suriye’nin başkentinde bir araya geldiğini söyledi.

İki ülke arasındaki temaslar, Türkiye’den iki ve bölge ülkelerinden bir kaynağa göre Ukrayna işgalinin daha da uzamasına hazırlık yapan ve Suriye üzerindeki nüfuzunu korumak isteyen Moskova’nın dış politikasında değişimin bir yansıması olarak görülüyor.

Türkiye’den üst düzey bir yetkili ve bir güvenlik yetkilisinin verdiği bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en yakın isimlerden olan Fidan ile Mamlouk görüşmelerde iki ülkenin dışişleri bakanlarının nasıl bir araya getirilebileceğini değerlendirdiler.

Türk yetkili, “Rusya, Suriye ve Türkiye’nin sorunlarını aşmalarını ve herkese… hem Türkiye hem de Suriye’ye faydası olacak belli anlaşmalara varmalarını istiyor” dedi.

Yetkili, büyük sorunlardan birinin de Türkiye’nin Suriyeli muhalifleri Şam ile ileride yapılabilecek görüşmelere dahil etmek istemesi olduğunu belirtti.

Rusya’nın politika değişimi

Türk güvenlik yetkilisi Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanmak için askeri güçlerini kademeli olarak Suriye’den çektiğini ve Suriye’de “siyasi çözümü hızlandırmak” için Esad ile ilişkisini normalleştirmesini Türkiye’den istediğini ifade etti.

Şam ile bağlantılı olan kaynak, askeri güçlerini Ukrayna’ya yeniden konuşlandırmasının gerekmesi durumunda kendisinin ve Esad’ın konumunu sağlamlaştırmaya çalışan Rusya’nın Suriye’yi de görüşmelerde bulunmaya yönlendirdiğini söyledi.

Kaynağa göre Fidan’ın Ağustos sonunda gerçekleştirdiği iki günlük Şam ziyareti de dahil olmak üzere en son görüşmelerde ülkelerin daha yüksek seviyede bir araya gelmesinin temeli atılmaya çalışıldı.

Ankara, İran’ın Suriye’de nüfuzunu artırmasını istemiyor

Üst düzey Türk yetkili, Rus birliklerin bıraktığı boşluğun İranlı ya da İran tarafından desteklenen güçler tarafından doldurulmasını Ankara’nın istemediğini söyledi.

Türk güvenlik yetkilisi İran’ın nüfuzunun artmasını Rusya’nın da istemediğini ifade etti.

Bir diplomat, Rusya’nın yaz başında Suriye’nin güneyinden, özellikle de İsrail sınırında bulunan bölgelerden sınırlı sayıda askerini geri çektiğini ve bu boşluğun İran ile bağlantılı güçler tarafından doldurulduğunu belirtti.

Şam ile bağlantılı kaynak ve Esad yanlısı ikinci üst düzey bir kaynak Türkiye-Suriye temaslarının oldukça ilerleme kaydettiğini söyledi, ancak detay vermediler.

Şam ile bağlantılı üçüncü bir kaynağın verdiği bilgiye göre, Türkiye-Suriye ilişkilerinde buzlar erimeye başladı ve ilişkiler “anlayış iklimi yaratacak seviyeye” ulaştı.

Reuters, kaynakların kamuoyuna açıklanmayan temasların hassasiyeti nedeniyle adlarının açıklamak istemediğini kaydetti. Ajans ayrıca, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Savunma Bakanlığı, MİT ve Suriye İstihbarat Bakanlığı’nın bu konudaki sorulara yanıt vermediğini bildirdi.

Paylaşın

İktidar Medyayı Nasıl Yönetiyor? Reuters Örnek Örnek Açıkladı

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de iktidarın medya üzerinde nasıl baskı kurduğuna dair dikkat çekici bir dosya haber yayımladı. Haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan eski ekonomi bakanı Berat Albayrak’ın görevi bırakması, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanması ve yazar Orhan Pamuk’un siyasi açıklamaları nedeniyle bazı kesimlerden tepki çektiği bir dönemde Nobel Edebiyat Ödülü alması gibi olaylarda, ana akım medya üzerinde nasıl baskı kurulduğu örnekleriyle anlatıldı.

Ana akım kuruluşlarda çalışan bazı gazeteciler, ajansla isim vermeden yaptıkları söyleşilerde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un ve çalışanlarının verdiği talimatları aktardı.

“Özel dosya- İçerden bilgi aktaranlar Erdoğan’ın nasıl Türkiye’deki yazı işlerini etkilediğini ortaya çıkardı” başlığının kullanıldığı haber Jonathan Spicer imzasıyla yayınlandı. Makalenin girişinde, Berat Albayrak’ın 2020 sonunda görevini bırakması sonrasında medyada bir belirsizlik ve sessizlik olduğu hatırlatıldı.

