Abdülkadir Budak kimdir?

23 Nisan 1952’de Sivas’ın Hafik ilçesinde dünyaya gelen Abdülkadir Budak, babasının sağlık durumu nedeniyle ailesiyle Ankara’ya yerleşmiştir. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan Abdülkadir Budak, Sincan Lisesi’nden mezun olduktan sonra memur olarak çalışma hayatına atılmış, Kayseri ve Malatya’da uzun yıllar görev yapmıştır.

Haber Merkezi / 1994’te emekli olan şair Ankara’da yaşamını sürdürmektedir. Şair Emel Güz ve şair Orhan Göksel’in babasıdır. İlk şiirleri 1970’de Defne Dergisi’nde yayınlanan şair, Kayseri’de görev yaptığı yıllarda Ozanca ve Hakimiyet Sanat adlı dergilerin çıkarılmasında rol oynamıştır. Şiir Odası adlı dergiyi 2000’de Ankara’da 12 sayı çıkaran yazar 2007’de yayınlamaya başladığı Sincan İstasyonu adlı dergiyi halen çıkarmaya devam etmektedir.

Şairin Ankara’daki yaşamı şair dostları ve aile çevresi ile örülü güvenli bölge izlenimi vermektedir. Budak, şiir sohbetlerine ya da okuma etkinliklerine samimiyetiyle katılmayı önceleyen, yaşamını da adeta şiir ve edebiyat merkezinde şekillendiren bir anlayışla yaşamını sürdürmektedir. Yayıncılığı da onun edebiyat çevresiyle olan sıkı ilişkilerinin devamlılığını sağlamaktadır.

1995 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödüllerini, 1998 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, 2008 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü ve 2013 Ahmet Necdet Şiir Ödülü’nü kazanan Budak, çocuk yazını alanında kıymetli eserler ortaya koymuş; Bir Gül Çocuk adlı kitabıyla 1982 Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü’ne, Kuşların Alfabesi adlı dosyasıyla da 1988 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü’ne layık görülmüştür.

“Kırık Dal­lar” adlı ilk şiiri Mayıs 1970 tarihli Defne dergisinde yayımlanan Budak; şiir ve yazılarını Varlık, Yazko Edebiyat, Türk Dili, Yusufçuk, Adam Sanat, Yeni Biçem, Defter, Yasakmeyve, Sincan İstasyonu başta olmak üzere çeşitli dergilerde yayım­lamıştır.

Yapıtları;

Şiir; Geçti İlkyaz Denemesi (1978), Şimdi Yaz (1980), Gömleğim Leylâ Desenli (1981), Sevdanın Son Kerem’i (1985), İmzası Gül (1993; 1994 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülleri), Yanlış Anka Destanı (1994), Aşk Beni Geçer (1997; 1998 Halil Kocagöz Şiir Ödülü), Endişeli Fesleğen (1999), Ahşap Anahtar (2000), Ev Zamanı (2002), Sana Bakmak (2004), İşaretler (Seçmeler, 2006), Dalgın Rüzgâr (Toplu Şiirler, 2007)

Çocuk Edebiyatı; Bir Gül Çocuk (1981; 1982 Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü), Kuşların Alfabesi (1997; 1988 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü –dosya ile-)

Düzyazı; Ayna Sandım Şiiri (1998)

Ödülleri; 1982 Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü (Bir Gül Çocuk), 1982 Toprak Şiir Ödülü, 1983 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (İmzası Gül), 1983 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (İmzası Gül), 1988 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü (Kuşların Alfabesi), 1998 Halil Kocagöz Şiir Ödülü (Aşk Beni Geçer), 2008 Yunus Nadi Ödülleri

Paylaşın

Abdülhak Hamit Tarhan kimdir?

Abdülhak Hamit Tarhan, 2 Ocak 1852 yılında Hayrullah Efendi’yle Münteha Nesib Hanım’ın dört çocuğundan üçüncüsü olarak İstanbul / Bebek’te dünyaya gelmiştir. Annesi, daha beş yaşındayken esirciler tarafından Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’a getirilmiş ve cariyesi olduğu Ferit Efendi ve eşi tarafından evlat edinilmiştir.

Haber Merkezi / Babası Hayrullah Efendi; tıp kitapları okuyarak kendini geliştirmiş, 1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Aliye-i Şahane’yi kazanmış ve buradaki başarılarından dolayı padişah Abdülmecit’ten pırlantalarla süslü bir kutu hediye kazanmıştır. Ayrıca Meclis-i Nafia, Meclis-i Maarif-i Umumiyye, Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye, Encümen-i Dâniş, Mekatib-i Umumiye ve Altıncı Dâire-i Belediye Meclisi’nde çeşitli görevlerde bulunmuştur.

