Hematüri nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Her yaşta kadın erkek insanın karşılaşabileceği Hematüri, idrarda kan hücreleri (eritrosit, alyuvar) bulunması durumudur. Enfeksiyonlar, böbrek hastalığı, kanser ve nadir kan hastalıkları hematüriye neden olabilir. Bu nedenle mümkün olan en kısa sürede doktorunuzla konuşmalısınız.

Kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. Kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içinde bir süre hekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve hulanık iki bölüme ayrılır. İdrarda kan belirtisi boşaltım sisteminin herhangi bir yerinden kaynaklanabılır.

Böbrek taşları, idrar yolları veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tümörleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da üretra taşları ve iltihabı buna yol açabilir. İdrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. İdrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir.

Nedenleri;

  • İdrar yolu enfeksiyonu ile birlikte seyredebilir genellikle karın ağrısı,ateş ve idrarda yanma ile birliktedir. Mikroskopik ya da makroskopik olabilir
  • Halk arasında nefrit olarak bilinen “pyelonefrit” olarak tıpta adlandırdığımız böbreğin dahil olduğu idrar yolu enfeksiyonunda görülebilir. Bir önceki maddedeki bulgu ve şikayetlere ilaveten üşüme-titreme ve kostovebral açı hassasiyeti dediğimiz hekimin tespit edebileceği bulgulara rastlanır
  • “Nefrolitiazis”, “ürolitiazis” olarak tıpta adlandırdığımız böbrekte ya da idrar yollarının diğer seviyelerinde taş veya kalkül tespitinde görülür. İdrar yolu enfeksiyonu semptomları eklenebilir. Sırta ve kasıklara yayılan ağrı tanıda yardımcı olur
  • Böbreğin inflamatuvar hastalıkları olarak tarifleyebileceğimiz “glomerulonefritler” bir diğer hematüri nedenimizdir. Hematüri genellikle makroskopiktir, idrarda köpüklenme, ellerde yüzde ayaklarda şişme belirgin semptom ve bulgularıdır
  • Zorlu egzersiz seansları ya da ciddi yaralanmalar sonrası geçici masum hematüriler görülebilir. Tarif edilen durumların tekrarı olmadığı takdirde hematüri sebat etmez ve ağrısızdır
  • İleri yaş erkek hastalarda operasyon gerektirecek kadar büyümüş prostat varlığında da hematüri görülebilir.
  • Mesane, böbrek, prostat dokusuna ait kanserlerde de yine hematüri eşlik eder

Bunun yanında regl döneminde olduğunu hatırlatmayan kadınlarda, gıda boyası içeren gıdaları fazla tüketenlerde, kas yıkılımı artışı ile seyreden(zorlu fizik egzersiz, bir kısım ilaçlara bağlı, künt vasıflı travmalar sonrası) durumlarda yapılan idrar tetkikinde yalancı hematüri durumu görülebilir.

Teşhisi;

İdrardan kan gelmesi durumunda doktorunuz sağlık geçmişiniz hakkında size sorular soracak ve fizik muayene yapacaktır. Bu, doktorunuzun semptomlarınızı daha iyi anlamasına yardımcı olur. Daha sonra doktorunuz duruma göre sizden başka testler yaptırmanızı da isteyebilir. Bu testler genellikle aşağıdakileri içerir:

  • İdrar tahlili: İdrar örneği üzerinde bir test yapılır
  • İdrar kültürü: Bir enfeksiyonu kontrol eden idrar testidir
  • İdrar sitolojisi: Anormal görünen hücrelerin olup olmadığını kontrol eden bir idrar testidir
  • Sistoskopi: Mesanenin ve üretranın içine bakmak için sitokop adı verilen test cihazıyla yapılan teşhis yöntemidir
  • Bilgisayarlı tomografi: Bilgisayarlı tomografi, karın ve pelvisin kesit görüntülerini oluşturmak için X ışınları ve bilgisayar kullanan bir testtir

Tedavisi;

Hematüri hastalığınızın nedeni ne tür tedavi alacağınızı belirleyecektir. İdrar yolu enfeksiyonu gibi bir enfeksiyon sorumluysa, doktorunuz enfeksiyona neden olan bakterileri öldürmek için antibiyotik reçete edecektir.

Büyük böbrek taşlarının neden olduğu hematüri tedavi edilmezse ağrılı olabilir. Reçeteli ilaçlar ve tedaviler taşları dökmenize yardımcı olabilir.

Doktorunuz taşları kırmak için ekstrakorporeal şok dalgası litotripsi adı verilen bir prosedür kullanmanızı önerebilir. Bu prosedür, böbrek taşlarını idrarınızdan geçebilecek şekilde küçük parçalara ayırmak için ses dalgalarının kullanılmasını içerir. Prosedür genellikle yaklaşık bir saat sürer ve hafif anestezi altında yapılabilir.

Prostat büyümesi hematüriye neden oluyorsa, doktorunuz alfa blokerleri veya 5-alfa redüktaz inhibitörleri gibi ilaçları reçete edebilir. Bazı durumlarda cerrahi de bir seçenek olabilir. Bunların haricinde, nedene bağlı olarak olası birçok tedavi görmeniz de mümkündür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hemanjiom nedir? Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında gül lekeleri olarak bilinen hemanjiomlar çocuklarda sık görülen iyi huylu tümörlerdir. Hemanjiomun kelime anlamı ‘iyi huylu damar tümörü’dür. Bu tümörler 1 mm’den bir bacağı veya yüzün tüm bölgesini saracak kadar büyüyebilmektedir.. Genellikle kol, bacak ve yüz bölgelerinde dudak kenarında, göz ve dilde görülürler.

Süngerimsi yapıda damar yumağı şeklindedir. Damardan çok zengindir ve çok kanlanır. Basit Tip ve Yaygın Tip olmak üzere iki çeşidi vardır.

  • Basit Tip; Hemanjiomların farklı şekilleri vardır. Sadece deride kırmızı renk değişikliği şeklinde olanlar en sık rastlananlarıdır. Bebeklerin alnında “melek öpücüğü”, ense kökünde “leylek ısırığı” adlarını alan bu doğumsal lekeler zamanla solarlar. Tedavileri gerekmez.
  • Yaygın Tip; Hemanjiomlar bazen tüm vücuda yayılmış birkaç milimetreden santimetre büyüklüğüne kadar değişen çok sayıda lekeler halinde bulunurlar. Bu tip hemanjiomlar tıpta çok sayıda hemanjiom anlamına gelen “hemanjiomatozus” adı ile bilinir. Bu durumda başta karaciğer olmak üzere iç organlarda görülme riskleri artmıştır. Bu hastalarda iç organlar hemanjiomların varlığı yönünden araştırılmalıdır.

Bulguları;

Bu hemanjiomların çoğu kozmetik problemlere neden olur. Göz çevresindekiler görmeyi, ağız çevresi ve içindekiler beslenme ve solunumu etkileyebilir. Bu hemanjiomlar psikolojik sorunlara da neden olabilir.

Çocuklarda görülen hemanjiomların %80 kadarı tek lezyondan ibarettir. Tanımlanan olguların %20’sinde birden fazla hemanjiom vardır. Beşten fazla sayıda, kubbe gibi kabarık hemanjiomu olan çocuklarda parankimal organlarda hemanjiomlardan şüphe edilmelidir. Bazı bebeklerde sayısız küçük cilt hemanjiomları gözlenir.

Lezyonlar yüzlerce olabilir. Bu lezyonlar yalnız ciltte ise benign neonatal hemanjiomatozis olarak isimlendirilir. Visseral tutulum varsa dissemine veya multiple neonatal hemanjiomatozis olarak tanımlanır.

Organ tutulumu, bu bebeklerin %64’ünde karaciğerde, %52’sinde santral sinir sisteminde, %50’sinde gastrointestinal sistemde, %50’sinde akciğerde, %30’unda gözde, %40’ında ağız ve dildedir. Daha nadiren tiroid, dalak, kaslar, pankreas, timus, böbrek, mezenter ve kalpte tutulum tanımlanmaktadır. Sonuç olarak hemanjiomların en sık yerleştiği iç organ karaciğerdir.

Tanısı;

Hemanjiomlar gösterdikleri gelişim evresine bağlı olmak üzere nevüsler veya diğer tümörlerle karışabilir. Erken lezyonlar pigmentasyon değişiklikleri ve vasküler malformasyonlarla karışabilir. Hemanjiomlar ve vasküler malformasyonların farkı klinik davranış ve hücre kinetiğine dayalıdır. Hemanjiomlar endotel hiperplazisi gösteren tümörlerdir. Vasküler malformasyonlar ise kan ve lenf damarlarının gelişimsel hatası ile ortaya çıkan yapısal anomalilerdir. Malformasyonlar doğumdan itibaren vardır.

Vasküler malformasyonlar kız ve erkeklerde eşit görülür. Vasküler malformasyonlarda sadece arteriyel, venöz, lenfatik veya kapiller kanallar görülebileceği gibi karma lezyonlar olması mümkündür. Vasküler malformasyonlar hemanjiomlarda görülen büyüme fazlarını göstermez. Çocuğun büyümesi ile orantılı genişleme söz konusudur. Büyümekte olan hemanjiomlar lenfanjiomlarla, piyojenik granülom, dermoid kist, infantil myofibromatosis, nöroblastoma, lipom ve pleksiform nörofibroma ile karışabilir.

Tedavisi;

Hemanjiomların çoğu iyi seyirli ve kendiliğinden gerileyen lezyonlardır. Bu nedenle girişimde bulunmadan hastayı izlemek en sık tavsiye edilen yoldur. Ağızdan kullanılan tablet ve şuruplar, lezyona damlatılan damlalar hastayı rahatsız edici bir girişim olmadığından son dönemlerde sıkça kullanılmaktadır. Anne-babaya iyi bilgi verip rahatlatmak önemlidir. Büyüyen çocuk görüntüden rahatsız olduğunda ailenin sıkıntısı artmaktadır. Okul öncesi dönemde gerileme olmamış hemanjiomlarda girişim düşünülmelidir.

Bazı durumlarda erken girişim gerekir. Buna örnek olarak hızlı büyüyen ve bulunduğu bölgeyi deforme eden hemanjiomlar, göz, genital, anal hemanjiomlar, ağız içi ve derinde yerleşenler, ülserasyon ve Kasabach-Merritt sendromu gelişenler, kanama problemi olanlar ve kalp yetmezliğine neden olanlar sayılabilir. Tedavi seçenekleri cerrahi girişim, skleroterapi, kompresyon sargıları, embolizasyon, lazer ablasyonu, iyonizan radyasyon, kortikosteroidler, alfa interferon ve oral beta-blokerler gibi çok farklı seçeneklerden oluşur.

Elastik bandaj ve kompresyon çocuğa vereceği rahatsızlığa ek olarak hemanjiomun ülserasyonuna yol açabilir. Seçilmiş olgularda embolizasyon tekniği yararlıdır. Deneyimli ekiplerde uygulanması önerilir. Lazer uygulaması bazı hastalarda önerilmektedir. Lazer daha çok yüzeysel lezyonlarda yararlıdır. Fazla etkin olmayan kriyoterapi ve önemli yan etkilere yol açan radyoterapi tercih edilmeyen yöntemlerdir. Kortikosteroidler bazı durumlarda uygulanabilir. İnterferon yaşamı tehdit eden durumlarda verilmektedir.

Son dönemlerde oral beta-blokerler ve skleroterapi ön plana çıkmıştır. Ağız yolu ile alınan beta-bloker içeren şurubun veya tabletin erken yaşlarda uygulanması yararlıdır.

Beta bloker tedavisi (Propronalol- dideral tablet veya hemangiol şurup): Son yıllarda hemanjiom tedavisinde propranolol adlı tansiyon ilacı kullanılmakta ve oldukça iyi yanıtlar alınmaktadır. Ayrıca yan etkileri diğer tedavi yöntemlerine göre çok daha az olduğundan ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Propranolol verilen hastalarda yan etki olarak bronkokonstrüksiyon, bradikardi, hipotansiyon ve hipoglisemi görülebilir. Bu nedenle tedavi öncesi ekokardiyografiyi de içeren tam bir kardiolojik inceleme yapılmalı, hasta hastenede 24-48 saat gözlenmeli, bu sırada vital bulgular (tansiyon, nabız, solunum) ve 8 saat ara ile kan şekeri takibi yapılmalıdır. Bu ilacın en etkin olduğu dönem 0-1 yaş arasıdır. Yani ilaç bu dönemde erken başlanırsa fayda oranı yüksektir.

Sklerozan madde enjeksiyonu (skleroterapi): Skleroterapi birçok vakada etkin rol oynamaktadır. Skleroterapi, ince bir iğne yardımı ile lezyonun içine özel bir ilaç vererek uygulanır. Bu madde dokuda inflamasyon yaparak fibrozis ve damar yataklarının tıkanmasını sağlayan trombojenik ajandır. Yemek borusu varisleşmesinde, hemoroidde, varis hastalığında kullanılmakta olan bu yöntem uzun süredir, özellikle kavernöz (cildin yüzeyinden derinine doğru tutan ) hemanjiomların tedavisinde , özellikle propranololün etkili olmadığı iki yaş üzerindeki hastalarda, tek başına veya radyasyon, lazer gibi yöntemlerle kombine olarak kullanılmaktadır. Enjeksiyonlar 3-4 hafta aralıklarla tekrarlanabilir. Uzman kişilerce yapıldığında sonuçlar yüz güldürücüdür. Aşağıda resmi bulunan hasta skleroterapi ile tedavi edilmiş bir hemanjiom hastasıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hamilelikte idrar kaçırma nedir? Detaylar

Hamileliğin en erken belirtilerinden biri olan sık sık idrara çıkmadır. Çok sık görülen sorunlardan bir tanesi olan hamilelikte idrar kaçırma, mesaneyi kontrol edememe sonucu gerçekleşen bir durumdur. Bu durum, kişiden kişiye değişebilir.

Çoğu anne adayı, hamilelikte idrar kaçırma sorununu yaşasa da, bunu doktoruyla paylaşan kişilerin sayısı oldukça azdır.  Hamilelikte idrar kaçırma, çoğu kişinin sıklıkla başına gelen bir durumdur  ancak kişinin hayatını önemli ölçüde etkilediği  durumlarda bu sorun için mutlaka doktor kontrolünden geçilmelidir.

Nedenleri;

Hamileyken daha sık idrara çıkma ihtiyacı duymanızın pek çok nedeni var ve bunların hepsi son derece normal.

  • Hamilelik sırasında kan hacmi yavaş yavaş artar ve böbreklerin daha fazla idrar üretmesine neden olur. Bu nedenle tuvalete daha sık gitmeniz gerekir. Büyümekte olan bebekle birlikte rahminiz de büyüyeceğinden, mesaneniz üzerinde baskı meydana gelecektir
  • Bağ dokularınızı ve eklemlerinizi doğuma hazırlayan hormonlar, idrar akışını kontrol eden kasları zayıflatır ve (hem hamilelikte hem de doğum sırasında yaygın bir durum) kabızlık, pelvik taban ve mesanenize daha da fazla baskı yapar. Bu da idrar yolunuzun etrafındaki desteği etkileyerek küçük sızdırmaların yaşanmasına neden olur
  • Gece boyu bir (veya birden fazla kere) idrara çıkmak için yatağınızdan kalkıyor olabilirsiniz. Bunun nedeni, uzandığınızda bacaklarınızda ve ayaklarınızda tutulan sıvının kan damarlarınıza geri dönmesidir
  • Ayrıca stres kökenli idrar tutamama adı verilen bir durum da yaşayabilirsiniz. Bu durum, güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda mesanenizdeki baskı arttığında ve biraz idrar kaçırdığınızda meydana gelir. Bu son derece yaygın bir durum olduğundan endişelenmeniz gereksizdir

Hamilelikte yaşanan bu sorun doğumdan sonra da yaşanabilir mi?

Hamilelik sırasında ortaya çıkan anatomik ve fizyolojik değişikliklerin geri dönmesi, bu sorunların da gerilmesine neden olur. Bu süre de yaklaşık 6 haftadır. Genel anlamıyla sfinkterdeki hareketlilik diye anlatabileceğim “üretral hipermobilite”ye doğum sırasında ve doğumdan 3-5 gün sonra bakılmış. Bu ölçümde ileri derecede artma olanların sonraki hayatlarında stres inkontinans riskinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Urge inkontinans şikayetleri ise genellikle geri döner.

İdrar sızdırması ne kadar sürer?

Bunlar genellikle hamileliğin son dönemlerinde ve doğum yaptıktan sonraki birkaç hafta içinde yaşanır. Aynı zamanda da ara sıra ve daha uzun bir dönem içerisinde tek tük kazalar yaşanması da yaygın bir durumdur.

Sızdırmalar sık olsa da, bu sorunun hayatınızı etkilemesine izin vermemelisiniz. TENA Lady ürünlerini kullanarak rahatlayabilir ve başınıza istenmeyen bir olay geldiğinde, nerede olursanız olun, koşullar ne olursa olsun, kuru kalarak, kötü koku olmadan kendinizi güvende hissedebilirsiniz.

Fakat daha ciddi bir mesane probleminiz olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuzla konuşmak her zaman için en doğru çözüm olacaktırolmadan kendinizi güvende hissedebilirsiniz.

Tedavisi;

Urge inkontinansda sebep enfeksiyonsa, uygun antibiyotik tedavisi yeterlidir. Progesteron hormonu artışının yaratttığı östrojen reseptör miktarındaki azalmaya bağlı olan inkontinansda lokal olarak uygulanabilen östrojen kremler fayda sağlar.

Bunun dışında işeme egzersizleri hastalara önerilebilir. Stres inkontinans varsa, perine kaslarını çalıştırıcı egzersizler şikayetleri etkin biçimde azaltır. Gebeliğin son döneminde üretral hipermobilite de ciddi artış tespit edilirse, hiçbir şikayet olmasa da perine egzersizleri önemlidir. Doğum sonrası 6 hafta süreyle bu egzersizin yapılması sonraki problemleri engellemede çok faydalı olacaktır. Doğum sonrasında eğer şikayetler devam ediyorsa, uygun olan cerrahi veya fiziksel tedavi metodu seçilmelidir. Hamilelik sırasında cerrahi tedavi uygulanmamalıdır. Doğum sonrasında da cerrahi tedavi ilk seçenek olmamalı, öncelikle egzersiz ve fizik tedavi seçenekleri denenmelidir.

Önemli olan özellikle stres inkontinansa yol açabilecek risk faktörlerinin azaltılmasıdır. Hamilelik döneminde anne aşırı kilo almışsa, şeker hastalığı varsa, bunun iyi düzenlenmesi, genel hijyen şartlarının sağlanması, risk faktörlerini azaltacaktır. Doğumun şekli, ileride idrar kaçırma şikayetine maruz kalma açısından önemlidir. Burada normal doğuma karşı olduğum gibi mesaj alınmasın istemem. Ancak iri bir bebeğin doğum sırasında pelvik dokularının aşırı gerilmesinin ileride idrar kaçırma şikayetine yol açacağı pek çok uzman tarafından ispatlanmıştır.

Hatta doğumun dikişli doğum denilen epizyotomi ile yapılması da bu riski azaltmamaktadır. Bebek başı doğum kanalından geçerken pudental sinir üzerinde belli yerlerde bası yapar. Bu sinir üzerinde yapılan araştırmalarda normal doğumların yüzde 60´ında bu sinirde zedelenme olduğu, bunların yüzde 60´ının da kalıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sinirdeki zafiyet ileride idrar ve gaita tutamamaya yol açabilir. Bu nedenle doğum yolunun ve doğumun şeklinin (vakum, forseps kullanımı) kadının ilerideki yaşantısı açısından önemlidir.

İdrar sızdırmalarını azaltabilecek öneriler;

  • Pelvik tabanınızı güçlendirin; Güçlü bir pelvik taban, idrar sızdırma riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Burada evinizde yapabileceğiniz ve pelvik taban kaslarınızı güçlendirecek bazı basit egzersizler bulabilirsiniz. Her yaştan kadın, bu egzersizleri günde birkaç dakika yapmanın gerçekten faydalı olduğunu söylemekte. Egzersizler, kendilerini daha güvende ve vücutları üzerinde kontrol sahibi olarak hissetmelerini sağlıyor. Yeni doğum yapmışsanız, pelvik tabana fazla baskı yüklememek için bu egzersizleri yatarak yapmanız daha iyi olur. Fakat hemen hemen her yerde pratik yapabilirsiniz. Araba kullanırken, otobüste giderken hatta işyerinizde bile!
  • Tuvalete giderken acele etmeyin; Bu konuda hepimiz hata yaparız! Stres altındayken tuvalete koşma ihtiyacı yaygındır. Bu asla iyi bir fikir değildir. Mesanede küçük bir miktar bile idrar bırakma, idrar yolu enfeksiyonu yaşama riskini artırır. Bu nedenle mesanenizi her zaman tamamen boşaltmaya çalışın. Verebileceğimiz bir başka harika ipucu ise tuvralette öne doğru eğilmektir. Bu, mesanenin boşaltılması için vücudunuzun alabileceği en etkili pozisyondur
  • İki tuvalet ziyareti arasında geçen süreyi uzun tutmaya çalışın; Hamileliğin son dönemlerinde, mesaneniz, bebeğin baskı yapması nedeniyle daha az idrar tutar. Doğal olarak, doğumun ardından mesane yavaş yavaş daha fazla idrar tutmaya alışır. Genel olarak günde 4-8 defa veya her 4-6 saatte bir idrarınızı yapmalısınız. Ortalama mesane kapasitesi 300-500ml civarındadır – bundan daha az idrar yaptığınızı hissediyorsanız, tuvalet ziyaretleri arasındaki süreyi uzatmaya çalışın. Bu da mesanenizin tutabileceği idrar miktarını artıracak ve aynı zamanda da son derece önemli olan pelvik taban kaslarını çalıştıracaktır
  • Daha az su içmeye çalışmayın; Sık sık idrara çıkıyorsam, daha az su içmeliyim, diye düşünmeniz son derece doğal. Fakat bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu belirtmemiz gerek! Mesanenizi kontrol etmekte zorlanıyorsanız bile, özellikle de bebek emziriyorsanız içtiğiniz su miktarını asla azaltmayın. Daha az sıvı almak susuz kalmaya ve de idrarınızın daha konsantre hale gelmesine neden olur. Bu da mesaneyi tahriş ederek, mesane dolu olmasa bile tuvalete gitme ihtiyacı oluşturacaktır. Asla susuz kalmayın – su içmek, sindirime yardımcı olur, kabızlığı azaltır ve idrarı sağlıklı tutarak mesane veya idrar yolu enfeksiyonu yaşama riskini azaltır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Gebelikte kilo alımı nedir? Detaylar

Yaklaşık 9 ay 10 gün sürecek ve annelikle sonuçlanacak maceralı bir yolculuktur gebelik. Bu yolculukta en çok tartışılan, konuşulan ve akılda sorular bırakan konulardan biridir kilo alımı. Hamilelikte alınan kilolar, anne adaylarının sahip olduğu fiziksel yapıya göre kişiden kişiye farklılık gösterir.

Anne adayının hamile kalmadan önceki kilosu, plasentanın erişeceği boyutlar, genetik özellikler ve beslenme alışkanlıkları gibi pek çok değişken hamilelik kilosunu etkiler.

“Hamilelik boyunca şu kadar kilo alınmalıdır” gibi kesin bir rakam vermek yerine, şöyle kabaca bir hesap yapalım: Hamilelikte alınan kilonun yaklaşık 3.5 kilogramı bebeğe aittir. Bebeğinizin yanı sıra karnınızda 500 gr plasenta, 1 kg kadar amnion sıvısı taşırsınız. Ek olarak ağırlığı artan uterus için 1 kg, memeler için 300 gr ve kan – sıvı miktarı için de 6 kg’lık bir artış hesaplarsak; 12 kg 300 gr eder. Yani ortalama olarak 11 – 14 kg arası ideal sayılabilir. Gördüğünüz gibi bebeğiniz dünyaya gelirken bunları yanına alacak, gerisi sizde kalacaktır. (Lütfen, verilen bu ortalama rakamların kişiler arası değişiklik gösterebileceğini unutmayın.)

Adım adım hamilelikte kilo alımı:

  • Bebeğinizin tüm önemli yapıları ve organ sistemleri ilk üç ayda oluşur. Daha sonraki dönemde ise bunlar büyüyüp gelişirler ve bebeğinizde kilo artışı görülür
  • İlk üç ayın sonunda, bebek ortalama 8 cm. boyunda, 20 gr ağırlığında minyatür bir insan görünümündedir. Pek çok organ sistemleri oluşmuş ve hatta çalışmaya başlamıştır bile. Miniminnacık el ve ayak parmaklarında minicik tırnakları bile vardır
  • Gözünüzde canlanan bu sevimli görüntülerden asıl konumuz olan kiloya dönersek; ilk üç ay sonunda anne adayı bir ya da iki kilo alır ve bu dönemden sonra da gebeliğin sonuna kadar her hafta 500 gr almaya devam eder
  • İlk 20 hafta en fazla 2.5 kg alıp, ilerleyen haftalarda dengeli biçimde kilo alımının devam etmesi idealdir.
  • Hamilelik öncesinde zayıfsanız (beden kitle indeksi 18,5’in altında) ve doktorunuzun başka bir uyarısı yoksa hamilelik boyunca yaklaşık olarak 15 kg kadar kilo almanız uygun olacaktır
  • Aynı şekilde fazla kilo ile hamileliğe başladıysanız ve yine hekiminizin herhangi bir uyarısı yoksa, hamilelik süresince 8-9 kg almanız bebeğin gelişimi için uygun sayılabilir
  • Hamilelikte fazla kilo alanların yanında, bir de az kilo ile doğuma gidenler olur. Özellikle son dönem trendlerine kapılıp, sadece 5-6 kilo almalarıyla övünen bazı ünlüleri kendine örnek almaya çalışan hamile adaylarına şunu hatırlatmakta fayda var: Gebelik süresince 9’dan az kilo alanların, normal seviyede kilo alanlara göre yüksek oranda erken doğum ve daha fazla oranda düşük kilolu bebek doğurma riskleri bulunmaktadır
  • Bunların yanı sıra hamilelikte vücudunun bozulması endişesiyle yapılan diyetler sonucu, vücut gereksinimini karşılayamazsa protein depolarının kullanılacağı ve bunun da hem anne hem de bebek açısından hiç de sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı unutulmamalıdır
  • Bunların dışında, kilo alımınızda daha farklı bir durum söz konusuysa hemen paniğe kapılmamalısınız. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu, her anne adayının fiziksel yapısına göre değişiklik gösterebilecek bir durum.
  • Hamilelik esnasında kilo alımınız normal seyrederken ani bir değişiklik olursa (daha fazla kilo alımı veya kilo kaybı) en kısa süre içinde mutlaka hekiminizle görüşmelisiniz

Fazla kilo alımının gebeliğe ve anneye zararları var mıdır?

Gebelikte kazanılan kilo annenin o anki ve gelecekteki sağlığını etkilemektedir. Günümüzde fazla kilolu veya obez anne adaylarında bir artış mevcut. Obez annelerde düşük yapma, toplardamarlarda pıhtı oluşumu, yara yeri enfeksiyonları, anestezi komplikasyonları, ölü doğum, doğumsal anomali, uyku apnesi ve prematüre riskinin arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla gebelikte beslenme ve kilo alımı oldukça önemli bir konudur.

Anne adaylarının gebelik öncesi VKİ’lerinden bağımsız olarak kendilerine uygun, ideal bir kilo artışı yakalamaları durumunda hem anne hem bebek için sonuçlar daha iyi olmaktadır. Anneler gebelikte fazla kilo aldığında çeşitli durumların sıklığı artmaktadır. Bunları sıralarsak: fazla kilolu bebek, pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi), yüksek tansiyon, uzamış doğum, sezaryen doğumda artış, doğumdan sonra kalan kilolarla ilgili sağlık problemleri, gebelik şekeri sayılabilir. Doğum sonrası emzirme ve süt gelmesi konularında da sorunlar yaşanabilir.

Gebelikte alınan fazla kilonun bebeğin sağlığı üzerine etkileri nelerdir?

Maalesef gebelikte alınan fazla kilolar anneyi olduğu kadar bebeği de etkilemektedir. İri bebek doğurma riskinde 4 kat artış olmaktadır. Fazla kilo alan annelerin bebeklerinde çocuklukta ve erken erişkin dönemde VKİ’nde, kan basıncında artış ve anormal bir metabolik profil riski izlenmektedir. Çocukluk obezitesi riskini artmaktadır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Horlama nedir? Nedenleri, Tanısı, Tedavisi

Burun, ağız ve boğaz yapısının yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıklarına da bağlı olarak gelişebilen horlama, üst solunum yollarından geçen havanın, boğaz bölgesinden geçişi sırasında yumuşak dokunun titremesiyle oluşan sestir. 20 yaş ve üzeri 10 erkekten 5’inde görülürken, kadınlarda ise 40 yaş sonrası ve özellikle menopoz döneminden sonra başladığı görülmektedir. 

Horlama, var olan enfeksiyon hastalıklarının yarattığı etki ile artabileceği gibi horlamanın şiddeti, uyku pozisyonu, yaş ve kilo ile paralel olarak artar. Basit horlama olarak bilinen solunumun kesilmesine ya da uykunun bölünmesine yol açmayan horlama şikayeti, kişiye herhangi bir zarar vermez. Ancak bu durum evde birlikte yaşanan kişilerin uykusunun bölünmesine ya da uyku kalitelerinin düşmesine sebep olabilir.

Tıkayıcı uyku apne sendromu ise horlamaya eşlik eden, solunumun kısa süre ile kesilmesine yol açan önemli bir rahatsızlıktır. Bazen bir gecede onlarca hatta yüzlerce kez tekrarlayan solunumun durması, pek çok sağlık problemine yol açabilir. Bu yüzden horlama sırasında çıkan sesin şiddetinden ziyade eşlik ettiği semptomlar önemlidir.

Nedenleri;

Tıkayıcı tipte uyku apnesi boğazdaki kasların havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşemesi sonucunda oluşur. Bu kaslar yumuşak damağa, küçük dile, yutağa ve dile aittir. Bu kaslar gevşediğinde nefes alma sırasında hava yolu daralır ve bir süre için solunum durur. Bunun sonucunda kandaki oksijen miktarı azalır, beyin bu azalmayı algılar ve uyku derinliğini azaltarak hava yolunun tekrar açılmasını sağlamaya çalışır. Uyku derinliğinin azalmasını takiben bazı kişilerde bir iki kısa derin nefes alma ile bazı kişilerde ise şiddetli horlama ve yutkunma sesleri ile solunum tekrar başlatılır. Bu durum bütün gece saatte 20-30 kere tekrarlayabilir.

Bu derecede uyku apnesi olduğunda derin uykuya geçmek hiç mümkün olmaz, kişi bütün uykusunu solunum çabası içinde geçirir ve gündüz uyuma ihtiyacı duyar. Uyku apnesi olan kişiler genellikle uykularının bölündüğünün farkında değildir ve iyi uyuduklarını zannederler. Merkezi tipte uyku apnesi çok daha nadir görülür ve beyinin solunumu kontrol eden kaslara doğru sinyaller göndermemesi sonucunda ortaya çıkar. Kanda karbondiositin artması ve oksijenin azalması uyanma ile sonuçlanır. Merkezi tipte uyku apnesi olan hastalar uyanma dönemlerini tıkayıcı tipte apnesi olan kişilere göre daha fazla hatırlarlar.

Belirtileri;

Horlama genellikle obstrüktif uyku apnesi (OSA) adı verilen bir uyku bozukluğu ile ilişkilidir. Tüm horlayanlar OSA’ya sahip değildir, ancak horlamaya aşağıdaki semptomlardan herhangi biri eşlik ediyorsa, daha fazla değerlendirme için bir doktora başvurmak gerekebilir:

  • Uyku sırasında solunumun kısa süreli durması
  • Gündüz aşırı uyku hali
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Sabah baş ağrısı
  • Uyandıktan sonra boğaz ağrısı
  • Huzursuz uyku
  • Geceleri solunması veya boğulması
  • Yüksek tansiyon
  • Gece göğüs ağrısı
  • Horlamanın çok yüksek olması ve eşinizin uykusunu kaçırması
  • Çocuklarda, okulda dikkat eksikliği, davranış sorunları veya düşük performans
  • OSA sıklıkla yüksek sesle horlama ile karakterizedir, ardından solunum durduğunda sessizlik dönemleri gelir. Sonunda, bu azalma ya da nefes almada duraklama sizi uyandırmak için işaret olabilir. Sonunda yüksek sesle bir çığlık ya da nefes alma sesiyle uyanabilirsiniz
  • Bozulan uyku nedeniyle hafifçe uyuyabilirsiniz. Bu nefes alma paternleri gece boyunca birçok kez tekrarlanabilir
  • Obstrüktif uyku apnesi olan kişiler her uyku saatinde nefesinin en az beş kez durduğu dönemler geçirirler

Tedavisi;

Uyku sırasında solunumun kesilmesine neden olmayan bu tip horlamalar, uyku pozisyonunun değiştirilmesi, daha yüksek yastıkta uyunması, fazla kiloların verilmesi, hafif yiyecekler tüketilmesi, alkol ve sigara kullanımının bırakılması ve burun bandı kullanılması gibi çözümler de önlenebilir. Horlama nasıl geçer sorusuna verilebilecek en basit yanıt budur. Ancak tüm bunlara rağmen horlama şiddeti azalmıyorsa kişi kulak burun boğaz uzmanına başvurmalıdır. Hekim tarafından yapılan muayene ve ek tetkikler sonucunda horlamaya neden olan etkenler saptanır ve uygun tedavi düzenlenir.

Bazı durumlarda multidisipliner bir yaklaşım ile ağız içi alet kullanımı önerilebilir. Ağız içi alet, diş hekimleri tarafından kişiye özel olarak yapılan, uyku öncesi ağza takılarak, dilin arkaya doğru hareket etmesini engelleyen ve ağız içi boşluğun artırılmasını sağlayan bir tür protezdir. Bir diğer tedavi yöntemi de cerrahi operasyondur. Ancak basit horlamaya bağlı olarak operasyon yapılmadan önce kişinin uyku laboratuvarında yatırılması ve uykusunun incelenmesi gerekir.

Bazı durumlarda horlama, rahatsızlık olarak değil, bir belirti olarak da ortaya çıkabilir. Tıkayıcı uyku apne sendromu olarak adlandırılan bu rahatsızlık dünya çapında %3 oranında görülse de 50 yaşın üzerindeki kilolu erkeklerde bu oran %50’ye kadar yükselir. Uyku apnesi tedavi edilmediğinde kalp ve beyin damarları etkilenir. Cinsel isteksizlik, migren, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların yanı sıra kalp krizine de yol açabilir.

Horlamayı önlemek veya azaltmak için neler yapılabilir?

  • Aşırı kiloluysanız, kilo verin. Aşırı kilolu kişiler boğazda horlamaya katkıda bulunan fazladan dokulara sahip olabilirler. Kilo vermek horlamayı azaltmaya yardımcı olabilir
  • Sırt üstü uzandığınızda, diliniz boğazınıza geri çekilerek, hava yolunuzu daraltarak hava akışını kısmen engeller. Gece sırt üstü uyumayı engellemek için, pijamanızın arkasına bir tenis topu dikmeyi deneyi
  • Yastığınızı yükselterek başınızın bedeninizden yüksek olmasını sağlamak horlama ihtimalini azaltır
  • Burun köprüsüne uygulanan yapışkan bantlar birçok kişinin burun geçiş alanını genişleterek daha rahat nefes almasına yardımcı olur. Burun dilatörü, burun delikleri boyunca dışarıdan uygulanan, hava akımı direncini azaltan, daha kolay nefes alabilmenizi sağlayan, sertleştirilmiş bir yapışkan şerittir. Bununla birlikte, burun şeritleri ve dış burun dilatörleri OSA’lı kişiler için etkili değildir
  • Alerjiye veya eğri bir septuma sahip olmak burnunuzdaki hava akışını sınırlayabilir. Bu, sizi ağzınızdan nefes almaya zorlar ve horlama olasılığını artırır
  • Yatmadan en az iki saat önce alkol almayı bırakın ve sakinleştirici ilaçlar kullanmadan önce doktorunuzu horlama şikayetiniz ile ilgili haberdar olmasını sağlayın. Yatıştırıcılar ve alkol, merkezi sinir sisteminize baskı yaparak boğazınızdaki dokular da dahil olmak üzere kasların aşırı rahatlamasına neden olur
  • Sigarayı bırakmak horlamayı da azaltabilir
  • Yetişkinler, en az yedi saat uyumaya çalışmalıdır. Çocuklar için önerilen uyku saatleri yaşa göre değişir. Okul öncesi çocuklar günde 10 ila 13 saat uyumalıdır. Okul çağındaki çocukların ise günde dokuz ila 12 saat uykuya ihtiyacı vardır ve gençler de günde sekiz ila 10 saat uyumalıdır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipospadias nedir? Nedenleri, Tedavisi

Yeni doğan 250 ile 350 arasında her erkek bebeğin 1’inde gözlenebilen doğumsal bir bozukluk olan Hipospadias, halk arasında peygamber sünnetli olarakta bilinir. Hipospadiaslı çocuklarda penisin içindeki idrar kanalı daha kısadır ve idrar kanalı penisin ucu yerine daha alt kısmında sonlanır.

Hipospadias doğumsal (konjenital) bir kusurdur. Penis erkek bir fetüste geliştikçe, bazı hormonlar üretra ve sünnet derisinin oluşumunu uyarır. Hipospadias, bu hormonların etkisinde bir arıza meydana geldiğinde ortaya çıkar ve üretranın anormal şekilde gelişmesine neden olur. Çoğu durumda hipospadiasın kesin nedeni bilinmemektedir.

Belirtileri;

  • •Sünnet derisinin (prepusium) penis başının alt kısmında olmaması. Bu durum halk arasında peygamber sünnetli ya da doğuştan yarım sünnetli diye adlandırılır
  • İdrar kanalının (üretra) penisin ucu yerine alt yüzünde veya daha geride olması
  • Penis başının yassılaşması
  • Ereksiyon durumunda penisin aşağı doğru kıvrılması
  • İdrar kanalının yerleşim yeri nedeniyle karşı tarafa doğru değil ayaklara doğru çiş yapılması. Bu nedenle hipospadiaslı çocuklar ayakta değil oturarak çiş yapabilirler
  • Erişkin yaşa kadar tedavi edilmeyen hipospadiaslı kişilerde cinsel fonksiyon bozuklukları da gözlenebilmektedir

Tanısı;

Gebelik sırasında ultrason ile doğum öncesi tanı konulabilmektedir. Eğer ultrason ile teşhis etmek mümkün olmadıysa doğumdan sonra basit bir fiziksel muayene ile tanı koymak mümkündür.

En kolay anlaşılan belirtisi bebekte sünnet derisinin tam olamamasıdır. Ancak nadir de olsa hipospadiaslı olmasına rağmen sünnet dersi normal olan bebekler de vardır. Bu durumda sünnet derisi geriye doğru sıyrılarak hipospadiası teşhis etmek mümkündür.

Hipospadiasla birlikte en sık görülen bir başka doğumsal problem inmemiş testis ve kasık fıtığıdır. Bu nedenle hipospadiaslı çocukların testislerinin olup olmadığı ve torbalara kadar inip inmediği de mutlaka kontrol edilmelidir. Ayrıca hermafroditizm (cinsiyet farklılaşması problemleri) ile birlikte hipospadias da gözlenebilmektedir.

Tedavisi;

Hipospadiasın tedavisinde amaç, ameliyatla anormalliğin düzeltilmesi ve penisin normal şekle getirilmesidir. Yegane tedavi cerrahi operasyondur. Hipospadias ameliyatları teknik incelik ve özel uzmanlık gerektirir. Bu nedenle ameliyatın deneyimli çocuk üroloğu ya da çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir. Operasyonda penisin aşağıya doğru kıvrılmasına neden olan -kordi- adı verilen fibrotik bant temizlenerek penis ereksiyona geldiğinde aşağı doğru kıvrılmayacak şekilde düzleştirilir.

İdrar kanalının açıldığı noktadan penisin ucuna kadar olan eksikliğini tamamlamak üzere yeni idrar kanalı oluşturulur. Yassılaşmış halde bulunan penis başı (glans)’na doğal konik şekli verilir. Yani sonuçta estetik ve fonksiyonel açıdan kabul edilebilir bir penis şekli oluşturulur. Hipospadiasın bir çok tipinde eksik idrar kanalının oluşturulması amacıyla sünnet derisi kullanıldığı için bu malzemenin sünnet yapılarak harcanmaması gerekir. Yani sünnet yapılmamalıdır!

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipoglisemi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipoglisemi, kandaki şeker seviyesinin çok düşük olduğunda ortaya çıkan bir durumdur. Çoğu insan hipoglisemiyi sadece diyabetli kişilerde görülen bir şey olarak düşünür. Ancak, hipoglisemi şeker hastalığı olmayan kişilerde de ortaya çıkabilir.

Toplumda yaygın olarak görülmesine rağmen önemsenmediği için kronikleşen; ellerde titreme, açlık hissi, sinirlilik, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, uykuya eğilim gibi semptomlarla kendini gösteren hipoglisemi hastalığı belirtileri nedeniyle; tansiyon, bunama, kalp ritim bozukluğu, migren, depresyon gibi ciddi hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu hastalıkların şüphesiyle uzun süreler tedavi gören ancak tedaviye yanıt alamayan hastalarda altta yatan esas nedenin hipoglisemi olduğu örneklerine sıklıkla rastlanıyor.

Nedenleri;

Hipoglisemi, kan şekeri (glikoz) seviyenizin çok düşmesi durumunda ortaya çıkar. Bunun olmasının birkaç nedeni vardır, en yaygın diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkisidir. Hipoglisemiye neden olan diğer faktörler şunlardır:

Belirtileri;

Hipogliseminin belirtileri; şekerin düşme hızına ve kan şekerinin düzeyine bağlıdır. Örneğin; insülin gibi kan şekerini çok çabuk etkileyen ilaçlara bağlı hipoglisemi belirtileri çok belirgindir. Bu belirtiler arasında;

  • Ani gelen soğuk terlemeler,
  • Ellerde titreme,
  • Dalgınlık,
  • Bulantı,
  • Açlık,
  • Fenalık,
  • İç titremesi en sık görülenlerdendir.

Etraftakiler hastanın renginin solduğunu ve terlediğini görürler. Bu belirtiler çok kısa sürede saniyeler, dakikalar içinde ortaya çıkar. Durum daha da ilerlerse nefes darlığı, şuur kaybı ve koma gelişebilir. Ağızdan kullanılan haplara bağlı şeker düşmeleri daha yavaş gelişir. Hafif durumlarda; açlık hissi, baş ağrısı, sersemlik hissi, dikkati toplayamama gibi belirtiler yanında kişilik değişiklikleri ortaya çıkar. Çabuk sinirlenme, anlamsız konuşmalar, şaşkınlık hissi, konuşurken kontrolü kaybetme görülebilir.

Tedavisi;

Hipoglisemi için iki olası tedavi yaklaşımı vardır:

  • Acil tedavi anormal derecede düşük kan şekeri atağını gidermeyi amaçlar
  • Altta yatan nedenin tedavisi ise uzun vadeli bir çözüm sağlayabilir.

Anormal derecede düşük kan şekeri olan bir hastanın, hipoglisemi atağını sonlandırmak için en kısa sürede şekerli bir şeyler yemesi veya içmesi gerekir. Eğer hipoglisemiden şüpheleniyorsanız; yapmanız gereken ilk şey kan şekerinizi ölçmektir. Belirtilerin yanında kan şekeriniz 70 mg/dl’nin altında ise hipoglisemi tedavisine başlamalısınız. Hipoglisemi tok iken oluşmuş ise 2-3 adet kesme şeker ağzınıza atabilir ya da 1 çay bardağı meyve suyu / limonata içebilirsiniz. Eğer ana öğünden 15-30 dakika öncesi hipoglisemi ile karşı karşıya kaldıysanız hemen yemek yiyebilirsiniz. 10-15 dakika içinde herhangi bir değişiklik gözlenmiyor; aksine kötüleşme devam ediyorsa, şeker alımına (aynı miktarda) devam edilmeli.

Diyabetli kişilerin düzenli yemek saatlerine uyması önemlidir. Bu, kan şekeri seviyelerini mümkün olduğu kadar sabit tutmak için hayati öneme sahiptir.

 

 

Paylaşın

Hipertiroidi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipertiroidi, adem elmasının altındaki nefes borusunun etrafına sarılmış küçük bir bez olan tiroidin aşırı tiroid hormonu ( T4 ve T3) salgılanmasıyla oluşan bir hastalıktır. Bu hastalığa tirotoksikoz ismi de verilir. Halk arasında zehirli guatr olarak da bilinir.

Hipertiroidi vücudunuzun metabolizmasını hızlandırabilir, istenmeyen kilo kaybına ve hızlı veya düzensiz kalp atışına neden olabilir. Görmezden gelindiği takdirde ciddi sonuçlar doğurabilir, ancak çoğu kişi hipertiroidi teşhisinin ardından uygun tedavi yöntemleri ile tedaviye olumlu yanıt verir.

Nedenleri; 

  • Graves hastalığı
  • Toksik nodüler guatr (tiroid bezindeki aktif bir veya bir kaç nodülden aşırı hormon salgılanması)
  • Tiroid bezinin iltihapları (tiroiditler)
  • Aşırı tiroid hormonu almakla (bilerek veya istemeden)
  • Aşırı iyot alınması (nodülü olan hastaların iyotlu tuz veya iyotlu öksürük şurubu içmeleri ile)

Belirtileri;

  • Ellerde titreme
  • Uyumada zorluk
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • Ciltte incelme ve nemlilik ve aşırı terleme
  • Sıcağa tahammül edememe
  • Çarpıntı
  • Kas zayıflığı ve çabuk yorulma
  • Tiroid bezinde büyüme (guatr)
  • Artmış barsak hareketleri ve bazen ishal
  • Diyet yapmaksızın ağırlık kaybı
  • Tırnakta kırılma
  • Kalp ritm bozuklukları
  • Saçlarda incelme ve dökülme
  • Gözlerde ileri doğru fırlama
  • Adetlerde düzensizlik
  • Erkeklerde meme büyümesi
  • Kemik erimesi (Osteoporoz)
  • Standart tedaviye dirençli kalp yetmezliği

Tanısı;

Hipertiroidi tanısı için kanda tiroit hormonlarına (T3 ve T4) ve TSH düzeyine bakılır. Eğer kanda T3 ve T4 yüksek, TSH düşük çıkarsa hipertiroidi teşhisi konur. Bunun yanı sıra tiroit bezi içinde fazla tiroit üreten bölgeyi değerlendirmek için tiroit sintigrafisinden yararlanılabilir. Tiroit sintigrafisi ile aynı zamanda nodüllerin kontrolü de yapılır. Sintigrafi, çok düşük doz radyoaktif iyot verilerek yapılmaktadır.

Tiroit sintigrafisinde fazla iyot tutan nodüller “sıcak nodül”, az iyot tutan nodüller “soğuk nodül” olarak değerlendirilir. Sıcak nodüllerin kötü huylu hücre içerme ihtimalleri daha düşüktür. Tiroit bezini ayrıntılı şekilde görüntüleyebilmek için tiroit ultrasonografisi, ekokardiyografi ve göz muayenesi de yapılır

Tedavisi;

Üç basamaklı bir tedavi yaklaşımı uygulanır. İlk basamakta tiroid hormon salgısını baskılayan ilaçlar vardır. Sıklıkla hastaya önce bu ilaçlar verilir ve takibe alınır. İlacın yeterli gelmediği, çok yüksek doz ilaca gereksinim duyulduğu ya da ilaca bağlı yan etkiler ortaya çıktığında ikinci basamak tedaviye geçilir. Bu radyoaktif iyod tedavisidir. Tiroid bezinin boyutlarına ve salgıladığı hormon miktarına bakılıp bir hesaplama yapılarak hastalara uygun dozda radyoaktif iyod içirilir. Radyoaktif iyodun etkisi birkaç ay içinde ortaya çıkar. Bu tedavi sıklıkla sorunu çözer ama çocuk ve genç hastalarda pek tercih edilmemektedir. Bu hastalarda üçüncü basamak yani ameliyatla tiroid dokusunun tamamının ya da büyük bir bölümünün alınması seçeneği uygulanmalıdır.

Beslenme;

Hipertiroidi hastalarının iyottan yoksun beslenmeleri ve sigara içmemeleri en önemli beslenme kuralıdır. Hipertiroidi tedavisinde ilaç kullanırken kilo alma durumu oluşabilir. Bu nedenle nişastalı, şekerli gıdalardan uzak durmak faydalıdır.  Bağışıklık sitemini güçlendirmek de hipertiroidi hastaları için hastalığın seyrini etkileyen faktörlerdendir.  Hipertiroidi hastalarının bu önerilere dikkat etmesi gerekir;

  • Sarımsak, mantar ve brokoli sofranızda sıklıkla bulunmalıdır
  • Probiyotik içerek yoğurt ve faydalı yağlar mutlaka her gün tüketilmelidir
  • Omega 3 almak için haftada bir, iki kez balık tüketimi tavsiye edilir
  • Çay, kahve ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır
  • Glisemik indeks diyeti hipertirodi için faydalı olabilir

Hamilelikte Hipertiroidi;

Geçmişte hipertiroidi tedavisi gören ya da ailesinde hipertiroidi olan kadınlar hamilelik öncesinde ve süresince mutlaka uzman kontörlünde tiroit hormonlarını takip etmelidir. Eğer gebelik öncesinde kişide nodül varsa hamilelikten önce biyopsi yapılması gerekir. Çünkü hamilelik döneminde nodüller büyüyebilir ve hem anne adayını hem de bebeği olumsuz etkilenebilir. Hipertiroidi düşük yapma olasılığını da hastalığın seviyesine göre artırabilir.

Hamilelikte genellikle Basedow-Grasev hastalığına bağlı olarak hipertiroidi ortaya çıkar. Hamilelikte ortaya çıkan hipertiroidi, bebeğin tiroit bezinin de fazla çalışmasına yol açar. Anne aldığı antitiroit ilaçlarla tedavi olurken bu ilaçlar plasentadan bebeğe de geçer. Ayrıca hamilelik sırasında hipertiroidi tedavisinde radyoaktif iyot uygulanmaz. Eğer ameliyat gerekiyorsa, bunun için gebeliğin 20’inci haftasını doldurması beklenir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipersomnia nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipersomnia, gün içinde aşırı uykulu hissetme durumdur. Hipersomni hastaları gün içinde zorluk çekerler çünkü sıklıkla yorgun hissederler, bu da konsantrasyon ve enerji seviyesini etkiler. Hipersomnia hastarı ne kadar uyusalar da dinlenememekten yakınırlar.

Farklı bir bilinçlilik durumu olarak tanımlanan uyku, vücut ve beyin sağlığı için gerekli olan bir işlevdir. Farklı nöronların etkilendiği karmaşık uyku durumu insan ömrünün 3’te 1’ini kapsayan bir ihtiyaçtır. Uyku REM ve non-REM evrelerinden oluşur. Aktif uyku durumu olarak tanımlanan REM uykusu, toplam uyku süresinin yaklaşık olarak %20 ile %30’unu oluşturur ve bu evre, uykunun başlamasından yaklaşık olarak 90 dakika sonra başlar.

Düzenli aralıklarla her 90 dakikada bir bu döneme girilir. Rüyaların görüldüğü bu evrede göz ve solunum dışındaki tüm kaslar hareketsizdir. Nabız ve solunum sayısı yüksek olan REM uykusunda, beyin faaliyeti artmıştır. Non-REM dönemi ise uykunun daha büyük bir kısmını kapsar ve bu dönemde göz hareketleri gözlenmez, nabız ve solunum da yavaştır.

Hastaların uyandıktan sonra tam uyanık olmakta güçlük çektiği hipersomnia hastalığı, narkolepsi, idiyopatik hipersomnia ve Kleine-Levin sendromu olarak üç ayrı kategoride incelenir. Her üç kategori de hipersomnia ile birlikte seyreden ve yaygın olan uyku bozukluklarıdır.

  • Narkolepsi: Gündüz 2-6 kez görülebilen, halüsinasyonların eşlik ettiği ani uykuya geçiş durumudur. Hastalar, yemek yemek, araba kullanmak gibi monoton ortamlarda ani şekilde uykuya dalarlar. Bu uyku birkaç dakika sürer ve dinlendiricidir. Hipersomnianın eşlik ettiği narkolepsi hastalığında katapleksi ve uyku paralizisi de görülür. Katapleksi ani olarak duygu değişimlerinde meydana gelen kas tonusunda azalma sonucu uykuya geçiştir. Birkaç dakika sürer ve sıklıkla halüsinasyonlar eşlik eder. Uyku paralizisi hastanın 10-15 saniye süre ile hastanın hareket edememesi ve nefes alamaması durumudur. Hasta bu sürede istese de kaslarını hareket ettiremez, nefes alamadığı için boğulma hisseder ve ses çıkaramaz. Genellikle 15 saniyeden uzun sürmeden biten bu ataklara halüsinasyonlar da eşlik edebilir. Narkolepsi hastalığı bu durumların bazısıyla veya birkaçıyla başlangıç gösterir.
  • İdiyopatik Hipersomnia: Hastalık genellikle 15-30 yaşları arasında görülmeye başlar. Başlangıçta hafiftir. İlerleyen yaşlarda ağırlaşır ve hayat boyu kalıcıdır. Hastanın gün içerisindeki faaliyetlerini etkileyecek kadar etkili uykululuk hali vardır. Genellikle gece uykuları uzun ve kesintisizdir. Buna rağmen sabah zor uyanma ve sabah uyku sarhoşluğu denilen kendine gelememe durumu söz konusudur. Hastaların yaptığı uzun süreli gündüz uykuları dinlendirici değildir ve bir süre sonra sürekli uykululuk halinden şikayetler baş gösterir.
  • Klein-Levin Sendromu: Hastalık genellikle genç erkeklerde görülür. Sebebi henüz bilinmeyen Klein-Levin sendromlu hastalarda aşırı uyku isteği ile birlikte aşırı iştah ve seksüel isteklerde artış görülür. Hafızada geçici kayıp, hatırlamakta güçlük, dengeli hareketlerin işlevinde bozukluk ve odaklanma güçlüğü görülebilir.

Nedenleri;

Hipersomnia yani gündüz uykululuk hastalığına sebep olan faktörler genellikle nörolojik ve psikolojiktir. Hipersomniaya narkolepsi, idiyopatik hipersomni, Kleine-Levin sendromu, şiddetli kafa travması, beyin kafa içi basıncının artması, kronik yetersiz gece uykusu, uykuda üst solunum yolu direnci sendromu, depresyon, kronik yorgunluk sendromu, gecikmiş uyku fazı sendromu, ilaç ve madde kullanımı, tıkayıcı tipte uyku apne sendromu gibi uyku ile ilişkili solunum ve hareket bozuklukları gibi pek çok hastalık yol açabilir.

Belirtileri;

Hipersomnia belirtileri hastalığın alt türlerine göre benzerlik ve farklılık gösterebilir.

Narkolepsi de belirtiler:

  • Uyku ataklarının dinlendirici nitelikte olması
  • Katapleksi ataklarının 6 ay devam ediyor olması
  • Uykuya dalarken ve uyanırken halüsinasyon görülmesi
  • Uyku paralizisi

İdiyopatik Hipersomnia da belirtiler:

  • Uzamış uyku atakları
  • Aşırı uykululuk veya aşırı derin uyku varlığı
  • Gece uykusunun uzaması veya gündüz sık uyku ataklarının olması
  • Başlangıcın sinsi ve 25 yaşından önce olması
  • Şikayetlerin en az 6 aydır olması

Klein-Levin sendromunda belirtiler:

  • Uyku sonrası aşırı beslenme isteği
  • Değişen cinsel davranışlar
  • Değişen algı

Teşhisi;

Hipersomnia hastalığının doğru tanısı çok önemlidir. Hastalık birincil hipersomnia da olabilir, ikincil hipersomnia da olabilir veya başka bir uyku bozukluğu hastalığına benziyor olabilir. Burada iyi ayrım doğru teşhis ve etkin tedavi oldukça önemlidir.

  • Hastalık Öyküsü: Hipersomnia hastalığının tanısına gidebilmek için hastanın uyku düzeni, günlük yaşantısı, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar, uyku bozukluğuna ilişkin şikayetlerin yanında ek şikayetler mutlaka sorgulanmalıdır.
  • Uyku Günlüğü: Hastanın öyküsüne ek olarak ilgili hekim hastadan uykularını rapor etmesini isteyebilir. Uykuya yatış saati, kalkış saati, aralıklı/aralıksız uyuduğu, gün içerisinde kaç saat, ne sıklıkla uyuduğu hastalık hakkında ipucu verir. Bunun için hastadan gün içerisinde geçirdiği uyku ataklarının, gece uykularının düzenli bir şekilde not edilmesi istenmelidir.
  • Epworth Uykululuk Ölçeği: Gün içerisinde ne sıklıkla, hangi faaliyetler esnasında uykuya geçildiği, nasıl bir hisle uykudan uyanıldığı gibi sorular barındıran Epworth uykululuk testi yapılır ve ölçeğe göre puanlama yapılır. Belli bir puanın üzerindeki hastalar için hipersomnia düşünülür.
  • Uyku Testi: Bazı hastalarda kesin tanıya gidebilmek için uyku testi yapılır. Bunun için hasta hastanedeki uyku odasında bir gece gözlem altında tutulur ve uyku sırasında beyin fonksiyonları, solunum ve kalp işlevleri takip edilir. Yapılan test ve tetkikler sonucunda hipersomnia tanısı konur. Hipersomnia tablosuna neden olan altta yatan başka bir hastalık varlığını ortaya çıkarmak veya dışlamak için doktor ek testler isteyebilir.

Tedavisi;

Hastadan alınan bilgiler ışığında yapılan fizik muayene sonrası hekim tarafından uygun görülen uyku testleri uygulanır. Kesin tanı konduktan sonra hastalığa yönelik uygun ilaç tedavisi başlanır. Tedavide ilk adım, uyku hijyeninin sağlanması ve gece uykusunu etkileyecek olumsuz ortam ve etkenlerin giderilmesi yönünde hasta bilgilendirilir. Düzenli egzersiz ve beslenme önerilerek uyku ve uyanıklık döngüsünün sağlanması hedeflenir. Gerekirse diyet önerilerek beslenme alışkanlıkları değiştirilir. Planlanmış kısa süreli gündüz uykuları önerilebilir.

Yaygın olarak görülen hipersomnia kişilerin yaşamlarını tehdit eden ev, iş ve trafik kazalarına sebebiyet verebilen, sosyal uyumu bozan, kişisel performansın düşmesine sebep olan ve hayat kalitesini son derece düşüren bir hastalıktır. Sağlıklı bir uyku ve sağlıklı bir yaşam için düzenli olarak doktor kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hiperemezis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gebelerin çoğunda sabah bulantı, kusma olur. Şiddetli bulantının hormon seviyesinin yükselmesi nedeniyle olduğu düşünülse de gerçek neden bilinmiyor. Hamileliğinin ilk aylarındaki sorunlardan biri olan mide bulantısının sık, inatçı, aşırı ve şiddetli olduğu durumlara Hiperemezis Gravidarum adı verilir.

4.-6. haftalarda başlayıp 9-10 hafta civarlarında maksimuma ulaşıp 14. hafta civarlarında iyice azalır. Bulantı kusma bazı gebelerde doğuma kadar sürebilir.

Nedenleri;

Hiperemezis gravidarumun kesin nedeni bilinmemektedir. Hiperemezis gravidarumun nedeni ile ilgili bazı teoriler arasında gebelik hormonu dengesizlikleri, B vitamini eksikliği; hipertiroidizm; mideyi etkileyen kasların elektriksel özelliklerinde anormallikler ile birlikte ortaya çıkan gastroözofageal reflü (gastrik ritmiler); Helicobacter Pylori enfeksiyonları; psikolojik faktörler; ve karbonhidrat metabolizmasındaki bozukluklar yer almaktadır.

Hiperemezis gravidarum çoklu gebeliklerde (ikiz veya daha fazla) ve migrenli kadınlarda daha yaygındır. Ailesinde hiperemezis gravidarum öyküsü olan veya daha önceki bir hamilelikte bu durumu yaşayan kadınların gelecekteki hamileliklerde Hiperemezis gravidaruma sahip olma olasılığı daha yüksektir.

Belirtileri;

  • Şiddetli bulantı kusma
  • Yemekten tiksinme
  • Gebelik öncesi kilonun % 5 ve fazlası kaybetme
  • İdrar çıkışında azalma
  • Dehidratasyon
  • Baş ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı
  • Aşırı yorgunluk
  • Sarılık
  • Bayılma
  • Kan basıncı düşmesi
  • Çarpıntı
  • Deri elastisitesi kaybı
  • Anksiyete ve depresyon

Tedavisi;

Eğer hastalığın ilk evrelerindeyse ve hafif seyrediyorsa doktorun kusmayı tetikleyen yiyeceklerden uzak durmanı, sık sık ama az az yemek yemeni ve yatak istirahati yapmanı önerir. Gerekli durumlarda reçetesiz bazı ilaçlar da yazabilir.

  • Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durarak
  • Bol su içerek
  • Her türlü yemek kokusundan uzak durarak
  • Öğün miktarlarını azaltarak bu sorunu göğüsleyebilirsin
  • Bu yazıya da bak: Hamilelikte Beslenme Hakkında Bilmen Gereken Her Şey!

Bu arada tuvalete çıktığında idrar rengini kontrol ederek vücudundaki su oranını inceleyebilirsin. Eğer idrarının rengi koyudan açığa döndüyse işler yolunda demektir.

Ancak, hamilelikte mide bulantın çok yüksek seviyelere ulaştıysa düzenli ve ciddi bir tedaviye ihtiyacın var. Bunun için doktorun farklı yöntemler deneyebilir ve bu süreç içerisinde birkaç gün hastanede kalmanı isteyebilir. Bu tedavileri kısaca açıklayalım:

İntravenöz tedavi: Aşırı kusma nedeniyle kaybedilen besin maddelerinin serum yoluyla vücuda sağlanmasıdır. Bu sayede ihtiyacın olan sıvı, elektrolit, vitamin ve mineralleri geri kazanırsın.

Bunları bilmelisin: Hamilelikte Alınması Gereken Vitamin ve Mineraller Nelerdir?

İlaç tedavisi: Doktorun gerekli gördüğü takdirde B1 vitamini takviyesi, Postadoxin, Dramamine, Emedur, Metpamid ve Largactil gibi ilaçlar önerebilir. Bunları doktorun tavsiye etmediği sürece kullanmamalısın.

Tüp beslenme: Kaybedilen besin maddelerinin bir tüp yapı aracılığı ile burun ve mideden vücuda iletilmesidir.

Bunlar dışında beslenmeye dikkat etmek de tabii ki çok önemli. Doktorun sana bir hiperemezis diyeti önerecektir. Normal hamilelikte mide bulantısında olduğu gibi;

  • Ağır, yağlı, asitli ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak
  • Besin alınmadığı ve mide bulantısının başladığı zamanlarda tuzlu krakerler tüketmek
  • Beyaz leblebi, fındık gibi atıştırmalıklar yemek faydalı olabilir
  • Bunlar da işine yarayabilir: Hamilelikte Halsizlikle Savaşmana Yardımcı Olacak 8 Besin

Bunlar dışında hamilelikte kusmayı önleyen yiyecekleri merak edebilirsin. Zencefil ve nanenin mide bulantısı üzerinde iyi bir etkisi olduğu biliniyor. Doktoruna danışarak bu gıdaları da tüketebilirsin.

Elbette yoğun kusmaların ardından güçsüzlük ve halsizlik sorunun olacak. Bunları aşmak için en iyi yöntem ise yatak istirahati! Stresten, yorgunluktan ve ağır işlerden kaçınarak güzelce uyuduğun birkaç gün de sana iyi gelecek.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın