Laparoskopi nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen Laparoskopi, leğen kemiği organları ile karın içi organlarının cerrahi tedavisinde, geniş ameliyat kesileri kullanmadan, boyutları 1 cm ve daha küçük 3-5 kesi içinden borucuklar yerleştirme ile yapılan ameliyattır. Açık ameliyat tekniğine alternatif olarak başvurulan laparoskopi, günümüzde ilk tercih edilen yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Laparoskopinin pek çok avantajı bulunmaktadır. Kısa sürmesi, iyileşme süresinin kısa olması, konforlu bir yöntem olması ve risk faktörlerinin minimum düzeyde olması nedenleri ile hem hastalar hem de doktorlar tarafından oldukça sık tercih edilmektedir.

Laparoskopik cerrahi hangi hastalıkları tedavi eder?

Laparoskopik cerrahi, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi için tercih edilebilmektedir. Bu yöntem ile en sık yapılan ameliyatlar kist cerrahisi, safra kesesi ameliyatları, apandisitin alınması (apendektomi), miyomların alınması (myomektomi), rahmin alınması (histerektomi), fallop tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu) ve çikolata kisti cerrahisi (endometriozis) olarak geçmektedir.

İç organlar ile ilgili olan rahatsızlıklarda cerrahî müdahale imkânı tanıyan laparoskopi, üroloji, genel cerrahi, gastroenteroloji ile jinekoloji doktorları tarafından kullanılır. Laparoskopik cerrahinin tercih edildiği rahatsızlıklardan başlıcaları şunlardır:

  • Karın ağrılarının araştırılması ve tanısı
  • PID (Pelvik inflamatuar hastalık teşhisi
  • Aşırı ağrı ve kanamanın görüldüğü regl kanamalarında teşhis koyma
  • Yumurtalık kistlerinin tanı ve tedavisi
  • İnfertilite nedenlerinin tespit edilmesi
  • Dış gebelik tedavisi
  • Bazı nedenlerden dolayı yumurtalık, fallop tüpü ve uterusun alınması
  • Apandisit ile ilgili rahatsızlıkların teşhis ve tedavisi
  • Bağırsakların kesilmesini gerektiren hastalıkların tedavi edilmesi
  • İnmemiş testis (skrotal orşiopeksi) teşhis ve tedavisi
  • Mide ülseri tedavisi
  • Obezite cerrahisi
  • Batın bölgesi kistlerinin tedavisi
  • Prostat, kolon, karaciğer, böbrek ve mesane gibi organların bazı parçalarının ya da tamamının çıkarılması
  • Kasık ve karın bölgesinde yer alan fıtıkların tedavisi

Laparoskopik cerrahi güvenli mi?

Aşağıdaki durumlarda laparoskopik cerrahi artık deneysel olmaktan çıkmış gelişimini gerçekleştirmiş ve standart tedavi halini almıştır.

  • Kolelithiazis (safra kesesi taşları)
  • Kolon ve rektum kanserleri ve polipleri
  • Gastroözefageal reflü hastalığı
  • Fıtıklar
  • Apandisit
  • Akalazya
  • İyi huylu mide tümörleri
  • Obezite cerrahisi
  • Sürrenal adenom (böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan iyi huylu tümörler)
  • Karın içinden lenf nodu biyopsileri
  • Dalak cerrahisi
  • Donör nefrektomi (böbrek verici ameliyatı)
  • Diyagnostik laparoskopi

Laparoskopik cerrahinin avantajları nelerdir?

Laparoskopik cerrahi, hastaya birçok avantaj sağlayan bir tedavi yöntemidir.

  • Daha az yara ve yara izi
  • Ameliyat sonrası daha az ağrı ve travma
  • Birçok ameliyat için kanama, enfeksiyon gibi daha az yan etki
  • Daha hızlı iyileşme
  • Hastanede daha az kalış
  • Normal yaşantıya daha hızlı dönüş
  • Daha az karın içi yapışıklık
  • Daha az ameliyat fıtığı (insizyonel herni) gelişme ihtimali

Laparoskopi ameliyatı nasıl yapılır?

Laparoskopi ameliyatı öncesinde hasta ameliyat için hazırlanmaktadır. Ameliyathane önlüğü giydirilerek sedyeye yatırılmakta ve genel anestezi uygulaması ile uyutulmaktadır. Bu işlem sonrasında karında uygulama bölgesinde üç adet minimal kesiler açılarak karın içi basınç ile şişirilmekte ve özel olarak geliştirilmiş ışık ve görüntüleme kaynağı ile aydınlatılmaktadır. Böylece karın içi uygulama bölgesi ayrıntılı bir şekilde ameliyat ekibi tarafından görülebilmektedir.

Ameliyat süresi, türüne göre farklı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyat sonrasında ise açılan kesiler özel yöntemler ile dikilmektedir. Ameliyat günü hasta anestezi etkisini kaybedince sıvı gıdalar ile beslenmeye başlayabilmekte ve tuvalete gidebilecek kadar yürüyebilmektedir.

Ameliyatın türüne göre hastanın ameliyathanede kalma süresi değişiklik gösterse de genellikle 1 ya da 2 gün hastanede kalış süre bulunmaktadır. Rahim içi myomların ve poliplerin çıkarılması, yapışıklıkların giderilmesi, dış gebelik tedavisi ya da rahim alınması ameliyatlarında hastanede kalma süresi genellikle 1 gün olmaktadır. Genellikle açık ameliyatlar sonucunda kısırlık riski oldukça yüksektir ancak bu işlem ile söz konusu risk faktörleri en aza indirilebilmektedir.

Laparoskopi sonrası;

Laparoskopi sonrasında doktorunuz birtakım ağrı kesici ilaç ve antibiyotik içeren ilaçlar kullanmanızı tavsiye edecektir. Ağrı kontrolünün sağlanması ve herhangi bir enfeksiyona karşı vücudun korunması amacı ile söz konusu ilaçların aksatılmadan kullanılması oldukça önemlidir. Ameliyattan sonra 1 ay ağır sporlar uygulanmamalı, ağır kaldırılmamalı ve yoğun fiziksel aktivite gerçekleştirilmemelidir.

Özellikle kısırlık tedavisi için laparoskopik cerrahi uygulanan hastaların tüm stres faktörlerinden uzaklaşması büyük önem taşımaktadır. Ameliyat yaralarının kanaması ya da adet dönemi dışında kanama gerçekleşmesi durumunda ertelemeden doktorunuza başvurunuz. Bununla birlikte yüksek ateş şikayetinde de mutlaka doktorunuza danışınız. Ameliyat izleri birkaç ay içerisinde görünmeyecek şekilde küçülmektedir. Böylece karın bölgesinde herhangi bir estetik kaygıya neden olmamaktadır.

Laporoskopi riskleri nelerdir?

Laparoskopi riskleri aşağıdaki şekilde sıralanabilmektedir;

  • Açık ameliyata oranla çok daha düşük bir ihtimal olsa da kanama ve damar yaralanmaları ile enfeksiyona maruz kalma durumları söz konusu olabilmektedir.
  • Organ yaralanmaları söz konusu olabilmektedir. (Özellikle: mesane, rahim, bağırsak ve idrar yolları)
  • Ameliyat sonrasında kesi yerinin enfeksiyona maruz kalması

Elbette ki laparoskopi çeşitlerine göre farklılık gösterse de risk faktörlerini arttıran birtakım durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar ise şu şekilde sıralanabilmektedir;

  • İdeal kilonun üzerinde olma
  • Karın bölgesinde daha önce ameliyat geçirmiş olmak
  • Karın içerisine enfeksiyon olması
  • Kalp ve akciğer hastalıklarının varlığı
  • Alkol ve sigara tüketimi
  • Endometriozis

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lenfoma (lenf kanseri) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen genç erişkinlerde ortaya çıkan, çocukluk çağında karşılaşılan Lenf Kanserinin tıbbi adı Lenfomadır. Vücudun savunma hücreleri olan lenfositlerin kanserleşerek kontrolsüz büyümesi durumu olan Lenf Kanserinin en sık görüldüğü yerler; lenf bezleridir.

Lenf Bezi Kanseri tıbbi olarak Hodgin Lenfoma ve Nonhodgin Lenfoma olarak ikiye ayrılır. Nonhodgin Lenfoma daha sık görülmektedir. Her iki lenfoma çeşidinin alt tipleri bulunmaktadır. Bunlar hastalığın gidişatını ve tedaviyi belirler. Lenfoma hızlı ve yavaş ilerleyen olarak da gruplara ayrılmaktadır.

Risk faktörleri;

Hastalık genellikle nadirdir. Her yıl 100 bin kişilik bir nüfusta yeni 3-4 vaka ortaya çıkar.

  • Genç erişkin kişide kanıtlanmış infeksiyöz mononükleoz hastalık öyküsü, Hodgin lenfoma riskini genel popülasyona göre üç kat artırır
  • AIDS hastalığı Hodgin lenfoma geliştirme olasılığını artırır
  • Tonsillektomi ve appendektomi ameliyatları Hodgin olasılığını arttırır
  • Diğer tip kanserlerde görüldüğü gibi bazı vakalarda ailesel kümelenme saptanabilir. Hodgin lenfoması olan hastaların kardeşlerinde görülme sıklığı yüksektir

Belirtileri;

Hodgin lenfoma’da en sık görülen bulgu bir veya daha fazla büyük lenf düğümü varlığıdır. Bu düğümler genellikle ağrısızdır ve en sık boyun, göğsün üst kısmı, karın veya kasıklarda görülür.

