EURO 2024: İspanya İlk 45 Dakikada İşi Bitirdi

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) B Grubu ilk maçında İspanya ile Hırvatistan, Berlin Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. İspanya, ilk 45 dakikada bulduğu gollerle karşılaşmadan 3-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / İngiliz hakem Michael Oliver’in düdük çaldığı maçta İspanya’ya galibiyeti getiren golleri 29. dakikada Alvaro Morata, 32. dakikada Fabian Ruiz ve 45. dakikada Daniel Carvajal kaydetti.

İspanya, B Grubu’ndaki ikinci maçında 20 Haziran Perşembe günü İtalya ile karşılaşacak. Hırvatistan ise 19 Haziran Çarşamba günü Arnavutluk ile kozlarını paylaşacak.

İspanya 29. dakikada Alvaro Morata’nın golüyle 1-0 öne geçti. 32. dakikada Pedri’nin pasında Fabian Ruiz topu ağlara göndererek farkı 2’ye çıkardı. 45+2. dakikada Dani Carvajal’ın fileleri havalandırmasıyla İspanya soyunma odasına 3-0 önde girdi.

80. dakikada Hırvatistan penaltı kazandı. Petkovic’in şutunda kaleci Simon penaltıyı kurtardı, dönen topu yine Petkovic ağlara gönderdi. Ancak kural ihlali nedeniyle hakem golü iptal etti. İlerleyen dakikalarda başka gol olmayınca mücadele İspanya’nın 3-0 üstünlüğü ile sona erdi.

Paylaşın

Real Madrid 15. Kez Şampiyonlar Şampiyonu

İspanya temsilcisi Real Madrid, Almanya temsilcisi Borussia Dortmund’u Dani Carvajal ve Vinicius Junior’ın attığı gollerle 2-0 yenerek 15. kez şampiyonlar şampiyonu oldu.

Haber Merkezi / Real Madrid Teknik Direktörü Carlo Ancelotti, Şampiyonlar Ligi kupasını beşinci kez kazanarak, bu kupayı en çok kazanan teknik direktör başarısını bir adım daha ileri taşıdı.

Avrupa Şampiyonası’nın ardından futbolu bırakacağını duyuran Real Madrid’in başarılı orta sahası Toni Kroos da profesyonel futbol kariyerinin bir kulüp formasıyla son maçına çıktı.

İngiltere’nin başkenti Londra’daki Wembley Stadı’nda oynanan karşılaşmaya hızlı başlayan ve üst üste ataklar gerçekleştiren Borussia Dortmund oldu. Sarı-siyahlıların 23. dakikada yakalandığı pozisyonda Füllkrug’un şutunda meşin yuvarlak direkten oyun alanına döndü.

İlk yarıdan gol sesi çıkmazken ikinci yarıda Real Madrid, 74. dakikada kullanılan kornerde Dani Carvajal’ın kafa vuruşuyla 1-0 öne geçti. Real Madrid 83. dakikada gelişen atakta da Vinicius Junior’un ayağından bulduğu golle farkı 2’ye çıkardı.

Real Madrid; daha önce 1956, 1957, 1958, 1959, 1960, 1966, 1998, 2000, 2002, 2014, 2016, 2017, 2018 ve 2022 yıllarında olmak üzere kupada 14 kez mutlu sona ulaşmıştı. Borussia Dortmund ise kupadaki tek şampiyonluğunu 1997’de elde etmişti.

Stat: Wembley

Hakemler: Slavko Vincic, Tomaz Klancnik, Andraz Kovacic (Slovenya)

Borussia Dortmund: Kobel, Ryerson, Hummels, Schlotterbeck, Maatsen, Emre Can (Dk. 80 Malen), Sabitzer, Brandt (Dk. 80 Haller), Sancho (Dk. 87 Bynoe-Gittens), Adeyemi (Dk. 72 Marco Reus), Füllkrug

Real Madrid: Courtois, Carvajal, Rüdiger, Nacho, Mendy, Valverde, Camavinga, Kroos (Dk. 85 Modric), Bellingham (Dk. 85 Joselu), Rodrygo (Dk. 90+1 Militao), Vinicius Junior (Dk. 90+4 Vazquez)

Goller: Dk. 74 Carvajal, Dk. 83 Vinicius Junior (Real Madrid)

Paylaşın

İspanya, İrlanda Ve Norveç Filistin’i Tanıdı: İsrail’i İki Devletli Çözüme Zorlamak

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılmaya devam ediyor. İspanya, İrlanda ve Norveç Filistin’i 28 Mayıs itibariyle resmen tanıdı.

Haber Merkezi / İspanya’da sol koalisyon hükümeti, Bakanlar Kurulu toplantısında Filistin devletinin resmi olarak tanınması kararını onayladı.

Dışişleri Bakanı Albares, İspanya Hükümet Sözcüsü Pilar Alegría ve Bölgesel Politika ve Demokratik Hafıza Bakanı ile ortak bir basın toplantısı düzenledi. Jose Manuel Albares, “İspanya tarihine geçecek bir gün” diyerek Bakanlar Kurulu’nun kararını duyurdu.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ülkesinin başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini tanıdığını resmen ilan etmişti.

Sanchez Filistin’i resmen devlet olarak tanımak üzere toplanan Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptığı konuşmada, “Bu sadece tarihi bir adalet meselesi değil, aynı zamanda, barışı sağlamak için bir zorunluluktur” demişti.

Pedro Sanchez, “İspanya, başkenti Doğu Kudüs olan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan oluşan Filistin Devletini tanıyor. İspanya, her iki tarafça da kabul edilmediği sürece 1967 sınırdaki herhangi bir değişikliği tanımayacak. İspanya, Filistin’i tanıyan 140’tan fazla ülke arasında yer alıyor. Bu tarihi bir karardır” demişti.

Bu kararın “kimseye karşı alınmış bir karar” olmadığını vurgulayan Sanchez, kararın uluslararası saygıya dayandığını, 1967 sınırlarında hiçbir değişikliğin tanınmadığını vurgulamıştı.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, Brüksel’de yaptığı açıklamada “Filistin devletini tanımak, Filistin halkı için adaletle ilgilidir” demişti ve bu kararın bölgede barışa ulaşmak için kesinlikle gerekli olduğunun altını çizmişti.

Öte yandan Norveç Filistin’i resmi olarak tanıma kararını yürürlüğe geçirdi. Norveç’in Filistin’in yanı sıra İsrail ile yakın ilişkileri bulunuyor. Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan Norveç uzun yıllardır bağımsız Filistin devleti fikrini destekliyor.

Norveç Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, ülkesinin Filistin devletini resmen tanıdığı bu “özel günü” Norveç-Filistin ilişkileri açısından bir dönüm noktası olarak niteledi.

İki devletli çözüm konusunda İsrail’in “yapıcı taahhütte” bulunmamasını eleştiren Eide, ülkesinin “30 yılı aşkın süredir Filistin devletinin en güçlü savunucularından biri” olduğunu vurguladı.

İrlanda da Filistin’i bağımsız ve egemen bir devlet olarak resmen tanıdı. İrlanda Başbakanı Simon Harris, tanıma kararını imzaladıktan sonra yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya seslenerek, “Dünyanın çağrısına kulak ver, Gazze’de şahit olduğumuz insani felaketi sonlandır” dedi.

Harris, İrlanda’nın kararının “umutları canlı tutmakla” ilgili olduğunu söyleyerek, normalde İsrail ve Filistin arasında bir barış süreci sonunda tanımayı gerçekleştirmek istediklerini ancak “barış mucizesini hayatta tutmak için” bu adımı öne çektiklerini söyledi.

Aralarında Rusya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 144’ü Filistin’in bağımsızlığını tanıyor. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer birlik üyeleri.

Kısa sürede AB içinden yeni devletlerin benzer yönde adım atması bekleniyor. İngiltere ve Avustralya’nın yanı sıra AB ülkeleri Malta ve Slovenya da benzer bir adım atabileceklerini belirtmişti.

Öte yandan Almanya ve Fransa ise Filistin’in tanınması fikrine mesafeli yaklaşıyor. Fransa Filistin devletini tanımak için doğru zaman olmadığını ifade ederken Almanya da iki devletli çözümün yalnızca diyalog yoluyla sağlanabileceği konusunda ısrar ediyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 66 artarak 36 bin 50’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 383 artarak 81 bin 26’ya yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail’den tepki

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Filistin devletinin bu tek taraflı tanınmasının ardından İspanya’ya karşı bir dizi yaptırım uygulayacaklarını, İspanya’nın Gazze’deki diplomatik faaliyetlerine izin vermeyeceklerini açıkladı.

Katz, İspanya’nın Filistin’i tanıma kararının ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Madrid’i sert bir dille eleştirerek, “Yahudi halkına soykırım çağrılarında suç ortağısınız” dedi.

Tanımanın Filistin açısından sonuçları ne ?

Filistin Devleti’nin İspanya, İrlanda ve Norveç tarafından tanınması, otomatik olarak büyükelçiliklerin açılması ve büyükelçilerin değişimi anlamına gelmiyor. Gerçekte, diplomatik temsilin düzeyi daha çok devletler arasında aşama aşama müzakere edilecek.

Dolayısıyla üç ülkenin daha Filistin devletini tanımasının, Birleşmiş Milletler’deki statüsü üzerinde de hiçbir etkisi olmayacak. Filistin, 2012 yılından bu yana BM üyesi olmayan “gözlemci devlet” statüsüyle toplantılara katılıyor.

Filistin’in “üye devlet” statüsünün kabul edilmesine yalnızca Güvenlik Konseyi karar verebiliyor. Bu yöndeki bir öneri de masaya yatırılmış ve birkaç hafta önce Amerika’nın vetosu ile engellenmişti.

Bu nedenle Madrid, Dublin ve Oslo’nun, üçlü ve eşzamanlı tanınması, her şeyden önce siyasi bir jest. İsrailli liderlere, İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm fikrini yeniden teyit etmeleri yönünde bir mesaj.

Ayrıca bu güne kadar güney ülkeleri tarafından tanınan Filistin devletinin Oslo ve Dublin gibi kuzey başkentleri tarafından da tanıması önemli bir aşama olarak tanımlanıyor.

Paylaşın

Beş Avrupa Ülkesinden Filistin’in Bağımsızlığını Tanıma Hamlesi

İspanya, İrlanda, Slovenya, Malta ve Norveç, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma eşiğinde. Beş ülkenin bu hamlesi, İsrail’in yoğun saldırılarda bulunduğu Gazze’deki sivil halkla dayanışmayı sembolize ediyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 70 artarak 35 bin 456’ya yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 110 artarak 79 bin 476’ya yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

2024 yılının Mayıs ayı Filistin açısından önemli bir dönüm noktası olarak tarih sayfalarına geçebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Filistinlilere geniş haklar tanıyan karar kabul edildi. Tam üyeliğin önünde tek engel kaldı: Oy verme hakkı.

Avrupa cephesinde de Filistinlilerin uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik gelişmeler yaşanıyor. Beş Avrupa ülkesi, Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımanın eşiğinde.

Bu hamle, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkla dayanışmayı sembolize ediyor. Ama aynı zamanda Ortadoğu ihtilafına iki devletli çözümü destekleyen bir pozisyonu temsil ediyor. Mevcut sağcı İsrail hükümeti ise bu çözüm yolunu gittikçe daha güçlü bir şekilde reddediyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’i hedef alan terör saldırılarının ardından Gazze Şeridi’ni yöneten militan İslamcı Hamas’ın yok edilmesini, bir savaş hedefi olarak ilan etmişti.

Bu arada İsrail hükümeti Filistinlilerin bu topraklarını daha uzun süreli olarak kontrol etmek istediği yönünde açıklamalar yapıyor.

Ancak terörle mücadele gerekçesiyle Gazze’de yürütülen askeri operasyonlarda Hamas kontrolündeki Gazze Sağlık Bakanlığının verilerine göre 35 binden fazla sivilin ölmesi ve korkunç boyutlara ulaşan insani durum, İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı giderek artırıyor. Özellikle İspanya ve İrlanda, Filistin devletini tanıyarak bu baskıyı artırmak istiyor.

İspanya?

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, son aylarda Filistin devletinin tanınması için Avrupalı partnerleriyle yoğun görüşmeler gerçekleştirdi. Önce AB düzeyinde nabız yoklayan Sanchez, aralarında Almanya ve diğer bazı üye ülkelerin itirazları üzerine başka bir yola yöneldi, Filistin devletini tanımaya istekli üye ülkelerden bir koalisyon inisiyatifi başlattı.

