Kan şekeri (glukoz) testi nedir, nasıl yapılır?

Kan glukoz değeri esasen kanın plazma kısmı kullanılarak gerçekleştirilen bir test ile ölçülür. Hastane koşullarında hastadan belirli miktarda kan alınarak laboratuvara gönderilir, laboratuvarda kanın plazma kısmındaki glukoz değeri hesaplanır ve uluslararası kabul görmüş kriterlerle karşılaştırılarak hekiminiz tarafından yorumlanır.

Günümüzde hastane koşulları dışında da kan glukoz değeri takibi yapmak kolaylaşmıştır. Evde parmaktan alınan bir damla kan ile anlık olarak glukoz seviyesini ölçen cihazlar mevcuttur. Bu sayede evinizde açlık ve tokluk glukoz seviyelerinizi kolaylıkla takip edilebilirsiniz. Rutin kontrolleriniz için hastaneye gittiğinizde şeker ölçüm cihazınızı da yanınızda götürüp aynı anda kendi ölçümünüzü yapabilir ve laboratuvar sonuçlarınız ile karşılaştırarak cihazınızın güvenilirliğini test edebilirsiniz.

Bu testin diğer adları;

  • Kan şekeri
  • Açlık kan şekeri
  • AKŞOGTT
  • Açlık kan glukozu
  • Açlık kan şekeri
  • Açlık plazma glukozu
  • İdrar glukozu

Nedir, niçin yapılır?

Glukoz testi, kan şekerinin sağlıklı bir insanda olması gereken düzeyde olup olmadığını belirlemek ve kan şekerine bağlı diyabet, prediyabet, hiperglisemi , hipoglisemi gibi hastalıkların var olup olmadığını bulmak, tanı koymak için bu test yapılır. Ayrıca bu test ile kan şekerine bağlı bu hastalıkların takipleride yapılır.

Nasıl yapılır?

Bu test için kol damarından alınan bir damla kan veya her hangi hazırlık olmaksızın alınan idrar numunesi yeterlidir.

Ne zaman yapılır?

Gebelikte, tanısı konulmuş diyabet hastalığınız varsa, yada diyabet hastalığından şüphe ediliyorsa bu test yapılır.

Ayrıca geniş çaplı yapılan sağlık taramalarında (Check-Up) gibi durumlarda incelemenin sadece bir bölümü yani kısmi olarak şeker testi yapılabilir.

Tahlil sonucu ne anlama gelir?

Test sonucun yüksek çıkması genellikle diyabet hastalığına işaret eder ayrıca başka hastalıklarda kan şekerinin yükselmesine neden olabilir.

Açlık kan şekeri testi;

Şeker düzeyleri ve anlamları;

  • 70 – 99 mg/dL (3,9 – 5,5 mmol/L): Normal açlık kan şekeri
  • 100 – 125 mg/dL (5,6- 6,9 mmol/L): Anormal açlık kan şekeri (pre-diyabet hastalığı)
  • Birden fazla ölçümde ≥ 126 mg/dL (≥ 7,0 mmol/L) : Diyabet (Şeker Hastalığı)

(OGTT) Şeker yükselme testi;

Gebe olmayanlar için 75 gr şeker içtikten 2 saat sonra yapılır.

  • Şeker düzeyleri ve anlamları;< 140 mg/dL (7,8 mmol/L): Normal glukoz toleransı
  • 140- 200 mg/dL (7,8 – 11,1 mmol/L): Bozulmuş glukoz toleransı (pre-diyabet))
  • Birden fazla ölçümde > 200 mg/dL (11,1 mmol/L): Diyabet(Şeker Hastalığı)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kan basıncı nedir, nasıl ölçülür?

Yaşamın sürmesi için organ ve dokularda kan dolaşımının sağlanması gereklidir. Kan dolaşımının sağlanması için bir basınca gereksinim vardır, bu basınç kan basıncı olarak isimlendirilir. Yani kan basıncı olmasaydı yaşam olmazdı. Bu basınç evlerimizde kullandığımız suyun musluktan akması için gereken basınca benzetilebilir.

Toplam 4 odacıktan oluşan kalp, dakikada 5 litre kanı vücuda pompalamak için durmaksızın çalışır. Kalbin üst kısmında bulunan 2 odacık atriyum, alt kısmında yer alan 2 odacık ise ventrikül olarak adlandırılır. Kan damarlarında bulunan kan, sağ taraftaki atriyumdan kalbe giriş yapar ve sağ ventriküle aktarılır.

Kalbin kasılmasıyla birlikte kan, oksijenlenmesi için akciğerlere gönderilir ve temizlendikten sonra tekrar kalbe gelir. Ardından kalbin sol ventrikülünden aort damarı aracılığıyla tüm vücuda gönderilmek üzere pompalanır. Farklı bir deyişle tek bir kasılma sırasında kan, hem sağ ventrikülden akciğere hem de sol ventrikülden aort damarına pompalanır. Kalbin kasılması ile temiz kan vücuda belli bir kan basıncıyla gönderilir.

Kan basıncı nasıl ölçülür?

  • Kan basıncı çok basit olarak sfigmomanometre adı verilen cihazlarla ölçülür
  • Ölçüm öncesindeki 30 dakikalık süre içinde kişinin sigara, çay veya kahve içmemiş; kafein almamış ve tercihen yemek yememiş olması gerekir
  • Ölçümlere, hasta sessiz bir odada en az 5 dakika istirahat ettikten sonra başlanmalıdır
  • Oda ne soğuk ne de çok sıcak olmalıdır
  • Dijital cihazlarda hata payı olmakla beraber farkındalığı artırması nedeniyle tavsiye edilmektedir. Ancak zaman zaman kontrolü yapılmalıdır
  • Koldan ölçüm yapan cihazlar daha sağlıklıdır

Sistolik kan basıncı nedir?

Kalbin kanı vücuda pompaladığı ya da farklı bir deyişle kalbin kasıldığı sırada kan damarlarında oluşan basınç en yüksek seviyede olur. Bu basınç türü sistolik kan basıncı olarak tanımlanır. Halk arasında büyük tansiyon olarak da bilinen sistolik kan basıncı değerinin ortalama olarak 120 ila 130 mmHg aralığında olması beklenir. Bu aralık, kan basıncı seviyesinin kişiden kişiye göre farklılık göstermesinden kaynaklanır. Farklı sağlık problemlerinin varlığında ya da yaşın artmasıyla birlikte damarlar esnekliğini kaybedebilir. Bu durumda kişinin kan basınç değeri yüksek olur.

Diyastolik kan basıncı nedir?

Kalp, gün içinde ortalama 100 bin kez atarak sürekli olarak vücuda kan pompalar. Kalbin kasıldığı sırada oluşan sistolik kan basıncına ek olarak kalbin her iki atımı arasında da damarlarda bir miktar basınç bulunur. Kalbin kasılmasıyla oluşan kan basıncının etkisiyle genişleyen damarlar, kalbin atım aralığı sırasında kana basınç uygulayarak kan akımının devam etmesini sağlar. Damarlarda bulunan bu basınç, diyastolik kan basıncı ya da halk arasında yaygın olarak bilinen adıyla küçük tansiyon olarak bilinir. Diyastolik kan basıncının 70 ila 90 mmHg aralığında olması normal kabul edilir.

Kan basıncı ölçümü sırasında nelere dikkat edilmelidir?

Pek çok hastalığın yanı sıra kişinin genel sağlık durumunun değerlendirilmesinde de kullanılan kan basıncı ölçümünün sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi ve kişinin tansiyonunun takip edilebilmesi için kan basıncının doğru ölçülmesi gerekir. Doğru kan basıncı ölçümü için şunlara dikkat edilmelidir:

  • Kişi, kan basıncı ölçümünden yarım saat önce egzersiz yapmamalı, yemek yememeli, kafein almamalı ve sigara içmemelidir
  • Kan basıncı ölçümünden önce 5 dakika boyunca kişi istirahat etmelidir
  • Ölçüm, kesinlikle kıyafetlerin üzerinden yapılmamalıdır
  • Manşon içindeki kese kolu tamamen çevrelemelidir
  • Kan basıncının ölçüldüğü kol, kalp hizasında olmalı ve dirsek, diğer kolla ya da bir yastıkla desteklenmelidir
  • Stetoskop, arter damarın üzerine yerleştirilmeli ve dengeli tutulmalıdır. Stetoskop kişinin koluna fazla bastırılmamalıdır
  • El serbest bırakılmalı ve yumruk yapılmamalıdır
  • Ölçüm sırasında konuşulmamalıdır
  • Kan basıncı ölçümü sırasında bacak bacak üstüne atılmamalıdır
  • Doğru ölçüm değeri için sistolik ve diyastolik basınçlar en az üç kez okunmalıdır.

İdeal kan basıncı değeri ne olmalıdır?

Kan basıncı, kişiden kişiye farklılık gösterse de ideal sistolik kan basıncı 120 ila 130 mmHg aralığındadır. Küçük tansiyon olarak bilinen diyastolik kan basıncının ise 70-90 mmHg aralığında olması ideal seviye olarak kabul edilir. Genç ve çocuklarda ise daha düşük değerler normal kabul edilebilir. Sıkça merak edilen “Kan basıncı kaç olmalı?” sorusu bu şekilde yanıtlanabilir.

Kan basıncı düşüklüğü nedir?

Kan basıncı düşüklüğü, düşük tansiyon ya da hipotansiyon olarak bilinir. Çoğunlukla sakıncalı olmayan kan basıncı düşüklüğü, kişinin kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Çok belirgin bir basınç düşüklüğü olmadığı sürece bu durum kişide yakınmaya yol açmaz. Ancak kan basıncının aniden düşmesi, baş dönmesi, hâlsizlik ve baygınlık gibi semptomlara yol açabilir.

Kan basıncı yüksekliği nedir?

Kan basıncı yüksekliği halk arasında yüksek tansiyon olarak bilinir. 140/90 mmHg değerinin üzerinde olan kan basıncı değeri hipertansiyon olarak da adlandırılır. Hemen her yaşta görülebilen bu durum, çoğunlukla aşırı tuz tüketimi, obezite, diyabet, genetik faktörler, stres, kalp damar, tiroit, böbrek üstü bezi ve böbrek hastalıkları gibi etkenlere bağlı olarak gelişir. Kan basıncı yüksek olan kişilerin az tuz tüketmesi, kilosunu kontrol altına alması ve düzenli egzersiz yapması önerilir. Kontrol altına alınmayan kan basıncı yüksekliği, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve beyin kanaması gibi çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Eğer sizin de kan basıncı ile ilgili bir sorununuz varsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin. Sağlıklı günler dileriz.

(Kaynak: medicalpark.com.tr)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kampilobakteriyoz nedir? Belirtileri, Tedavisi

Kampilobakteriyoz; kampilobakter adlı bakterilerin neden olduğu bir hastalıktır . Kampilobakter ailesine ait 16 tür ve altı alt tür vardır. İnsan hastalıklarında en sık bilinen kampilobakter  türleri C. jejuni ve C. coli’dir.

Kampilobakteriyoz sindirim sisteminde oluşan bakteriyel bir enfeksiyondur, ve yetişkinlerde ve çocuklarda görülür. Bazı durumlarda enfeksiyon vücudun diğer bölümlerine de yayılabilir.

Nedenleri;

Kampilobakteriyoz enfeksiyonuna kampilobakter isimli bakteri neden olur. Bu organizmalar, evcil veya yabani hayvanların kirlettiği gıdalarda veya sularda veya pastörize olmayan sütlerde bulunabilir. Enfeksiyon genellikle, pis suların içilmesi veya özellikle iyi pişirilmemiş beyaz etin yenmesi neticesinde ortaya çıkar. Ayrıca enfeksiyonun görüldüğü bir kişinin, tuvaletten sonra ellerini sabunla yıkamaması ve sonrasında gıda maddelerine dokunmasıyla da hastalık diğer kişilere bulaşabilir.

Belirtileri;

• Çok sulu ishal
• Özellikle çocuklarda kanlı dışkı
• Karında kramplar
• Ateş

Teşhisi;

Doktorunuz semptomlarla ilgili sorular yöneltecek ve muayene edecektir, ayrıca kan ve dışkı örnekleri isteyecektir. Bu organizmalar çok küçük olduğu için, dışkı örneği için özel testler yaptırmanız gerekebilir. Dışkı ve kan testleri kampilobakteriyoz veya diğer hastalıkların belirlenmesini sağlayacaktır

Tedavisi;

Sıvı gıdalar tüketmek dehidrasyonu önler, ve hafif yiyecekler tüketmek tedaviye yardımcıya olacaktır. Ayrıca istirahat etmeniz de son derece önemli. Ciddi enfeksiyonlarda, doktorunuz bakterilerin ölmesi için antibiyotik önerecektir. İlaçlarınızı doktorunuzun önerdiği şekilde almalısınız. Zamanından önce ilaçları almayı bırakırsanız, semptomlar tekrar ortaya çıkabilir.

Etkileri ne kadar sürer?

Semptomlar genellikle 5 ile 8 gün arasında yok olur.

Nelere dikkat etmeliyim?

Eğer ateşiniz 37.8 C’nin üstündeyse, mümkün olduğunca fazla istirahat etmelisiniz. Ateşiniz 37.8 C’nin altına indiğinde, dehidrasyona neden olmayacak şekilde günlük aktivitelerinizi yapabilirsiniz. Ateşinizi düşürmek için aspirin veya diğer ilaçları almadan önce doktorunuza danışmalısınız. Unutmamalısınız ki 21 yaşından küçük ve viral hastalığı olan kişilerde, aspirin Reye’s sendromu riskini artırır.

İshal durumunda, su, demsiz çay, et suyu çorbası, elma suyu, veya spor içecekleri ve diğer oral rehidrasyon çözeltileri içerek bağırsaklarınızın bir kaç saat rahatlamasını sağlamalısınız. Dehidrasyon riskine karşılık, sık sık az miktarda sıvı gıdalar tüketmelisiniz. Dehidrasyon, özellikle yaşlılar, çocuklar ve sağlık problemleri olan kişiler için çok tehlikelir. Eğer içecekler midenizi bulandırıyorsa, küçük bir parça buzu veya buzlu şekeri emebilirsiniz.

Diyare veya karın kramplarını kötüleştirmediği müddetçe yemek yiyebilirsiniz. Muz, bisküvi, pilav, makarna, yumurta, tost veya reçelli ekmek, ve elma püresi sindirimi kolay yiyeceklerdir. Birkaç gün süt ürünlerinden ve kafeinden uzak durmalısınız. 2 veya 3 gün sonra normal diyetinize dönebilirsiniz, ancak bu süre içinde muz hariç diğer taze meyveler, taze sebzeler, alkol, yağlı yiyecekler, baharatlı yiyeceklerden sakınmalısınız. Pişmiş havuç, patates ve balkabağı ise yiyebileceğiniz gıdalar arasında yer alır. Eğer yedikleriniz ishali kötüleştiriyorsa, birkaç saat sadece sıvı gıdalar tüketerek bağırsaklarınızın dinlenmesini sağlamalısınız.