Sözcü’nün aktardığına göre haberde, “24 saatten uzun bir süre boyunca hükümet yanlısı televizyon kanalları ve gazeteler sessizliğe büründü. Bu durum Türk ana akım medyasının durumunu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum bir dönem fikirlerin hararetle tartışıldığı Türk ana akım medyasında artık hükümet onaylı başlıklar, 1. sayfalar ve televizyon tartışmaları olduğunu gösteriyor” denildi.

‘Altun’un çalışanları mesaj atıyor’

Haberde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yazı işlerine talimatlar geldiği belirtilirken, sektörde çalışan onlarca kişiden bu yönde ifadeler geldiğine de dikkat çekildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nı Erdoğan’ın oluşturduğu ve Ankara’da 1500 kişi çalıştığı hatırlatılırken, “Reuters’ın gördüğü mesajlarda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un çalışanları telefonda arayarak ya da WhatsApp mesajlarıyla yazı işleri müdürleriyle iletişime geçiyor” yorumu yapıldı.

‘Kararları Altun ve yardımcıları alıyor’

Reuters’a konuşan hükümetten bir yetkili, “Altun’un gündemi belirleme gibi bir durumu yok. Altun, kısaca editör ve gazetecilere brifing veriyor ki bu da işinin gereği. Bu brifingler de basın özgürlüğünü ihlal edecek şeyler değil” dedi.

Reuters haber ajansı Fahrettin Altun ve kurmaylarının medya mensuplarıyla sık sık iletişim içinde olduğunu yazdı.

Haberde, İletişim Başkanlığı’nın yıllık bütçesinin 680 milyon liraya yakın olduğu belirtilirken ismini açıklamayan bir yetkili, “Buranın çok büyük bir yapısı var. Burada kararlar Altun ve yardımcıları tarafından alınıyor” yorumunu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da hükümeti için negatif anlam doğurabilecek ekonomik ya da askeri haberin gelmesiyle birlikte Altun’un yayın yönetmenleri ya da kıdemli muhabirlerle, bu haberlerin nasıl verilmesi gerektiğine dair iletişime geçtiğini de Reuters’a konuşan bu yetkili anlattı.

‘Erdoğan istifayı kabul edene kadar sessiz kalın’

Reuters’taki haberde, “Albayrak’ın sağlık sorunlarını gerekçe göstererek ekonomi bakanlığından ayrılmasından sonra dört kaynak, Altun’un medyaya Erdoğan istifayı kabul edene kadar sessiz kalması konusunda uyarıda bulunduğunu belirtti. Erdoğan’ın istifayı kabul etmesinden sonra büyük Türk TV kanalları ve gazeteleri haberi verdi” ifadesi de kullanıldı.

TRT editörü: 30 saat bekledik

TRT’de çalışan kıdemli bir editör de, “30 saat bekledikten sonra bu haberin yayınlanması için yeşil ışık yakıldı” dedi.

Reuters muhabiri, bazı ekran görüntüleri gördüğünü söylerken, “Altun’un yönetiminde çalışan yetkililer düzenli olarak ana akım medyadaki yazı işlerine WhatsApp mesajları atarak kabinede ya da parti üyelerinden gelen açıklamaların hangisinin öne çıkarılacağını ya da hangilerinin görmezden gelineceğinin talimatını veriyor” yorumunu yaptı. Fakat Reuters muhabiri bu ekran görüntülerini kamuoyu ile paylaşmadı. Altun ve ekibinin haricinde AKP’li siyasetçilerin de sık sık medya kuruluşlarıyla iletişime geçtiği ve haberlerde düzeltmeler istedikleri öne sürüldü.

‘Erdoğan’ın Orhan Pamuk’u tebrik etmesi beklendi’

TRT’de çalışan bir editör de 2006’da Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü kazanması sonrasında benzer bir durum yaşandığına dikkat çekti. İsmini açıklamayan yetkili, devlet televizyonunun dönemin başbakanı Erdoğan’ın Pamuk’u tebrik etmesinden sonra haberin verildiğine dikkat çekti. İsmini açıklamayan TRT çalışanı, “O gün büyük bir rahatlama oldu. Çünkü eğer tebrik olmasaydı, o haberi yapamazdık” dedi.

Yerel seçimlerde ne yaşandı?

2019’daki yerel seçimler sonrasında gazetelerin yazı işlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan bir açıklama bekledikleri öne sürülürken, bir televizyon editörü, yöneticilerin “bir sorun veya sıradışı bir durum yokmuş gibi davranma” talimatı verdiğini söyledi.