Üst düzey devlet görevlerinin yanı sıra, Lügat-ı Tıbbiye adlı bir tıp sözlüğü, Devlet-i Aliye-i Osmaniye adlı bir tarih kitabı, Yolculuk Kitabı, Hikaye-i İbrahim Paşa be-İbrahim-i Gülşeni adlı bir tiyatro eseri ve Nakş-ı Hayal adlı bir hikaye kitabı kaleme almıştır. Abdülhak Hamit’in doğduğu yalı, İstanbul’un Bebek semtinde bulunan ve dedesi Abdülhak Molla’ya ait olan Hekimbaşı yalısıdır. Hamit, yaşamı boyunca evinde dünyaya geldiği şair ve edip olan dedesine benzetilerek anılmıştır.

Köklü bir aileden gelen Abdülhak Hamit, ilk ve ortaokul tahsilini Bebek ve Rumelihisarı mahalle mekteplerinde yapmış; Evliya Hoca ve Dârülfünun’un ilk müdürü Hoca Tahsin Efendi’den özel dersler alarak eğitimini tamamlamıştır. On yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey’le Paris’e gitmiş, orada bir buçuk yıl Hortus College’e devam etmiş ve kısa sürede Fransızcayı öğrenmiştir.

Hamit, Tahran Büyükelçiliği’ne tayin olan babasıyla birlikte 1865’te İran’a gitmiştir. Fransızcasını geliştirmek için Dâniş Efendi’den dersler almaya başlayan Hamit’e ayrıca, Bahaeddin Efendi’den Arapça, elçilik katiplerinden olan Mirza Hasan Şevket’ten de Farsça dersleri aldırılmıştır. Doğu ve Batı dillerini bir arada öğrenen Hamit; Tahran’dan, bir yıl sonra, 1866’da, babasının ani ölümüyle ailesiyle birlikte İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştır. Burada önce Maliye Mühimme Kalemi’ne girmiş, daha sonra da Şura-yı Devlet ve Sadaret Mektubî Kalemi’nde görev almıştır. Ebuzziya Tevfik’le Maliye Kalemi’nden tanışıklığı olan Hamit, onun vasıtasıyla Sâmipaşazade Sezai, Namık Kemal, Recâizâde Ekrem ve Mizancı Murad’la tanışmıştır.

Abdülhak Hamit, önce Sultan Hamit’in mabeyncilerinden Neş’et Bey’in kızıyla nişanlanmış; ancak bir süre sonra nişan bozulmuştur. Daha sonra ağabeyi Nasuhi Bey’in Edirne’deki konağında 1874’te Pir-i zade Fatma Hanım’la evlenmiştir. Mutluluk ve huzurla geçen bu evlilikten Abdülhak Hüseyin adında bir oğlu, Hamide Nasip adlı bir kızı vardır. 1876’da Paris Büyükelçiliği ikinci katibi olarak Fransa’ya gönderilmiştir. Paris’te farklı gördüğü şeyleri benimseyen Hamit, tek gözlük takma modasına da uymuş; monokl adı verilen bu gözlüğü ömrünün sonuna kadar gözünden çıkarmamıştır.

1878 yılında Paris’te yazdığı Nesteren adlı tiyatro eseri yüzünden işsiz kalan Hamit, tekrar Paris’e de dönememiştir. Hayrettin Paşa’nın yardımıyla açıktan aylık almış ve Belgrat Elçiliğine katip olarak atanmıştır. Ancak ı Belgrat’a da gitmemiş, ağabeyinin yardımıyla geçinebilmiş, bu sırada büyük bir sefaletle yüzleşmiştir. Berlin Elçiliğine memur olarak tayin edildiyse de oraya da gitmemiştir. Bu yüzden 1881’de o dönemde Rize’de vali olan ağabeyinin yanına gitmiştir. Poti şehbenderliğine tayin olmuş fakat oradan kaçarcasına ayrılmıştır.

Daha sonra Golos şehbenderliğine tayin edilmiş, 1882 yılında ise eşi Fatma Hanım’la birlikte Yunanistan’a gitmiştir. Eşinin hastalığından dolayı İstanbul’a dönmüşler ve eşine verem teşhisi konmuştur. Bir süre sonra kendisine Bombay Baş şehbenderliği görevi verilen Hamit, eşine Hindistan’ın havasının iyi gelebileceğini düşünerek teklifi kabul etmiştir. Bunun üzerine 1883 yılının Ekim ayında yola çıkarak, Kasım ayının ortalarında Hindistan’a varmışlardır. Fatma Hanım’ın rahatsızlığı burada giderek ilerlemiş; bir süre sonra Hindistan’dan İstanbul’a dönmek zorunda kalmışlardır.

Vapur Beyrut açıklarında iken vefat eden Fatma Hanım, Hamit’in ağabeyi Nasuhi Bey’in vali olarak bulunduğu Beyrut’ta toprağa verilmiştir. Bu ölümün ardından Hamit, Bombay’da iken yazmaya başladığı Makber adlı şiirini tamamlamıştır. Bombay’a dönmek istemeyen Hamit; İstanbul’a döndükten bir süre sonra 1886 yılında Londra Elçiliği baş katipliğine görevlendirilmiş, Londra’nın en seçkin çevrelerinde bulunmuş ve Miss Gors’la tanışmıştır. Hüsranla sonuçlanan bu aşktan sonra Hamit gönlünü başkalarına da kaptırmayı ihmal etmemiştir.

Abdülhak Hamit, Zeynep adlı eseri yüzünden görevinden alınsa da padişaha bir daha edebiyatla uğraşmayacağına dair söz verince yeniden görevine iade edilmiştir. Böylece rütbesi ve maaşı artırılmış, elçiliğin ikinci müsteşarı olarak yeniden Londra’ya gönderilmiştir. 1890’da ölen eşi Fatma Hanım’a çok benzediği için Nelly isimli bir İngiliz kızla evlenmiştir. 1894’te Londra Büyükelçiliği Müsteşar Yardımcılığına, 1895’te de Lahey Elçiliğine atanan Hâmit burada iki yıl kaldıktan sonra 1897’de tekrar Londra’ya görevlendirilmiş ve elçilik müsteşarlığına tayin edilmiştir.

1906’da ise Brüksel ortaelçiliğine görevlendirilmiştir. Bu sırada ilk eşi Fatma Hanım gibi vereme yakalanan Nelly Hanım’ın 1911’deki vefatı Hamit’i yasa boğmuştur. Bu ölümden birkaç ay sonra İstanbul’a gelen Hamit, Cemile Hanımla evlenmiş; ancak bu evlilik yirmi gün kadar sürmüş; boşandıktan sonra tekrar Londra’ya dönmüştür. 1912 yılının Mayıs ayında ise Lüsyen adlı genç bir hanımla evlenerek 1913 baharında da eşiyle İstanbul’a dönmüştür. Bir yıl sonra Meclis-i Ayan azası olmuş, bu meclisin ikinci başkanlığına kadar yükselmiş ve 1918’de meclisin lağvedilmesine kadar bu görevini sürdürmüştür.

I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul işgal edilmeye başlayınca eşiyle birlikte önce Budapeşte’ye, sonra Viyana’ya kaçmış; buralarda sefalet içinde yaşamıştır. Zaferden sonra İstanbul’a döndüğünde Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisine maaş bağlamış ve yaşaması için bir daire tutmuştur. Lüsyen Hanım bir İtalyan kontu olan Duc de Soranza’yla aşk yaşamaya başlayınca Hamit ondan boşanmış, ancak bir süre sonra kendisine geri dönen genç Lüsyen’i affetmiştir. 1928’de İstanbul milletvekili olan Hamit, 86 yaşındayken 13 Nisan 1937’de devletin kendisine tahsis ettiği Maçka Palas’taki odasında hayata gözlerini yummuştur. Ölümünün ardından Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na defnedilmiş ve buraya ilk gömülen kişi olmuştur.

Yapıtları;

Şiir; Sahra (1879), Ölü (1886), Hacle (1886), Bir Sefilenin Hasbihali (1886), Bala’dan Bir Ses (1911), Validem (1913),
İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Ruhlar (1922), Garam (1923)

Oyun; İçli Kız (1874), Sabr ü Sebat (1875), Duhter-i Hindu (1875), Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919), Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970), Eşber (1880, 1945), Zeynep (1908), Macera-yı Aşk (1910), İlhan (1913), Tarhan (1916), Finten (1918, 1964), İbn Musa (1919, 1928), Yadigar-ı Harb (1919), Hakan (1935)

Paylaşın

Abdullah Şevki kimdir?

İstanbul’da dünyaya gelen Abdullah Şevki, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nden mezun olmuştur. İktisat ve Felsefe dallarında yüksek lisans çalışmaları yapan Abdullah Şevki, kamu görevlerinde bulunmuştur.

Haber Merkezi / Uzun süre yurtdışında kalan Abdullah Şevki, halen İngilizce ve Fransızca dillerinde çevirmenlik yapmaktadır.

İlk şiiri 1980 yılında Oluşum dergisinde yayımladı. Eski, Agora, Berfin Bahar, Kum, Şair Çıkmazı, Şiiri Özlüyorum, Ünlem vb. gibi dergilerde şiir, şiir çevirileri, eleştiri, deneme, araştırma ve öyküleri yayımlanmıştır.

Yapıtları: Kana Batkın Anka, İlk Sessizlik, Gecenin Evi, Deli Şiir

Bambaşka Bir Anka

bir
başka
anka
olsam
bambaşka
uçup gitsem
kıyısız
denizler
ardına
yaz
olsam
gururlu
ve
kırılgan
yapraklar
kadar
melankolik
olsam
sarardıkça
acıları
anlatan
ışıklar kadar
ürkek
olsam
talih kadar
nazlı
tepeden tırnağa
niyaz
kötülük
olsam
sonu pişmanlık
aşk
olsam
gülü
gül açtıran
kavuşamasam
ama
ilk sabah
olsam
ya da bir dağ
aslında
hiç
olsam
külleri
savrulan
başka
bambaşka
bir
anka.

Rüzgar ve Mum Alevi

mum alevinin yalvardığını mı düşünüyorsun
rüzgârdan korkmasa yapar mı bunu
daha da sert eserse rüzgâr
ince, gri duman olur havada dağılan
hoyrat rüzgâr ne anlar
karanlığın buyurganlığını korurken
mum alevinin zarif aydınlığından.

Paylaşın

A. Uğur Olgar kimdir?

1951 yılında Kayseri’de dünyaya gelen A. Uğur Olgar, baba tarafından Sivas Zara’lı, anne tarafından ise Çankırı Çerkeş’lidir. A. Uğur Olgar’ın dedelerinin Azerbaycan Gence’den geldiği söylenir. İlkokulu Kayseri’de, Pınarbaşı’nda ve İstanbul Kasımpaşa’da okudu.

Haber Merkezi / Yine Kasımpaşa’da başladığı ortaokulu ve daha sonra da liseyi Bakırköy’de bitirdikten sonra girmeyi çok arzu ettiği Edebiyat Fakültesi yerine son anda İstanbul Hukuk Fakültesini tercih etti. Fakülteyi bitirdikten sonra, öğrenciyken girdiği Gümrük Teşkilatının çeşitli birimlerinde ve yerlerinde uzun yıllar memur ve yönetici olarak çalıştı (İstanbul, Kuşadası, Sinop). 1990 Yılının başlarında geldiği İçel’in şirin ilçesi Silifke’de halen Hazine Avukatı olarak görevini sürdürmeye çalışıyor.

Kendini bildi bileli şiir ve edebiyatın içinde olan A. Uğur Olgar’ın şiirleri, şimdiye dek Eski, Düşe-Yazma, Berfin Bahar, Ada, Şiiri Özlüyorum, Lacivert, İmgelem, öteki-siz, Şair Çıkmazı, Kuyudaki Koro, Mor Taka, Aykırı Sanat, Şiirin, İspinoz, Öğretmen Dünyası, Sarıyayla, Hayal, Gülpınar, Amik Edebiyat, Güneyde Kardelen, Andız, Milliyet Oscar TV Dergisi, Bolu’da Sanat Sokağı dergileri ile Anafilya, İmgenet, Düşle, Bezirgan sanal edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yayımlandı.

1997 Yılında Ankara Barosu’nca ülkemizin tüm hukukçularına açık olarak düzenlenen yarışmanın şiir dalında “en iyi yayıma değer şiir ödülü” ile 2005 Çatalzeytin 1. lik ödülünü kazandı. Edebiyatçılar Derneği, Lacivert Sanat, Şiir Akademisi üyesi. Ayrıca Mersin Silifke’de yayımlanan Andız Mevsimlik Şiir Seçkisi / Şiirin Son Konalgası’nın Yayın Yönetmeni. Yayımlanmış 4 kitabı var. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Paylaşın

Abdülkadir Paksoy kimdir?

1954 yılında Malatya’nın Darende İlçesi’nde dünyaya gelen Abdulkadir Paksoy, ilk, orta ve lise öğrenimini Darende, Malatya, Adana, Ceyhan ve Osmaniye’deki okullarda tamamladı. Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler ve Anadolu Üniversitesi Tarih bölümlerini bitirdi.

Haber Merkezi / 1979’da İzmit’te başladığı öğretmenlik görevine İstanbul’da devam etti. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Iğdır’a atanınca hukuk öğrenimini bırakmak zorunda kaldı. Değişik illerde öğretmenlik yaptıktan sonra Ankara’ya yerleşti. 2OO2 yılında Ankara Çankaya Lisesi tarih öğretmenliğinden emekli oldu.

İlk şiirleri Gerçek gazetesinde yayımlandı (1977). İlk şiir kitabı Yeditepe Yayınları arasında çıktı (1984). 1987’de bir grup genç ozanla birlikte “Yeni Şiir” dergisini çıkardı. 16 sayı yayımlanan bu dergiyi kapatarak ürünlerini 1990’da Ümit Sarıaslan’la birlikte çıkardıkları Anadolu Ekini dergisinde yayımlamaya başladı. Anadolu Ekini, Ocak 2001’e dek aralıklarla 40 sayı yayımlandı.

19 Ocak 1993’te Ankara Sanat Kurumu’nda adına bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda bir konuşma yapan şair Behçet Aysan, onun “toplumcu ve lirik” yapısına dikkat çekti.

Edebiyata başladığı ilk yıllardan itibaren Toplumcu Gerçekçilik akımı çizgisinde eserler veren Paksoy, şiirlerinde toplumcu ve lirik bir dil kullandı. Edebiyatın insanla insan arasında bir köprü olduğuna inanan şair, şiirinde kullandığı dil ve üslup ile bu anlayışını pratikte de ortaya koyma gayreti göstermiştir.

Bu durumu “Ama köprülerimiz güzel olmalı. Güzellik yetmez, sağlam olmalı; yıkılmamalı bir sel suyuyla, depremle. Köprülerimiz köprü olmalı…/Hele hele olmayacak yerlere köprü kurulmamalı; boğazların güzelliğini, kentlerin estetiğini demirle, betonla bozmamalı.” mısraları ile dile getiren Paksoy’un şiirlerinde toplumcu gerçekçi anlayışın etkisiyle, tabiat ve insan, ideoloji ile birlikte harmanlanarak verilir.

Bununla birlikte mesleğinin etkisiyle Paksoy’un şiirlerinde zaman zaman tarih ve tarihin gerçekliğine dair göndermelere de rastlanırken kimi zaman tarihi gerçekliklerin kullanılarak günümüz hadiselerinin kastedildiği de görülür. Ömrünün büyük bir kısmını Ankara’da geçiren Paksoy’un şiirlerinde tarihiyle, tabiatıyla, insanıyla, “bozkır kenti” olarak tabir ettiği Ankara, geniş bir yer tutar.

Yapıtları:

Şiir: Ayrılığın ve Ölümün Dışında, Güneş Batarken, Yenigün Aryası, Kadir Bey Tarihi, Usulca (Kıyı dergisi/Nabi Üçüncüoğlu Şiir Ödülü,1992), Hacı Bektaş Destanı, Yaralı Temmuz (Sivas Kıyını), Başak ve Asma (Ankara Güzellemesi, Ümit Sarıaslan ile birlikte), İki Bulut Yardan Aşağı (Kocaeli Üniversitesi Akademik Şiir Ödülü 1999) Öte’ Beri (Behçet Aysan Şiir Ödülü / Övgüye Değer, 2000), Tetik ve Kalem, Tan Ağrısı

Düzyazı: Pireotu (yazılar), Tarihin Talihsizliği (tarih öğretimi ve öneriler), Dizelerden Denizlere (şiir duyumsama çalışmaları), Anadolu Anadolu (gezi yazıları, Ümit Sarıaslan ile birlikte)

Paylaşın

CHP’den İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararının iptali için Danıştay’a başvuru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı daha önce kadın örgütleriyle yaptıkları başvuruyu bugün de tüm CHP grubu adına yaptıklarını duyurdu. Türkiye, Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmıştı.

Haber Merkezi / CHP, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali için Danıştay’a başvurdu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ile Grup Başkanvekili Özgür Özel, başvurunun ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundular.

Açıklamasında “Danıştay’a bu kararın yok sayılması, iptali ve yürütmesinin durdurulması yönünde üç talepli başvurumuzu az önce yaptık” diyen Özel,  özetle şunları söyledi;

“İlk olarak usul yönünden bu kararın yok olduğunu iddia ediyoruz ve bu yokluğun tespitini istiyoruz. İkincisi yapılan işlemin tamamen anayasaya aykırı olduğunu tüm yönleriyle delillendiriyor ve anayasaya aykırılık yönünden iptal etmesini istiyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilindi onun yarattığı olumsuz iklimin hem şiddeti uygulayanlarda hem de kanunları uygulama yükümlülüğü olanlarda yarattığı, kadınlar aleyhine olumsuz etkiyi de hepimiz görüyoruz. Yılın ilk üç ayında 88 kadının katledildiği bir ülkede, AKP İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye çalışıyor. Bu yüzden de Danıştay’dan ivedilikle bu Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın yürütmesinin durdurmasını istiyoruz. AKP’nin yaptığı tek iyi iş ne diye sorsanız İstanbul Sözleşmesi’ni söylerdik. 19 yıldır yaptıkları en iyi işten geri dönüyorlar. Coğrafi ev sahibi, ilk kabul eden ülke olduğumuz, üzerine titrediğimiz bu önemli meseleden AK Parti’nin bu şekilde çekiliyor olması elbette sadece kadınların meselesi değildir. Bu Türkiye’yi seven tüm yurttaşların meselesidir. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak hayatı savunmaktır. Bu savunmaya hep birlikte, omuz omuza, gururla, inatla devam edeceğiz. Bir aydır partimizin hukukçularının yürüttüğü titiz çalışma sonucunda CHP Grubu olarak, bu sözleşmeye istisnasız tüm milletvekillerinin oy verdiği bir grup olarak, sözleşmeden çekilme yetkisinin TBMM’de olduğunu bir kez daha vurgulayarak, Danıştay’a bu kararın yok sayılması, iptali ve yürütmesinin durdurulması yönünde üç talepli başvurumuzu az önce yaptık.”

“İstanbul Sözleşmesi hala yürürlüktedir”

Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca da İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla “Kadın beyanı esastır” ilkesine uyulmadığını belirterek şöyle konuştu:

“Bugün, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararı ile çıkılması sonrasında CHP örgütleri olarak başlattığımız mücadelenin bir başka aşamasındayız. Bu sadece bir kadın meselesi olmayıp, toplumun kadın erkek tüm bireylerini ilgilendiren bir mesele olduğu mesajını da vermek istedik. İstanbul Sözleşmesi hala yürürlüktedir. İstanbul Sözleşmesi, TBMM’de yürürlüğe girmiştir. Bu kanun yürürlükte olduğu sürece Cumhurbaşkanının bir kararname ile sözleşmeden çekiliyorum demesi hukuk literatüründe yok hükmündedir. İstanbul Sözleşmesi 18 yaşından küçük çocuklarımızın zorla evlendirilmesinin önüne geçen bir sözleşmedir.”

İstanbul Sözleşmesi

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından desteklenmektedir ve taraf devletleri hukukî olarak bağlar. Sözleşmenin dört temel ilkesi; kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesidir. Kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenlemedir. Tarafların sözleşme kapsamında vermiş oldukları taahhütler, bağımsız uzmanlar grubu GREVIO tarafından izlenmektedir.

Paylaşın

Nisan ayında tüketici güveni yılın en düşük seviyesinde

Mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, nisanda bir önceki aya göre yüzde 7.5 azaldı. Martta gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi 94.1 iken nisanda yüzde 11.9 gerileyerek 82.9 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan 2021 Tüketici Güven Endeksi sonuçları açıklandı.

TÜİK ve TCMB işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 7,5 oranında azaldı; Mart ayında 86,7 olan endeks, Nisan ayında 80,2 oldu.

Geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi Mart ayında 67,3 iken, Nisan ayında yüzde 4,9 oranında azalarak 64,0 oldu.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi endeksi Mart ayında 87,9 iken, Nisan ayında yüzde 7,9 oranında azalarak 81,0 oldu.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi Mart ayında 94,1 iken, Nisan ayında yüzde 11,9 oranında azalarak 82,9 oldu.

Geçen 12 aylık döneme göre gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi Mart ayında 97,4 iken, Nisan ayında yüzde 4,7 oranında azalarak 92,8 oldu.

 

Paylaşın

Beşiktaş’ta Kayserispor mesaisi

Süper Lig’de Hes Kablo Kayserispor ile karşılaşacak olan Beşiktaş, maçın hazırlıklarına BJK Nevzat Demir Tesisleri’nde yaptığı çalışmayla başladı. Beşiktaş, maçı hazırlıklarını, yarın yapacağı çalışmayla tamamlayarak kampa girecek.

Haber Merkezi / Beşiktaş, Süper Lig’de Hes Kablo Kayserispor ile oynayacağı maçın hazırlıklarına, bir günlük iznin ardından bu sabah BJK Nevzat Demir Tesisleri’nde yaptığı çalışmayla başladı. Basına kapalı antrenman, 1.5 saate yakın sürdü.

Teknik Direktör Sergen Yalçın yönetiminde yapılan idman; dinlenme, kondisyon ve taktik çalışmasıydı. Demir Grup Sivasspor maçında oynayan futbolcularımız, rejenerasyon çalışmasıyla günü tamamladı.

Diğer futbolcular; ısınma koşuları, istasyon koşuları ve stretching çalışmasıyla antrenmana başladı. Pas, 5’e 2 ve dar alanda oyun kontrol pas çalışmaları yapıldı. İdman, yarım sahada oynanan çift kale maç sonrası gerçekleştirilen şut çalışmasıyla sona erdi.

Beşiktaş, Hes Kablo Kayserispor maçı hazırlıklarını, yarın (23 Nisan) saat 18.00’de yapacağı çalışmayla tamamlayarak kampa girecek.

Paylaşın

Beşiktaş Başkanı Çebi’den ‘şampiyonluk’ açıklaması: Biz olacağız

Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi, gündeme ilişkin düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Kamuoyunda şampiyon olamayacağımız yönünde yapılan algı çalışmalarını doğru bulmuyorum ve bunda bir kasıt arıyorum. Bizim gerimizde olan rakiplerimizin şampiyon olacağını iddia edenler bizim şampiyonluğumuza ihtimal vermiyorlar. Şampiyon biz olacağız.” dedi.

Haber Merkezi / Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi, BJK Nevzat Demir Tesisleri’nde bir basın toplantısı düzenleyerek gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Çebi’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

“Kamuoyunda şampiyon olamayacağımız yönünde yapılan algı çalışmalarını doğru bulmuyorum ve bunda bir kasıt arıyorum. Bizim gerimizde olan rakiplerimizin şampiyon olacağını iddia edenler bizim şampiyonluğumuza ihtimal vermiyorlar. Şampiyon biz olacağız.

Vizyonumuzdan ve ahlaki yapımızdan geri durmayacağız. Şampiyonluk ekip işidir. Yönetici arkadaşlarım, teknik ekip ve futbolcular olarak bizler inandık. Tüm camianın da bize inanmasını istiyorum. Kimsenin en ufak şüphesi olmasın. Hesaplarımızda değişen bir şey yok.

Puan kaybettiğimiz maçlarda karşılaştığımız rakiplerimizin şampiyonluk yarışındaki rakiplerimize karşı da aynı motivasyonla sahada olacaklarına inanıyorum. Bu nedenle rakiplerimizin de puan kaybedeceklerini düşünüyorum.

Camiamızdan “Beşiktaş kötü oynuyor” veya “Beşiktaş şampiyonluğu verdi” şeklinde medyada yapılan yorumları dikkate almamalarını rica ediyorum.

Çok konuşmayla başarılı olunmuyor. Ben ve arkadaşlarım Beşiktaş’ın ihtiyacı olan her türlü mücadeleyi veriyoruz. Konuşmuyor olmamız bir şey yapmadığımız anlamına gelmez. Her türlü mücadeleyi namuslu ve onur şekilde yapıyoruz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

TFF ve MHK’nın bir takımı şampiyon yapmak istediğini düşünmüyorum. Hakemin iyisine iyi, kötüsüne kötü deriz. Bir şey hissetmemiz halinde gereğini yaparız.

Pandemi döneminde 21 takımdan oluşan bir lig oynuyoruz. Düşme hattındaki takımlar, şampiyonluğa oynayan takımlardan puan alabiliyor. Başakşehir düşme hattındaki bir takım. Başakşehir’in oynadığı oyuna bakıyoruz. Düşme hattındaki takımların fazlalığı şampiyonluğa giden takımları zorlayacaktır.

Diğer kulüplerin yöneticilerine seslenmek istiyorum. Eski alışkanlıklarınızı bu sezona yansıtmayın. Diğer takımların futbolcularına da seslenmek istiyorum. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkalarına yapmayın. Meslektaşlarınızın emeklerine saygı gösterin.

Medyadaki bazı Beşiktaşlıların, Beşiktaş’ın zarar görebileceği söylemlerden kaçınmaları gerekir. Beşiktaş, büyük ve köklü bir kulüp. Beşiktaş’ı yıpratmaya çalışanların değer görmeyeceklerini bilmelerini istiyorum.

Beşiktaş, puan farkıyla lider durumda. Sezon başında küme düşeceğimizi bile söylediler. Ben o zaman da şampiyon olacağız dedim şimdi de aynı şeyi söylüyorum. Arkadaşlarımın inancına inanıyorum. Hocamızın takıma olumlu yansıdığını görüyorum. Futbolcularıma güveniyorum. Başka bir takım şu anda önde olsaydı o takımı şampiyon ilan etmişlerdi ama Beşiktaş lider olunca söylemeye dilleri varmıyor. Olsun, 6 hafta sonra söyletiriz.

Demba Ba iyi tanıdığım ve Beşiktaş’a transferinde emeğimin bulunduğu dürüst, onurlu ve başarılı bir futbolcu. Demba Ba’nın yaşadığı olay beni şaşırtmıştır. Bir şey varsa umarım fermuarını açar ve ne söyleyecekse söyler. Bunlar Türk futbolunda alışık olmadığımız durumlar. Demba Ba, bir şey yoksa da yok demeli. Camiaları zan altında bırakmamak gerekir.

Aboubakar art niyetsiz oyuncularımızda biri. Onun sözleşmesini ben yaptım. İstersek seneye bizimle olmaya devam edecek. Eğer Aboubakar’ın bizde hakkı varsa onu verebilecek biriyim. Aboubakar’ın oynamak istememesi gibi bir durum söz konusu değil. Aboubakar olmadan da şampiyon oluruz. Futbolcularımızı yıpratmayı amaçlayan davranışlardan kaçınılması lazım. Herkes haddini bilsin.

Kulüpler Birliği Vakfı’ndaki sorunlar aynı zamanda Beşiktaş’ın sorunları. Ben uykumdan ve ailemden çaldığım vakti oraya veriyorum. Beşiktaş Başkanının Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı olması Beşiktaşlılar için gurur vesilesi olarak görülmeli. Herkes evinde dinlenirken bizler pandemi demeden gece gündüz Beşiktaş için mücadele etmeye devam ediyoruz. Fuzuli konuşanları ciddiye almamak lazım. Son on yıla bakıldığında ilk kez kulübümüzün futbolcularımıza bir aylık dahi maaş borcu yoktur. Bu konuda takdiri taraftarlarımıza bırakıyorum.

Bankalar Birliği ile revize edilen sözleşmede çok emeğimiz var. Cumhurbaşkanımıza tekrar teşekkür ediyorum, kendisi Türk futbolunun önünü açmıştır. Bu sözleşme bize nefes aldırmıştır. Daha dikkatli olmalıyız. Har vurup harman savurma dönemi bitmiştir. Lisans yönetmeliklerine uyumlu davranmalıyız.

Avrupa Süper Ligi’ne ilk tepki gösterenlerdeniz. UEFA köklü bir kurum ve başarılı organizasyonlar yürütüyor. Birkaç takım ekonomik pastayı bölüşmek istedi, bunu doğru bulmuyoruz. Neyseki futbolu geriletecek bu uygulamadan vazgeçmiş durumdalar. UEFA, futbolcuları sürekli haklı gören ve kulüpleri cezalandıran tutumundan vazgeçmeli. Bunu dile getirmeye devam edeceğim.

Türkiye Kupası’nda final oynayacak olmamız başarılı bir sezon yaşadığımızın bir diğer ispatıdır. Başarı için ruh gerekir. Parayla şampiyon olunmaz. Önemli olan futbolculara ruh vererek onları oynatabilmek. Altyapıya önem veriyoruz. Kulüp başkanları futbolcu yetiştirme konusunda sabırlı olmalılar. Stat zeminlerine de iyi bakmalıyız. Erzurum’da Cenk sakatlandı. Biz ve milli takım zarar gördü. Zeminlerin iyi tutulması için teşvik sistemi getirilmeli.

Ghezzal ve Rosier’i takıma kazandırmak istiyoruz. Görüşmeler devam ediyor ama sonuçlanan bir şey yok. Aynı şekilde Aboubakar da takımda kalmak istiyor.

Beşiktaş’ın menfaatleri neyi gerektiyorsa o doğrultuda üst düzeyde mücadele ediyoruz. Yapılan her icraatın konuşulmasını doğru bulmuyorum.

Fikstür konusunda ayrıcalık talep etmiyoruz. Bir maçın tarihi değiştiğinde bu durumda diğer maçlar da etkileniyor. Fikstür konusunda başka bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.

TFF ve MHK’nın bir takımın başarılı olması konusunda taraftar olduğuna inanmıyorum. Hakemler hata yapıyor. Bu hatalar kabul edilemez. Bu konularda en çok mağdur olan taraf biziz. Bunu sürekli dile getiriyoruz. Bunları önlemek adına çabalamaya devam edeceğiz.

Erkenden şampiyonluk havasına girilmemesi yönünde gerekli uyarıları yapmıştık. Son iki haftaada yaratılan algı nedeniyle başka şeyler konuşmaya başladık. Efendilik ve rakiplerimize saygı nedeniyle şampiyonluk iddiamızı dile getirmedik Artık net bir şekilde şampiyon biz olacağız diyorum. Futbolcularımın da böyle düşünmesi beni mutlu eder. Puan kaybettiğimiz rakiplerin motivasyon kaynağı umarım sadece oynadığımız iyi futboldur. Puan kaybettiğimiz rakiplerimizin şampiyonluk yolundaki rakiplerimizden de puan alacağına inanıyorum. Biz de iyi oyunumuzu sahaya yansıtacağız.

Altyapımızın başında Mehmet Ekşi var. Pandemi altyapı konusunda bizi olumsuz etkiledi. U-19 dışında maçlar oynanmıyor, çalışmalar yapılamıyor. Pandeminin yarattığı zararı ileride Türk futbolu olarak yaşayacağız.

Larin sevdiğimiz bir futbolcu. Saygılı ve fedakar bir oyuncu. Kiraya verdiğimiz yerde neredeyse üstüne para vermişler. Buraya tekrar geldiğinde ona imkan verdik. Hocamıza da teşekkür ediyorum. Larin ile ilgili teklifler geliyor, gelecektir. Sezon sonuna kadar transfer konuşmayacağım.

Cenk önümüzdeki sezonun ilk yarısına kadar ancak toparlanacaktır. Kulübünün tasarrufu ne olur bilmiyorum. Kapımızı çaldığı takdirde ona kapılarımız her zaman açıktır.

Eski futbolumuza döndüğümüz takdirde, rakiplerimizin rakipleri istekli ve hırslı oynarlarsa şampiyonluğa daha erken ulaşabiliriz. Biz kendimizden eminiz.”

 

Paylaşın

Galatasaray, Zeynep Sude Demirel’i kadrosuna kattı

Galatasaray HDI Sigorta Kadın Voleybol Takımı, Vakıfbank’ın genç orta oyuncusu Zeynep Sude Demirel’i 1 yıllığına kiralık olarak kadrosuna kattı. Zeynep Sude Demirel, transfer sonrası yaptığı açıklamada, Galatasaray’da olduğu için çok mutlu olduğunu belirterek, “Böyle büyük bir camiada olmak çok gurur verici” dedi.

Haber Merkezi / Voleybola Kocaeli Derince Yenikent Spor Kulübü’nde başlayan 2000 doğumlu Zeynep Sude Demirel, Vakıfbank, Çanakkale Belediyespor, Büyükçekmece Voleybol Akademisi, Doğa Koleji ve Sistem9 Yeşilyurt’ta forma giydi.

Demirel’in kariyerinde Vakıfbank forması ile 3 Türkiye Ligi şampiyonluğu, Doğa Koleji ile 2 Türkiye Şampiyonluğu ve Dünya üçüncülüğü bulunuyor. 2014 yılından itibaren Milli takımlarda görev yapan başarılı orta oyuncu, Milli takım forması ile 2016-2017-2018 yıllarında Balkan ikinciliği, 2019 yılında Balkan şampiyonluğu, 2018 yılında Avrupa dördüncülüğü ve 2019 yılında Dünya dördüncülüğü elde etti. Demirel, geçtiğimiz yıl formasını giydiği Sistem9 Yeşilyurt forması ile de Kadınlar CEV Challenge kupasının sahibi oldu.

Zeynep Sude Demirel, Galatasaray Televizyonu’nun sorularını yanıtladı. Galatasaray’da olduğu için çok mutlu olduğunu belirten Zeynep Sude Demirel’in ilk açıklamaları şu şekilde:

“Böyle büyük bir camiada olmak çok gurur verici. Ben de çok mutluyum. Bu camia için elimden gelenin en fazlasını yapmaya çalışacağım. Taraftarlarımızı her şekilde yanımızda hissedeceğimize eminim. Televizyondan ve sosyal medyadan bizi takipteler. Taraftarlarımızı bu sene memnun edeceğimizden çok eminim. İnşallah pandemi bitince bizi yakından destekleyecekler.”

Paylaşın