Kendisi de İspanyol olan AB Dış Politika Yüksek Temsilci Joseph Borrell, İspanya, İrlanda ve Slovenya’nın bu yönde atacakları adımlar tarih açıkladı, 21 Mayıs’a işaret etti.

İspanya, başta Mağrip ülkeleri olmak üzere birçok Arap ülkesi ve Türkiye ile iyi ilişkilere sahip. Bu ilişkiler kısmen Franco diktatörlüğünden (1939-1975) bu yana devam etmekte. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda bu ülkeler İspanya’yı Batı ve Doğu Bloku arasındaki ekonomik ve siyasi izolasyondan kurtardılar.

Franco diktatörlüğünün 1975 yılında sona ermesiyle birlikte İspanya İsrail ile ekonomik ilişkilerini geliştirdi, 1986 yılında da iki ülke arasında diplomatik ilişkiler tesis edildi. Bunu izleyen yıllarda İspanya kendini İsrail ile Arap devletleri arasında yapıcı bir arabulucu olarak konumlandırmaya başladı. Hatta 1991 yılında Madrid’de yapılan Ortadoğu Konferansı, İsrail ile Filistinliler arasındaki Oslo barış sürecinin başlangıcı olarak görülüyor.

İrlanda

Gazze savaşının ilk gününden itibaren Filistinlilerle en güçlü dayanışmayı sergileyen Avrupa ülkelerinin başında İrlanda yer alıyor.

Nisan ortasında yeni Başbakan Simon Harris görevine başladığında, İspanya Başbakanı Sanchez Dublin’e ilk devlet ziyaretini gerçekleştiren lider oldu. Görüşmenin ana gündem maddesi ise Ortadoğu’daki gelişmeler ve Filistin devletinin tanınması oldu.

İrlanda hükümeti, diğer tüm AB ülkelerinden daha uzun bir süredir, 1980’den itibaren, egemen bir Filistin devleti ile iki devletli bir çözümden yana olmakla övünüyor.

İrlanda’nın Filistin ile kurduğu güçlü özdeşleşme tarihle açıklanabilir: Bu süreç 19. yüzyılın sonlarında Büyük Britanya tarafından sömürgeleştirilen ve kendi kendini yönetmesine izin verilmeyen İrlanda’dan sorumlu olan İngiliz hükümet yetkilisi Arthur Balfour ile başlıyor.

Balfour 1917’de, İngiltere Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı esnada Balfour deklarasyonunu kaleme aldı. Bu deklarasyonda Balfour, İngiliz hükümeti adına Osmanlı kontrolündeki Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına destek açıkladı. Bölge, kısa bir süre sonra İngiliz himayesine geçti ve burada jandarmalar görev aldı. Jandarma olarak görev yapanların büyük çoğunluğunu da daha önce İrlandalı isyancılara karşı acımasızca savaşan “Black and Tans” olarak adlandırılan paramiliter gruplar oluşturdu.

Yahudilerin, çoğunlukla Müslüman nüfusun yaşadığı Ortadoğu’ya akını, Katolik İrlanda’da İngiliz Protestanların adanın kuzeyine yerleşmesine benzetiliyor. Zira bazı İrlandalılar, bu gelişmeler üzerine yaşanan Kuzey İrlanda ihtilafının, Ortadoğu ihtilafına benzediğini düşünüyor.

Slovenya, Malta ve Norveç

İspanya’nın solcu ve İrlanda’nın merkez sağ hükümetleri, Filistin hamlelerine daha fazla ağırlık kazandırmak için başka destekçiler de buldu: Slovenya, Filistin’i Haziran ortasına kadar tanıma hedefini açıklamıştı. AB dışişleri temsilcisi Borrell’e göre artık bu hedef öne, yani 21 Mayıs’a çekildi. Malta da harekete geçebilir. Malta, Nisan ayında BM Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada Filistin’in BM’ye tam üyeliği lehinde oy kullanmış, ancak karar ABD’nin vetosu nedeniyle onaylanmamıştı.

AB üyesi olmayan NATO ülkesi Norveç de bahar aylarında Filistin’i tanıyabileceğini gündeme taşıdı. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, bu hamlenin “Hamas devleti” yerine siyasi olarak birleşmiş bir Filistin devletin tesisine yol açacağını umduğuna dikkat çekiyor.

Günümüzde AB’de Filistin devletini tanıyanların çoğunluğu Orta ve Doğu Avrupa devletleri. Bunun gerisinde, söz konusu devletlerin sosyalist geçmişi ve o dönem FKÖ’nün lideri Yaser Arafat ile var olan ideolojik yakınlıkları yatıyor. Ancak başta Çek Cumhuriyeti ve Macaristan olmak üzere bu ülkelerden bazıları Filistinlilerle tam diplomatik ilişkilerini sürdürseler de artık İsrail’in destekçisi olarak görülüyor.

Filistin’i tanıyan ülkeler AB üyesi olmadan önce bu adımı atmışlardı. AB’ye üye olduktan sonra Filistin devletini tanıyan tek bir ülke oldu. O da İsveç.

İspanya ve İrlanda’nın öncülük ettikleri koalisyonun genişleyip genişlemeyeceği henüz belirsiz. Belçika’da hükümet bunun zamanlaması ile ilgili değerlendirmelerini sürdürüyor. Muhafazakarların iktidara geldiği Portekiz şimdilik geri adım atmış görünüyor.

Almanya ise Filistin Özerk Yönetimi ile ilişkilere sahip olmakla birlikte bir Filistin devletini ancak İsrail de bu yönde adım attığı takdirde tanımak istiyor. İsrail’in tasfiye etmek istediği, AB ve ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Hamas Filistin topraklarında siyasi bir güç unsuru olmaya devam ettiği müddetçe bu mümkün görünmüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Katolik Kilisesi’nde 200 Binden Fazla Çocuk Cinse İstismara Maruz Kaldı

İspanya’da Katolik Kilisesi bünyesinde bulunan 200 binden fazla çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı rapor edildi. İspanyol Piskoposluk Konferansı, rapor parlamentoya sunulmadan önce tespitleri değerlendirmek üzere pazartesi günü olağanüstü toplanacağını açıkladı.

İspanyol Kilisesi Haziran ayında yaptığı açıklamada, 2020 yılında başlatılan bir şikayet mekanizması aracılığıyla, 1945’ten bu yana kilise içinde 728 cinsel istismarcının varlığına dair 927 mağdurun ifadesine dayanan kanıtlar bulduğunu açıklamıştı.

İspanya’da Katolik Kilisesi bünyesinde çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarını araştıran bağımsız komisyonun cuma günü açıkladığı rapora göre, ülkede 1940’lardan bu yana 200 binden fazla çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı tahmin ediliyor.

8 binden fazla katılımcıyla yapılan anketin sonuçlarına yer verilen raporda, çocuk yaştayken ruhban sınıfı üyelerinin cinsel istismarına uğradığı saptanan kişi sayısının, İspanya’da mevcut 39 milyon civarında olan yetişkin nüfusun yüzde 0,6’sına denk geldiği ifade edildi.

Raporun detaylarını paylaşmak üzere basın toplantısı düzenleyen İspanya’nın ulusal ombudsmanı Angel Gabilondo, bu oranın, sıradan kilise üyelerinin istismarı da dahil edildiğinde yüzde 1,13’e çıkarak 400 bin kişiye tekabül ettiğini söyledi.

Cinsel istismar iddialarıyla ilgili İspanya’da ortaya çıkan yeni bulgular, son 20 yılda dünya genelinde istismar skandalları yaşayan Katolik Kilisesi’ni sarsan son olay oldu.

Laik yapısına rağmen geleneksel olarak Katolik bir ülke olan İspanya’da din adamlarına yönelik taciz iddiaları, diğer ülkelere kıyasla ancak yeni yeni gündeme gelmeye başladı. Hayatta olan mağdurlar, iddiaların araştırılmasına engel olunduğu suçlaması yöneltiyor.

Aynı zamanda eski bir eğitim bakanı olan Gabilondo, “Ne yazık ki, uzun yıllar boyunca istismarları inkar etme ya da istismarcıları gizleme veya koruma arzusu vardı” diye konuştu.

Katolik Kilisesi’nin tutumunu eleştiren ve kurumun istismar vakalarına verdiği tepkiyi “yetersiz” şeklinde nitelendiren rapor, mağdurlara tazminat ödenmesi için bir devlet fonu oluşturulmasını tavsiye etti.

İspanyol Piskoposluk Konferansı, rapor parlamentoya sunulmadan önce tespitleri değerlendirmek üzere pazartesi günü olağanüstü toplanacağını açıkladı. İspanya parlamentosu geçen yıl Mart ayında, “savunmasız kız ve erkek çocuklarına” yönelik Katolik Kilisesi’ndeki cinsel istismar iddialarına ışık tutulması amacıyla bağımsız bir komisyon kurulmasını ezici bir çoğunlukla onaylamıştı.

Yıllardır kendi içinde bir soruşturma yürütmeyi reddeden İspanya Katolik Kilisesi, bağımsız komisyonda yer almayı da kabul etmemişti. Sadece, cinsel istismar vakalarına dair topladığı belgeleri komisyona sunarak işbirliğinde bulunmuştu.

Ancak siyasi baskıların artması üzerine Kilise, Şubat 2022’de özel bir hukuk firmasıyla anlaşarak, Kilise ile ilişkili din adamı, öğretmen gibi görevlilerin yer aldığı geçmişte ve günümüzdeki istismar iddialarının araştırılmasını istedi. Araştırmanın yıl sonunda tamamlanması bekleniyor.

İspanyol Kilisesi Haziran ayında yaptığı açıklamada, 2020 yılında başlatılan bir şikayet mekanizması aracılığıyla, 1945’ten bu yana kilise içinde 728 cinsel istismarcının varlığına dair 927 mağdurun ifadesine dayanan kanıtlar bulduğunu açıklamıştı.

Kilise ayrıca cinsel istismarla mücadele etmek için protokoller oluşturulduğunu ve piskoposluklar bünyesinde “çocuk koruma” ofisleri kurduğunu savunuyor.

2018 yılında kendi veri tabanını oluşturan İspanyol El Pais gazetesine göre ilk vakalar 1927 yılına dayanıyor. Gazete, ayrıca reşit olmayanlara cinsel tacizde bulunmakla suçlanan bin 36 din adamının listesini çıkarmıştı. El Pais cuma günü yayınladığı bir haberde “Uzmanlara göre bu buzdağının sadece görünen kısmı” diye yazdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İspanya, FIFA Kadınlar Dünya Kupası’nda Şampiyonluğa Uzandı

1991 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan FİFA Kadınlar Dünya Kupası’nda ilk kez finale yükselen İspanya, İngiltere’yi 1-0 yenerek, şampiyonluğa ulaştı. Karşılaşmanın tel golü Olga Carmona’dan geldi.

Haber Merkezi / İspanya, 69’uncu dakikada Jenifer Hermoso’nun ayağından bir de penaltı atışından faydalanamadı. Maç sonunda göz yaşları içinde duygularını dile getiren İspanya’nın orta saha oyuncusu Hermoso, “Hayatımdaki en güzel his. İstediğimiz futbolu oynadık” diye konuştu.

Kadınlar Dünya Kupası’nı en çok kazanan takım 4 şampiyonlukla ABD; onu 2 şampiyonlukla Almanya takip ediyor. Norveç ve Japonya da bu kupayı birer kez kazanma başarısını gösteren diğer ülkeler.

ki takım geçen yaz İngiltere’de yapılan Avrupa Şampiyonası’nda karşı karşıya gelmiş, maç İngiltere’nin 2-1 üstünlüğü ile sona ermişti. Bu galibiyetle yarı finale kalan İngilizler, turnuvayı da kazanmıştı. Bu galibiyetle İspanya İngiltere’den büyük bir rövanşı da aldı.

İngiltere Kadın Ulusal Takımı kaptanı Millie Bright, maç sonu yaptığı basın toplantısında takımın ‘büyük hayalkırıklığı’ yaşadığını söyledi.

C Grubu’nu 2 galibiyet, 1 mağlubiyetle 2. sırada tamamlayan İspanya, son 16 turunda İsviçre’yi farklı (5-1) yenerken, çeyrek finalde de Hollanda’yı 2-1 mağlup etti. Yarı finalde İsveç’i 2-1’lik skorla mağlup eden İspanyollar, finale adını yazdırdı.

İngilizler ise finale namağlup geldi; D Grubu’nda 3’te 3 yapan İngiltere, son 16 turunda Nijerya’yı penaltı atışları sonrasında saf dışı bırakırken, çeyrek finalde Kolombiya’yı 2-1, yarı finalde ise Avustralya’yı 3-1’lik skorla elemeyi başardı.

İsveç 3. oldu

9. Fifa Kadınlar Dünya Kupası’ndaki 3.’lük maçı, Avustralya’nın Brisbane kentinde oynandı. İsveç’in gollerini ilk yarıda penaltıdan Fridolina Rolfo ve ikinci yarıda Kosovare Asllani attı.

Bu İsveç’in Dünya Kupası’ndaki dördüncü 3’lüğü oldu. En büyük başarısı ise 2003 yılında oynadığı ancak Almanya’ya karşı kaybettiği final maçıydı. Avustralya yenilmiş olsa da, 4.’lükle şu ana kadar Dünya Kupası’nda elde ettiği en iyi sonucu aldı.

Paylaşın

İspanya Yeniden Seçime Gidebilir

İspanya’da Pazar günü yapılan erken parlamento seçimlerinde ne sağ ne de sol bloğun çoğunluğu elde edememesi üzerine İspanya yeniden seçime gidebilir. Seçimlerde ise en yüksek oyu muhalefetteki muhafazakar Halk Partisi (PP) aldı. Ancak PP mutlak çoğunluğu elde edemedi.

Haber Merkezi / Muhafazakar Halk Partisi (PP) ile aşırı sağcı Vox partisinden oluşması beklenen sağ blok  169’da, iktidardaki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ve Sumar adında birleşen sol blok ise 153 sandalye kazanabildi.

Halk Partisi’nin Başbakan adayı Alberto Núñez Feijoo, resmi olmayan seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından başkent Madrid’de yaptığı açıklamada çoğunluğu elde edememelerine rağmen hükümeti kurma görevini üstlendiğini belirtti. Başkentte seçmenlerinin tezahüratları eşliğinde konuşan 51 yaşındaki Feijoo, “Hükümeti kurmak için müzakereleri başlatma görevini üstleniyorum” dedi.

PP parlamentoda sandalye sayısını 47 artırarak, 136 milletvekili çıkardı. PP’nin muhtemel koalisyon ortağı Vox ise 33 milletvekiline ulaştı. Ancak bu sonuç 176 sandalyelik mutlak çoğunluk için yeterli olmadı.

Feijóo’nun hükümeti kuramaması halinde yeniden seçime gidilmesi gerekecek. Bu da İspanya’yı uzun bir siyasi belirsizlik dönemiyle karşı karşıya bırakabilir. Nitekim İspanya’da 2015 ve 2019 seçimlerinden sonra iki kez üst üste hükümet kurulamamış, her seferinde ikinci tur oylamaya gidilmişti. Benzer durumun tekrarı ihtimal dahilinde görülüyor.

Pedro Sánchez başkanlığındaki iktidardaki Sosyalist Parti ise 122 milletvekili çıkarırken, koalisyon ortaklarının içinde yer aldığı SUMAR 31 sandalye elde etti. Halk Partisi’ni 2019’daki seçimlerde iktidara taşıyan küçük bölgesel partilerin elde ettiği oy sayısı da mutlak çoğunluğu sağlamaya yetmiyor. Bu partilerle birlikte sol ittifakın toplam sandalye sayısı 172’yi buluyor.

2017’de görevden alınan eski Katalan bölgesel hükümet lideri Carles Puigdemont’un ayrılıkçı partisi Junts’un elde ettiği 7 sandalye ise Sosyalist Parti’yi iktidarda tutabilirdi. Ancak Belçika’da sürgünde yaşayan Puigdemont daha önce ne PP’yi ne de diğer sol partileri destekleyeceklerini ilan etmişti.

Junts lideri Miriam Nogueras seçim gecesi yaptığı açıklamada siyasi desteğin koşullara bağlı olduğunu dile getirdi. Ayrılıkçı Junts partisi, merkezi devlet iradesine karşı bile olsa, yeni bir bağımsızlık referandumu yapılmasında ısrar ediyor.

Sol cephenin 176 sandalyeye ulaşmak için toplam 23 milletvekiline daha ihtiyacı var ve parlamentodaki geleneksel müttefikleri ERC, Bildu, PNV ve BNG (hepsi bölgesel partiler) birlikte 19 sandalyeye sahipler.

Yaklaşık 37 milyon 500 bin seçmenin bulunduğu İspanya’da vatandaşlar Pazar günü yapılan seçimlerde parlamentonun alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin yanı sıra parlamentonun üst kanadını oluşturan Senato üyelerini belirlemek için de oy kullandı.

“İspanya bir labirente girdi”

İspanya’nın önde gelen gazetelerinden El Pais seçim sonuçlarını, “İspanya bir labirente girdi” başlığıyla duyurdu.

Haberde aşırı sağcı Vox’un bölgesel partilerle işbirliğine kapıyı kapatması nedeniyle sağ bloğun hükümet kuracak çoğunluğa erişmesi “neredeyse olasılık dışı” olarak görülürken, sol bloğunsa ayrılıkçı Katalanların desteğine ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Haberde 2017’deki bağımsızlık referandumuna öncülük eden Junts’un, 4 yıllık Sanchez iktidarı boyuna sağ partiler kadar muhalefet rolünü üstlendiği ve PSOE’nin neredeyse hiçbir politikasına destek vermediği hatırlatıldı.

Birleşik Krallık kamu yayımcısı BBC ise, PP lideri Alberto Núñez Feijóo’nun seçim sonrası yaptığı “Umarım bu İspanya’da bir belirsizlik dönemi başlatmaz” açıklamasını okuyucularına aktarırken, ülkede yıl sonuna doğru yeni bir seçim ihtimalinin en güçlü olasılık olduğunu yazdı.

ABD merkezli New York Times ise, seçim sonuçlarının İspanya’ya muhtemelen haftalar boyu devam edecek bir belirsizlik getireceği yorumunu yaptı.

İspanyol seçmenlerin siyasi krizlere alışkın olduğu vurgulanan haberde 2016’daki 10 aylık siyasi belirsizlik dönemi hatırlatıldı ve benzerin bir sürecin yaşanabileceğine dikkat çekildi.

Seçim sonuçlarıyla ilgili AP’ye değerlendirmelerde bulunan siyasi analist Veronica Fumanal, “Sonuçlar hükümet kuracak çoğunluğa erişemeyen PP için bir Pirus zaferi. Mecliste bir çıkmaz senaryosu öngörüyorum” ifadelerini kullandı.

İspanyol danışmanlık şirketi Atrevia’da kamu politikaları direktörü olarak görev yapan Manuel Mostaza ise, “PP beklentilerinin kurbanı oldu ve Sosyalistler ise Vox’un yükselişinin yarattığı korkudan fayda sağlamayı başardı. Erken seçim kararının Pedro Sanchez için doğru karar olduğu ortaya çıktı” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Real Madrid, Arda Güler’i Resmen Duyurdu

İspanya La Liga ekiplerinden Real Madrid, Fenerbahçe’nin futbolcusu Arda Güler’in transferini resmen duyurdu. Fenerbahçe 20 milyon euro bonservis bedeli: 10 milyon euro bonus ve sonraki satıştan yüzde 20 pay alacak.

Haber Merkezi / İspanyol kulübünden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Real Madrid C. F. ve Fenerbahçe SK, önümüzdeki altı sezon boyunca kulübümüzle bağlantılı olacak oyuncu Arda Güler’in transferi konusunda anlaşmaya varmıştır. Arda Güler’in Real Madrid’in yeni oyuncusu olarak tanıtımı yarın, 7 Temmuz Cuma günü, öğlen saat 12:00’de Ciudad Real Madrid’de yapılacaktır. Arda Güler daha sonra medyanın karşısına çıkacak.”

Real Madrid kulübü ayrıca Arda Güler için “Yükleniyor” başlıklı Türkçe bir paylaşım da yaptı.

Fenerbahçe ayrıca, transferle ilgili ayrıntıları Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirdi: Profesyonel futbolcumuz Arda Güler’in İspanyol Kulübü Real Madrid’e, oyuncunun tarafımızla olan sözleşmesinin 20 milyon Euro bedelle feshi karşılığında transferi konusunda taraflarca anlaşma sağlanmıştır.

Açıklamada, bonservis bedeli dışında 18 yaşındaki futbolcunun performansına bağlı olarak Real Madrid’in azami 10 milyon Euro bonus bedeli ödeyeceği aktarıldı.

Arda Güler’in başka bir kulübe transferi durumunda Real Madrid’in elde edeceği bonservis bedelinin yüzde 20’sinin de Fenerbahçe’ye verileceği ifade edildi. FIFA talimatları gereği doğacak dayanışma katkı bedellerinin de Real Madrid tarafından ödeneceği kaydedildi.

Fenerbahçe’nin resmi sosyal medya hesabından “Yolun açık, şansın bol olsun Arda Güler” mesajı paylaşıldı: Bazılarımız için hayatımızın en unutulmaz anlarından biridir, bir futbolcudan fazlasını izlemek; 10’un bir kulüp ve bir camia için bir futbolcudan çok daha fazlası olduğunu görmek, yaşamak… İşte Arda bizim için onlardan biriydi!

“Bu kararı almam gerekiyordu”

Fenerbahçe’den ayrılarak Real Madrid ile sözleşme imzalamak için İspanya’ya giden Arda Güler, bir veda mesajı yayınladı. Arda’nın açıklaması şöyle:

“Hayatımın en güzel günlerini yaşadığım Fenerbahçe’ye veda zamanı.. Hayalini kurduğum çubukluyu ilk kez giydiğim anı, 10 numaralı formanın gururunu, muhteşem Fenerbahçe taraftarını ve ayak bastığım her yerde karşılaştığım muhteşem desteği hiçbir zaman unutmayacağım.

Veda etmek zor ama bana inananları daha fazla gururlandırmak, vazgeçmek üzere olan herkese ümit olabilmek ve Türk gençlerinin istediklerinde her şeyi başarabileceğini kanıtlayabilmek için bu kararı almam gerekiyordu.

Bugün olduğum kişi olmama yardımcı olan herkese sonsuz teşekkür ederim. Bana milli takım kapısını açan, bir hayali yaşatan, hep güzel anılarla hatırlayacağım canım Fenerbahçem her zaman kalbimde olacaksın. İyi ki Fenerbahçe.”

Arda Güler Avrupa basınında

İspanya’nın saygın gazetelerinden El Pais, “Real Madrid, Arda Güler’i Barcelona’dan kaptı” başlığıyla Arda Güler’in resmileşen transferini duyurdu. Güler’in “Avrupa futbolunun en son genç sansasyonlarından biri” olarak nitelendiği haberde, Barcelona Başkanı Joan Laporta’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama da hatırlatıldı.

Laporta, “Avrupa’daki tüm önemli kulüpler Arda Güler’i istiyor. Fenerbahçe ile görüşüyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

“Laporta, günler önce kulübün teknik direktörü Deco’yu futbolcuyu ikna etmesi için İstanbul’a göndermişti” denilen haberde, Barcelona’nın mali durumunun ‘hassas’ olduğu belirtildi. Barcelona’nın Güler için Buna göre 2 taksit halinde toplam 23 milyon euro bonservis ödemeye hazır olduğu açıklanmıştı.

Marca gazetesi ise, “Real Madrid, Barcelona’nın da istediği Türk futbolunun incisi ile anlaştı” başlığı ile haberi okuyucularına aktardı.

“Arda Güler artık resmen Real Madrid oyuncusu” denilen haberde, şu ifadelere yer verildi: “Beyaz kulüp, genç yetenek için Avrupa’nın önde gelen takımlarına karşı verdiği mücadelede bir kez daha galip geldi. Futbolcu için en çok mücadele eden takımlar Barça ve Milan olurken, Madrid’in ikna kabiliyeti bir kez daha belirleyici oldu.”

“Real Madrid’in bu tür müzakerelerdeki kararlılığı ve ekonomik sağlamlığı bir kez daha fark yarattı” ifadelerinin kullanıldığı haberde, 18 yaşındaki Güler “Avrupa futbolunun yeni incisi” sözleriyle nitelendirildi.

Mundo Deportivo’da ise, “Real Madrid, 18 yaşındaki genç futbolcu için 20 milyon euro ödeyecek” diyerek son gelişmeyi manşete taşıdı.

Haberde, Real Madrid’in yaklaşık iki yıldır peşinde olduğu Kylian Mbappe’ye de işaret edildi. Mundo Deportivo’da, “Real Madrid, bunun son transfer olmadığını umuyor ve Kylian Mbappé için bir tür açılış perdesi olacağı umudunu canlı tutuyor” ifadeleri kullanıldı.

Paylaşın

İlkay Gündoğan Barcelona’da

İspanya La Liga ekiplerinden Barcelona, Premier Lig ekiplerinden Manchester City’nin 32 yaşındaki tecrübeli orta saha oyuncusu İlkay Gündoğan’ı 2 yıllığına renklerine bağladı.

Haber Merkezi / Barcelona, İlkay Gündoğan’la 2+1 yıllık sözleşme imzalandığını açıkladı. İlkay Gündoğan’ın serbest kalma bedeli ise 400 milyon euro olarak belirlendi. Öte yandan İngiliz ekibi Manchester City de resmi internet sitesinden ‘Teşekkürler İlkay’ başlığıyla yaptığı açıklamayla, tecrübeli futbolcuya Barcelona’da başarılar diledi.

İlkay Gündoğan’ın futbol kariyeri

İlkay Gündoğan, 3 yaşında doğduğu şehrin takımı SV Gelsenkirchen-Hessler 06’in altyapısında forma giymeye başladı. 1998’de Schalke 04’ün altyapısına geçti, bir sezon orada geçirdikten sonra eski takımına geri döndü. 2004-05 arasında SSV Buer takımının altyapısında oynayan Gündoğan, 2005’te uzun süre formasını giyeceği VfL Bochum takımına geçti.

VfL Bochum

2009 yılına kadar çeşitli altyapı seviyelerinde oynayan Gündoğan, 2007-08 sezonunda Bochum’un U-19 takımında oynadı. Takım, U-19 batı ligini beşinci sırada tamamladı. Gündoğan, 26 maçın 24’ünde oynadı ve 14 gol ile etkili bir performans gösterdi. Sezon ortalarında 5 maçta arka arkaya gol atma başarısını yakaladı. Sonraki sezon da U-19 takımında sezona başladı ve ilk 12 maçta 10 gol attı. Rot Weiss Ahlen U-19’a karşı oynanan maçta hat trick yaptı. Bu başarı ile ilk yarının ortasında VfL Bochum II takımına yükseldi.

FC Nürnberg

2008-09 sezonun ikinci yarısında 2. Bundesliga takımı 1. FC Nürnberg takımına transfer oldu. Gündoğan’ın yalnızca bir maçta oynadığı ligde üçüncü olan Nürnberg, play-off’larda Energie Cottbus’u iki maçta da yenerek Bundesliga’ya yükseldi. 2009-10 sezonunun ilk maçı olan DFB-Pokal maçında Dynamo Dresden’e bir gol attı. Bundesliga’da ilk maçına 8 Ağustos 2009’da Schalke 04 karşısında çıktı. İlk haftalarda forma giyen Gündoğan, daha sonra formayı kaptırsa da ligin ikinci yarısı takımın değişmez isimlerinden oldu.

Ligdeki ilk golünü Bayern München’e attı. Gündoğan’ın golüyle Nürnberg, maçta 1-1 beraberliği sağladı. Nürnberg, lig 16.sı oldu ve geçen sezonki gibi yine play-off oynadı. İki maçta da oynayan Gündoğan, ikinci maçta bir de gol attı ve Nürnberg’in FC Augsburg’u iki maçta da yenmesine yardım etti.

2010-11 sezonunda Nürnberg’in ilk 11’indeki yerini koruyan Gündoğan, ilk 10 maçın 9’unda forma giydi ve bu maçların hepsinde ilk 11’de başladı. 9. hafta maçında VfL Wolfsburg’a ilk golü attı. Maç 1-1 olduktan sonra ise Nürnberg’e galibiyeti getiren golün asistini yaptı. Bir sonraki hafta ise Werder Bremen deplasmanında alınan 3-2’lik galibiyette iki gol kaydetti.

Borussia Dortmund

2011-12 sezonunda Real Madrid’e transfer olan Nuri Şahin’in yerine önceki sezonun Almanya şampiyonu Borussia Dortmund’a 4 milyon avro karşılığında transfer oldu. 23 Temmuz 2011’de Schalke 04 ile oynanan Süper Kupa ile ilk resmi maçına çıktı. 90 dakika forma giyen futbolcu, doğrudan penaltılara gidilen maçta takımının ilk penaltısını gole çevirdi ancak 3-4 yenilerek kupayı kaybettiler. Bir hafta sonra ise Almanya Kupası’nda ilk asistini yaptı.

Ligde ilk 10 hafta forma giyen futbolcu daha sonra ilk 11’deki yerini kaybetse de ara ara kadroya girmeyi sürdürdü. Dortmund’daki ilk golünü ise 17 Aralık 2011’de SC Freiburg’u 4-1 yendikleri maçta kaydetti. Sezon içinde ilk kez Avrupa maçına çıkan futbolcu UEFA Şampiyonlar Ligi’nde 2 maçta forma giyse de grup sonuncusu olarak elendiler. Gündoğan, sezonun ikinci yarısında ise performansını yükseltti.

Almanya Kupası yarı finalinde Greuther Fürth karşısında penaltılara gitmesi beklenen maçın 120. dakikasında gol atarak takımını finale çıkaran isim oldu. Ligde de performansı, attığı goller ve asistleri ile etkili bir görünüm sergileyen Gündoğan, Dortmund ile Almanya şampiyonluğu yaşadı. 12 Mayıs 2012’de ise FC Bayern Münih’i Almanya Kupası finalinde 5-2 yenerek sezonun ikinci kupasına sahip olurken, Gündoğan 90 dakika sahada kalmıştı.

Dortmund’daki ikinci sezonunda da takımının her kulvarda FC Bayern ile başa baş verdiği mücadele takımının en önemli isimlerinden biri oldu. Ancak Süper Kupa mağlubiyeti ile başlayan sezonda ligi ve kupayı da rakiplerine kaptırdılar. Ancak UEFA Şampiyonlar Ligi Finaline çıkmaya başardılar. Finalde de FC Bayern ile karşılaşan takımda Gündoğan, takımı 1-0 mağlupken kazanılan penaltıyı gole çevirerek takımını umutlandırdı. Ancak maçı 2-1 kaybederek sezonu kupasız kapamış oldular.

Gündoğan, 2013-14 sezonuna da hızlı başladı. 27 Temmuz 2013’te FC Bayern Münih ile oynanan Almanya Süper Kupası maçında maç 1-1 devam ederken, takımını 2-1 öne geçiren golün asistini yapıp, bir dakika sonra ise kendisi bir gol kaydetti. Maçı 4-2 kazanan Dortmund, sezona kupayla başlamış oldu. Kupa ve ligde bir maça çıktıktan sonra ise millî takımda omuriliğinden sakatlık geçirerek sezonun ilk yarısında forma şansı bulamadı. 28 Mart tarihinde, Barcelona kulübü doktorları Almanya’da baştan aşağı sağlık kontrolünden geçirdi.

Manchester City

2016-17 sezonu başında 25 milyon euro karşılığında Borussia Dortmund’tan Manchester City’ye transfer olmuştur. Bu takımda ilk golünü 17 Eylül 2016 tarihinde Bournemouth takımına karşı atmıştır.

Millî takım

Gündoğan, daha önce bir kez Almanya U-18 forması giydi. 4 Eylül 2009’da Çek Cumhuriyeti ile oynanan maçta ilk kez Almanya U-19 millî takım forması giydi. Bu maçta 80. dakikada Mehmet Ekici’nin yerine girdi. Toplamda 5 kez U-19 hazırlık maçında forma giydi. 9 Ekim 2009’da ise İsviçre karşısında Almanya U-20 formasını ilk kez giydi. Maçta 90 dakika forma giydi. Daha sonra 3 Mart 2010’da yine İsviçre ile oynanan bir hazırlık maçında ikinci ve son kez U-20 forması giydi.

Gündoğan, 11 Ekim 2010’da Ukrayna ile oynanan hazırlık maçıyla ilk kez Almanya 21 yaş altı millî futbol takımı forması giydi. 2013 Avrupa 21 Yaş Altı Futbol Şampiyonası eleme maçlarında şans buldu. 4 eleme maçında 1 gol 3 asist ile takımın grup birinciliğine yardım etti.

Türk kökenli olan İlkay’ın hem Almanya hem de Türkiye millî takımlarını seçme hakkı bulunmaktaydı. Ancak İlkay Gündoğan kendi isteğiyle Almanya millî futbol takımını tercih ettiğini açıkladı. Ağustos 2011’de Brezilya ile oynanacak hazırlık maçı kadrosuna dahil edilse de forma şansı bulamadı. 11 Ekim 2011’deki 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde Belçika karşısında Philipp Lahm’ın yerine son beş dakika oyuna dahil olup ilk kez Almanya forması giydi.

Dortmund ile şampiyonluk yaşadıktan sonra Joachim Löw tarafından 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası kadrosuna dahil edildi. Turnuvadan önce oynana hazırlık maçlarında millî forması 45 dakika için bir kez daha giyme fırsatı buldu. Almanya’nın yarı finalde İtalya’ya elendiği turnuvada forma şansı bulamadı.

Euro 2012 sonrası millî takım kadrosuna dahil edilse de bir süre forma şansı bulamasa da Mart 2013’te oynanan 2014 FIFA Dünya Kupası elemelerinde Kazakistan ile oynanan maçlarda forma giydi ve 4-1 kazandıkları ikinci Kazakistan maçında ilk millî golünü attı. Aynı maç bir de asist yapmıştı.

Almanya grup birincisi olarak FIFA Dünya Kupası’na katılma hakkı kazandı. 14 Ağustos 2013’te Paraguay ile oynanan hazırlık maçında ikinci millî golünü attıktan dokuz dakika sonra sakatlanarak 27. dakikada oyundan çıktı. Bu geçirdiği sakatlık nedeniyle sezonun ilk yarısında forma şansı bulamadı.

Paylaşın

“Bankalar İçin Riskler Devam Ediyor” Uyarısı

Aksiyom Alternatif Yatırımları’ndan (Axiom Alternative Investments) Jerome Legras, “Bir taraftan faizlerin yükselmesi bankalara fayda sağlarken diğer taraftan ekonomik görünümdeki belirsizlik ve batık kredi riski çok yüksek” dedi.

Merkez bankalarının faizleri yükseltmesi ile artan borçlanma maliyetleri uzun süredir bekleyişte olan Avrupalı bankaların karlılıklarına önemli katkıda bulundu fakat bu defa da ekonominin yavaşlaması riskiyle karşı karşıya kaldılar.

Amerikan Merkez Bankası Fed ve Avrupa Merkez Bankası, geçen sene 10 yıldır neredeyse sıfır düzeyinde tuttukları politika faizini yükseltmeye başladı. Bunun etkisi ilk olarak bankaların bilançolarına yansıdı.

Avrupa’nın iki önde gelen bankası İsveçli SEB ve İspanyol Sabadell 2022’de güçlü karlar açıkladı. Fakat faizlerin yükselmesi bankalar için iyi bir gelişme olsa da artan hayat pahalılığı ve savaşın etkisiyle yavaşlayan ekonomi özellikle emlak gibi şişen balonların patlamasına yol açabilir.

Reuters’e konuşan Axiom Alternative Investments’tan Jerome Legras, “Bir taraftan faizlerin yükselmesi bankalara fayda sağlarken diğer taraftan ekonomik görünümdeki belirsizlik ve batık kredi riski çok yüksek,” ifadelerini kullandı.

İsviçreli UBS, İtalyan Unicredit ve Hollandalı ING gibi Avrupa’nın en büyük bankaları 2022 performanslarını önümüzdeki günlerde açıklayacak.

Faizlerin en hızlı yükseldiği İngiltere’de ise bankalar gelecekten biraz daha umutlu. Finans kuruluşları 2023’te karlarının yükselmeye devam edeceği sinyallerini verdi.

Fakat İngiltere’de iflas eden şirket sayılarındaki artış ve 2022’nin dördüncü çeyreğinde konut fiyatlarında görülen yüzde 2,5’lik gerileme ekonominin gidişatı ile ilgili olumsuz bir tablo çiziyor.

Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank da yükselen faizlerden olumlu etkilendi. Bankanın son çeyrekte de kar açıklayarak üst üste onuncu çeyrekte pozitifte olması bekleniyor.

Fakat Almanya ve Avusturya’da bankaların özellikle ticari gayrimenkul alanında aktif olmaları emlak piyasasında yaşanacak problemlerden daha fazla etkilenebilecekleri anlamına geliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın