UEFA Konferans Ligi: Başakşehir Mağlubiyetle Başladı

UEFA Konferans Ligi ilk maçında Başakşehir ile Rapid Wien, Fatih Terim Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem  Adam Ladeback’in yönettiği karşılaşmadan Başakşehir, 2-1 mağlup ayrıldı.

Haber Merkezi / Rapid Wien’in gollerini 43 ve 46. dakikada Louis Schaub, Başakşehir’in tek golünü ise 45+2. dakikada Krzysztof Piatek kaydetti.

Başakşehir, Konferans Ligi ikinci maçını Celje ile oynayacak, Rapid Wien ise aynı haftada sahasında Noah ile karşılaşacak.

43. dakikada sağ kanatta topla buluşan Schaub’ın ceza sahasına girer girmez ayak içiyle çok sert vuruşunda, meşin yuvarlak ters köşeden ağlarla buluştu: 0-1

45+2. dakikada Serdar Gürler’in sağ kanattan ortasında altıpas önüne gelen topa Piatek kafayı vurdu, yere de çarpan meşin yuvarlak köşeden ağlara gitti: 1-1

46. dakikada Auer’in sol taraftan yerden pasında ceza sahası içinde Burgstaller’in dokunduğu topu Louis Schaub tamamladı ve meşin yuvarlağı kaleci Deniz’in solundan filelere gönderdi: 1-2

Stat: BaşakşehirFatih Terim

Hakemler: Adam Ladeback, Niklas Nyberg, Daniel Yng

Başakşehir: Deniz Dilmen, Onur Ergün, Ousseynou Ba, Jerome Opoku, Olivier Kemen, Miguel Crespo (Berkay Özcan dk. 62), Berat Özdemir (Philippe Keny dk. 83), Joao Figueiredo (Dimitrid Pelkas dk. 62), Deniz Türüç (Lucas Lima dk. 75), Serdar Gürler (Davidson dk. 75), Krzysztof Piatek

Rapid Wien: Niklas Hedl, Bendeguz Bolla, Nenad Cvetkovic, Philippe Raux Yao, Jonas Auer, Louis Schaub (Maximilian Hofmann dk. 83), Lukas Grgic, Mamadou Sangare (Borkeeiet dk. 87), Guido Burgstaller (Noah Bischof dk. 90+5), Dion Drena Beljo (Nikolaus Wurmbrand dk. 83)

Goller: Louis Schaub (dk.43 ve 46) (Rapid Wien), Krzysztof Piatek (dk. 45+2) (Başakşehir)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den “Gazze’de Derhal Ateşkes İlan Edilsin” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Ortadoğu’da alevlenen yangınların hızla bir cehenneme dönüştüğünü” belirterek, yaşanan acıların sonlanması için Lübnan’da çatışmaların durdurulması ve Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Antonio Guterres, Hamas tarafından 7 Ekim’de düzenlenen terör eylemlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçtiğini ifade ederek, “İsrail’in askeri operasyonları, yerleşim yerleri inşası, tahliyeler, toprak gaspları ve yerleşimci saldırılarının yoğunlaşması ile giderek kötüleşmeye devam etmekte ve iki devletli bir çözüm ihtimalini giderek zayıflatmaktadır.

BM Güvenlik Konseyi, İran’ın İsrail’e 200’e yakın balistik füze fırlatması ve İsrail’in Lübnan’a “sınırlı” kara harekatı başlatmasının ardından Ortadoğu’da tırmanan gerilimi görüşmek üzere olağanüstü toplandı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre; Toplantının açılış konuşmasını yapan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Ortadoğu’da alevlenen yangınların hızla bir cehenneme dönüştüğünü” belirterek, yaşanan acıların sonlanması için Lübnan’da çatışmaların durdurulması ve Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu.

Genel Sekreter, bir hafta önce Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada Lübnan’da yaşanan gelişmelerin son derece endişe verici olduğunu vurguladığını hatırlatarak, “O zamandan beri işler kötüden çok daha kötüye gitti. Hizbullah ve Lübnan’daki diğer silahlı gruplar ile İsrail kuvvetleri arasında neredeyse her gün yaşanan çatışmalar 1701 sayılı Güvenlik Konseyi kararının ihlalidir” dedi.

Lübnan’da devlet dışı milislerin silah kullanmasının Güvenlik Konseyi’nin 1559 ve 1701 sayılı kararlarını ihlal ettiğini, Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini belirten Guterres, “Son bir haftadan bu yana geçen birkaç gün içinde dramatik bir tırmanış gördük. O kadar dramatik ki Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararla oluşturduğu çerçeveden geriye ne kaldığını merak ediyorum” dedi.

İsrail kuvvetlerinin Beyrut dahil Lübnan’ın dört bir yanında aralıksız hava saldırıları düzenlemeye devam ettiğini kaydeden Guterres, ABD, Fransa ve bazı ülkelerin de desteğiyle müzakerelerin yeniden başlamasına imkan tanıyacak geçici bir ateşkes önerisinde bulunduklarını anımsattı. BM Genel Sekreteri, “Ancak İsrail bu öneriyi reddetti ve liderinin öldürüldüğü Hizbullah karargahının bombalanması dahil saldırılarını arttırdı. Hizbullah İsrail’e roket ve füze saldırılarını sürdürdü. Dün de İsrail, güney Lübnan’a sınırlı saldırılar düzenlediğini açıkladı. BM barış gücü askerleri yerlerinde kalmaya ve İsrail’in yer değiştirme talebine rağmen BM bayrağı dalgalanmaya devam etmektedir. Tüm BM personelinin güvenliği ve emniyeti sağlanmalıdır” diye konuştu.

Bölgede sivillerin korkunç bedeller ödediğini belirten Guterres, geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Lübnan’da aralarında 100’den fazla çocuk ve 194 kadının da bulunduğu 1700’den fazla kişinin öldürüldüğünü, 346 binden fazla kişinin evlerinden olduğunu, Lübnan’dan Suriye’ye kaçışların başladığını kaydetti. Guterres, “Lübnan’da derin ve yıkıcı sonuçları olacak bir savaştan kaçınılmalı” ifadesini kullandı.

İran’ın dün İsrail’e doğru yaklaşık 200 balistik füze fırlattığını, bu saldırıyı Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah ve diğer üst düzey komutanlarının öldürülmesine tepki olarak yapıldığını açıkladığını kaydeden Guterres, “İran’ın İsrail’e dünkü büyük füze saldırısını bir kez daha şiddetle kınıyorum. Bu saldırıların, Filistin halkının davasını desteklemek ya da acılarını azaltmak adına hiçbir katkısı olmayacaktır” dedi.

“Bu ölümcül kısasa kısas şiddet döngüsü sona ermelidir”

BM Genel Sekreteri Guterres, Hamas tarafından 7 Ekim’de düzenlenen eylemlerin üzerinden neredeyse bir yıl geçtiğini ifade ederek, “İsrail’in askeri operasyonları, yerleşim yerleri inşası, tahliyeler, toprak gaspları ve yerleşimci saldırılarının yoğunlaşması ile giderek kötüleşmeye devam etmekte ve iki devletli bir çözüm ihtimalini giderek zayıflatmaktadır” dedi ve ekledi:

“Gazze’de derhal ateşkes sağlanması, tüm rehinelerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılması, Gazze’deki Filistinliler’e insani yardımların etkin bir şekilde ulaştırılması ve iki devletli çözüm yolunda geri dönülmez bir ilerleme kaydedilmesinin tam zamanıdır. Lübnan’da çatışmaların durdurulmasının, sürdürülebilir barış için diplomatik çabaların önünün açılmasının tam zamanıdır. Bu ölümcül kısasa kısas şiddet döngüsü sona ermelidir. Zaman daralıyor.”

Paylaşın

Plüton’un En Büyük Uydusu Charon’da Beklenmedik Keşif

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, Plüton’un en büyük uydusu Charon’da şaşırtıcı kimyasal izler tespit ederek, bir kez daha oyun değiştirici özelliğini kanıtladı.

Haber Merkezi / Güneş’ten 4,83 milyar kilometre uzakta yer alan Charon’un buzlu yüzeyinde karbondioksit (CO₂) ve hidrojen peroksit (H₂O₂) izleri ilk kez tespit edildi, bu uzak uyduya dair yeni bakış açıları sunuyor.

Plüton’un yaklaşık yarısı büyüklüğünde olan Charon, Kuiper Kuşağı’nda yörüngede olan birçok buzlu cisimden biri. Charon, 2015 yılında NASA’nın New Horizons uzay aracı, yanından geçtiğinde bilim insanlarının ilgisini çekmişti.

New Horizons, belirli kızılötesi dalga boylarında karbondioksit veya hidrojen peroksit gibi kimyasalları tespit edememişti. Bilim insanları, James Webb’in güçlü kızılötesi özellikleri sayesinde, bu boşluğu doldurdular.

Keşif, yalnızca Charon’un karmaşık yüzey bileşimine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda güneş sisteminde yer alan benzer buzlu uyduları şekillendiren süreçlere de işaret ediyor.

Bilim insanları, daha önce Charon’un yüzeyinde su buzu, amonyak ve organik maddelerin izlerini bulmuşlardı, ancak yeni tespit edilen karbondioksit ve hidrojen peroksit, uyduya ilişkin başka bir karmaşık durumu daha ortaya koyuyor.

Bilim insanları, hidrojen peroksitin, Charon’un yüzeyindeki su molekülleriyle etkileşime girmesiyle oluşabileceğine, karbondioksitin ise geçmişteki çarpışmaların sonucu olabileceğine inanıyor. Bu bulgular, uzak uyduların ve hatta Plüton’un ötesinde yer alan gezegenlerin oluşumuna ilişin önemli ipuçları sunuyor.

Gezegen bilimci Carly Howett, “Bu keşif, bu uzak uyduların nasıl oluştuğunu ve zorlu ortamlarıyla nasıl etkileşime girdiğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir” dedi.

NASA’nın Jemes Webb Teleskobu, Charon gibi uyduların nasıl oluştuğu ve çevreleriyle nasıl etkileşime girdiği konusunda daha net bir anlayış sunarak dış güneş sistemini inceleme şeklinde devrim yaratmaya devam ediyor.

Paylaşın

Taliban’dan Basın Mensuplarına Fotoğraf Ve Video Çekme Yasağı

Taliban, ülkenin kuzeydeki Takhar eyaletinde, resmi toplantılar, seminerler ve çalıştaylar da dahil olmak üzere, basın mensuplarının toplantılarda, görüntü almasını yasakladı.

Haber Merkezi / Taliban’ın birkaç eyalette daha basın mensuplarına benzer kısıtlamalar uyguladığı bildirildi.

Taliban, geçtiğimiz şubat ayının başlarında, güney Kandahar eyaletinde, resmi toplantılar sırasında fotoğraf ve video çekimini yasaklayarak, basın mensuplarına yalnızca yazılı ve sesli formatta haber vermeleri talimatını vermişti

Taliban, geçtiğimiz Ağustos ayında “Haber Ahlakı Yasası”nı yürürlüğe koymuştu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

 

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Bakırhan’dan “Köklü Değişim Kaçınılmaz” Açıklaması

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin, “DEM Parti olarak hiçbir kesimin sembolleriyle ve değerleriyle sorunumuz olmadı, ancak, biz herkesi tek bir etnik kimliğe indirgeyen bir Anayasa’ya karşı çıkıyoruz ve yurttaşlık tanımının cesurca yeniden ele alınması gerektiğini söylüyoruz” dedi ve ekledi:

“Ülkemizin başkenti veya resmi dili ile bir sorunumuz olmadığını, ancak her halkın kendi ana dilinde konuşma ve eğitim alma hakkının temel bir hak olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca, tekçi ve inkarcı yaklaşımlarla bir yüzyıl daha yaşamamızı bekleyen bir Cumhuriyet anlayışına karşı çıkıyoruz ve gerçekten demokratik bir Cumhuriyet istiyoruz. Mevcut Anayasa’nın sadece kötü bir kopyası olarak sunulan yeni taslaklar, ne yeni ne de demokratik bir anayasa yazmak anlamına gelir. Anayasa’nın her maddesinde 12 Eylül’ün ruhu ve kokusu hissedilmekte.