  • Ağrısız bezeler; en sık görülen belirtidir. Lenf bezlerinde oluşan, ağrı vermeyen, genellikle çapı bir santimden fazla olan düğüm şeklinde şişliklerdir. Fark edilme ihtimali en yüksek olan bezeler, boyunda, koltuk altında veya kasık bölgesinde çıkar. Bu şişlikler ağrıya veya başka belirtilere yol açmaz, ancak sıklıkla boyutları giderek artar. Lenf düğümlerinin şişmesinin çok sık görülen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Lenf düğümlerinde şişme olan kişilerin çok büyük bir kısmında lenfoma dışında tanılar söz konusudur. Lenf düğümlerinde şişliğin en yaygın sebebi infeksiyondur. Şişen lenf düğümleri genellikle infeksiyon iyileştikten sonra küçülür
  • Sebebi bilinmeyen ateş; ortada hiçbir neden yokken vücut sıcaklığının 38ºC’nin üzerinde olması ve bunun sebebinin açıklanamaması durumudur
  • Gece terlemesi; hastanın gece yatarken giyilen giysilerin ve çarşafların ıslanmasına neden olacak kadar şiddetli gece terlemesi olduğunu belirtmesidir
  • Kilo kaybı; altı ay içerisinde vücut ağırlığının %10’undan fazlasının verilmesidir
  • Sürekli yorgunluk; şiddetli ve devamlı halsizlik veya yorgunluk hali
  • Öksürük ve nefes darlığı
  • Deride kaşınma

Tanısı;

Eğer büyüyen lenf nodu ve diğer belirtiler lenfomaya işaret ediyorsa, bireyin hastalık ve aile öyküsü alındıktan sonra detaylı bir fizik muayene yapılıyor. Boyun, koltuk altı, dirsek, kasık ve diz gerisindeki çukurluk büyümüş lenf nodu varlığı için muayene ediliyor. Aynı zamanda dalak ve karaciğerde de olası bir büyüme varlığı için muayene yapılabiliyor. Ardından, tanının kesinleştirilmesi ve kanserin yayılımın saptanması amacıyla yapılabilecek kimi testler aşağıdaki gibidir:

  • Kan testleri; Tam kan sayımı ve biyokimyasal incelemeler (LDH, ürik asit gibi)
  • Akciğer filmi; Olası lenf bezi büyüklüğü ve diğer problemler araştırılıyor
  • Biyopsi; Büyüyen lenf bezinin kısmi veya mümkünse tam olarak çıkarılması gerekiyor. İğne ile yapılan biyopsiler genellikle sağlıklı sonuç verme ihtimalinin düşük olması nedeniyle, lenfoma şüphesi var ise, mutlaka lenf bezinin tamamı, bu mümkün olmuyorsa bir kısmının bir patolog tarafından incelenmesi şart. Hastalığın yaygınlığının belirlenmesi için kemik iliği biyopsisi de yapılabiliyor
  • Bilgisayarlı tomografi; Boyun, akciğer ve tüm karın bilgisayarlı tomografi detaylı bir şekilde ile incelenebiliyor

Tedavisi;

Lenf kanserinin tedavisi hematoloji-onkoloji servislerinde onkologlar tarafından yapılır. Modern kemoterapi ile lenfoma hastaları %70-80 oranında tedavi edilebilmektedir. Hastalığın gidişatını etkileyen faktörler; hastalığın evresi, hastanın tedaviye yanıt verip vermemesi, lenfomanın tipi, lenfomanın tekrarlaması, beraberinde şeker hastalığı veya böbrek hastalığı olup olmamasıdır. Hastalara kemoterapi ile birlikte radyoterapi uygulanır. Kemoterapide kullanılan ilaçlar hastanın bağışıklık hücrelerini ve kan hücrelerini düşürebilir. Bu durumda hastaya kan nakli gibi destek tedavileri uygulamak da gerekebilir.

Lenfoma tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi dışında başvurulan bir diğer tedavi yöntemi immünoterapidir. İmmünoterapide laboratuvar ortamında üretilen ve damar yoluyla vücuda enjekte edilen antikorlar, kanserli hücrelerin yerini belirleyerek onları yok etmeyi ya da gelişimlerini engellemeyi amaçlar.

Lenfomanın tekrarlaması durumunda kemik iliği ve kök hücre nakline de sıklıkla başvurulur. Hastalığın nüksetmesi durumunda yüksek dozda kemoterapi uygulanması gerekir. Bu da kemik iliğine zarar vereceğinden kemoterapi öncesi hastanın kendisinden alınan kemik iliği, kemoretapi sonrası tekrar hastaya nakledilir. Kemik iliği tutulumu olan hastalarda  ise aile yakınlarından da kemik iliği nakli gerçekleştirilebilir.

Lenfoma tedavisinin yan etkileri var mıdır?

Lenfoma tedavisi esnasında ve sonrasında aşağıdaki bulgular ortaya çıkabilir.

  • Beyaz kan hücreleri (akyuvar, beyaz küre) düşüklüğü
  • Kırmızı kan hücreleri (alyuvar) düşüklüğü ve buna bağlı kansızlık
  • Ağızda yaralar
  • Bulantı, kusma, ishal
  • Kabızlık
  • İdrar kesesinde sorunlar
  • Kanlı işeme
  • Aşırı yorgunluk ve halsizlik
  • Ateş
  • Öksürük
  • Saç dökülmesi
  • Akciğer, kalp ve sinir sistemi problemleri

Lenf bezlerinde şişlik, uzun süren halsizlik ve belirtiler kısmında bahsettiğimiz diğer bulgulardan herhangi biri sizde veya yakınlarınızda varsa mutlaka bir uzman görüşü almalısınız.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Lazer epilasyon nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Genellikle ‘kalıcı’ bir epilasyon şekli olarak lanse edilse de, lazer tedavisi yalnızca belirli bir bölgedeki istenmeyen tüylerin sayısını azaltır. İstenmeyen tüyler tamamen ortadan kalkmaz. Tıraş veya ağda gibi tüy kurtulma işlemlerinden çok daha uzun sürer. Lazer epilasyon sonrası tüyler tekrar büyüdüğünde daha açık, daha ince ve sayıları daha az olacaktır.

Doğru cihazlarla ve uzmanlar tarafından yapıldığında son derece etkili ve zararsızdır. Uzmanlar tarafından uygulanacak bölge, cilt tipi ve rengi, kıl yapısı incelenerek ne tür bir cihaz kullanılacağı seçilir ve kişiye yaklaşık olarak tüylerden kaç seansta kurtulacağının bilgisi verilir.

Lazer epilasyon kimlere uygulanır?

Lazer epilasyon 12 yaşından büyük kıl ve cilt yapısı uygun olan herkese uygulanabilir. Bu uygulamaların FDA onayı almış cihazlarla yapılması önemlidir. Lazer epilasyonda sonuç alma seans sayısı kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Genel olarak 1. Seans ve aralıkları vücut bölgesinde 2 ayda bir 4 -6 seans, yüz bölgesinde ayda bir 6 -12 seans olmak üzere değişir. Lazer epilasyon doğru uygulandığında herhangi bir zararı yoktur. Güvenli ve etkili epilasyon için cilt rengi, kıl rengi kalınlığı ve yoğunluğu dikkate alınmalıdır.

Kimlere lazer epilasyon uygulanamaz?

Lazer epilasyon tamamen beyaz tüylere sahip kişilerde, hamilelerde, sedef hastalığı gibi deri hastalıkları olanlarda, bazı önemli yan etkileri bulunan sivilce ilacı gibi ilaçlar kullananlarda, sistemik izotretinoin kullananlarda, kalp pili olanlarda, ayva tüyü olanlarda ve epilepsi hastalarında önerilmiyor. Bu gibi durumlarda mutlaka bir uzmana danışın.

Vücudun hangi bölgelerine lazer epilasyon yaptırılabilir?

  • Koltuk altı bölgesi lazer epilasyonu; Hem estetik hem de hijyen kaygılarıyla sıklıkla başvurulan koltuk altı lazer epilasyonu, özellikle kadınlar tarafından sıklıkla tercih edilir. Koltuk altı bölgesindeki tüylerin nispeten kalın olması nedeniyle epilasyon, çoğunlukla 4 ila 6 seans aralığında son bulur. Lazer epilasyon sonrasında batık gibi istenmeyen durumlar oluşmaz. Lazer epilasyon sırasında tüyleri etkileyen lazer ışını, cildin altındaki dokulara zarar vermediğinden gövenle uygulanabilir
  • Bikini bölgesi lazer epilasyonu: Bikini bölgesinin dışında kalan tüylerin lazer epilasyon ile yok edilmesi olarak tanımlanabilen bu epilasyon türünde başarı oranı son derece yüksektir. Çoğunlukla 6 seansın ardından kişi ilgili bölgedeki tüylerinden kurtulmuş olur
  • Genital bölgesi lazer epilasyonu; Genital bölgede kalıcı epilasyon tercih edenler tarafından başvurulan genital bölge lazer epilasyonu, bu bölgedeki tüylerin kalın ve koyu renkli olmasına bağlı olarak yaklaşık 4 ila 6 seans sürer. Pubik tüylerinde son derece etkili olan lazer epilasyonun labium bölgesinde etkinliği, pubik bölgeye kıyasla daha düşüktür. Genital bölge lazer epilasyonunda kullanılan lazer ışını, cilt altında yer alan doku ve organlara zarar vermez
  • Bacak bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla genetik etkenlerin yol oynadığı bacak bölgesindeki tüylenme, alt bacak başta olmak üzere üst bacakta da görülebilir. Alanın geniş olmasına bağlı olarak nispeten daha uzun süren bacak bölgesi lazer epilasyonu ile kısmi ya da tüm bacak tüyleri yok edilebilir. Bacak bölgesi lazer epilasyon uygulaması genellikle 6 seans sürer
  • Kol bölgesi lazer epilasyonu; Hem kadınlar hem de erkekler tarafından tercih edilen kol bölgesi lazer epilasyonu, kol bölgesinde yer alan tüylerin farklı yapıda olmasına bağlı olarak yaklaşık 10 seans kadar sürebilir. Kolların çoğunlukla açıkta kaldığı yaz aylarında uygulanması önerilmez
  • Göğüs bölgesi lazer epilasyonu; Çoğunlukla erkekler tarafından tercih edilen bu epilasyon türü ile, göğüs bölgesindeki tüylerin tümünün alınması ya da tüylerin seyreltilmesi mümkündür. Bu bölgede diode ya da Alexandrite Lazer türleri kullanılabilir
  • Sırt bölgesi lazer epilasyonu; Sırt bölgesinde bulunan tüyler zaman zaman kıl dönmesine yol açabilir. Hem estetik hem de sağlık kaygılarıyla yaptırılan sırt bölgesi lazer epilasyonu, erkekler tarafından sıklıkla tercih edilir. Kalın ve derin yerleşimli olan sırt tüylerinde melanin miktarı fazladır. Böylece lazer epilasyonun bölgedeki etkinliği de fazladır. Sırt bölgesinde diode lazerlerin kullanımı yaygındır
  • Ense bölgesi lazer epilasyonu; Saç köklerinden sırta doğru olan tüylenme özellikle erkekler tarafından estetik ve hijyen kaygılarından dolayı istenmez. Ense bölgesindeki tüylerin ince olması nedeniyle bu bölgenin tüylerden tamamen temizlenmesi 10 seans kadar sürebilir. Bu bölgede kadınlarda da tüylenme gözlenebilir. Bu bölgede var olan tüylerin çok ince olması durumunda lazer epilasyon etkili olmayabilir
  • Boyun bölgesi lazer epilasyonu; Erkeklerde tıraş bölgesi olarak kabul edilen boyun bölgesinde kıl dönmesi ve sivilcelenme yaygın görülür. Geleneksel yöntemlerle yapılan tıraş sırasında cildin tahriş olması ve zaman zaman kesilmesi söz konusu olabilir. Lazer epilasyon ile bölgedeki tüylerin miktarının azaltılması ya da tamamen yok edilmesi mümkündür
  • Yüz bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesinde tüylenme genetik geçişli olabileceği gibi hormonal bozukluktan da kaynaklanabilir. Bu yüzden yüz bölgesinde tüylenme olan kadınlarda öncelikle hormon düzeyine bakılması ve eğer varsa mevcut hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Yüzdeki tüylenme genetik ise bu bölgenin epilasyonunda diode lazer kullanılarak bölge tüyleri yok edilebilir
  • Bıyık bölgesi lazer epilasyonu; Bu bölgede yer alan ince tüyler dahi zaman zaman kişinin rahatsız hissetmesine yol açabilir. Bölge tüylerinin ince ve açık renkli olması, bıyık bölgesi lazer epilasyon süresinin uzamasına yol açabilir. Bu bölgenin epilasyonu yaklaşık olarak 10 seans sürer
  • Çene bölgesi lazer epilasyonu; Yüz bölgesindeki tüyler gibi çene bölgesinde yer alan tüylenme de hormonal nedenli olabilir. Bu yüzden öncelikle kişinin sağlık kontrollerini yaptırması önerilir. Çene bölgesinde yaygın tüylenmenin olduğu durumlarda uygulama, 10 seansa kadar çıkabilir

Lazer epilasyonun yan etkileri var mı?

Lazer epilasyonda kullanılan lazer cilt altına ve ter bezlerine zarar vermeden sadece kıl tüylerini hedef aldığı için kullanımı son derece güvenlidir. Ancak uygulama esnasında bir miktar acı hissedilebilir. Diğer epilasyon uygulamalarının yanında acısız sayılabilecek lazer epilasyon uygulamaları sonrasında hafif bir kızarıklık ve ödem oluşabilir. Uzmanınız tarafından uygulanan steroid içerikli kremler bu şikayetleri hızla giderir. Bunun yanında ince krut, veziküllerde hiper ve hipopigmentasyon gibi yan etkiler görülse de bunların tamamı geçici komplikasyonlardır.

Lazer epilasyonun zararları var mı?

Lazer epilasyon yalnızca kıl köküne etki eder. Kıl kökünde bulunan melanin pigmentine lazer ışığı tutularak kökün yakılması hedeflenir. Lazeri diğer yöntemlerden ayıran en önemli özellik, kıl ve kökünün etrafında bulunan dokuya zarar vermemesidir. Bu yüzden işlem sonrasında herhangi bir kısıtlama gerektirmez. Uzmanlar tarafından, uygun cihazlarla uygun atımlar yapıldığından leke ve iz bırakmaz. Özellikle genital bölgeye uygulanan lazerin tehlikeli olduğu söylense de uygulama derinin altına ilerlemediği için bölgeye herhangi bir zarar vermez. Cilt kanseri ile bilinen bir bağlantısı yoktur. Uygulanan diğer bölgelerde de lazer epilasyonun ispatlanmış bir zararı bulunmamaktadır.

Bunlara dikkat!

  • Uygulamadan sonra en az 3 ay güneşten korunun ve 30 veya daha yüksek faktör güneş koruyucusu kullanın. Bölgeyi nemlendirici kremler ile nemli tutun
  • Uygulamadan sonra 24 saat sıcak su değdirmeyin
  • 24 saat içinde ağrı ya da şişme olursa yumuşak beze sarılı buz uygulayın
  • Gerektiğinde ağrı kesici kullanabilirsiniz
  • Uygulamadan sonra 48 saat bölgeyi tıraş etmeyin
  • Bölgede kabuklanma olursa el sürmeyin
  • Ağda tüy dökücü kremler kullanmayın
  • Bölgeye nazik davranın ve kaşımayın. Keseleme gibi tahriş edici işlemlere maruz bırakmayın
  • Ateş ya da iltihap gibi enfeksiyon bulgusu varsa mutlaka işlem yapan kişiyi arayın
  • Yüz epilasyonları sonrasında 24 saat fondöten, allık gibi cildi kapatan ürünler kullanmayın
  • 1-2 aylık aralıklarla ortalama 6-8 seans arasında, yüzde ise 10-12 seans arasında sonuç veren lazer epilasyon, alanın genişliğine bağlı olarak tedavi birkaç dakikadan birkaç saate kadar çıkabiliyor
  • Yeni cihazlarla bu süre 30 dakikaya kadar inebiliyor
  • Uygulama sonrasında 2-3 günde içinde tüyler kendiliğinden dökülmeye başlıyo
  • Lazer epilasyonun uzman hekimler kontrolünde yapılması önemli
  • Güvenli ve etkin şekilde olması için kıl ve cilt tipine göre değerlerin doğru belirlenmesi; cilt rengi, kıl yoğunluğu, kıl rengi ve kalınlığına bakılarak, doğru cihaz ve enerji tespit edilmesi gerekiyor

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Larenjit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Halk arasında gırtlak ya da ses kutusu veya ses tellerinin aşırı kullanım, tahriş veya enfeksiyon nedeniyle iltihaplanması durumudur. Larenjit, üç haftadan kısa süren akut (kısa süreli) olabileceği gibi üç haftadan fazla süren kronik de (uzun süreli) olabilir.

Viral enfeksiyonlar, çevresel faktörler ve bakteriyel enfeksiyonların tümü larenjite neden olabilir. Hastalıkla ilgili en çok , “Larenjit ateş yapar mı? Larenjit bulaşıcı mıdır?” soruları soruluyor. Bütün bu soruların cevapları ve daha fazlası için haberimize bir göz atmanız yeterli…

Nedenleri;

  • Bakteriler, virüsler, mantarlar
  • Antihistaminikler
  • Boğaz reflüsü
  • Sesin kötü kullanılması
  • Alerji
  • Sigara dumanı
  • Tüberküloz

Belirtileri;

  • Yutkunma güçlüğü
  • Ağrı
  • Hırıltı
  • Kronik, balgamsız öksürük veya sürekli boğaz temizleme ihtiyacı hissi
  • Ateş
  • Halsizlik
  • Öksürük
  • Gırtlakta yumru hissi

Tanısı;

Doktorunuz tıbbi öykünüzü dinleyip, fizik muayene yapacak ve elde ettiği bulgulara göre laranjit teşhisi koyacaktır. Bazı hastalarda kronik laranjitin altında yatan nedeni bulmak veya diğer ihtimalleri dışlamak amacıyla kimi tetkikler istenebilir:

  • Laringoskopi; İnce, optik bir endoskop kullanılarak ağız yoluyla gırtlağın ve ses tellerinin incelenmesidir. Bu incelemeler sırasında gırtlakta olabilecek polip, tümör gibi yapılar da görülebilir
  • Fiber optik laringoskopi; Laringoskopi işleminin esnek bir boru vasıtasıyla yapılmasıdır
  • Biyopsi; Doktorunuz endoskoptan geçen forseps (minik cımbız) kullanarak bir biyopsi (küçük doku numuneleri) yapabilir. Bir patolog, dokuların anormal olup olmadığını belirlemek için örneği inceleyecektir

Tedavisi;

Akut larenjit genellikle bir hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Sesinizi dinlendirmeniz, sıvı tüketmeniz ve havanızı nemlendirmeniz gibi kişisel bakım önlemleri de şikayetlerinizin azalmasına yardımcı olur. Kronik larenjit tedavileri, sigara veya aşırı alkol kullanımı gibi altta yatan nedenleri tespit ederek tedavi etmeyi amaçlar.

Doktorunuz larenjit tedavisinde şu ilaçları kullanır;

  • Antibiyotikler: Neredeyse tüm larenjit vakalarında, sebep virüs olduğundan antibiyotikler işe yaramaz. Ancak bakteriyel bir enfeksiyonunuz varsa, doktorunuz bir antibiyotik önerir
  • Kortikosteroidler: Bunlar, vücudunuzun doğal olarak ürettiği kortizol gibi hormonları taklit eden insan yapımı ilaçtır. Kortikosteroidler ses teli iltihabını azaltmaya yardımcı olur ve şişliği giderir
  • Ağrı kesici ilaçlar: Ağrınız varsa, doktorunuz size uygun bir ağrı kesici önerir. İlaçlarınızın, ne sıklıkla ve ne kadar alınması gerektiğine ilişkin talimatları izlemelisiniz.

Diğer tedaviler;

  • Ses terapisi: Özellikle mesleki nedenlerden (öğretmen, ses sanatçısı vb.) ses kısıklığı yaşıyorsanız, bir dil terapisti, size sesinize nasıl özen göstereceğinizi ve onu zorlayan davranışları nasıl azaltacağınızı öğretir
  • Ses kutunuzda (gırtlakta) kitle, polip ya da başka hastalık olması durumlarında, tedavi için ameliyat olmanız gerekebilir.

Evde bakım;

  • Bol sıvı tüketin. Önceleri yutmak acı verici olabilir, ancak ne kadar çok sıvı alırsanız o kadar iyidir. Ayrıca alkol ve kafeinden uzak durun
  • Nemlendiriciler ve mentol inhalatörleri (ilaçları solumak için kullanılan aparat) kullanın. Nem, larenjit tedavisi sırasında sizin dostunuzdur ve mentol de yatıştırıcı etki gösterir
  • Ilık tuzlu suyla gargara yapın. Tuzluluk sadece bölgeyi yatıştırmakla kalmaz, aynı zamanda şişliği de azaltır
  • Ayrıca boğaz ağrısını iyileştirici etkisiyle bilinen, okaliptüs ve nane gibi otlar içeren boğaz pastillerini de emebilirsiniz
  • Kuru, dumanlı veya tozlu ortamlardan uzak durun
  • Fısıldamak gibi ses tellerinizi daha fazla yoran hareketlerden kaçının
  • Meyan kökü, hatmi ve kaygan karaağaç gibi bazı şifalı bitkiler, boğaz ağrısını kesiciler olarak bilinir, ancak bazı ilaçlarla etkileşime girerler

Larenjit nasıl önlenir?

Sesinizi sağlıklı tutmak ve larenjite neden olabilecek kuruluğu ve tahrişi önlemek için bu adımları izleyin.

  • Boğazınızı kurutan kahve, soda veya kafein içeren diğer ürünleri tüketmeyin
  • Gün boyunca bol su içerek susuz kalmayın
  • Sigara içmeyin ve ikinci el sigaradan uzak durun. Sigara içmek genel olarak sağlığınız için kötüdür ama aynı zamanda ses tellerini de zarar verir
  • Boğazınızı temizlemek gibi ses tellerinizin tahrişini ve şişmesini tetikleyen hareketlerden uzak durun
  • Özellikle son zamanlarda daha çok dikkat etmeniz gereken durum el hijyenidir. Viral bir enfeksiyondan korunmanız için ellerinizi temiz tutmalısınız. Ellerinizi sık sık ve uygun şekilde yıkayın

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Laparotomi nedir, ne için yapılır? Detaylar

Tıbbi literatürde abdominal explorasyon olarak tanımlan Laparotomi, sorunun kaynağını bulmak için karın boşluğunun tamamının açılarak keşif yapma durumudur. Sorunun kaynağını belirleyen cerrah, gerekli tedaviyi hemen gerçekleştirir.

Farklı bir tanımla; Laparotomi, tanısal amaçlı ya da terapötik amaçlı olarak yapılabilir. Tanısal amaçlı olarak yapılan laparotomi, karnın içerisini gözlemlemek amacıyla yapılır. Terapötik laparotomi ise ameliyat amacıyla karnın açılması işlemidir.

Laparotomi hangi durumlarda uygulanır?

  • Apendisit
  • Karın içi abseler
  • Endometriozis (Çikolata Kisti)
  • Kanserler
  • Mide veya barsak delinmesi
  • Dış (ektopik) gebelik
  • Yumurtalık (over) kistleri
  • Myomlar ve diğer rahim hastalıkları
  • Laparotomi aşamasında karna uygulanan kesinin alanı, ameliyatın neden yapıldığına ya da teşhise göre değişkenlik gösterebilmektedir.

En yaygın olarak yapılan kesi ise kanın ortasına uygulanan kesidir. Laparotomi çoğunlukla genel anestezi altında uygulanmaktadır. Ancak nadir olarak spinal anestezi ile de uygulanabilir.

Karın boşluğuna uygulanan kesiye laparotomi denilmektedir. Hastanın şikayetlerinin sebebini öğrenmek adına uygulanan cerrahi bir girişim olan laparotomi,röntgen ya da kan tahlilleri gibi araştırma yöntemlerinin teşhis koymakta yetersiz olduğu durumlarda uygulanmaktadır.

Laparotomi aşamasında, iç organlar açılmaktadır. Bu organlar araştırılır ve problemin kaynağı tespit edilir. Bu sayede sorun tespitinden sonra aynı uygulamada hasta ameliyat edilerek tedavide olabilir. Bu sayede iki kez ameliyat olunmaz.

Laparotomi ne zaman gereklidir?

Laparotomi işlemine gerek duyulan sorun genellikle geçmeyen karın ağrısıdır. Karın ağrısı, herhangi basit ağrı kesiciler ile geçmez. Bunun yanında bulantı, kusma ve barsak problemleri de meydana gelebilir. Bu belirtilere ek olarak karın şişliği de görülebilmektedir.

Bu gibi durumlarda laparotominin yapılması gerekir. Bu sayede sorunun kaynağı tespit edilebilir.

Karın bölgesinde ortaya çıkabilecek acil durumlardan en yaygını ise; Karın bölgesine alınan darbelerdir. Bu darbelere örnek olarak trafik kazası verilebilir. Trafik kazası sebebiyle damarların yırtılmış olma riski ya da iç kanama riski söz konusudur ve acil laparatomi yapılması gerekmektedir.

Hastanın şiddetli karın ağrısının olması durumunda ise şayet apandisit ya da jinekolojik farklı bir sorun mevcut değilse, teşhis koyabilmek adına ve şikayetler daha da şiddetlenmeden önce tedavinin yapılması gerekmektedir.

Laparotomi kimi zaman yalnızca küçük bir operasyon olarak uygulanabilir. Ancak bazı zamanlarda hastanın yoğun bakımda kalmasını gerektirebilecek kadar ciddi bir operasyona dönüşebilir.

Karın duvarı, laparotominin hangi amaçla yapıldığına göre farklı alanlarda ve farklı boyutlarda uygulanabilir. Bu farklılıklara örnek olarak; misal olarak apandisit operasyonu yapılacak ise karnın sağ alt bölümüne açılmaktadır. Bu kesi küçük boyutlardadır. Ancak safra kesesi ameliyatı yapılacak ise, karnın sağ üst kaburgasına ufak bir kesi açılır.

Şayet kesiler orta hattan uygulanır ise kas, sinir ve diğer dokuların daha az tahrip olması sağlanır. Ameliyat tamamlandıktan sonra kesinin açıldığı alandaki dokuların karşı karşıya gelmesi sağlanarak dikiş atılır. Bunun dışında gereksinim duyulan alanlara iltihabı ve kanı dışarı atacak drenler uygulanır.

Kısacası; laparotomi uygulanırken sindirim sistemi organları, mesane, üreme sistemi, karaciğer, pankreas, dalak, böbrekleri ilgilendiren sorunların tanısı ve tedavisi yapılabilir.

Hastalık teşhis edilmişken yapılan ya da teşhis edilmeden önce yapılan laparotomi uygulaması ise ikiye ayrılabilir. İşlem aşamasında yaygın olarak tercih edilen kesi ise: alt ya da üst yerine, orta hattan dik olarak açılan kesidir. Bu kesiye midline adı verilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Lameze yöntemi nedir? Detaylar

Lamaze yöntemi, 1950’lerin başında Fransız kadın doğum uzmanı Ferdinand Lamaze tarafından geliştirilmiştir ve günümüzün en yaygın doğum programlarından biridir. Bu yöntemi bir dizi ders alarak öğrenebilirsiniz. Bu derslerin amacı, doğuma hazırlanmanıza yardımcı olmak ve hamilelik ve doğum süreci hakkındaki olumsuz önyargıları olumlu duygularla değiştirmektir.

Bu dersler ayrıca doğumla başa çıkma ve ağrı yönetimi becerilerini öğrenmenize yardımcı olacaktır. Katılımcılara ve onların partnerlerine doğum ve doğumdan kaynaklanan rahatsızlığı hafifletmek için gevşeme teknikleri ve nefes alma modelleri öğretilir. Bu beceriler altı ila sekiz hafta boyunca sınıflarda öğretilir. Hamile kadınlar seçtikleri partneri ile katılabilirler.

Birinci sınıf: Üçüncü üç aylık dönem

İlk Lamaze dersiniz, hamileliğin bir parçası olan anatomik, fizyolojik ve duygusal değişikliklere genel bir bakış sağlayacaktır. Üçüncü üç aylık dönemdeki değişikliklere odaklanılacaktır. Birinci sınıftaki ortak konular ve etkinlikler şunları içerir:

Beklentileriniz; Siz ve partneriniz düşüncelerinizi, korkularınızı ve duygularınızı paylaşmanız için teşvik edilirsiniz. Birbirinize güvenmeniz ve birlikte çalışmanız öğretiliyor.

Hamileliğin normal rahatsızlıkları; Size ve eşinize, sırtınızın alt kısmını sürekli iterek bel ağrıları ve ağrıları için karşı baskı sağlamanız öğretiliyor. İkiniz de yaşadığınız herhangi bir rahatsızlığı tartışmanız için teşvik ediliyorsunuz. Eğitmeniniz size farklı çözümler öğretecek.

Emzirmenin faydaları; Emzirmek, doğumdan sonra rahminizin kasılmasına yardımcı olur. Bu kasılmalar ayrıca doğumdan sonra kan kaybını da azaltır. Anne sütü, bebeği çocukluk hastalıklarından korur. Emzirme deneyimi anne-bebek bağını güçlendirir.

Beslenme ihtiyaçları; Sağlıklı bir bebek için ek besleyici kalorilere ihtiyacınız devam ediyor. Beyin hücresi gelişimi, son üç aylık dönemde ve doğumdan sonraki 18 aya kadar gerçekleşir ve bu süre zarfında doğru beslenme çok önemlidir.

Üçüncü üç aylık dönemdeki değişiklikler; Vücudunuz büyüyen bebeğe uyum sağlamak için büyüdükçe, aşağıdaki değişiklikleri yaşamaya başlayabilirsiniz:

  • Enerji eksikliği veya yorgunluk hissedebilirsiniz
  • Kolayca gülebilir veya ağlayabilirsiniz
  • Kan hacminde bir artış olacak
  • Genel bir şişlik fark edebilirsiniz
  • Sık sık idrara çıkmanız gerekebilir

Faaliyetler; Birinci sınıf için aktivite seansı, aşamalı gevşeme, olumlu onaylamalar ve olumlu imgeler içerebilir. Siz ve eşiniz aşamalı gevşeme çalışması yapabilirsiniz. Kademeli gevşeme sırasında, önce ayaklarınızdan başlayarak her vücut parçanızı kasılır ve sonra gevşetirsiniz. Bu süreç, vücudunuzun rahat ve gergin olmadığında nasıl hissettiğini anlamanıza yardımcı olur. Doğum sırasında, rahatsanız rahim ağzınız daha kolay açılır.

Ayrıca, olumsuz düşünceleri olumlu imgelerle değiştirerek olumlu onaylamalar yapacaksınız. Bir örnek, ağrının başladığını hissederken kasılmayı memnuniyetle karşılamaktır. Pozitif imgeler kullanarak kasılma işini de görselleştirebilirsiniz.

İkinci sınıf: Özel yer görüntüleri

İkinci sınıfta şunları tartışacaksınız:

  • Fetal büyüme
  • Fetüs gelişimi
  • Fetal hareket sayımı
  • Bebeklerin uyanma ve uyku döngüleri

Birinci sınıfta keşfettiğiniz doğum ve doğum hakkındaki duyguların tartışacaksınız. Ayrıca doğum sırasında  anatomik ve fizyolojik değişiklikleri de gözden geçireceksiniz. Bazı eğitmenler, katılımcılara doğum filmlerini gösterme zamanı olarak ikinci sınıfı seçerler.

Özel yer görüntüleri; Sınıfın aktivite bölümünde ikinci bir gevşeme dizisi öğretilir. Özel yer görüntülerini kullanmak, kendinizi hoş bir yerde hayal etmeyi ve özel yerin manzaralarına, seslerine ve kokularına odaklanmayı içerir. Bu teknik, kendinizi acıdan uzaklaştırmanıza ve olumlu duygulara odaklanmanıza yardımcı olur.

Üçüncü sınıf: Lamaze teorisi

Muhtemelen üçüncü sınıfta fetal gelişim ve bazı nefes alma teknikleri hakkında daha fazla şey öğreneceksiniz.

Lamaze teorisi; Eğitmeniniz ağrı algısını sunacak ve tartışacaktır. Doğumla ilgili olarak size söylenen veya inandıklarınız şeyleri paylaşmanız teşvik edilebilirsiniz. Doğum sırasında neler olduğu hakkında ayrıntılı bir tartışma, doğum sürecini aydınlatmaya yardımcı olabilir.

Doğumun doğasını daha çok anladıkça, onu normal bir olay olarak görmeye başlayabilirsiniz. Doğuma hazırlık, sizin ve eşinizin bebeğinizin doğumunu olumlu bir şekilde deneyimleme becerisine vücudunuzun daha fazla güvenmesine yardımcı olabilir. Aynı zamanda sizin ve eşinizin bu deneyime daha tam olarak katılmanıza yardımcı olabilir.

Fetüs gelişimi; Üçüncü sınıfın bir diğer odak noktası ise gelişen fetüs ve yeni doğmuş bir bebeğe geçişidir.

  • Gelişmekte olan bebeğiniz nasıl nefes alıyor?
  • Bebeğiniz kaslarını nasıl güçlendiriyor ve çalıştırıyor
  • Bebeğinizin ses duymaya başlaması
  • Bebeğinizin görme yetisini geliştirmeye başlaması

Ayrıca yeni doğmuş bir bebeğin hayatının ilk 30 dakikasında ne kadar uyanık ve reaktif olacağını ve bebek aktifken emzirmeye başlamanın en iyisi olduğunu da tartışacaksınız.

Solunum teknikleri; Ağızdan nefes alma teknikleri, hissettiğiniz ağrıyı azaltmak için nefesinizi modellemenizi öğretir. Her kasılma başladığında, derin veya arındırıcı bir nefes alırsınız. Bu derin nefesi, burundan içeri ve büzülmüş dudaklardan yavaş, derin nefes alma takip eder. Dikkatli nefes almaya odaklanmak dikkatinizi dağıtır ve rahatsızlık duyduğunuzu azaltır.

Başka bir nefes alma rejimi de “hee, hee, hee” seslerini tekrar ederken yavaşça nefes almaktır. Partneriniz size yardımcı olacak, sizinle birlikte nefes alacak ve sizi cesaretlendirecektir. Serviksiniz tamamen açılmadan önce itme dürtüsü hissederseniz, daha hızlı, kısa nefesler vermeniz gerekebilir. Doğum sırasında en yararlı bulduklarınızı bularak, bu nefes alma tekniklerini önceden öğrenmeye ve uygulamaya teşvik edilirsiniz.

Dördüncü sınıf: Aktif emek

Dördüncü sınıfın odak noktası, serviks yaklaşık 4 santimetre (cm) genişlediğinde başlayan aktif doğumdur. Partneriniz, aktif doğum sırasında size destek olacak teknikleri öğrenecek. Ayrıca doğum sırasında kaslarınızı gevşetmeye yardımcı olacak bir strateji olan dokunarak gevşeme hakkında bilgi edineceksiniz.