Eğer kramplarınız veya karın ağrınız varsa, karnınızın üstüne sıcak su torbası veya elektrikli bir sıcak ped koymanız işe yarayabilir. İshali önlemek için kullanacağınız reçetesiz ilaçlara dikkat etmelisiniz. Çünkü, eğer ishal kanlı ise, bu tür ilaçlar daha çok hastalanmanıza neden olabilir. Ayrıca, ilacı kullanmadan önce prospektüsü mutlaka okumalı ve yeterli dozda ilaç almalısınız. Kronik bir hastalığınız varsa, diyare için herhangi bir ilaç kullanmadan önce doktorunuzla görüşmelisiniz.

Nasıl önleyebilirim?

Enfeksiyonun diğer insanlara bulaşmasını önlemek için, gereksiz temastan kaçınmalısınız. Tuvaletten sonra, ellerinizi sabunla ve sıcak suyla yıkamalısınız. Diğer kişiler için yemek hazırlamamalısınız. Yemek hazırlamadan önce ve yemek yemeden önce ellerinizi yıkamalısınız. İshal durumu tamamen geçene kadar, restoranda veya marketlerde çalışmamalısınız. Ayrıca süt ürünlerinde pastörize olanları tercih etmelisiniz.

Paylaşın

Kalsiyum nedir, hangi besinlerde bulunur?

Kemiklerin ve dişlerin oluşumunda hayati öneme sahip bir mineraldir. Yaklaşık %99’u, yapılarını desteklediği kemiklerde ve dişlerde depolanır. Geri kalan %1 kan, kas ve diğer dokularda bulunur. Vücudun kemiklerin korunması, kasların kasılması, damarların genişlemesi, hormonların ve enzimlerin salgılanması için kalsiyuma ihtiyacı vardır.

Kalsiyumun kemik ve diş yapımındaki görevi dışında, doku sıvılarında bulunarak kas kontraksiyonu (kasılma) ve relaksiyonunda (gevşeme), kanın pıhtılaşmasında, sinirsel uyarıların iletiminde, hücre duvarı geçirgenliğinde, bazı enzimlerin aktivasyonunda, miyokard fonsiyonlarının düzenlenmesinde, asit baz dengesinde ve demirin etkin biçimde kullanılmasında görevi vardır.

Hangi besinlerde bulunur?

  • Yumurta
  • Yoğurt-süt-peynir
  • Ispanak
  • Balık
  • Soğan
  • Nohut

Diğer kalsiyum kaynakları:

  • Lahana, brokoli, salatalık, karahindiba, kereviz, roka gibi lifli koyu yeşil sebzeler
  • Çoğu tahıl (ekmekler, makarnalar) kalsiyumdan zengin olmasa da sık tüketildiklerinden vücuda önemli miktarda kalsiyum sağlar
  • Bazı kahvaltı gevreklerine, meyve sularına, soya ve pirince kalsiyum eklenir
  • Fıstık, susam, badem, fındık, keten tohumu
  • Fasulye, soya, mercimek gibi baklagiller
  • İncir, kuru kayısı

Faydaları

  • Kemikleri korur
  • Kolon kanseri riskini azaltır
  • Kalp-damar sağlığını korur
  • Gebelik zehirlenmesini önler
  • Zayıflamaya yardımcıdır
  • Metabolizmayı destekler
  • Kas aktivitesini düzenler
  • Kanı pıhtılaştırır
  • Kemik sağlığı korur ve osteoporozu önler

Kalsiyum eksikliği neden olur?

  • Aşırı kafein-alkol
  • Bulimia, anoreksi gibi yeme bozuklukları
  • Civa maruziyeti
  • Magnezyumun aşırı tüketimi
  • Kemoterapi
  • Paratiroid hormonu eksikliği
  • Menopoz
  • Çölyak, Crohn, inflamatuar barsak hastalığı, pankreatit, böbrek yetmezliği
  • D vitamini, fosfat eksikliği
  • Osteoporoz, osteopeni

Kalsiyum eksikliği belirtileri;

  • Dişlerin yapısında bulunan ve dişlerin sağlığını korumaya yardımcı olan kalsiyumun eksikliği sonucu dişler kırılganlaşır ve çürümeler başlar
  • Kemiklerin sağlığı için çok önemlidir. Bu sebepten ufak darbeler sonucu incinmeler haricinde kemiklerde çatlamalar ya da kırılmalar görülebilir
  • Tırnaklar güçsüzleşir, tırnakların uzaması uzun sürer ve sürekli kırılır
  • Regl dönemi öncesi PMS olarak bilinen premenstrüel sendromun çok şiddetli yaşanmasına sebep olabilir
  • Kalsiyum eksikliği nedeniyle ruh hali çok çabuk değişebilir. Aşırı sinirli, gergin, huysuz, kaygılı ve depresiflik durumları görülebilir
  • Cilt sağlığının bozulmasına neden olabileceğinden cilt kurur, ciltte pürüzlenme görülür ve cilt soluklaşır
  • Göz sağlığı bozulabilir, görme bozuklukları gelişir özellikle katarakta neden olabilir bu da kalsiyum belirtileri arasında yer alır
  • Kalsiyum eksikliği nedeniyle eklemlerde ve kemiklerde ağrılar görülür. Bunun sonucu kronik ağrılar gelişebilir ve hareket kabiliyeti kısıtlanabilir
  • Kalsiyum eksikliği nedeniyle kemik erimesi görülebilir
  • Kalsiyum eksikliği nedeniyle saçlar incelir, kurur ve çok miktarda dökülür
  • Unutkanlığa neden olduğundan kalsiyum eksikliği olan bireylerde unutkanlık görülür
  • Kas gelişimi ve sağlığı açısından önemli olan kalsiyumun eksikliğinde ellerde, kollarda uyuşmalar görülebilir, kasılmalar ve kramplar sık sık yaşanabilir
  • Vitamin ve mineral eksikliklerinin klasik belirtilerden olan yorgunluk, halsizlik görülür
  • Sürekli yorgunluk görülmesi nedeniyle bir süre sonra uykusuz gibi olunacağından dolayı odaklanmakta güçlük çekilir ya da dikkat eksikliği görülür
  • Bütün bunlarla birlikte kalp sağlığı da bozulabilir, kalp kasılmaları düzensizleşir, çarpıntı görülebilir

Kalsiyum eksikliğine ne iyi gelir?

Kalsiyumun eksikliğinde çoğunlukla takviye kullanılması önerilir. Takviyeler, emilimi artırmak ve yan etkileri azaltmak için gıdalarla birlikte alınmalıdır. Tüm takviye çeşitleri küçük dozlarda alındığında daha iyi emilir. Her bir doz 600 mg’ı geçmemelidir. Gün boyunca aralıklarla 2 veya 3 doz alınabilir. Hastanın ihtiyaçlarına, tıbbi durumuna ve kullandığı ilaçlara bağlı olarak belirlenmelidir.

Bu faydalı element kemiklerin bakımı için gerekli bileşenlerden bir tanesidir. Hepsi vücuttaki eksikliği tamamlamaya yönelik geliştirilmişse de piyasada çeşitli kombinasyon ve preparatlarda takviyeler mevcuttur. Miktarı ürüne göre değişmekle birlikte birçok multivitamin-mineral takviyesinde kalsiyum bulunur.

Çoğu takviyeye D vitamini eklenir, çünkü vücuttaki proteinlerin sentezini teşvik ederek kalsiyumun emilimini arttırır. Takviyeler tablet, kapsül, çiğneme, sıvı ve toz formlarında mevcuttur. Takviye seçerken türünü, miktarını ve aldığınız diğer ilaçlarla etkileşime girip giremeyeceklerini dikkate almak önemlidir.