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Muhalefete açık bir çağrı yapıyoruz: Değişim iddiasındaki bir muhalefet, tutucu olamaz ve ilk yüz yılın tekrarını yaşatma politikasını sürdüremez. Yeni ve demokratik bir Anayasa konusunda herkese açık çağrımızdır: Ön yargılarınızı bir kenara bırakın, gelin hep beraber demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için çalışalım” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan’ın gündeminde İsrail’in Lübnan’a saldırıları, Ortadoğu’nun durumu, Türkiye’deki ekonomik kriz, yeni anayasa tartışmaları, Narin Güran cinayeti ve Kürt meselesi vardı.

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonucunda 40 binden fazla insan yaşamını yitirdi, binlerce kişi kayıp durumda. 2,5 milyona yakın insan ise daracık bir alanda İsrail ablukası altında yaşamlarını sürdürmeye zorlandı ve zorlanıyor. Son günlerde bu saldırılar Lübnan’a da sıçradı. Lübnan’ın hikayesi, Ortadoğu’nun genel hikayesi gibi; savaş, göç, yıkım ve soykırım ile dolu. Beyrut, Feyruz’un şarkılarındaki gibi hüzün ve kederle yüklüdür.

Ortadoğu, bir ateş çemberi içinde. Geçtiğimiz yıl bu kürsüden uluslararası hukukun bu savaşı durduramazsa savaşın Lübnan’a sıçrayabileceğini söylemiştik ve şimdi Lübnan’da devam eden savaşın bir sonraki adımının Suriye ve İran olabileceğini görüyoruz. Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler toplantısında gösterdiği iki haritadan birinde “nimet”, diğerinde “lanet” yazıyordu. Lanetlenen yerler savaşın yayılacağı bölgeler, nimetli yerler ise enerji koridorlarının geçtiği yerlerdi. Görünen o ki, halklar savaşa sürüklenecek.

Ortadoğu’da mezhepçi, milliyetçi rejimler ve kapitalist-emperyalist güçlerin oluşturduğu sistemler felaketten başka bir şey getirmedi. Her iki yolun sonunda da halklar adına, demokrasi ve özgürlükler adına bir kazanım bulunmuyor. Ancak, ısrarla savunduğumuz bir çözüm yolu var; o da üçüncü yol. Yeni bir ulus tanımı kaçınılmaz. Ulus, tüm halkları ve inançları kapsamalı, adı da Demokratik Ulus olmalı. Devletlerin halkların üzerinden ellerini çekmeleri gerekiyor. Bu savaşlar, devletlerin savaşı; halkların değil.

Ortadoğu yangın yeriyken, Türkiye ise çatışma, çeteleşme, açlık, yoksulluk ve adaletsizliklerle mücadele ediyor. Yasama dönemi kapandığından bu yana, “Ekmek ve Adalet Buluşmaları” adı altında Mardin’den Manisa’ya, Tekirdağ’dan Ağrı’ya kadar Türkiye’nin dört bir yanında işçilerle, çiftçilerle, gençlerle bir araya geldik. TÜİK “ekonomi güven veriyor” derken emeklilerle yaptığımız buluşmalar bize başka bir tablo sundu.

İzmir’deki bir emekli, “Eskiden alışveriş yaparken cebimizdeki paranın hesabını yapardık, şimdi ise faturalar yüzünden cebimizde para kalmıyor,” diyor. İşte TÜİK’in bahsettiği bu. Mersin’deki sebze halinde bir esnaf, “Eskiden geceye kalan çürük sebzeleri atardık, şimdi ise çürük sebze-meyve kuyruğu oluşuyor,” diye anlatıyor. İktidar, “Bizden önce yağ kuyrukları vardı” derken, şimdi halka çürük veya çürümeye yüz tutmuş meyve – sebze kuyrukları yaşatıyor.

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ile birlikte kent kent, köy köy dolaştık. Burada sorumluluk Meclis’e düşüyor. Türkiye Saray’ın koridorlarında yönetildikçe ekmek teknesi daha fazla batıyor, adalet daha çok çürüyor. “Yerliyiz ve milliyiz” diye övünenlere soruyoruz; bu nasıl bir millilik ki milleti soyup soğana çeviriyorsunuz? Bu soygun ve talan düzeninden bu Meclis hicap duymalı, esas sorumluluğunu yerine getirmeli, yeni bütçe döneminde ekmek, adalet ve barışı esas almalıdır.

Ankara’nın karanlık dehlizlerinde yapılan pazarlıklarda, sadece 8 yaşındaki Narin değil, bu ülkenin vicdanı da katledildi. Tüm bürokrasi ve devlet mekanizmaları, masum bir çocuğun trajik ölümü üzerine sessizce anlaşmış gibi duruyor.

Unutulacağını düşünenler yanılıyor; Narin’in ölümüne dair sorumluların peşini asla bırakmayacağız. Bu cinayeti tüm boyutlarıyla aydınlatmak için Meclis’e çağrıda bulunacağız. İnsan hakları örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve çocuk kurumlarıyla birlikte, bu alçakça işlenen cinayetin hesabını sormak için bir araya geleceğiz. Narin’in sesi, adalet arayışımızla yankılanacak.

Yeni Anayasa tartışmaları

Bütün yaz boyunca Ankara’da Anayasa üzerine tartışmalar sürüyordu. Bu tartışmaların gölgesinde, ülkemizde AİHM kararlarının göz ardı edildiği, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin sürdüğü ve cezaevlerinin toplama kampına dönüştüğü bir gerçekliğe dikkat çekiyoruz. Bu koşullar altında, köklü bir değişimin kaçınılmaz olduğunu belirtiyoruz.

DEM Parti olarak hiçbir kesimin sembolleriyle ve değerleriyle sorunumuz olmadı, ancak, biz herkesi tek bir etnik kimliğe indirgeyen bir Anayasa’ya karşı çıkıyoruz ve yurttaşlık tanımının cesurca yeniden ele alınması gerektiğini söylüyoruz.

Ülkemizin başkenti veya resmi dili ile bir sorunumuz olmadığını, ancak her halkın kendi ana dilinde konuşma ve eğitim alma hakkının temel bir hak olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca, tekçi ve inkarcı yaklaşımlarla bir yüzyıl daha yaşamamızı bekleyen bir Cumhuriyet anlayışına karşı çıkıyoruz ve gerçekten demokratik bir Cumhuriyet istiyoruz.

Mevcut Anayasa’nın sadece kötü bir kopyası olarak sunulan yeni taslaklar, ne yeni ne de demokratik bir anayasa yazmak anlamına gelir. Anayasa’nın her maddesinde 12 Eylül’ün ruhu ve kokusu hissedilmekte. Muhalefete açık bir çağrı yapıyoruz: Değişim iddiasındaki bir muhalefet, tutucu olamaz ve ilk yüz yılın tekrarını yaşatma politikasını sürdüremez. Yeni ve demokratik bir Anayasa konusunda herkese açık çağrımızdır: Ön yargılarınızı bir kenara bırakın, gelin hep beraber demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için çalışalım.”

Paylaşın

Kürt Seçmen Anketi: CHP Sürprizi

Spectrum House’un araştırmasına göre; “DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.

Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, Kürt seçmenin “siyasi ittifaklara yönelik algı, tutum ve beklentilerini” anlamak amacıyla yaptığı saha araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Araştırma, 4-23 Eylül tarihlerinde Diyarbakır, Van, Mardin, Batman, Şırnak, Bingöl, Kars, Antep Hakkâri, İstanbul, İzmir, Ankara ve Mersin’de Kürt olduğunu ifade eden bin 610 kişiyle yüz yüze yapıldı.

Tesadüfi örnekleme yöntemi ile yapılan araştırmada yüzde 95 güven aralığı içerisinde ± 2,44 hata payı ile belirlendi.

Araştırmaya göre; Kürt illerinde seçmenin yüzde 34,3’ü, Türk illerinde ise yüzde 20,9’u DEM Parti’nin herhangi bir parti ile ittifak yapmamasını istemedi. CHP ile ittifakı destekleyenlerin oranı Kürt illerinde yüzde 36, Türk illerinde yüzde 42,9 olarak ölçüldü. Kürt illerindeki katılımcılar DEM Parti’nin ittifakını “Kürt meselesinin çözümü” ile ilişkilendirdi

Araştırmada ilk olarak katılımcılara, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ne derece başarılı buluyorsunuz?” diye soruldu.

Görüşmecilerin yüzde 61,4’ü başkanlık sistemini başarısız (yüzde 32,8 başarısız, yüzde 28,6 çok başarısız), yüzde 21,1’i başarılı (yüzde 15,3 başarılı, yüzde 5,8 çok başarılı) bulduğunu belirtti. Ne başarılı ne başarısız bulduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 17,5 oldu.

“Sizce Türkiye Başkanlık Sistemi devam etmeli mi yoksa ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ ile mi yönetilmeli?” sorusuna ise görüşmecilerin yüzde 65,1’i “Türkiye Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile yönetilmeli” cevabını verdi. Yüzde 19,5’i “Başkanlık Sistemi (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi)” derken; yüzde 15,4’ü ise “kararsız” olduğunu belirtti.

“Türkiye’deki muhalefet partilerini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da katılımcıların yüzde 58’i (yüzde 15,1’i çok başarısız, yüzde 42,9’u başarısız) “muhalefet partilerini başarısız”, yüzde 22,1’i “başarılı” (yüzde 18,4 başarılı, yüzde 3,7 çok başarılı), yüzde 19,9’u ise “ne başarılı ne başarısız” bulduklarını söyledi.

Araştırmada “siyasi partilerin neye göre ittifak kurması” gerektiği de soruldu. Görüşmecilerin önemli bir kısmı (yüzde 49’u) “vatandaşlık hakları temelli” dedi. Yüzde 27,6’sı “ideolojik temelli”, yüzde 11,6’sı “milliyetçilik temelli”, yüzde 7,6’sı “seçim sonuçlarına dayalı” yanıtını verdi. Yüzde 4,2’si de “hiçbiri’’ yanıtını verdi.

Siyasi parti tercihlerine göre değerlendirildiğinde “vatandaşlık hakları temelli” ittifak modeli öne çıkıyor.  AKP’ye oy verenlerin yüzde 53,8’i, CHP’ye oy verdiğini söyleyenlerin ise 55,1, DEM Parti’ye (HDP-Yeşil Sol Parti) oy verdiğini söyleyenlerin ise yüzde 44’ü “vatandaşlık temelli ittifak” kurulması gerektiğini söyledi.

Siyasi partililer arasında “ideolojik temelli” ittifak modeline en yakın bulan ise DEM Parti seçmeni oldu. “İdeolojik temelli” ittifak modeline en yakın parti ise HDP (Yeşil Sol Parti) olduğu görüldü.

Görüşmede partiler arası ittifaklar da soruldu. “CHP ile İYİ Parti arasındaki Millet İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna

Katılımcıların yüzde 67,9’u CHP ve İYİ Parti arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 48,6 olumsuz, yüzde 19,3 çok olumsuz) bulurken, yüzde 24,2’si olumlu (yüzde 19,8 olumlu, yüzde 4,4 çok olumlu) bulduğunu belirtti.  Kararsızların oranı yüzde 7,9 oldu.

Görüşmeciler “AKP ile MHP arasındaki Cumhur İttifakını” da değerlendirdi. Katılımcıların yüzde 67,6’sı AKP ve MHP arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 41 olumsuz, yüzde 26,6 çok olumsuz) bulurken, yüzde 25,2’si olumlu (yüzde 21,1 olumlu, yüzde 4,1 çok olumlu) bulduğunu söyledi. Kararsız olduğunu ifade edenlerin oranı 7,3 oldu.

“DEM Parti’nin yer aldığı emek ve özgürlük ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna yüzde 55,1 (yüzde 8,8 çok olumlu, yüzde 46,3 olumlu) “olumlu bulduğu” yanıtını verdi.  “Olumsuz bulanların” toplam oranı yüzde 36,6 (yüzde 28,3 olumsuz, yüzde 8,3 çok olumsuz), kararsızların oranı ise yüzde 8,4 olarak ölçüldü.

Görüşmeciler, “Hangi durumlarda DEM Parti’nin ittifak yapması sizin için daha kabul edilebilir olur?” sorusuna en fazla  “şeffaf ve açık diyalog” yanıtını verdi. İkinci sırada ise  “Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet beyanı” cevabı verildi.

DEM Parti kiminle ittifak yapmalı?

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.  Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

“Önümüzdeki dönemde DEM Parti’nin herhangi bir ittifakta yer almasını destekler misiniz? sorusuna yüzde 57,4 (yüzde 40,4 evet, yüzde 17 kesinlikle evet), “evet”, yüzde 42,6 (yüzde 29,3 hayır, yüzde 13,3 kesinlikle hayır) “hayır” yanıtını verdi.

Görüşmeciler, “CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde (milletvekilli ve cumhurbaşkanlığı) birlikte hareket etmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 56’sı CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde birlikte hareket etmesini olumlu (yüzde 43,4 olumlu, yüzde 12,6 çok olumlu) bulduğunu söyledi.

Yüzde 34,5’si olumsuz (yüzde 26,7 olumsuz, yüzde 7,8 çok olumsuz) bulduğunu belirtti. Kararsızların oranı 9,5 oldu.

Paylaşın

Otomobil Satışları Yüzde 12 Azaldı

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,4 azalırken, otomobil pazarı yüzde 11,82 azaldı ve hafif ticari araç pazarı ise yüzde 1,6 oranında arttı.

Haber Merkezi / Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Eylül 2024 Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı verilerini yayınladı.

Buna göre; Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, bu yılın ilk dokuz aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,9 oranında azalarak 849 bin 892 adet oldu.

Otomobil satışları, aynı dönemde geçen yıla göre yüzde 1,3 oranında artarak 675 bin 273 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 8,4 azalarak 174 bin 619 adet oldu.

Eylül ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,4 azalarak 87 bin 740 adet oldu.

Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,82 azalarak 69 bin 634 adet olurken, hafif ticari araç pazarı bin 1,6 artarak 18.106 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 36,8 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 41,4 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 21,7 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 86,6’sını vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 374 bin 595 adetle yüzde 55,5 pay, B segmenti otomobiller 206bin 650 adetle yüzde 30,6 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller ( yüzde 55,9 pay, 377 bin 448 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 25,9 pay ve 174 bin 890 adet satış ile Sedan, yüzde 17 pay ve 115 bin 133 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 427 bin 998 adetle yüzde 63,4 pay, hibrit otomobil satışları 110 bin 225 adetle yüzde 16,3 pay, dizel otomobil satışları 71 bin 326 adetle yüzde 10,6 pay, elektrikli otomobil satışları 60 bin 838 adetle yüzde 9 pay ve otogazlı otomobil satışları 4 bin 886 adetle yüzde 0,7 pay aldı.

Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 106,3 artarak yüzde 7,3 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 23,1 azalarak yüzde 1,7 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 9,4 azalarak yüzde 73,8 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 2,2 azalarak yüzde 0,6 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 19,3 azalarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 178 bin 675 adetle yüzde 26,5 pay, 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 171 bin 642 adetle yüzde 25,4 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 612 bin 978 adetle yüzde 90,8 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 62 bin 295 adetle yüzde 9,2 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 73,1 pay ve 127 bin 631 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 13,8 pay ve 24 bin 160 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Hamaset” Çıkışı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Erdoğan’ın İsrail’in gözü topraklarımızda açıklamasına tepki göstererek, “Türkiye, basit ajitasyonlarla, hamasetle yönlendirilecek bir ülke değildir” dedi ve ekledi:

“Bölgemizde böylesine önemli meseleler söz konusu olduğunda, popülist korku siyasetiyle halkı kandırmaya çalışmak, ülkemizin uluslararası itibarını yerle bir etmekte ve diplomatik alanda bizi ciddiyetsiz bir aktör olarak göstermektedir. İsrail’in insanlık dışı politikalarına karşı durmak zaruridir; ancak Türkiye gibi kadim bir devletin, bu meselede akılcı ve stratejik bir diplomasi yürütmesi gerekirken, hamasi söylemlerle dış politika oluşturmaya çalışması kabul edilemez.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Türkiye, Orta Doğu’da krizleri abartan bir ülke değil, çözüm üreten, tarihsel misyonuna uygun biçimde barışı savunan güçlü bir aktör olmalıdır. Türkiye, bu coğrafyanın kadim bekçisi olarak tarihsel sorumluluklarını asla unutmamalıdır. Türkiye’nin bölgesel gücü elleri kolları bağlanmış şekilde hareketsiz bırakılmıştır. İktidarın akıl almaz yönetim hataları, Türkiye’yi hem mazlum halkların yanında durma şansını yitirmiş hem de küresel siyasette ağırlığını kaybetmiş bir ülke konumuna sürüklemiştir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satır başları şu şekilde:

“28. Dönem 3. Yasama yılının, milli meclisimizin şeref, haysiyet ve yetkilerinin iktidar tarafından tahrip edilmediği bir yıl olmasını dilerim. Yeni yasama yılının ilk grup konuşmasına güzel bir konuda, umut dolu mesajlar vererek başlamak isterdim. Ancak coğrafyamız yangın yeri.

Bildiğiniz üzere, İsrail’in Filistin’de onyıllardır süren kanlı işgali ve sistematik zulmü, artık bölgenin sınırlarını aşmış ve bu barbarca saldırganlık Lübnan’a kadar yayılmıştır. Bu işgalci devletin saldırıları, uluslararası hukukun zerrece umursanmadığı, pervasız bir tutumla yürütülmekte; sivil yerleşim alanları bilerek hedef alınmakta, çocuklar, kadınlar, masum siviller acımasızca katledilmektedir.

İsrail, Filistin’de gerçekleştirdiği insanlık dışı politikalara ilaveten, Lübnan’da şehirleri yerle bir etmekte, masum insanları yerlerinden, yurtlarından koparıp göçe zorlamaktadır. Bu vahşi saldırılar, sadece bölgenin istikrarını değil, tüm Orta Doğu’yu bir ateş çemberine sürüklemekte ve büyük bir yayılmacı stratejinin tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, bu insanlık dışı olaylar karşısında ne yazık ki utanç verici bir sessizliği tercih etmektedir.

Bu sessizlik, zulmü onaylayan, adeta İsrail’in işlediği savaş suçlarına ortak olan bir tavırdır. Birleşmiş Milletler’in acizliği ve etkisizliği, adaletin köküne kibrit suyu dökmekte, insanlık vicdanında derin yaralar açmaktadır. Eğer BM ve dünya toplumu, gerçekten barıştan yana bir duruş sergiliyor olsaydı, İsrail’in bu pervasız saldırganlığı karşısında cesur ve kararlı adımlar atarlardı.

Dünyada hal böyle. Peki, bizde durum nasıl? Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bu konuyla ilgili devlet ciddiyetine yakışmayan açıklamada bulundu. Türkiye, basit ajitasyonlarla, hamasetle yönlendirilecek bir ülke değildir. Bölgemizde böylesine önemli meseleler söz konusu olduğunda, popülist korku siyasetiyle halkı kandırmaya çalışmak, ülkemizin uluslararası itibarını yerle bir etmekte ve diplomatik alanda bizi ciddiyetsiz bir aktör olarak göstermektedir.

İsrail’in insanlık dışı politikalarına karşı durmak zaruridir; ancak Türkiye gibi kadim bir devletin, bu meselede akılcı ve stratejik bir diplomasi yürütmesi gerekirken, hamasi söylemlerle dış politika oluşturmaya çalışması kabul edilemez. Türkiye, Orta Doğu’da krizleri abartan bir ülke değil, çözüm üreten, tarihsel misyonuna uygun biçimde barışı savunan güçlü bir aktör olmalıdır.

Türkiye, bu coğrafyanın kadim bekçisi olarak tarihsel sorumluluklarını asla unutmamalıdır. Türkiye’nin bölgesel gücü elleri kolları bağlanmış şekilde hareketsiz bırakılmıştır. İktidarın akıl almaz yönetim hataları, Türkiye’yi hem mazlum halkların yanında durma şansını yitirmiş hem de küresel siyasette ağırlığını kaybetmiş bir ülke konumuna sürüklemiştir.

“III. Dünya savaşı riskinden söz ederken TBMM’ye bilgi verilmiyor”

Böyle bir ortamda ve özellikle Hakan Fidan kamuya yaptığı açıklamalarda bir III. Dünya Savaşı riskinden söz ederken Dışişleri Komisyonu’na ve de TBMM Genel Kurulu’na bilgi verilmiyor oluşu kaygı vericidir. Buna bir de Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘İsrail’in müteakip hedefinin Türkiye olduğu’ yolundaki beyanları eklenince ‘iktidar milli güvenliğimiz için ne yapıyor’ sorusunu sormak durumundayız. Hiçbir şey yapmıyor gözüktükleri için de, beyanları onlar açısından maalesef inandırıcılığını yitirmektedir.

Arap ülkelerinin lakayt davranışı ve mezhepsel yaklaşımlar nedeniyle bu yaranın öngörülebilir bir gelecekte kapanması zor görülmektedir. Birleşmiş Milletleri Güvenlik Konseyi’nin ise veto yetkisine sahip ülkelerin tavrı nedeniyle kendisinden beklenen etkinliği gösteremeyeceği anlaşılmaktadır.

Ülkemizin ise sorunların aşılması yolunda, meseleye taraf olmaktan dolayı bir arabuluculuk işlevini yerine getirmesi de imkânsız hale gelmiş bulunmaktadır. İYİ Parti olarak iktidara çağrımız sorunun insani boyutunu öne çıkaracak çabalara öncelik vermeleri, TBMM ve siyasi Partileri de gerektiği veçhile bilgilendirmeleri yönündedir.

Çatışmaların bir yansıması olarak yeni sığınmacı dalgaları olasılığının da göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ülkemizin, tarihsel misyonuna ve bölgesel gücüne yakışır şekilde hareket etmesi ancak sağlam, tutarlı ve cesur bir dış politika ile mümkündür.”

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan “Birleşme” Açıklaması: Netleşen Bir Şey Yok

“Birleşme” müzakerelerine ilişkin değerlendirme yapan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, birlikte olma arzusunun olduğunu ancak netleşen bir şeyin olmadığını söylediler.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu; iki partinin “birleşme” müzakerelerine ilişkin konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; TBMM’nin yeni yasama yılı açılışı kapsamında düzenlenen resepsiyona katılan iki genel başkan “Birlikte olma arzusunun olduğu ancak netleşen bir şeyin olmadığı” açıklaması yaptı.

Resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ali Babacan, birleşme görüşmelerine ilişkin “Şu anda rafta duruyor ama her an raftan inebilir. Gelecek Partisi’nden arkadaşlarımız, çok sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yıllarca beraber emek harcadığımız arkadaşlarımız. Dolayısıyla birlikte olma arzusu var. Bugün olmazsa yarın olur, bakarız” yorumunu yaptı.

Babacan, Meclis’te Demokrat Parti ile ortak grup kurulması sürecine ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı: “O formül Demokrat Partili bazı arkadaşlar tarafından dillendirildi. Anlıyoruz ki parti genel merkezlerinde bu konuyla ilgili henüz bir değerlendirme yapılmamış. Biz şu anda bütün partiler ile iletişim halindeyiz. Milletvekillerimiz iletişimi kuruyor.

Önemli olan şu; Türkiye için daha geniş bir birliktelik, beraberlik… Türkiye’yi iki kutuplu bir siyasete hapsetmeyen bir çıkış kapsını biz önemli görüyoruz. Geçenlerde biz Yeniden Refah Partisi’ni de ziyaret ettik. Birçok siyasi parti ile iletişim halindeyiz. Bizim amacımız; Türkiye’yi iki kutup arasına sıkıştırmayacak, nefes aldıracak bir yol. Bunun da geniş bir birlik, beraberlik ile olabileceğini düşünüyoruz. Onun için temaslarımız devam ediyor.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise ‘birleşme’ gündemine ilişkin şöyle konuştu: “Çok sayıda parti aynı damarda siyaset yapıyor. Benim kanaatim, Türkiye’de siyasi dengenin yerine oturması için birbirine benzeyen partilerin birleşmesi lazım. o bakımdan DEVA Partisi’nden bize böyle bir görüşme talebi… Karşılıklı olarak arkadaşlar geldiğinde son derece önemli değerlendirdik. Sayın Babacan’ın birleşme teklifine de kamuoyu önünde de destek verdim.

Benzer şekilde Saadet’le Yeniden Refah’ın da birleşmesi iyi olur. Benzer, milliyetçi eksendeki partilerin birleşmesi, birbirine yakın partilerin birleşip sonra Türkiye’de üçüncü bir alternatife ihtiyaç var…”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Mesajı: Kalıcı Düşüş Trendine Girdik

TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması yapan Erdoğan, “Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek. Ekonomi programımız meyvelerini veriyor. Temel göstergelerdeki iyileşmeye paralel olarak risk primi düşüyor. Kararlı duruşumuz sayesinde enflasyonda kalıcı düşüş trendine girmiş bulunuyoruz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması gerçekleştirdi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Aziz milletim, sayın başkan, değerli vekiller. Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. TBMM’nin 28. dönem 3. yasama yılının ülkemize milletimize hayırlı olsun.

Meclis’imizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın gazi ve şehitlerini saygı ile yad ediyorum. 28. dönem meclisimiz ilk 2 yasama yılında yoğun faaliyet içinde oldu. Şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki yasama yıllarında da meclisimiz özverili yasama yılı geçirecek ve milletin ihtiyacı olan kanunları çıkaracaktır. Hepiniz için hayırlı bereketli, verimli bir yıl olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

TBMM, 23 Nisan 1920’de açılmış, milli mücadeleyi sevk ve idare etmiş, istiklal harbimizi zafere taşımız 29 Ekim 1923’te de cumhuriyeti kurmuştur. Türkiye parlamento tecrübesi ile asırlarca birikime sahiptir. Milletimiz Selçuklu’dan günümüze istisnai milletlerden biridir. Meclis’imiz milletimizin hürriyetinin somut nişanesi olarak daima var olacak, nice seneler milletimize alnının akıyla hizmet edecektir.

Meclis’imiz Gazi unvanını bileğinin gücüyle elde etmiştir. 15 Temmuz gecesi Meclis’imiz, işgal kuvvetlerinin hain uşaklarına kahramanca direnmiştir. Bölge ülkeleriyle kıyaslandığında parlamento tecrübemiz oldukça erken başlamıştır. Meclis en kuşatıcı anayasayı yapma kudretine haizdir.

12 Eylül askeri darbesi sonrasında silahların gölgesindeki mevcut anayasa milletimize biçilmiş dar bir gömlektir. İrili ufaklı 20’den fazla değişiklik milletin memnuniyetsizliğini göstermektedir. 82 Anayasası’nın miadı doldu. Büyük hedef ve iddialarını gerçekleştirmemiz yeni uzlaşmacı özgürlükçü sivil anayasa ile mümkündür. Yeni sivil anayasa ihtiyacı kendini günden güne daha fazla belli ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak kendi hazırlıklarımızı titiz şekilde yapıyoruz. Tüm fikirlere kapımızı kapatıyoruz demek değildir.

Her fikre saygı duyar her düşünceyi dinleriz. Kutuplaştırıcı değil uzlaştırıcı, yasakçı değil özgürlükçü olması temel ve sarsılmaz ilkemizdir. Milleti ve devleti birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Devlet milletin üzerimde değildir. Millet de devletsiz ayakta kalamaz. Ne devletimizin zayıflatılmasına ne de milletin ayrıştırılmasına eyvallah etmeyiz. Yeni anayasa devleti ve milleti ayrı yerlere koyan değil devlet ile milleti kucaklaştıran niteliklere haiz olmalı.

Meclis’imizin yeni anayasa için daha fazla gayret göstereceğine inancımız tamdır. Toplumun tüm kesimlerini yeni ve sivil anayasa mücadelemize omuz vermeye davet ediyorum.

Toplumlar ve devletler de bir sisteme, nizama sahiptir. Düzen devletin ve milletin temel direğidir. Düzeni sağlayan kanundur. Bir devleti ayakta tutan adalettir. Milleti huzur içinde tutan adalettir. Devleti her türlü tehditten koruyacak olan adalettir. Çalışanı, sanayiciyi, tüccarı koruyacak olan yine adalettir. Suçlu elini kolunu sallayarak gezerken masum cezalandırılırsa adalet sarsılır. Kolluk kuvvetlerimiz adaletin tecellisi için büyük özveri ile çalışmaktadır. Menfur saldırı ile şehit edilen Şeyda Yılmaz başta olmak üzere tüm şehitlerimize minnet duygularımı ifade etmek istiyorum. Güvenlik güçlerimizi rabbim muhafaza buyursun.

