AK Parti’de Üst Düzey İstifa

AK Parti Milletvekili Ahmet Zenbilci, “Bir adli soruşturmada oğlumun da adının geçtiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım” sözleriyle, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana Milletvekili Ahmet Zenbilci, sosyal medya hesabı üzerinden, partisinden istifa etti. Zenbilci, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bir adli soruşturmada oğlumun da adının geçtiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Asla tasvip etmediğim bu durum nedeniyle soruşturmanın etkin yürütülmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması en büyük beklentimdir.

Bu sürecin mensubu olmaktan gurur duyduğum partime ve dava arkadaşlarıma zarar vermemesi için partimden istifa ediyorum.”

Ahmet Zenbilci kimdir?

1 Ekim 1966 yılında Adana’nın Kozan İlçesi’nde dünyaya gelen Ahmet Zenbilci, Adana İmam Hatip Lisesinden, sonrasında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun oldu. Ahmet Zenbilci, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim ve Organizasyon alanında yüksek lisansını tamamladı.

Kültür Bakanlığı Adana İl Müdürlüğünde Memurluğa başlayarak, Müdür Yardımcılığı, İl Müdür Vekilliği yapan Ahmet Zenbilci, TBMM’de milletvekilliği danışmanlığı yaptı. Yerel televizyon ve radyolarda programlar, çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapan Zenbilci, 2004-2009 yıllarında Sofulu, 2009-2014 Sarıçam belediye başkanı görevini yaptı.

Ahmet Zenbilci, 27 ve 28. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana milletvekili seçildi.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Kurtulmuş’tan “İlk Dört Madde” Açıklaması

Yeni anayasa tartışmalarına değinen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Sadece bir ya da birkaç partinin değil bütün toplumun anayasası olarak kabul edilebilecek bir millet sözleşmesine ihtiyaç olduğu aşikardır” dedi.

Numan Kurtulmuş, ilk dört madde konusunu tartışmaya açmanın zaman kaybına neden olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, yeni anayasa için önümüzdeki dönemde toplumun bütün kesimlerinin görüşlerinin alınacağını söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, yarın başlayacak yeni yasama dönemi öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, özetle şunları söyledi:

“Meclis’in üzerinde önemli sorumluluklar olduğunu milletin menfaatine olacak işleri gerçekleştirmek gibi büyük yükümlülüklerin olduğu, bu çerçevede yeni Anayasa çalışmalarının da TBMM gündemine gelecek önemli ödevlerden biri olduğunu ifade etmek isterim.

12 Eylül’ün ‘Artık Anayasa’sından kurtulma vaktinin geldiğini, bu çerçevede toplumun bütün kesimlerinin görüşlerinin dile getirildiği süreçlerin sonunda; hem yöntem hem de içerik itibarıyla tartışmaların olgunlaşmasıyla birlikte Anayasa’nın Meclis çatısı altında da yasal zeminler çerçevesinde de tartışılmasının mümkün olduğunu ifade etmek isterim.

Sivil, demokrat, katılımcı, güçler ayrımı prensibini tümüyle benimsemiş Türkiye’nin gerçeklerine uygun ve milletimizin ihtiyaçlarını karşılayacak bir Anayasa çalışmasının yapılması zorunludur.”

Geçtiğimiz yasama yılında ‘Yeni Anayasa’ kapsamında bütün siyasi partilerle görüşme yaptıklarını ifade eden Kurtulmuş konuşmasına şöyle devam etti: “O günün şartlarında kategorik olarak hiçbir parti kapıları kapatmadı. Görüşmelere başlamadan önce parlamentoda temsil edilen siyasi partilerin, parti metinlerini inceledik.

Hepsinde ya yeni Anayasa tabiri ya da Anayasa’da köklü bir değişime gidilmesi gerektiği yer alıyor. Bundan sonra da demokratik bir üslup içinde tartışmaya uygun bir şekilde açık tutulması için ben de üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmeye gayret edeceğim”

Muhalefet partileri tarafından HÜDA PAR’ın ilk dört madde değiştirilmeli sözlerinin ardından başlayan tartışmalara yanıt veren Kurtulmuş şöyle devam etti: “Birkaç temel hususu ifade etmek isterim. Anayasa’nın içeriğine dair hiçbir tartışmanın içinde olmadık. Sadece yönteme ilişkin partilerin tamamının katıldığı, Katılımcı ve Türkiye’yi kapsayan kuşatıcı bir Anayasa’nın yapılması gerektiği üzerinde durduk.

Bu kapsamda ilk dört madde konusunda Türkiye’de parlamentoda temsil edilen partilerimizin tamamına yakını kahir ekseriyetinin herhangi bir iddiasının ya da bir teklifinin olmadığını, bundan dolayı ilk dört madde hakkında yapılan herhangi bir tartışmanın lüzumsuz gerilimlere ve zaman kaybına neden olacağını belirtmek isterim.”

Paylaşın

İmam Hatip Liselerinin Sayısı Arttı Öğrencisi Azaldı

İmam Hatip Liselerinin artmasına rağmen derslik başına düşen öğrenci sayısındaki düşüş dikkat çekti. İmam Hatip Liselerinde okuyan öğrenci sayısı 2015 – 2016 eğitim öğretim yılında en üst seviyeye çıkmıştı.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) “Eğitim Kurumlarında Özelleşme ve Dönüşümün Eğitim Hakkı Üzerinden Değerlendirilmesi” isimli raporunu kamuoyu ile paylaştı.

Temel bir insan hakkı olan eğitim hakkına erişimin okullaşma türleri bakımından mercek altına alındığı raporda, özel okul/devlet okulu tercih ve dağılımları değerlendirildi. Liseden üniversiteye geçişlerde, üniversiteye geçiş sınavında alınan puanların analizi yapildiginda, en az 450 puanla kapatan bölümlerin kontenjanlarının büyük bir oranının devlet liselerinden mezun öğrenciler tarafından doldurulması dikkat çekti.

Raporda bu durum, “Özel okulların eğitimde özel sektör payındaki artışın öğrencilerin başarısını etkilemediği görülmüştür. İstanbul’da eğitim sisteminde özel sektör payındaki artışın daha çok rant odaklı olduğu görülmekte ve eğitimde standart düşüşleri yaşanmaktadır. Sonuç olarak rant odaklı eğitim İstanbul’da nitelikli eğitim sorununu ortaya çıkarmaktadır” şeklinde değerlendirildi.

Rapora göre,on yıl içinde özel ilkokul oranı İstanbul’da iki kattan fazla bir yükseliş göstererek yüzde 17,93’ten yüzde 35,44’e çıktı. İstanbul’daki liselerin yüzde 68,10’unu özel liseler oluşturdu. Son 10 yıllık döneme bakıldığında, Türkiye’de de İstanbul’da da özel ilkokul sayıları önemli ölçüde arttı. 2012 – 2013 döneminde 992 olan Türkiye’deki özel ilkokul sayısı 2 bin 65’e, İstanbul özelinde ise 279’dan 583’e yükseldi.

Özel okullara olan yönelişin 4+4+4 sisteminin değişmesi ve dershanelerin kapanmasıyla arttığı, paralı eğitim şansı bulamayan öğrencilerin imam hatip ve meslek liselerine gittiği görülüyor.

İstanbul’daki devlet ilkokullarında derslik başına düşen öğrenci sayısı 2022-2023 eğitim öğretim yılında 31,91
iken, bu sayı Türkiye’deki devlet ilkokullarında 21,55 oldu. Bu veriler, İstanbul’daki öğrencilerin Türkiye ortalamasının üzerinde bir kalabalıkta ilkokul eğitimlerini geçirdiğini gösterdi.

Rapora göre Beylikdüzü, Ataşehir, Çekmeköy ve Üsküdar, İstanbul’da özel ilkokul sayısının devlet ilkokul sayısından daha fazla olduğu ilçeler olarak ön plana çıktı. Bu ilçelerden Beylikdüzü ve Ataşehir özel ilkokulların devlet ilkokullarından neredeyse onar tane fazla olmasıyla dikkat çekti.

Bu ilçelerin yanında, Beşiktaş, Bakırköy ve Başakşehir’de de özel ilkokulların sayısı devlet ilkokullarının sayısına yakın olarak kaydedildi. Raporda, bu ilçelerin sosyoekonomik olarak ön planda olduğu düşünüldüğünde özel okul sahiplerinin bu ilçeleri özellikle seçtiği yorumu yapıldı.

Özel ilkokulların ya hiç bulunmadığı ya da az sayıda bulunduğu ilçeler ise osyoekonomik olarak diğer ilçelerin gerisinde kalan Adalar, Şile, Güngören, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Beyoğlu, Esenler, Sultanbeyli, Çatalca, Sultangazi, Silivri ve Arnavutköy oldu.

İlkokul kademesinden sonra ortaokul kademesine geçildiğinde, özel ilkokulların aksine özel ortaokulların sayısında pandemiye kadar artış ve pandemiden sonra ise azalış yaşandığı göze çarptı. Pandemi öncesinde Türkiye’de 2351, İstanbul’da 645 olan özel ortaokul sayısı 2022- 2023 eğitim öğretim döneminde Türkiye’de 2 bin 266’ya İstanbul’daysa 609’a düştü.

“Sermaye İstanbul’u tercih ediyor”

Türkiye ve İstanbul’daki özel ortaokulların tüm ortaokullar arasındaki oranına bakıldığında İstanbul’da Türkiye’ye göre üç kattan fazla özel ortaokul olduğu görüldü. Raporda verilere ilişkin, “Bu durum, okul öncesi ve ilkokullarda olduğu gibi İstanbul’un sermaye tarafından eğitim alanında bir yatırım bölgesi olarak tercih edildiği anlamına gelmektedir” yprumu yapıldı.

Türkiye’de ve İstanbul’daki özel ortaokullarda okuyan öğrenci sayıları değerlendirildiğinde ise, dershanelerin kapatılmasıyla ilgili olan yükseliş trendi devam etmekteyken pandemiden sonraki düşüş trendinin öğrenci sayısında sadece 1 yıl sürdüğü ve daha sonrasında yükselmeye başladığı görüldü.

Araştırmaya göre, dershanelerin kapanmasını takiben imam hatip liselerinde okuyan öğrenci sayısı hem Türkiye’de hem İstanbul’da 2015-2016 eğitim öğretim yılında en üst seviyeye çıktı.

Ancak bu yılın ardından öğrenci sayısı sadece bir sene arttı ve onun dışındaki tüm senelerde düştü. İmam hatip liselerinde okul sayılarının artmasına rağmen öğrenci sayılarındaki düşüş derslik başına düşen öğrenci sayısı azaldı.

Raporda, imamhatip okullarına ilişkin şu değerlendirmeler dikkat çekti: “2012-2013 eğitim öğretim yılında Türkiye’deki mesleki ve teknik liselerin sadece %0,79’u meslek ve teknik lisesi iken, oran 2022-2023 yılında %6,45’e çıkmıştır. İstanbul’da ise bu oranlar %1.25’ten %5.64’e çıkmıştır. Her ne kadar mesleki ve teknik liselerin büyük bir bölümü hala devlet lisesi konumunda olsa da, her geçen yıl artan özel sektör payının önümüzdeki yıllar içinde de devam edeceğini göstermektedir.

Bu durum lise seviyesinde mesleki ve teknik eğitim almak isteyen öğrencilerin özel liselerle devlet liseleri arasında seçim yapmasını gerektirecektir. Halihazırda ara eleman ihtiyacı bulunan Türkiye’de bu durum özel liseler için gerekli maddi gücü olmayan kesimlerin mesleki ve teknik liselerden uzaklaşması anlamına gelebilir. 4+4+4 şeklinde değişen eğitim sistemi neticesinde düz liselerin kapanması ve LGS’de sadece belirli okulların sınavla öğrenci alan okul durumuna getirilmesi ile öğrencilerin tercih edebilecekleri okullar azalmıştır.

LGS sonucunda Anadolu ve Fen Liselerine yerleşemeyen öğrenciler için seçenek olarak Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri, Anadolu İmam Hatip Liseleri kalmaktadır. Gelir durumu yüksek olan öğrenciler ise özel okullara gidebilmektedir. Bu sistem değişimi ile düz liselerin İmam Hatip Liselerine dönüşümü de hızlanmıştır. Bu nedenle İmam Hatip Lisesi sayısı artmıştır. Ortaöğretim kademesindeki imam hatip kurumlarına değinildiğinde, ortaokul kademesindeki gibi okul artışı dikkat çekmektedir.

Dershanelerin kapandığı yıl olan 2014’ten itibaren imam hatip liseleri sayısı artış göstermiştir. Hem Türkiye hem İstanbul’daki bu artış, dershanelerin kapatılmasının ardından oluşan açığın imam hatip liseleri tarafından tamamlanmaya çalıştığına dair soruları beraberinde getirmektedir. İmam hatip liselerinde okuyan öğrenci sayılarına bakıldığında ise, devlet liselerinde okuyan öğrencilerin içinde imam hatip lisesi öğrencilerinin oranının, imam hatip liselerinin devlet liseleri arasındaki oranından düşük olması dikkat çekmektedir.”

Araştırmada, devlet liselerinin ve devlet liselerinde okuyan öğrencilerin sayıca yoğunlukta olduğu ortaöğretim eğitiminin üniversite yerleşimlerine de yansıdı. Rapora göre, üniversiteye yerleşen öğrencilerin yüzde 80,37’si devlet üniversitelerine yerleşti. Bu oranlar lise türüne göre incelendiğinde devlet lisesinde okuyan öğrencilerin yüzde 86,61’i devlet üniversitelerini tercih ederken, yüzde 13,39’u ise vakıf üniversitelerini tercih etti.

Bu oranlar özel lise çıkışlı öğrencilerde devlet üniversiteleri için yüzde 58,35 vakıf üniversiteleri için ise yüzde 41,65 oldu. Özel liselerde okuyan öğrencilerin büyük bir bölümü vakıf üniversitelerinde okumayı tercih etti.

Liseden üniversiteye geçişlerde, üniversiteye geçiş sınavında alınan puanların analizi yapildiginda, en az 450 puanla kapatan bölümlerin kontenjanlarının büyük bir oranının devlet liselerinden mezun öğrenciler tarafından doldurulması dikkat çekti.

2023 yılında üniversiteye yerleşen öğrenciler incelendiğinde, dört farklı puan türünde de, devlet
liselerinden mezun öğrencilerin ağırlıkta olduğu görüldü. En az 450 puanla kapatan ve dil puanıyla tercih edilen bölümlerdeki 2023 girişli öğrencilerin oranı yüzde 57,86 iken, eşit ağırlık puan türünde yüzde 66,25, sayısal puan türünde yüzde 68,67 ve sözel puan türünde yüzde 64,69 oldu.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

12. Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’nün Sahibi Belli Oldu

12. Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü, Venezuelalı siyasetçi Maria Corina Machado’ya verildi. Ödül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) Strazburg’daki sonbahar genel oturumunun açılış gününde düzenlenen özel bir törenle takdim edildi.

Haber Merkezi / Ödül, bu güne kadar, sırasıyla tutuklu Osman Kavala’ya (2023), Vladimir Kara-Murza’ya (2022), Maria Kalesnikava’ya (2021), Loujain Alhathloul’a (2020) ve birlikte İlham Tohti ve İnsan Hakları Gençlik Girişimi’ne (2019), Oyub Titiev’e (2018), Murat Arslan’a (2017), Nadia Murad’a (2016), Ludmilla Alekseeva’ya (2015), Anar Mammadli’ye (2014) ve Ales Bialiatski’ye (2013) verildi.

Temmuz 2024’te Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’nun tartışmalı bir seçim sonrası yeniden seçilmesinden bu yana Venezuela’da saklanarak yaşayan 56 yaşındaki politikacı Maria Corina Machado, bu ödülü kazanan ilk Latin Amerikalı isim oldu. Machado’nun ödülünü kızı Ana Machado aldı.

Machado, ülkesindeki “insan hakları ihlallerini kınama konusundaki kararlığından” dolayı ödüle layık görüldü. Ödül, dünya çapındaki insan hakları savunucularını onurlandırıyor ve 60 bin Euro, bir kupa ve bir diplomayı kapsıyor.

AKPM Başkanı Theodoros Rousopoulos, ödül töreninin açılışında, “Bugün cesaretleri, kararlılıkları ve güçleriyle bize özgürlüğe giden yolu gösteren kadın ve erkekleri kutlamak her zamankinden daha önemli” diye konuştu.

Rousopoulos, Vaclav Havel Ödülü’nü daha önce kazanan 11 kişiden 6’sının bugün hapiste olduğunu belirterek, “Bu kabul edilemez, derhal serbest bırakılmaları çağrısı yapıyorum. Bu kişilerin tek suçu var; sadece seslerini duyurmak, (onlar) adil ve özgür bir toplum vizyonlarını paylaşmak istediler” dedi.

Ödülü Corina Machado’nun kızı Ana’ya veren Başkan, “Avrupa Konseyi’nin toplumları daha demokratik ve adil hale getirmek için hayatlarını riske atanların yanında olmaya devam edeceğini” vurguladı.

Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü nedir?

Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarının savunulmasına yönelik “olağanüstü” sivil toplum eylemlerini onurlandıran, yıllık 60.000 Euro’luk bir ödüldür. Dünyanın her yerinde insan haklarını savunmak için çalışan kişiler, sivil toplum kuruluşları ve kurumlar aday gösterilebilir. Bugüne kadar kazanan on kişiden yedisi, ödülü aldıkları sırada insan hakları faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunuyordu.

Ödül, 2013 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Vaclav Havel Kütüphanesi ve Charta 77 Vakfı tarafından oluşturuldu ve Çekoslovakya ve Çek Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in anısına verildi. Bu ödül, 2009 yılında oluşturulan ve her iki yılda bir verilen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İnsan Hakları Ödülü’nün yerini almaktadır. Ödül, Avrupa Konseyi’nin farklı kurumları tarafından verilen çok sayıda ödülden biridir ve hiçbir bağlantısı olmayan Václav Havel Yaratıcı Muhalefet Ödülü ile karıştırılmamalıdır.

Ödül, Parlamenterler Meclisi Başkanı ve insan hakları konularında uzman altı bağımsız kişiden oluşan bir jüri tarafından belirleniyor. Jüri, Ekim ayında genel kazananı belirlemeden önce her yıl Eylül ayında üç adaydan oluşan bir kısa liste hazırlar. Ödül, Strasbourg’da Parlamenterler Meclisi’nin sonbahar genel kurul toplantısında gerçekleştirilen özel bir törenle verilir. Eski Çek First Lady’si Dagmar Havlova da katılmaya davet edildi. Vaclav Havel Kütüphanesi her yıl ödülü kazananın onuruna Prag’da bir konferans düzenler.

Ödülün oluşturulmasına ilişkin anlaşma, 25 Mart 2013 tarihinde Prag’daki Czernin Sarayı’nda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Jean-Claude Mignon, Vaclav Havel Kütüphanesi adına Marta Smolikova ve Profesör Frantisek Janouch tarafından imzalandı. Charta 77 Vakfı. Etkinliğin ev sahipliğini Çek Cumhuriyeti Başbakan Birinci Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg yaptı. 60.000 Avroluk ödülün yarısı Parlamenterler Meclisi, yarısı da Çek Dışişleri Bakanlığı tarafından bağışlanıyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: İktidarı Devralmaya Hazırlanıyoruz

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Geçtiğimiz günlerde tüzüğümüzü demokratikleştirerek, partiyi nasıl yöneteceğimizde tam bir mutabakat sağladık. Sekiz ay sonra ülkeyi nasıl yöneteceğimizde tam bir mutabakat sağlayıp, ondan sonra da seçimlere gitmeye ve iktidarı devralmaya hazırlanıyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Birinci Basamak ve Koruyucu Sağlık Hizmetleri Çalıştayının açılışında açıklamalarda bulundu.

BirGün’ün aktardığına göre; 31 Mart yerel seçimlerinden bu yana taşıdıkları sorumluluğun daha da arttığını belirten Özel, “Seçimlerde, bugüne kadar girdikleri tüm seçimlerden birinci parti olarak çıkmanın verdiği özgüvenle, bilhassa sağlık gibi hem eşit hem ayrımsız hem ücretsiz olması gereken bir alanın her geçen gün daha eşitsizleştiren, ayrımın olduğu ve ücretsiz sağlık hizmetlerinin neredeyse kimse için hiçbir vasfının kalmadığı bir süreçte bir dokunulmazlığı vardı hükümetin. Ve ‘Eğer vatandaş memnun olmasa bu kadar çok oy verir mi? Bizi birinci parti yapar mı?’ diyorlardı” ifadelerini kullandı.

Sağlık alanındaki sorunlardan bahseden Özel, şunları söyledi: “Bugün bolca konuşulacağını tahmin ettiğim, randevu sürelerinin uzadığı, randevuların alınamadığı, hastaların telefon başında sinir krizleri geçirdiği, hastaneye gidince tartıştıkları, kavga ettikleri ve boşu boşuna kaynakların, zamanın israf edildiği bir sürecin içindeyiz. Herkes her yere başvurabilecek diye bir övünçle başladı mesele. Bugün herkes her yere başvurabildiği için hiç kimse, hiçbir yerde, eğer yeteri kadar parası yoksa ya da hiç yoksa, tedaviye erişilmez bir hale geldi.”

“Ülke uzun zamandır ağır bir ekonomik krizin içinde” değerlendirmesinde bulunan Özel, şunları ifade etti: “Ancak bu krizi çözmekten aciz bir iktidarla ve bu krizi gerçek anlamda çözmek istemeyen, toplumun belli kısımlarını kayırmak, belli kısımlarını oyalamak, ihtiyaç olduğunda oy almak üzere belli alanları gevşeten, belli alanları sıkan ama sonuçta bir genele refah getirmek yerine tam aksini tercih eden iktidarla karşı karşıyayız. Artık eskinin orta direği yoksul. Eskinin yoksulu bugün derin bir yoksulluk girdabının içinde. Bu ekonomik kriz özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerine yansıyan sosyal krize dönüşmüş durumda.”

“Önümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarında gerçek anlamda halkın iktidarı kurulduğunda bu sorunlar kökünden çözülecektir” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı: “Sekiz ay sonra bir belge çıkacak. Biz geçtiğimiz günlerde tüzüğümüzü demokratikleştirerek, partiyi nasıl yöneteceğimizde tam bir mutabakat sağladık. Sekiz ay sonra ülkeyi nasıl yöneteceğimizde tam bir mutabakat sağlayıp, ondan sonra da seçimlere gitmeye ve iktidarı devralmaya hazırlanıyoruz.

O mutabakatın sağlık kısmında bu salonun tam mutabakatı, benim en önemsediğim noktadır. Oraya biz A’dan Z’ye meseleye nasıl baktığımızı en doğru perspektifle tarif etmeli, bu salonun mutabakatını almalı ve temel taahhüdümüzü de o günden koymalıyız. İktidar olduğumuzda Türkiye’nin sağlık politikalarını bu salonun ortak aklı yönetecek. Ben bu ortak akla inanıyorum.”

Paylaşın

Köprü, Tünel Ve Otoyol Garanti Ödemelerine “Güncel Kur’ Ayarı

Yap İşlet Devret (YİD) modeliyle yapılan köprü, tünel ve otoyolları işleten şirketlere ödenen garanti tutarlarına 1 Ekim 2024 itibariyle güncel kur ayarlaması yapıldığı duyuruldu.

Osmangazi Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 555 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti bin 870 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete köprüden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı bin 315 TL’ye yükselecek.

Çanakkale Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 585 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 760 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete köprüden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı 175 TL’ye yükselecek.

Avrasya Tüneli’nde; Geçen araç ücreti 156 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 238 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete tünelden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı 82 TL’ye yükselecek.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 70 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 204 TL’ye çıkıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz , sosyal medya hesabı üzerinden, köprü, tünel ve otoyolları işleten şirketlere ödenen garanti tutarlara güncel kur ayarlaması yapıldığını açıkladı. Yavuzyılmaz, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan köprü, tünel ve otoyolları işleten şirketlere ödenen garanti tutarlarına güncel kur ayarlaması yaptı!

1 Ekim 2024 itibariyle Osmangazi Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 555 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti bin 870 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete köprüden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı bin 315 TL’ye yükselecek.

Çanakkale Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 585 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 760 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete köprüden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı 175 TL’ye yükselecek.

Avrasya Tüneli’nde; Geçen araç ücreti 156 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 238 TL’ye çıkıyor. Hazinenin şirkete tünelden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı 82 TL’ye yükselecek. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde; Geçen araç ücreti 70 TL olarak kalacak ancak Hazinenin şirkete garanti ettiği araç geçiş ücreti 204 TL’ye çıkıyor.

Hazinenin şirkete köprüden geçen her araç için ödeyeceği fark tutarı 134 TL’ye yükselecek. Ayrıca bu projelerde garanti edilen günlük araç geçiş sayıları tutturulamazsa, Hazine şirketlere tutturulamayan sayıdaki her araç için Osmangazi Köprüsü’nde bin 870 TL Çanakkale Köprüsü’nde 760 TL Avrasya Tüneli’nde 238 TL YSS Köprüsü’nde 204 TL ödemek durumda!”

Paylaşın

“Cumhurbaşkanlığı Kupası” Anadolu Efes’in

37. Erkekler Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda Anadolu Efes ile Fenerbahçe, Basketbol Gelişim Merkezi’nde karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 83 – 82 galip ayrılan Anadolu Efes, kupayı müzesine götürdü.

Karşılıklı basketlerle geçilen ve skor üstünlüğünün sürekli el değiştirdiği ilk çeyrek, 20-24 Anadolu Efes’in üstünlüğüyle tamamlandı.

İkinci çeyreğe iyi başlayan ve skoru 31-31’de eşitleyen Fenerbahçe, Colson’un üçlüğü, Melli’nin smaçı ile 36-31 öne geçti. Nigel Hayes-Davis ile farkı 7 sayıya çıkaran Fenerbahçe, soyunma odasına da 43-39 önde gitti.

Üçüncü çeyreğe 7-0’lık seriyle başlayan Anadolu Efes öne geçti. (43-46) Rakibine 5-0’lık seriyle yanıt veren ve üstünlüğü ele geçiren Fenerbahçe, çeyreğin ilerleyen bölümünde geriye düştü ve periyot 57-64 Anadolu Efes lehine sonuçlandı.

Dördüncü çeyrekte Wilbekin ile 6 sayı bulan Fenerbahçe skoru 63-69’a getirdi. Nigel ve Colson ile farkı eriten Fenerbahçe, skoru 69-71’e getirdi. Hücumda etkili oyununa devam eden Fenerbahçe, Melli ile skoru 75- 74’e getirdi.

Bryant ile 77-81 öne geçen Anadolu Efes karşısında Wilbekin’in üçlüğü skoru 82-83’e getirdi. Kalan saniyelerde başka sayı olmadı ve takımımız maçtan 82-83 mağlup ayrıldı.

Paylaşın

Rusya, BRICS İçin Kapıyı Kapattı

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin üye olmak istediği BRICS için “Şu aşamada tüm üye ülkeler yeni bir genişleme kararı almamayı uygun buluyor” dedi. Lavrov BRICS’in “ortak anlayışa” sahip üyelerden oluşan yapısına da vurgu yaptı.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

30 ülkenin daha katılmaya hazır olduğu BRICS, küresel ekonomide önemli konuma sahip ve dünya düzeninde alternatif birlik olma yolunda ilerliyor. Ekonomi ağırlıklı BRICS, gelişmekte olan ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin hakimiyetine direnç gösteren devletlere uluslararası konularda daha fazla temsil ve söz hakkının verilmesi hedefini de güdüyor.

BRICS, Batı’nın hâkim olduğu kurumlara, özellikle Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlara alternatif olarak kendini konumlandırıyor. BRICS üyeliği, Türkiye’ye bu kuruluşlar aracılığıyla finansmana erişimini, siyasi ve ticari ilişkilerini genişletme fırsatları sunabilir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Lavrov BM Genel Kuruluna katılmak üzere gittiği New York’ta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Rus devletine ait haber ajansı Tass’ın aktardığına göre Lavrov, “Şu aşamada tüm üye ülkeler yeni bir genişleme kararı almamayı uygun buluyor” dedi.

Konuşmasının devamında “Beş üyeydik, şimdi 10 olduk” diyerek örgütün bu yıl başındaki genişlemesine dikkat çeken Lavrov, bunun yeni katılanlar için bir “uyum ve alışma süreci” gerektirdiğini ifade etti. Lavrov BRICS’in “ortak anlayışa” sahip üyelerden oluşan yapısına da vurgu yaptı.

Rusya Dışişleri Bakanı Eylül ayının ilk haftasında yaptığı bir konuşmada da “ortak anlayış” vurgusunu öne çıkarmış, BRICS üyeliği için özellikle Ukrayna konusunda Avrupa’nın sahip olduğundan farklı bir tutumun gerekli olduğunu belirtmişti.

NATO üyesi Türkiye, Rusya ile yakın ilişkilere sahip olsa da Ukrayna işgali karşısında Kiev’e açık destek veriyor. Öte yandan halihazırda 20’den fazla ülkenin örgüte katılmak istediğini söyleyen Lavrov kararın üye ülke liderlerine ait olduğunu belirtti.

Rusya’nın Kazan şehrinde 22-24 Ekim tarihlerinde düzenlenecek BRICS zirvesinde üyeliğe alternatif yeni bir “ortaklık” statüsünün açıklanması bekleniyor. Kazan’daki zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması öngörülüyor.

Paylaşın

Fenerbahçe, Antalya’dan Üç Puanla Döndü

Süper Lig’in 7. hafta maçında Antalyaspor ile Fenerbahçe, Antalya Şehir Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Cihan Aydın’ın yönettiği karşılaşmadan Fenerbahçe, 2-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 63. dakikada Dusan Tadic ve 81. dakikada Thalisson Kelven (KK) kaydetti.

Fenerbahçe, bu galibiyet ile puanını 16’ya yükseltti. Antalyaspor ise 9 puanda kaldı.

Paylaşın

İklim Krizi: COP29 Çözümün Neresinde?

Sabancı Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, “COP29 başkanlığının fosil yakıt üreticisi ülkeleri iklim finansmanı verecek ülkeler arasına sokma çabası içinde olacağını görüyoruz” dedi ve ekledi:

“COP29 ‘finans COP’u’ olarak anıldığı için bu da önemli olabilir. Dolayısıyla fosil yakıt üreticisi ülkeler zirveye ev sahipliği yaptıklarında direnen tarafta değil, biraz daha ilerici politikaları savunan tarafta yer almak zorunda kalıyor olabilirler. Bu nedenle kınamak yerine bu eğilimi güçlendirmeye çalışmak iklim hareketi için akıllıca olur”

Birlemiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferanslarının 29’uncusu COP29, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf olan devletlerin yanı sıra binlerce uzmanı, gazeteciyi, iklim aktivistini, iş dünyasından ve sivil toplum kuruluşlarından temsilcileri buluşturmaya hazırlanıyor.

11-22 Kasım tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenecek konferansın geçen yılki merkezi Dubai olmuştu. İklim aktivistleri ve sivil toplum örgütleri, fosil yakıt merkezlerinin iklim için düzenlenecek zirveye ev sahipliği yapıyor olmasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), konferansın “Azerbaycan’ın insan hakları alanındaki vahim siciline rağmen bu ülkede düzenleniyor” olmasına tepki gösterdi.

COP29’un, iklim değişikliğinin başlıca nedenleri arasında olan fosil yakıtlara büyük ölçüde bağımlı olan bir ülkede düzenlenmesinden kaynaklanan endişelerini 11 başlıkta sıralayan HRW, iklim krizinin bir insan hakları krizi olduğunu belirterek, “Azerbaycan’ın fosil yakıt üretimini artırma planları Paris Anlaşması’nın hedefleriyle bağdaşmıyor” dedi.

“Küresel karbondioksit emisyonlarının yüzde 80’inden fazlası fosil yakıtlardan kaynaklanıyor ve iklim krizinin başlıca nedenidir” denilen açıklamada, “2023’teki COP28’in Küresel Durum Değerlendirmesi sonuç belgesi, ülkelere fosil yakıtlardan uzaklaşmaya başlamaları için çağrıda bulunmuş olsa da hükümetleri fosil yakıtları net bir takvim dahilinde aşamalı olarak terk etme taahhüdüne bağlamaktan geri kalmıştır” tespiti yer aldı.

Azerbaycan son zamanlarda yenilenebilir enerjiye yatırım yapmış olsa da devlet gelirlerinin yarısından fazlasının petrol ve gaz üretiminden geldiğini vurgulayan HRW, ülkenin AB ile 2022’de gaz ithalatını 2027’ye kadar iki katına çıkarmak için bir anlaşma imzaladığını, bunun zirvenin amacı ve hedefleriyle tezat oluşturduğuna dikkati çekti.

İklim Değişikliği Konferanslarını yerinde izleyen Sabancı Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, VOA Türkçe’den Fatma Yörür‘e yaptığı açıklamada, “Zirvelerin fosil yakıt üreticisi ülkelerde düzenlenmesi elbette çelişkili bir durum” dedi.

“Geçen yıl Dubai’de fosil yakıtlardan çıkış ihtiyacının yetersiz bir şekilde de olsa iklim müzakereleri tarihinde ilk kez karar metnine girmesinden de anladığımız gibi bu her zaman bir dezavantaj olmayabilir” diyen Şahin, şöyle devam etti:

“Bu yıl da COP29 başkanlığının fosil yakıt üreticisi ülkeleri iklim finansmanı verecek ülkeler arasına sokma çabası içinde olacağını görüyoruz. COP29 “finans COP’u” olarak anıldığı için bu da önemli olabilir. Dolayısıyla fosil yakıt üreticisi ülkeler zirveye ev sahipliği yaptıklarında direnen tarafta değil, biraz daha ilerici politikaları savunan tarafta yer almak zorunda kalıyor olabilirler. Bu nedenle kınamak yerine bu eğilimi güçlendirmeye çalışmak iklim hareketi için akıllıca olur”

COP29’da hükümetlerin, gelişmekte olan ülkelerin azaltım ve uyum çabalarındaki ihtiyaçlarını desteklemek için yeni bir küresel iklim finansman hedefi belirlemeleri bekleniyor. HRW, “Maliyetler oldukça yüksek ve Dünya Bankası’nın da belirttiği gibi iklim finansmanı ihtiyacı, GSYH’nin yüzdesi olarak, küresel ısınmaya en az katkıda bulunan ülkelerde daha yüksek” dedi. Örgüt, uluslararası insan hakları hukukunun, bu finansman hedeflerine ulaşmak için önemli ve adaletli bir çerçeve sunduğunu hatırlattı.

COP28 Dubai’de Türkiye’yi temsil eden isimlerden biri olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın İklim Değişikliği Başkanlığı’nda Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Tuğba Dinçbaş, Türkiye’nin bir yılda katettiği yolu şöyle özetledi:

“Ulusal Katkı Beyanımızı uygulamak üzere İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı’nı 2024-2030 yıllarını kapsayacak şekilde hazırladık. Bu strateji 2030 yılına kadar ülkemizin yapacağı yatırımları ve faaliyetleri ortaya koyuyor. Enerji, sanayi, binalar, ulaştırma, atık, tarım, AKAKDO, karbon fiyatlandırma ve Adil Geçiş olmak üzere toplam 9 sektörün ele alındığı ve 49 strateji ve 260 eylemden oluşan plan, bütüncül olarak ülkemizin kalkınma planına ve sektörel planlarına uygun hazırlandı”

“COP28 sonrası iklim değişikliğine uyum için önemli adımlar attık” diyen Dinçbaş, uyum planı kapsamında “12 sektör, 40 strateji ve 129 eylemden oluşan strateji ve eylem planının özellikle kentlerin uyum kapasitesini artırmak, su kaynaklarının korunması, tarım sektöründe sürdürülebilir üretim tekniklerinin geliştirilmesi, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem hizmetlerinin korunması” gibi kritik alanlarda somut adımlar atıldığını belirtti.

Dinçbaş, yatırımları çevreye ve iklime duyarlı hale getirmek ve yeşil finansman kaynaklarından yararlanmak için Ulusal Yeşil Taksonomi mevzuatını hazırlayıp bu yıl sonunda uygulamaya geçmeyi amaçladıklarını belirterek, bununla hangi yatırımların çevresel olarak sürdürülebilir olduğunu ortaya koyacak ilke ve teknik kriterlerin belirleneceğini belirtti.

Dinçbaş, “Paris Anlaşması ile yeni bir döneme giren şeffaflık raporlamalarının bu zirvede yapılacak olması, ülkelerin iklim eylemi için yaptıklarını ve kolektif olarak tüm politika ve uygulamaları görmemiz açısında kritik bir öneme sahip” dedi.

“Bir önceki küresel hedef olan 100 milyar dolarlık iklim finansmanı hedefi 2022 yılı itibari ile gerçekleştirildi. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2022 yılında 115.9 milyar dolarlık iklim finansmanı sağladı” diyen Dinçbaş, COP29’dan beklentiyi ise “Özellikle azaltım ve uyumda COP28’de alınan kararların bir adım öteye taşınması” şeklinde özetledi.

Dinçbaş, iklim kriziyle mücadelenin uluslararası bir işbirliği ve sorumluluk gerektirdiğini vurgulayarak, “COP28 sürecinde farklı ülkeler tarafından başlatılmış birçok girişime dahil olduk. Bunların en önemlilerinden biri İklim Kulübü girişimi. Özellikle sanayimizin yeşil dönüşümü açısından bu girişimin ülkemize önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” diye konuştu.

Ulusal düzeyde iklim eyleminin yasal altyapısını güçlendirmek ve böylece daha hızlı hareket edilmesini sağlamak amacıyla İklim Kanunu hazırlandığını belirten Dinçbaş, bu kanunun pek çok ülkeye örnek olacağını belirtti. Dinçbaş’ın paylaştığı bilgiye göre İklim Kanunu ile;

İlgili tüm kamu kurumlarının görevleri belirlenecek

Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin kuruluşu için gerekli yasal çalışma tamamlanacak

Emisyon Ticaret Sistemi ile Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda endüstriyel emisyonların azaltılması için gerekli çalışmalar teşvik edilecek

AB tarafından uygulanacak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasından etkilenecek sanayi sektörlerinin korunması için bir altyapı kurulacak

Fosil yakıtlara bağlılık sürüyor” eleştirisi

Dr. Ümit Şahin’e göre, bu planlara rağmen Türkiye bu yıl içinde COP28’de alınan kararlara karşın tatmin edici bir politika değişikliğine gitmedi.

“Hala Türkiye’nin kömürden çıkış hedefi yok, hala mutlak emisyon azaltım hedefi yok. Hala az gelişmiş ülkelere yönelik iklim finansmanına ismini koyarak katkıda bulunmuyor” diyen Şahin’e göre, “bu yıl ekonomisinin büyüklüğüne ve emisyonlarının artış hızına uygun olarak Türkiye’nin daha sorumlu bir politika izlemeye başlaması gerekiyor.”

Şahin, bunun ilk adımı olarak yapılacakları anlatırken, “Yeni kömürlü termik santral projelerini durdurmak ve kömürden çıkış takvimini tartışmaya açmak olumlu olacaktır” dedi.

“Türkiye’nin artık Kömürden Çıkış İttifakı’na üye olması gerekiyor” diyen Şahin, “Ben ayrıca Türkiye’nin, Küresel Metan Taahhüdü’ne de imza atması gerektiğini düşünüyorum. Bütün bunlar Türkiye’ye iklim finansmanı akışını da kolaylaştıracaktır” dedi.

Paylaşın