Kimler kalsiyum takviyesi almalı?

  • Menopoz dönemindeki kadınlar
  • Adet dönemleri duran doğurma çağındaki kadınlar (amenore hastaları)
  • Veganlar (hayvansal ürün tüketmeyenler), ovo-vejetaryenler (yumurta yiyen ancak süt ürünleri tüketmeyenler)
    70 yaş üzeri yaşlılar
  • Vücudun fazla kalsiyum salgılamasına neden olabilecek büyük miktarlarda protein veya sodyum tüketenler
  • Osteoporoz hastaları
  • Kortikosteroidlerle uzun süre tedavi görenler
  • Çölyak, inflamatuar barsak hastalığı gibi kalsiyum emilimini azaltan sindirim hastalıklarına sahip olanlar

Günlük kalsiyum ihtiyacı nedir?

  • Yeni doğan; 200-1000mg
  • 7-12 ay bebekler; 260-1500 mg
  • 1-8 yaş çocuklar; 1000-2500 mg
  • 9-18 yaş ergenler; 1300-3000 mg
  • 19-50 yaş yetişkinler; 1000-2500 mg
  • 51 yaş üstü erkekler; 1000-2000 mg
  • 51 yaş üstü kadınlar; 1200-2000 mg
  • Hamile-emziren kadınlar; 1000-2500 mg

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kemik iltihabı (osteomyelit) nedir? Tedavisi

Halk arasında kemik iltihabı olarak adlandırılan osteomyelit, deri yüzeyinden içeri giren bakteri ve mikropların kemik dokusunun içine yayılması sonucunda meydana gelmektedir. Bazı durumlarda ise kronik hastalıklar veya zararlı alışkanlıklara bağlı olarak da kemiklerde enfeksiyon gelişebilir.

Başta ağrı olmak üzere pek çok komplikasyona yol açabilecek osteomiyelit, günlük hayatı olumsuz yönde etkileyen ve ilerleyerek daha ciddi boyutlara ulaşabilen bir hastalık olduğu için mutlaka önemsenmeli ve tedavi edilmelidir.

Kemik iltihabı hastalığının her yaş grubunda görülme ihtimali bulunmaktadır. Ancak araştırmacılar tarafından hastalığa ilişkin birtakım araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaya göre her 10.000 kişiden sadece 2’sinde görüldüğü belirlenmiştir. Kemik iltihabı riskini arttıran bazı durumlar olduğu söylenir. Bunların başında ise bağışıklık sistemini zayıflatan belirli koşullar ve davranışlar yer alıyor. Aşağıdaki faktörleri taşıyan kişilerin kemik iltihabı riski daha yüksek olur.

  • Orak hücre hastalığı
  • HIV veya AIDS
  • Diyabet
  • Romatoid artrit
  • İntravenöz ilaç kullanımı
  • Alkolizm
  • Steroidlerin uzun süreli kullanımı
  • Kansızlık
  • Hemodiyaliz

Çeşitleri;

Hastalıklar, kendi içerisinde farklı çeşitlere ayrılabilir. Kemik iltihabı hastalığı da iki türü bulunan bir hastalıktır. Bunlar ise akut kemik iltihabı ve kronik kemik iltihabı olarak bilinmektedir.

Akut osteomyelit (kemik iltihabı);

Genellikle çocuklarda görüldüğü tespit edilen akut kemik iltihabı, aniden gelişim gösteren bir hastalıktır. Akut kemik iltihabı teşhisi konulmasının ardından acil olarak tedaviye başlanması gerekiyor. Tedavinin ertelenmesi veya yapılmaması halinde ciddi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çocuğun tedavi öncesinde beslenmesinin kesilmesi gerekirken, anestezi olarak genel anestezi uygulanmaktadır. Tedavi sırasında anestezi yapılmasının ardından enfekte olan bölgeye iğne ile girilmesi gerekmektedir.

Bu bölgedeki enfeksiyonun varlığının tespiti sağlanırken, kemikte iltihap görülmesi halinde bölge cerrahi olarak açılır ve iltihabın boşaltılarak temizlenmesi durumu gerçekleşir. Operasyonun ardından bölge yeniden kapatılacaktır. Akut kemik iltihabının teşhis edilmesinin ardından tedaviye ilişkin adımlar atılması şarttır. Tedavisi ertelenen akut kemik iltihabı, ciddi risklerin oluşmasına neden olabilir. Özellikle çocuklarda görülebilen bir hastalık olduğundan tedavinin ertelenmesini veya yapılmamasını düşünmekten kaçınmalısınız.

Kronik osteomyelit (kemik iltihabı)

Diğer kemik iltihabı türü ise kronik kemik iltihabı olarak biliniyor. Bu kemik iltihabı hastalığının tedavisinde acillik söz konusu olmaz. Tedavi öncesinde vakanın en doğru şekilde değerlendirilmesi gerekir. Yapılan değerlendirmeler üzerinden tedavi sürecine ilişkin planlama yapılacaktır. Enfeksiyonlu bölgedeki iltihabın yayılması ve akıntısı hakkında görüş bildirilir. Uzman doktor tarafından ameliyat esnasında tıpkı tümör ameliyatındaki gibi ölü kemik dokularının tamamen çıkarıldığı görülüyor. Çıkarılan alanın eksternal fiksatör yardımı ile düzeltilmesi ise sonrasında şarttır.

Nedenleri;

Bir kemik enfeksiyonu genellikle bakterilerden kaynaklanır, ancak bazen mantar gibi diğer organizmalar da sebep olabilir. Osteomyelitin en sık görülen bakteriyel nedeni Staphylococcus aureus’dur. Diğer bakteriyel nedenler arasında Streptococcus grubu A ve grup B, H. influenzae, koliformlar ve Pseudomonas aeruginosa yer alır. Bunların hepsi, kemiğin derinlerine nüfuz eden uzun süreli açık deri ülserleri veya kemiğe kadar inen travmatik bir hasar ile ilişkili olabilir. Kemikler genellikle iyi korunur ve kolayca enfekte olmazlar.

Aşağıdaki durumlarda kemik enfeksiyonu oluşabilir:

  • Kemikte travma ya da kemiğin kırılarak deriden çıkması
  • Kemiği çevreleyen yumuşak dokudaki enfeksiyon alttaki kemiğe yayılabilir.
  • Kan yoluyla kan dolaşımına taşınması
  • Dolaşım bozukluğu (diyabetlerde görüldüğü gibi)

Kaslar veya organlar gibi yumuşak dokudaki enfeksiyon, yaralanmış veya zayıf kan dolaşımına sahip bir bölgede gelişebilir. Enfeksiyon belirdikten sonra, yakındaki kemiğe yayılabilir.

Belirtileri;

Kemik iltihabı her zaman belirti vermeyebilir. Bazı durumlarda hastalık herhangi bir belirtiye neden olmadan sinsi bir şekilde ilerleyebilmektedir. Böyle durumlarda hastalık genellikle daha ciddi boyutlara ulaştığında belirti vermeye başlar veya farklı bir nedene yönelik olarak yapılan tıbbi araştırmalarda tesadüfen tespit edilir. Belirti vermesi durumunda kemik iltihabının yol açtığı semptomlar çoğu kişide hemen hemen aynı seyreder ve en yaygın belirtiler şunlardır:

  • Enfeksiyon bölgesinde kızarıklık, şişlik ve ısınma
  • Kemik ağrısı, kemiğin bulunduğu bölgeye baskı yapıldığında artan ağrı
  • Ateş
  • Titreme
  • İltihaplı kemiğin bulunduğu organın kullanımında güçlük çekme ve hareket kısıtlılığı
  • Yorgunluk ve halsizlik

Kemik iltihabının ilk ve en belirgin semptomu ağrıdır. Kemiğin bulunduğu bölgede baskıyla ortaya çıkan veya kemiğin yer aldığı organın kullanımı sırasında hissedilen ağrılar kemik iltihabını düşündürür. Bu nedenle herhangi bir zorlama veya hareketsizlikten kaynaklı olarak ortaya çıkmış olmayan, birkaç hafta içerisinde kendiliğinden iyileşmeyip sürekli olarak devam eden kemik ve eklem ağrıları hafife alınmamalı, derhal bir sağlık kuruluşuna başvurularak muayeneden geçilmelidir.

Tedavisi;

Osteomiyelit tedavisi, enfeksiyonun kemiğe nasıl yayıldığına ve ne kadar derinlemesine nüfuz ettiğine bağlıdır. Kemik enfeksiyonu kandan geldiyse ve yeni bir enfeksiyon ise, yüksek dozlarda oral antibiyotik ilaçlarla tedavi genellikle işe yarar. Doktorunuz, enfeksiyondan sorumlu başka bir bakteri türü belirlemediyse, Staphylococcus aureus’a karşı oral antibiyotik reçete edilir.

Bakteriler yaygın olarak kullanılan antibiyotiklere karşı gittikçe daha fazla dirençli olduklarından, doktorunuz bir kültür oluşturmak için enfeksiyondan bir örnek alabilir. Bu çalışma olasılığı en yüksek olan antibiyotiğin seçiminde gereklidir.

kemik iltihabının nedeni olarak mantar enfeksiyonu şüphesi varsa, o zaman antifungal bir ilaç reçete edilebilir.

Eğer osteomiyelit çok şiddetli ise, önce damar içi antibiyotik almak ve daha sonra enfeksiyon kontrol altına alındıktan sonra oral antibiyotik haplarına geçmeniz gerekebilir. İnsanlar genellikle 4-6 haftalık tedaviye ihtiyaç duyan, tekrarlayan enfeksiyonlar veya spinal omurların enfeksiyonları hariç olmak üzere, 6 ila 8 hafta sürer.

Ciddi enfeksiyonlar için, irin birikmesinin ameliyatla drenajı gerekebilir. Enfeksiyonun çevredeki yumuşak dokudan yayılması halinde, ölü doku ve kemik cerrahi ile çıkarılır ve antibiyotik verilmeden önce aşılama ile alan sağlıklı kemik, kas veya deri ile doldurulur.

Yapay ekleme bulaşırsa, cerrahi olarak çıkarılmalı ve değiştirilmelidir. Antibiyotikler genellikle ameliyattan önce ve sonra verilir. Nadir durumlarda, enfeksiyon tedavi edilmeyebilir ve enfekte ekstremitenin ampüte edilmesi veya eklemin ameliyatla kaynaşması gerekebilir.

Bazen diyabet nedeniyle ayak ülserleri (zayıf dolaşımın neden olduğu enfeksiyonlar) ayakların kemiklerine yayılabilir. Bu enfeksiyonların tek başına antibiyotiklerle tedavi edilmesi genellikle zordur ve bazen enfekte kemik cerrahi olarak çıkarılmalıdır. Bu, diyabetli kişilerin ayaklarının bakımını yapmaları gerektiğini ve kan şekerini normal aralıklarda tutmak için diyetlerini ve tedavi planlarını takip etmelerinin en nedenlerinden biridir. Diyabet kontrol edilmezse, ülser ve kemik iltihabı iyileşemez, bu da ampütasyonlara yol açabilir.

 

 

Paylaşın

Smear testi nedir, nasıl yapılır?

Pap smear ya da kısaca smear testi, kadınlarda görülen kanserler arasında 6. sırada ve ölüm nedeni olarak 10. sırada görülen rahim ağzı kanserlerinin taramasında kullanılan bir testtir. Dr.George Papnicolaou tarafından adlandırılan smear testi, pek çok ülkede kullanılan basit bir testtir.

Smear testi, protozoa, mantar ve virüs enfeksiyonlarının (HPV) tanısı konabilir. HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu hiç belirti vermese de papsmear’da HPV tarafından enfekte olmuş hücrelerin görülmesi tanıyı koydurur. HPV enfeksiyonu serviks kanserine neden olduğundan tanısı önemlidir.

Ne zaman yapılır?

Oldukça basit ve hiçbir ağrıya neden olmayan Pap Smear Testi, ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra ya da 21 yaşından sonra yapılmalıdır. 30 yaşından küçük kadınlara yılda 1 defa yapılması uygun olan Pap Smear Testi, 30 yaşından büyük kadınlara ise 3 defa ardışık olarak yapılmalıdır.

Hangi amaçla yapılır?

Bu testteki en önemli amaç, özellikle rahim ağzı kanserlerinin ve kanser öncesi (prekanseröz) lezyonların erken tanınmasıdır. Son yıllarda jinekolojik muayene ve jinekolojik kontrollerin rutin bir parçası haline gelmiştir.

Smaer testinin önemi nedir?

Smaer testi hayat kurtarıcıdır. Evet, günümüzde tıpta kadınlarda hayat kurtarıcı ve yaşam süresini uzatıcı olarak görülen ve yararlılığı kanıtlanmış iki çok önemli test vardır; Smear testi ve Mammografi. Kadın üreme sistemine ait kanserler arasında meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen serviks (rahim ağzı) kanseri erken dönemde yakalandığında tam şifa ile sonuçlanan bir durumdur. Tüm kanserlerde olduğu gibi serviks kanseri de uzun yıllar süren gizli hastalık döneminden sonra ortaya çıkar.

Serviks kanserinde şikayetler ortaya çıktıktan sonra da ne yazık ki hastalık yayılmıştır. İşte bu nedenle kanserleri erken dönemde tanımlamak için çeşitli testler geliştirilmiştir. Serviks kanseri’nin erken tanısındaki en önemli test smear testidir. Smear ile alınan örnekler patolojik olarak incelenerek kanser veya kanser öncüsü hücrelerin olup olmadığı araştırılır.

Kimler yaptırmalıdır?

Test 20 yaşından sonra yaptırılabilir. Ancak genç yaşlarda HPV ile enfeksiyon çok sıktır ve bu yaşlardaki enfeksiyonların büyük çoğunluğu kendiliğinden geçer. Bu yüzden erken yaşlarda test yapmak, ileride kansere dönüşmeyecek pek çok olguyu saptamamıza neden olur. Kaynakların doğru kullanımı açısından test yapmaya biraz daha ileride başlamak daha doğrudur.

  • Cinsel olarak aktif
  • 30 yaş üzeri kadınların smear testi yaptırması önerilir.

Her zaman doğru sonuç verir mi?

Her zaman yüzde yüz doğru sonuç vermez. Diğer laboratuvar testlerinde olduğu gibi yanlış sonuç almak olasıdır. Hastalık olmasına rağmen sonucun temiz çıkmasına değişik nedenler yol açabilir. Yeterli hücre yoksa, çok sayıda hücre varsa, hücrelerin rahim ağzının hem içinden hem de yüzeyinden alınamayışı, enfeksiyonun anormal hücreleri ortamdan uzaklaştırılması gibi nedenler. Böyle durumda birkaç hafta veya ay sonra Pap-Test’i tekrarlamak gerekir. Bazen de doktorunuz kolposkopiye başvurabilir. Bu alet doktor ofisinde kullanılan özel bir mikroskopdur. Rahim ağzına kolposkopdan bakan doktor anormal değişiklikleri görebilir ve bu gözlem sırasında biyopsinin gerekli olup olmadığını eğer gerekliyse de biyopsi tipine karar verir.

