Katolik Kilisesi, Cinsel İstismar Mağdurlarına 323 Milyon Dolar Ödeyecek

Rockville Centre Katolik Kilisesi, çocukken rahipler tarafından cinsel tacize uğradıklarını iddia eden yaklaşık 530 mağdura 323 milyon dolardan fazla ödeme yapacak.

Son yıllarda yirmiden fazla kiliseye benzer davaların açılması, çocukların rahipler tarafından maruz kaldığı cinsel istismarın boyutunu gözler önüne seriyor.

ABD’nin New York eyaletinde bulunan Rockville Centre Katolik Kilisesi, rahipler tarafından tacize uğradığını iddia eden yaklaşık 530 kişiye 323 milyon dolardan fazla tazminat ödeneceğini duyurdu.

Rockville Centre, dört sigorta şirketinin 85 milyon 300 milyon dolarlık uzlaşma fonuna 234 milyon 800 bin dolar katkıda bulunmayı kabul etti. Rockville Centre Kilisesi, mağdurların açtığı davalar sebebiyle Ekim 2020’de iflas başvurusu yapmıştı.

Nassau ve Suffolk ilçelerinde yaklaşık 1 milyon 200 bin katoliğe hizmet veren kurum, bu yılın başında çocukluk çağında tacize uğrayan kişilere yaklaşık 200 milyon dolarlık anlaşma teklif etmiş, ancak şikayetçilerden olumsuz yanıt almıştı. Kilise, bu teklifin reddedilmesinin ardından yeni bir anlaşmanın mümkün olmadığını söylemişti.

Davayı denetleyen ABD İflas Hakimi Martin Glenn, kilise ile varılan yeni uzlaşmayı bu nedenle “muazzam bir ilerleme” olarak değerlendirdi.

Varılan uzlaşma emsal nitelik taşıyor. Hukukçular, bunun iflas etmiş kiliselerle ilgili yeni davaların önünü açabileceğini belirterek başka istismar şikayetlerinin de bulunduğuna dikkat çekti.

Aralarında New York’un da bulunduğu bazı eyaletlerde 2019 yılında çocukken istismara uğradığını iddia eden mağdurların dava açmalarına olanak tanıyan bir yasa kabul edildi.

Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından 20’den fazla katolik kilisesi iflas başvurusunda bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Beşiktaş Mağlubiyet İle Başladı

UEFA Avrupa Ligi ilk hafta maçında Ajax ile Beşiktaş, Amsterdam Arena’da karşı karşıya geldi. Hakem John Brooks’un yönettiği karşılaşmadan Beşiktaş, 4 – 0 mağlup ayrıldı.

Haber Merkezi / Ajax’a galibiyeti getiren golleri 31. dakikada Kian Fitz Jim, 51 ve 73. dakikalarda Mika Marcel Godts ve 55. dakikada Kenneth Taylor attı.

31. dakikada sol taraftan ceza alanına giren Taylor’ın içeri çevirdiği topa hiçbir oyuncu dokunamadı. Fitz-Jim, oluşan karambolde önüne düşen topa yakın mesafeden yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu: 1-0.

51. dakikada sağ taraftan Traore’nin pasında ceza sahası içi sol çaprazında topla buluşan Godts’un uzak direğe plase vuruşunda meşin yuvarlak filelere gitti: 2-0

55. dakikada ceza sahasında sırtı dönük topla buluşan Brobby’nin pasında topla buluşan Taylor’ın ceza yayından şutunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 3-0

73. dakikada sağ taraftan Rasmussen’in içeriye çevirdiği pasta Mert Günok’un dokunuşu sonrası meşin yuvarlak Godts’un önüne düştü. Bu oyuncunun altıpasın gerisinden yaptığı vuruşta top ağlara gitti: 4-0

Stat: Amsterdam Arena

Hakemler: John Brooks, Simon Bennett, Daniel Robathan

Ajax: Remko Pasveer, Devyne Rensch, Josip Sutalo, Youri Baas, Jorrel Hato, Jordan Henderson, Kian Fitz-Jim (Kristian Nökkvi Hylnsson dk. 66), Kenneth Taylor (Branco van den Boomen dk. 66), Bertrand Traore (Christian Rasmussen dk. 71), Mika Godts (Chuba Akpom dk. 81), Brian Brobbey (Wout Weghorst dk. 70)

Beşiktaş: Mert Günok, Jonas Svensson, Gabriel Paulista, Felix Uduokhai, Arthur Masuaku, Al-Musrati (Salih Uçan dk. 81), Jean Onana (Cher Ndour dk. 64), Milot Rashica (Can Keleş dk. 84), Gedson Fernandes, Rafa Silva (Semih Kılıçsoy dk. 64), Mustafa Hekimoğlu (Ciro Immobile dk. 46)

Goller: Kian Fitz-Jim (dk. 31), Mika Godts (dk. 51 ve 73), Kenneth Taylor (dk. 55) (Ajax)

Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi fikstürü

26 Eylül 2024 Ajax (Hollanda) – Beşiktaş
3 Ekim 2024 Beşiktaş – Eintracht Frankfurt (Almanya)
24 Ekim 2024 Lyon (Fransa) – Beşiktaş
6 Kasım 2024 Beşiktaş – Malmö (İsveç)
28 Kasım 2024 Beşiktaş – Maccabi Tel-Aviv (İsrail)
12 Aralık 2024 Bodo/Glimt (Norveç) – Beşiktaş
22 Ocak 2025 Beşiktaş – Athletic Club (İspanya)
30 Ocak 2025 Twente (Hollanda) – Beşiktaş

Paylaşın

Filistin Lideri Mahmud Abbas: Halkımıza Olanlardan Tüm Dünya Sorumlu

New York’ta düzenlenen 79. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında konuşan Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas, “İsrail hükümeti Lübnan halkına karşı soykırım suçu işliyor” dedi ve ekledi: Bu çılgınlık devam edemez. Halkımıza olanlardan tüm dünya sorumludur.

7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdüren İsrail’in ‘Gazze’yi neredeyse tamamen yok ettiğini’ dile getiren Abbas, “İsrail’in Gazze’nin tek bir santimetresini almasına bile izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Lideri Abbas ayrıca, İsrail askerlerinin öldürdüğü Ayşenur Ayşenur Ezgi Eygi’ye de değinerek, “Filistin halkı, İsrail işgal ordusunun şehit ettiği Ayşenur Hanım’ın duruşunu unutmayacaktır” dedi.

Ramallah merkezli Filistin Özerk Yönetim Konseyi Başkanı Mahmud Abbas, Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu’nda konuştu. Abbas, yaptığı konuşmada 7 Ekim’de başlayan Gazze savaşından bu yana ilk kez dünya liderlerine hitap etti, “soykırım” diye nitelendirdiği savaşta İsrail’in yanı sıra ABD’ye de ağır eleştirilerde bulundu.

Konuşmasına “Terk etmeyeceğiz, terk etmeyeceğiz, terk etmeyeceğiz” sözleriyle başlayan Abbas, “Filistin vatanımızdır. Babalarımızın, dedelerimizin vatanıdır ve bizim kalacaktır. Terk edecek biri varsa o da işgalci gaspçılardır” dedi.

Savaş sonrası vizyonunu “Gazze’ye yardımların ulaştırılması, İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi ve yerinden edilmiş Filistinlilerin evlerine dönmesi” olarak açıklayan Abbas, Filistin Özerk Yönetiminin Gazze Şeridi’nde ve Refah dahil tüm sınır noktalarında tam egemenlik haklarına sahip olması gerektiğine vurgu yaptı.

Batı Şeria ve Gazze’de akan kanı durdurmak için başta ABD olmak üzere uluslararası toplumu İsrail’e silah sevkiyatını durdurmaya çağıran Abbas, Washington’ın politikalarını eleştirdi.

Gazze’de giderek artan ve son rakamlara göre 41 bin 534’e yükselen ölümlere rağmen ABD’nin İsrail’e diplomatik himaye ve silah sağlamaya devam ettiğini belirten Abbas, “Bu suçu durdurun. Şimdi durdurun. Çocukları ve kadınları öldürmeye son verin. Soykırımı durdurun. İsrail’e silah göndermeyi durdurun. Bu delilik devam edemez. Gazze ve Batı Şeria’daki halkımıza olanlardan tüm dünya sorumludur” ifadelerini kullandı.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail topraklarına düzenlediği saldırının ardından başlayan İsrail operasyonlarında Gazze Şeridi’ndeki 2,4 milyon kişilik nüfusun büyük bölümü evlerini terk etmek zorunda kaldı. Batı Şeria’da da İsrail operasyonları ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 680’den fazla Filistinli yaşamını yitirdi.

ABD’ye veto eleştirisi

ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkarma çabalarını veto hakkını kullanarak tek başına bloke ettiğini hatırlatan Abbas, “ABD tek başına ayağa kalkıp ‘Hayır savaş devam edecek’ dedi. Bunu veto kullanarak yaptı. İsrail’i, masum sivilleri, çocuk ve kadınları öldürmek için kullandığı ölümcül silahlarla donattı. Bu da İsrail’i saldırganlığını sürdürmeye teşvik etti” dedi.

Gazze Şeridi’nin İsrail tarafından tamamen tahrip edildiğini, “yaşanamayacak hale geldiğini” belirten Abbas, İsrail’in BM’de yer almayı hak etmediğini savundu.

