ABD Ve Müttefiklerinden Lübnan’da 21 Günlük Ateşkes Çağrısı

Aralarında ABD, Fransa ve İngiltere’nin de bulunan 12 ülke, Lübnan Hizbullahı ve İsrail arasındaki çatışmaların artması sebebiyle taraflara 21 günlük geçici ateşkes çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu sırasında ABD ve Fransa’nın katkısıyla hazırlanan çağrı metninde, İsrail ve Lübnan halkının çıkarına olmayan, geniş bölgesel çatışma riskinin kabul edilemez olduğu belirtildi.

ABD, Avustralya, Kanada, Avrupa Birliği, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve Katar’ın imzaladığı çağrı, İsrail Genel Kurmay Başkanı Herzi Halevi’nin kara harekatı için hazırlık yaptıklarına dair verdiği mesajın hemen ardından geldi.

Lübnan Başbakanı Necib Mikati ateşkes çağrısını memnuniyetle karşılarken, bunun uygulanmasının anahtarının İsrail’in uluslararası kararları uygulayıp uygulamayacağı olduğunu söyledi. Mikati daha önce Reuters’a verdiği demeçte yakın zamanda bir ateşkese varılıp varılamayacağı sorusuna “Umarım, evet” yanıtını vermişti.

İsrail ise Lübnan konusunda diplomatik adımları memnuniyetle karşıladığını ancak Hizbullah’ı zayıflatma hedefinin sürdüğünü belirtti.

İsrail’in BM temsilcisi Danny Danon, gazetecilere yaptığı açıklamada “Tırmanışı ve tam bir savaşı önlemek için diplomasiyle samimi bir çaba gösteren herkese minnettarız” dedi. Danon amaçlarına ulaşmak için uluslararası hukuka uygun olarak ellerindeki tüm araçları kullanacaklarını söyledi.

Geçen hafta İsrail ordusunun Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik başlattığı hava saldırısında şimdiye kadar en az 600 kişi hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Eşgüdüm Ofisi’nin (OCHA) açıkladığı verilere göre Lübnan’da yalnızca Pazartesi gününden bu yana 90 bine yakın kişi evlerini terk etti. 7 Ekim’den bu yana evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısının 200 bini geçtiği hesaplanıyor.

Paylaşın

CHP, Vergi Paketi’ni Anayasa Mahkemesi’ne Taşıdı

CHP, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren vergi kanunlarında değişiklik yapan düzenlemenin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, sosyal medya hesabı üzerinden, partisinin “Vergi Paketi Kanunu” olarak tanımlanan yasanın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) başvurduğunu açıkladı.

Günaydın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Mülkiyet hakkının ve mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin aksine; kamu idareleri ile bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerinin; mahkeme kararları ve icra dairelerinin ödeme veya icra emirleri üzerine ödeme yapmaları durumunda; istihkak sahibinden borcu yoktur belgesi istemesi.

Mülkiyet hakkının ve verginin kanuniliği ilkesinin aksine; gelir ve kurumlar vergisinde, vergi tevkifatı ve vergi kesintisi yapılacak sektör veya faaliyet konularının kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi.

Devletin engellilerin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğünün aksine; malul ve engellilerin kullanımına mahsus eşyanın ithalinden katma değer vergisi alınması. Mülkiyet hakkının aksine; faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerin bünyesinde bulunan sonraki döneme devreden KDV tutarlarının, devralan şirkette indirilecek KDV olarak kullanılabilmesi için yapılacak vergi incelemelerinin zamanaşımına tabi olmaması.

Mülkiyet hakkının aksine; beş takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, hesaplanan katma değer vergisinden indirilememesi ve bu tutarın özel hesaba alınması. Ölçülülük ilkesinin aksine; bazı tütün mamulleri bakımından Cumhurbaşkanının birim ambalaj itibarıyla maktu vergi tutarı belirlemeye yönelik yetkisinin genişletilmesi.

Eşitlik ilkesi bağlamında sosyal güvenlik hakkının aksine; Türkiye Kızılay Derneği ile bu derneğe ait veya bağlı işletmelerde çalışanların (varsa) emeklilik veya yaşlılık aylıklarının kesilmemesi. Sosyal güvenlik hakkının aksine; Cumhurbaşkanına kısa vadeli sigorta kollarının prim oranını belirleme yetkisi verilmesi. Bütçe hakkının aksine; Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibine 2024 yılında ödenek eklemeye Cumhurbaşkanının yetkili kılınması.

Küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin sıfır olarak kabul edilebileceği güvenli limanların kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi. Cumhurbaşkanın kanuni ölçüt olmaksızın sayılı türden küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerler ile sayılı türden yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerleri belirlemesi.

Seyahat özgürlüğünün aksine; yurt dışına çıkış harcının 500 TL olarak belirlenmesi ve Cumhurbaşkanına üç katına kadar artırma yetkisi verilmesi. Kamu görevlilerinin özlük haklarının kanuniliği ilkesinin aksine; Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nda istihdam edilen kişilerin özlük haklarının idarece belirlenmesi.”

Paylaşın

Beyin Göçü: Her Yüz Üniversite Mezunundan İkisi Gitti

Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015 yılında yüzde 1,6 iken, 2023 yılında yüzde 2 oldu. 2023 yılında yükseköğretim mezunu kadınların beyin göçü oranı yüzde 1,6, erkeklerin beyin göçü oranı ise yüzde 2,4 oldu.

Haber Merkezi / En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanları yüzde 6,8 ile bilişim ve iletişim teknolojileri, yüzde 4,4 ile mühendislik, imalat ve inşaat ve yüzde 2,6 ile doğa bilimleri, matematik ve istatistik oldu.

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülke sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 21,4), Almanya (yüzde 17,5), Birleşik Krallık (yüzde 11,2), Hollanda (yüzde 6,9) ve Kanada (yüzde 4,9) oldu.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı işletme olurken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda’yı en fazla tercih eden mezunlar bilgisayar mühendisliği bölümünden oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri 2021 2023” verilerini açıkladı.

Buna göre; Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015 yılında yüzde 1,6 iken, 2023 yılında yüzde 2,0 oldu. 2023 yılında yükseköğretim mezunu kadınların beyin göçü oranı yüzde 1,6, erkeklerin beyin göçü oranı ise yüzde 2,4 olarak gerçekleşti.

En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanları bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 6,8), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 4,4) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 2,6) oldu.

Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programları sırasıyla, moleküler biyoloji ve genetik (yüzde 17,9), biyomühendislik (yüzde 10,2), işletme mühendisliği (yüzde 9,8), elektronik mühendisliği (yüzde 9,1), matematik mühendisliği (yüzde 8,9) ve bilgisayar mühendisliği (yüzde 8,4) oldu.

Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülke sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (yüzde 21,4), Almanya (yüzde 17,5), Birleşik Krallık (yüzde 11,2), Hollanda (yüzde 6,9) ve Kanada (yüzde 4,9) oldu.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı işletme olurken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda’yı en fazla tercih eden mezunlar bilgisayar mühendisliği bölümünden oldu.

Paylaşın

ABD, Beşar Esad İle Normalleşmeye Karşı

Türkiye ile Suriye arasında süren normalleşme çabalarına ilişkin soruları yanıtlayan ABD yönetiminden bir yetkili, Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini ifade etti.

Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti. Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

ABD yönetimi, Türkiye’nin son dönemde Beşar Esat rejimiyle ilişkileri normalleştirme çabalarının hatırlatılması üzerine, Suriye rejimi ile normalleşmeye karşı olduğunu vurguladı.

VOA’nın, “ABD yönetiminin Arap ülkeleri ile Suriye rejimi arasındaki normalleşme çabalarına karşı olduğu ve Türkiye’nin Esat rejimiyle yakınlaşma çabalarıyla ilgili ABD yönetiminin tutumunun ne olduğunun” sorması üzerine, ABD yönetiminden bir yetkili, bu haberleri gördüklerini, bu konunun Türkiye’ye sorulması gerektiğini, geçmişte de benzer haberler çıktığını ama bunların bir sonucunun görülmediğini kaydetti.

Yetkili, Esat rejimiyle normalleşmeyi desteklemediklerini vurgulayarak, ABD yönetiminin Suriye’de çatışmaları sonlandıracak siyasi bir çözüme yönelik ilerleme olmadan rejim ile ilişkilerin normalleşemeyeceğini belirtti.

Amerikalı yetkili ayrıca, bir ülke Suriye rejimi ile ilişkiler yürütüyorsa, bu angajmanın Suriyeliler’in insani, insan hakları ve güvenlik durumlarını iyileştirmek ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararının hedeflerine ulaşmak için kullanılması çağrısında bulunduklarını kaydetti.

BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Aralık 2015’te oy birliği ile kabul ettiği 2254 sayılı kararda, Suriye’de acil bir ateşkesin sağlanması ve ülkede siyasi çözüme ulaşılması çağrısı yapılıyor.

Türkiye bir süredir Esat rejimiyle normalleşme isteğini ortaya koyuyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ABD ziyareti öncesi ,“Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esat ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz” demişti.

Türk askerlerinin Suriye’den çekilmesini isteyen Beşar Esat, geçen ay yaptığı açıklamada, “Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini” söylemişti.

“IŞİD’le mücadele ve SDG’ye destek sürecek”

Rusya Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz günlerdeki “Suriye’deki Kürtler Amerika’ya güvenmemeli” sözlerinin hatırlatılması ve ABD’nin Suriye’deki Kürtler’e verdiği desteğin geleceğine ilişkin bir soru üzerine de Amerikalı yetkili, Suriye’de IŞİD’le mücadeleye ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) de dâhil olmak üzere oradaki ortaklara desteğin sürdüğünü belirtti.

ABD’nin Irak ve Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili basında yer alan haberlere rağmen, bu bölgedeki güçlerini geri çekmediklerini ve bölgeden de kovulmadıklarını kaydeden yetkili, yaptıkları şeyin koalisyonun Irak’taki askeri misyonunu sona erdirmek ve IŞİD’in yeniden oluşmasını engellemek üzere ortaklarıyla çalışmaya devam ederek ikili güvenlik ortaklıklarına geçiş yapmak olduğunu söyledi.

Türkiye, ABD’den Suriye’de IŞİD’le yürüttüğü mücadelede, Suriye’deki Kürt partisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve silahlı kanadı YPG’ye verdiği desteği kesmesini talep ediyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Galatasaray, Avrupa Ligi’ne 3 Puanla Başladı

UEFA Avrupa Ligi ilk hafta maçında Galatasaray ile PAOK, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Hakem Alejandro Hernandez’in yönettiği karşılaşmadan Galatasaray, 3 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Bu sonuçla birlikte Galatasaray, Avrupa Ligi’ne galibiyetle başlamış oldu.

Galatasaray’ın gollerini 48. dakikada Abdul Rahman Baba (Kendi Kalesine), 75. dakikada Yunus Akgün ve 90+5’te Icardi, PAOK’un tek golünü ise 67. dakikada Konstantelias kaydetti.

Galatasaray bir sonraki Avrupa maçını 3 Ekim’de Rigas ile deplasmanda oynayacak. PAOK ise aynı tarihte FCSB’yi konuk edecek.

Avrupa’da 319. maçına çıkan Galatasaray, 144. galibiyetini aldı. Yunanistan takımlarıyla şu ana dek 7 maça çıkan Galatasaray 6 galibiyet, 1 beraberlik aldı.

48. dakikada Mertens’in sol taraftan kullandığı kornerde altıpas üzerinde Osimhen’in yaptığı kafa vuruşu sonrası çizgide Abdul Baba, ters dokunuşunda meşin yuvarlağı kendi ağlarına gönderdi. 1-0

67. dakikada Andrija Zivkovic’in pasında ceza sahası içi sağ tarafında Castro Jonny’nin vuruşunda kaleci Günay Güvenç’ten seken topu altıpas üzerinde önünde bulan Giannis Konstantelias’in vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-1

76. dakikada sağ taraftan Kaan Ayhan’ın yaptığı ortada arka direkte Dries Mertens’in kafa vuruşu sonrası altıpas çizgisi üzerinde Victor Osimhen kafayla indirdi. Yunus Akgün’ün altıpasın gerisinden yaptığı vuruşta kaleci Dominik Kotarski’nin müdahalesi yeterli olmadı ve meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 2-1

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Alejandro Hernandez, Jose Naranjo, Diego Sanchez Rojo

Galatasaray: Günay Güvenç, Kaan Ayhan (Elias Jelert dk. 84), Davidson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs, Lucas Torreira, Gabriel Sara, Yunus Akgün (Berkan Kutlu dk. 88), Dries Mertens (Kerem Demirbay dk. 78), Barış Alper Yılmaz (Michy Batshuayi dk. 87), Victor Osimhen (Maura Icardi dk. 78)

PAOK: Dominik Kotarski, Jonathan Otto, Tomasz Kedziora, Omar Colley, Abdul Baba, Mohamed Camara (Tiemoue Bakayoko dk. 81), Magomed Ozdoev (Stefan Schwab dk. 77), Andrija Zivkovic, Giannis Konstantelias (Kiril Despodov dk. 77), Taison Freda, Fedor Chalov (Tarik Tissoudali dk. 71)

Goller: Abdul Baba (dk. 48 k.k.), Yunus Akgün (dk. 76), Mauro Icardi (dk. 90+5) (Galatasaray), Giannis Konstantelias (dk. 67) (PAOK)

Paylaşın

İstanbul’da Üniversite Öğrencisinin Aylık Maliyeti 23 Bin Liraya Çıktı

İPA’nın “Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması”na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 liraya çıktı.

Araştırmaya göre, üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 liradan asgari ücretin de üstüne çıkarak 18bin 750 liraya yükseldi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) “İstanbul’da Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması 2024/2025” araştırması yayınlandı. Araştırmada, İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisinin aylık ve yıllık yaşam maliyetinin ne kadar değiştiği hesaplandı.

Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması’na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 TL’ye yükseldi.

Üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 TL’den asgari ücretin de üstüne çıkarak 18 bin 750 TL’ye yükseldi. En yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede gözlenirken en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında gözlendi.

İPA’nın araştırmasına göre, barınma, büyük kentlerde öğrenci olanların en büyük gider kalemi olmakla birlikte; yükseköğrenim gören gençlerin pek çok ihtiyacı artan enflasyon oranları ile birlikte daha maliyetli hale geldi.

Hesaplamada, öğrencilik durumuna özgü yaşam maliyetini oluşturan unsurlar olarak tanımlanabilecek barınma, market ve dışarıdan yemek gideri, fatura ödemeleri, kültür sanat, kırtasiye, kişisel bakım, ulaşım harcamaları gibi temel harcama kalemlerine yönelik veriler kullanıldı.

Barınma, market ve dışarıdan yemek harcaması, fatura ödemeleri gibi kalemler aylık harcama düzeyinde hesaplanırken; kıyafet ve teknoloji giderleri gibi düzenli olmayan harcamalar yıllık hesaplandı. Harcama kalemleri içerisinde en yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede olurken, en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında oldu.

Üniversite öğrencilerinin yaşam maliyetleri içerisinde yer alan barınma ve fatura ödemelerinin payını doğru tespit edebilmek amacıyla hane tiplerine göre farklı hesaplamalar yapılırken, üniversite öğrencileri; özel yurtlarda ve öğrenci evinde yaşama durumlarına göre farklı kategorilerde değerlendirildi.

Özel yurtlarda kalan gençlerin barınma masrafı yapılan saha araştırmasından elde edilen değerlerin ortalaması üzerinden değerlendirilirken, öğrenci evi ücretleri için ise İstanbul’da mahalle düzeyinde elde edilen kira birim fiyatları üzerinden gerçekleştirilen kümeleme yöntemi sonucu İstanbul’da üniversite öğrencilerinin sıklıkla ev kiraladığı mahalleler üzerinden ortalama kira birim fiyatı belirlenerek; ortalama 120 metrekare, 3+1 odalı, 3 öğrencinin barınacağı bir ev için kişi başına düşen kira maliyeti hesaplandı.

2023-2024 yılında özel yurtta kalan bir öğrencinin İstanbul’da aylık yaşam maliyeti 14 bin 583 lira olurken, 2024-2025 öğretim döneminde bu maliyet yüzde 57,17 oranında artışla 22 bin 920 liraya çıktı. Aynı hesaplama, kiralık bir evde 3 kişi yaşayan öğrenciler için 12 bin 535 liradan 18 bin 750 liraya çıktı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

DİSK’ten Saraçhane’de Miting: Bu Kara Tablo AKP’nin Eseri

Saraçhane’de gerçekleştirilen “Büyük İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur” dedi.

Arzu Çerkezoğlu ayrıca, “Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için yan yanayız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), İstanbul Saraçhane’de miting düzenledi. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “Büyük İşçi Buluşması” adı verilen mitingde açıklamalarda bulundu. Çerkezoğlu’nun açıklamasında öne çıkan bölümler şöyle:

“İki yılı aşkın süredir gelirde adalet, vergide adalet mücadelesi veriyoruz. İş yerlerinden başladık, meydanlara taşıdık sesimizi. Binlerce imza topladık. İstanbul’dan Ankara’ya yürüdük. Şimdi de yeni bir mücadele süreci içerisindeyiz. Türkiye’nin dört bir yanında, bütün illerde işçi buluşmaları yaptık.

Ardından bölge mitinglerine başladık. İzmir’de sokakları kırmızıya boyadık. Binlerce arkadaşımızla birlikte haykırdık. Şimdi Saraçhane’deyiz. Bu meydan, işçi sınıfının bundan 63 yıl önce ayağa kalktığı meydan.

Bizi asgari yaşama, asgari ücrete en düşük emekli aylığına mahkum edenlere hesap sormak için buradayız. Sendikal haklarımızı yok sayanlardan hesap sormak için buradayız. Sermaye zihniyetine karşı, vergide adalet için yan yanayız. Emeğimiz, ekmeğimiz için, eşitlik, özgürlük için yan yanayız.

Önce şunun adını koyalım: Bu kara tablo, bu yoksulluk, bu işsizlik, hayat pahalılığı tesadüf değil. Bu kara tablo 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin tercihlerinin sonucudur. 2 yıldır meydanlardan yükselen bu sesi duymayanlar, bu politikalarda ısrar etmeye devam ediyorlar.

Enflasyon düştü mü? Çarşıda pazarda enflasyonun düştüğünü gören var mı? Bizi yoksulluğa mahkum eden bu politikalara asla teslim olmayacağız. Orta Vadeli Program’da ne var? Güvencesiz çalışma var, sosyal güvenliğe ayrılan payın azaltılması var. Yani emekli olmak daha da zorlaşacak. Emeklilikteki bütün mağduriyetler devam edecek. Ucubu sistemle 12 bin 500 liraya milyonlarca emekliyi mahkum edecekler.

Bir de büyük bir tuzak var. Maaşlar o kadar düştü ki ikinci emekli aylığı aldatmacası adı altında tamamlayıcı emeklilik sigortası var. Bu ne demek çok iyi biliyoruz. Biz tanıyoruz bu tuzağı. Kıdem tazminatımızı ortadan kaldırmak var. Asla aklınızdan bile geçirmeyin. Daha önce kıdem tazminatını gasp etmek için her türlü girişim, DİSK’in duvarlarına nasıl çarpıp geri döndüyse aynı kararlılığı sürdürüyoruz.”

Paylaşın

Gelecek Ve DEVA Partisi Birleşecek Mi? Davutoğlu’ndan Açıklama

DEVA Partisi ile birleşme görüşmelerine ilişkin konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “DEVA şu veya bu modelde birleşmeye daha henüz hazır değil” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu ‘Yeni Bir Sabah’ programına konuk oldu. DEVA Partisi ile birleşip birleşmeyeceklerine dair soruları yanıtlayan Ahmet Davutoğlu şunları söyledi:

“Biz birleşelim diye teklif götürdüm. Gelecek Partisi olarak kalırsa isim Babacan başkan olsun, DEVA Partisi kalırsa isim Davutoğlu genel başkan olsun dedim. DEVA ile birleşmekse birleşmek, Saadet ile de grup kurmak dedik. DEVA ile birleşemedik Saadet ile grup kurduk. İsmimizden de fedakarlık ettik mesele de değil.

Sayın Babacan’a dün gece de söyledim grup meselesi de kabulümüz de ama şu anda bizim Saadet Partisi’yle zaten yürüyen bir grubumuz var ve gayet de iyi yürüyor. Bir yıl sonunda yeniden değerlendireceğiz dedik. Ben bu konu da şey ilkelere uyarım, usulüne uyarım. Sayın Babacan’la görüşmeden Sayın Karamollaoğlu’yla görüştüm ve Sayın Karamollaoğlu’na dedim ki biz sizinle bir yıllık bir şey yapmıştık, taahhütte bulunmuştuk.

Başbakanlık yapmış, seçimi kazanmışım. 6 ay sonra ülkede çift başlılık olmasın, AK Parti bölünmesin diye hiçbir şeyi talep etmeden bırakmışım, fedakarlık yapmışım. Şu anda düşündüğümde belki de hata yapmışım. Belki de değil. Mücadele ettim. Hiç mücadeleden geri kalmadım. Belki şu anda olsam bırakmazdım böyle gideceklerini bilseydim bırakmazdım. Ülkede bir çift başlılık olmasın diye fedakarlık yaptım.

Kitleler bizi hala eski Başbakanları, eski ekonomi bakanları olarak görüyor, biliyor ve seviyorlar. Siyasette küstük gitmez. AK Parti kitlelerinin gözü kulağı bizde çünkü biz burada iyi bir muhalefet, yapıcı bir muhalefet sergilersek CHP muhalefetinden daha etkili olduğumuz görüldü Saadet’le çünkü çünkü içeriden konuşuyoruz.

Bizim pozisyonumuz birleşmeye dahil her opsiyona evet diyoruz. Her opsiyona. Yeter ki mecliste AK Parti-CHP kutuplaşmasının karşısında bir yani ortada bir merkez sağ ihtiyacı karşılasın. Sayın Babacan tabii saygı duyarım kurulları var istişare edecek. O kurullar da yaptığı istişarede birleşme değil de grup kurma üzerine duralım dedi. Ben de grup kurma konusunu zaten bizim grubumuz var şu anda Saadet’le konuşuruz. DEVA şu veya bu modelde birleşmeye daha henüz hazır değil.”

Paylaşın

Türkiye’nin “Osman Kavala” Savunması: Siyasi Etki Yok

Türkiye, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısı yapan Avrupa Konseyi’ne gönderdiği savunma metninde, Erdoğan dahil hükümet yetkililerinin Osman Kavala hakkındaki açıklamalarının “yargılamaya etkisi olmadığı” ileri sürüldü.

Metinde, beraatine hükmedilmesine rağmen eski bir dosyanın açılmasıyla ceza verilen Osman Kavala’nın, “iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’e başvurduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğu” da savunuldu.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “bağlayıcı kararlarına uymaya” ve Osman Kavala’yı derhal serbest bırakmaya” çağırmıştı.

Gezi Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hak ihlali kararını uygulamayan iktidarın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderdiği savunma metni ortaya çıktı.

Savunmada, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil hükümet yetkililerinin Kavala hakkındaki açıklamalarının “yargılamaya etkisi olmadığı” ileri sürüldü. İktidar, beraatine hükmedilmesine rağmen eski bir dosyanın açılmasıyla ceza verilen Kavala’nın, “iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’e başvurduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğunu” da savundu.

Gezi Davası’nda yargılanan Kavala’nın beraat ve tahliyesine hükmedilmiş ancak cezaevinden çıkmadan, daha önce savcılığın tahliye ettiği eski bir dosya “casusluk” başlığıyla yeniden açılarak, yeniden tutuklama kararı verilmişti. Bunun ardından beraat ettiği Gezi Davası’nı istinaf mahkemesi bozmuş, ilk kararı veren heyet de dağıtılmıştı.

Yeni bir mahkemede yargılanan Kavala, Gezi Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş, cezası onanmıştı. Tüm bu süreçte, Kavala’nın tutuklandığı aşamada hak ihlali kararı veren, tahliyesine ve dosyanın kapatılmasına hükmeden AİHM’nin kararı uygulanmamıştı.

Bu nedenle de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye için “yaptırım” kararı almıştı. 17-19 Eylül’de Türkiye için uygulanacak yaptırım konusunda toplanan Bakanlar Komitesi, yeni bir gelişme olmaması nedeniyle 24 Ekim’de yapılacak toplantıya kadar Türkiye’den somut bir adım atmasını istemişti.

T24’ün Ankara haber müdürü Gökçer Tahincioğlu‘nun haberine göre, iktidarın Bakanlar Komitesi’ne gönderdiği savunmadaysa, AİHM kararının uygulanmamasının gerekçesi olarak Kavala’nın, “uydurma” eleştirilerine yol açan ‘casusluk’ suçlaması nedeniyle tutuklandığı iddia edildi.

AİHM’nin yetkisizlik nedeniyle başvuru için “kabul edilmezlik kararı vermesi gerektiği ama Türkiye için yaptırım kararı alındığı” savunuldu. Türkiye, daha önce yöneltilen 12 soruya da yanıt verdi.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla gönderilen yanıtlarda şu görüşler savunuldu:

“Kavala, iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’ye başvurmuştur. Başvurucunun tutuklu olduğu dosyaya ilişkin yeni AYM başvurusu yapılmış, bu başvuru sonuçlanmamıştır. Başvurucunun AYM önündeki başvuru sonuçlanmadan AİHM’ye gelmesi “başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemezlik sebebidir.” AYM’nin önündeki başvuru yeni bir başvurudur. AYM’nin iş yükü göz önünde bulundurulmalıdır. Kavala’nın dosyasının AYM önünde hala sonuçlanmamış olması makul süreyi aşmaz, öngörülebilir ve kabul edilebilirdir.”

Ankara, AİHM kararının bugüne kadar uygulanmamasının sorumlusunun da yine AİHM olduğunu ileri sürdü. Savunmada, AİHM’nin ilk ihlal kararının Kavala’nın tutuklanmasına ilişkin olduğunu, bu ceza dosyasının sonuçlandığını belirtildi. Ceza davası sonuçlanmadan önce Kavala’nın belirtilen dosyadan tahliye edilip farklı bir dosyadan tutuklandığını, casusluk suçuyla verilen bu tutuklamaya ilişkin yargılamanın daha sonra sürdüğünü vurguladı.

Yanıtta, “Başvurucunun tutukluluğunun sebebi, AİHM kararındaki dosya değil, yeni bir dosya olan TCK md. 328’deki casusluk suçlamasıdır. Bu yüzden de AİHM’nin öncelikle başvuru yollarının tüketilmemesinden kabul edilemezlik vermesi, daha sonra da 2019 tarihli önceki kararındaki bulgularla şimdiki dosyayı karıştırmaması gerekir” denildi.

“AKP üyesi hakim” sorusu

Türkiye, daha önce beraat kararı veren mahkemenin bazı üyeleri hakkında disiplin soruşturması açılması, mahkumiyet kararı veren heyette geçmişte AKP üyesi olan bir hakimin yer alması konularına da şu yanıtı verdi:

“Beraat kararı veren hakimlere farklı nedenlerle açılan disiplin soruşturması, ceza yargılaması üzerinde negatif bir etki yaratmamıştır. Disiplin soruşturması açılması, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkını engellemez. Siyaseten angaje olduğu iddia edilen 13. Ceza Mahkemesi’ndeki yargıcın tarafsızlığını/ bağımsızlığını kaybettiğine dair hiçbir somut delil yoktur.”

Türkiye, iktidarın ve Cumhurbaşkanı’nın Kavala hakkındaki açıklamalarının yargılamaya etkisi olup olmadığı konusunda da “Başvurucuya dair hükümet görevlilerinin beyanlarının zamanlama, içerik ve bağlamı dikkate alındığında masumiyet karinesini zedeleyen bir husus yoktur çünkü başvuranın suçluluğuna dair bir değerlendirme içermemektedir” savunmasını yaptı.

Paylaşın

“Türk Telekom” Kaynaklı “Varlık Fonu” Borçları 53 Milyar Lirayı Aştı

Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) 2023 yılı faaliyet raporunda, kurumun Türk Telekom için çektiği kredinin Türk Lirası cinsinden karşılığının 53 milyar 754 milyon liraya ulaştığı belirtildi.

2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom kötü yönetim nedeniyle uçurumun kenarına sürüklendi. Türkiye Varlık Fonu (TVF), şirketin çoğunluk hisselerini Mart 2022’de aldı. 2024 itibarıyla borca saplanan kurumun kaderi adeta bankaların eline terk edildi.

CHP Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Cevdet Akay, Türkiye Varlık Fonu Raporu’na mercek tutarak Türk Telekom’un içinde bulunduğu batağı ortaya koydu. Türk Telekom’un hisselerinin alınması için Varlık Fonu tarafından 11 bankadan çekilen kredinin yalnızca sekiz ayda 5 milyar TL’nin üzerinde artarak 53 milyar TL’yi aştığı öğrenildi.

CHP’li Akay’ın çalışmasından edinilen bilgiye göre, Varlık Fonu, Türk Telekom’un hisselerinin alabilmek için 2022 yılında, toplam 11 bankadan 1 milyar 581 milyon 790 bin ABD Doları tutarında kredi çekti. 31 Aralık 2022 itibarıyla toplam 184 milyar 878 milyon TL olan Varlık Fonu’nun finansal borcunun 32 milyar 715 milyon TL’sinin Türk Telekom paylarının alımı amacıyla bankalardan çekilen kredilere ilişkin anapara, faiz ve kur farkı giderlerinden oluştuğu bildirildi.

Varlık Fonu’nun gecikmeli olarak yayımlanan 2023 yılı faaliyet raporu ise kredi borcunun katlanarak arttığını ortaya koydu. Varlık Fonu’nun Türk Telekom için çektiği kredinin Türk Lirası cinsinden karşılığının, ocak-ağustos döneminde artarak 53 milyar 754 milyon TL’ye ulaştığı belirtildi.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin aktardığına göre; İktidarın hatalı uygulamalarının faturasının yurttaşın omuzlarına yüklendiğinin altını çizen CHP Milletvekili Cevdet Akay, Türk Telekom kaynaklı Varlık Fonu borçlarına yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:

“TVF’nin Türk Telekom’u satın almak için 11 bankadan aldığı 1 milyar 581 milyon dolarlık kredinin çekildiği tarihteki karşılığı 32 milyar TL’ye tekabül ederken, bugün bu tutar tahakkuk edecek olan faiz giderleri hariç 53 milyar 754 milyon TL’ye tekabül etmektedir. Bu durum, öngörüsüz politikaların ekonomimize verdiği zararı, yönetilemeyen kurumların devleti nasıl borç batağına sapladığının en büyük kanıtıdır.”

Paylaşın