Kanunların kendilerine çizdiği kanunlar çerçevesinde vazifelerini ifa etmeyi sürdürecekler. Kanun ve düzen dışına çıkanlar tereddüt edilmeden yargı karşısına çıkacaktır. Yargı mensuplarının da görevini yerine getirdiğini hatırlatmak isterim. Kanun sınırları kaldığı için kimse yargımızı yıpratmaya kalkışmamalı. Yargı mensuplarımızın tehdit edilmesine hiçbirimiz müsaade etmemeliyiz. Savcı ve hakimlerimizin suçu cezalandırma, karar ve infaz konusunda sıkıntıları varsa şüphesiz bu kanunların konuşulmasını gerektirir. Kanun koyucu ise TBMM’dir. Kanunlarımız infaz ve ıslah konularına eğilmeli milletin taleplerine kulak vermelidir. Meclis’imizin bu konuda daha hassas olacağına inanıyorum. El birliği içinde çalışarak adalet hizmetlerimizin standardını daha da yükselteceğiz.

“Enflasyondaki düşüş devam edecek”

Reform programlarımız meyvelerini veriyor. Gündemimizdeki birçok meseleyi geride bıraktık. Merkez bankası 98.5 milyar dolar olan 156 milyar doları aşarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Türkiye’nin artık rezerv meselesi yoktur. Cari açığı sürdürülebilir düzeye çektik. Gayretlerimiz ile 20 milyar dolar altına indi cari açık. İhracat 256 milyar dolar ile rekor kırdı. Turizmde 2023 yılını rekor ziyaretçi sayısı ve gelir ile kapattık. 1 milyon 105 bin ilave istihdam oluşturduk. Milli gelirimiz 1 trilyon doları geçerek 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştı.

Kredi notu 3 kuruluş tarafından yükseltilen öteki ülke olduk. Türkiye’yi siyasi sebeplerle anılan gri listeden çıkardık. 114 milyar dolarlık ilave faturaya rağmen mali disiplinden taviz vermedik. Kararlı duruşumuzla enflasyonda düşüş trendine girdik. Gıda enflasyonu 4 yıl sonra aylık bazda negatife geldi. Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek.

İsrail’in Filistin’deki terör ve soykırım bugünlerde Lübnan’a uzandı. Dün işgal güçleri Lübnan’a karadan girdiğini duyurdu. İsrail bir yandan Gazze’de soykırım yaparken aynı anda bölge ülkelerini kendi ateşine çekmek için her türlü provokasyonu deniyor. Bütün bölgeyi ateşe atmayı amaçlayan Gazze’de 42 bin insanı katleden, şimdi de Lübnan’da katliama başlayan İsrail, dünyadan gereken tepkiyi almamakta. Bunu BM Genel kurulunda da ifade ettim. İsrail, Netanyahu isimli Hitler benzeri kişinin yönetiminde soykırım işlemiştir. Utanç verici bu tabloya rağmen bazı ülkeler İsrail’e destek sağlamaya devam ediyor. Diğer ülkeler de susarak bu vahşete ortak oluyor. Ne yaparsa yapsın İsrail, er ya da geç durdurulacak. Kendini dev aynasında gören hitler gibi Netanyahu da aynı şekilde durdurulacak. Anaların, babaların ahı bu zalimleri rezil rüsva edecektir.

“Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz”

Bugün batıdakiler başta olmak üzere devletlerin alnına yapışan o kara leke unutulmayacaktır. Halkı Müslüman olan o yöneticiler bu teröre sessiz kalması bir utanç vesilesi olarak asırlarca silinmeden kalacak. Bugün 360 gün oldu soykırım başlayalı. 42 bin kardeşimiz alçakça şehit edildi. İnsanlığa dar tüm değerleri ayaklar altına aldılar. Müslüman ülkeler bir ortak tepki göstermedi. Müşterek bir tavır dahi sergilenmedi. Hamas’ın kabul ettiği ateşkese zorlayıcı hiçbir adım atılmadı. Susmak, bu şebekenin saldırganlığından kurtaramayacak. Bu duygusuzluğun sona ermesi için hakkı savunmaya, zalimler karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz.

Vadedilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer bizim vatan topraklarımız olacaktır. Netanyahu hayallerine Anadolu’yu da katıyor. Türkiye tarafsız olsun diyenlere, Hamas terör örgütüdür diyenlere sesleniyorum; karşımızda bir devlet değil kandan beslenen bir katil sürüsü var. Karşımızda tüm bölgeyi ateşe atmaya niyetli işgal şebekesi var. Böyle bir katliam şebekesi karşısında zerre vicdan taşıyan kimse sessiz kalamaz. Sessiz kalanlar, yarın çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız. İsrail’in saldırganlığı Türkiye’yi de içine almaktadır. Vatanımız için, bağımsızlığımız için bu saldırganlığa elimizdeki tüm imkanla karşı durmayı sürdüreceğiz.

Bedeli ne olursa olsun Türkiye İsrail karşısında durmaya ve dünyayı da bu onurlu duruşa davet edecektir. Bir insanlık cephesinin kurulması için Türkiye elinden geleni yapacaktır. Sayın Mahmud Abbas bu kürsüden hem sizlere hem dünyaya seslendi. İran’a, Yemen’e, Suriye’ye de saldırıyor. Bu gazi Meclis sadece Türkiye’nin değil dünyadaki mazlum halkların umudu olan Meclis’tir. Çevremizde bir canavar kontrolsüzce büyürken, yanı başımızda sınırlar yeniden çizilmeye çalışılırken Meclisi’miz vakar, sağduyu, uzlaşma içinde yol gösterici olacaktır.”

Paylaşın