Aktif emek; Rahim tekrar tekrar kasıldıkça rahim ağzı giderek genişler. Erken doğum sırasında kasılmalar kısadır ve her 20-30 dakikada bir ortaya çıkar. Erken doğum genellikle yavaş ilerler. Serviks yaklaşık 6 cm açıldığında aktif doğum başlar. Kasılmalar birbirine daha yakın ve daha yoğun bir şekilde gerçekleşecektir. Doğum genellikle daha hızlı ilerler. Odaklanmak ve ağrıyla başa çıkmak için yardıma ihtiyacınız olabilir.

Rahim ağzı 6 ila 8 cm genişlediğinden doğum yoğunlaşır. Bu genişleme seviyesine bazen geçiş aşaması denir. Bu süre zarfında siz ve eşiniz doğum sancısı ile başa çıkmak için çok çalışacaksınız. Bir jetli küvet, sallanan sandalye veya doğum topu daha rahat etmenize yardımcı olabilir.

Serviksiniz tamamen açıldığında doğum eyleminin ilk aşaması tamamlanmış olur. Doğumun ikinci aşamasında, bebek doğum kanalına inerken genellikle itme dürtüsü hissedersiniz. Her kasılmada bir nefes almaya ve bebeği aşağı ve kasık kemiğinizin altına itmeye teşvik edilirsiniz. Bebeğin başı vajinal açıklığı esnetip görünür hale geldikçe, odaklanmanıza yardımcı olması için uzanıp bebeğin başına dokunabilirsiniz.

Partnerinizin şunları yapması önerilir:

  • Seninle nefes alması
  • Sana harika bir iş çıkardığını hatırlatması
  • Sırtınıza, uyluklarınıza veya karnınızın alt kısmına mesaj yapması
  • Sana içmen için sıvılar verilmesi
  • Yanında olduğunu hatırlatması

Dokunma rahatlaması; Dokunarak gevşetme, doğum sancılarıyla başa çıkmanıza yardımcı olmak için öğretilecek bir tekniktir. Partneriniz dokundukça her kas grubunu gevşetmek için kendinizi şartlandırmayı öğrenirsiniz. Partneriniz gergin olduğunuzda nasıl göründüğünüzü belirlemeyi ve kasları gevşetmenize yardımcı olmak için gergin bölgeye dokunmayı öğrenir.

Beşinci sınıf: İtme teknikleri

Beşinci sınıfta, doğum sırasında sırt ağrısını hafifletmek için itme teknikleri ve stratejileri öğreneceksiniz. Ayrıca doğum yaptıktan sonraki ilk birkaç haftaya nasıl hazırlanacağınızı da tartışacaksınız.

İtme teknikleri; Bebeğiniz doğum kanalından aşağı doğru ilerlerken, kendinizi istemeden iterken bulabilirsiniz. Bu doğal dürtüye yardımcı olacak çeşitli teknikler vardır. Kasılmanın başlangıcında bir nefes alabilir ve iterken havayı yavaşça serbest bırakabilirsiniz. Bu, açık glottis yöntemi olarak bilinir. Ayrıca derin bir nefes alabilir, nefesi tutabilir ve toplayabildiğiniz tüm güçle aşağı inebilirsiniz.

Geri emek; Bazı kadınlar doğum sancılarının çoğunu sırtlarında hissederler. Elleriniz ve dizleriniz üzerinde pelvik sallanma veya çömelme bu rahatsızlığı hafifletebilir. Sırtın alt kısmında sıcak paket veya buz torbası da yardımcı olabilir. Partnerinizin belinize uyguladığı sert karşı baskı da biraz rahatlık sağlayabilir.

Doğum sonrası başa çıkma; Siz ve eşiniz, kendinizi ve evinizi yeni bir bebeğin gelişine hazırlamanız teşvik edilir. Bu süre zarfında düzeltilmesi kolay, besleyici yiyecekler yardımcı olur. Arkadaşlarınızdan ve ailenizden yardım almayı öğrenmelisiniz. Yeni bir bebeğe ebeveynlik yapma becerilerini öğrenirken mizah anlayışınızı geliştirmeye teşvik edilirsiniz.

Altıncı ve son sınıf, program boyunca kapsanan materyallerin bir incelemesinden oluşacaktır. Son sınıfın önemli bir amacı, doğum sürecinin normal bir süreç olduğunu anlamanıza yardımcı olmaktır.

Lamaze yöntemi, doğuma hazırlanmanıza yardımcı olabilecek sadece bir programdır. Birçok kişi öğrettiği strateji ve teknikleri büyük gün ve sonrasında faydalı buluyor. Küçük bir hazırlık, doğum eylemine olumlu ve ne olacağından emin hissetmenize yardımcı olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Laktoz intoleransı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Laktoz intoleransı, süt ürünlerindeki ana karbonhidrat olan laktozu sindirememekten kaynaklanan sindirim bozukluğudur. Laktoz anne sütünde de bulunur ve hemen hemen herkes onu sindirme yeteneği ile doğar. Beş yaşın altındaki çocuklarda laktoz intoleransı görülmesi çok nadirdir.

Laktoz doğada sadece sütte bulunan disakkarit formunda bir şekerdir. Süt şekeri olarak da isimlendirilebilir. Bağırsaklardan salgılanan laktaz isimli bir enzim tarafından parçalanır. Bağırsaklarda bu enzim yeteri kadar bulunmadığında ya da yetersiz çalıştığında laktoz intoleransı denilen bir hastalık tablosu oluşur. Laktoz intoleransına sahip hastalar süt ve süt ürünleri tükettiklerinde ciddi sindirim problemleriyle karşılaşırlar. Bu durum da hastaların yaşam kalitesini ileri düzeyde bozar.

Nedenleri;

Süt ve süt ürünleri içeren tüm gıdalar laktoz intoleransına sebep olur. Süt, yoğurt, peynir, tereyağ, dondurma, süt tozu, işlenmiş gıdalar, sucuk, sosis, patates cipsi, çikolata, pasta, krema, bisküvi, kurabiye gibi gıdaların hepsinde süt ve süt ürünleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tüm bu gıdalar tüketildiğinde laktoz intoleransı ortaya çıkabilir. Şiddetli intoleransı olan bireylerde yenilen yemeğin içerisine bir damla bile süt karışmış olsa ciddi semptomlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bu hastaların yemek açısından hayat kaliteleri oldukça düşüktür.

Ayrıca süt ve süt ürünleri Kalsium, B12, A ve D vitaminleri ve protein açısından da oldukça zengin gıdalardır. Bu ürünleri tüketememek bireylerde ciddi eksikliklere sebep olur. Bu hastaların muhakkak doktor kontrolünde, diğer protein kaynaklarından bol miktarda tüketmeleri ve eksik olan vitaminleri takviye şeklinde almaları gerekmektedir. Laktoz intoleransı olan hastalara bol miktarda meyve, tofu, soya fasulyesi, kale, brokoli tüketmeleri önerilmektedir.

Belirtileri;

  • Karın ağrısı ve kramplar
  • Şişkinlik
  • Gaz
  • İshal
  • Mide bulantısı
  • İştahsızlık

Bu belirtiler genellikle laktoz içeren gıdalar yedikten veya içtikten sonra 30 dakika ila 2 saat içinde görülmeye başlar. Çocuklarda laktoz sindiriminde sorun olup olmadığının kontrolü için, en az 2 hafta boyunca çocuğun beslenmesinde yer alan tüm süt ve süt ürünleri çıkarılarak belirtilerin olup olmadığının gözlemlenmesi önerilir.

Birçok süt ürünü olmayan hazır gıdalar da laktoz (ör: peynir altı suyu) içerdiğinden, çocukların beslenmesinde bu düzenlemeyi yapmak çoğu zaman zordur. Bu gibi durumlar için, yiyeceklerin etiketinde yer alan maddelerin içeriği okunmalı ve buna göre önlem alınmalıdır. Eğer bu şekilde değerlendirmenize güvenemiyor ama çocuğunuzun laktoz intoleransı olduğunu düşünüyorsanız, çocuk doktoru ile görüşmenizi tavsiye ederiz.

Tanısı;

Laktoz intoleransı için en yaygın test, laktoz nefes testi diğer bir adıyla “hidrojen nefes testi” dir. Bu testle kişiye belirli miktarda laktoz verilmesinden sonra, nefesteki hidrojen seviyeleri ölçümlenir. Laktoz sindirimi normal olan kişilerde hidrojen, kişinin nefesinde düşük seviyelerde bulunur.  Ancak, bağırsaklarda laktoz sindirim süreci bozuk olan kişilerde ise tam tersine nefeste hidrojen seviyeleri yükselir.

Tedavisi;

Test sonucuna bağlı olarak, doktorunuz sizi bir çocuk gastroenteroloji uzmanına sevk edebilir. Gastroenteroloji uzmanı, endoskopi ile alınan ince bağırsak örneğinden laktaz ve diğer enzimleri ölçebilir. Bu prosedürle dokudan örnekler alınarak, bağırsak içinin görüntülenmesi sağlanır.

Laktoz intoleransı olan çocuklar için diyet uygulamalarında birçok seçenek bulunuyor. Başlangıç olarak market alışverişleri ve diyet uygulamalarında aileler zorlanabilir. Ancak laktoz intoleransı bulunan çocuklu ailelerin hayatı, çocuk doktoru ve diyetisyen desteği ile kolaylaşır. Aileler günlük yaşamlarına kolaylıkla devam edebilir.

Dikkat edilmesi gerekenler;

  • Süt ürünlerini tamamen diyetinizden çıkarmak, önemli besin maddelerinde eksikliğe sebep olmaktadır. Tolerasyon durumuna göre tamamen kaçınmak gerekli olmayabilir
  • Laktoz içermeyen kalsiyumdan zengin besinler tüketebilirsiniz. (Soya sütü, badem sütü, laktozsuz süt )
  • Laktoz içeriği daha az olan yoğurt tolere edilebiliyorsa tercih edilebilir
  • Peynir ve çeşitleri rahatsız ediyorsa tüketimi azaltılmalıdır
  • Süt ile hazırlanan çorbalar ve tatlılar tolerasyon durumuna göre kısıtlanabilir
  • İçerisinde süt bulunan gıdalar etiket okunarak tespit edilmeli ve diyetten çıkarılmalıdır. Market alışverişlerinde süt alınacağı zaman laktozsuz olmasına dikkat edilmelidir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Lagoftalmi nedir? Nedenleri, Tanısı, Tedavisi

Lagoftalmi, gözlerin tamamen kapanmasını engelleyen bir rahatsızlık durumdur. Sorun sadece uyuduğunuzda ortaya çıkıyorsa, buna gece lagoftalmi denir. Bu durum genellikle zararsızdır, ancak gözlerinizi hasara karşı savunmasız bırakır.

Lagoftalmi aynı zamanda daha ciddi rahatsızlığın belirtisi olabilir, bu nedenle gözlerinizi kırpmakta veya kapamakta sorun yaşıyorsanız doktorunuza başvurmalısınız.

Belirtileri;

Lagoftalminin ana belirtisi gözleri kapatamamaktır. Gece lagoftalminiz varsa, bunu bilmiyor olabilirsiniz. Lagoftalmi olduğunu düşünüyorsanız bir veya iki gözde bu ek belirtileri arayın:

  • Artan gözyaşları
  • Göze yabancı bir cisim sürtünme hissi
  • Özellikle sabahları ağrı veya tahriş

Nedenleri;

Lagoftalmiye farklı şeyler neden olabilir, ancak çoğunlukla iki kategoriye ayrılırlar.

Birincisi, göz kapağınızdaki kasları kontrol eden yedinci kraniyal sinire verilen hasardır. Bu aynı zamanda yüz siniri olarak da bilinir. Birçok şey yüz sinirine zarar verebilir:

  • Künt travma veya derin bir kesikten kaynaklı yaralanma
  • İnme
  • Bell felci
  • Tümörler, özellikle akustik nöromlar
  • Möbius sendromu
  • Guillain-Barre sendromu gibi otoimmün koşullar

İkincisi ise;

  • Yanıklardan, yaralanmalardan veya Stevens-Johnson sendromu gibi belirli tıbbi durumlardan kaynaklanan
  • Yara izi
  • Göz kapağı ameliyatı
  • Sarkık göz kapağı sendromu

Çıkıntılı ve çökmüş gözler de lagoftalmiye yol açabilir…

Tanısı;

Doktorunuz  tıbbi geçmişinizi ve fizik muayeneyi kullanarak lagoftalminin altında yatan nedeni bulmaya çalışacaktır. Doktorunuza bilmedikleri herhangi bir yeni yaralanma veya enfeksiyon hakkında bilgi verdiğinizden emin olun.

Doktorunuz da muhtemelen bazı testler yapacaktır. Gözlerinizi kapatmaya çalışırken aşağı bakmanız istenebilir. Doktorunuz bir cetvelle göz kapaklarınız arasındaki boşluğu ölçecektir. Ayrıca ne sıklıkta göz kırptığınızı ve yaptığınızda gözünüzün ne kadar kapandığını da kaydedebilir. Gözlerinizi kapatmak için kullandığınız kuvvet miktarı, doktorunuzun yüz sinirinin dahil olup olmadığını anlamasına da yardımcı olabilir.

Muhtemelen , gözlerinize daha iyi bakmak için mikroskop ve parlak ışık kullanmayı içeren bir yarık lamba muayenesi yapacaklar . Doktorunuz ayrıca, gözünüzde herhangi bir hasar belirtisi olup olmadığını görmek için bir floresan göz lekesi testi yapabilir .

Tedavisi;

Cerrahi tedavi; Üst veya alt göz kapağının pozisyonunu değiştirmek, lagoftalmi semptomlarını tedavi edebilir veya iyileştirebilir. Diğer bir prosedür, üst göz kapağına altın ağırlıkların yerleştirilmesidir, bu da gözlerin yerçekimi ile kapanmasına izin verir.

Lagoftalmi geçici bir durumdan kaynaklanıyorsa, doktorunuz tarsorafi önerebilir. Bu, göz kapaklarınızı tamamen veya kısmen geçici olarak dikmeyi içerir. Gözün kapalı tutulması, altta yatan durumdan kurtulurken gözünüze herhangi bir ek zarar gelmesini önlemeye yardımcı olur.

Altta yatan durumun iyileşmesi biraz zaman alacaksa, doktorunuz kalıcı bir tarsorafi yapabilir. Hala görebilmeniz için büyük olasılıkla küçük bir açıklık bırakacaklar. İyileştikten sonra, doktorunuz açıklığı büyütecektir.

Felçli bir yüz siniriyle ilişkili şiddetli lagoftalmi için, doktorunuz göz kapağı için daha fazla destek sağlayan bir prosedür önerebilir. Bunlar arasında sinir ve kas transferleri, implantlar ve yüz reanimasyon prosedürleri bulunur.

Cerrahi olmayan tedavi; Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri, durumun kendisinden ziyade lagoftalmi semptomlarını tedavi etmeye odaklanma eğilimindedir. Gün boyunca yapay gözyaşı (Visine Pure Tears, Refresh) uygulamak gözlerinizin kurumasını ve kaşınmasını önlemeye yardımcı olabilir. Çizilmeleri önlemek için gün boyunca korneanıza koruyucu bir merhem de sürebilirsiniz.

Gece lagoftalminiz varsa, gözlerinizi korumaya ve nemlendirmeye yardımcı olabilir. Daha fazla nem için uyurken yakınınızda bir nemlendirici bulundurabilirsiniz . Doktorunuz, göz kapaklarınızı kapalı tutmak için dış taraflarına küçük ağırlıklar koymanızı önerebilir. Cerrahi bant aynı etkiyi sağlayabilir.

Komplikasyonları;

Tedavi edilmeyen lagoftalmi, göz kapaklarınız tarafından korunmadıkları için gözlerinizi çiziklere ve diğer yaralanmalara karşı savunmasız bırakır.

Gözlerinizin sürekli olarak maruz kalması, lagoftalmi ile aynı semptomlara sahip olan keratopatiye de yol açabilir. Keratopatiye maruz kalma, sonunda gözünüzün açık ön kısmı olan korneanızın şişmesine veya incelmesine neden olabilir. Ayrıca kornea ülserine de neden olabilir.

Lagoftalmi tedavi etmek için yapılan ameliyatın da komplikasyonları olabilir. Tarsorrhaphy kalıcı yara izi bırakabilirken, altın ağırlıklı implantlar orijinal yerlerinden uzaklaşmaya başlayabilir. Ek sorunları önlemek için doktorunuzun ameliyat sonrası talimatlarını izlediğinizden emin olun.

Lagoftalmi ile yaşamak;

Lagoftalmi tehlikeli bir durum değildir, ancak sonunda göz problemlerine yol açabilir. Altta yatan nedeni bulmak için doktorunuzla birlikte çalışın. Sebebe bağlı olarak lagoftalmi, gözlerinizi nemli tutmaya ve korumaya yardımcı olmak için ameliyat veya ürünlerle tedavi edebilirsiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuvaşiorkor nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kıtlık yaşanan bölgelerde görülen bir beslenme bozukluğu olan Kuvaşiorkor (Kwashiorkor), protein eksikliğinden kaynaklanan yetersiz beslenme durumudur. Memeden kesilen çocuklarda 6. aydan sonra görülen ve genel olarak 18. ay ile 3 yaş arasında seyreden bir hastalıktır.

Kwashiorkor’dan etkilenen çoğu insan, erken tedavi edilirse tamamen iyileşir. Kwashiorkor görülen çocuklar düzgün bir şekilde büyüyemeyebilir veya gelişmeyebilir ve hayatlarının geri kalanında bodur kalabilir. Kwashiorkorun tedavisi ertelendiğinde zihinsel ve fiziksel yapıda ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

Nedenleri;

Gelişmekte olan ülkelerde Kuvaşiorkor un nedeni sosyoekonomiktir. Memeden kesilen kwashiorkorlu çocukların beslenme öykülerini incelediğimizde yalnızca şeker, nişasta, sulu ve unlu mamalar ile beslenildiğini, listenin saf ve safa yakın karbonhidrat içeren besinler içerdiğini görmekteyiz. Yani enerji alımı gereken düzeyde alınsa da protein alımı oldukça yetersizdir. Kuvaşiorkor da beslenme hatalarının nedeni genellikle ekonomik durumdan kaynaklanmaktadır.

Bunlara ek olarak sosyoekonomik sebepleri alt başlıklarda inceleyecek olursak ilk maddeyi aile yapısı gösterebiliriz. Örneğin yetersiz ve dengesiz beslenen çocuklar genellikle büyük ailelerde bulunmaktadır. Büyük ailelerde yetişen çocukların ağırlık ölçümlerinde genele nazaran daha düşük ağırlıkta oldukları saptanmıştır. Bu, evde birden fazla okul öncesi çocuğu bulunan annelerin çocuklarına gerekli ve yeterli bakımı sağlayamadıklarını gösterir.

Sosyoekonomik sebeplerden bir diğeri olan anneye ait özelliklere bakacak olursak annenin çalışması bebeğin beslenme durumunu kötü yönde etkileyebilmektedir. Özellikle kırsal kesimde büyüyen çocuklar hasat zamanlarında annelerinden uzun saatler ayrı kaldığı için beslenmesi ya diğer kardeşlere ya da yaşlılara bırakılmaktadır. Ki iki yaşta da beslenme konusunda bilgisizlik görülmektedir.

Belirtileri;

  • Cilt ve saç renginde (pas rengine) ve dokudaki değişim
  • Yorgunluk
  • İshal
  • Kas kaybı
  • Büyümek veya kilo almamak
  • Ayak bilekleri, ayaklar ve göbek ödemi (şişlik)
  • Daha sık ve şiddetli enfeksiyonlara yol açabilen hasarlı bağışıklık sistemi
  • Sinirlilik
  • Pul pul döküntü
  • Şok

Tanısı;

Kwashiorkor’dan şüpheleniliyorsa, doktorunuz öncelikle genişlemiş bir karaciğer ( hepatomegali ) ve şişlik olup olmadığını kontrol etmek için sizi muayene edecektir . Daha sonra, kanınızdaki protein ve şeker seviyesini ölçmek için kan ve idrar testleri istenebilir.

Yetersiz beslenme ve protein eksikliği belirtilerini ölçmek için kanınız ve idrarınız üzerinde başka testlerde yapılabilir. Bu testler kas kayıplarını, böbrek fonksiyonunu, genel sağlığı ve büyümeyi değerlendirebilir. Bu testler şunları içerir:

  • Arteryel kan gazı
  • Kan üre nitrojen (BUN
  • Kkandaki kreatinin seviyeleri
  • Kandaki potasyum seviyeleri
  • İdrar tahlili
  • Tam kan sayımı (CBC)

Tedavisi;

Tedavinin ilk adımında çocuğun Kwashiorkor olmasına sebep olan etmenler tespit edilir ve çocuğun anne sütü alıp almadığı, gerekli ek besinleri tüketme durumu öğrenilir.

Ailenin geliri ve beslenme olanakları göz önüne alınarak çocuğun doğru beslenmesi için anneye gerekli eğitim verilir. Yiyeceklerin nasıl en az besin kaybıyla hazırlanıp pişirileceğinin de anneye öğretilmesi önem arz etmektedir. Amacımız zaten ortalama gelir düzeyine sahip aileye pahalı mama veya besinler aldırmak değil ailenin olanaklarının ve yöresel besinlerin değerlendirilmesidir.

Kwashiorkor tanısı konmuş çocuğa doktor evde tedaviyi uygun gördüyse beslenme önerileri diyetisyen tarafından verilmelidir. Sonraki süreçte çocuk izlenmeye alınmalıdır. Ailenin beslenme ile ilgili eğitimine de dikkat etmek önemlidir. Hastalığa eşlik eden enfeksiyon, ishal gibi hastalıkların olup olmadığı tespit edilir ve varlığı durumunda tedavi altına alınır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuru göz hastalığı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hiçbir zaman kalıcı görme kaybına neden olmayan Kuru Göz Hastalığı (Keratoconjunctivitis Sicca), gözün yeteri kadar gözyaşı üretmediği durumlara ya da gözyaşının normal kimyasal içeriğe sahip olmadığı durumlara denir.

Sağlıklı bir bedene sahip olmanın en önemli koşullarından biri sağlıklı gözlere sahip olmaktır. Bu nedenle göz sağlığının korunması için gerekli tedbirlerin alınması ve göz kontrollerinin aksatılmadan yaptırılması gerekir. Böylece oluşabilecek olan göz hastalıkları önceden tespit edilebilir ve tespit edilen hastalıkların tedavisi hızlıca yapılabilir. Sağlıklı ve güçlü gözler için insanların günlük yaşamda da dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Düzenli göz muayenesi olmak bunların başında gelir.

Bunun yanında göz sağlığına iyi gelen havuç, portakal suyu, kavun vs. gibi gıdaların tüketimine de özen gösterilmelidir. Göz sağlığı için gerekli özeni göstermek hayat kalitesinin yüksek olmasını sağlar ve daha kaliteli bir yaşam sürülmesine ön ayak olur. Tüm bunlar göz önüne alınarak göz sağlığının daima korunması gerektiğini unutmamak gerekir. Çünkü halk arasında basit denilebilecek göz kuruluğunun bile ciddi sorunlara yol açma ihtimali vardır.

Nedenleri;

Normalde, yaşlandıkça zaten gözyaşı miktarımız azalır. Menapoz sonrası ve yaşlı kadınlarda kuru göz görülme sıklığı daha artar. Bununla birlikte erkeklerde ve kadınlarda her yaşta görülmesi mümkündür. A vitamini eksikliğine bağlı kuru göz çok nadirdir ve özellikle de gelişmemiş ülkelerde gözlenir.

Kuru göz, başka problemlerle de ilişkili olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin göz kuruluğu ile birlikte ağız kuruluğu ve eklem ağrıları mevcut ise Sjögren sendromundan süphelenilebilir. Bazı romatizmal hastalıklar gözyaşı salgısında azalmaya yol açabilir. Bazı ilaçlar da gözyaşı salınımını azaltarak kuru göz neden olabilirler.

Belirtileri;

  • Yabancı cisim hissi: göz içindeki bir kum veya kirpik gibi
  • Kaşınma
  • Yanma
  • Tahriş, kızarıklık
  • Gözlerde sulanma: kuru alanlar gözyaşı kanallarını uyarırlar
  • Okuma, TV izleme veya bilgisayarda çalıştıktan sonra artan bir rahatsızlık
  • Göz kırpma ile düzelen bulanık görüş
  • Salgılar: uzayan yapışkan lifler
  • Göz kapaklarını açmada zorluk; ağır göz kapakları

Tanısı;

Kişi, yanma batma ve gözlerde kuruma hissinden yakınıyorsa bu sorunu ihmal etmemeli ve mutlaka bir göz muayenesi yaptırmalıdır.

Göz kuruluğu tanısı için bir dizi tetkik gereklidir. Gözyaşının özel boyalarla boyanması olarak tanımlanabilecek, “fluorescein gözyaşı testi” veya “lissameine green streep gözyaşı şeritleri” ile gözyaşı miktarının ölçümünü de gerçekleştirebilir.

Gözyaşı miktarı ve gözyaşı kırma zamanının belirlenmesinden sonra gözde iltihap olup olmadığı da bir testle saptanmalıdır. Gözyaşı osmolarite testi göz kuruluğu tanısında çok yardımcı olabilmektedir.

Kornea topografisi çekilerek kuruluk adacıklarının değerlendirilmesi, kapakta salgı yapan meibomium bezleriningörüntülenmesi karar vermede büyük yarar sağlamaktadır. Gözyaşının oluşumunda eksik olan parametrenin tespit edilmesinin ardından tedavi yöntemi belirlenir.

Tedavisi;

Göz kuruluğunun tedavisindeki amaç öncelikle göz yüzeyinin nemli kalmasını sağlayacak düzeyde gözyaşı tabakasının yeniden oluşturulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda tedavi yöntemlerinin başında göz damlaları gelir.

Göz damlalarının birçok çeşidi bulunur. Bazı göz damlalarının içeriğinde yer alan çeşitli mineraller görme ile ilgili diğer problemlerin de iyileşmesine katkı sağlayabileceği için göz hekimleri tarafından önerilebilir.

Yapay gözyaşı bulunduran damlalar koruyucu içeren ve içermeyen olmak üzere temel olarak 2 çeşit olarak bulunur. Koruyucu maddeler yapay gözyaşı içerisinde bakteriler gibi çeşitli mikroorganizmaların üremesini engelleyici etki yapar. Ancak bazı kişilerde koruyucu maddelerin gözde meydana gelen tahrişi arttırıcı etki yapması nedeniyle koruyucu içermeyen yapay gözyaşı damlaları tercih edilebilir. Yapay gözyaşı damlaları göz yüzeyindeki stresin azalmasına ve görme kalitesine katkı sağlayabilir.

Göz damlaları dışında altta yatan nedenin gözyaşı üreten bezlerde bir iltihaplanma durumu olması halinde ilgili hekim tarafından antiinflamatuar ilaçlar göz kuruluğu tedavisinde reçetelendirilebilen ilaçlardır. Bakteriyel bir enfeksiyon sonucunda göz kuruluğu oluştuğunun tespit edilmesi halinde ise göz için kullanılacak antibiyotik ilaçlar kullanılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın