Uluslararası Çalışma Örgütü: Çalışanların Geliri Son 20 Yılda Azaldı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var” dedi ve ekledi:

“Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız.”

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde çalışanların son 20 yılda gelir pastasından elde ettiği pay önemli oranda azaldı. Bu durumun eşitsizliği arttırdığını vurgulayan rapor, 2004’ten bu yana maaşlı çalışanların küresel çapta toplam gelirinin yüzde 1,6 azaldığını ortaya koyuyor.

Raporda yüzde 1,6’lık düşüşle ilgili olarak, “Bu oran yüzde bazında önemsiz görünüyor olsa da, çalışanların 2004 yılındaki gelirlerinin sabit kalması hali ile kıyaslandığında, 2024 yılında 2,4 trilyon dolar kayba denk geliyor” ifadeleri kullanıldı.

ILO’dan “adil paylaşım” vurgusu

ILO raporu, çalışanların gelirlerindeki azalmanın başlıca sebeplerinden biri olarak Covid-19 pandemisine işaret ediyor. Son 20 yılda gelirlerde yaşanan düşüşün yarısı, 2020-2022 dönemini kapsayan pandemide gerçekleşmiş.

“Ülkeler çalışanların gelirlerinde daha da azalma yaşanması riskine karşı önlemler almak zorunda” diyen ILO Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var. Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız” ifadelerini kullandı.

Maaşlı çalışanların gelirlerindeki düşüşün bir sebebinin de, otomatizasyonu da kapsayan teknolojik gelişmeler olduğu belirtilen ILO raporunda, “Bu inovasyonlar bir yandan verimliliği ve üretimi arttırdı. Ancak çalışanların bu verimlilik ve üretimden kaynaklanan kâra eşit bir biçimde ortak edilmediğine dair işaretler var” deniliyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü hazırladığı raporda, giderek hayatın içinde daha fazla yer alan yapay zekanın da gelir paylaşımındaki eşitsizliği daha da artırabileceği endişesi dile getiriliyor.

ILO raporu, dünya genelinde çalışanların toplam gelirin yüzde 52,3’ünü elde ettiğini, geri kalan yüzde 47,7’lik payın ise arazi, makine, emlak ve patent sahibi sermayedarlar tarafından paylaşıldığını ortaya koyuyor.

Raporun dikkat çekici bir başka yanı istihdam, eğitim ya da öğretimde yer almayan 15-24 yaş arası gençlerin oranı ile ilgili. Bunun, 2015’ten bu yana küresel çapta yüzde 21,3’ten yüzde 20,4’e gerilemesine rağmen hâlâ yüksek olduğu belirtilirken, Arap ülkelerinde her üç gençten biri, Afrika ülkelerinde ise her dört gençten birinin çalışma ya da eğitim/öğretim hayatında yer almadığı vurgulanıyor.

Söz konusu gençler cinsiyetlerine göre ayrıldığında, dünya genelinde kadınların yüzde 28,2’sinin, erkeklerin de yüzde 13,1’nin istihdam, eğitim ya da öğretimden uzak olduğu görülüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024 Yılında Bin 201 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2024 yılının ilk sekiz ayına ve ağustos ayına ilişkin “İş Cinayetleri Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında en az 179, yılın ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ağustos ayında, mevsimlik tarım işçiliği, çobanlık ve besicilik yapan 4 çocuk, inşaat işçisi 2 çocuk ve otel işçisi 1 çocuk olmak üzere en az 7 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Ağustos ayında yaşanan iş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda, sanayi sektöründe 63 işçi, inşaat sektöründe 47 işçi, tarım sektöründe 39 işçi ve hizmet sektöründe 30 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk sekiz ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 47 işçi; Tarım, Orman işkolunda 39 emekçi (20 işçi ve 19 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 24 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 10 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi;

Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 6 işçi; Metal işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi;

Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolu belirlenemeyen 5 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Yüksekten Düşme nedeniyle 41 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 32 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 15 işçi;

Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 10 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Şiddet nedeniyle 8 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 15 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 3 çocuk işçi, 15 – 17 yaş arası 4 çocuk / genç işçi, 18 – 29 yaş arası 38 işçi, 30 – 49 yaş arası 80 işçi, 50 – 64 yaş arası 38 işçi, 65 yaş ve üstü 9 işçi, yaşı bilinmeyen 7 işçi.

Paylaşın

Merkez Bankası: Enflasyonda Ana Eğilim Değişmedi

Ağustos ayı fiyat gelişmelerini değerlendiren Merkez Bankası (TCMB), enflasyonun ana eğiliminde kayda değer bir değişikliğin sergilenmediğine dikkat çekti. Enflasyon, ağustos ayında yüzde 51,97 seviyesine gerilemişti.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ağustos ayı fiyat gelişmeleri değerlendirmesi raporunu yayımladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 2,47 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 9,81 puan azalarak yüzde 51,97 seviyesine geriledi. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici fiyat artışı bir önceki aya kıyasla yavaşladı. B endeksinin yıllık değişim oranı 9,44 puan azalarak yüzde 50,87 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 8,67 puan düşüşle yüzde 51,56 oldu.

Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda, temel mal, hizmet, enerji ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 3,75, 2,76, 2,40, 0,83 ve 0,07 puan azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış verilerde, B ve C göstergelerinin aylık artışları bir önceki aya kıyasla yükseldi.

Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada düşerken, diğerlerinde yükseldi. Hizmetlerde aylık fiyat artışındaki yüksek seyir korunurken, temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam etti. Ana eğilime ilişkin medyan enflasyon ve SATRIM gibi dağılım bazlı alternatif göstergeler ise B ve C endekslerinden ayrışarak ağustos ayında geriledi.

Hizmet fiyatları ağustos ayında yüzde 4,60 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 7,80 puan gerileyerek yüzde 77,83 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon ulaştırmada daha belirgin olmak üzere yüksek bazın da etkisiyle tüm alt gruplarda geriledi. Aylık enflasyon, lokanta-otel ve haberleşme gruplarında bir önceki aya kıyasla zayıflarken, ulaştırma hizmetleri (yüzde 9,20) başta olmak üzere diğer alt gruplarda güçlendi.

Ulaştırma hizmetleri fiyatlarındaki yüksek aylık artışta, havayolu ile yolcu taşımacılığının (yüzde 41,56) yanı sıra şehir içi yolcu taşımacılığı başta olmak üzere bazı yönetilen kalemler etkili oldu. Kira grubunda aylık artış, sözleşme yenileme oranının ağustos ayında da yüksek olmasının etkisiyle, yüzde 7,38’e yükselirken yıllık enflasyon 1,07 puan düşüşle yüzde 121,26 olarak gerçekleşti.

Diğer hizmetler alt grubunda, başta özel üniversite olmak üzere üniversite ücretlerinin yüksek bir oranda artması ve bu yıl endekse daha erken yansımasıyla eğitim hizmetleri (yüzde 11,34) öne çıkarken paket turlarda fiyat düşüşünün sürdüğü gözlendi.

Lokanta-otel alt grubu aylık enflasyonu (yüzde 2,03) gıda ve talep görünümünün yansımalarıyla bir önceki aya kıyasla yavaşlamıştır. Haberleşme aylık enflasyonunun (yüzde 0,61 ile) 2022 yılı öncesi seviyelere gerilemesi dikkat çekti.

Ağustos ayında, temel mal grubu yıllık enflasyonu 9,34 puanlık düşüşle yüzde 28,91’e geriledi. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, temel mal enflasyonunun bir miktar yükselmekle beraber ılımlı seyrettiğine işaret etti. Dayanıklı mal (altın hariç) fiyatları yüzde 1,50 ile görece düşük bir aylık artış kaydetmiş, yıllık enflasyon 7,70 puan düşüşle yüzde 23,69 olarak gerçekleşti.

Fiyatlar, otomobil (yüzde 2,24), mobilya (yüzde 1,68) ve beyaz eşyada (yüzde 0,55) artarken, diğer elektrikli ve elektriksiz ev aletlerinde (yüzde -0,18) geriledi. Giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel eğiliminin aksine bu dönemde sınırlı bir artış kaydetmiş (yüzde 0,30), yıllık enflasyon 10,19 puan azalarak yüzde 28,52 oldu. Diğer temel mallar alt grubu fiyat artışı ise yüzde 1,44 ile geçtiğimiz aylara kıyasla daha ılımlı gerçekleşti.

Enerji fiyatları ağustos ayında yüzde 6,84 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 11,66 puan düşerek yüzde 68,45’e geriledi. Enerjideki yüksek aylık artışta meskenlere yönelik doğal gaz fiyat artışının (yüzde 27,64) etkisi belirleyici oldu. Diğer taraftan, bu dönemde uluslararası ham petrol fiyatlarındaki gelişmelerin etkisiyle akaryakıt fiyatları aylık bazda yüzde 1,32 oranında geriledi.

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları ağustos ayında yüzde 1,10 oranında azalmış, yıllık enflasyon 14,03 puan düşerek yüzde 44,88 oldu. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 15,60 puan, işlenmiş gıdada ise 12,69 puan gerileyerek sırasıyla yüzde 41,75 ve 47,66 seviyelerinde gerçekleşti.

Gıda fiyatları 2020 yılı ağustos ayından bu yana ilk defa aylık bazda azalırken, bu gelişmede mevsim ortalamalarına kıyasla taze meyve ve sebze öncülüğünde belirgin bir gerileme sergileyen işlenmemiş gıda fiyatları (yüzde -4,89) öne çıktı. Bu dönemde gerek kırmızı gerekse beyaz et fiyatlarında da düşüş gerçekleşti. İşlenmiş gıdada aylık enflasyon yüzde 2,37 ile önceki aya kıyasla sınırlı bir yavaşlama kaydederken, bu grupta çay ve şekerleme-çikolata kalemlerindeki fiyat artışları öne çıktı.

Alkollü içecekler ve tütün ürünleri fiyatları yüzde 4,46 oranında yükseldi. Tütün ürünlerinde, maktu vergi güncellemesinin ima ettiği artışın firmalar tarafından temmuz ayında kısmi bir şekilde nihai fiyatlara yansıtılmasıyla vergi kaynaklı etkinin yaklaşık yarısı ağustos ayına sarktı.

Yurt içi üretici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,68 oranında artmış, yıllık enflasyon yüksek bazın etkisiyle 5,62 puan düşerek yüzde 35,75’e geriledi. Bu dönemde ana sanayi grupları itibarıyla, enerji grubundaki fiyat artışı yüzde 3,04 olurken, ara malı (yüzde 1,25) ve dayanıksız tüketim malları (yüzde 1,17) manşet oranı sınırlayan gruplar olarak gerçekleşti.

Sektörler bazında incelendiğinde, tütün ürünleri, elektrik, gaz buhar ve iklimlendirme, içecekler, basım ve kayıt hizmetleri, makine ve ekipmanlar, kömür ve linyit ile ağaç-mantar ürünleri fiyat artışları ile öne çıkan alt gruplar oldu.”

Paylaşın

Beyaz Delikler Var Mı? Teorik Temelleri

Beyaz delik, astrofizikte, madde ve ışığın uzayda belirli bir alana çekilmek yerine oradan çıktığı teorik bir fenomeni temsil eder. Başka bir ifadeyle kara deliğin tam tersidir.

Haber Merkezi / Kara deliği, basitçe, kaçış hızının ışık hızını geçtiği ve ışığın kaçmasının imkansız olduğu bir alan olarak tanımlayabiliriz.

Kaçış hızı, bir şeyin Dünya gibi bir gezegenin yerçekimi alanından kaçıp uzaya doğru hareket edebilmesi için kat etmesi gereken hızı ifade eder.

Alman fizikçi ve astronom Karl Schwarzschild, beyaz delik fikrini, Albert Einstein’ın genel görelilik kuramına yanıt olarak ortaya atmıştır. Schwarzschild, kara delikleri tanımlayan denklemleri formüle ederken, beyaz deliklerin kara delikleri yöneten aynı fizik yasaları altında var olabileceğini ortaya koymuştur.

Einstein’ın genel görelilik kuramı

Einstein’ın genel görelilik kuramı, kütle çekimini Newton’un kuramı gibi nesneler arasındaki bir kuvvet olarak değil, kütle ve enerjinin neden olduğu uzay ve zamanın eğriliği olarak tanımlayan bir kuramdır.

Genel görelilik kuramına göre gezegenler, yıldızlar ve diğer büyük kütleli cisimler etraflarındaki uzayı bükerler ve uzayın bu bükülmesine biz kütle çekimi adını veririz.

Esasında nesneler uzayda bu kıvrımlar boyunca hareket ederler, örneğin Dünya’nın Güneş etrafında dönmesinin nedeni budur.

Nokta tekilliği nedir?

Nokta tekilliği, uzayda belirli niceliklerin (yoğunluk veya yer çekimi gibi) sonsuz büyüklükte olduğu bir konumdur.

Daha basit bir ifadeyle, bu, evrende aklımıza gelebilecek her şeyin, fizik yasaları da dahil, çöktüğü, her şeyin hayal edilemeyecek kadar küçük bir alana sıkıştırıldığı bir noktaya benziyor.

Fizikçiler bu kavramı, genellikle, kara deliğin tüm kütlesinin tek bir noktada yoğunlaştığı çekirdeği tanımlamak için kullanırlar.

Olay ufku nedir?

Olay ufku, özünde, hiçbir şeyin, hatta ışığın bile kaçamayacağı bir kara deliğin etrafındaki sınırdır.

Bunu geri dönüşü olmayan bir nokta gibi düşünün; bir şey bu sınırı geçtiğinde, dışarı çıkma şansı olmadan kara deliğe çekilir. Bu, olay ufkunu bir kara deliğin en dış katmanı yapar ve çekim gücünün herhangi bir şeyin kaçamayacağı kadar güçlü hale geldiği sınırı tanımlar.

Schwarzschild’in teorileştirdiği gibi, beyaz deliklerde olduğu gibi zamanın tersine dönmesi gibi ilginç bir durumda, bu olay ufku, madde ve ışığın ancak kaçabileceği, emilemeyeceği bir sınır haline gelir.

Beyaz deliklerin kuantum değerlendirmeleri

Kuantum mekaniği, kuantum çekim teorileriyle birlikte, kara deliklerin olay ufkuna yakın bir noktada kuantum etkilerinden dolayı radyasyon yaymasıyla oluşan Hawking radyasyonu gibi olayları öngörür.

Bazı bilim insanları, bu süreçlere zamanın tersine çevrilmesini uygulayarak, beyaz deliklerin de Hawking radyasyonunu yansıtan fiziksel bir süreç olarak madde ve ışık yayabileceğini ileri sürüyorlar.

Beyaz delikler var mı?

Beyaz deliklerin var olup olmadığı sorusu zorluklarla doludur. Gözlemlenebilir evrende bu tür nesnelerin varlığını doğrudan destekleyen hiçbir gözlemsel kanıt yoktur.

Ancak teorik fizik, beyaz deliklerin teorik olarak ortaya çıkabileceği senaryolar sunar.

Döngü kuantum yerçekimi teorisi

Astrofizikçi Andrew Hamilton, eğer beyaz delikler varsa, bunların, rollerini kütle ve enerjiyi emmekten dışarı atmaya çeviren kuantum kütle çekimsel dönüşümü geçiren süper kütleli kara deliklerin kalıntıları olabileceğini öne sürüyor. Bu teoriye döngü kuantum kütle çekimi denir.

Bu dönüşüm, evreni etkilediği bilinen karanlık enerji veya karanlık maddenin etkisi altında potansiyel olarak gerçekleşebilir. Ancak fizikçiler, karanlık maddenin temel parçacıklarla nasıl etkileşime girdiğine dair hala net bir anlayışa sahip değiller.

Diğer teorik çerçevelerle bağlantılar

Beyaz delikler kavramını keşfetmek fiziğin birkaç başka alanına da değinir. Örneğin, kütle çekimsel merceklenme – ışığın kara delikler gibi büyük nesnelerin etrafında büküldüğü bir fenomen, benzer şekilde beyaz delikler için de geçerli olabilir ve arkalarındaki uzay algımızı değiştirebilir.

Ayrıca, ana evrenin dış katmanlarından bir beyaz delikten doğma potansiyeli olan bir bebek evren fikri, çoklu evren teorisiyle derin bir bağlantıya sahiptir ve evrenimizin çok sayıda evrenden sadece biri olabileceğini öne sürer.

Beyaz delikler aynı zamanda evrendeki termal denge anlayışımızı da zorluyor.

Enerji ve maddeyi emmek yerine yaydıkları için teorik olarak kozmik tohumlar olarak hizmet edebilir, enerji yoğunluğunu ve temel parçacıkları evren boyunca dağıtabilir ve böylece galaksilerin oluşumunu ve evrimini kara deliklerden temelde farklı şekillerde etkileyebilirler.

Paylaşın

Günlük 60 Dakika Yürüme Alışkanlığı Edinmenin Beş Basit Yolu

Zamanın parmaklarımızın arasından kayıp gittiği günümüzde, sağlık genellikle ikinci planda kalır. Ancak, günün sadece 60 dakikasını basit bir aktiviteye ayırmanın sağlığınız üzerinde derin bir etki oluşturabileceğini söylesem?

Haber Merkezi / Günlük 60 dakika yürüme alışkanlığı edinmek o kadar zor olmak zorunda değil. İşte yürüyüşü bir alışkanlık haline getirmenin beş basit yolu:

Belirli bir zaman ayarlayın: Sizin için en uygun olan günün herhangi bir saatini seçin. Her gün aynı saatte yürümek, alışkanlığa bağlı kalmanız kolaylaşır.

Yavaş yavaş artırın: 60 dakika ilk başta fazla geliyorsa, 20 veya 30 dakika gibi daha kısa bir süre ile başlayın. Dayanıklılığınız artıkça yürüyüş sürenizi kademeli olarak artırın. Önemli olan tutarlılıktır; kısa bir yürüyüş bile hiç olmamasından daha iyidir.

Keyifli hale getirin: Yürüyüşünüzü keyifli hale getirmenin yollarını arayın. En sevdiğiniz müziği, bir podcasti veya sesli kitabı dinleyin.

Manzaralı bir alanda veya bir arkadaşınızla veya evcil hayvanınızla yürümek de deneyimi daha keyifli hale getirebilir ve her gün iple çektiğiniz bir aktivite olabilir.

İlerlemenizi izleyin: Yürüyüş seanslarınızı takip etmek için bir pedometre, bir fitness uygulaması veya basitçe bir takvim kullanın. Zaman içindeki ilerlemenizi görmek motive edici olabilir ve alışkanlığı pekiştirmeye yardımcı olabilir.

Günlük yürüyüşlerin bir haftasını veya bir ayını tamamlamak gibi küçük dönüm noktalarını kutlamak da bağlılığınızı artırabilir.

Diğer aktivitelerle birleştirin: Yürüyüşü günlük rutininize diğer aktivitelerle birleştirerek entegre edin. Örneğin, telefonda konuşurken yürüyün, öğle tatilinizde yürüyüşe çıkın veya varış noktanızdan daha uzakta park edin.

Yürüyüşü gününüzün doğal bir parçası haline getirmek, buna bağlı kalmanıza yardımcı olacaktır.

Paylaşın

Daha Genç Görünmenizi Sağlayacak Beş Süper Meyve

Yaşlanma doğal bir süreçtir, ancak beslenmenize belirli süper meyveleri dahil ederek daha genç bir görünüme sahip olabilirsiniz. Bu süper meyveler, genç ve parlak bir cildi desteklemenin lezzetli ve etkili bir yolu olabilir.

Haber Merkezi / Antioksidanlar, vitaminler ve minerallerle dolu olan bu süper meyveler, ayrıca genel sağlığınızı da destekleyebilir.

Yaban mersininden papayaya, diyetinize eklemeyi düşünebileceğiniz beş yaşlanma karşıtı süper meyve:

Yaban mersini: Yaban mersini genellikle en iyi yaşlanma karşıtı meyvelerden biri olarak bilinir. Özellikle oksidatif stresle savaşmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olan C vitamini ve antosiyaninler olmak üzere antioksidanlar açısından zengindir. Yaban mersininin düzenli tüketimi cildin elastikiyetini korumaya ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

Avokado: Avokado, cildiniz için inanılmaz derecede faydalıdır. Cildi nemlendirmeye ve hasardan korumaya yardımcı olan sağlıklı yağlar, E ve C vitaminleri ve antioksidanlarla doludur. Avokadodaki sağlıklı yağlar ayrıca hücre yenilenmesini destekleyerek cildinizin esnek ve genç kalmasını sağlar.

Nar: Nar, antioksidanların, özellikle de punicalaginlerin ve polifenollerin güçlü bir kaynağıdır. Bu bileşikler cildi UV hasarından korumaya, cilt dokusunu iyileştirmeye ve kolajen üretimini desteklemeye yardımcı olur. Nar suyu içmek veya salatalarınıza eklemek cildinize doğal bir parlaklık kazandırabilir.

Kivi: Kivi, kolajen üretimi için gerekli olan C vitamini açısından zengindir. Kolajen, cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca kivi, cildi çevresel hasarlardan korumaya ve yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olan antioksidanlar ve polifenoller içerir.

Papaya: Papaya, cilt gençleştirici özellikleriyle bilinen tropikal bir meyvedir. Cildi eksfoliye etmeye ve ölü hücreleri temizlemeye yardımcı olan papain gibi enzimler içerir. Papayadaki yüksek C vitamini içeriği kolajen sentezine yardımcı olurken, antioksidanları erken yaşlanmayı önlemeye ve cildinizin canlı görünmesini sağlamaya yardımcı olur.

Paylaşın

Özgür Özel’den “Avrupa Birliği” Vurgusu

Partisinin İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün CHP tüm mikro sorunların yanı sıra Türkiye’nin önüne makro bir hedef koymaktadır. O hedef, Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefidir” dedi ve ekledi:

“Hedefimiz Balkan coğrafyasıyla ve Türki cumhuriyetlerle en iyi ilişkileri kuran, KKTC ile Azerbaycan ile üstenci, buyurgan bir dille değil dost ve kardeş ülke bağı oluşturan, diğer yandan da Rusya ve Çin gibi devletlerle diplomatik ilişkilerini geliştiren bir dış politikayı oluşturabilmektir. Bugün 32’si Avrupa’da toplamda 77 partinin bulunduğu Sosyalist Enternasyonal, partimizin AB mücadelesine tam destek vereceğini açıklamıştır. Pusulası millet olan CHP’nin hedefi, güçlü, zengin, dünyayla yarışan Avrupa Birliği üyesi olmuş Türkiye’dir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda açıklamalarda bulundu. Birgün’ün aktardığına göre, Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Biz bugün 105 yıl önce bu topraklarda Cumhuriyetimize ve bağımsızlığımıza uzanan yolun en önemlilerinden birinin atıldığı Sivas’tayız. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkışı, Havza ve Amasya Genelgeleri ile Erzurum Kongresi sonrası Sivas’a geldi. Temsil Heyeti Başkanı Gazi Mustafa Kemal başkanlığında 41 kongre delegesi 4 Eylül 1919 günü Sivas Sultani binasında toplandılar. Kongrede tam 8 gün boyunca Cihan harbinden çıkan işgale uğrayan ülkenin nasıl kurtarılabileceği tartışıldı.

Tüm delegeler fikirlerini açıkça beyan ettiler, özgürce tartıştılar. Ve 11 Eylül günü mutabakatla çıkan bildirgede ‘Milli istiklalimizin sağlanması için milli iradenin hakim kılınması esastır’ ifadesi yer alarak manda ve himaye kesin bir dille reddedildi. Bölgelerinde mücadele yürüten cemiyetler, dernekler, yapılar ‘Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ altında birleştirildiler. İstanbul hükümetine Milli Meclisi bir an önce toplama çağrısı yapıldı ve burada alınan tüm kararların meclisin denetimine ve onayına sunulması net bir dille talep edildi. Bu nedenle Sivas Kongresi önce son Osmanlı Mebusan Meclisinin toplanmasını ardından kurtuluş mücadelemizi de yönetecek olan TBMM’nin açılmasını kolaylaştırmış, teşvik etmiş ve zorlamıştır.

Bağımsızlık ve özgürlüğümüze giden yolun en güçlü kolonu Sivas Kongresi’nde inşa edilmiştir. Atatürk yıllar sonra Sivas Kongresi’ni ‘Bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararların verildiği yer’ olarak tanımlamıştır. Partimizin kurulduktan sonraki ilk kurultayının Ekim 1927’de gerçekleştirildiği bilinir. Ancak Atatürk, ilk kurultayımızı Sivas Kongresi olarak tanımlamış ve Sivas Kongresi’nin partimizi doğurduğunu ifade etmiştir. Sivas Kongresi bizim ilk kurultayımızdır.

Ülkemizi kurtaran, bağımsızlığı mümkün kılan partimiz ülkemizi önce demokrasiyle sonra sosyal demokrasiyle tanıştırmıştır. Ne yazık ki partimiz son yarım asırda tek başına iktidar olma imkanından mahrum kalmış, bunu başaramamıştır. Ülkeyi yönetecek sorumluluğu elinde bulunduramamıştır. Ancak bugün Sivas’tan kurucu kadrolarımıza armağan etmek isteriz ki bugün kuruluş felsefesinden sapmayan CHP, yapılan son seçimlerin ve Türkiye’nin birinci partisidir.

Partimize ömrünü adayanlara armağan ederiz ki 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nde kurulan partimiz o kongreden tam 105 yıl sonra yapılan seçimleri kazanarak 47 yıl aradan sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. CHP bugün özgüvenli siyasetiyle iktidarın tek ve en güçlü seçeneğidir. Atatürk’ün hatırasına armağan ederiz ki partimiz Cumhuriyet’i korumaya, yüceltmeye ant içmiş, gençlerin ve kadınların daha çok söz sahibi olduğu milletin partisi olarak yapılacak ilk seçimlerde Ata’mızın partisini iktidar yapacak kararlılıktadır.

“Artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayız”

Geçen yıl bugünlerde 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden mağlup çıkan partimiz son derece üzgün, yaralı, umutsuz seçmenlerimiz vardı. Sokakta karşılaştığımız gençlerin gözündeki fer sönmüş, büyüklerimizin omzu yere düşmüştü. Toplumda büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk hakimdi ve bu tüm ölçümlere yansıyordu. O günlerde hepimizin önünde yeni bir sorumluluk vardı. Yeni bir sayfa açmak için şunu söyledik; artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayız.

CHP değişecek, Türkiye değişecek. İşte 5 Kasım kurultayında delegelerimizin ortaya koyduğu irade 31 Mart seçimlerinde partimizi Türkiye’nin birinci partisi yapan iradenin ta kendisiydi. 5 Kasım kurultayımızın sloganı değişimdi. Ancak bu değişimi sadece kişilere indirgemek bir haksızlık, vefasızlık yapmak olur. İhtiyacımız olan, bu değişimi başta partinin yazılı belgelerine yansıtarak, sürdürmek, devam ettirmek ve bu değişimin sonunda başararak sonuç almaktır.

İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda bu değişim talebinin altını doldurarak tüzüğümüzü daha da demokratikleştirecek, ardından partimizin iktidar programına evrilecek olan parti programımızı değiştirme aşamasına güçlü bir adım atacağız. Şimdiden kurultayımız için nisan ayından itibaren görüş ve önerileri toplamaya başladık. Önümüzdeki günlerde, 6’sında tüzüğümüzü değiştirdikten sonra 7 ve 8’inde 25 farklı masada, dört ana temada çok farklı fikirlerin, görüşlerin tartışıldığı ve değişim kurultayının en önemli bileşeni olan program değişikliğini nasıl yapacağımızı, 81 ilde nasıl yürüteceğimizi, ilçelere nasıl taşıyacağımızı, kamuoyunun taleplerini nasıl alacağımızı, toplumun beklentilerini nasıl duyacağımızı, var olan çözümleri nasıl anlatacağımızı, yeni çözümleri nasıl üreteceğimizi hep birlikte tartışacağımız çok kıymetli iki günü hep birlikte gerçekleştireceğiz.

Ardından 9 Eylül’de hep birlikte bugün olduğu gibi önemli bir tarihsel sahipleniş ve vurguyla Türkiye’yi kurulurken de birinci partisi, son seçimlerin de birinci partisi, bugünün de birinci partisi, yapılacak olan ilk seçimlerin de birinci partisi olan CHP’nin birlik, beraberlik içinde bu süreci tamamladığını, dostlara büyük bir kıvançla dost olmayanlara da duyacakları derin kaygıyla hissettireceğiz. Bunun için bugün buradayız. Hep birlikteyiz. Başarmak için ilk adımı atmak üzere yine Sivas’tayız, yeniden Sivas’tayız.

CHP’nin diğer partilerden çok önemli bir farkı vardır. Bizim kurultaylarımızın özelliği şudur; liderlerden talimat almaz. Liderlerin dediğini yapmaz. Liderlerin telgrafında ayağa kalkıp nefes almadan dinlemez. CHP’nin kurultayları görev almaz, görev verir. Gazi Mustafa Kemal’in liderliğindeki Sivas Kongresi bize mandayı, himayeyi reddetme, kurtuluşu örgütleme, bağımsızlığı ilan etme görevi vermiştir. 1972 Kurultayı Bülent Ecevit’i Genel Başkan seçmiş, ona partimizi; işçilerle, üretenlerle, ezilenlerle, hak arayanlarla buluşma, sosyal demokrasiyi iktidar yapma görevi vermiştir.

5 Kasım kurultayında bizlere verilen görev de partimizin önünü açacak bir değişimi sağlamak ve önce yerel seçimlerde ardından genel seçimlerde birinci parti olma göreviydi. Biz bu görevi kurultayımızdan aldık. Gençlerin ve kadınların daha fazla yer bulduğu, bilime inanan, sokağın sesini duyan bir anlayışla yerel seçimlere gittik. Ve kurultayımızdan aldığımız ilk görevi başarıyla tamamlayarak yerel seçimlerde partimizi birinci parti yaptık. Şimdi bize düşen görev, örgütümüzün ve milletimizin beklentilerine göre tüzük ve program değişikliklerini yapmak ve birlik ve beraberlik içinde genel seçimlere gitmektir.

Kısır kavgalara, şahsi tartışmalara değil nitelikli tartışmalarla ve kavga etmeden nitelikli bir süreci hep birlikte yürüterek, milletin gündeminden başka bir gündemi konuşmadan, bizi çekmek istedikleri kutuplaşma oyunlarına gelmeden, birlik ve beraberlik içinde genel seçimlere gitmek, özgüvenli siyasetimizden ödün vermeden geleceğe yürümek ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini ilk genel seçimlerde iktidar yapmaktır.

Türkiye’nin birinci partisinin rakibi, artık diğer partiler değildir. Hedefimiz, yerel seçimlerde aldığımız yüzde 38 oyu yüzde 50’nin üzerine çıkarmak için milletle daha güçlü bağlar kurmaktır. Diğer partilerin hedefi bize ulaşmak, bizim hedefimiz ise kendi başarı çıtamızı daha da yukarıya çıkarmaktır. Artık Türkiye eski Türkiye değildir. Olmayacaktır. Milleti bölerek, ayrıştırarak iktidarda kalma dönemi kapanmak üzeredir. Çünkü onların karşısında artık, milletin hakkının yegâne savunucusu olan bir CHP, tüm renkleriyle Türkiye İttifakı vardır. Bugün Türkiye, artık gitmekte olan bir hükümetin neden olduğu ağır sıkıntılar içindedir.

Emekliler, asgari ücretliler, üreticiler geçinemiyoruz diye feryat etmekte, sokakta, meydanda ses yükseltmektedir. Ancak biz, ‘İktidar başarısız olursa biz iktidar oluruz’ diye beklemiyoruz, beklemeyeceğiz. Biz iktidara milletin güvenini kazanarak, milletin rızasını alarak yürüyeceğiz. Bizim her soruna doğru bir tespitimiz ve doğru bir çözüm önerimiz mevcuttur. Bizlere düşen, partimizin her alandaki tutumunu, önerisini, 81 ilde 86 milyon vatandaşımıza ulaştırmaktır. Bugün CHP tüm mikro sorunların yanı sıra Türkiye’nin önüne makro bir hedef koymaktadır.

O hedef, Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefidir. Hedefimiz Balkan coğrafyasıyla ve Türki cumhuriyetlerle en iyi ilişkileri kuran, KKTC ile Azerbaycan ile üstenci, buyurgan bir dille değil dost ve kardeş ülke bağı oluşturan, diğer yandan da Rusya ve Çin gibi devletlerle diplomatik ilişkilerini geliştiren bir dış politikayı oluşturabilmektir. Bugün 32’si Avrupa’da toplamda 77 partinin bulunduğu Sosyalist Enternasyonal, partimizin AB mücadelesine tam destek vereceğini açıklamıştır. Pusulası millet olan CHP’nin hedefi, güçlü, zengin, dünyayla yarışan Avrupa Birliği üyesi olmuş Türkiye’dir.

“İktidar yürüyüşümüzü başlatıyoruz”

Yol haritamızı belirlemek, en demokratik tüzüğü yapmak, Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi tarif edeceğimiz program değişikliğini başlatmak üzere Sayın genel başkanlarımı, grup başkanvekillerimi, milletvekillerimi, PM üyelerimi, belediye başkanlarımı ve tüm kurultay delegelerimizi iktidar yürüyüşüne ilk adımı atmak üzere Ankara’ya davet ediyorum. Sizleri Ankara’ya davet ediyorum, kalkın Ankara’ya gidelim. Kalkın partimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapalım. İktidar yürüyüşümüz Sivas’tan başlıyor, Ankara’da devam ediyor, Çankaya’da bir CHP’li Cumhurbaşkanı olana, bu ülkeyi yeniden Gazi’nin partisi yönetene kadar devam edeceğiz. Ankara’ya gidiyoruz, iktidar yürüyüşümüzü başlatıyoruz.”

Paylaşın

DSÖ: Cep Telefonları İle Beyin Kanserleri Arasında Bağlantı Yok

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yaptırdığı yeni bir inceleme, cep telefonu kullanımı ile beyin kanseri riskinin artması arasında bir bağlantı olmadığını ortaya koydu.

Haber Merkezi / İnceleme, cep telefonu kullanımındaki büyük artışa rağmen beyin kanseri vakalarında buna karşılık gelen bir artışın olmadığı belirlendi.

İncelemenin baş yazarı yardımcı doçent Ken Karipidis, incelemenin 1994 ile 2022 yılları arasında yayımlanan 63 gözlemsel çalışmayı içerdiğini ve bunun “bugüne kadarki en kapsamlı inceleme” olduğunu söyledi ve ekledi:

“Cep telefonları ile beyin kanseri veya boyun kanserleri arasında bir bağlantı olduğunu gösteren kanıtların olmadığı sonucuna vardık.”

Sonuçlardan oldukça emin olduklarını belirten Karipidis, cep telefonu kullanımında büyük bir artış olsa da beyin kanseri oranlarının sabit kaldığını söyledi.

İncelemede, merkezi sinir sistemi kanserleri (beyin, meninksler, hipofiz bezi ve kulak dahil), tükürük bezi tümörleri ve beyin tümörleri ele alındı.

Avustralya Radyasyon Koruması ve Nükleer Güvenlik Ajansı (Arpansa) öncülüğünde gerçekleştirilen incelemede, 5 binden fazla çalışma incelendi ve bunların arasından bilimsel açıdan en iyi olanlar tercih edildi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2011 yılında radyo frekanslı elektromanyetik alanları olası kanserojen alanlar olarak sınıflandırmıştı.

Karipidis, söz konusu sınıflandırmadan bu yana çok sayıda araştırmanın yayınlandığını ve 2019 yılında DSÖ’nün radyo dalgalarının sağlık üzerindeki etkilerini incelemek için bir dizi sistematik çalışma yaptırdığını ifade etti.

Kanser ile cep telefonları arasındaki bağlantıya dair endişelerin ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyen Karipidis, ancak teknolojinin gelişmeye devam etmesi nedeniyle araştırmaların sürdürülmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Çelik’ten Erken Seçim Çağrılarına Yanıt: Seçim Zamanında Olacak

Muhalefetin erken seçim çağrılarını değerlendiren AK Partili Ömer Çelik, “Önümüzdeki 3,5 yıl milletimize hizmet noktasında etrafımızdaki istikrarsızlıkları çok dikkatli takip ederek, Türkiye’nin istikrarını koruyarak, hizmet ve eser siyasetinde daha ileri adımlar atarak devam edeceğiz. Erken seçim olmayacak. Seçim zamanında olacak” dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “2026 baharında veya gelecek yıl bir sandık koyalım, Recep Tayyip Erdoğan da tekrar aday olsun çağırısını” değerlendiren Ömer Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“2024 yılının en kötü esprisi nedir dense bu birinci olurdu. Cumhurbaşkanımızı yeneceğini söylemesi siyasi değerlendirme olarak ele alınamaz. Seçim bittikten sonra ‘seçim falan istemiyoruz, beldelerde hizmet edeceğiz’ dediler. Gözüken o ki bu plan tutmadı.

Belediyelerde bir hizmet yok. CHP’deki aktörler arasında kimin öne geçtiği, kimin kimi ziyaret ettiği konuşuluyor. Şimdi tüzük kurultayı deniyor. Tıkanmışlık neticesinde erken seçim tartışmasını gündeme getiriyorlar. İstikrarı koruyarak, hizmet siyasetinde daha ileri adımlar atarak devam edeceğiz. Bu 3,5 yıl Türkiye Yüzyılı çerçevesinde önemlidir. Şu anda CHP içinde bir erken seçim var.”

Çelik, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa ettiğine yönelik iddialara ilişkin, “Ekonomiyle ilgili gündemi yakından takip ediyoruz. Orda Vadeli Program, 5 Eylül’de açıklanacak. Güçlü bir şekilde programın ilerlediğini görüyoruz. Burada ekonomi yönetimimize dönük olarak bakan arkadaşlarımızın istifa ettiğine dair çıkan haberlerin yalan olduğunu ifade etmek isterim. Elde edilen pozitif sonuçlardan rahatsız olanların propaganda içerisinde olduğu görülüyor” dedi.

30 Ağustos’ta Kara Harp Okulu’ndaki resmi törenin bitişinin ardından yeni mezun yaklaşık 350 subayın bir araya gelerek yaptığı yemine de değinen Çelik, “Milletin kendi imkanlarıyla gözbebeği gibi baktığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleceği için yetiştirilmiş bu teğmenlere hakaret kabul edilemez. Bunlar milletin evlatlarıdır” ifadelerini kullandı.

CHP’nin, sokak röportajı nedeniyle tutuklanan ve daha sonra serbest bırakılan Dilruba Kayserilioğlu’nu protokolle ağırlamasına tepki gösteren Çelik, konuşmasına şöyle devam etti: “Herhangi bir virüs üretmeye çalışanlara karşı bu hassasiyetimizi en üst seviyede tutacağız. Atatürkçülük yapmaya çalışıyorum deyip milletin değerlerine saldıranlar Atatürk’e karşı saldırıyorlar aslında.

“Vatandaşın iradesi saygıdeğerdir”

İlk cumhurbaşkanımız ve devletimizin kurucusu Atatürk’ten Erdoğan’a kadar büyük mücadeleler verilmiştir. Atatürk’e ve Erdoğan’a karşı tavırlar mahkum edilmesi gereken tavırlardır. Nefret söylemi unsurudur ve iç cepheyi dağıtmaya dönük hareketlerdir. Yöneticiler arasında rekabet olabilir ama onlara oy veren vatandaşlara hakaret etme hakkı yoktur. Hangi siyasi parti tabanındaki vatandaşımız olursa olsun tüm saldırılara karşıyız. Bize oy versin vermesin vatandaşın iradesi saygıdeğerdir.”

Malazgirt kutlaması ve verilen fotoğraf hakkında da konuşan Çelik, şunları söyledi: “Geçmişimizle bugünü kavga ettirmek isteyen, tarihteki sürekliliğimize bir yaralı bilinç getirmeye çalışanların 30 Ağustos ile Malazgirt’i birbirine zıt kutlamalar gibi konumlandırmaya çalıştıklarını gördük. Adlarımız farklı olabilir, isimlerimiz farklı olabilir ama hepimizin soyadı Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

İsrail’in Filistin’deki soykırımına ilişkin de konuşan Çelik, “Dünya Gazze’ye sessiz kaldıkça soykırıma destek vermektedir. Uluslararası mekanizmaları katılımcısı düşmeye başlarsa bu kararları alanlar, Netanyahu’nun katliamlarına destek verenler bunun sorumlusu olacak. İsrail burada durdurulmazsa herkes bunun sorumluluğunu paylaşmak zorunda kalır” dedi.

Paylaşın

Şenol Güneş, 11 Yıl Sonra Trabzonspor’a Geri Döndü

Abdullah Avcı ile yollarını ayıran Trabzonspor, teknik direktör Şenol Güneş ile anlaşmaya vardı. Trabzonspor’u daha önce dört kez çalıştıran Şenol Güneş, bordo-mavili kulübe beşinci kez teknik direktör olarak döndü.

Haber Merkezi / 72 yaşındaki Şenol Güneş, resmi duyurunun yapılmasıyla birlikte perşembe günü takımın başında antrenmana çıkacak. Şenol Güneş, Trabzonspor’da ilk maçında daha önce iki şampiyonluk yaşadığı Beşiktaş ile karşılaşacak.

Trabzonspor’un başında toplamda 361 maçta sahaya çıkan Güneş, 209 galibiyet, 75 beraberlik ve 77 mağlubiyet almıştı.

Trabzonspor, Abdullah Avcı’yla yolların karşılıklı olarak ayrılmasının ardından yeni teknik direktörünü buldu. Trabzonspor’un başına Şenol Güneş geçti.

Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan, konuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Ertuğrul Doğan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Pazartesi günü gerçekleştirdiğimiz yönetim kurulu toplantımızda üç isim üzerinde enine boyuna tartıştık. Takımımızın güçlü bir iskeleti var ve Süper Lig maratonunun henüz başındayız. Bütün bunları üst üste koyunca hedeflerimize daha tecrübeli bir hoca ile varabileceğimize inandık ve efsanemiz Şenol Güneş ile bugün itibarıyla anlaşma sağladık.

Trabzonspor’umuzun hemen hemen her başarısında yer alan, teknik adamlığı döneminde şampiyonluk kazandırmış, bizim gibi düşünen, bizim gibi inanan ve tamamen ‘bizden biri’ olan Şenol Güneş hocamıza ‘yuvana yeniden hoş geldin’ diyorum.

Camiamızdan, bir ve beraberce hareket ederek kenetlenmesini, hem hocamıza hem de oyuncularımıza moral olmasını özellikle rica ediyorum. Bu kenetlenmenin, yakın gelecekteki başarılarımız için çok önemli olduğunu da vurgulamak istiyorum.”

Paylaşın