Abbas’ın konuşmasından kısa süre önce New York’a varan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise BM Genel Kuruluna yarın seslenecek. Netanyahu’nun ziyaretinin yoğun protestolara sahne olması bekleniyor.

ABD, geçen aylarda Gazze savaşı nedeniyle İsrail’i protesto gösterilerine sahne olmuş, New York dahil olmak üzere ülke çapında çok sayıda üniversitede eylemler düzenlenmişti. Protesto gösterilerinin merkezi konumundaki Columbia Üniversitesi, BM binasının yaklaşık 70 blok ötesinde bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Fenerbahçe Kazanmasını Bildi

UEFA Avrupa Ligi ilk hafta maçında Fenerbahçe ile Union Saint Gilloise, Şükrü Saraçoğlu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Benoit Bastien’in yönettiği karşılaşmadan Fenerbahçe, 2 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 26. dakikada Çağlar Söyüncü ve 82. dakikada Christian Burgess (KK), Union Saint Gilloise’ın tek golünü ise 90+3. dakikada Ross Sykes kaydetti.

UEFA Avrupa Ligi’nde her takım dördü sahasında dördü deplasmanda toplam 8 maç oynayacak.

30 Ocak 2025’ye aynı saatte oynanacak 18 maçın ardından ligde ilk 8 takım tur atlayacak ve doğrudan son 16 turuna kalacak.

Ligi 9 ve 16. sıra arasında tamamlayan takımlar, son 16 turunda ligi 17 ve 24. sıra arasında tamamlayan takımlarla eşleşecek.

Eleme usulüyle oynanacak maçların ardından 2024-25 UEFA Avrupa Ligi finali 21 Mayıs 2025’te İspanya’nın Bilbao şehrindeki San Mamés Stadyumu’nda oynanacak.

26. dakikada soldan kazanılan kornerde Cengiz Ünder’in pasında topla buluşan Szymanski, arka direğe doğru ortasını yaptı. Becao’nun kafayla indirdiği topa savunmadan önce Çağlar Söyüncü vurarak meşin yuvarlağı ağlara yolladı: 1-0.

82. dakikada Edin Dzeko’nun pasında ceza sahası içi sağ tarafında topla buluşan Dusan Tadic topu önüne hareketlenen Bright Osayi-Samuel’e aktardı. Osayi-Samuel’in sağ çaprazdan vuruşunda ise kaleci Anthony Moris’ten seken meşin yuvarlak kale önünde Christian Burgess’e çarptı ve ağlara gitti: 2-0

90+3. dakikada Franjo Ivanovic’in ceza sahası dışı sol tarafından vuruşunda direkten dönen topu kale önünde bulunan Ross Sykes tamamladı ve meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 2-1

Stat: Şükrü Saraçoğlu

Hakemler: Benoit Bastien, Hicham Zakrani, Aurelien Berthomieu

Fenerbahçe: Dominik Livakovic, Mert Müldür (Bright Osayi-Samuel dk. 65), Rodrigo Becao, Çağlar Söyüncü, Jayden Oosterwolde, Fred (Cenk Tosun dk. 86), Sofyan Amrabat, İrfan Can Kahveci (Dusan Tadic dk. 65), Sebastian Szymanski, Cengiz Ünder (Mert Hakan Yandaş dk. 77), Youssef En-Nesyri (Edin Dzeko dk. 77)

Union Saint Gilloise: Anthony Moris, Alessio Castro-Montes, Christian Burgess (Ross Sykes dk. 86), Kevin Mac Allister, Koki Machida, Noah Sadiki (Kamiel Van De Perre dk. 86), Charles Vanhoutte, Mathias Rasmussen (dk. 70 Sofiane Boufal), Franjo Ivanovic, Ousseynou Niang, Kevin Rodriguez (Anan Khalaili dk. 61)

Goller: Çağlar Söyüncü (dk. 26), Christian Burgess (dk. 82 k.k.) (Fenerbahçe), Ross Sykes (dk. 90+3) (Union Saint Gilloise)

Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Ligi fikstürü

26 Eylül 2024 Fenerbahçe – Union Saint Gilloise (Belçika)
3 Ekim 2024 Twente (Hollanda) – Fenerbahçe
24 Ekim 2024 Fenerbahçe – Manchester United (İngiltere)
7 Kasım 2024 AZ Alkmaaar (Hollanda) – Fenerbahçe
28 Kasım 2024 Slavia Prag (Çekya) – Fenerbahçe
11 Aralık 2024 Fenerbahçe – Athletic Bilbao (İspanya)
23 Ocak 2025 Fenerbahçe – Lyon (Fransa)
30 Ocak 2025 Midtjylland (Danimarka) – Fenerbahçe

Paylaşın

Samanyolu’nu Daha Önce Hiç Böyle Görmediniz

Bilim insanları, 13 yıllık gözlemlerin ardından, yeni doğan yıldızların şiddetli doğumlarından galaktik çekirdeğin gizli gizemlerine kadar, Samanyolu Galaksisinin şimdiye kadar yapılmış en ayrıntılı haritasını ortaya çıkardı.

Haber Merkezi / Bilim insanları, Avrupa Güney Gözlemevi’nin (ESO) Görünür ve Kızılötesi Astronomi Araştırma Teleskobu VISTA tarafından 420 gece boyunca elde ettiği görüntüleri kullanarak, Samanyolu Galaksisinin şimdiye kadar yapılmış en büyük haritasını ortaya çıkardılar.

Bu yeni harita 2010 ile 2023 yılları arasında çekilen 200 binden fazla ayrı görüntüden oluşuyor. Harita, 2012 yılında yayınlanan önceki en büyük haritadan yaklaşık 10 kat daha fazla nesne içeriyor. Ortaya çıkan veri o kadar büyük ki, yaklaşık 124 bin adet yüksek çözünürlüklü filme eşdeğer olan 500 terabayt veri içeriyor.

Bilim insanlarının yayınladığı görüntülerde parlak ışıklı bulutsular ve geniş yıldız kümeleri görülüyor.

Şili’deki Andres Bello Üniversitesi’nden bilim insanı Dante Minniti, “O kadar çok keşif yaptık ki, Galaksimize dair bakış açımızı sonsuza dek değiştirdik” diyor. Dr. Minniti,, araştırmanın araştırmacılar tarafından WIT (‘Bu nedir?’) olarak bilinen bir dizi bilinmeyen nesneyi de ortaya çıkardığını söyledi.

Hertfordshire Üniversitesi’nden bilim insanı r. Philip Lucas, ‘Harita, önümüzdeki on yıllarda Samanyolu’nun güneyini incelemek için uluslararası standart haline gelecek” dedi.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam’dan “Kürtlere Saldırmak İstiyorlar” Açıklaması

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecine ilişkin konuşan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, müzakerelerin, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme ilkesini uygulanmasına bağlı olduğunu belirtti.

Şaban, Ankara’nın ‘normalleşme’ sürecinden bahsederken ‘yanıltıcı davrandığını’ dile getirerek, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Suriye ile yakınlaşma arzusundan bahsettiği açıklamalarda bulunduğunda bu seçimi kazanma amaçlıydı, ancak sundukları hiçbir şey yoktu. Sahada yaptıklarını sürdürmek, topraklarımızı işgal etmek, ortalığı kasıp kavurmak, Kürtlere saldırmak istiyorlar.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, Ankara-Şam ilişkilerine yönelik açıklamalarda bulundu. Şaban’ın açıklamaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Eylül’de yaptığı konuşmanın ardından geldi.

Türkiye’deki yetkililerin, ‘Suriye ile yakınlaşma’ konusunu kendi çıkarları için kullanmaya çalıştığını dile getiren Şaban, “Bugün Türkiye, Suriye’nin kuzeybatısının kıymetli, değerli ve zengin bir parçası olan topraklarımızın bir kısmını işgal ediyor ve tehlikeli bir Türkleştirme süreci yürütüyor” dedi.

Türkiye ile müzakerelerin, Suriye topraklarından çekilme ilkesinin uygulanmasına bağlı olduğunu belirten Şaban, Ankara’nın ‘normalleşme’ sürecinden bahsederken ‘yanıltıcı davrandığını’ dile getirdi. El Arab’ın aktardığına göre Şaban, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Suriye ile yakınlaşma arzusundan bahsettiği açıklamalarda bulunduğunda bu seçimi kazanma amaçlıydı, ancak sundukları hiçbir şey yoktu. Sahada yaptıklarını sürdürmek, topraklarımızı işgal etmek, ortalığı kasıp kavurmak, Kürtlere saldırmak istiyorlar.”

Suriye Devlet Başkanı Esad’ın sözlerini de hatırlatan Şaban, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme şartını kabul etmesi gerektiğini bildirdik. Hemen çekilmeleri gerektiğini söylemedik ancak bu ilkeyi kabul etmek istemiyorlarsa masaya oturmayacağız.”

Suriye Devrim ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu Başkanı Hadi el Bahra ise, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suriyeli mevkidaşı ise görüşme çağrıları abartılı” dedi.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’ye gitmeden önce yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı: “Suriye’deki gerilimin artık sona ermesi gerektiğini, oradaki istikrarsızlığın başta terör örgütleri olmak üzere tabii İsrail’in bir devlet terörü estirdiğini çok açık, net ortaya koyacağız. Bu artık sıradan bir basit terör değil, devlet terörü. Bunu bugüne kadar çok kez tekrar ettik, söyledik.

Ama bazıları hala özellikle batılı ülkeler bunu anlamamakta ısrar ediyor. Biz de söylemekte ısrar edeceğiz ve bunu özellikle de inşallah Birleşmiş Milletlerdeki konuşmamda ifade edeceğim. Bu gerginliğin sona ermesi, Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye’nin birlikte atabileceği adımlar Şam yönetimini, muhaliflerin bir süredir Suriye’de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor.

Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor. Biz bu konuda çağrımızı yaptık ve Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Biz buna hazırız. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemde böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Türkiye’de 36 Milyon “Ruhsatsız” Silah Var

Umut Vakfı’nın hazırladığı ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’na göre; Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranı, ruhsatlı silah oranının 9 katı.

Umut Vakfı, 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’nu yayınladı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi psikiyatrist Dr. Ayhan Akcan, rapora ilişkin Sputnik Türkçe’ye açıklamalarda bulundu.

Özellikle ‘ruhsatsız’ silah sayısındaki tehlikeli artışa dikkat çeken Dr. Ayhan Akcan şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranına baktığımızda 1’e 9. Yaklaşık 85 milyon olan Türkiye’nin nüfusunun üçte birinden fazlası hatta neredeyse yarısı bireysel silahlı olarak görünüyor. Bazı evlerde ise birden fazla silah bulunuyor. Silah edinim sayısı da her yıl yüzde 3.5 oranında artıyor.”

2014 yılından bu yana medyaya yansıyan silahlı şiddet haberlerinin günü gününe çetelesini tutarak her yıl ‘Türkiye’nin Silahlı Şiddet Haritası’nda raporlaştırdıklarını söyleyen Dr. Akcan şu bilgileri paylaştı: “Bu istatistiklere bakıldığında, 2014 yılından bugüne geçen 10 yılda; toplam 34 bin 197 silahlı şiddet olayı yaşandı, daha doğrusu medyaya yansıdı.10 yılda meydana gelen 34 bin 197 silahlı şiddet olayında toplam 21 bin 434 kişi öldü, bazıları ağır 31 bin 207 kişi de yaralandı.

Yani her üç vakada ikisi cinayetle sonuçlandı. Ağır yaralanan ve hastaneye kaldırılanların ne kadarının daha sonra öldüğünü ya da iyileştiği yine bu rakamlara yansımadı. 2023 yılında; 3 bin 773 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Basına yansıyan bu olaylarda 2 bin 318 kişi öldü, 3 bin 820 kişi de yaralandı. Yaşanan silahlı şiddet olaylarının 3 bin 212’sinde yani yüzde 85’inde ateşli silahlar kullanıldı.”

Akcan’ın dikkat çektiği başka bir nokta ise ‘kazayla ya da şakalaşırken’ meydana gelen ölümler. “Her 22 silahlı vakadan biri ‘aptalca kaza’ nedeniyle meydana geliyor ve maalesef yarısı ölümle sonuçlanıyor’ diyen Dr. Akcan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kazayla veya şakalaşırken olan olaylara evde, işte, avda, arabada, askerlik sırasında olmak üzere kısacası her yerde rastlanıyor. Kaza veya şakalaşırken vurma olaylarında 5-6 yaşındaki çocukların bile katil olabiliyor. Çünkü özellikle köy gibi kırsal yerler olmak üzere bazı evlerde ortalıkta gelişigüzel bırakılan silahları merakla alıp kurcalayan çocuklar, gençler ya kendilerinin ya anneleri dahil akrabalarını, arkadaşlarını vuruyorlar. Yine özellikle kutlama veya başka nedenlerle havaya ateş açma sonucu yaralanmaya sebebiyet verme olayları da bu gruba dahil edilince neredeyse yüzde 10’unu buluyor. Bu da demek oluyor ki bir yıl içinde bin cinayet işleniyorsa en az 100’ü bu şekilde ölenlerden oluşuyor. ”

Dr. Akcan, basına yansımayan tespit edilemeyen vakaların sayısına da dikkat çekerken, “Bunları da hesaba katarsak belki de bu rakamların 3-4 katı sonuçlara ulaşacağız. Çünkü kimi zaman aileler saklamayı tercih ediyorlar ya da yerel basın bu haberleri vermiyor. O zaman da tam anlamıyla bir veri elde edilemiyor” dedi.

Silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor?

Asıl soru ise bireysel silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor? Bunun yanıtı ise Dr. Akcan şöyle yanıtlıyor:
En önemlisi bireysel silahlanmanın sosyal bir güvenlik konusu olduğunu Kabullenmek şart. Çözüm otorite olarak TBMM’de ya da kanun koyucularda. Ruhsatlandırmak ya da cezayı artırmak da çözüm değil. En az 30 yıllık bir kararlılık gerekiyor. Toplumun tüm alanlarında şiddeti azaltmanı sınırlamanın ilk adımı; sivil silahlanmayı önce zorlaştırmak denetim altına almak. En uçta yasaklamak. Silah edinmeyi bir hak ve kayıt altına alarak vergi geliri olarak görmek halen taraf buluyor. Toplumun huzurunu kaçırıyor; hukuk işlemez oluyor, korkuyu artırıyor,insanların devlete inancında hasar oluşturuyor. Bu gerçeği kabullenmek, bu yanlışlar üzerinden çözüm aramamak gerekiyor.

Bunları maddeler halinde sıralamak gerekirse; “Yeni silah yasası tekrar tartışmaya açılmalı, ruhsatsız silahlarla ilgili caydırıcı çezalar getirilmeli, ruhsat süresi iki yıla indirilmeli, evde silah bulundurma ruhsatında eş rızası alınmalı, silah ruhsatı başvurusunda en az 14 gün bekleme süresinin getirilmeli., ruhsat öncesi eğitim, ruhsat sonras denitim yapılmalı. Yine ciddi sağlık muayenesi uygulanmalı. Özellikle kişilik bozukluğu, bağımlılık düzeyi, öfke kontrol problemi ve psikopatolojik testlerin uygulanması zorunlu hale getirilmeli. Kamu spotu ile bilgilendirmeler yapılmalı, silah reklamları yasaklanmalı, internetten satış kargo ile teslim, teşhir, tanıtım yasaklanmalı. “

Umut Vakfı, her yıl bireysel silahlanma nedeniyle hayatını kaybedenleri anmak için ‘Sessiz Ayakkabılar Yürüyüşü’ etkinliği düzenliyor. Bu yıl da 28 Eylül’de Levent Meydanı’nda saat 13.00’de düzenlenecek etkinlikte yakınlarını kaybedenler bir araya gelecek.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek Mesajı

Ekrem İmamoğlu’na açılan siyasi yasak davasına ilişkin konuşan Mansur Yavaş, “Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir” dedi ve ekledi:

“Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mansur Yavaş’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı: Türkiye’de bilgiye dayalı olmayan bazı görüşleri maalesef ki uydurmak serbest. Hiçkimse sorgulamadan kendi düşüncelerini ‘kulis bilgisi’ olarak ortaya atıyor. Açıklamalarımız gayet ortadadır. Genel Başkanımız günü geldiğinde parti olarak kimin aday olacağına karar vereceklerini açıkladı.Henüz ortada böyle bir gündem yokken bu tarz tartışmaları üzücü buluyoruz. Daha öncesinde de bunu yaşadık.

Bu tartışmalar özellikle yapıldı arayı bozmak için. Bunu yaparken ülke gündemini de ortadan kaldırdılar. Şu anda yapılanlar da aynısı. Sayın İmamoğlu’nun veya benim, ağzımızdan hiçbir şey çıkmadığı halde kulis bilgisi adı altında hem hükümeti eleştirip hem de hükümete hizmet edecek gereksiz tartışmalar yaptırıyorlar ve gündemi unutturuyorlar. Ülkeni tek bir gündemi var; emeklilerin durumu, yaklaşan kış şartları, insanların gıdaya erişimindeki zorluk, vatandaşlar aç kalıyorlar.

Fakat bazı şahısların kişisel kariyerleri ya da kendilerini gündeme getirmek için beyanları bunlar. Neye hizmet ettiklerini anlamak mümkün değil. Her zaman söyledik, ‘Partimiz aday gösterirse aday oluruz.’ Bence muhalefet tüm gücüyle ülkede yaşana sıkıntıların çözümü ve halka duyurulması konusunda çalışmalıdır. Bunun haricindeki konuşmalar boş laftır. Bunlara tüketeceğimiz vaktimiz yoktur. Boş laflara, hükümetin işine yarayan, bazı insanları ortaya attığı gündemi unutturan şeylere kulak verilmemesi gerekir.

Ekrem İmamoğlu: Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir.

Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Paylaşın

Dünya Genelinde Her Üç Çocuktan Biri “Miyop”

Yeni yayınlanan bir araştırmaya göre, dünya genelinde her üç çocuk veya gençten birinin miyop olduğunu ortaya koydu. Miyop tedavi edilemiyor, ancak gözlük veya lenslerle düzeltilebiliyor.

Dünya genelinde yapılan bir analiz, çocukların görme yetisinin giderek kötüleştiğini ve her üç çocuktan birinin artık miyop olduğunu, yani uzaktaki nesneleri net göremediğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, çocukların ekran başında daha fazla, açık havada ise daha az zaman geçirmelerine neden olduğu için Covid karantinalarının görme yetisi üzerinde olumsuz bir etki yarattığını söylüyor.

Çalışma, miyopluğun giderek büyüyen küresel bir sağlık sorunu olduğu ve 2050 yılına kadar milyonlarca çocuğu daha etkileyeceği uyarısında bulunuyor.

Çocuklar arasında miyop en fazla Asya’da yaygın. Japonya’daki çocukların yüzde 85’i, Güney Kore’deki çocukların yüzde 73’ü, Çin ve Rusya’da ise yüzde 40’tan fazlası miyop.

Paraguay ve Uganda yaklaşık yüzde 1 ile en düşük miyopluk seviyelerine sahipken, İngiltere ve ABD’de bu oran yüzde 15 civarında.

British Journal of Ophthalmology dergisinde yayınlanan çalışma, altı kıtada 50 ülkeden beş milyondan fazla çocuk ve genci kapsayan araştırmayı inceledi.

Veriler, 1990 ile 2023 yılları arasında miyopluğun üç kat artarak yüzde 36’ya yükseldiğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, Covid pandemisinden sonraki artışın “özellikle dikkat çektiğini” söylüyor.

Miyopluk genellikle ilkokul yıllarında başlıyor ve yaklaşık 20 yaşında gözün büyümesi durana kadar kötüleşme eğilimi devam ediyor.

Bu aynı zamanda genetiğe de bağlı. Ancak Singapur ve Hong Kong gibi yerlerde çocukların eğitime özellikle küçük yaşta (2 yaşında) başlaması gibi başka faktörler de var.

Araştırmalara göre, çocukların ilk yıllarında kitaplara ve ekranlara odaklanmış halde daha fazla zaman geçirmeleri göz kaslarını zorlayarak miyopluğa yol açabiliyor.

Türkiye’den uzmanlar benzer durumun Türkiye için de geçerli olduğunu söylüyor.

Okullaşmanın 6 – 8 yaşlarında başladığı Afrika’da miyopluk Asya’ya kıyasla çok daha az yaygın.

Dünya genelinde milyonlarca insanın Covid kısıtlamaları sırasında uzun süre kapalı ortamlarda kalması nedeniyle de çocukların ve gençlerin görme yetisi zarar gördü.

Araştırmacılara göre, “Ortaya çıkan kanıtlar, pandemi ile genç yetişkinler arasında görme bozukluğunun hızlanması arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu gösteriyor”.

Araştırma, 2050 yılına kadar miyopun dünya genelindeki gençlerin yarısından fazlasını etkileyebileceğini öngörüyor. Çalışmaya göre, kız çocukları büyüdükçe okulda ve evde açık hava etkinlikleri için daha az zaman harcama eğiliminde oldukları için, erkeklere göre daha yüksek oranlara sahip olabilirler.

Ergenlik de dahil olmak üzere kız çocuklarının büyüme ve gelişmesi daha erken başlıyor, bu da daha erken yaşta miyop olmaları anlamına geliyor.

Araştırmacılar, 2050 yılına kadar Asya’nın yaklaşık yüzde 69 miyop oranıyla diğer tüm kıtalara kıyasla en yüksek seviyelere ulaşması bekleniyor; gelişmekte olan ülkelerin de yüzde 40’a ulaşabileceği belirtiliyor.

Göz uzmanları, çocukların miyop olma ihtimallerini azaltmak için şu tavsiyelerde bulunuyor: Özellikle 7-9 yaş arasında her gün en az iki saat dışarıda vakit geçirmeliler. Bu konuda fark yaratan şeyin güneş ışığı mı, açık havada yapılan egzersiz mi ya da çocukların gözlerinin daha uzaktaki nesnelere odaklanması mı olduğu net değil.

Çocuklar daha erken yaşta göz kontrolüne götürülmüş olsa bile, özellikle 7-10 yaşlarında göz testine götürülmeli.
Ebeveynler de çocuklarını dikkatli gözetlemeli: Miyopluk aileden geçer; siz miyopsanız, çocuklarınızın da miyop olma ihtimali diğerlerine göre üç kat daha fazladır.

Tedavisi var mı?

Miyopi tedavi edilemiyor, ancak gözlük veya lenslerle düzeltilebiliyor.

Takılan özel lensler, gözün farklı şekilde büyümesini teşvik ederek, küçük çocuklarda miyopluk gelişimini yavaşlatabilir, ancak bunlar pahalı.

Bu özel lenslerin çok popüler olduğu Asya’da ayrıca açık havada ders havası yaratmak üzere, boydan boya camla kaplı sınıfların sayısı da artıyor.

Yüksek miyopluk oranlarının ileri yaşlarda birçok olağandışı göz rahatsızlığına yol açabileceğinden endişe ediliyor.

Miyop belirtileri neler?

Okulda tahtayı görmede ve kelimeleri uzaktan okumakta zorluklar,
Televizyona veya bilgisayara yakın oturmak ya da cep telefonunu veya tableti yüze yakın tutmak,
Baş ağrısı çekmek,
Gözleri sık sık ovuşturmak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Hatimoğulları, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Ekonomik kriz üzerinden iktidara yüklenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri” dedi ve ekledi:

“Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü. Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük.

İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ‘Ekmek ve Adalet’ buluşmaları kapsamında GATEM Toptancılar Sitesi’nde, Türk İş’e bağlı Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Şubesi’ni ziyaret etti. Hatimoğulları’na Antep programında PM Mehmet Bozgeyik, Şırnak Milletvekili Zeki İrmez, İl Eşbaşkanları Hacer Ayhan ve Mehmet Satan eşlik etti.

Artı Gerçek’ten Sinan Şahin‘in aktardığına göre, burada açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, ‘ekmek ve adalet’ buluşmaları kapsamında Antep’te temaslarda bulunuyor. Şahinbey’de Tuğcan Otel’de gazetecilerle bir araya gelen Hatimoğulları, “Adalet talep eden, barış talep eden herkesle buluşmalarımızı gerçekleştirdik. Neden ekmek talebi, neden adalet talebi bugünlerde bu kadar yükselmiş durumdadır? Ülkenin içinden geçtiği ekonomik krizi ne kadar anlatsak yetersiz kalır. İnsanların hal komplekslerinin önünde bayatlamış, çürümüş sebzeleri götürüp evinde yemek yapmak zorunda kaldıkları bir dönemden geçiyoruz. Çiftçi bu ülkede bu iktidar tarafından bitirildi. Tarım komple bitirildi bu iktidar tarafından. İnsanlar açlık ve yoksullukla adeta baş başa bırakıldı” dedi.

Hatimoğulları, “Bu ülke son yıllarda o kadar kötü yönetiliyor ki gençler artık umudunu Avrupa’da arıyor. 1980 döneminde biliyorsunuz çok önemli göç dalgası olmuştu Avrupa’ya doğru Türkiye’den ama şu anda işsizlikten, yoksulluktan, gençler gelecek görmediği için mutsuzluktan kaynaklı Avrupa’ya göç etmeye çalışıyor. Türkiye, birkaç sene sonra emek gücüne ciddi ihtiyaç duyacak bir ülke pozisyonuna gelecek, bu göçen dolayı.

Ve bütün bunların altında yatan çok sebep var. Bir kere gençlerin özgürlükleri elinden alınmıştır. Gençler umut hissetmiyor. Çünkü bu kadar mutsuz, umutsuz, işsiz, geleceksiz. Ayrıca gençler sosyal ortamlarını da kaybediyor. AKP iktidarının yaratmak istediği yeni toplum modelinde gençlerin özgürlüğünü kısıtlayan, kadınların özgürlüğünü kısıtlayan, onların üzerinde ağır mahalle baskısı duran bir anlayışla karşı karşıyayız” diye konuştu.

İktidarın eğitim politikalarını eleştiren Hatimoğulları, “Bakın MESEM’i getirdiler. MESEM çocuk işçiliğine adeta yasal kılıf bularak çocukları küçücük yaşlarda çalıştıran, onrların emeğini sömüren bir uygulama. Yine eğitimde yeni politikalarıyla özellikle ÇEDES projesi ile, maarif projesi ile Türkiye’de eğitimi aşırı dindarlaştıran, bilimden uzaklaştıran bir yaklaşım içindeler.

Elbette bizler Türkiye’de bütün halkların ve inançların kendi dilleriyle, kendi mezhepleriyle kendi inançlarını özgür ve eşit bir yurttaş olarak yaşamasıyla ilgili en fazla katkısı olan siyasi parti olarak eğitimdeki müfredattaki bu değişikliği kesinlikle kabul etmiyoruz. Gençleri daha da mutsuzlaştıran yaklaşımlardan birinin bu olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum” dedi.

Baskılara ve adaletsizliğe değinen Hatimoğulları, “Emine Şenyaşar biliyorsunuz haftalardır Meclis’te nöbette. Yıllardır alanlarda, meydanlarında, adalet nöbetinde ve adalet yok ne yazık ki Emine Şenyaşar için. Öte yandan son zamanlarda artan Kürt diline baskılar, Kürt halkının düğünlerde halay çekmesi, Kürtçe müzik söylemesi … Bütün bu baskıları göz önünde bulundurduğumuzda adaletsizliğin, özgürlüklerin kısıtlanmasının ne kadar önemli boyutlara varlığını bizlere en iyi şekilde gösteriyor” diye konuştu.

“Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor”

Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri. Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü.

Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük. İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız” dedi.

Paylaşın