Dört farklı anaakım medya kuruluşunun yazı işlerinde çalışanların anlatımına göre, o gece her iki tarafın da seçimi kazandığını ilan etmesi sonrası müdürlerin İletişim Başkanlığı’ndan veya diğer yetkililerden talimat beklemesi nedeniyle kafa karışıklığı ve felç hali vardı. Bir gazeteci, çalıştığı gazetede yazı işleri editörlerinin toplantı masasında seçim haberini hükümeti rahatsız etmeyecek şekilde hangi başlıklarla vereceklerini konuştuğunu anlattı. Kıdemli bir muhabir olduğu belirtilen gazeteci, “Başlık bulmaya çalışırken resmen acı çekiyorlardı” dedi. Haberde, ana akım TV kanallarında seçim sonrasında Erdoğan ve AKP’nin açıklamalarına yer verilirken İmamoğlu’nun açıklamalarına ise yer verilmediği belirtildi.

Paylaşın

Reuters: ABD, Taliban’la Görüşmelere Devam Edecek

Taliban’ın ayak sürümesine ve öldürülen El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaşayabilmesine rağmen ABD’nin, dondurulan varlıkların serbest bırakılması için görüşmelere devam edeceği öne sürüldü.

Reuters’ın konu hakkında bilgisi olan ve adı açıklanmayan kaynaklara dayandırdığı haberde bu kararın, ülkede giderek büyüyen insani krize dair Washington’da artan endişeleri gösterdiği yazıldı.

Taliban’ın geçen sene yönetimi ele geçirmesinden sonra Washington, Kabil’in 7 milyar dolarını ABD’de dondurmuştu. Şubat ayında Beyaz Saray, 3,5 milyar doların 11 Eylül kurbanlarının halen devam eden hukuki süreçleri ve tazminat talepleri için ayrılmasına karar vermişti. Paranın diğer yarısının da insani yardım temelinde doğrudan Afgan halkına aktarılacağı açıklanmıştı. Bunun için ABD’nin müttefikleriyle birlikte İsviçre merkezli uluslararası bir fon oluşturması bekleniyor.

Kimliğinin gizli tutulması koşuluyla konuşan iki kaynağa göre ABD’nin Dışişleri ve Hazine bakanlıklarından yetkililer, bağımsız analistlere 11 Ağustos’ta verilen brifingde, yavaş olmasına rağmen görüşmeleri sürdüreceklerini söyledi.

ABD’li bir yetkilinin, Taliban ve Afganistan Merkez Bankası’nın “hızlı hareket etmediğini söylediği” öne sürüldü.

Haber ajansı, Dışişleri Bakanlığı’nın brifing hakkında yorum yapmaktan kaçındığını ancak bir kaynağın bunu doğruladığını yazdı.

Söz konusu paradan Afganistan Merkez Bankası’nın yeniden sermayelendirilmesinde, Afgani’nin değerinin artırılmasında ve enflasyonda mücadelede de hedefleniyordu.

Ancak El Kaide lideri ez-Zevahiri’nin Kabil’de öldürülmesinin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı, merkez bankasının yeniden sermayelendirilmesini “kısa vadeli bir seçenek olarak görmemeye” başladı. Zira paranın, terör örgütlerine aktarılabileceği endişesi arttı.

Habere göre ABD’li yetkililer brifingde, görüşmelerin Taliban’ın uluslararası camianın ortak olduğu taleplere direnmesi yüzünden de zorlaştığını söyledi.

Bu talepler arasında Afganistan Merkez Bankası’nın başına deneyimli profesyonellerin getirilmesi var. Ayrıca kara para aklanmaması için bağımsız bir kurul oluşturulmasının prensipte kabul edilmesine rağmen resmiyete dökülmediği de iddia edildi.

Taliban’ın ayrıca, uluslararası yardım fonlarını Birleşmiş Milletler aracılığıyla Kabil’deki insani yardım kuruluşlarına dağıtılmasını kabul etmediği öne sürüldü.

ABD “Alternatif yollar arıyoruz” açıklamasını yapmıştı

Joe Biden yönetimi, dondurulmuş 3,5 milyar doları Afganistan Merkez Bankası’na yakın zamanda iade etmeyeceğini iki hafta önce açıklamıştı.

ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Thomas West, The Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada “Afganistan Merkez Bankası’nın yeniden sermayelendirilmesini kısa vadeli bir seçenek olarak görmüyoruz” demişti.

Aylardır Afganistan Merkez Bankası’yla görüşmelerin sürdürüldüğünü ifade eden West, 3,5 milyar doların teröristlerin eline geçmeyeceğine inanmaları için yeterli güvencenin verilmediğini vurgulamıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price da milyonlarca kişinin açlıkla boğuştuğu ülkenin parasını Afganlar için kullanmak üzere alternatif yollar aradıklarını Washington’da gazetecilere ifade etmişti.

Taliban’ın kadınlara yönelik baskısıyla dikkat çeken demokrasi karşıtı tutumları, Batı’nın tepkisini topluyor. El Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri’nin başkent Kabil’in merkezindeki bir evde yaşayabilmesi de bu tepkiyi büyüttü.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 11 Eylül saldırılarının da aralarında bulunduğu pek çok eylemden sorumlu bu önemli ismin Kabil’de yaşamasının, iki ülke arasındaki çekilme anlaşmasının ihlali anlamına geldiğini söylemişti. Ancak Taliban, Zevahiri’den haberdar olmadığını öne sürüyor.

Paylaşın

Ekonomide Yeni Önlemler Yolda: Üç Farklı Adım Bekleniyor

Piyasalar, Tükiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)’nin politika faizi ile kredi faizi makasının açıldığı ve bu konuda bir adım atılabileceği mesajının ardından, bazı kurumsal kredi faizleri başta olmak üzere kredilerin politika faizine doğru düşürmeyi amaçlayan adımların kısa sürede hayata geçmesini bekliyor.

TCMB iktisadi faaliyette yaşanan ivme kaybının telafisi, istihdam ve sanayi üretimini destekleme amacı ile dün politika faizini beklenmedik şekilde 100 baz puan indirerek %13’e düşürmüştü. Banka ayrıca kredi aktarım mekanizmasına yönelik yeni adım atabileceği sinyalini de dün PPK metninde vermişti.

Ne gibi adımlar atılabilir?

Reuters’a bilgi veren toplam üç bankacı da kredi faizlerinin aşağı çekilmesini amaçlayacak adımlar atılacağı konusunda hemfikir. Bu yapılırken selektif kredilere yönelik pozitif ayrışmanın korunması ya da güçlendirilmesi de beklentiler arasında. Reuters’ın görüşlerine başvurduğu bankacılar, TCMB’nin PPK metninde krediler konusunda mesajını net şekilde verdiğini düşünüyor.

Yeni uygulamalara için, kredi faizlerinin belirli bir oranın üzerinde kullandırılması halinde daha çok karşılık ayrılması gibi TCMB’nin hâlihazırda kullandığına benzer uygulamalar geleceğine yönelik beklentiler ön plana çıkıyor. TCMB hâlihazırda kredilere ZK, yabancı para mevduat karşılığında ise tahvil tutma zorunluluğu uyguluyor.

Bankacılar bu kez en çok kredilere yönelik tahvil karşılığı adımını ön plana çıkmasını bekliyorlar. Çünkü adım hem TCMB’nin geçmiş adımları ile uyumlu hem de kredi verilmeyen kaynakların yeniden Hazine’ye ulaşmasını sağlayabiliyor.

TCMB’nin daha önce açıkladığı teminatlandırmada TL’nin daha çok kullanımı, teminatta uzun vadeli sabit kuponlu tahvil kullanımı ve repo vadelerinin uzatılması gibi makroihtiyati tedbirleri ve çalışmaları da bulunuyor.

Üç farklı adım bekleniyor

Bir bankacı üç farklı adım beklediğini, bunlardan birinin kredi faizlerinde sınırlama amacı taşıyabileceğini belirterek, “Örneğin ticari kredi faizlerinde %22 gibi bir oranda limit getirilebilir. Örneğin bu sınırlama ile eğer %22 üzerinde kredi veriyorsa bankaya kredinin belirli bir oranı kadar uzun vadeli tahvil tutma zorunluluğu getirilmesi TCMB’nin söylediği amaca en uygun düzenleme olabilir” dedi.

TCMB, kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edildiğini belirtiyor.

TCMB’nin dünkü PPK metninin bir diğer bölümünde de benzer şekilde “Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir” ifadesi yer aldı. Piyasada faizlerin yeni düşürülen %13’e doğru yakınsatacak bir adım beklentisi de dün TCMB faiz kararı ile birlikte oluştu.

Hükümet enflasyondaki düşüşü cari fazla odaklı politika ile daha sonra sağlayacağını belirtiyor. Bu kapsamda net ihracat odaklı, döviz satışı öngören krediler politika faizine yakın fiyatlanırken; benzer kurumsal krediler %40’a yakın, bireysel krediler ise %50 civarında maliyette.

Bu kredi maliyeti genellemelerine bazı istisnalar olsa da mevcut politikada net ihracat odaklı krediler açık ara çok daha düşük maliyetle sağlanıyor. Süreçte iş dünyası ve Merkez Bankası temsilcileri birbirlerini oldukça sert eleştirmişti.

Paylaşın