Nasıl yapılır?

Smear testi basit ve ağrısızdır. Test adet zamanı yapılmamalıdır, en iyi zaman adetten 10-20 gün sonrasıdır. Önce rahim ağzının (serviksin) görülebilmesi için, vajinaya bir spekulum (muayene aleti) yerleştirilir. Ardından küçük bir fırça rahim ağzına sürülerek hücre örnekleri toplanır ve cam üzerine yayılır.

Patolog tarafından bu hücreler mikroskop altında incelenerek anormal gelişim olup olmadığına bakılır. Asıl hedef olası bir kanseri saptamanın yanı sıra, kanser olmayan ancak kansere dönüşüm olasılığı olan ve tedavi edilebilen “prekanseröz” lezyonları yakalamaktır. Testin pozitif olması yani anormal hücreler içermesi durumunda hekim HPV testi ve kolposkopi isteyebilir.

Smear alınmadan önce 48 saat içinde cinsel ilişki kurulmamış olması, vajinanın yıkanmamış olması, vajina içine ilaç, krem gibi uygulamaların yapılmamış olması gereklidir. Genital enfeksiyon varsa tedavi edilmeli daha sonra smear alınmalıdır.

Smear testi sonucu nasıl değerlendirilir?

Pap smear testi sonuçlarını raporlarken Bethesta sistemi kullanılır.

  • Negatif: Pap testinde hiç anormal, prekanseröz ya da kanseröz hücre görülmemesi (intraepitelyal lezyon ya da malignensi negatif)
  • Anormal sonuçlar: Smear’de servikal hücrelerin anormal olmasının birçok nedeni olabilir. Servikal enfeksiyonlar ya da prekanseröz hücreler anormal hücreler görünmesine neden olabilir
  • Anormal bir sonuç alındığında enfeksiyon tedavisi ve/veya yakın takip ve/veya kolposkopi + biyopsi önerilebilir.

Her testte olduğu gibi Pap smear testinde de yanılma olasılığı vardır. Testin düzenli olarak tekrarlanması yanılma olasılığını düşürür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Yanık nedir? İlkyardım

Görünmez kazalar, ihmaller, anlık küçük dikkatsizlikler sonucu ısı, güneş, elektrik ya da çeşitli kimyasallara maruz kalma sonucunda oluşan doku hasarlarıdır. Daha kısa bir tanımla; herhangi bir ısıya maruz kalma sonucu oluşan doku bozulmasıdır.

Küçük ve yüzeysel yanıklarda, evde uygulayabileceğiniz müdahalelerin ardından günlük yaşantınıza devam edebilirsiniz. Bunun haricinde, yanık geniş bir bölgeyi kapsıyor ya da derin dokuları etkiliyorsa, acil olarak bir sağlık kurumuna başvurmanız gerekir.

Kaç çeşit yanık vardır?

Fiziksel yanıklar;

  • Isı ile oluşan yanıklar
  • Elektrik nedeni ile oluşan yanıklar
  • Işın ile oluşan yanıklar
  • Sürtünme ile oluşan yanıklar
  • Donma sonucu oluşan yanıklar

Kimyasal yanıklar;

  • Asit alkali madde ile oluşan yanıklar

Yanığın ciddiyetini belirleyen faktörler nelerdir?

  • Derinlik
  • Yaygınlık
  • Bölge
  • Enfeksiyon riski
  • Yaş
  • Solunum yoluyla görülen zarar
  • Önceden var olan hastalıklar

Yanıklar nasıl derecelendirilir?

    1. derece yanık: Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir
    2. derece yanık: Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir
    3. derece yanık: Derinin tüm tabakaları etkilenmiştir. Özellikle de kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde etkisi görülür. Beyaz ve kara yaradan siyah renge kadar aşamaları vardır. Sinirler zarar gördüğü için ağrı yoktur

Yanığın vücuttaki olumsuz etkileri nelerdir?

Yanık, derinliği, yaygınlığı ve oluştuğu bölgeye bağlı olarak organ ve sistemlerde işleyiş bozukluğuna yol açar. Ağrı ve sıvı kaybına bağlı olarak şok meydana gelir. Hasta/yaralının kendi vücudunda bulunan mikrop ve toksinlerle enfeksiyon oluşur.

Isı ile oluşan yanıklarda ilkyardım işlemleri nedir?

  • Kişi hala yanıyorsa paniğe engel olunur, koşması engellenir
  • Hasta/yaralının üzeri battaniye ya da bir örtü ile kapatılır ve yuvarlanması sağlanır
  • Yaşam belirtileri değerlendirilir (ABC)
  • Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır
  • Yanık bölge en az 20 dakika çeşme suyu altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez)
  • Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır
  • Takılan yerler varsa kesilir
  • Hijyen ve temizliğe dikkat edilir
  • Su toplamış yerler patlatılmaz
  • Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmemelidir
  • Yanık üzeri temiz bir bezle örtülür
  • Hasta/yaralı battaniye ile örtülür
  • Yanık bölgeler birlikte bandaj yapılmamalıdır
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzaksa hasta / yaralının kusması yoksa bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat -1 çay kaşığı tuz karışımı) verilerek sıvı kaybı önlenir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Kimyasal yanıklarda ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Deriyle temas eden kimyasal maddenin en kısa sürede deriyle teması kesilmelidir
  • Bölge bol tazyiksiz suyla, en az 15–20 dakika yumuşak bir şekilde yıkanmalıdır
  • Giysiler çıkarılmalıdır
  • Hasta/yaralı örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Elektrik yanıklarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Soğukkanlı ve sakin olunmalıdır
  • Hasta/yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilmelidir, akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilmelidir
  • Hasta/yaralının ABC’si değerlendirilmelidir
  • Hasta/yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmemelidir
  • Hasta/yaralı hareket ettirilmemelidir
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kırık nedir, kaç çeşit kırık vardır? İlkyardım

Kırık, kemiğin destekleyebileceğinden daha fazla kuvvet veya basınç maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan durumdur. Farklı bir tanımla, kırık, kemik bütünlüğünün bozulması durumudur.

Kırıklar darbe sonucu ya da kendiliğinden oluşabilir. Yaşlılık ile birlikte kendiliğinden kırık oluşma riski de artar. İki çeşit kırık vardır.

  • Kapalı kırık: Kemik bütünlüğü bozulmuştur. Ancak deri sağlamdır
  • Açık kırık: Deri bütünlüğü bozulmuştur. Kırık uçları dışarı çıkabilir. Beraberinde kanama ve enfeksiyon tehlikesi taşırlar

Belirtileri;

  • Hareket ile artan ağrı
  • Şekil bozukluğu
  • Hareket kaybı
  • Ödem ve kanama nedeniyle morarma
  • Ağrılı bölgelerin tespiti için elle muayene gereklidir

Kırığın yol açabileceği olumsuz durumlar nelerdir?

  • Kırık yakınındaki damar, sinir, kaslarda yaralanma ve sıkışma (Kırık bölgede nabız alınamaması, solukluk, soğukluk)
  • Parçalı kırıklarda kanamaya bağlı şok

Kırıklarda ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Hayatı tehdit eden yaralanmalara öncelik verilir
  • Hasta/yaralı hareket ettirilmez, sıcak tutulur
  • Kol etkilenmişse yüzük ve saat gibi eşyalar çıkarılır (aksi takdirde gelişebilecek öden doku hasarına yol açacaktır,)
  • Tespit ve sargı yapılırken parmaklar görünecek şekilde açıkta bırakılır. Böylece parmaklardaki renk, hareket ve duyarlılık kontrol edilir)
  • Kırık şüphesi olan bölge, ani hareketlerden kaçınılarak bir alt ve bir üst eklemleri de içine alacak şekilde tespit edilir. Tespit malzemeleri, sopa, tahta, karton gibi sert malzemelerden yapılmış olmalı ve kırık kemiğin alt ve üst eklemlerini içine alacak uzunlukta olmalıdır
  • Açık kırıklarda, tespitten önce yara temiz bir bezle kapatılmalıdır
  • Kırık bölgede sık aralıklarla nabız, derinin rengi ve ısısı kontrol edilir
  • Kol ve bacaklar yukarıda tutulur
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kabızlık nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Nedeni çoğu zaman tam olarak tespit edilemeyen Kabızlık (Konstipasyon), haftada 3’den az sert ve kuru dışkılama durumudur. Farklı bir tanımla Kabızlık, bağırsak hareketlerinin zor veya normalden daha az gerçekleştiği durum anlamına gelir. 

Kabızlık genellikle çok ciddi bir sağlık sorununa neden olmasa da, semptomları geçtiğinde birey kendisini çok daha rahat hissedecektir. Atonik ve spastik olmak üzere 2 tip kabızlık vardır.

  • Atonki kabızlık: Tembel barsak olarak da tanımlanır. Kalın barsağın bir kısmı ya da tümü genişlemiştir. Dışkılama gereksinimi kendiliğinden oluşmadığından (barsak hareketlerininazalması nedeniyle) kişinin ıkınması ve zorlaması gerekir. Dışkı sert ve kalındır. Bu zorlama hemoroid oluşumuna neden olur. Nedenleri arasında yetersiz posa ve sıvı alımı, egzersiz yapmama ve hareket azlığı, çevre değiştirme, laksatiflerin aşırı kullanılması ve iyi bir dışkılama alışkanlığı sağlanamaması sayılabilir
  • Spastik kabızlık: Kolonun tonusunun artması sonucu spazmodik (sıkıştıran) kasılmalar oluşur ve kolonun bazı kısımları daralır. Bu tip kolonda dışkı küçük, keçi pisliği gibi atılır. Nedenleri arasında sinirsel bozukluklar, kolon stazı, anksiyete veya endişe sayılabilir

Nedenleri;

Kabızlığın, genellikle hayat tarzına dayanan bir çok nedeni olabilir. Bunlar arasında normal diyet esnasında yenilenler ve günlük yaşam aktivitelerinde değişiklikler olabilir.

Beslenme esnasında yeterli su ya da lifli besin alınmaması bir başka nedendir. Çok miktarda süt ürünü tüketmek bazı bünyelerde kabızlığa neden olabilir. Aktif bir hayat sürmemek veya tuvalet yapma dürtüsüne uzun süre direnmek kabızlığa yol açabilir. Stres kabızlık için ayrı bir nedendir.

Müshillerin ya da laksatiflerin uzun süreli kullanımı da kabızlığa yol açar. Aynı zamanda özellikle güçlü ağrı kesici ilaçlar, antidepresanlar, demir hapları, içinde kalsiyum, veya alüminyum bulunan antacid ilaçları da kabızlığa neden olabilir.

Çeşitli yeme bozuklukları, irritabl barsak sendromu, gebelik, sindirim sistemindeki sinirler ve kaslarda sorunlar, kolon kanseri, Parkinson hastalığı ya da multipl skleroz gibi nörolojik sorunlar ile az çalışan tiroid, ya da hipotiroidizm, gibi tıbbi sorunlar da kabızlık semptomuna neden olabilir.

Belirtileri;

Bireylerde tuvalete çıkma sayısı azsa, tuvalet esnasında zorlanma hissi varsa, sert veya çok küçük dışkı çıkarılıyorsa, tuvaletten sonra bağırsakların tamamen boşaldığı hissi yoksa ve göbek şişkinliği varsa, bunlar kabızlık semptomları olarak tanımlanır.

Bunun yanı sıra bağırsakları boşaltmak için göbeğe ya da karın bölgesine el ile bastırma, ya da parmak ile yardımcı olma ihtiyacı hissediliyorsa, bu da kabızlık belirtisi olarak tanımlanabilir.

Ani kabızlığın yanı sıra karın ağrısı veya kramp hissi varsa, aynı zamanda hiçbir şekilde tuvalet yapılamıyor ve gaz çıkarılamıyorsa mutlaka ve acilen doktora başvurmak gereklidir.

Eğer kabızlık yeni başladıysa ve alınan önlemler yeterli gelmiyorsa, dışkıda kan varsa, istemsiz ve denemeden kilo kaybı varsa, bağırsak hareketleri şiddetli ağrıya neden oluyorsa, kabızlık iki haftadan uzun sürüyorsa veya dışkının boyutları, şekli ve kıvamında önemli ölçüde değiştiyse yine doktora başvurmak gereklidir.

Bitmeyen kabızlık için doktora başvurulduğunda, doktor kabızlık nedenini bulmak için bazı testler önerebilir: Bunlar arasında hormon düzeylerini kontrol etmek için kan testleri, makat kaslarını kontrol için testler, atıkların bağırsak boyunca nasıl ilerlediğini görmek için testler veya kolon tıkanıklıklarını kontrol etmek için kolonoskopi seçenekleri mevcuttur. Bağırsak hareketleri, dışkının özellikleri, diyet ve diğer faktörlerin kaydını tutmak uygun bir tedavi bulmaya yardımcı olabilir.

Tanısı;

Kabızlığa neden olabilecek sorunların dışlanabilmesi için tanı çalışması fizik muayene ile başlar.

  • Anal bölgenin muayenesi
  • Basur varlığının kontrol edilebilmesi için parmakla makattan muayene
  • Kalın bağırsağın makattan çıkış öncesi son bölümünün incelenmesi için rektosigmoidoskopi
  • Kalın bağırsağın tümüyle gözlenebilmesi için yapılan kolonoskopi
  • Büyük abdest kaçırma, gaz tutamama ya da dışkılama güçlüğü olan hastalarda makattaki sfinkterin fizyolojik durumunu belirlemek için anorektal manometre değerlendirmesi
  • Organik neden saptanamayan durumlarda karmaşık patoloji varlığını değerlendirmek için balon ekspulsiyon testi, kalın bağırsaktan geçiş süresi gibi ileri testler uygulanabilir

Tetkikler:

  • Kan testleri: Kabızlığın tiroid bezinin az çalışması veya paratiroid bezinin çok çalışmasına bağlı olup olmadığını anlaşılmasına yardımcıdır
  • Direkt radyografi: Kabızlığın bağırsak tıkanması (obstrüksiyonuna) bağlı olup olmadığını anlaşılmasına yardımcıdır

Kabızlığa ne iyi gelir? Kabızlık nasıl geçer?

Tedavide başarılı olunabilmesi için öncelikle  kabızlık yapan yiyecekler öğrenilmeli ve bunlardan uzak durulmalıdır. Kabızlığa iyi gelen armut, kayısı, erik gibi meyvelerin tüketimini artırmak önemlidir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmekler tüketilmeli, bol bol su içilmelidir.

Bebeklerde kabızlık sorunu için karınlarına bebek yağıyla düzenli masaj yapmak, çeşitli egzersizler yaptırmak faydalı olur. Ek gıda alan bebeklere posalı meyve püreleri yedirebilir, çorbalarına zeytinyağı karıştırabilirsiniz. Daha büyük çocuklarda kabızlık ne iyi gelir merak edenler için yine posalı meyve ve sebzelerin yanı sıra tam tahıllı ekmekler tüketmeleri önerilir.

Ilık bitki çaylarına bal karıştırılarak içilmesi ve kuru erik ve kayısının kaynatılarak suyunun içilmesi diğer kabızlık çözümleri arasında sayılabilir. 1 yaşından küçük bebeklerde bal ölümcül sonuçlara yol açabileceği için tehlikelidir. Kabızlığa iyi gelen yiyecekler arasında kabuklu elma, ıspanak, lahana, incir, pırasa, zeytinyağı, üzüm, brokoli, keten tohumu ve yulaf ezmesi bulunur.

Tedavisi;

Kabızlık tedavisi için öncelikle altta yatan sebep saptanmaya çalışılır. Sebep saptanmışsa öncelikle onun tedavi edilmesi gerekir. Fakat çoğu durumda kesin bir sebep bulunamaz. Kabızlık tedavisi için beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin yanı sıra bir takım ilaçlar da kullanılır. Şiddetli kabızlık varsa sodyum fosfat, magnezyum tuzları ve laktuloz grubu ilaçlar tedavide kullanılabilir. Lavman ve fitil diğer tedavi seçenekleridir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

K vitamini nedir, hangi besinlerde bulunur? Detaylar

K vitamini, iki farklı türü bulunan yağda çözünen bir vitamin türüdür. K vitamini, kan pıhtılaşmasından ve kanda kalsiyum seviyesinin düzenlenmesinden sorumludur. K vitamininin yetersizliğine yetişkinlerde nadir olarak rastlanır. Çünkü bu vitamin yeşil yapraklı sebzelerin tüketimi ile kolaylıkla elde edilebilir.

K1 vitamini fillokinon olarak da adlandırılır ve ıspanak, lahana gibi bitkilerle birlikte vücuda alınır. Diğer tür olan K2 vitamini ise menakinon olarak adlandırılır ve bağırsaklarda bulunan bakteriler tarafından doğal olarak üretilir. Vitaminin her iki alt türü de vücutta benzer şekilde çalışır ve kanın pıhtılaşmasından sorumludur. Pıhtılaşma için gerekli olan proteinlerin üretiminde görev yapan K vitamini, vücudun içinde ve dışında aşırı kanamanın önlenmesini sağlar. K vitamininin besinlerle birlikte vücuda yeteri kadar alınmaması, vücutta üretiminde sorunların olması veya besinlerle alınan vitaminin emilimine ilişkin bozuklukların söz konusu olması halinde K vitamini eksikliği gelişir.

K vitamini eksikliği sonucunda pıhtılaşma için gerekli olan kan proteinlerinin üretimi bozulur, buna bağlı olarak pıhtılaşma bozuklukları, olağan dışı ve aşırı kanamalar ortaya çıkabilir. K vitamini eksikliği yetişkinler arasında oldukça nadir görülür. Bunun nedeni tüketilen besinlerin içerisinde bol miktarda K1 vitamini olması ve vücutta da endojen olarak K2 vitamininin üretiliyor olmasıdır. Fakat bazı durumlarda K vitamininin emilimine ilişkin sorunlar, beslenme düzenindeki ciddi bozukluklar veya çeşitli hastalıklara bağlı olarak yetişkinlerde K vitamini eksikliğine rastlamak mümkündür. Buna karşın bebeklerde K vitamini eksikliği ile çok daha sık olarak karşılaşılmaktadır.

Hangi gıdalarda bulunur?

K1 ve K2 vitaminleri açısından zengin olan gıdaları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

K1 vitamini açısından zengin besinler; Lahana ve pazı gibi yeşil yapraklı sebzelerde yüksek oranda K1 vitamini yer alır. Bitkisel yağlarda ve birtakım meyvelerde de K1 vitamini bulunur. Maydanoz, ıspanak, soya fasulyesi, bamya, üzüm, marul, havuç, şalgam, pancar, kivi, erik, Brüksel lahanası, yaban mersini, brokoli; K1 vitamini içeren bitkilere örnek olarak gösterilebilir.

K2 vitamini içeren hayvansal kaynaklar; Yüksek yağlı süt ürünleri, karaciğer, diğer organ etleri, süt, peynir, tereyağı, yumurta sarısı; K2 vitamini açısından zengin olan hayvansal kaynaklardır. Aynı zamanda fermente gıdalarda da K2 vitamini yer alır.

  • Doğal K vitamini kaynakları
  • Fesleğen, Adaçayı, Kekik
  • Salatalık turşusu, Taze soğan
  • Armut, İncir, Paprika, Kaju
  • Kuşkonmaz, Böğürtlen, Kereviz

K vitamini eksikliği neden olur?

K vitamini eksikliği çok fazla yaygın olan bir sağlık problemi olmasa dahi önemsenmesi gerekir. K vitamini eksikliği yaşadığınızı düşünüyorsanız bu durumu doktorunuza bildirmenizi öneririz. Doktorunuz gerekli testleri yaparak K vitamini eksikliğine sahip olup olmadığı ile ilgili sizi bilgilendirecektir. Aşağıdaki etmenler K vitamini eksikliği oluşumunu tetikleyebilmektedir:

  • Yüksek oranda alkol tüketmek
  • Ciddi şekilde yetersiz beslenmek
  • K vitamini emilimine müdahale eden ilaçlar kullanmak
  • Sindirimi etkileyen hastalıklara sahip olmak, çölyak hastalığı ya da Crohn’s hastalığı gibi

K vitamini eksikliğinin neden olduğu hastalıklar hangileridir?

  • Diş eti kanaması, burun kanaması, idrarda ve dışkıda kan vb.
  • Kolay yaralanma, yara ve kesiklerin daha çok kanaması
  • Kadınlarda adet kanamasında artış
  • Kemik yoğunluğunda azalma ve kemik kaybı
  • Böbrek taşı, Kemik erimesi
  • Kalp ve damar rahatsızlıkları

Tedavisi;

K vitamini eksikliği uzun süre devam ettiğinde aşırı kanamalara ve bebeklerde de beyin kanamalarına yol açabilen önemli bir sorundur. Bunun yanı sıra teşhis edildikten sonra yapılacak uygulamalar ile K vitamini eksikliği tedavi edilebilir. Tedavi K vitamininin ağız yolu ile veya damar yoluyla takviye edilmesi şeklinde gerçekleştirilir. Takviyenin hangi şekilde yapılacağına, doz ve sıklığın nasıl olacağına hekim tarafından karar verilir.

Yağ emilimine ilişkin bozuklukların söz konusu olması halinde veya pıhtılaşma bozukluğuna neden olan farklı hastalıkların tespiti durumunda bunlara yönelik ayrıca tedavi planı yapılır. Beslenme düzenine ilişkin sorunlara bağlı olarak K vitamini eksikliği görülen hastalar diyetisyene yönlendirilerek K vitamini içeriği yeterli bir beslenme planına ilişkin eğitim almaları sağlanmalıdır. K vitamini için her gün tüketilmesi gereken belirli bir miktar olmasa da ortalama olarak bir günde erkekler için 120 mcg, kadınlar için ise 90 mcg K vitamini alımı önerilmektedir.

Yukarıda verilen K vitamini kaynağı besinlerin ve özellikle de yeşil yapraklı sebzelerin düzenli olarak tüketilmesi sonucunda K vitaminine olan ihtiyaç çok kolay bir şekilde karşılanabilir. Kan sulandırıcı ilaç kullanması gereken bireylerde K vitamini alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu durumda hekim önerilerine göre beslenme planında düzenleme yapılır ve hastaya gerekli bilgiler aktarılır. Bu hastalarda pıhtılaşma testlerinin düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın